“Nasılsın kızım?” genç
kadın babasına sığınarak yutkundu. Burnunun direği sızlamıştı. Ağlamamak için
savaşıyordu kendiyle. Sevdiği bir avuç insandan uzakta kalmak zorlaşıyordu
gittikçe.
“İyiyim baba” geri
çekilerek gülümsedi. Savaş bitmiş kazananı elbette o olmuştu. Yanaklarını
istila etmeye çalışan gözyaşlarını geri püskürtmeyi başarmıştı. Selim bey
gülümseyerek karnına dokundu.
“Torunlarım seni
yoruyor mu?”
“Yoruluyorum ama günün
sonunda benimle oldukları için şükrederek dalıyorum uykuya.”
“Çok şükür kızım. Rabbim her ikisini de
sağlıkla sıhhatle kucağımıza almayı nasip etsin”
“Amin baba. Bedriye
abla nerede?” etrafa bakındı ama Bedriye ablasını göremedi.
“Ağabeyi ameliyat
oldu. Onun yanında. Ben de getirdiğin evrakları imzaladıktan sonra onun yanına gideceğim.”saçlarını
okşadı kızının.
“Tamam baba. O zaman
çalışma odana gidelim. Bana birkaç evrak daha vermen lazım”
“Gidelim kızım”
Merdivenleri yavaş
yavaş çıkarak bir üst kattaki çalışma odasına girdiler. Selim bey masasına
geçip evrakları imzalarken Azra kasayı açarak kendisine gereken evrakları
aramaya başladı. Birkaç kağıdı aldı baktı ama onlar aradığı şeyler değildi.
Dikkatsizce baktığı kağıtları yerine koyarken kasanın en dibindeki bir kağıt
dikkatini çekti. Eğilerek aldı ve kendi ismini gördüğü kağıdı okumaya başladı.
“Neye bakıyorsun sen
öyle?” diye soran babası sözleşmenin son sayfasını okumasına engel olmuştu.
sözleşmeyi yerine koyarak bir deste mektubu aldı kasadan.
“Annemin mektuplarına”
desteyi kaldırarak babasına gösterdi. Mektuplara kederli gülümseme ile bakan adam elindeki
kalemi masaya bıraktı. “Bunları alabilir miyim baba?” diye sordu dolu gözlerle.
“Tabi ki alabilirsin kızım.
Onları sana yazdı zaten.”
“Teşekkür ederim baba”
“Bir şey değil güzel kızım.
Yarın yılbaşı. Kocanla bir kutlama yapacak mısın?” diye sorunca takvimi tamamen
unuttuğunu hatırladı.
“Yapacağım tabii” aklına
güzel bir fikir gelmişti. Onunla geçirdiği iki yılbaşı oldukça berbat geçmişti.
İlk yıllarında kocasının hazırladığı yılbaşı kutlamasını hatırlayınca yüreği sızlamıştı.
Hatırlamasa da onunla
güzel bir gece geçirecekti.
Genç kadın babası ile
vedalaştıktan sonra önce şirkete giderek işlerini halletti sonra alış veriş
yaparak eve döndü. Arabayı kullanan şoförü poşetleri evine kadar taşımış
kadının yorulmasına izin vermemişti. Poşetleri ayırarak yarın için aldıklarını
odasına götürdü. Mutfak için aldıklarını buzdolabına yerleştirip elini yüzünü
yıkadı. Banyodan çıkıp saate baktığında kocasının gelmesine yarım saat
kaldığını gördü. Oflayarak oturduğu koltukta geri yaslandı.
“Kalk da pratik bir
şeyler yap Azra. Birazdan kocan gelecek.”
Ayağa kalkarak mutfağa
gitti ve buzdolabını açarak bakınmaya başladı. Gözüne ilk az önce marketten
aldığı tavuk butları ilişti.
Milföylü Tavuk Sarma
yapacaktı. Karar vermişti.
Kocası geldikten sonra
yemek yemiş, sohbet ederek televizyon izlemişlerdi. Rahşan`ın tavırları biraz
soğuk olsa da aldırmadı. Çünkü böyle gelgitlerine alışmıştı. Hatırladığı o
kadınla nasıl bir ilişkiye sahipti hatırlamaya çalışıyordu. Bunu biliyordu.
Akşam on bir gibi ilaçlarını içtikten sonra birlikte yatağa girdiler. Rahşan
önce bebeklere ninni söylemiş sonra kadını öperek uyutmuştu.
O kadını bu sefer
rüyasında görmüştü.
Seni sevmiyorum
bağırıyordu avaz avaz. Adam rüyasında bile kalbinin nasıl parçalandığını
hissetmişti.
Sabah adamın
yaşadıklarından habersiz heyecanla uyanan kadın kolları sıvayarak kahvaltı
hazırladı. Bir saat sonra mutfağa giren kocası tatlı istifleme kavanozundaki
kurabiyeleri gördü. Kokusu zaten tüm evi sarmıştı. Görmese de biliyordu ne
olduğunu.
“Tarçınlı kurabiye
yapmışsın” dedi sesini ve yüz ifadesini düzgün tutarak. Zira bayılmak üzereydi.
“Evet. Sever misin?”
diye sordu.
“Hiç sevmem!”
Kavanoza uzanıp
kurabiye almak için kapağını açmaya yeltendi fakat duyduğu kelimeler elinin
kapağın üzerinde kalmasına neden olmuştu. Arkasına dönerek kocasına baktı.
“Rahşan” dedi telaşla.
“O kurabiyeleri evden hemen
çıkart Azra.” dedi kesik kesik nefes alarak. Rengi atmıştı adamın.
“Hemen”
Kavanozu alarak
mutfağın camını açtı ve içeriye karlı temiz havanın girmesini sağladı.
“Ben şimdi bunu alt
komşu Melahat teyzeye verip geliyorum. Sen iyi misin?” diye sordu endişeyle.
“Elindekileri dışarı
çıkarırsan iyi olacağım”
“Çıkardım bile”
Azra kapıyı açarak
dışarı çıktı. Çağırdığı asansöre binerek alt kata indi ve kavanozu Melahat
teyzesine verdi. Kadının sohbet etme isteğini nazikçe redderek başka zaman diye
söz verdi ve yukarı çıktı. Anahtarı almadığı için kapıyı açık bırakmıştı. İçeri
girip ardından kapıyı kapattığında salondan gelen seslere dikkat kesildi.
“Atların yokluğunu
fırsat bilen itler ortalıkta dolaşmaya başlamış.” Karnını tutarak yavaş
adımlarla eve girdi. Kapıyı ardından kapatarak ses gelen yöne; salona gitti.
Salona girdiğinde koltukta sakinleşmeye çalışan kocası ve yanında da geceliğinin üzerine giydiği kırmızı
sabahlığı ile düzgün saçları ve hafif makyajı ile oturan karşı komşuları vardı.
İtiraf etmek gerekirse
kadın sabah sabah çok güzeldi.
Dikkatlerini çekmek
için hafif öksürdü ve kocasının yanına oturdu.
“İyi misin Rahşan?”
diye sordu elini adamın koluna koyarak. Rahşan kafasını ona çevirdi. Bitkin
görünüyordu ama az öncekinden iyiydi.
“İyiyim.”
“Ne oldu az önce?
Neden tarçınlı kurabiyelere öyle tepki verdin?” merak ediyordu. Daha önce böyle
bir durumla hiç karşılaşmamıştı.
“Rahşan`ın tarçına
alerjisi var Azra hanım. Daha aynı evde
yaşadığınızı adamı tanımıyorsunuz.”
Bu kadın kocasının
tarçına alerjisi olduğunu nasıl bilmezdi?
Kadın kocasının bir
şeye alerjisi olduğunu ilk kez duyuyordu. Çok şaşırmıştı.
“Ben... bilmiyordum”
dedi gözleri dolu dolu. Çiğdem ona burun kıvırarak bakarken Rahşan elini tuttu.
“Bilmemen normal çünkü
bu evde o şey” yüzünü buruşturdu. İsmini dahi söyleyemiyordu. “bulunmaz. Ben de
söylemeyi unutmuşum.”
“Eskiden o kokuyu
duyunca bu kadar sakin olmazdı. Bayılmadan önce nefes darlığı yaşardı.
Tedaviden sonra tepkileri hafiflemiş” kocası hakkında bu kadar şey bilen kadına
dişlerini sıkarak baktı.
“Siz neden
gelmiştiniz?” konuyu değişip sinirlerini yatıştırmaya çalıştı. Tek kaşını
kaldırarak bakışlarını kadının üzerdinde dolaştırıp gözlerine çıkardı.
“Ortak arkadaşımız
Burak parti veriyor. Bizi davet ettiler. Gidip gitmeyeceğini sormak için
gelmiştim” Rahşan`a baktı soru dolu bakışlarıyla. Genç kadın kocasının vereceği
cevabı merakla beklemeye koyuldu. Akşamki kutlamaları bu cevaba bağlıydı.
“Elbette geleceğim.”
Kadının umutları yok olurken Çiğdem gülümseyerek kocasına baktı.
“Geçen sene gelmedin.
Bu sene de gelmezsin sanmıştım ama her zamanki gibi yanılttın beni.”
“Geçen seneyi
hatırlamadığım için sebebini bilmiyorum ama bugün geleceğim”
“Siz ne yapacaksınız
Azra hanım? Evde yalnız mı kutlayacaksınız yılbaşını?”
Sinirle soludu. İçinde
kasırgalar duygularını yerle bir etse de dışında mimik oynamıyordu. Elini karnına götürdü. Adamı bakışları anında
oraya kaymıştı. Karnın bakan gözlerini oyme isteği ile dolmuştu aniden.
“Yalnız olmayacağım. Yılbaşını
Canan ve Cihan`ımla kutlayacağım.”
******
Genç kadın bu gece
için hayal ettiği ne varsa suya düşerken pes etmeyerek aldığı süsleri komşuları
Melahat teyzenin torunu Ceyda`nın yardımı ile evin her yerine asmıştı. Ceyda
“Azra abla bunlarla ev
peri masalından fırlamış gibi oldu.”diyerek evi hayranlıkla süzdü. “Sen de
maşallah peri padişanın kızı oldun” aldığı iltifatla gülümseyen kadın
üzerindeki kırmızı elbiseye baktı. Nede özenmişti bu elbiseyi alırken. Kocası
için güzel olmak istemişti ama kısmet olmamıştı. Kocası denen o hain Çiğdem
denen o çiyanla arkadaşının partisine gitmişti.
“Teşekkür ederim
canım.”
“Rahşan abi arıyor
abla. Açamayacak mısın?” Ceyda sehpanın üzerindeki telefonu alarak ekranını ona
doğrulttu.
“Hayır” dedi hiddetle.
Dudak büktü Ceyda. Sebebini elbette biliyordu. Çünkü Çiğdem güzelliği ile tüm
apartmanın dilindeydi.
“Yedinci kere arıyor
ama. Belli ki seni merak ediyor.”
Burun kıvırdı genç
kadın.
“Beter olsun”
Ceyda bir yorumda
bulunmayarak güldü ve mutfağa giden kadının arkasından gitti. Süsleri
hallettikten sonra sıra yemeklere gelmişti. Kadının masayı da kurmasına yardım
ettikten sonra işi bitecekti genç kızın. Masayı hoş sohbet eşliğinde kurduktan
sonra ellerini kalçalarına koyarak eserlerine baktılar.
“Ellerimize sağlık çok
güzel masa oldu abla”
“Ellerine sağlık
Ceyda`cığım. Sen olmasan zor yetiştirirdim valla.” Kıza sarılarak teşekkür
etti.
“Bir şey değil abla.
Ben yardıma her zaman hazırım. Sen yeter ki iste”genç kadın omuzunu sıvazladı
kızın.
“Sen de kal diyeceğim
ama babaanneni yalnız bırakmayacağını biliyorum.” Ceyda 17 yaşında bir lise
öğrencisiydi. Annesi babası trafik kazasında ölmüş tek yakını babaannesi olan
Melahat`in yanında yaşıyordu.
“Ben gideyim abla.
Meloş beni bekler yemek için” kadının yanaklarını öpüp karnını sevdikten sonra
gitmek için yeltense de Azra izin vermeyerek onlar için hazırladığı tabağı
kızın eline tutuşturdu. Alması için bayağı dil dökmüştü.
Ceyda gittikten sonra buruk
bir yılbaşı yemeği yiyerek cam duvarın önüne serdiği minderlerin birinin üzerine
oturdu. Kadehe koyduğu vişne suyunu yudumlayarak boğaz manzarasını izledi bir
süre. Köprü muhteşem ışıklandırma ile göz kamaştırıyordu. Kadehi dudaklarına
götürürken yanında hareket hissetse de kafasını o yöne çevirmedi.
“Neden geldin?” diye
sordu vişne suyunu yudumlarken.
“Seni merak ettim. Neden
cevaplamadın çağrılarımı?”
“Meşgüldüm”
“Ev çok güzel olmuş.
Tek kişi için çok süslü değil mi?”
“Bu gece için bazı
planlarım vardı ama bir çiyan sabah bozdu hepsini”
Rahşan gülümseyerek
kadına yaklaştı. Sağ omuzundaki saçlarını sırtına doğru ittirip yanağını öptü.
“Mutlu yıllar Çiy
Tanesi”
Genç kadın trip atıp
omuz silkmek istedi fakat ertesi sabah adamda bulunan sözleşmeyi okuyup neyle
karşılaşacağını bilmediği için zamanını iyi değerlendirmeye karar verdi.
“Mutlu yıllar Rahşan”
“Bana yemek ayırdın
mı? Çok açım” dediğinde kadın yüzüne baktı. Geldiğinden beri ilk defa bakıyordu
yüzüne. Gözleri o kadar güzeldi ki, genç adamın içini korku kaplamıştı. Partideyken
şakaklarına giren sancı gözlerini kapatmasına neden olmuş, arkadaşlarının onu
hastaneye yetiştirmişti. Hasta yatağında serum alırken zihnine dolan görüntüler
delirmesine ramak kaldığını gösteriyordu. Bir kadın vardı kollarında. Gövdesine
sıkıca sarılıp uyuyordu. Siyah saçları göğsüne dağılmış hislerini okşuyordu.
Mutluydu. Bunu rüyasında bile hissetmişti. Hastaneden çıktıktan sonra
arkadaşlarının ısrarlarına rağmen eve gelmeye karar vermiş kendini evine dönüş
yolunda bulmuştu. Şimdi buradaydı ve o kadın kollarındayken hissettiği mutluluk
kalbini kavramış avuçlarına almıştı. Derin nefes aldı.
“Arkadaşın yemek
vermedi mi sizlere? Ne ayıp bir davranış” ayıplarken bile tatlı görünen kadını
öpmek istese de kendini tuttu.
“Vermişti her halde”
diye mırıldandı. Hala o rüyanın etkisindeydi. Onun hayatında biri vardı ve kim
olduğunu bilmiyordu. Ama karar vermişti arayacaktı. Ve o kadını ilk kime
soracağını çok iyi biliyordu.
“Vermiştir derken? Sen
partide değil miydin?” soruyu duyunca kafasını yanlara salladı. Kadını korkutmak
istemese de gerçeği ondan saklamadı.
“Hastanedeydim” beklediği
gibi kadın telaşlanarak baktı yüzüne.
“Neyin var?”
“Alerji yüzünden”
kadının yüzündeki pişmanlığı gördüğünde elini yanağına koydu.
“İyiyim merak etme”
“Üzgünüm”
“Olma. Bilmiyordun.”
Bilmem lazımdı. Sen
benim kaç senelik kocamsın Rahşan.
İçindekileri diyemedi.
Susarak buruk bir gülümseme sundu adama.
“Yemekleri ısıtalım o
zaman.” Ayağa kalkmak istedi fakat kocası izin vermedi.
“Sen zahmet etme. Ben
şimdi bir tabak hazırlar yanına gelirim.”
“Peki”
Kocası getirdiği
yemeği yedikten sonra kendine vişne suyu koydu. Birlikte susarak köprüden gelen
yeni yıl için havaya kalkan havai fişekleri izlediler. O fişekler patladıkça
iki istekli beden arasında çatırdayan ateş bir birine çekiyordu.
Azra nefes nefese adama döndüğünde onun çoktan
kendisine alev almış gözlerle baktığını gördü. Yaklaşıp dudaklarını
birleştirmesi saniyeler sürerken tenlerine kazıdıkları tutku saatlerini
almıştı.
Sabaha karşı kadın
yatağında, kollarında uyurken zihnine düşen görüntü ile içini pişmanlık
kavlamış, böğrüne yumruk yemiş gibi olmuştu.
Siyah saçlı kadın
gelinlikle evinin eşiğinden adım atıyordu. Azra`nın beline sardığı kolunu
çekerek başının altına koydu ve bakışlarını tavana dikti. Kalbi göğsünü delecek
kadar hızlı atınca gözlerini kapattı.
“Evliyim” diye inledi.
Yattığı yatak binlerce iğne olup tenini delerken oturur pozisyona geçti ve
elleriyle saçlarını kavradı. Hırsla çekiştirerek bağırmamak için dişlerini alt
dudağına geçirdi. Ağzına kan tadı gelirken acısı umurunda değildi. “Allah`ım
sen bizi affet.” arkasına dönerek her şeyden habersiz uyuyan kadına baktı. Onu
da günahlarına ortak etmişti. En çokta buna yanıyordu.
*****
O geceden sonra
kendisinden uzaklaşan adamı anlamak Azra için zor olsa da susmuştu. Onu bir
şeye zorluyormuş gibi hissetmesini istemiyordu. Yeni yılın ilk sabahından
Çiğdem`in evinde tamire başlamış bir haftadır işten sonraki zamanını orada geçiriyordu.
Eve geldiğinde kadını yanağından öpüyor ve sarılarak uyuyordu.
Bir yandan kocası bir
yandan başka şehre giden kuzeni Yasemin kadının sinirlerini allak bullak
etmişlerdi. Şirkete giden kocasının ardından kuzenini yolcu etmek için evden
çıkan kadın vedaları sevmese de veda etmiş en kısa zamanda onu görmeye
geleceğini söylemişti.
Hamileliğinin yedinci
ayını doldurduğu için Yasemin onu otogara gelmesini istememiş kendi gitmişti.
Onun gidişinin ardından eve dönüş yolunda Rana`yı ziyaret eden kadın tüm
öfkesini kusarak rahatlamıştı. Söylemese de kuzeninin gidiş sebebinin o kadın
ve oğlu olduğunu biliyordu.
Eve döndükten sonra
Ceyda yanına uğramış yemek yapmasına yardım edip biraz sohbet ettikten sonra
gitmişti. Kocası işten geldiğinde mutfakta masayı kuruyordu. Yarım saat sonra
adam mutfağa girdiğinde arkasını ona dönmeden
“Hoş geldin” dedi.
“Pek hoş bulmadım ama”
kadın neyi kast ettiğini biliyordu. Yine bakmadı. Tabakları masaya dizerken
omuz silkti.
“İnsan karşısındaki
kişiye göre şekillendirir davranışlarını diyorlar.” Rahşan kadının kolunu
kavradı. Azra bu temasla umursamazlık maskesinin çatırdağını hissetti.
“Azra” kolunu çekti
adamın elinden.
“Neden buradasın?
Gitsene sevgili arkadaşına. Yemek yapmış, süslenmiş seni bekliyordur”
“Tamir bitti Azra.
Orada işim yok artık”
Kinaye ile gülümsedi.
“Orada işin yoksa
başka yerde bulursun. Ne de olsa kullanıp kaçmayı iyi biliyorsun sen”
Kaşlarını çattı adam.
İki adımda dibine girdi kadının. Azra adamın bu kadar yakın durmasından
rahatsız olmuştu. Kokusu dirayetini kırıyor, ona sarılma isteğini tetikliyordu.
“Ne demek bu?” diye
sordu hazellerini menekşelere kitleyerek.
“O geceden sonra
benden kaçıyorsun demek. Anladın mı şimdi?” ağzından çıkan kelimeler adamın
renginin atmasına neden olmuştu. Göz bebekleri büyümüş, kocaman keder
çöreklenmişti eşsiz hazellerine.
Yoksa keder değil de
pişmanlık mıydı gözlerindekiler?
"Dün geceden sonra pişman
olmuş olamazsın." Hayır bu olamazdı. Eğer adamın ağzından öyle bir kelime
duyarsa yıkılırdı.
"Pişman değilim Azra
üzgünüm" diyerek bakışlarını kaçırınca kadın çenesini kavrayarak onu gözlerine
bakmaya zorladı.
"Neden?" sesi ruhundaki
acının çığlıklarını bastırarak üzerine sadece merak tozunu serpmişti. Rahşan
onun yüzünü kavradı. Saçlarını okşayarak gözlerinin içine baktı.
"Seni kirlettim.
Bebeklerinin -ölmüş de olsa- babasına ihanet etmene neden oldum. Lanet olsun
Azra en sevdiğim tatlı gibiydin o gece. Önüme konulunca yemeden duramadım.
Günaha batırdım ikimizi de"
O gece evli olduğumu
hatırladım Çiy Tanesi. Kim olduğunu şimdilik öğrenmek istemiyorum ama
kaçınılmaz son bizi bekliyor. Ve ben o sonu bir gün de olsun geciktirmek için
kendi hakkımda araştırma bile yapmıyorum.
Adamın düşüncelerinden
habersiz gözleri dolu dolu baktı ona.
"Ben o gece kendimi sana
verdim. Her şeyimle. Biz birlikte olduk. Kendimi seninle tamamlanmış hissettim.
Şimdi üzgünüm diyip kendini kenara çekemezsin!" sesi sona doğru sertleşince
adam ondan uzaklaştı. Etrafa bakınmaya başladı. Bu konuyu bir an önce
kapatmalıydı. Yoksa onu üzecek kelimeler çıkabilirdi ağzından.
"Bazı insanlar uzaktan
sevilmeli diye düşünüyorum" kadının gözlerini kısarak kendisine baktığını
görünce ilgisini çektiğini anlamıştı. Bu iyiydi.
"Mesela kim?"
"Mesela sen Azra.
Fazla dağınıksın ve bu beni deli ediyor." Kadının damarına basmaya
devam etti. Çünkü bu konunun onun hassas noktası olduğunu biliyordu.
Genç kadın adama yaklaşarak,
gözlerinin içine bakıp yanağını okşadı. Adamın elleri anında kadının yüzünü
avuçlarken yüzünü o güzel gülümsemesi sarmıştı.
Gülüşünde çay demlenir, şarap
yıllanır be adam.
"Şu an hile yapıyorsun
Çiy tanesi" kadın adamın dudaklarının kıyısında kıkırdadı.
"Evet. Şimdi ben seni
öpeceğim ve sen bana karşılık vereceksin"
"O kadar eminsin yani
sana karşılık vereceğimden."
"Adımın Azra olduğundan
emin olduğum kadar hem de."
******
Genç kadın gişeden
aldığı bileti sırt çantasına koyduktan sonra fermuarını çekti. Çantayı sırtına
geçirip bekleme salonuna doğru yürüdüğü sırada duyduğu sesle olduğu yerde
kaldı.
"Gidiyorsun demek?"
önce sesi sonra kendisi geldi yakınına.
"Gidiyorum."dönmedi.
Göğsünü şişirerek ciğerlerine ihtiyaçları olan havayı doldurdu.
"Gitmesen?"
bu sefer dönmek zorunda kalmıştı. Gözlerine baktığında içinde o gözlere aşık
küçük kız çocuğu küskünce dudaklarını bükmüş, arkasını dönmüştü.
"Gitmek
zorundayım."
"Ama biz..."elini
kaldırarak her yanından pişmanlık ve hüzün akan adamı susturdu.
"Seninle ben hiç
biz olamadık Kerem. Bunun için seni
suçladığımı düşünme. Kimseyi suçlamıyorum aslına bakarsan. Olmaması,
yaşanmaması gerekiyordu."
"Böyle konuşma. Yanına
gelmem, yaralarını sarıp seni sadece sevmem gerekiyordu. Gelemedim. Üzgünüm."
Burukça gülümsedi kadın. Babası
sayesinde hayattan, insanlardan fazla şey beklememesi gerektiğini çok küçük
yaşlarında öğrenmişti.
"Senden böyle bir
beklentim hiç olmadı Kerem. Hem benim yaralaramı sarmak öyle kolay olmayacaktı.
Sen de boşu boşuna yorulacaktın."
"Ben yapabilirim Ateş
Parçası. Gitme yeter."
"Üzgünüm Kerem. Çok
yanlış bir hikayede rastladık birbirimize. Belki başka yerde başka bir
zaman..."
“Muğla yolcusu kalmasın” diye
bir anons yankılandı otogarda. Gitme vakti gelmişti. Adama son kez bakarak
"Kendine iyi bak Kerem."
dedi.
Kadın ona sarılmayı deli gibi
istese de kendine hakim olmayı başarmıştı. Adam onu zorlamamak için son kez
sarılıp kokusunu içine isteğine boyun eğmeden sadece bakmakla yetinmişti.
Kadının gidişini ellerini
yanlarında yumruk yaparak izlemiş, dolan gözlerini kırptığında yanağına bir
damla yaş süzülmüştü. Parmak uçları o yaşı yanağından sıyırırken aniden
gövdesine sarılan kollar ile neye uğradığını şaşırmıştı. Burnuna dolan kokudan
ve göğsüne yaslanan kırmızı saçlara sahip tek kişi vardı.
“Yasemin” diye fısıldayarak
öyle sıkı sarmıştı ki nefessiz kaldığından emindi.
“Bize bir sarılmayı çok görmek
istemedim Kerem.”
“Teşekkür ederim Ateş
Parçası”
Bir iki dakika kadar
sarıldıktan sonra son anonstan dolayı ayrılmak zorunda kalmışlardı.
Kalbine dokunan
kadının gidişini içi yanarak izleyen adam arabaya bindiğinde yumruğunu sıkarak
direksiyona olanca gücü ile geçirdi.
“Lanet olası kaltak”
öfkeyle hırlayarak arabayı çalıştırdı ve direkt evine sürdü. Hızlı sürdüğü
arabayı evin önünde park edip dışarı çıktı. Kapıyı kırarcasına kapatıp büyük
adımlarla eve doğru yürüdü. Dış kapıyı açıp içeri girdi. Yukarı odaya doğru
gitmek isterken salondan çıkan kişi tam da aradığı kişiydi.
“Salona!” diye tısladı
öfkeyle. Rana bir anlamayan bakışlarıyla ona baktıysa da lafını ikiletmeden
salona girdi tekrar. Arkasından öfkesi kasırga gibi kendinden önce salona varan
adam girdi.
“Ne oldu hayatım? Niye
bu kadar öfkelisin? Bir problem mi var?” ona doğru hamle yaparak koluna
dokunmak istedi fakat adam bir adım geri çekilerek temasa engel oldu. Bedeninde
hala Yasemin`in izi varken bu kadını kendine dokundurarak o izleri
kirletmeyecekti.
“Var Rana”
“Nedir peki?”
“Senden ala problem mi
Rana?”
Kaşlarını çattı kadın.
Ne diyordu bu adam?
“Ne saçmalıyorsun sen?”
“Bir saat içinde bu
evde neyin var neyin yok hepsini toplayıp defolup gitmeni istiyorum. Oğlumu
yalanlarınla daha fazla zehirleyemeyeceksin.”
Sinirlenen kadın
saçları geri attı.
“Gitmiyorum”tek adımda
yanına varan adam koluna yapıştı. Rana canı acısa da belli etmedi.
“Gideceksin ve oğlunu
mahkemenin belirlediği günlerde göreceksin artık. Git ve toparlan. Beni
istemediğim şeyler yapmaya zorlama”
“Hepsi o öğretmen
bozuntusu yüzünden değil mi? Kendi gitti ama problemleri hala devam ediyor”
Kerem kadının kolunu
tiksinti ile bıraktı.
“O kadın bu şehdi
görevi için değil senin yalanlarınla zehirlediğin oğlum yüzünden terk etti.”
Güldü kadın.
“Ben seninle yeniden
aile olmak istiyorum Kerem. Seni seviyorum. Bu yalan değil”
“Yalan! Düpedüz yalan.
Sen kendinden başka kimseyi sevmezsin.”
Ağzını açıp bir şeyler
diyeceği sırada kapıdaki hareketlilik dikkatini çekti. Kerem arkası kapıya
dönük olduğu için kimin geldiğini görmüyordu. Gelenin tam da istediği kişi
olduğunu gören kadın kaderine teşekkür etti. Boğazını temizleyerek derin nefes
aldı ve elinde avucunda ne varsa ortaya döktü.
“Bana yalancı
diyeceğine dön de kendine bak sen. Hafızasını kaybeden kuzenini kendi karısını
başka birinin karısı gibi gösterip türlü masallarla kandıran sensin ben değilim
Kerem bey.”
Kerem işaret parmağını
ona doğrulttu.
“Kes sesini Rana!”
“Sen ağzına geleni
söyle ben gerçekleri dile getirince kes sesini öyle mi? Yok yağma canım. Bugün
her şey ortaya dökülecek. Yalanlarınızı bir bir açığa çıkaracağım. Azra hanım
da senden önce gelmiş bana ahkam kesiyor” kinaye ile güldü. “Kocasına
bebeklerini başkasının bebekleri gibi yutturan kadın bana annelik dersi
veriyor. Ne yazık.”
“Abi” sesi duyan Kerem
kaskatı kesilirken Rana zaferle gülümsedi.
“Rahşan.”
“Bana müsaade. Gidip
oğlumu okuldan alacağım.”
Aklı karşısında
kendisine hayal kırıklığı ile bakan kuzeninde olan adam ortalığa bombayı
bırakıp giden kadına tepki verememişti. Rana gittikten sonra Kerem kuzenine
yaklaştı.
“Kardeşim. Gel. Otur
şuraya.”
Koltuğu gösterdi
eliyle. Rahşan kafasını iki yana salladı. Sabırsızca baktı ağabeyi gibi sevdiği
kuzenine. Neler döndüğünü öğrenmek istiyordu.
“Bana etrafımda
nelerin döndüğünü anlat abi. Hemen.”
******
Öğrendiklerini sindirmekte
zorlanan adam kısmen hatırladığı kadının Azra olmasına içten içe seviniyordu.
Onu kirletmemişti. Kendi karısı ile birlikte olmuştu. Buna sevinse de onu
kandırdıkları için bu oyunun içinde olan herkese kırgındı. Düşünce girdabında
kaybolurken kapıdan içeri girdi. Kapı açılınca hemen onu karşılamaya gelen
kadın bu sefer gelmemişti. Buna şaşırmıştı. Ayakkabılarını çıkarıp salona
geçti. Azra yani karısı koltukta oturmuş elindeki kağıtları okuyordu. Yanına
oturdu. Kendisinin varlığını hissetse de tepki vermeden kağıtları okumaya devam
ediyordu.
“Azra” dedi ilgisini
çekmek için.
“Ne var Rahşan?”
nihayet yüzüne bakmaya tenezzül etmişti. Kağıtları sehpaya atıp adama döndü.
“Her şeyi biliyorum”
“Neyi biliyorsun?”
sesindeki alay mıydı onun? Gözleri de yabancı bakıyordu.
Gözleri ellerini
bağlamış, sözleri tenini kamçılıyordu.
Ürperdi biranda.
“Bizim evli
olduğumuzu. Hatırladığım kadın sendin. Hafızam tam olarak geri gelmedi fakat
artık hayatım hakkında çoğu şeyi biliyorum. Ben senin kocanım.” dediğinde kadın
sehpaya bıraktığı kağıtları aldı. Ayağa kalkınca adam da kalkmıştı. Kağıtları
adamın yüzüne fırlattı. Yüzüne gelen kağıtları alıp okumaya başlayan adam sona
geldiğinde kafasını kaldırıp kadına baktı. kerem az önce anlatmıştı olayı ama
kendi gözleriyle görmek başkaydı.
"Sen kendini para
için satan bir erkek müsveddesisin Rahşan Altay. Benim bir şeyim değilsin."
Adam duyduğu
kelimelerden sonra kalbinden vurulmuş gibi hafif geri sendeledi. Gözü dönmüş
kadın öyle öfkeliydi ki, onu nasıl yıktığının farkında bile değildi. Konuşmaya
daha doğrusu adamı yaralamaya devam etti. "Biliyor musun? Sana aşık
oluyordum. Hem de öyle böyle değil. Fakat senin benimle neden evlendiğini
öğrendiğimde o aşkın tam kıyısından döndüm. İyi ki de döndüm. Çünkü senin gibi
bir zavallıyı sevseydim kendime olan saygımı yitirirdim."
"Neden?" diye sordu
zor çıkan sesiyle. Duyduğu kelimeler kalbine ağır gelmiş, yere düşen cam gibi
paramparça olmuştu. "Neden seviyormuş gibi davrandın?"
Kadın Kerem`in taktığı lakabın
hakkını vererek buzları bile korkutacak kadar soğuk bir gülümseme sundu
adama.
"İntikam aptal. Anladın
mı? İntikam için. Düşene vurmak Azra Ateşdağlı`ya yakışmazdı neticede."
Madem her şeyi biliyor artık
onun yanında durmaya gerek yoktu. Rahşan salonun ortasında duyduğu kelimelerin
ağırlığı altında ezilirken o çantasını alarak evden çıktı. Arkasına bile
bakmamıştı. Bir zamanlar pek kıymetli Sevgim`i için kendisini yalnız bıraktığı
gibi o da kocasını yalnız bırakarak çekip gitmişti.
Genç adam göğsünün ortasından
başlayıp sırtına vuran ağrı ile elini kalbine götürdü. Canı öyle yanıyordu ki
dizleri dermanını yitirip olduğu yere çökerken gözlerinin kapandığını hissetti.
Dünyası kararmadan önce fırsat bulup kelimeyi
şehadet getirmeyi başarmıştı.