14 Ekim 2019 Pazartesi

22. Söz Veriyorum

Genç adam toplantıdan çıktığı gibi evine gitmek istiyordu. Çok yorulmuştu. Elbette onu yoran bir tek toplantı değildi. Zihnindeki düşünceler ve sevdiği kadını bulamamanın yarattığı o büyük öfkeydi. Şirket binasından çıkar çıkmaz boynundaki kravatı çekip çıkardı. Arabaya bindiğinde yan koltuğa fırlatarak cebinden çıkardığı telefonuna baktı.
Yasemin aramıştı. Hem de yedi kere. Kaşlarını çattı. O aramazdı ki kendisini. Genelde genç adam arardı onu. Geri arama ikonuna dokunurken içinde anlamdıramadığı bir huzursuzluk baş göstermişti. Derin nefes alarak kadının cevaplamasını bekledi.
“Beni bu kadar mı özledin baldız?” şakayla karışık ciddiyetle sormuştu nihayet telefonunu cevaplayan kadına. Yasemin cevap vermeyince telaşlanmaya başlamıştı. “Yasemin? Ne oluyor? Cevap ver bana” şimdi tamamen ciddiydi ses tonu.
“Rahşan...Azra...bebekler” dedi kadın kesik kesik. Tam cümle kurmasına gerek kalmadan adam her şeyi anlamıştı. Boştaki elini yumruk yaparak direksiyona vurdu.
“Yasemin!”diye tısladı dişlerini arasından. Yasemin bir şey söylemeden telefonu kapatırken adam arabayı çalıştırıp yola koyulmuştu bile. Yolda Simay`ı arayarak Muğla`ya uçak bileti sipariş vermesini söyledi. En yakın zamanda uçak bulan Simay ona üç saat sonra uçağın kalkacağını haber vermişti. Bir saat sonra hava alanına varıp uçağını beklerken hala inanamıyordu. Nasıl olmuştu da o iki kafadar kendisini kandırmıştı. Bunca zamandır karısı bir telefon uzağındaydı ama onun haberi yoktu.   
Şimdi karısının nasıl saklandığını düşünmeyecekti. Çünkü bebekleri geliyordu fakat bir problem vardı. Sıkıntıyla nefes verdi. Elini boğazına götürerek onu boğan hayali eli çekiştirdi.
“Lanet olsun!” diye bağırdı öfkeyle. O sırada çalan telefonu dikkatini çekti. Orta konsoldan telefonu alarak ekrana bakmadan açtı. Daha sesini duyuramadan karşı taraf konuşmuştu.
“Yavaş git ulan. Kaza yapacaksın. Ölürsen ne Azra`ya ne de evlatlarına yararın olacak.” Kerem`in öfkeli sesini duyar duymaz dikiz aynasından arkaya baktı. “Arkandayım. Önüne bak.”
“Sen nereden... Simay” dedi kafasını sallayarak. Simay bilet sipariş verirken Kerem`i de kendisine göz kulak olması için göndermişti. Ona nedense kızamadı. Çünkü kuzenine ihtiyacı vardı. İyi ki haber vermişti. Telefonu kapatıp kuzeninin istediği gibi önüne baktı.
Birkaç saat sonra uçaktan inen adamın sabrı son demlerindeydi. Merdivenlerden inerken telefonunu uçak rejiminden çıkardı. Yasemin`in numarasını kaydırıp telefonu kulağına götürdü. Üçüncü çalışta açmıştı kadın.
“Durumu nasıl?” diye sordu telaşla. Arkasından gelen adam yanında olduğunu göstermek için omuzunu sıktı. Dönüp ona baktı istemsizce. Birinin onun yanında olması pahabiçilemezdi. Telefonun diğer ucundan sıkıntılı nefes duydu.
“Kabul etmese de sana ihtiyacı var”
 “Geliyorum” diyerek telefonu kapattı.
*****
Genç kadın içini doğrayan acıyı belli etmemek için bin bir eziyete katlanıyordu. Başına saatlerdir sezaryen için dil döken doktoru duymuyor bozulmuş plak gibi normal doğum diye inliyordu.
“Bakın Azra hanım. Son kez söylüyorum. Normal doğum olursa üçünüzü de kaybetme gibi bir durum var. Sezaryen ile oğlunuzla sizi kurtarabiliriz.” Doktorun sesi biraz telaşlı birazda sinirli çıkıyordu. Kadın gözünün önünde ölüme gidiyordu ve o bir şey yapamamıştı şu ana kadar.
“Hayır. Kızım benim mucizem. Onu bırakmam. Bırakamam” saatlerdir çektiği acı sesinin kısılmasına bedeninin yorgun düşmesine neden olmuştu. Bilincini kaybetti kaybedecekti. “Babasının prensesi o” Rahşan`ın kızına nasıl bağlandığını biliyordu. Ona kıyamazdı. Kıyarsa kendini asla affedemezdi.
Doktor tam bir şey söyleyecekken içeri giren Yasemin ile susmuştu.
“Sadık bey dışarıda konuşabilir miyiz?”
“Evet tabii”
Sadık beyle Yasemin dışarı çıktıklarında Azra onların ne konuştuğunu merak etse de acısı daha baskındı. Yatakta yan dönerek dizlerini kendine çekti ve elinin atındaki çarşafı sıkmaya başladı.
Dışarı çıkan Sadık bey kadının ne diyeceğini merak ediyordu. o yüzden kapıyı kapatır kapatmaz ona döndü.
“Bir şey mi oldu Yasemin hanım?”
“Azra`nın kocası burada. Birazdan gelecek. Kuzenim şimdi karar verecek kadar sağlıklı düşünemiyor o yüzden kararı onun yerine kocası verse olur mu?”
Maden bulmuş gibi yüzü aydınlanan doktor gülümsedi.
“Tabi ki olur. Prosedür böyle zaten. Ama Azra hanım onun kendi kararını onayladığını söyledi.”
“Yalan söyledi. Adamın haberi bile yok doğumdan. Araları biraz bozuk çünkü.”
“Anladım. O zaman beyefendiyi bekleyelim. O gelince evrakları imzalar ve biz de ameliyata başlarız. İmzalar değil mi?”
Tereddütü kadını şaşırtmamıştı. Rahşan`ın da karısı gibi düşüneceğinden korkması normaldi ama o adı gibi biliyordu Azra`ya kıymayacağını.
“İmzalar elbette”
Onlar konuşurken koridorun başındaki hareketlilik dikkatlerini çekti. Genç kadın o yöne dönerek baktı. Gördükleri kişiler doktor için bir şey ifade etmezken kendilerine doğru gelen iki kişiden biri kadın için haftalardır içindeki acının baş kahramanıydı.
Özleminin, avuçlarını kanatan kalp kırıklarının tek sebebi.
Eli ayağına karışan kadın kendini zorlukla toparladı. Arkasını onlara dönerek derin nefesler almaya başladı.
“Yasemin”
Rahşan`ın sesini duyunca yanlarına vardıklarını anlamıştı. Gözlerini kapatıp açarak yavaşça arkasına döndü. Bakışları tam karşısındaki adama kitlenince kalbi ince bir sızıyla burkulmuştu. Masmavi gözleri laciverte yakın renge dönüşerek koyulaşmış, kendisine yüreğini dudaklarının ardına getirecek bir yoğunlukla bakıyordu.
“Yasemin? Azra nerede? Onu görmek istiyorum”
Rahşan`ın sesini duyan kadın bakışlarını adamdan kopardı.
“İçeride ve durumu kritik. Seni onun doktoru ile tanıştırayım.” doktoru gösterdi eliyle.“Sadık Toroslu”
Sadık bey elini uzattı adama. “Memnun oldum Rahşan bey”
Kendisine uzatılan eli sıktı genç adam.
“Memnun oldum Sadık bey” dedi sabırsızca. Biran önce karısını görmek için sabırsızlandığı apaçık ortadaydı.
“Sizinle odamda görşelim”
“Görüşelim”
Birlikte Sadık beyin odasına gittiler. Doktor masasının üzerinden birkaç evrak alarak ona uzattı okuması için. Adam evrakları kendine çekerek okumaya başladı. Bitirdikten sonra doktora baktı.
“Burada yalnızca bebekler üzerinde söz hakkım var yazıyor.”
 Sadık bey kafasını salladı.
“Evet. Eşiniz kendi kararını verebilir ama bebekleriniz ikinizin sorumluluğunda. O yüzden bize sizin onayınız gerekiyor.”
“Zamanımın çok az. Kızınızın gelişimi durdu. Doğum geciktirilmemeli. Eşiniz normal doğum diye tutturdu fakat kendisi normal doğumu kaldıramaz.”
“Çocuklarım sezaryen ile doğacak” evrakı imzalayan adam kalemi masaya bıraktı. “Şimdi karımı görebilir miyim?”
“Elbette. On beş dakikanız var”
“Peki”
Genç kadın titreyen gözlerini açtığında ellerini panikle karnına götürdü. Bebeklerinin hala orada olduğunu görünce derin nefes koyvererek rahatlamıştı. Hala onunlaydılar. Bu iyiydi. O kendinden geçmiş gibi karnını severken odada başka birinin varlığını hissetti. Kafasını pencereye çevirdiğinde orada görmek için beklediği en son kişi duruyordu. Arkasını kendisine dönmüş, ellerini iki yana açarak pencere önüne bastırmış, uzun boyuna rağmen eğildiği için hafif kamburlaşmıştı. Kadın bakışlarını özlediği adamın sırtından çekmeyerek yattığı yerde doğrulmaya çalıştı. O an koluna takılı olan serum iğnesini fark etmemiş iğne canını acıttığında acıyla inlemişti.
Kocası saniyesinde ona dönerek yanına varmıştı.
“Sancın mı var?” diye sordu. Sesini duymak bile acı çeken kalbine iyi gelmişti. Hele bir de ilgiyle bakan hazelleri. Nefretle bakması gerekirken ilgiyle bakması kadını bu sefer mutlu değil vicdanının ağır darbelerine hedef etmişti.
Yine yenilmişti.
Adam yine kazanmıştı.
Bir kez daha.
“Hayır. Serum iğnesini fark etmedim sadece.” Bakışlarını kaçırarak başka yöne çevirdi. O an elinin üzerini örten sıcaklık şaşkınlıkla adama bakmasına neden olmuştu.
“Bugüne kadar ne yaşadıysak şimdilik unutalım Azra. Sana yaşattığım acıları, yaşadığım vicdan azabını kapının önüne bırakıp bu odada bebekleri için endişe eden, onları sabırsızlıkla bekleyen ve sağ salim kucaklarına almak için dua eden ebeveynler olalım” üzerine eğilerek alnına yapışan saçlarını geri taradı. “Tamam mı?” diye sorduğunda kadın dolu gözlerle kafasını salladı.
“Bu kadar mükemmel olma” diye fısıldadı. Adam elbette duymuştu onu. Alayla gülümsedi.
“Ben mükemmelliğin yanından bile geçemem. Hele sana yaşattıklarımdan sonra. Asla mükemmel olamam” sesinde kendisine duyduğu öfkeyi sezen kadının içi sızladı.
“Sana yaşattıklarımı hatırlamadığın için böyle düşünüyorsun”
“Bana ne yaşattıysan hak etmişimdir. O yüzden sakın kafana takma”gülümsedi kadına. Genç kadın kafasını şiddetle yanlara salladı.
“Hayır! Hak etmedin. Ben..” dudaklarının üzerinde baskı hissedince susmak zorunda kaldı. Diğer elini karnında hissedince gözlerini doldu.
“Az önce ne dedim? Geçmiş yok. Şimdi var. Bizim konuşmamız gereken tek konu bu mucizeler” karnını okşadı hafifçe.
Kadın susmuştu. Nasıl olsa zamanı vardı. Konuşacaklardı.
Rahşan eğilerek iyice karnına yaklaştı.
“Hatırlamadığım şeylere öyle odaklanmıştım ki, sizin babanız olduğuma sevinememiştim bile. Babanızı affedin minik canavarlarım. Sizi çok seviyorum.” Karnını öptü kadının. Elinin altındaki çarşafı sıkarak ona dokunmaktan kaçındı. Fakat zihninin bir köşesinde sürekli dokun ona diye fısıldayan sese daha fazla karşı koyamadı. Parmaklarını saçlarına geçirerek okşadı.
Unutacaklardı. Bugün sadece anne baba olacaklardı.
Rahşan saçlarındaki temasla titreyerek kadının beline sarıldı. Sessizce bir birilerinin keyfini çıkardılar. İki hasret kalp kavuşurken çektikleri acıyı anında unutmuşlardı.  
“Vakit geldi Azra hanım” diyen Sadık beyin sesiyle ayrıldılar. Rahşan ayağa kalkıp kendine çeki düzen verirken Azra doktora kafası karışık bir şekilde bakıyordu.
“Vakit geldi derken?”
“Ona söylemediniz mi?”
“Sen bana ne söyleyecektin Rahşan?”
“Sakin ol Azra.  Sezaryen için onay verdim.”
“Ne yaptım dedin? Sen bana sormadan nasıl onay verirsin?” yerinde doğrulmaya çalıştı. Bu sefer iğneyi çıkarmışlardı. Rahşan ona yaklaşıp ellerini avuçlarının arasına aldı. Dudaklarına götürerek yumuşak bir öpücük kondurdu. Kafasını kaldırıp gözlerinin içine aşkını ve acısını yansıtarak baktı.
“Ben ne seni ne de bebeklerimi kaybetmek istemiyorum” genç kadın adamın yanağına dokundu. Gözleri dolu dolu baktı adama.
“Kızımızı kaybedebiliriz” der demez adam telaşla kafasını iki yana salladı.
“Hayır. Üçünüz de o ameliyathaneden sağ salim çıkacaksınız. Bebeklerimizi birlikte büyüteceğiz Azra”
“Söz ver bana”
“Söz veriyorum”
İnanarak söz vermişti. Kadını hazırlayıp ameliyathaneye götürürken içinden sözünü tutmasına yardımcı olması için Alllah`a yalvarıyordu. Kadın ameliyattayken Yasemin Selim beye, Mehlika hanıma, Tahir`e ve Melek`e haber vermişti. Birkaç saate hepsi hastanede olacaktı.
Genç adam etrafında olanları duymuyordu. Ne akrabalarının geleceğini biliyordu ne de başka bir şeyi. Ameliyathane yazısına kitlenmiş öylece bakıyordu.
“Üçü de oradan sağ salim çıkacak.”
Kerem kendisine bakmayan kuzenini izledi bir süre. Kendisini duymadığını biliyordu ama yine de söylemek istemişti.
“Abi?”
 “Söyle kardeşim”
“Sence ben senin gibi iyi bir baba olacak mıyım?”
Gülümsedi Kerem. Yüzünde oluşan gülümsemeyi uzaktan izleyen kadından habersiz baktı kuzenine. Elini omuzuna koyarak sıktı.
“En az benim kadar iyi bir baba olacaksın. Bundan asla şüphe etme.”
“İnşallah abi”
Saatler sonra aynı pozisyonda ameliyathaneyi izleyen adam kapının açıldığını görünce yerinden ok gibi fırlamıştı.
“Bana iyi haberler ver doktor” dedi gözlerinin içine bakarak. Sadık bey yorgun bakışlarını başına toplaşanların üzerinde dolaştırdı.
“Gözümüz aydın ameliyat gayet başarılıydı”
“Allah`ım sana şükürler olsun”
Genç kadın farkında olmadan yanınaki adama sarılmıştı. Sıcak ve güvenli kollarda kendini çok iyi hissetmişti. Acısı dinmiş, boğazına yapışan yumru birden kaybolmuştu.
Genç kadın saniyeler sonra doktorun sesini duyduğunda kendine gelmiş hemen ondan uzaklaşmıştı.  

“Bebeklerin ikisi de zamanından önce doğdu. Biz böyle bebeklere prematüre bebekler diyoruz. Oğlunuz sekizinci kızınız yedinci ayında oldukları için ciğerleri tam gelişmemiş. O yüzden ikisini de küveze koyduk. Her ikisi de desteksiz nefes alana kadar orada tutacağız.”kendisine sevinçle sarılan kadından ayrılıp doktora baktı.

“Karım?” diye sordu adam. Belli etmese de içten içe korkuyordu. Doktor bebeklerden bahsederken anneleri hakkında hiç konuşmamıştı çünkü.

“Karınız güçlü bir savaşçı çıktı Rahşan bey. Şu an sağlığı gayet yerinde. Anlarsınız ki sekizinci ayda doğum yaptı. Bu dikkat edilmesi gereken bir durum. Hemşireler onu şimdi odasına götürecekler. Geçmiş olsun”
******
Genç adam altında durduğu ağaca baktı içi titreyerek. Neden gelmişti ki buraya? Hangi akla hizmet? Titeyen ellerini bir birine bastırıp ağaçtan uzaklaşmak için arkasını döndü. Döndüğü gibi karşısına çıkan kadın nefesinin ciğerlerinde hapis kalmasına neden olmuştu.
“Abla?” sesi pürüzlü çıkmıştı. Canan gözlerindeki pişmanlığa rağmen gülümsedi. Sakin adımlarla kendisine doğru gelen kadın saçlarını yanaklarını okşadı. Onca kırgınlığa ve suçluluk duygusuna rağmen özlediği ablasının eline yasladı yanağını. Hala aynı kokuyordu. Gül gibi. 
“Kardeşim” dedi kadın. Sesi de aynıydı. Bülbül şakıması gibi kalbe dokunan.
“Beni affet abla.” Dolu dolu gözlerle baktı ablasına. Canan hafif geri çekilip ona baktı. Rahşan o an fark etmişti üzerindeki çok sevdiği pembe renk kısa etekli elbisesini. Hastalığını öğrenmeden önce mezuniyet balosunda giymişti o elbiseyi. O kadar sevmişti ki gözü gibi bakmıştı baloya kadar.
“Seni affetmek mi? Sen bana bir şey yapmadın ki.”
 “Sana o halatı getirmemeliydim”
“Senin suçun değil” ellerini kavradı kardeşinin. “O gün olmasa başka bir gün başka yöntemle ölecektim ben. Artık kendini affet. Beni bırak. Hayatına devam et. Ben öldüm. Öldüm ve acılarımdan kurtuldum. Çok mutluyum” dili mutluyum dese de gözleri öyle olmadığını haykırıyordu. İntihar eden biri asla mutlu olmazdı. Yüce Rabbimiz bağışlamazdı çünkü. Ses etmedi adam. Onun yerine ablasına sarıldı. Rüyada bile olsa ona sarılmak iyi gelmişti. Uzun uzun kokladı gül kokan saçlarını. Yıllardır göğsünün ortasında nefes almasını zorlaştıran o düğüm çözülmüştü. Kendini daha önce hiç bu kadar hafiflemiş hissetmemişti. Canan geri çekilerek kardeşinin yanaklarını öptü. tekrar kendine çekip sarıldığında duydukları ses adamın geri çekilmesine neden olmuştu.
“Baba”
Rahşan ablasının arkasında duran üç yaşlarındaki çocuğa baktı. Tıpkı ablasına benzeyen mavi gözlü kumral oğlan çocuğuna doğru yürüdü. Önünde eğilerek gözlerinin içine baktı.
“Sen benim oğlum musun?” diye sordu. Küçük çocuk kafasını salladı. Ve küçük kollarını adamın boynuna doladı. Rahşan gecikmeden küçük bedeni sardı güçlü kollarıyla. “Cihan” dedi adam titrek sesle. Bir müddet sonra geri çekilen Cihan babasının gözlerini öptü. Arkadan duyulan hıçkırık ikisinin de o yöne bakmasına neden olmuştu. Canan onlara bakıp ağlıyordu.
“Sen minik melek Canan`ın bana benzeyeceğini düşünüyorsun ya. Onu Cihan`dan daha çok seveceğini. O öyle değil Canevim. Bana en çok az önce gözlerini öpen çocuk benzeyecek. Onlara iyi bak kardeşim. Sizi seviyorum”

Kollarındaki oğlu ve ablası hafif silinip giderken duyduğu ses onu gördüğü muhteşem rüyadan uyandırmıştı. Oturduğu rahatsız koltuktan kalkan adam kendisine seslenen karısına yaklaştı.

“Uyandın” dedi sevinçle. Genç kadın baş ağrısına rağmen gülümsedi.

“Su” diyebildi kuruyan dudaklarına ve boğazına rağmen. Rahşan bardağa su koyup ona uzattı. İçmesine yardım edip bardağı yerine bıraktı. “Bebeklerim?” sorusunu duyan adam kadının sesindeki korkuyu soludu derince. Onlardan birine bir şey olacak diye çok korkuyordu. Ameliyat zamanı kendisinin korktuğu gibi. Ellerini kavrayarak öptü. 

Sonra kafasını kaldırıp kadının gözlerine baktı.

“İkisi de annelerine kavuşacakları günü bekliyorlar.”

Hıçkırarak kendisine sarılan kadını sardı sıkıca. Saçlarını kokladı fırsattan istifade. 

Hala çilek kokuyordu.

İlaç karışık çilek....

Geri çekildiğinde genç kadın alnını adamın alnına yaslayıp gülümsedi.

“Teşekkür ederim” diye fısıldadı dudaklarına doğru.

“Ne için?”

“Sözünü tuttuğun için.”

12 Ekim 2019 Cumartesi

ALINTI


“Bugüne kadar ne yaşadıysak şimdilik unutalım Azra. Sana yaşattığım acıları, yaşadığım vicdan azabını kapının önüne bırakıp bu odada bebekleri için endişe eden, onları sabırsızlıkla bekleyen ve sağ salim kucaklarına almak için dua eden ebeveynler olalım” üzerine eğilerek alnına yapışan saçlarını geri taradı. “Tamam mı?” diye sorduğunda kadın dolu gözlerle kafasını salladı.

“Bu kadar mükemmel olma” diye fısıldadı. Adam elbette duymuştu onu. Alayla gülümsedi.

“Ben mükemmelliğin yanından bile geçemem. Hele sana yaşattıklarımdan sonra. Asla mükemmel olamam” sesinde kendisine duyduğu öfkeyi sezen kadının içi sızladı.

“Sana yaşattıklarımı hatırlamadığın için böyle düşünüyorsun”

“Bana ne yaşattıysan hak etmişimdir. O yüzden sakın kafana takma”gülümsedi kadına. 
Genç kadın kafasını şiddetle yanlara salladı.

“Hayır! Hak etmedin. Ben..” dudaklarının üzerinde baskı hissedince susmak zorunda kaldı. Diğer elini karnında hissedince gözlerini doldu.

21.`Değişim`


Genç adamın gözlerinden karanlığın çekilmesiyle acı, dişine kan değmiş kurt gibi kalbine saldırmış göğsünü paramparça etmişti. Canı yanıyordu. Kadının o hali gözünün önüne geldiğinde ağlama isteği soğuk parmaklarını boğazına dolamış nefesini ciğerlerine hapsetmişti.
Erkekler ağlamaz diye saçma laftan hep nefret etmişti. Erkek de insandı. Onun da duyguları vardı. Canı yandığında acısı yaş olarak gözlerinden akabiliyordu.
Fakat o ağlamadı.
Sırtını yasladığı koltuk kenarından uzaklaşarak ayağa kalktı. Kalkarken sendelemişti, aldırmadı. Stressten bayılmıştı az önce. Adımlarındaki sarsaklık, başındaki ağrı, ve içindeki yakıcı öfke bunun belirtileriydi. Soğuk parmak uçlarını kaskatı kesilmiş şakaklarına bastırdı. Düşüncelerini toparlayamıyordu. Sanki üzerine sisli bir karanlık çökmüştü.
Şakaklarını biraz ovduktan sonra komodinin üzerindeki ilacı alarak içti. Biraz sakinleşmeliydi. Bu halde karısının arkasından gidemezdi.
Karısı….
Güldü. Aylarca düşündüğü ve son zamanlar kendini uzak tuttuğu kadın karısıydı. Helaliydi. Karmakarışık düşünceleri zihninin dört bir yanına saçılmıştı. Biranda içlerinden en sarsıcı olanı keskin bir bıçak gibi kalbine saplandı.
Zavallı…
 “Sen sevilmeye bile layık olmayan zavallının tekisin Rahşan” dedi kendi kendine. Onunla para için evlenmediğini hatırlamıyordu ama hissediyordu. Çünkü gördüğü kısacık rüyalar ve hatırlamalarda bile kalbindeki aşkın büyüklüğünü hissetmişti.
Kendine duyduğu öfke aniden harlanarak kanını kaynatmış binayı yakıp yıkma isteği kanının delice akmasına sebep olmuştu. İçinde büyüyen öfke daha öncekiler gibi değildi. Bu seferki daha yıkıcı daha dağıtıcıydı. Kafasını çevirip dolap aynasına baktığında oradaki aksini tanımakta zorlanmıştı. Oradan kendine bakan adam tıpkı kana susamış canavar gibiydi.  Nefesi yüzeyselleşmiş, burun delikleri genişlemiş, bakışları kararmıştı.
Genç adam ilk kez kendinden korktu. Yapabileceklerinden korktu. Öfkeyle kalkıp cebinden telefonunu çıkardı. Nefesi düzene girene kadar bekleyip öyle aramak istedi fakat durumu gittikçe kötüleşiyordu. Elleri titreyerek numarayı kaydırdı. Üçüncü çalışta cevaplandı çağrısı.
“Rahşan?”
 “Hemen buraya gel Melek. Yoksa elimden bir kaza çıkacak.”
“Geliyorum” der demez kapattı telefonu. Başka bir şey söylemesine müsaade bile etmemişti. Telefonu yatağa fırlatıp ellerini saçlarına geçirdi. Geçen her dakika onu sakinleştirmek yerine daha fazla deli ediyordu. Karısına gitmekle gitmemek arasında bocalıyor, doğru olanı bildiği için köpürüyordu.
Gitmemeliydi, biliyordu. Şu an ikisi de konuşmak için uygun ruh halinde değillerdi. Yarım saat sonra Melek ve ağabeyi gelmişti. Telaşlı yengesine olanları anlatmış her ikisine de gerçekleri sakladıkları için hesap sormuştu. Hesap sorarken sehpayı devirmiş, yeni aldığı laptopu duvara fırlatmıştı.
“Bana sakinleşmem için bir şeyler de yenge. Ona gitmemem için bir şey yap!” dedi tanımakta zorlandığı kalın ve ürkütücü sesiyle. Melek telaşla kocasına baktı. Kayınbiraderinin durumu vahimdi.
“Tek çare sakinleştirici Rahşan.”
“Sakın!” diye bağırdı. Tahir irkilen karısını kenara çekip kardeşinin önüne geçti. Yakasına yapışarak sırtını duvara çarptı. Sağ kolunu kaldırıp kardeşinin boğazına dayadı.
“Bağırma lan karıma” yüzüne doğru bağırdı. Rahşan sakinleşmek için derin nefes aldı. Ağabeyine vurmak istemiyordu. Öyle bir terbiyesi yoktu.
“Abi” dedi sıkılı dişlerinin arasından.
“Sakinleşmek mi istiyorsun?”
“Evet”
“O zaman vur bana” dediklerini duyar duymaz adamı göğsünden itti. Lakin Tahir milim kıpırdamamıştı.
“Saçmalama. Çek elini üzerimden”
Tahir boğazındaki baskıyı daha fazla arttırdı. Genç adamın nefesi hafiften yavaşlamıştı. Bu onu korkutmamış aksine mutlu etmişti.
“Vur… bana” dedi Tahir. Kelimeler arasında boşluk bırakarak cümlesine tonlarca ağırlık vermişti. Bu gece kardeşi bu binadan çıkmayacaktı. Gerekirse onu bayılana kadar dövecekti.
“Ona gitmem lazım abi. Bı-rak.” o da ağabeyinin yakasına yapıştı.
“Hiçbir yere gitmiyorsun Rahşan”boğazındaki baskıyı arttırdı. Melek korkuyla koluna yapıştı.
“Tahir`im” dediğinde kocası ona baktı göz ucuyla. “Kardeşini boğacaksın.”   
Beyazlamış dudakları yukarı doğru kıvrıldı kayınbiraderinin.
Ölüm.
Ne de güzel armağandı onun için.
Tahir karısına cevap vermeden kardeşine daha da baskı yaptı. Köşeye sıkıştığı için öfkelenen kardeşi onu ittirdi. Yer değiştirmişlerdi. Bu sefer genç adam ağabeyini duvara yaslamış boğazını sıkıyordu.
“Benim onu görmem lazım.” kararlı sesi kulağına çalındığında Tahir kardeşinin yakasına yapıştı.
“Şimdi gidersen işleri daha da berbat edersin aptal” ağabeyini de kızdırmayı başarmış sesini yükseltmesine neden olmuştu. Duyduğu son kelimeyle ağabeyinin boğazına dayadığı kolu güçsüzleşmiş yanına inmişti. Bakışlarını yere odaklayarak mırıldanmaya başladı.
“Aptal. Aptalım ben.”
Takılmış plak gibi aynı kelimeleri tekrarlayarak ağabeyini yasladığı duvarın dibine çöktü. Kafasını ellerinin arasına alarak gözlerini kapattı. Sallanarak aynı kelimeleri tekrarlıyordu. Melek ona hüzünle bakarken Tahir yanına yaklaşarak önünde diz çöktü. Güçlü eliyle ensesini kavrayarak kafasını kafasına dayadı.
“Kes şunu. Sen aptal değilsin”
Rahşan ağabeyinin sesini duyunca susup hafif geri çekilerek gözlerinin içine baktı. Dolu gözleri adamın göğsünü delip geçerken nefes almakta zorlanmıştı. 
“Beni sevmeyen kadına yeniden aşık oldum abi” dedi boğuk ve titrek sesle. Gözlerini kırptığında yanağına doğru akan damla kızgın demirin üzerine damlayan su gibi cız ederek adamın içini dağlamıştı.
“Yapma aslanım.”
Kafasını geri atarak duvara sertçe vurmaya başladı. Yanaklarına bastırdı avuçlarını.
“Onu çok üzmüşüm abi. Ne yaptım? Nasıl bir şerefsizlik yaptım da üzdüm onu? Lanet karanlık hafızama örttüyü kara sisi bir dağıtsa. Hatırlasam neler yaşandığını.”
Tahir onu kendine çekerek sıkıca sarıldı.
“Geçecek kardeşim. Geçecek. Ben hep yanındayım. İyi yada kötü ne olursa olsun seninleyim”
Rahşan ağabeyinin sarılışına karşılık verdi. Sözleri yaralı kalbine soğuk su gibi iyi gelmişti.
“Haydi” diyen kadına döndü ikisi de. Elinde şırınga onlara bakıyordu. Rahşan bıkkınlıkla nefes verirken Tahir ayağa kalktı. Kardeşine elini uzatarak kalkmasına yardımcı oldu.
“Uyuman ve sakinleşmen lazım kardeşim” sırtına vurdu. Rahşan bir şey demeden odasına gitti. Arkasından gelen yengesi iğnesini yaparak çıktı. Ağabeyi ile yalnız kalan adam bakışlarını tavana dikti. Birazdan uyuyacağını biliyordu.
“Abi”diye seslenince onu izleyen Tahir hemen atıldı.
“Söyle aslanım”
“Annenin eşi kısırdı değil mi?”
“Evet”
 “Peki Gökçe kim? Nasıl senin kardeşin oluyor o?”
Gökçe`nin ismi geçince gülümsedi adam. Nasıl da özlemişti deli dolu kardeşini. Resmen burnunda tütüyordu. Rahşan geciken cevabın nedenini anlamak için bakışlarını koltukta oturan ağabeyine baktığında onun gülümsediğini gördü. Şimdi daha çok merak etmişti Gökçe`yi. Tahir kendisine bakan kardeşini fark edince boğazını temizleyerek konuştu.
“Gökçe benim kuzenim. Amcamın kızı. Üç yaşındayken annesi kardeşini doğururken bebek de o da ölmüştü. Daha yengemin senesi dolmadan evlenen zalim amcamın yeni eşi Gökçe`yi istemeyince annem ben bakarım demiş ve evimize getirmiş. Annem olmasa onu yetiştirme yurduna vereceklerdi. O günden sonra Gökçe renksiz hayatımın gökkuşağı olmuştu.Tanısan sen de seversin. Gerçi aylardır Rahşan abimi göreceğim diye başımın etini yiyor. Sen de istersen...”
“İsterim”
“Ona söylediğimde sevinçten deliye dönecek”
“Etrafımda mutlu insan görmek bana iyi gelecek abi.”
“Gelecek tabii. Gökçe`m neşe kaynağıdır. Onunlayken keder senden çok uzaklarda olacak.”
“İnşallah abi” daha fazla konuşmak istiyordu ama uyku kara kanatlarını adamın gözlerine çekerek onu olduğu ortamdan çekip çıkarmıştı.
Uzun ve yorucu günün ardından eve gelen adam evine kavuştuğu için mutluydu. Kapıyı kapatıp koridorda yürüdü ve odasına girdi. Karısının evde olup olmadığını bilmiyordu. Üzerini değişip duş aldıktan sonra yemek için mutfağa gidecekti. O zaman öğrenirdi.
Banyodan sonra mutfağa geçti. İçeri adımını atar atmaz bedenini sarıp sarmalayan koku ne kadar aç olduğunu yüzüne vurmuştu.
“Sarma mı yaptın Azra?” diye sordu mutfak masasında yemek yiyen kadına. Kafasını kaldırıp ona bakan kadının gözleri kalbini delmişti. O güzel gözler hep nefretle bakıyordu kendisine. Başkalarına gülümsemeyi başaran o gözler onu gördüğünde öfke ve nefretle harlanıyordu.
“Evet” dedi buz gibi sesle. Bakışlarını ondan çekip yemeğine devam etti.
Genç adam derin nefes alarak dolaptan tabak aldı ve tencereyi aradı. Bulamayınca karısına döndü. Yemeğini bitirmiş masadan kalkıyordu.
“Tencere nerede?” diye sorunca güldü kadın. Tüyleri anında diken diken olmuştu.
“Tencere yok Rahşan. Yemeği senin için değil kendim için yaptım.” Yanından geçerken durdu. “Sana yemek yapacağımı düşünecek kadar aptal olamazsın her halde” acımasızca göz kırparak mutfaktan çıkan kadın elinde tabak öyle kalan adamın iştahını da kendiyle beraber sürükleyip götürmüştü.
Genç adam terler içinde gözlerini açtığında öğlen güneşi odayı aydınlatıyordu. Yataktan kalkmak istedi ama güçsüz bedeni üzerinden tren geçmiş gibi kıpırdamadı yerinden.
Acımasız karanlık toza boğulmuş anıları harekete geçirip yavaş yavaş, acıtarak yorgun zihninin her tarafına dağıtıyordu. Güçsüz kolunu kaldırıp şakağını ovdu. Haftalar önce kaza anında gördüğü kadını hatırlamaya çalıştı. Zaten yorgun olan beyni o zorlama ile iyice güçten düşmüştü. En kısa zamanda Melek`ten bir terapi isteyecekti.
Uzun uğraştan sonra yeniden uyuyakalan adam uyandığında akşam güneşi şehri terk ediyordu. Yataktan kendini kazıyarak çıkabildiğinde saçlarını karıştırıp odadan çıktı ve banyoya girdi. Banyodan çıktığında belinde sadece havlu vardı. Duştan sonra giyinmesine gerek yoktu artık. O yoktu artık. Kimse yoktu. Yapayalnızdı.
Evin ısısına rağmen tenini saran soğuk rüzgar kalbini üşütmüştü.
Daha fazla düşünmeden odasına girerek üzerini giyindi ve mutfağa girdi. Tüm gün bir şey yememişti. Zavallı midesi isyandaydı. Yemek yapmak istemedi. Malzemeleri çıkartarak hızlıca bir tost yaptı kendine. Çay koyarak tostunu yerken kapı çaldı. Gelenin kim olduğunu az çok tahmin ediyordu. Kerem değildi. Çünkü ona bir süre gözüne görünmemesini söylemişti.
Azra...
Hayır o olamazdı. Geriye bir kişi kalıyordu. Hiç düşünmeden elindekini bitirdi ve öyle kapıya bakmaya gitti. En son hatıradan sonra içinde bir şeyler değişmişti.
Artık daha umursamazdı. 
Kapıyı açtığında tahmin ettiği kişiyi gördü.
“Neden geç açtın Rahşan? Sana bir şey oldu diye çok korktum” içeri telaşlı adımlarla giren kadın adamda hiçbir duygu yaratmadı.
“Bir şeyler yiyordum Çiğdem. Gayet iyiyim.” dediğinde kadının kendisini nedensizce beklettiğini anlamasıyla bozulmasını izledi. “Geç” eliyle salonu işaret etti. Çiğdem tek kelime etmeden önden giderken arkasından adamın takip ettiğini duyuyordu. Bir şeyler olmuştu. Dün akşam üstü işten geldiğinde apartman sahanlığında Azra ile karşılaşmıştı. Kadının gözleri nemli burnu kızarıktı. Ağlamıştı. Ona neden ağladığını soramadan çağırdığı asansör geldi ve o hemen binerek uzaklaştı.
“Sehpa nerede?”
“Kırdım” ağzından umarsızca çıkan kelimeler kadının yüzünü merakla gölgelendirmişti. “Sinir krizi geçirdim Çiğdem. Önemli bir şey değil” kendisine dokunmak isteyen kadını anında engelledi. “Mesafe Çiğdem. Sana geldiğim ilk günden beri istediğim tek şey mesafe. Bana dokunmaya veya yakın olmaya çalışma. Benim için ne hissediyorsan göm gitsin. Olmayacak çünkü. Ben aynı kadına iki kere aşık olmuşken olmaz bu iş.” sesi katı ve kadından istediği gibi mesafeliydi.
“Hatırlıyor musun?” diye soran kadının da her şeyi bildiğini anlamıştı adam. Ve kendi çıkarları için bildiklerini sakladığını da.
“Evet” dedi. Ona anlatmakla uğraşmak istemiyordu. Hiçbir şeyi hatırlamadığını sadece bildiğini anlatmayacaktı elbette.
“Çok sevindim” dediyse de sesinden öyle olmadığı gün gibi ortadaydı.
“Sevinmedin Çiğdem. Bırak oynamayı. Sen daha ilk günden Azra`nın benim karım olduğunu biliyordun ve buna rağmen bana yaklaşmaya çalıştın.”
“Rahşan ben...”
“Sus da beni dinle Çiğdem. Bundan böyle sadece karşı komşumsun. Karşılaştığımızda merhaba diyip geçeceğim karşı komşu. Arkadaşlığımızı kendi ellerinle mahvettin. Şimdi beni yalnız bırakırsan sevinirim”
Kelimeleriyle kadını hançerleyerek kovmuştu onu. Hak etmişti biliyordu. O yüzden sessizce çıkmıştı sevdiği adamın evinden.
Üç hafta sonra...
Genç kadın ağzından çıkan kelimeleri zihninde tekrar tekrar oynatarak kendine eziyet ediyordu. Çok ağır konuşmuştu biliyordu. Hele sevmiyorum yalanı o daha beterdi.
Seviyordu. Hem de çok.
Sadece para mevzusunu uzun zaman sonra öğrenmenin verdiği öfkeyle çıkmıştı ağzından o kelimeler. Mazereti yoktu elbette. Sinirlenince fazlasıyla ağır konuşuyordu. Bu onun en kötü ve hiç sevmediği huyuydu.
Erkek müsveddesi demişti sevdiği adama. Kutudan yeni bir peçete alarak burnunu sildi. Bu kelimeyi her hatırladığında ayrı ağlama krizine giriyordu.
“Yeter artık güzelim. Ağlama. Yeğenlerimi düşün. Onları üzüyorsun.”diyen adama baktı kızarık gözlerle. Mor menekşeleri dalından koparılmış gibi solgun ve hüzünlüydü.
“Bir keresinde bana güzelim dedi Yiğit” burukça gülümseyip derin bir nefes çekti içine. Dünden beri ona yaptığı tüm haksızlıklar ucu paslı neşter gibi kalbini deşiyor, canını acıtıyordu. Yiğit kardeşi gibi sevdiği kadına gözlerini devirdi.
“Nasıl kırdın kalbini Azra? Hangi zehri akıttın adamın yüreğine?” diye sordu bıkkınla.  
“Oğuz`un yasını tutuyordum. Bana bir tek o güzelim diyordu biliyorsun. O gün Rahşan” dili yandı ismini sesli söyleyince. Pişmanlık kederle el ele tutuşarak kalbini kuşattı anında. “bana öyle hitap edince delirdim. Sakın bana bir daha öyle seslenme dedim. Tamam bağırdım. İndir o kaşını Yiğit. Bazen beni bu kadar iyi tanımandan nefret ediyorum. ”
“Ona ne dedin Azra”  diye üsteledi Yiğit.
“Ben senin gibi vasıfsız bir adamın güzeli olmayacak kadar ölmüş sevgilisine sadık bir kadınım dedim”diyerek huzursuzca kıpırdandı. Çünkü bebekleri annelerinin haksızlığını hissetmiş gibi sessizliğe gömülmüşlerdi. Onu böyle cezalandırıyorlardı.
“Ben o adamın yerinde olsaydım değil seni sevmek tek bir saniye olduğun yerde durmazdım” gözlerini kısarak kendisine bakan adamın bakışlarından kaçındı kadın.
“İyi ki o da senin gibi düşünmedi. İyi ki beni bırakmadı” burnunu çekti. Avucunda ezdiği kullanılmış peçeteyi kutusunun yanındaki yığının üzerine atarken onu izleyen Yiğit`e baktı göz ucuyla. Çok önemli bir şey söyleyecekti. İç güdüleri asla yanılmazdı.
“Seni arıyor” dedi gözlerine bakarak. Kadın tek kaşını kaldırdı. “Üç haftadır bakmadığı yer sormadığı hiç kimse kalmadı.” Yiğit arkadaşının yüzünün belirgin bir şekilde aydınlandığını gördü. Kendisini aradığı için mutlu olmuştu.
Azra mutlulukla kendinden geçmeden önce ciddi ifadeye bürünerek arkadaşına baktı.
“Başka bir şey daha var”
“Terapiye başladı”
Duyduğu haberle daha fazla mutlu olmuştu.
******
Genç adam odasına girdikten sonra ceketini çıkarıp dilsiz uşağa astı. Kravatını gevşeterek kar beyazı gömleğinin kollarını yukarı doğru kıvırdı. Yeleğinin kırışıksız yüzeğinden geçerek masasına geçti. Bilgisayarının başlat düğmesine dokunup açılmasını beklerken buraya gelmeden önce ettiği ziyareti düşündü. Üç haftadır karısını arıyordu. Bakmadığı yer sormadığı insan kalmamıştı fakat gördüm diyen yoktu. Bu duruma ayrı sinirlenirken aldığı tedavi gittikçe öfkesini körüklemeye başlamıştı. Ülkedeki bir çok psikolog anlaşmış gibi aynı cümleleri sayıklıyorlardı.
“Uzun tetkikler ve muayenelerin sonucu şu ki, sizin artık bir şey hatırlamanız imkansız. Bölük pörçük anılar dışındaki tüm hatıralarınız geri gelmeyecek kadar derine gömülmüş.”
Elindeki kalemi öfkeyle sıkıp kırarken bildiği fakat hatırlamadığı olaylar üşüşmüştü karanlık zihnine. Sevgim`i öğrenmişti üçüncü doktordan da aynı sözleri işitince. Geçmişini bilen herkesi karşısına almış anlatmalarını istemişti. İçlerinden en cesuru; kuzeni öne çıkarak her şeyi anlatmış vicdan azabıyla kavrulmasına neden olmuştu. Yine bir kadın ölmüştü onun yüzünden. O uğursuz varlığı ile yine bir gencecik beden göçmüştü dünyadan. Duyduklarından sonra kadının mezarına gitmiş yüzlerce kere özür dilemişti. Hiç faydası olmayacağını bile bile.
Nitekim adam o anları hatırlamadığı için sadece ablasının acısından yola çıkarak üzülmüştü kadın için. Sevgim için üzgün kendisine kızgındı. Çünkü aşık olduğu kadını üzmüştü bilmeden de olsa. Hamile olduğunu söylediğinde bile duymamıştı. Üzüntüsü ve psikolojik çöküntüsü  yüzünden çok üzmüştü onu. Hamileyken hamile bırakmıştı sevdiği kadını. Canan`ı sonradan vermişti Rabbim ona. Kızını ve oğlunu hatırlayınca yüzüne acılı ifade sis gibi dağılarak gülümsemenin ışığını yaymıştı. Tüm bu detayları Muğla`ya ziyarete gittiğinde olayların en yakın tanığı Yasemin`den dinlemişti. Yasemin`i de biliyordu artık. Kerem ile olanları da. Üzülmüştü ikisi için. İlk karşılaştıklarında genç kadını çok sevmişti. Kerem için huzurlu ve dinlenebileceği liman olabilirdi. Elbette Rana cadısı işleri berbat etmeseydi.
“Rahşan bey”
Simay adamı düşüncelerinden kopartarak olduğu zamana geri dönmesine neden olmuştu.
“Söyle Simay” kırdığı kalemi çöpe attı. Kafasını kaldırıp ona baktığında kendisine şaşkınca baktığını gördü.
“Yirmi dakika sonra toplantınız var. Hatırlatmamı istemiştiniz.”
“Başka bir şey var mı?” diye sordu açılan bilgisayarın ekranına bakarken. Simay derin nefes alarak patronuna baktı.
“Hayır efendim”
Rahşan bakışlarını ekrandan çekip kadına baktı. Onun da kendisine baktığını görünce eliyle oturması için masasının karşısındaki koltuğu işaret etti.
“Otur Simay” Simay adamı ikiletmeden koltuğa oturdu. Elindeki tableti kucağına koyarak patronuna baktı.  Ne diyeceğini merak ediyordu. “Söyle haydi. Dök içini”
Simay onun neyi kast ettiğini anlamıştı. Uzun zamandır aynı kişiyle çalışmanın dezavantajlarından bir tanesi de onun sizi iyi okuyabilmesidir.
“Değişmişsiniz Rahşan bey”
“Sana karşı kabalık mı ettim?”
Simay soruyu duyar duymaz kafasını şiddetle iki yana salladı.
“Hayır, hayır. Eskisi kadar kibar, saygılı ve düşünceli birisiniz fakat o kibarlığı yaparken eskiden gülümsüyordunuz. Eskiden yaz hakim olan bakışlarınız şimdi kışa teslim olmuş. Son üç haftadır renkli kişiliğinizi siyah renk ele geçirmiş. Hiç gülmüyor hiç espiri yapmıyorsunuz. Kerem beyle de pek konuşmuyorsunuz. Ben haddimi aştıysam özür dilerim. Siz söyle diyince ben içimdekileri döktüm.” Ayağa kalktı hızla. Rahşan gülümsedi hafifçe.
“Uzun zamandır kendi kişiliğimi uzaktan izliyorum Simay. Ve son üç haftadır o eski kişiliğime geri dönemeyeceğimi duyuyorum doktorlardan. Bundan böyle eski patronunun vücudundaki yeni patronuna alışsan iyi edersin.”
Genç adamın telefonu çalınca Simay ayağa kalktı. Bileğindeki saate baktı.
 “Ben gideyim efendim. Toplantıya on dakika kaldı.” Kısa baş selamı verip odadan çıkan kadının kapıyı kapatınca masadaki telefonu aldı. Yeşil ikonu kaydırdı. Cevaplar cevaplamaz kulaklarına dolan öfkeli sesle gülümsedi.
“Rahşan Altay! Hemen şimdi evimin etrafındaki izbandutlarını geri çek yoksa seni savcılığa şikayet ederim.”
“Bana karımın yerini söyle baldız.”
Burnundan soludu kadın. Ona baldız demesini sevdiğini biliyordu. İlk söylediğinde gülümsemesini saklamasından anlamıştı.
“Karının yerini bilmiyorum eniştecik. Ara şunları çekilsinler evin etrafından. Burası küçük bir köy Rahşan. Hakkımda laf çıksın istemiyorum. Öğretmen kimliğime senin yüzünden leke gelirse kafanı kopartacağım bilmiş ol.”
Dudağının sağ köşesi yukarı doğru meyletti. İtiraf etmek gerekirse onunla dalaşmaktan büyük bir zevk alıyordu. Eksiden nasıl anlaşırlardı hiçbir fikri yoktu fakat şimdi tatlı tatlı atışıyor, bir birilerini öyle seviyorlardı. Ve üç haftadır Muğla`da arama yapan adamlarından negatif cevaplar almıştı. Karısının orada olmadığına artık emindi.
“Bir saat sonra etrafında kimse kalmayacak baldız”
“İyi olur.”
Telefonu kapattığında Simay toplantının başladığını haber vermişti.
******
Rahşan adamlarını geri çektikten iki gün sonra genç kadın arabadan indiğinde karşısındaki şirin eve baktı. Tek katlı, verandalı muhteşem bahçeli müstakil bir evdi. Evi izlerken verandayı arşınlayıp kendisine doğru koşan kadını görünce bavulunu bırakıp kollarını açtı. Kadın kollarının arasında girdiğinde sıkıca sardılar bir birilerini.
“Hoş geldiniz” dedi Yasemin mutlulukla. Nihayet gelmişti kuzeni. Yalnızlıktan kurtulmuştu. Dert ortağına kavuşmuştu.
“Hoş bulduk Tombişim”
Hoş geldin`den sonra eve geçen kadın önce dinlenmiş ardından odasına yerleşmişti. Nihayet saklanmaktan kurtulmuş, çocukluğunun geçtiği şehre gelmişti.
Günler geçiyor Azra Muğla`ya iyice alışıyordu. Genç kadın evden çıkarak üzerindeki  montunu çekiştirdi. Denize doğru yürüyerek ılık havayı ciğerlerine çekti. İstanbul`dan sonra Muğla`nın havasına alışmakta biraz zorlanmıştı. Kış İstanbul`da ne kadar sertse Muğla`da o kadar ılıktı. Yağmuru da vardı ki, kadının hiç sevmediği. Sahilde yürüyerek denizin tuzlu kokusunu soluyor, karnında bir şeyleri bölüşemeyen bebeklerinin tekmelerine maruz kalıyordu. İçerideki muharebeye dayanamayarak rastladığı ilk banka oturdu. Elini tekme atılan bölgeye koyarak söylenmeye başladı.
“Sekiz aylık oldunuz be miniklerim. Bugün yarın kavuşacağız. Ne bu savaş? Neyin kavgası bu?” bebekleriyle konuşurken aklına gelen anılar canını yakmıştı. Babalarının sesini duyar duymaz nasıl da duruyorlardı. İç geçirdi. Onu düşünmediği tek dakikası bile geçmiyordu. Özlemi artık canını kör bıcak gibi yakıyordu. Acaba ne yapıyordu şu an? Onu düşünüyor muydu?
Dün Yasemin ile konuşurken duymuştu sesini. O sesi duyar duymaz hıçkırığını duymasın diye elini ağzına kapatmış öylece dinlemişti konuşmalarını. Çalışıyordu dün. Yetiştirme yurdunu tamir ediyorlardı. Burukça gülümsemişti genç kadın.  O an karnına giren ani sancı gülümsemesini yüzünden bıçak gibi sıyırmıştı.

20. `Tarçınlı Kurabiye`

“Nasılsın kızım?” genç kadın babasına sığınarak yutkundu. Burnunun direği sızlamıştı. Ağlamamak için savaşıyordu kendiyle. Sevdiği bir avuç insandan uzakta kalmak zorlaşıyordu gittikçe.
“İyiyim baba” geri çekilerek gülümsedi. Savaş bitmiş kazananı elbette o olmuştu. Yanaklarını istila etmeye çalışan gözyaşlarını geri püskürtmeyi başarmıştı. Selim bey gülümseyerek karnına dokundu.
“Torunlarım seni yoruyor mu?”
“Yoruluyorum ama günün sonunda benimle oldukları için şükrederek dalıyorum uykuya.”
 “Çok şükür kızım. Rabbim her ikisini de sağlıkla sıhhatle kucağımıza almayı nasip etsin”
“Amin baba. Bedriye abla nerede?” etrafa bakındı ama Bedriye ablasını göremedi.
“Ağabeyi ameliyat oldu. Onun yanında. Ben de getirdiğin evrakları imzaladıktan sonra onun yanına gideceğim.”saçlarını okşadı kızının.
“Tamam baba. O zaman çalışma odana gidelim. Bana birkaç evrak daha vermen lazım”
“Gidelim kızım”
Merdivenleri yavaş yavaş çıkarak bir üst kattaki çalışma odasına girdiler. Selim bey masasına geçip evrakları imzalarken Azra kasayı açarak kendisine gereken evrakları aramaya başladı. Birkaç kağıdı aldı baktı ama onlar aradığı şeyler değildi. Dikkatsizce baktığı kağıtları yerine koyarken kasanın en dibindeki bir kağıt dikkatini çekti. Eğilerek aldı ve kendi ismini gördüğü kağıdı okumaya başladı.
“Neye bakıyorsun sen öyle?” diye soran babası sözleşmenin son sayfasını okumasına engel olmuştu. sözleşmeyi yerine koyarak bir deste mektubu aldı kasadan.
“Annemin mektuplarına” desteyi kaldırarak babasına gösterdi. Mektuplara  kederli gülümseme ile bakan adam elindeki kalemi masaya bıraktı. “Bunları alabilir miyim baba?” diye sordu dolu gözlerle.
“Tabi ki alabilirsin kızım. Onları sana yazdı zaten.”
“Teşekkür ederim baba”
“Bir şey değil güzel kızım. Yarın yılbaşı. Kocanla bir kutlama yapacak mısın?” diye sorunca takvimi tamamen unuttuğunu hatırladı.
“Yapacağım tabii” aklına güzel bir fikir gelmişti. Onunla geçirdiği iki yılbaşı oldukça berbat geçmişti. İlk yıllarında kocasının hazırladığı yılbaşı kutlamasını hatırlayınca yüreği sızlamıştı.
Hatırlamasa da onunla güzel bir gece geçirecekti.
Genç kadın babası ile vedalaştıktan sonra önce şirkete giderek işlerini halletti sonra alış veriş yaparak eve döndü. Arabayı kullanan şoförü poşetleri evine kadar taşımış kadının yorulmasına izin vermemişti. Poşetleri ayırarak yarın için aldıklarını odasına götürdü. Mutfak için aldıklarını buzdolabına yerleştirip elini yüzünü yıkadı. Banyodan çıkıp saate baktığında kocasının gelmesine yarım saat kaldığını gördü. Oflayarak oturduğu koltukta geri yaslandı.
“Kalk da pratik bir şeyler yap Azra. Birazdan kocan gelecek.”
Ayağa kalkarak mutfağa gitti ve buzdolabını açarak bakınmaya başladı. Gözüne ilk az önce marketten aldığı tavuk butları ilişti.
Milföylü Tavuk Sarma yapacaktı. Karar vermişti.
Kocası geldikten sonra yemek yemiş, sohbet ederek televizyon izlemişlerdi. Rahşan`ın tavırları biraz soğuk olsa da aldırmadı. Çünkü böyle gelgitlerine alışmıştı. Hatırladığı o kadınla nasıl bir ilişkiye sahipti hatırlamaya çalışıyordu. Bunu biliyordu. Akşam on bir gibi ilaçlarını içtikten sonra birlikte yatağa girdiler. Rahşan önce bebeklere ninni söylemiş sonra kadını öperek uyutmuştu.
O kadını bu sefer rüyasında görmüştü.
Seni sevmiyorum bağırıyordu avaz avaz. Adam rüyasında bile kalbinin nasıl parçalandığını hissetmişti.
Sabah adamın yaşadıklarından habersiz heyecanla uyanan kadın kolları sıvayarak kahvaltı hazırladı. Bir saat sonra mutfağa giren kocası tatlı istifleme kavanozundaki kurabiyeleri gördü. Kokusu zaten tüm evi sarmıştı. Görmese de biliyordu ne olduğunu.
“Tarçınlı kurabiye yapmışsın” dedi sesini ve yüz ifadesini düzgün tutarak. Zira bayılmak üzereydi.
“Evet. Sever misin?” diye sordu.
“Hiç sevmem!”
Kavanoza uzanıp kurabiye almak için kapağını açmaya yeltendi fakat duyduğu kelimeler elinin kapağın üzerinde kalmasına neden olmuştu. Arkasına dönerek kocasına baktı.
“Rahşan” dedi telaşla.
“O kurabiyeleri evden hemen çıkart Azra.” dedi kesik kesik nefes alarak. Rengi atmıştı adamın.
“Hemen”
Kavanozu alarak mutfağın camını açtı ve içeriye karlı temiz havanın girmesini sağladı.
“Ben şimdi bunu alt komşu Melahat teyzeye verip geliyorum. Sen iyi misin?” diye sordu endişeyle.
“Elindekileri dışarı çıkarırsan iyi olacağım”
“Çıkardım bile”
Azra kapıyı açarak dışarı çıktı. Çağırdığı asansöre binerek alt kata indi ve kavanozu Melahat teyzesine verdi. Kadının sohbet etme isteğini nazikçe redderek başka zaman diye söz verdi ve yukarı çıktı. Anahtarı almadığı için kapıyı açık bırakmıştı. İçeri girip ardından kapıyı kapattığında salondan gelen seslere dikkat kesildi.
“Atların yokluğunu fırsat bilen itler ortalıkta dolaşmaya başlamış.” Karnını tutarak yavaş adımlarla eve girdi. Kapıyı ardından kapatarak ses gelen yöne; salona gitti. Salona girdiğinde koltukta sakinleşmeye çalışan kocası ve yanında  da geceliğinin üzerine giydiği kırmızı sabahlığı ile düzgün saçları ve hafif makyajı ile oturan karşı komşuları vardı.
İtiraf etmek gerekirse kadın sabah sabah çok güzeldi.
Dikkatlerini çekmek için hafif öksürdü ve kocasının yanına oturdu.
“İyi misin Rahşan?” diye sordu elini adamın koluna koyarak. Rahşan kafasını ona çevirdi. Bitkin görünüyordu ama az öncekinden iyiydi.
“İyiyim.”
“Ne oldu az önce? Neden tarçınlı kurabiyelere öyle tepki verdin?” merak ediyordu. Daha önce böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştı.
“Rahşan`ın tarçına alerjisi var Azra hanım. Daha  aynı evde yaşadığınızı adamı tanımıyorsunuz.”
Bu kadın kocasının tarçına alerjisi olduğunu nasıl bilmezdi?
Kadın kocasının bir şeye alerjisi olduğunu ilk kez duyuyordu. Çok şaşırmıştı.
“Ben... bilmiyordum” dedi gözleri dolu dolu. Çiğdem ona burun kıvırarak bakarken Rahşan elini tuttu.
“Bilmemen normal çünkü bu evde o şey” yüzünü buruşturdu. İsmini dahi söyleyemiyordu. “bulunmaz. Ben de söylemeyi unutmuşum.”
“Eskiden o kokuyu duyunca bu kadar sakin olmazdı. Bayılmadan önce nefes darlığı yaşardı. Tedaviden sonra tepkileri hafiflemiş” kocası hakkında bu kadar şey bilen kadına dişlerini sıkarak baktı.
“Siz neden gelmiştiniz?” konuyu değişip sinirlerini yatıştırmaya çalıştı. Tek kaşını kaldırarak bakışlarını kadının üzerdinde dolaştırıp gözlerine çıkardı.
“Ortak arkadaşımız Burak parti veriyor. Bizi davet ettiler. Gidip gitmeyeceğini sormak için gelmiştim” Rahşan`a baktı soru dolu bakışlarıyla. Genç kadın kocasının vereceği cevabı merakla beklemeye koyuldu. Akşamki kutlamaları bu cevaba bağlıydı.
“Elbette geleceğim.” Kadının umutları yok olurken Çiğdem gülümseyerek kocasına baktı.
“Geçen sene gelmedin. Bu sene de gelmezsin sanmıştım ama her zamanki gibi yanılttın beni.”
“Geçen seneyi hatırlamadığım için sebebini bilmiyorum ama bugün geleceğim”
“Siz ne yapacaksınız Azra hanım? Evde yalnız mı kutlayacaksınız yılbaşını?”
Sinirle soludu. İçinde kasırgalar duygularını yerle bir etse de dışında mimik oynamıyordu.  Elini karnına götürdü. Adamı bakışları anında oraya kaymıştı. Karnın bakan gözlerini oyme isteği ile dolmuştu aniden.
“Yalnız olmayacağım. Yılbaşını Canan ve Cihan`ımla kutlayacağım.”
******
Genç kadın bu gece için hayal ettiği ne varsa suya düşerken pes etmeyerek aldığı süsleri komşuları Melahat teyzenin torunu Ceyda`nın yardımı ile evin her yerine asmıştı. Ceyda
“Azra abla bunlarla ev peri masalından fırlamış gibi oldu.”diyerek evi hayranlıkla süzdü. “Sen de maşallah peri padişanın kızı oldun” aldığı iltifatla gülümseyen kadın üzerindeki kırmızı elbiseye baktı. Nede özenmişti bu elbiseyi alırken. Kocası için güzel olmak istemişti ama kısmet olmamıştı. Kocası denen o hain Çiğdem denen o çiyanla arkadaşının partisine gitmişti.
“Teşekkür ederim canım.”
“Rahşan abi arıyor abla. Açamayacak mısın?” Ceyda sehpanın üzerindeki telefonu alarak ekranını ona doğrulttu.
“Hayır” dedi hiddetle. Dudak büktü Ceyda. Sebebini elbette biliyordu. Çünkü Çiğdem güzelliği ile tüm apartmanın dilindeydi.
“Yedinci kere arıyor ama. Belli ki seni merak ediyor.”
Burun kıvırdı genç kadın.
“Beter olsun”
Ceyda bir yorumda bulunmayarak güldü ve mutfağa giden kadının arkasından gitti. Süsleri hallettikten sonra sıra yemeklere gelmişti. Kadının masayı da kurmasına yardım ettikten sonra işi bitecekti genç kızın. Masayı hoş sohbet eşliğinde kurduktan sonra ellerini kalçalarına koyarak eserlerine baktılar.
“Ellerimize sağlık çok güzel masa oldu abla”
“Ellerine sağlık Ceyda`cığım. Sen olmasan zor yetiştirirdim valla.” Kıza sarılarak teşekkür etti.
“Bir şey değil abla. Ben yardıma her zaman hazırım. Sen yeter ki iste”genç kadın omuzunu sıvazladı kızın.
“Sen de kal diyeceğim ama babaanneni yalnız bırakmayacağını biliyorum.” Ceyda 17 yaşında bir lise öğrencisiydi. Annesi babası trafik kazasında ölmüş tek yakını babaannesi olan Melahat`in yanında yaşıyordu.
“Ben gideyim abla. Meloş beni bekler yemek için” kadının yanaklarını öpüp karnını sevdikten sonra gitmek için yeltense de Azra izin vermeyerek onlar için hazırladığı tabağı kızın eline tutuşturdu. Alması için bayağı dil dökmüştü.
Ceyda gittikten sonra buruk bir yılbaşı yemeği yiyerek cam duvarın önüne serdiği minderlerin birinin üzerine oturdu. Kadehe koyduğu vişne suyunu yudumlayarak boğaz manzarasını izledi bir süre. Köprü muhteşem ışıklandırma ile göz kamaştırıyordu. Kadehi dudaklarına götürürken yanında hareket hissetse de kafasını o yöne çevirmedi.
“Neden geldin?” diye sordu vişne suyunu yudumlarken.
“Seni merak ettim. Neden cevaplamadın çağrılarımı?”
“Meşgüldüm”
“Ev çok güzel olmuş. Tek kişi için çok süslü değil mi?”
“Bu gece için bazı planlarım vardı ama bir çiyan sabah bozdu hepsini”
Rahşan gülümseyerek kadına yaklaştı. Sağ omuzundaki saçlarını sırtına doğru ittirip yanağını öptü.
“Mutlu yıllar Çiy Tanesi”
Genç kadın trip atıp omuz silkmek istedi fakat ertesi sabah adamda bulunan sözleşmeyi okuyup neyle karşılaşacağını bilmediği için zamanını iyi değerlendirmeye karar verdi.
“Mutlu yıllar Rahşan”
“Bana yemek ayırdın mı? Çok açım” dediğinde kadın yüzüne baktı. Geldiğinden beri ilk defa bakıyordu yüzüne. Gözleri o kadar güzeldi ki, genç adamın içini korku kaplamıştı. Partideyken şakaklarına giren sancı gözlerini kapatmasına neden olmuş, arkadaşlarının onu hastaneye yetiştirmişti. Hasta yatağında serum alırken zihnine dolan görüntüler delirmesine ramak kaldığını gösteriyordu. Bir kadın vardı kollarında. Gövdesine sıkıca sarılıp uyuyordu. Siyah saçları göğsüne dağılmış hislerini okşuyordu. Mutluydu. Bunu rüyasında bile hissetmişti. Hastaneden çıktıktan sonra arkadaşlarının ısrarlarına rağmen eve gelmeye karar vermiş kendini evine dönüş yolunda bulmuştu. Şimdi buradaydı ve o kadın kollarındayken hissettiği mutluluk kalbini kavramış avuçlarına almıştı. Derin nefes aldı.
“Arkadaşın yemek vermedi mi sizlere? Ne ayıp bir davranış” ayıplarken bile tatlı görünen kadını öpmek istese de kendini tuttu.
“Vermişti her halde” diye mırıldandı. Hala o rüyanın etkisindeydi. Onun hayatında biri vardı ve kim olduğunu bilmiyordu. Ama karar vermişti arayacaktı. Ve o kadını ilk kime soracağını çok iyi biliyordu.
“Vermiştir derken? Sen partide değil miydin?” soruyu duyunca kafasını yanlara salladı. Kadını korkutmak istemese de gerçeği ondan saklamadı.
“Hastanedeydim” beklediği gibi kadın telaşlanarak baktı yüzüne.
“Neyin var?”
“Alerji yüzünden” kadının yüzündeki pişmanlığı gördüğünde elini yanağına koydu.
“İyiyim merak etme”
“Üzgünüm”
“Olma. Bilmiyordun.”
Bilmem lazımdı. Sen benim kaç senelik kocamsın Rahşan.
İçindekileri diyemedi. Susarak buruk bir gülümseme sundu adama.
“Yemekleri ısıtalım o zaman.” Ayağa kalkmak istedi fakat kocası izin vermedi.
“Sen zahmet etme. Ben şimdi bir tabak hazırlar yanına gelirim.”
“Peki”
Kocası getirdiği yemeği yedikten sonra kendine vişne suyu koydu. Birlikte susarak köprüden gelen yeni yıl için havaya kalkan havai fişekleri izlediler. O fişekler patladıkça iki istekli beden arasında çatırdayan ateş bir birine çekiyordu.
 Azra nefes nefese adama döndüğünde onun çoktan kendisine alev almış gözlerle baktığını gördü. Yaklaşıp dudaklarını birleştirmesi saniyeler sürerken tenlerine kazıdıkları tutku saatlerini almıştı. 
Sabaha karşı kadın yatağında, kollarında uyurken zihnine düşen görüntü ile içini pişmanlık kavlamış, böğrüne yumruk yemiş gibi olmuştu. 
Siyah saçlı kadın gelinlikle evinin eşiğinden adım atıyordu. Azra`nın beline sardığı kolunu çekerek başının altına koydu ve bakışlarını tavana dikti. Kalbi göğsünü delecek kadar hızlı atınca gözlerini kapattı.
“Evliyim” diye inledi. Yattığı yatak binlerce iğne olup tenini delerken oturur pozisyona geçti ve elleriyle saçlarını kavradı. Hırsla çekiştirerek bağırmamak için dişlerini alt dudağına geçirdi. Ağzına kan tadı gelirken acısı umurunda değildi. “Allah`ım sen bizi affet.” arkasına dönerek her şeyden habersiz uyuyan kadına baktı. Onu da günahlarına ortak etmişti. En çokta  buna yanıyordu.  
*****
O geceden sonra kendisinden uzaklaşan adamı anlamak Azra için zor olsa da susmuştu. Onu bir şeye zorluyormuş gibi hissetmesini istemiyordu. Yeni yılın ilk sabahından Çiğdem`in evinde tamire başlamış bir haftadır işten sonraki zamanını orada geçiriyordu. Eve geldiğinde kadını yanağından öpüyor ve sarılarak uyuyordu.
Bir yandan kocası bir yandan başka şehre giden kuzeni Yasemin kadının sinirlerini allak bullak etmişlerdi. Şirkete giden kocasının ardından kuzenini yolcu etmek için evden çıkan kadın vedaları sevmese de veda etmiş en kısa zamanda onu görmeye geleceğini söylemişti.
Hamileliğinin yedinci ayını doldurduğu için Yasemin onu otogara gelmesini istememiş kendi gitmişti. Onun gidişinin ardından eve dönüş yolunda Rana`yı ziyaret eden kadın tüm öfkesini kusarak rahatlamıştı. Söylemese de kuzeninin gidiş sebebinin o kadın ve oğlu olduğunu biliyordu.
Eve döndükten sonra Ceyda yanına uğramış yemek yapmasına yardım edip biraz sohbet ettikten sonra gitmişti. Kocası işten geldiğinde mutfakta masayı kuruyordu. Yarım saat sonra adam mutfağa girdiğinde arkasını ona dönmeden
“Hoş geldin” dedi.
“Pek hoş bulmadım ama” kadın neyi kast ettiğini biliyordu. Yine bakmadı. Tabakları masaya dizerken omuz silkti.
“İnsan karşısındaki kişiye göre şekillendirir davranışlarını diyorlar.” Rahşan kadının kolunu kavradı. Azra bu temasla umursamazlık maskesinin çatırdağını hissetti.
“Azra” kolunu çekti adamın elinden.
“Neden buradasın? Gitsene sevgili arkadaşına. Yemek yapmış, süslenmiş seni bekliyordur” 
“Tamir bitti Azra. Orada işim yok artık”
Kinaye ile gülümsedi.
“Orada işin yoksa başka yerde bulursun. Ne de olsa kullanıp kaçmayı iyi biliyorsun sen”
Kaşlarını çattı adam. İki adımda dibine girdi kadının. Azra adamın bu kadar yakın durmasından rahatsız olmuştu. Kokusu dirayetini kırıyor, ona sarılma isteğini tetikliyordu.
“Ne demek bu?” diye sordu hazellerini menekşelere kitleyerek.
“O geceden sonra benden kaçıyorsun demek. Anladın mı şimdi?” ağzından çıkan kelimeler adamın renginin atmasına neden olmuştu. Göz bebekleri büyümüş, kocaman keder çöreklenmişti eşsiz hazellerine.
Yoksa keder değil de pişmanlık mıydı gözlerindekiler?
"Dün geceden sonra pişman olmuş olamazsın." Hayır bu olamazdı. Eğer adamın ağzından öyle bir kelime duyarsa yıkılırdı.
"Pişman değilim Azra üzgünüm" diyerek bakışlarını kaçırınca kadın çenesini kavrayarak onu gözlerine bakmaya zorladı.
"Neden?" sesi ruhundaki acının çığlıklarını bastırarak üzerine sadece merak tozunu serpmişti. Rahşan onun yüzünü kavradı. Saçlarını okşayarak gözlerinin içine baktı.
"Seni kirlettim. Bebeklerinin -ölmüş de olsa- babasına ihanet etmene neden oldum. Lanet olsun Azra en sevdiğim tatlı gibiydin o gece. Önüme konulunca yemeden duramadım. Günaha batırdım ikimizi de"
O gece evli olduğumu hatırladım Çiy Tanesi. Kim olduğunu şimdilik öğrenmek istemiyorum ama kaçınılmaz son bizi bekliyor. Ve ben o sonu bir gün de olsun geciktirmek için kendi hakkımda araştırma bile yapmıyorum.
Adamın düşüncelerinden habersiz gözleri dolu dolu baktı ona.
"Ben o gece kendimi sana verdim. Her şeyimle. Biz birlikte olduk. Kendimi seninle tamamlanmış hissettim. Şimdi üzgünüm diyip kendini kenara çekemezsin!" sesi sona doğru sertleşince adam ondan uzaklaştı. Etrafa bakınmaya başladı. Bu konuyu bir an önce kapatmalıydı. Yoksa onu üzecek kelimeler çıkabilirdi ağzından.
"Bazı insanlar uzaktan sevilmeli diye düşünüyorum" kadının gözlerini kısarak kendisine baktığını görünce ilgisini çektiğini anlamıştı. Bu iyiydi.
"Mesela kim?"
"Mesela sen Azra.  Fazla dağınıksın ve bu beni deli ediyor." Kadının damarına basmaya devam etti. Çünkü bu konunun onun hassas noktası olduğunu biliyordu.
Genç kadın adama yaklaşarak, gözlerinin içine bakıp yanağını okşadı. Adamın elleri anında kadının yüzünü avuçlarken yüzünü o güzel gülümsemesi sarmıştı.
Gülüşünde çay demlenir, şarap yıllanır be adam.
"Şu an hile yapıyorsun Çiy tanesi" kadın adamın dudaklarının kıyısında kıkırdadı.
"Evet. Şimdi ben seni öpeceğim ve sen bana karşılık vereceksin"
"O kadar eminsin yani sana karşılık vereceğimden."
"Adımın Azra olduğundan emin olduğum kadar hem de."
******
Genç kadın gişeden aldığı bileti sırt çantasına koyduktan sonra fermuarını çekti. Çantayı sırtına geçirip bekleme salonuna doğru yürüdüğü sırada duyduğu sesle olduğu yerde kaldı. 
"Gidiyorsun demek?" önce sesi sonra kendisi geldi yakınına.  
"Gidiyorum."dönmedi. Göğsünü şişirerek ciğerlerine ihtiyaçları olan havayı doldurdu.
"Gitmesen?" bu sefer dönmek zorunda kalmıştı. Gözlerine baktığında içinde o gözlere aşık küçük kız çocuğu küskünce dudaklarını bükmüş, arkasını dönmüştü.  
"Gitmek zorundayım."
"Ama biz..."elini kaldırarak her yanından pişmanlık ve hüzün akan adamı susturdu.
"Seninle ben hiç biz olamadık Kerem. Bunun için seni suçladığımı düşünme. Kimseyi suçlamıyorum aslına bakarsan. Olmaması, yaşanmaması gerekiyordu."
"Böyle konuşma. Yanına gelmem, yaralarını sarıp seni sadece sevmem gerekiyordu. Gelemedim. Üzgünüm."
Burukça gülümsedi kadın. Babası sayesinde hayattan, insanlardan fazla şey beklememesi gerektiğini çok küçük yaşlarında öğrenmişti.
"Senden böyle bir beklentim hiç olmadı Kerem. Hem benim yaralaramı sarmak öyle kolay olmayacaktı. Sen de boşu boşuna yorulacaktın."
"Ben yapabilirim Ateş Parçası. Gitme yeter."
"Üzgünüm Kerem. Çok yanlış bir hikayede rastladık birbirimize. Belki başka yerde başka bir zaman..."
“Muğla yolcusu kalmasın” diye bir anons yankılandı otogarda. Gitme vakti gelmişti. Adama son kez bakarak
"Kendine iyi bak Kerem." dedi. 
Kadın ona sarılmayı deli gibi istese de kendine hakim olmayı başarmıştı. Adam onu zorlamamak için son kez sarılıp kokusunu içine isteğine boyun eğmeden sadece bakmakla yetinmişti.
Kadının gidişini ellerini yanlarında yumruk yaparak izlemiş, dolan gözlerini kırptığında yanağına bir damla yaş süzülmüştü. Parmak uçları o yaşı yanağından sıyırırken aniden gövdesine sarılan kollar ile neye uğradığını şaşırmıştı. Burnuna dolan kokudan ve göğsüne yaslanan kırmızı saçlara sahip tek kişi vardı.
“Yasemin” diye fısıldayarak öyle sıkı sarmıştı ki nefessiz kaldığından emindi.
“Bize bir sarılmayı çok görmek istemedim Kerem.”
“Teşekkür ederim Ateş Parçası”
Bir iki dakika kadar sarıldıktan sonra son anonstan dolayı ayrılmak zorunda kalmışlardı.
Kalbine dokunan kadının gidişini içi yanarak izleyen adam arabaya bindiğinde yumruğunu sıkarak direksiyona olanca gücü ile geçirdi.
“Lanet olası kaltak” öfkeyle hırlayarak arabayı çalıştırdı ve direkt evine sürdü. Hızlı sürdüğü arabayı evin önünde park edip dışarı çıktı. Kapıyı kırarcasına kapatıp büyük adımlarla eve doğru yürüdü. Dış kapıyı açıp içeri girdi. Yukarı odaya doğru gitmek isterken salondan çıkan kişi tam da aradığı kişiydi.
“Salona!” diye tısladı öfkeyle. Rana bir anlamayan bakışlarıyla ona baktıysa da lafını ikiletmeden salona girdi tekrar. Arkasından öfkesi kasırga gibi kendinden önce salona varan adam girdi.
“Ne oldu hayatım? Niye bu kadar öfkelisin? Bir problem mi var?” ona doğru hamle yaparak koluna dokunmak istedi fakat adam bir adım geri çekilerek temasa engel oldu. Bedeninde hala Yasemin`in izi varken bu kadını kendine dokundurarak o izleri kirletmeyecekti.  
“Var Rana”
“Nedir peki?”
“Senden ala problem mi Rana?”
Kaşlarını çattı kadın. Ne diyordu bu adam?
“Ne saçmalıyorsun sen?”
“Bir saat içinde bu evde neyin var neyin yok hepsini toplayıp defolup gitmeni istiyorum. Oğlumu yalanlarınla daha fazla zehirleyemeyeceksin.”
Sinirlenen kadın saçları geri attı.
“Gitmiyorum”tek adımda yanına varan adam koluna yapıştı. Rana canı acısa da belli etmedi.
“Gideceksin ve oğlunu mahkemenin belirlediği günlerde göreceksin artık. Git ve toparlan. Beni istemediğim şeyler yapmaya zorlama”
“Hepsi o öğretmen bozuntusu yüzünden değil mi? Kendi gitti ama problemleri hala devam ediyor”
Kerem kadının kolunu tiksinti ile bıraktı.
“O kadın bu şehdi görevi için değil senin yalanlarınla zehirlediğin oğlum yüzünden terk etti.”
Güldü kadın.
“Ben seninle yeniden aile olmak istiyorum Kerem. Seni seviyorum. Bu yalan değil”
“Yalan! Düpedüz yalan. Sen kendinden başka kimseyi sevmezsin.”
Ağzını açıp bir şeyler diyeceği sırada kapıdaki hareketlilik dikkatini çekti. Kerem arkası kapıya dönük olduğu için kimin geldiğini görmüyordu. Gelenin tam da istediği kişi olduğunu gören kadın kaderine teşekkür etti. Boğazını temizleyerek derin nefes aldı ve elinde avucunda ne varsa ortaya döktü.
“Bana yalancı diyeceğine dön de kendine bak sen. Hafızasını kaybeden kuzenini kendi karısını başka birinin karısı gibi gösterip türlü masallarla kandıran sensin ben değilim Kerem bey.”
Kerem işaret parmağını ona doğrulttu.
“Kes sesini Rana!”
“Sen ağzına geleni söyle ben gerçekleri dile getirince kes sesini öyle mi? Yok yağma canım. Bugün her şey ortaya dökülecek. Yalanlarınızı bir bir açığa çıkaracağım. Azra hanım da senden önce gelmiş bana ahkam kesiyor” kinaye ile güldü. “Kocasına bebeklerini başkasının bebekleri gibi yutturan kadın bana annelik dersi veriyor. Ne yazık.”
“Abi” sesi duyan Kerem kaskatı kesilirken Rana zaferle gülümsedi.
“Rahşan.”
“Bana müsaade. Gidip oğlumu okuldan alacağım.”
Aklı karşısında kendisine hayal kırıklığı ile bakan kuzeninde olan adam ortalığa bombayı bırakıp giden kadına tepki verememişti. Rana gittikten sonra Kerem kuzenine yaklaştı.
“Kardeşim. Gel. Otur şuraya.”
Koltuğu gösterdi eliyle. Rahşan kafasını iki yana salladı. Sabırsızca baktı ağabeyi gibi sevdiği kuzenine. Neler döndüğünü öğrenmek istiyordu.
“Bana etrafımda nelerin döndüğünü anlat abi. Hemen.”
******
Öğrendiklerini sindirmekte zorlanan adam kısmen hatırladığı kadının Azra olmasına içten içe seviniyordu. Onu kirletmemişti. Kendi karısı ile birlikte olmuştu. Buna sevinse de onu kandırdıkları için bu oyunun içinde olan herkese kırgındı. Düşünce girdabında kaybolurken kapıdan içeri girdi. Kapı açılınca hemen onu karşılamaya gelen kadın bu sefer gelmemişti. Buna şaşırmıştı. Ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Azra yani karısı koltukta oturmuş elindeki kağıtları okuyordu. Yanına oturdu. Kendisinin varlığını hissetse de tepki vermeden kağıtları okumaya devam ediyordu.
“Azra” dedi ilgisini çekmek için.
“Ne var Rahşan?” nihayet yüzüne bakmaya tenezzül etmişti. Kağıtları sehpaya atıp adama döndü.
“Her şeyi biliyorum”
“Neyi biliyorsun?” sesindeki alay mıydı onun? Gözleri de yabancı bakıyordu.
Gözleri ellerini bağlamış, sözleri tenini kamçılıyordu.
Ürperdi biranda.
“Bizim evli olduğumuzu. Hatırladığım kadın sendin. Hafızam tam olarak geri gelmedi fakat artık hayatım hakkında çoğu şeyi biliyorum. Ben senin kocanım.” dediğinde kadın sehpaya bıraktığı kağıtları aldı. Ayağa kalkınca adam da kalkmıştı. Kağıtları adamın yüzüne fırlattı. Yüzüne gelen kağıtları alıp okumaya başlayan adam sona geldiğinde kafasını kaldırıp kadına baktı. kerem az önce anlatmıştı olayı ama kendi gözleriyle görmek başkaydı.
"Sen kendini para için satan bir erkek müsveddesisin Rahşan Altay. Benim bir şeyim değilsin."
Adam duyduğu kelimelerden sonra kalbinden vurulmuş gibi hafif geri sendeledi. Gözü dönmüş kadın öyle öfkeliydi ki, onu nasıl yıktığının farkında bile değildi. Konuşmaya daha doğrusu adamı yaralamaya devam etti. "Biliyor musun? Sana aşık oluyordum. Hem de öyle böyle değil. Fakat senin benimle neden evlendiğini öğrendiğimde o aşkın tam kıyısından döndüm. İyi ki de döndüm. Çünkü senin gibi bir zavallıyı sevseydim kendime olan saygımı yitirirdim."
"Neden?" diye sordu zor çıkan sesiyle. Duyduğu kelimeler kalbine ağır gelmiş, yere düşen cam gibi paramparça olmuştu. "Neden seviyormuş gibi davrandın?"
Kadın Kerem`in taktığı lakabın hakkını vererek buzları bile korkutacak kadar soğuk bir gülümseme sundu adama. 
"İntikam aptal. Anladın mı? İntikam için. Düşene vurmak Azra Ateşdağlı`ya yakışmazdı neticede."
Madem her şeyi biliyor artık onun yanında durmaya gerek yoktu. Rahşan salonun ortasında duyduğu kelimelerin ağırlığı altında ezilirken o çantasını alarak evden çıktı. Arkasına bile bakmamıştı. Bir zamanlar pek kıymetli Sevgim`i için kendisini yalnız bıraktığı gibi o da kocasını yalnız bırakarak çekip gitmişti.
Genç adam göğsünün ortasından başlayıp sırtına vuran ağrı ile elini kalbine götürdü. Canı öyle yanıyordu ki dizleri dermanını yitirip olduğu yere çökerken gözlerinin kapandığını hissetti.
Dünyası kararmadan önce fırsat bulup kelimeyi şehadet getirmeyi başarmıştı.