14 Ekim 2019 Pazartesi

22. Söz Veriyorum

Genç adam toplantıdan çıktığı gibi evine gitmek istiyordu. Çok yorulmuştu. Elbette onu yoran bir tek toplantı değildi. Zihnindeki düşünceler ve sevdiği kadını bulamamanın yarattığı o büyük öfkeydi. Şirket binasından çıkar çıkmaz boynundaki kravatı çekip çıkardı. Arabaya bindiğinde yan koltuğa fırlatarak cebinden çıkardığı telefonuna baktı.
Yasemin aramıştı. Hem de yedi kere. Kaşlarını çattı. O aramazdı ki kendisini. Genelde genç adam arardı onu. Geri arama ikonuna dokunurken içinde anlamdıramadığı bir huzursuzluk baş göstermişti. Derin nefes alarak kadının cevaplamasını bekledi.
“Beni bu kadar mı özledin baldız?” şakayla karışık ciddiyetle sormuştu nihayet telefonunu cevaplayan kadına. Yasemin cevap vermeyince telaşlanmaya başlamıştı. “Yasemin? Ne oluyor? Cevap ver bana” şimdi tamamen ciddiydi ses tonu.
“Rahşan...Azra...bebekler” dedi kadın kesik kesik. Tam cümle kurmasına gerek kalmadan adam her şeyi anlamıştı. Boştaki elini yumruk yaparak direksiyona vurdu.
“Yasemin!”diye tısladı dişlerini arasından. Yasemin bir şey söylemeden telefonu kapatırken adam arabayı çalıştırıp yola koyulmuştu bile. Yolda Simay`ı arayarak Muğla`ya uçak bileti sipariş vermesini söyledi. En yakın zamanda uçak bulan Simay ona üç saat sonra uçağın kalkacağını haber vermişti. Bir saat sonra hava alanına varıp uçağını beklerken hala inanamıyordu. Nasıl olmuştu da o iki kafadar kendisini kandırmıştı. Bunca zamandır karısı bir telefon uzağındaydı ama onun haberi yoktu.   
Şimdi karısının nasıl saklandığını düşünmeyecekti. Çünkü bebekleri geliyordu fakat bir problem vardı. Sıkıntıyla nefes verdi. Elini boğazına götürerek onu boğan hayali eli çekiştirdi.
“Lanet olsun!” diye bağırdı öfkeyle. O sırada çalan telefonu dikkatini çekti. Orta konsoldan telefonu alarak ekrana bakmadan açtı. Daha sesini duyuramadan karşı taraf konuşmuştu.
“Yavaş git ulan. Kaza yapacaksın. Ölürsen ne Azra`ya ne de evlatlarına yararın olacak.” Kerem`in öfkeli sesini duyar duymaz dikiz aynasından arkaya baktı. “Arkandayım. Önüne bak.”
“Sen nereden... Simay” dedi kafasını sallayarak. Simay bilet sipariş verirken Kerem`i de kendisine göz kulak olması için göndermişti. Ona nedense kızamadı. Çünkü kuzenine ihtiyacı vardı. İyi ki haber vermişti. Telefonu kapatıp kuzeninin istediği gibi önüne baktı.
Birkaç saat sonra uçaktan inen adamın sabrı son demlerindeydi. Merdivenlerden inerken telefonunu uçak rejiminden çıkardı. Yasemin`in numarasını kaydırıp telefonu kulağına götürdü. Üçüncü çalışta açmıştı kadın.
“Durumu nasıl?” diye sordu telaşla. Arkasından gelen adam yanında olduğunu göstermek için omuzunu sıktı. Dönüp ona baktı istemsizce. Birinin onun yanında olması pahabiçilemezdi. Telefonun diğer ucundan sıkıntılı nefes duydu.
“Kabul etmese de sana ihtiyacı var”
 “Geliyorum” diyerek telefonu kapattı.
*****
Genç kadın içini doğrayan acıyı belli etmemek için bin bir eziyete katlanıyordu. Başına saatlerdir sezaryen için dil döken doktoru duymuyor bozulmuş plak gibi normal doğum diye inliyordu.
“Bakın Azra hanım. Son kez söylüyorum. Normal doğum olursa üçünüzü de kaybetme gibi bir durum var. Sezaryen ile oğlunuzla sizi kurtarabiliriz.” Doktorun sesi biraz telaşlı birazda sinirli çıkıyordu. Kadın gözünün önünde ölüme gidiyordu ve o bir şey yapamamıştı şu ana kadar.
“Hayır. Kızım benim mucizem. Onu bırakmam. Bırakamam” saatlerdir çektiği acı sesinin kısılmasına bedeninin yorgun düşmesine neden olmuştu. Bilincini kaybetti kaybedecekti. “Babasının prensesi o” Rahşan`ın kızına nasıl bağlandığını biliyordu. Ona kıyamazdı. Kıyarsa kendini asla affedemezdi.
Doktor tam bir şey söyleyecekken içeri giren Yasemin ile susmuştu.
“Sadık bey dışarıda konuşabilir miyiz?”
“Evet tabii”
Sadık beyle Yasemin dışarı çıktıklarında Azra onların ne konuştuğunu merak etse de acısı daha baskındı. Yatakta yan dönerek dizlerini kendine çekti ve elinin atındaki çarşafı sıkmaya başladı.
Dışarı çıkan Sadık bey kadının ne diyeceğini merak ediyordu. o yüzden kapıyı kapatır kapatmaz ona döndü.
“Bir şey mi oldu Yasemin hanım?”
“Azra`nın kocası burada. Birazdan gelecek. Kuzenim şimdi karar verecek kadar sağlıklı düşünemiyor o yüzden kararı onun yerine kocası verse olur mu?”
Maden bulmuş gibi yüzü aydınlanan doktor gülümsedi.
“Tabi ki olur. Prosedür böyle zaten. Ama Azra hanım onun kendi kararını onayladığını söyledi.”
“Yalan söyledi. Adamın haberi bile yok doğumdan. Araları biraz bozuk çünkü.”
“Anladım. O zaman beyefendiyi bekleyelim. O gelince evrakları imzalar ve biz de ameliyata başlarız. İmzalar değil mi?”
Tereddütü kadını şaşırtmamıştı. Rahşan`ın da karısı gibi düşüneceğinden korkması normaldi ama o adı gibi biliyordu Azra`ya kıymayacağını.
“İmzalar elbette”
Onlar konuşurken koridorun başındaki hareketlilik dikkatlerini çekti. Genç kadın o yöne dönerek baktı. Gördükleri kişiler doktor için bir şey ifade etmezken kendilerine doğru gelen iki kişiden biri kadın için haftalardır içindeki acının baş kahramanıydı.
Özleminin, avuçlarını kanatan kalp kırıklarının tek sebebi.
Eli ayağına karışan kadın kendini zorlukla toparladı. Arkasını onlara dönerek derin nefesler almaya başladı.
“Yasemin”
Rahşan`ın sesini duyunca yanlarına vardıklarını anlamıştı. Gözlerini kapatıp açarak yavaşça arkasına döndü. Bakışları tam karşısındaki adama kitlenince kalbi ince bir sızıyla burkulmuştu. Masmavi gözleri laciverte yakın renge dönüşerek koyulaşmış, kendisine yüreğini dudaklarının ardına getirecek bir yoğunlukla bakıyordu.
“Yasemin? Azra nerede? Onu görmek istiyorum”
Rahşan`ın sesini duyan kadın bakışlarını adamdan kopardı.
“İçeride ve durumu kritik. Seni onun doktoru ile tanıştırayım.” doktoru gösterdi eliyle.“Sadık Toroslu”
Sadık bey elini uzattı adama. “Memnun oldum Rahşan bey”
Kendisine uzatılan eli sıktı genç adam.
“Memnun oldum Sadık bey” dedi sabırsızca. Biran önce karısını görmek için sabırsızlandığı apaçık ortadaydı.
“Sizinle odamda görşelim”
“Görüşelim”
Birlikte Sadık beyin odasına gittiler. Doktor masasının üzerinden birkaç evrak alarak ona uzattı okuması için. Adam evrakları kendine çekerek okumaya başladı. Bitirdikten sonra doktora baktı.
“Burada yalnızca bebekler üzerinde söz hakkım var yazıyor.”
 Sadık bey kafasını salladı.
“Evet. Eşiniz kendi kararını verebilir ama bebekleriniz ikinizin sorumluluğunda. O yüzden bize sizin onayınız gerekiyor.”
“Zamanımın çok az. Kızınızın gelişimi durdu. Doğum geciktirilmemeli. Eşiniz normal doğum diye tutturdu fakat kendisi normal doğumu kaldıramaz.”
“Çocuklarım sezaryen ile doğacak” evrakı imzalayan adam kalemi masaya bıraktı. “Şimdi karımı görebilir miyim?”
“Elbette. On beş dakikanız var”
“Peki”
Genç kadın titreyen gözlerini açtığında ellerini panikle karnına götürdü. Bebeklerinin hala orada olduğunu görünce derin nefes koyvererek rahatlamıştı. Hala onunlaydılar. Bu iyiydi. O kendinden geçmiş gibi karnını severken odada başka birinin varlığını hissetti. Kafasını pencereye çevirdiğinde orada görmek için beklediği en son kişi duruyordu. Arkasını kendisine dönmüş, ellerini iki yana açarak pencere önüne bastırmış, uzun boyuna rağmen eğildiği için hafif kamburlaşmıştı. Kadın bakışlarını özlediği adamın sırtından çekmeyerek yattığı yerde doğrulmaya çalıştı. O an koluna takılı olan serum iğnesini fark etmemiş iğne canını acıttığında acıyla inlemişti.
Kocası saniyesinde ona dönerek yanına varmıştı.
“Sancın mı var?” diye sordu. Sesini duymak bile acı çeken kalbine iyi gelmişti. Hele bir de ilgiyle bakan hazelleri. Nefretle bakması gerekirken ilgiyle bakması kadını bu sefer mutlu değil vicdanının ağır darbelerine hedef etmişti.
Yine yenilmişti.
Adam yine kazanmıştı.
Bir kez daha.
“Hayır. Serum iğnesini fark etmedim sadece.” Bakışlarını kaçırarak başka yöne çevirdi. O an elinin üzerini örten sıcaklık şaşkınlıkla adama bakmasına neden olmuştu.
“Bugüne kadar ne yaşadıysak şimdilik unutalım Azra. Sana yaşattığım acıları, yaşadığım vicdan azabını kapının önüne bırakıp bu odada bebekleri için endişe eden, onları sabırsızlıkla bekleyen ve sağ salim kucaklarına almak için dua eden ebeveynler olalım” üzerine eğilerek alnına yapışan saçlarını geri taradı. “Tamam mı?” diye sorduğunda kadın dolu gözlerle kafasını salladı.
“Bu kadar mükemmel olma” diye fısıldadı. Adam elbette duymuştu onu. Alayla gülümsedi.
“Ben mükemmelliğin yanından bile geçemem. Hele sana yaşattıklarımdan sonra. Asla mükemmel olamam” sesinde kendisine duyduğu öfkeyi sezen kadının içi sızladı.
“Sana yaşattıklarımı hatırlamadığın için böyle düşünüyorsun”
“Bana ne yaşattıysan hak etmişimdir. O yüzden sakın kafana takma”gülümsedi kadına. Genç kadın kafasını şiddetle yanlara salladı.
“Hayır! Hak etmedin. Ben..” dudaklarının üzerinde baskı hissedince susmak zorunda kaldı. Diğer elini karnında hissedince gözlerini doldu.
“Az önce ne dedim? Geçmiş yok. Şimdi var. Bizim konuşmamız gereken tek konu bu mucizeler” karnını okşadı hafifçe.
Kadın susmuştu. Nasıl olsa zamanı vardı. Konuşacaklardı.
Rahşan eğilerek iyice karnına yaklaştı.
“Hatırlamadığım şeylere öyle odaklanmıştım ki, sizin babanız olduğuma sevinememiştim bile. Babanızı affedin minik canavarlarım. Sizi çok seviyorum.” Karnını öptü kadının. Elinin altındaki çarşafı sıkarak ona dokunmaktan kaçındı. Fakat zihninin bir köşesinde sürekli dokun ona diye fısıldayan sese daha fazla karşı koyamadı. Parmaklarını saçlarına geçirerek okşadı.
Unutacaklardı. Bugün sadece anne baba olacaklardı.
Rahşan saçlarındaki temasla titreyerek kadının beline sarıldı. Sessizce bir birilerinin keyfini çıkardılar. İki hasret kalp kavuşurken çektikleri acıyı anında unutmuşlardı.  
“Vakit geldi Azra hanım” diyen Sadık beyin sesiyle ayrıldılar. Rahşan ayağa kalkıp kendine çeki düzen verirken Azra doktora kafası karışık bir şekilde bakıyordu.
“Vakit geldi derken?”
“Ona söylemediniz mi?”
“Sen bana ne söyleyecektin Rahşan?”
“Sakin ol Azra.  Sezaryen için onay verdim.”
“Ne yaptım dedin? Sen bana sormadan nasıl onay verirsin?” yerinde doğrulmaya çalıştı. Bu sefer iğneyi çıkarmışlardı. Rahşan ona yaklaşıp ellerini avuçlarının arasına aldı. Dudaklarına götürerek yumuşak bir öpücük kondurdu. Kafasını kaldırıp gözlerinin içine aşkını ve acısını yansıtarak baktı.
“Ben ne seni ne de bebeklerimi kaybetmek istemiyorum” genç kadın adamın yanağına dokundu. Gözleri dolu dolu baktı adama.
“Kızımızı kaybedebiliriz” der demez adam telaşla kafasını iki yana salladı.
“Hayır. Üçünüz de o ameliyathaneden sağ salim çıkacaksınız. Bebeklerimizi birlikte büyüteceğiz Azra”
“Söz ver bana”
“Söz veriyorum”
İnanarak söz vermişti. Kadını hazırlayıp ameliyathaneye götürürken içinden sözünü tutmasına yardımcı olması için Alllah`a yalvarıyordu. Kadın ameliyattayken Yasemin Selim beye, Mehlika hanıma, Tahir`e ve Melek`e haber vermişti. Birkaç saate hepsi hastanede olacaktı.
Genç adam etrafında olanları duymuyordu. Ne akrabalarının geleceğini biliyordu ne de başka bir şeyi. Ameliyathane yazısına kitlenmiş öylece bakıyordu.
“Üçü de oradan sağ salim çıkacak.”
Kerem kendisine bakmayan kuzenini izledi bir süre. Kendisini duymadığını biliyordu ama yine de söylemek istemişti.
“Abi?”
 “Söyle kardeşim”
“Sence ben senin gibi iyi bir baba olacak mıyım?”
Gülümsedi Kerem. Yüzünde oluşan gülümsemeyi uzaktan izleyen kadından habersiz baktı kuzenine. Elini omuzuna koyarak sıktı.
“En az benim kadar iyi bir baba olacaksın. Bundan asla şüphe etme.”
“İnşallah abi”
Saatler sonra aynı pozisyonda ameliyathaneyi izleyen adam kapının açıldığını görünce yerinden ok gibi fırlamıştı.
“Bana iyi haberler ver doktor” dedi gözlerinin içine bakarak. Sadık bey yorgun bakışlarını başına toplaşanların üzerinde dolaştırdı.
“Gözümüz aydın ameliyat gayet başarılıydı”
“Allah`ım sana şükürler olsun”
Genç kadın farkında olmadan yanınaki adama sarılmıştı. Sıcak ve güvenli kollarda kendini çok iyi hissetmişti. Acısı dinmiş, boğazına yapışan yumru birden kaybolmuştu.
Genç kadın saniyeler sonra doktorun sesini duyduğunda kendine gelmiş hemen ondan uzaklaşmıştı.  

“Bebeklerin ikisi de zamanından önce doğdu. Biz böyle bebeklere prematüre bebekler diyoruz. Oğlunuz sekizinci kızınız yedinci ayında oldukları için ciğerleri tam gelişmemiş. O yüzden ikisini de küveze koyduk. Her ikisi de desteksiz nefes alana kadar orada tutacağız.”kendisine sevinçle sarılan kadından ayrılıp doktora baktı.

“Karım?” diye sordu adam. Belli etmese de içten içe korkuyordu. Doktor bebeklerden bahsederken anneleri hakkında hiç konuşmamıştı çünkü.

“Karınız güçlü bir savaşçı çıktı Rahşan bey. Şu an sağlığı gayet yerinde. Anlarsınız ki sekizinci ayda doğum yaptı. Bu dikkat edilmesi gereken bir durum. Hemşireler onu şimdi odasına götürecekler. Geçmiş olsun”
******
Genç adam altında durduğu ağaca baktı içi titreyerek. Neden gelmişti ki buraya? Hangi akla hizmet? Titeyen ellerini bir birine bastırıp ağaçtan uzaklaşmak için arkasını döndü. Döndüğü gibi karşısına çıkan kadın nefesinin ciğerlerinde hapis kalmasına neden olmuştu.
“Abla?” sesi pürüzlü çıkmıştı. Canan gözlerindeki pişmanlığa rağmen gülümsedi. Sakin adımlarla kendisine doğru gelen kadın saçlarını yanaklarını okşadı. Onca kırgınlığa ve suçluluk duygusuna rağmen özlediği ablasının eline yasladı yanağını. Hala aynı kokuyordu. Gül gibi. 
“Kardeşim” dedi kadın. Sesi de aynıydı. Bülbül şakıması gibi kalbe dokunan.
“Beni affet abla.” Dolu dolu gözlerle baktı ablasına. Canan hafif geri çekilip ona baktı. Rahşan o an fark etmişti üzerindeki çok sevdiği pembe renk kısa etekli elbisesini. Hastalığını öğrenmeden önce mezuniyet balosunda giymişti o elbiseyi. O kadar sevmişti ki gözü gibi bakmıştı baloya kadar.
“Seni affetmek mi? Sen bana bir şey yapmadın ki.”
 “Sana o halatı getirmemeliydim”
“Senin suçun değil” ellerini kavradı kardeşinin. “O gün olmasa başka bir gün başka yöntemle ölecektim ben. Artık kendini affet. Beni bırak. Hayatına devam et. Ben öldüm. Öldüm ve acılarımdan kurtuldum. Çok mutluyum” dili mutluyum dese de gözleri öyle olmadığını haykırıyordu. İntihar eden biri asla mutlu olmazdı. Yüce Rabbimiz bağışlamazdı çünkü. Ses etmedi adam. Onun yerine ablasına sarıldı. Rüyada bile olsa ona sarılmak iyi gelmişti. Uzun uzun kokladı gül kokan saçlarını. Yıllardır göğsünün ortasında nefes almasını zorlaştıran o düğüm çözülmüştü. Kendini daha önce hiç bu kadar hafiflemiş hissetmemişti. Canan geri çekilerek kardeşinin yanaklarını öptü. tekrar kendine çekip sarıldığında duydukları ses adamın geri çekilmesine neden olmuştu.
“Baba”
Rahşan ablasının arkasında duran üç yaşlarındaki çocuğa baktı. Tıpkı ablasına benzeyen mavi gözlü kumral oğlan çocuğuna doğru yürüdü. Önünde eğilerek gözlerinin içine baktı.
“Sen benim oğlum musun?” diye sordu. Küçük çocuk kafasını salladı. Ve küçük kollarını adamın boynuna doladı. Rahşan gecikmeden küçük bedeni sardı güçlü kollarıyla. “Cihan” dedi adam titrek sesle. Bir müddet sonra geri çekilen Cihan babasının gözlerini öptü. Arkadan duyulan hıçkırık ikisinin de o yöne bakmasına neden olmuştu. Canan onlara bakıp ağlıyordu.
“Sen minik melek Canan`ın bana benzeyeceğini düşünüyorsun ya. Onu Cihan`dan daha çok seveceğini. O öyle değil Canevim. Bana en çok az önce gözlerini öpen çocuk benzeyecek. Onlara iyi bak kardeşim. Sizi seviyorum”

Kollarındaki oğlu ve ablası hafif silinip giderken duyduğu ses onu gördüğü muhteşem rüyadan uyandırmıştı. Oturduğu rahatsız koltuktan kalkan adam kendisine seslenen karısına yaklaştı.

“Uyandın” dedi sevinçle. Genç kadın baş ağrısına rağmen gülümsedi.

“Su” diyebildi kuruyan dudaklarına ve boğazına rağmen. Rahşan bardağa su koyup ona uzattı. İçmesine yardım edip bardağı yerine bıraktı. “Bebeklerim?” sorusunu duyan adam kadının sesindeki korkuyu soludu derince. Onlardan birine bir şey olacak diye çok korkuyordu. Ameliyat zamanı kendisinin korktuğu gibi. Ellerini kavrayarak öptü. 

Sonra kafasını kaldırıp kadının gözlerine baktı.

“İkisi de annelerine kavuşacakları günü bekliyorlar.”

Hıçkırarak kendisine sarılan kadını sardı sıkıca. Saçlarını kokladı fırsattan istifade. 

Hala çilek kokuyordu.

İlaç karışık çilek....

Geri çekildiğinde genç kadın alnını adamın alnına yaslayıp gülümsedi.

“Teşekkür ederim” diye fısıldadı dudaklarına doğru.

“Ne için?”

“Sözünü tuttuğun için.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder