12 Ekim 2019 Cumartesi

20. `Tarçınlı Kurabiye`

“Nasılsın kızım?” genç kadın babasına sığınarak yutkundu. Burnunun direği sızlamıştı. Ağlamamak için savaşıyordu kendiyle. Sevdiği bir avuç insandan uzakta kalmak zorlaşıyordu gittikçe.
“İyiyim baba” geri çekilerek gülümsedi. Savaş bitmiş kazananı elbette o olmuştu. Yanaklarını istila etmeye çalışan gözyaşlarını geri püskürtmeyi başarmıştı. Selim bey gülümseyerek karnına dokundu.
“Torunlarım seni yoruyor mu?”
“Yoruluyorum ama günün sonunda benimle oldukları için şükrederek dalıyorum uykuya.”
 “Çok şükür kızım. Rabbim her ikisini de sağlıkla sıhhatle kucağımıza almayı nasip etsin”
“Amin baba. Bedriye abla nerede?” etrafa bakındı ama Bedriye ablasını göremedi.
“Ağabeyi ameliyat oldu. Onun yanında. Ben de getirdiğin evrakları imzaladıktan sonra onun yanına gideceğim.”saçlarını okşadı kızının.
“Tamam baba. O zaman çalışma odana gidelim. Bana birkaç evrak daha vermen lazım”
“Gidelim kızım”
Merdivenleri yavaş yavaş çıkarak bir üst kattaki çalışma odasına girdiler. Selim bey masasına geçip evrakları imzalarken Azra kasayı açarak kendisine gereken evrakları aramaya başladı. Birkaç kağıdı aldı baktı ama onlar aradığı şeyler değildi. Dikkatsizce baktığı kağıtları yerine koyarken kasanın en dibindeki bir kağıt dikkatini çekti. Eğilerek aldı ve kendi ismini gördüğü kağıdı okumaya başladı.
“Neye bakıyorsun sen öyle?” diye soran babası sözleşmenin son sayfasını okumasına engel olmuştu. sözleşmeyi yerine koyarak bir deste mektubu aldı kasadan.
“Annemin mektuplarına” desteyi kaldırarak babasına gösterdi. Mektuplara  kederli gülümseme ile bakan adam elindeki kalemi masaya bıraktı. “Bunları alabilir miyim baba?” diye sordu dolu gözlerle.
“Tabi ki alabilirsin kızım. Onları sana yazdı zaten.”
“Teşekkür ederim baba”
“Bir şey değil güzel kızım. Yarın yılbaşı. Kocanla bir kutlama yapacak mısın?” diye sorunca takvimi tamamen unuttuğunu hatırladı.
“Yapacağım tabii” aklına güzel bir fikir gelmişti. Onunla geçirdiği iki yılbaşı oldukça berbat geçmişti. İlk yıllarında kocasının hazırladığı yılbaşı kutlamasını hatırlayınca yüreği sızlamıştı.
Hatırlamasa da onunla güzel bir gece geçirecekti.
Genç kadın babası ile vedalaştıktan sonra önce şirkete giderek işlerini halletti sonra alış veriş yaparak eve döndü. Arabayı kullanan şoförü poşetleri evine kadar taşımış kadının yorulmasına izin vermemişti. Poşetleri ayırarak yarın için aldıklarını odasına götürdü. Mutfak için aldıklarını buzdolabına yerleştirip elini yüzünü yıkadı. Banyodan çıkıp saate baktığında kocasının gelmesine yarım saat kaldığını gördü. Oflayarak oturduğu koltukta geri yaslandı.
“Kalk da pratik bir şeyler yap Azra. Birazdan kocan gelecek.”
Ayağa kalkarak mutfağa gitti ve buzdolabını açarak bakınmaya başladı. Gözüne ilk az önce marketten aldığı tavuk butları ilişti.
Milföylü Tavuk Sarma yapacaktı. Karar vermişti.
Kocası geldikten sonra yemek yemiş, sohbet ederek televizyon izlemişlerdi. Rahşan`ın tavırları biraz soğuk olsa da aldırmadı. Çünkü böyle gelgitlerine alışmıştı. Hatırladığı o kadınla nasıl bir ilişkiye sahipti hatırlamaya çalışıyordu. Bunu biliyordu. Akşam on bir gibi ilaçlarını içtikten sonra birlikte yatağa girdiler. Rahşan önce bebeklere ninni söylemiş sonra kadını öperek uyutmuştu.
O kadını bu sefer rüyasında görmüştü.
Seni sevmiyorum bağırıyordu avaz avaz. Adam rüyasında bile kalbinin nasıl parçalandığını hissetmişti.
Sabah adamın yaşadıklarından habersiz heyecanla uyanan kadın kolları sıvayarak kahvaltı hazırladı. Bir saat sonra mutfağa giren kocası tatlı istifleme kavanozundaki kurabiyeleri gördü. Kokusu zaten tüm evi sarmıştı. Görmese de biliyordu ne olduğunu.
“Tarçınlı kurabiye yapmışsın” dedi sesini ve yüz ifadesini düzgün tutarak. Zira bayılmak üzereydi.
“Evet. Sever misin?” diye sordu.
“Hiç sevmem!”
Kavanoza uzanıp kurabiye almak için kapağını açmaya yeltendi fakat duyduğu kelimeler elinin kapağın üzerinde kalmasına neden olmuştu. Arkasına dönerek kocasına baktı.
“Rahşan” dedi telaşla.
“O kurabiyeleri evden hemen çıkart Azra.” dedi kesik kesik nefes alarak. Rengi atmıştı adamın.
“Hemen”
Kavanozu alarak mutfağın camını açtı ve içeriye karlı temiz havanın girmesini sağladı.
“Ben şimdi bunu alt komşu Melahat teyzeye verip geliyorum. Sen iyi misin?” diye sordu endişeyle.
“Elindekileri dışarı çıkarırsan iyi olacağım”
“Çıkardım bile”
Azra kapıyı açarak dışarı çıktı. Çağırdığı asansöre binerek alt kata indi ve kavanozu Melahat teyzesine verdi. Kadının sohbet etme isteğini nazikçe redderek başka zaman diye söz verdi ve yukarı çıktı. Anahtarı almadığı için kapıyı açık bırakmıştı. İçeri girip ardından kapıyı kapattığında salondan gelen seslere dikkat kesildi.
“Atların yokluğunu fırsat bilen itler ortalıkta dolaşmaya başlamış.” Karnını tutarak yavaş adımlarla eve girdi. Kapıyı ardından kapatarak ses gelen yöne; salona gitti. Salona girdiğinde koltukta sakinleşmeye çalışan kocası ve yanında  da geceliğinin üzerine giydiği kırmızı sabahlığı ile düzgün saçları ve hafif makyajı ile oturan karşı komşuları vardı.
İtiraf etmek gerekirse kadın sabah sabah çok güzeldi.
Dikkatlerini çekmek için hafif öksürdü ve kocasının yanına oturdu.
“İyi misin Rahşan?” diye sordu elini adamın koluna koyarak. Rahşan kafasını ona çevirdi. Bitkin görünüyordu ama az öncekinden iyiydi.
“İyiyim.”
“Ne oldu az önce? Neden tarçınlı kurabiyelere öyle tepki verdin?” merak ediyordu. Daha önce böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştı.
“Rahşan`ın tarçına alerjisi var Azra hanım. Daha  aynı evde yaşadığınızı adamı tanımıyorsunuz.”
Bu kadın kocasının tarçına alerjisi olduğunu nasıl bilmezdi?
Kadın kocasının bir şeye alerjisi olduğunu ilk kez duyuyordu. Çok şaşırmıştı.
“Ben... bilmiyordum” dedi gözleri dolu dolu. Çiğdem ona burun kıvırarak bakarken Rahşan elini tuttu.
“Bilmemen normal çünkü bu evde o şey” yüzünü buruşturdu. İsmini dahi söyleyemiyordu. “bulunmaz. Ben de söylemeyi unutmuşum.”
“Eskiden o kokuyu duyunca bu kadar sakin olmazdı. Bayılmadan önce nefes darlığı yaşardı. Tedaviden sonra tepkileri hafiflemiş” kocası hakkında bu kadar şey bilen kadına dişlerini sıkarak baktı.
“Siz neden gelmiştiniz?” konuyu değişip sinirlerini yatıştırmaya çalıştı. Tek kaşını kaldırarak bakışlarını kadının üzerdinde dolaştırıp gözlerine çıkardı.
“Ortak arkadaşımız Burak parti veriyor. Bizi davet ettiler. Gidip gitmeyeceğini sormak için gelmiştim” Rahşan`a baktı soru dolu bakışlarıyla. Genç kadın kocasının vereceği cevabı merakla beklemeye koyuldu. Akşamki kutlamaları bu cevaba bağlıydı.
“Elbette geleceğim.” Kadının umutları yok olurken Çiğdem gülümseyerek kocasına baktı.
“Geçen sene gelmedin. Bu sene de gelmezsin sanmıştım ama her zamanki gibi yanılttın beni.”
“Geçen seneyi hatırlamadığım için sebebini bilmiyorum ama bugün geleceğim”
“Siz ne yapacaksınız Azra hanım? Evde yalnız mı kutlayacaksınız yılbaşını?”
Sinirle soludu. İçinde kasırgalar duygularını yerle bir etse de dışında mimik oynamıyordu.  Elini karnına götürdü. Adamı bakışları anında oraya kaymıştı. Karnın bakan gözlerini oyme isteği ile dolmuştu aniden.
“Yalnız olmayacağım. Yılbaşını Canan ve Cihan`ımla kutlayacağım.”
******
Genç kadın bu gece için hayal ettiği ne varsa suya düşerken pes etmeyerek aldığı süsleri komşuları Melahat teyzenin torunu Ceyda`nın yardımı ile evin her yerine asmıştı. Ceyda
“Azra abla bunlarla ev peri masalından fırlamış gibi oldu.”diyerek evi hayranlıkla süzdü. “Sen de maşallah peri padişanın kızı oldun” aldığı iltifatla gülümseyen kadın üzerindeki kırmızı elbiseye baktı. Nede özenmişti bu elbiseyi alırken. Kocası için güzel olmak istemişti ama kısmet olmamıştı. Kocası denen o hain Çiğdem denen o çiyanla arkadaşının partisine gitmişti.
“Teşekkür ederim canım.”
“Rahşan abi arıyor abla. Açamayacak mısın?” Ceyda sehpanın üzerindeki telefonu alarak ekranını ona doğrulttu.
“Hayır” dedi hiddetle. Dudak büktü Ceyda. Sebebini elbette biliyordu. Çünkü Çiğdem güzelliği ile tüm apartmanın dilindeydi.
“Yedinci kere arıyor ama. Belli ki seni merak ediyor.”
Burun kıvırdı genç kadın.
“Beter olsun”
Ceyda bir yorumda bulunmayarak güldü ve mutfağa giden kadının arkasından gitti. Süsleri hallettikten sonra sıra yemeklere gelmişti. Kadının masayı da kurmasına yardım ettikten sonra işi bitecekti genç kızın. Masayı hoş sohbet eşliğinde kurduktan sonra ellerini kalçalarına koyarak eserlerine baktılar.
“Ellerimize sağlık çok güzel masa oldu abla”
“Ellerine sağlık Ceyda`cığım. Sen olmasan zor yetiştirirdim valla.” Kıza sarılarak teşekkür etti.
“Bir şey değil abla. Ben yardıma her zaman hazırım. Sen yeter ki iste”genç kadın omuzunu sıvazladı kızın.
“Sen de kal diyeceğim ama babaanneni yalnız bırakmayacağını biliyorum.” Ceyda 17 yaşında bir lise öğrencisiydi. Annesi babası trafik kazasında ölmüş tek yakını babaannesi olan Melahat`in yanında yaşıyordu.
“Ben gideyim abla. Meloş beni bekler yemek için” kadının yanaklarını öpüp karnını sevdikten sonra gitmek için yeltense de Azra izin vermeyerek onlar için hazırladığı tabağı kızın eline tutuşturdu. Alması için bayağı dil dökmüştü.
Ceyda gittikten sonra buruk bir yılbaşı yemeği yiyerek cam duvarın önüne serdiği minderlerin birinin üzerine oturdu. Kadehe koyduğu vişne suyunu yudumlayarak boğaz manzarasını izledi bir süre. Köprü muhteşem ışıklandırma ile göz kamaştırıyordu. Kadehi dudaklarına götürürken yanında hareket hissetse de kafasını o yöne çevirmedi.
“Neden geldin?” diye sordu vişne suyunu yudumlarken.
“Seni merak ettim. Neden cevaplamadın çağrılarımı?”
“Meşgüldüm”
“Ev çok güzel olmuş. Tek kişi için çok süslü değil mi?”
“Bu gece için bazı planlarım vardı ama bir çiyan sabah bozdu hepsini”
Rahşan gülümseyerek kadına yaklaştı. Sağ omuzundaki saçlarını sırtına doğru ittirip yanağını öptü.
“Mutlu yıllar Çiy Tanesi”
Genç kadın trip atıp omuz silkmek istedi fakat ertesi sabah adamda bulunan sözleşmeyi okuyup neyle karşılaşacağını bilmediği için zamanını iyi değerlendirmeye karar verdi.
“Mutlu yıllar Rahşan”
“Bana yemek ayırdın mı? Çok açım” dediğinde kadın yüzüne baktı. Geldiğinden beri ilk defa bakıyordu yüzüne. Gözleri o kadar güzeldi ki, genç adamın içini korku kaplamıştı. Partideyken şakaklarına giren sancı gözlerini kapatmasına neden olmuş, arkadaşlarının onu hastaneye yetiştirmişti. Hasta yatağında serum alırken zihnine dolan görüntüler delirmesine ramak kaldığını gösteriyordu. Bir kadın vardı kollarında. Gövdesine sıkıca sarılıp uyuyordu. Siyah saçları göğsüne dağılmış hislerini okşuyordu. Mutluydu. Bunu rüyasında bile hissetmişti. Hastaneden çıktıktan sonra arkadaşlarının ısrarlarına rağmen eve gelmeye karar vermiş kendini evine dönüş yolunda bulmuştu. Şimdi buradaydı ve o kadın kollarındayken hissettiği mutluluk kalbini kavramış avuçlarına almıştı. Derin nefes aldı.
“Arkadaşın yemek vermedi mi sizlere? Ne ayıp bir davranış” ayıplarken bile tatlı görünen kadını öpmek istese de kendini tuttu.
“Vermişti her halde” diye mırıldandı. Hala o rüyanın etkisindeydi. Onun hayatında biri vardı ve kim olduğunu bilmiyordu. Ama karar vermişti arayacaktı. Ve o kadını ilk kime soracağını çok iyi biliyordu.
“Vermiştir derken? Sen partide değil miydin?” soruyu duyunca kafasını yanlara salladı. Kadını korkutmak istemese de gerçeği ondan saklamadı.
“Hastanedeydim” beklediği gibi kadın telaşlanarak baktı yüzüne.
“Neyin var?”
“Alerji yüzünden” kadının yüzündeki pişmanlığı gördüğünde elini yanağına koydu.
“İyiyim merak etme”
“Üzgünüm”
“Olma. Bilmiyordun.”
Bilmem lazımdı. Sen benim kaç senelik kocamsın Rahşan.
İçindekileri diyemedi. Susarak buruk bir gülümseme sundu adama.
“Yemekleri ısıtalım o zaman.” Ayağa kalkmak istedi fakat kocası izin vermedi.
“Sen zahmet etme. Ben şimdi bir tabak hazırlar yanına gelirim.”
“Peki”
Kocası getirdiği yemeği yedikten sonra kendine vişne suyu koydu. Birlikte susarak köprüden gelen yeni yıl için havaya kalkan havai fişekleri izlediler. O fişekler patladıkça iki istekli beden arasında çatırdayan ateş bir birine çekiyordu.
 Azra nefes nefese adama döndüğünde onun çoktan kendisine alev almış gözlerle baktığını gördü. Yaklaşıp dudaklarını birleştirmesi saniyeler sürerken tenlerine kazıdıkları tutku saatlerini almıştı. 
Sabaha karşı kadın yatağında, kollarında uyurken zihnine düşen görüntü ile içini pişmanlık kavlamış, böğrüne yumruk yemiş gibi olmuştu. 
Siyah saçlı kadın gelinlikle evinin eşiğinden adım atıyordu. Azra`nın beline sardığı kolunu çekerek başının altına koydu ve bakışlarını tavana dikti. Kalbi göğsünü delecek kadar hızlı atınca gözlerini kapattı.
“Evliyim” diye inledi. Yattığı yatak binlerce iğne olup tenini delerken oturur pozisyona geçti ve elleriyle saçlarını kavradı. Hırsla çekiştirerek bağırmamak için dişlerini alt dudağına geçirdi. Ağzına kan tadı gelirken acısı umurunda değildi. “Allah`ım sen bizi affet.” arkasına dönerek her şeyden habersiz uyuyan kadına baktı. Onu da günahlarına ortak etmişti. En çokta  buna yanıyordu.  
*****
O geceden sonra kendisinden uzaklaşan adamı anlamak Azra için zor olsa da susmuştu. Onu bir şeye zorluyormuş gibi hissetmesini istemiyordu. Yeni yılın ilk sabahından Çiğdem`in evinde tamire başlamış bir haftadır işten sonraki zamanını orada geçiriyordu. Eve geldiğinde kadını yanağından öpüyor ve sarılarak uyuyordu.
Bir yandan kocası bir yandan başka şehre giden kuzeni Yasemin kadının sinirlerini allak bullak etmişlerdi. Şirkete giden kocasının ardından kuzenini yolcu etmek için evden çıkan kadın vedaları sevmese de veda etmiş en kısa zamanda onu görmeye geleceğini söylemişti.
Hamileliğinin yedinci ayını doldurduğu için Yasemin onu otogara gelmesini istememiş kendi gitmişti. Onun gidişinin ardından eve dönüş yolunda Rana`yı ziyaret eden kadın tüm öfkesini kusarak rahatlamıştı. Söylemese de kuzeninin gidiş sebebinin o kadın ve oğlu olduğunu biliyordu.
Eve döndükten sonra Ceyda yanına uğramış yemek yapmasına yardım edip biraz sohbet ettikten sonra gitmişti. Kocası işten geldiğinde mutfakta masayı kuruyordu. Yarım saat sonra adam mutfağa girdiğinde arkasını ona dönmeden
“Hoş geldin” dedi.
“Pek hoş bulmadım ama” kadın neyi kast ettiğini biliyordu. Yine bakmadı. Tabakları masaya dizerken omuz silkti.
“İnsan karşısındaki kişiye göre şekillendirir davranışlarını diyorlar.” Rahşan kadının kolunu kavradı. Azra bu temasla umursamazlık maskesinin çatırdağını hissetti.
“Azra” kolunu çekti adamın elinden.
“Neden buradasın? Gitsene sevgili arkadaşına. Yemek yapmış, süslenmiş seni bekliyordur” 
“Tamir bitti Azra. Orada işim yok artık”
Kinaye ile gülümsedi.
“Orada işin yoksa başka yerde bulursun. Ne de olsa kullanıp kaçmayı iyi biliyorsun sen”
Kaşlarını çattı adam. İki adımda dibine girdi kadının. Azra adamın bu kadar yakın durmasından rahatsız olmuştu. Kokusu dirayetini kırıyor, ona sarılma isteğini tetikliyordu.
“Ne demek bu?” diye sordu hazellerini menekşelere kitleyerek.
“O geceden sonra benden kaçıyorsun demek. Anladın mı şimdi?” ağzından çıkan kelimeler adamın renginin atmasına neden olmuştu. Göz bebekleri büyümüş, kocaman keder çöreklenmişti eşsiz hazellerine.
Yoksa keder değil de pişmanlık mıydı gözlerindekiler?
"Dün geceden sonra pişman olmuş olamazsın." Hayır bu olamazdı. Eğer adamın ağzından öyle bir kelime duyarsa yıkılırdı.
"Pişman değilim Azra üzgünüm" diyerek bakışlarını kaçırınca kadın çenesini kavrayarak onu gözlerine bakmaya zorladı.
"Neden?" sesi ruhundaki acının çığlıklarını bastırarak üzerine sadece merak tozunu serpmişti. Rahşan onun yüzünü kavradı. Saçlarını okşayarak gözlerinin içine baktı.
"Seni kirlettim. Bebeklerinin -ölmüş de olsa- babasına ihanet etmene neden oldum. Lanet olsun Azra en sevdiğim tatlı gibiydin o gece. Önüme konulunca yemeden duramadım. Günaha batırdım ikimizi de"
O gece evli olduğumu hatırladım Çiy Tanesi. Kim olduğunu şimdilik öğrenmek istemiyorum ama kaçınılmaz son bizi bekliyor. Ve ben o sonu bir gün de olsun geciktirmek için kendi hakkımda araştırma bile yapmıyorum.
Adamın düşüncelerinden habersiz gözleri dolu dolu baktı ona.
"Ben o gece kendimi sana verdim. Her şeyimle. Biz birlikte olduk. Kendimi seninle tamamlanmış hissettim. Şimdi üzgünüm diyip kendini kenara çekemezsin!" sesi sona doğru sertleşince adam ondan uzaklaştı. Etrafa bakınmaya başladı. Bu konuyu bir an önce kapatmalıydı. Yoksa onu üzecek kelimeler çıkabilirdi ağzından.
"Bazı insanlar uzaktan sevilmeli diye düşünüyorum" kadının gözlerini kısarak kendisine baktığını görünce ilgisini çektiğini anlamıştı. Bu iyiydi.
"Mesela kim?"
"Mesela sen Azra.  Fazla dağınıksın ve bu beni deli ediyor." Kadının damarına basmaya devam etti. Çünkü bu konunun onun hassas noktası olduğunu biliyordu.
Genç kadın adama yaklaşarak, gözlerinin içine bakıp yanağını okşadı. Adamın elleri anında kadının yüzünü avuçlarken yüzünü o güzel gülümsemesi sarmıştı.
Gülüşünde çay demlenir, şarap yıllanır be adam.
"Şu an hile yapıyorsun Çiy tanesi" kadın adamın dudaklarının kıyısında kıkırdadı.
"Evet. Şimdi ben seni öpeceğim ve sen bana karşılık vereceksin"
"O kadar eminsin yani sana karşılık vereceğimden."
"Adımın Azra olduğundan emin olduğum kadar hem de."
******
Genç kadın gişeden aldığı bileti sırt çantasına koyduktan sonra fermuarını çekti. Çantayı sırtına geçirip bekleme salonuna doğru yürüdüğü sırada duyduğu sesle olduğu yerde kaldı. 
"Gidiyorsun demek?" önce sesi sonra kendisi geldi yakınına.  
"Gidiyorum."dönmedi. Göğsünü şişirerek ciğerlerine ihtiyaçları olan havayı doldurdu.
"Gitmesen?" bu sefer dönmek zorunda kalmıştı. Gözlerine baktığında içinde o gözlere aşık küçük kız çocuğu küskünce dudaklarını bükmüş, arkasını dönmüştü.  
"Gitmek zorundayım."
"Ama biz..."elini kaldırarak her yanından pişmanlık ve hüzün akan adamı susturdu.
"Seninle ben hiç biz olamadık Kerem. Bunun için seni suçladığımı düşünme. Kimseyi suçlamıyorum aslına bakarsan. Olmaması, yaşanmaması gerekiyordu."
"Böyle konuşma. Yanına gelmem, yaralarını sarıp seni sadece sevmem gerekiyordu. Gelemedim. Üzgünüm."
Burukça gülümsedi kadın. Babası sayesinde hayattan, insanlardan fazla şey beklememesi gerektiğini çok küçük yaşlarında öğrenmişti.
"Senden böyle bir beklentim hiç olmadı Kerem. Hem benim yaralaramı sarmak öyle kolay olmayacaktı. Sen de boşu boşuna yorulacaktın."
"Ben yapabilirim Ateş Parçası. Gitme yeter."
"Üzgünüm Kerem. Çok yanlış bir hikayede rastladık birbirimize. Belki başka yerde başka bir zaman..."
“Muğla yolcusu kalmasın” diye bir anons yankılandı otogarda. Gitme vakti gelmişti. Adama son kez bakarak
"Kendine iyi bak Kerem." dedi. 
Kadın ona sarılmayı deli gibi istese de kendine hakim olmayı başarmıştı. Adam onu zorlamamak için son kez sarılıp kokusunu içine isteğine boyun eğmeden sadece bakmakla yetinmişti.
Kadının gidişini ellerini yanlarında yumruk yaparak izlemiş, dolan gözlerini kırptığında yanağına bir damla yaş süzülmüştü. Parmak uçları o yaşı yanağından sıyırırken aniden gövdesine sarılan kollar ile neye uğradığını şaşırmıştı. Burnuna dolan kokudan ve göğsüne yaslanan kırmızı saçlara sahip tek kişi vardı.
“Yasemin” diye fısıldayarak öyle sıkı sarmıştı ki nefessiz kaldığından emindi.
“Bize bir sarılmayı çok görmek istemedim Kerem.”
“Teşekkür ederim Ateş Parçası”
Bir iki dakika kadar sarıldıktan sonra son anonstan dolayı ayrılmak zorunda kalmışlardı.
Kalbine dokunan kadının gidişini içi yanarak izleyen adam arabaya bindiğinde yumruğunu sıkarak direksiyona olanca gücü ile geçirdi.
“Lanet olası kaltak” öfkeyle hırlayarak arabayı çalıştırdı ve direkt evine sürdü. Hızlı sürdüğü arabayı evin önünde park edip dışarı çıktı. Kapıyı kırarcasına kapatıp büyük adımlarla eve doğru yürüdü. Dış kapıyı açıp içeri girdi. Yukarı odaya doğru gitmek isterken salondan çıkan kişi tam da aradığı kişiydi.
“Salona!” diye tısladı öfkeyle. Rana bir anlamayan bakışlarıyla ona baktıysa da lafını ikiletmeden salona girdi tekrar. Arkasından öfkesi kasırga gibi kendinden önce salona varan adam girdi.
“Ne oldu hayatım? Niye bu kadar öfkelisin? Bir problem mi var?” ona doğru hamle yaparak koluna dokunmak istedi fakat adam bir adım geri çekilerek temasa engel oldu. Bedeninde hala Yasemin`in izi varken bu kadını kendine dokundurarak o izleri kirletmeyecekti.  
“Var Rana”
“Nedir peki?”
“Senden ala problem mi Rana?”
Kaşlarını çattı kadın. Ne diyordu bu adam?
“Ne saçmalıyorsun sen?”
“Bir saat içinde bu evde neyin var neyin yok hepsini toplayıp defolup gitmeni istiyorum. Oğlumu yalanlarınla daha fazla zehirleyemeyeceksin.”
Sinirlenen kadın saçları geri attı.
“Gitmiyorum”tek adımda yanına varan adam koluna yapıştı. Rana canı acısa da belli etmedi.
“Gideceksin ve oğlunu mahkemenin belirlediği günlerde göreceksin artık. Git ve toparlan. Beni istemediğim şeyler yapmaya zorlama”
“Hepsi o öğretmen bozuntusu yüzünden değil mi? Kendi gitti ama problemleri hala devam ediyor”
Kerem kadının kolunu tiksinti ile bıraktı.
“O kadın bu şehdi görevi için değil senin yalanlarınla zehirlediğin oğlum yüzünden terk etti.”
Güldü kadın.
“Ben seninle yeniden aile olmak istiyorum Kerem. Seni seviyorum. Bu yalan değil”
“Yalan! Düpedüz yalan. Sen kendinden başka kimseyi sevmezsin.”
Ağzını açıp bir şeyler diyeceği sırada kapıdaki hareketlilik dikkatini çekti. Kerem arkası kapıya dönük olduğu için kimin geldiğini görmüyordu. Gelenin tam da istediği kişi olduğunu gören kadın kaderine teşekkür etti. Boğazını temizleyerek derin nefes aldı ve elinde avucunda ne varsa ortaya döktü.
“Bana yalancı diyeceğine dön de kendine bak sen. Hafızasını kaybeden kuzenini kendi karısını başka birinin karısı gibi gösterip türlü masallarla kandıran sensin ben değilim Kerem bey.”
Kerem işaret parmağını ona doğrulttu.
“Kes sesini Rana!”
“Sen ağzına geleni söyle ben gerçekleri dile getirince kes sesini öyle mi? Yok yağma canım. Bugün her şey ortaya dökülecek. Yalanlarınızı bir bir açığa çıkaracağım. Azra hanım da senden önce gelmiş bana ahkam kesiyor” kinaye ile güldü. “Kocasına bebeklerini başkasının bebekleri gibi yutturan kadın bana annelik dersi veriyor. Ne yazık.”
“Abi” sesi duyan Kerem kaskatı kesilirken Rana zaferle gülümsedi.
“Rahşan.”
“Bana müsaade. Gidip oğlumu okuldan alacağım.”
Aklı karşısında kendisine hayal kırıklığı ile bakan kuzeninde olan adam ortalığa bombayı bırakıp giden kadına tepki verememişti. Rana gittikten sonra Kerem kuzenine yaklaştı.
“Kardeşim. Gel. Otur şuraya.”
Koltuğu gösterdi eliyle. Rahşan kafasını iki yana salladı. Sabırsızca baktı ağabeyi gibi sevdiği kuzenine. Neler döndüğünü öğrenmek istiyordu.
“Bana etrafımda nelerin döndüğünü anlat abi. Hemen.”
******
Öğrendiklerini sindirmekte zorlanan adam kısmen hatırladığı kadının Azra olmasına içten içe seviniyordu. Onu kirletmemişti. Kendi karısı ile birlikte olmuştu. Buna sevinse de onu kandırdıkları için bu oyunun içinde olan herkese kırgındı. Düşünce girdabında kaybolurken kapıdan içeri girdi. Kapı açılınca hemen onu karşılamaya gelen kadın bu sefer gelmemişti. Buna şaşırmıştı. Ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Azra yani karısı koltukta oturmuş elindeki kağıtları okuyordu. Yanına oturdu. Kendisinin varlığını hissetse de tepki vermeden kağıtları okumaya devam ediyordu.
“Azra” dedi ilgisini çekmek için.
“Ne var Rahşan?” nihayet yüzüne bakmaya tenezzül etmişti. Kağıtları sehpaya atıp adama döndü.
“Her şeyi biliyorum”
“Neyi biliyorsun?” sesindeki alay mıydı onun? Gözleri de yabancı bakıyordu.
Gözleri ellerini bağlamış, sözleri tenini kamçılıyordu.
Ürperdi biranda.
“Bizim evli olduğumuzu. Hatırladığım kadın sendin. Hafızam tam olarak geri gelmedi fakat artık hayatım hakkında çoğu şeyi biliyorum. Ben senin kocanım.” dediğinde kadın sehpaya bıraktığı kağıtları aldı. Ayağa kalkınca adam da kalkmıştı. Kağıtları adamın yüzüne fırlattı. Yüzüne gelen kağıtları alıp okumaya başlayan adam sona geldiğinde kafasını kaldırıp kadına baktı. kerem az önce anlatmıştı olayı ama kendi gözleriyle görmek başkaydı.
"Sen kendini para için satan bir erkek müsveddesisin Rahşan Altay. Benim bir şeyim değilsin."
Adam duyduğu kelimelerden sonra kalbinden vurulmuş gibi hafif geri sendeledi. Gözü dönmüş kadın öyle öfkeliydi ki, onu nasıl yıktığının farkında bile değildi. Konuşmaya daha doğrusu adamı yaralamaya devam etti. "Biliyor musun? Sana aşık oluyordum. Hem de öyle böyle değil. Fakat senin benimle neden evlendiğini öğrendiğimde o aşkın tam kıyısından döndüm. İyi ki de döndüm. Çünkü senin gibi bir zavallıyı sevseydim kendime olan saygımı yitirirdim."
"Neden?" diye sordu zor çıkan sesiyle. Duyduğu kelimeler kalbine ağır gelmiş, yere düşen cam gibi paramparça olmuştu. "Neden seviyormuş gibi davrandın?"
Kadın Kerem`in taktığı lakabın hakkını vererek buzları bile korkutacak kadar soğuk bir gülümseme sundu adama. 
"İntikam aptal. Anladın mı? İntikam için. Düşene vurmak Azra Ateşdağlı`ya yakışmazdı neticede."
Madem her şeyi biliyor artık onun yanında durmaya gerek yoktu. Rahşan salonun ortasında duyduğu kelimelerin ağırlığı altında ezilirken o çantasını alarak evden çıktı. Arkasına bile bakmamıştı. Bir zamanlar pek kıymetli Sevgim`i için kendisini yalnız bıraktığı gibi o da kocasını yalnız bırakarak çekip gitmişti.
Genç adam göğsünün ortasından başlayıp sırtına vuran ağrı ile elini kalbine götürdü. Canı öyle yanıyordu ki dizleri dermanını yitirip olduğu yere çökerken gözlerinin kapandığını hissetti.
Dünyası kararmadan önce fırsat bulup kelimeyi şehadet getirmeyi başarmıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder