Genç adam toplantıdan
çıktığı gibi evine gitmek istiyordu. Çok yorulmuştu. Elbette onu yoran bir tek
toplantı değildi. Zihnindeki düşünceler ve sevdiği kadını bulamamanın yarattığı
o büyük öfkeydi. Şirket binasından çıkar çıkmaz boynundaki kravatı çekip çıkardı.
Arabaya bindiğinde yan koltuğa fırlatarak cebinden çıkardığı telefonuna baktı.
Yasemin aramıştı. Hem
de yedi kere. Kaşlarını çattı. O aramazdı ki kendisini. Genelde genç adam
arardı onu. Geri arama ikonuna dokunurken içinde anlamdıramadığı bir huzursuzluk
baş göstermişti. Derin nefes alarak kadının cevaplamasını bekledi.
“Beni bu kadar mı
özledin baldız?” şakayla karışık ciddiyetle sormuştu nihayet telefonunu
cevaplayan kadına. Yasemin cevap vermeyince telaşlanmaya başlamıştı. “Yasemin?
Ne oluyor? Cevap ver bana” şimdi tamamen ciddiydi ses tonu.
“Rahşan...Azra...bebekler”
dedi kadın kesik kesik. Tam cümle kurmasına gerek kalmadan adam her şeyi
anlamıştı. Boştaki elini yumruk yaparak direksiyona vurdu.
“Yasemin!”diye tısladı
dişlerini arasından. Yasemin bir şey söylemeden telefonu kapatırken adam
arabayı çalıştırıp yola koyulmuştu bile. Yolda Simay`ı arayarak Muğla`ya uçak
bileti sipariş vermesini söyledi. En yakın zamanda uçak bulan Simay ona üç saat
sonra uçağın kalkacağını haber vermişti. Bir saat sonra hava alanına varıp
uçağını beklerken hala inanamıyordu. Nasıl olmuştu da o iki kafadar kendisini
kandırmıştı. Bunca zamandır karısı bir telefon uzağındaydı ama onun haberi
yoktu.
Şimdi karısının nasıl
saklandığını düşünmeyecekti. Çünkü bebekleri geliyordu fakat bir problem vardı.
Sıkıntıyla nefes verdi. Elini boğazına götürerek onu boğan hayali eli
çekiştirdi.
“Lanet olsun!” diye
bağırdı öfkeyle. O sırada çalan telefonu dikkatini çekti. Orta konsoldan
telefonu alarak ekrana bakmadan açtı. Daha sesini duyuramadan karşı taraf
konuşmuştu.
“Yavaş git ulan. Kaza
yapacaksın. Ölürsen ne Azra`ya ne de evlatlarına yararın olacak.” Kerem`in
öfkeli sesini duyar duymaz dikiz aynasından arkaya baktı. “Arkandayım. Önüne
bak.”
“Sen nereden... Simay”
dedi kafasını sallayarak. Simay bilet sipariş verirken Kerem`i de kendisine göz
kulak olması için göndermişti. Ona nedense kızamadı. Çünkü kuzenine ihtiyacı
vardı. İyi ki haber vermişti. Telefonu kapatıp kuzeninin istediği gibi önüne
baktı.
Birkaç saat sonra
uçaktan inen adamın sabrı son demlerindeydi. Merdivenlerden inerken telefonunu
uçak rejiminden çıkardı. Yasemin`in numarasını kaydırıp telefonu kulağına
götürdü. Üçüncü çalışta açmıştı kadın.
“Durumu nasıl?” diye
sordu telaşla. Arkasından gelen adam yanında olduğunu göstermek için omuzunu
sıktı. Dönüp ona baktı istemsizce. Birinin onun yanında olması pahabiçilemezdi.
Telefonun diğer ucundan sıkıntılı nefes duydu.
“Kabul etmese de sana
ihtiyacı var”
“Geliyorum” diyerek telefonu kapattı.
*****
Genç kadın içini
doğrayan acıyı belli etmemek için bin bir eziyete katlanıyordu. Başına
saatlerdir sezaryen için dil döken doktoru duymuyor bozulmuş plak gibi normal
doğum diye inliyordu.
“Bakın Azra hanım. Son
kez söylüyorum. Normal doğum olursa üçünüzü de kaybetme gibi bir durum var.
Sezaryen ile oğlunuzla sizi kurtarabiliriz.” Doktorun sesi biraz telaşlı
birazda sinirli çıkıyordu. Kadın gözünün önünde ölüme gidiyordu ve o bir şey
yapamamıştı şu ana kadar.
“Hayır. Kızım benim
mucizem. Onu bırakmam. Bırakamam” saatlerdir çektiği acı sesinin kısılmasına
bedeninin yorgun düşmesine neden olmuştu. Bilincini kaybetti kaybedecekti. “Babasının
prensesi o” Rahşan`ın kızına nasıl bağlandığını biliyordu. Ona kıyamazdı.
Kıyarsa kendini asla affedemezdi.
Doktor tam bir şey
söyleyecekken içeri giren Yasemin ile susmuştu.
“Sadık bey dışarıda
konuşabilir miyiz?”
“Evet tabii”
Sadık beyle Yasemin
dışarı çıktıklarında Azra onların ne konuştuğunu merak etse de acısı daha
baskındı. Yatakta yan dönerek dizlerini kendine çekti ve elinin atındaki
çarşafı sıkmaya başladı.
Dışarı çıkan Sadık bey
kadının ne diyeceğini merak ediyordu. o yüzden kapıyı kapatır kapatmaz ona
döndü.
“Bir şey mi oldu
Yasemin hanım?”
“Azra`nın kocası
burada. Birazdan gelecek. Kuzenim şimdi karar verecek kadar sağlıklı
düşünemiyor o yüzden kararı onun yerine kocası verse olur mu?”
Maden bulmuş gibi yüzü
aydınlanan doktor gülümsedi.
“Tabi ki olur.
Prosedür böyle zaten. Ama Azra hanım onun kendi kararını onayladığını söyledi.”
“Yalan söyledi. Adamın
haberi bile yok doğumdan. Araları biraz bozuk çünkü.”
“Anladım. O zaman
beyefendiyi bekleyelim. O gelince evrakları imzalar ve biz de ameliyata
başlarız. İmzalar değil mi?”
Tereddütü kadını şaşırtmamıştı.
Rahşan`ın da karısı gibi düşüneceğinden korkması normaldi ama o adı gibi
biliyordu Azra`ya kıymayacağını.
“İmzalar elbette”
Onlar konuşurken
koridorun başındaki hareketlilik dikkatlerini çekti. Genç kadın o yöne dönerek
baktı. Gördükleri kişiler doktor için bir şey ifade etmezken kendilerine doğru
gelen iki kişiden biri kadın için haftalardır içindeki acının baş kahramanıydı.
Özleminin, avuçlarını
kanatan kalp kırıklarının tek sebebi.
Eli ayağına karışan
kadın kendini zorlukla toparladı. Arkasını onlara dönerek derin nefesler almaya
başladı.
“Yasemin”
Rahşan`ın sesini
duyunca yanlarına vardıklarını anlamıştı. Gözlerini kapatıp açarak yavaşça
arkasına döndü. Bakışları tam karşısındaki adama kitlenince kalbi ince bir
sızıyla burkulmuştu. Masmavi gözleri laciverte yakın renge dönüşerek
koyulaşmış, kendisine yüreğini dudaklarının ardına getirecek bir yoğunlukla
bakıyordu.
“Yasemin? Azra nerede?
Onu görmek istiyorum”
Rahşan`ın sesini duyan
kadın bakışlarını adamdan kopardı.
“İçeride ve durumu
kritik. Seni onun doktoru ile tanıştırayım.” doktoru gösterdi eliyle.“Sadık
Toroslu”
Sadık bey elini uzattı
adama. “Memnun oldum Rahşan bey”
Kendisine uzatılan eli
sıktı genç adam.
“Memnun oldum Sadık
bey” dedi sabırsızca. Biran önce karısını görmek için sabırsızlandığı apaçık
ortadaydı.
“Sizinle odamda
görşelim”
“Görüşelim”
Birlikte Sadık beyin
odasına gittiler. Doktor masasının üzerinden birkaç evrak alarak ona uzattı
okuması için. Adam evrakları kendine çekerek okumaya başladı. Bitirdikten sonra
doktora baktı.
“Burada yalnızca
bebekler üzerinde söz hakkım var yazıyor.”
Sadık bey kafasını salladı.
“Evet. Eşiniz kendi
kararını verebilir ama bebekleriniz ikinizin sorumluluğunda. O yüzden bize
sizin onayınız gerekiyor.”
“Zamanımın çok az.
Kızınızın gelişimi durdu. Doğum geciktirilmemeli. Eşiniz normal doğum diye
tutturdu fakat kendisi normal doğumu kaldıramaz.”
“Çocuklarım sezaryen
ile doğacak” evrakı imzalayan adam kalemi masaya bıraktı. “Şimdi karımı
görebilir miyim?”
“Elbette. On beş
dakikanız var”
“Peki”
Genç kadın titreyen
gözlerini açtığında ellerini panikle karnına götürdü. Bebeklerinin hala orada
olduğunu görünce derin nefes koyvererek rahatlamıştı. Hala onunlaydılar. Bu
iyiydi. O kendinden geçmiş gibi karnını severken odada başka birinin varlığını
hissetti. Kafasını pencereye çevirdiğinde orada görmek için beklediği en son
kişi duruyordu. Arkasını kendisine dönmüş, ellerini iki yana açarak pencere
önüne bastırmış, uzun boyuna rağmen eğildiği için hafif kamburlaşmıştı. Kadın
bakışlarını özlediği adamın sırtından çekmeyerek yattığı yerde doğrulmaya
çalıştı. O an koluna takılı olan serum iğnesini fark etmemiş iğne canını
acıttığında acıyla inlemişti.
Kocası saniyesinde ona
dönerek yanına varmıştı.
“Sancın mı var?” diye
sordu. Sesini duymak bile acı çeken kalbine iyi gelmişti. Hele bir de ilgiyle
bakan hazelleri. Nefretle bakması gerekirken ilgiyle bakması kadını bu sefer
mutlu değil vicdanının ağır darbelerine hedef etmişti.
Yine yenilmişti.
Adam yine kazanmıştı.
Bir kez daha.
“Hayır. Serum iğnesini
fark etmedim sadece.” Bakışlarını kaçırarak başka yöne çevirdi. O an elinin
üzerini örten sıcaklık şaşkınlıkla adama bakmasına neden olmuştu.
“Bugüne kadar ne
yaşadıysak şimdilik unutalım Azra. Sana yaşattığım acıları, yaşadığım vicdan
azabını kapının önüne bırakıp bu odada bebekleri için endişe eden, onları
sabırsızlıkla bekleyen ve sağ salim kucaklarına almak için dua eden ebeveynler
olalım” üzerine eğilerek alnına yapışan saçlarını geri taradı. “Tamam mı?” diye
sorduğunda kadın dolu gözlerle kafasını salladı.
“Bu kadar mükemmel
olma” diye fısıldadı. Adam elbette duymuştu onu. Alayla gülümsedi.
“Ben mükemmelliğin
yanından bile geçemem. Hele sana yaşattıklarımdan sonra. Asla mükemmel olamam”
sesinde kendisine duyduğu öfkeyi sezen kadının içi sızladı.
“Sana yaşattıklarımı
hatırlamadığın için böyle düşünüyorsun”
“Bana ne yaşattıysan
hak etmişimdir. O yüzden sakın kafana takma”gülümsedi kadına. Genç kadın
kafasını şiddetle yanlara salladı.
“Hayır! Hak etmedin.
Ben..” dudaklarının üzerinde baskı hissedince susmak zorunda kaldı. Diğer elini
karnında hissedince gözlerini doldu.
“Az önce ne dedim?
Geçmiş yok. Şimdi var. Bizim konuşmamız gereken tek konu bu mucizeler” karnını
okşadı hafifçe.
Kadın susmuştu. Nasıl
olsa zamanı vardı. Konuşacaklardı.
Rahşan eğilerek iyice
karnına yaklaştı.
“Hatırlamadığım
şeylere öyle odaklanmıştım ki, sizin babanız olduğuma sevinememiştim bile.
Babanızı affedin minik canavarlarım. Sizi çok seviyorum.” Karnını öptü kadının.
Elinin altındaki çarşafı sıkarak ona dokunmaktan kaçındı. Fakat zihninin bir köşesinde
sürekli dokun ona diye fısıldayan sese daha fazla karşı koyamadı. Parmaklarını
saçlarına geçirerek okşadı.
Unutacaklardı. Bugün
sadece anne baba olacaklardı.
Rahşan saçlarındaki
temasla titreyerek kadının beline sarıldı. Sessizce bir birilerinin keyfini
çıkardılar. İki hasret kalp kavuşurken çektikleri acıyı anında unutmuşlardı.
“Vakit geldi Azra
hanım” diyen Sadık beyin sesiyle ayrıldılar. Rahşan ayağa kalkıp kendine çeki
düzen verirken Azra doktora kafası karışık bir şekilde bakıyordu.
“Vakit geldi derken?”
“Ona söylemediniz mi?”
“Sen bana ne
söyleyecektin Rahşan?”
“Sakin ol Azra. Sezaryen için onay verdim.”
“Ne yaptım dedin? Sen
bana sormadan nasıl onay verirsin?” yerinde doğrulmaya çalıştı. Bu sefer iğneyi
çıkarmışlardı. Rahşan ona yaklaşıp ellerini avuçlarının arasına aldı. Dudaklarına
götürerek yumuşak bir öpücük kondurdu. Kafasını kaldırıp gözlerinin içine
aşkını ve acısını yansıtarak baktı.
“Ben ne seni ne de
bebeklerimi kaybetmek istemiyorum” genç kadın adamın yanağına dokundu. Gözleri
dolu dolu baktı adama.
“Kızımızı
kaybedebiliriz” der demez adam telaşla kafasını iki yana salladı.
“Hayır. Üçünüz de o
ameliyathaneden sağ salim çıkacaksınız. Bebeklerimizi birlikte büyüteceğiz Azra”
“Söz ver bana”
“Söz veriyorum”
İnanarak söz vermişti.
Kadını hazırlayıp ameliyathaneye götürürken içinden sözünü tutmasına yardımcı
olması için Alllah`a yalvarıyordu. Kadın ameliyattayken Yasemin Selim beye,
Mehlika hanıma, Tahir`e ve Melek`e haber vermişti. Birkaç saate hepsi hastanede
olacaktı.
Genç adam etrafında
olanları duymuyordu. Ne akrabalarının geleceğini biliyordu ne de başka bir şeyi.
Ameliyathane yazısına kitlenmiş öylece bakıyordu.
“Üçü de oradan sağ
salim çıkacak.”
Kerem kendisine
bakmayan kuzenini izledi bir süre. Kendisini duymadığını biliyordu ama yine de
söylemek istemişti.
“Abi?”
“Söyle kardeşim”
“Sence ben senin gibi
iyi bir baba olacak mıyım?”
Gülümsedi Kerem.
Yüzünde oluşan gülümsemeyi uzaktan izleyen kadından habersiz baktı kuzenine. Elini
omuzuna koyarak sıktı.
“En az benim kadar iyi
bir baba olacaksın. Bundan asla şüphe etme.”
“İnşallah abi”
Saatler sonra aynı
pozisyonda ameliyathaneyi izleyen adam kapının açıldığını görünce yerinden ok
gibi fırlamıştı.
“Bana iyi haberler ver
doktor” dedi gözlerinin içine bakarak. Sadık bey yorgun bakışlarını başına
toplaşanların üzerinde dolaştırdı.
“Gözümüz aydın
ameliyat gayet başarılıydı”
“Allah`ım sana
şükürler olsun”
Genç kadın farkında
olmadan yanınaki adama sarılmıştı. Sıcak ve güvenli kollarda kendini çok iyi
hissetmişti. Acısı dinmiş, boğazına yapışan yumru birden kaybolmuştu.
Genç kadın saniyeler
sonra doktorun sesini duyduğunda kendine gelmiş hemen ondan uzaklaşmıştı.
“Bebeklerin ikisi de
zamanından önce doğdu. Biz böyle bebeklere prematüre bebekler diyoruz. Oğlunuz
sekizinci kızınız yedinci ayında oldukları için ciğerleri tam gelişmemiş. O
yüzden ikisini de küveze koyduk. Her ikisi de desteksiz nefes alana kadar orada
tutacağız.”kendisine sevinçle sarılan kadından ayrılıp doktora baktı.
“Karım?” diye sordu
adam. Belli etmese de içten içe korkuyordu. Doktor bebeklerden bahsederken
anneleri hakkında hiç konuşmamıştı çünkü.
“Karınız güçlü bir
savaşçı çıktı Rahşan bey. Şu an sağlığı gayet yerinde. Anlarsınız ki sekizinci
ayda doğum yaptı. Bu dikkat edilmesi gereken bir durum. Hemşireler onu şimdi
odasına götürecekler. Geçmiş olsun”
******
Genç adam altında durduğu ağaca baktı içi titreyerek. Neden gelmişti ki
buraya? Hangi akla hizmet? Titeyen ellerini bir birine bastırıp ağaçtan
uzaklaşmak için arkasını döndü. Döndüğü gibi karşısına çıkan kadın nefesinin
ciğerlerinde hapis kalmasına neden olmuştu.
“Abla?” sesi pürüzlü çıkmıştı. Canan gözlerindeki pişmanlığa rağmen
gülümsedi. Sakin adımlarla kendisine doğru gelen kadın saçlarını yanaklarını
okşadı. Onca kırgınlığa ve suçluluk duygusuna rağmen özlediği ablasının eline
yasladı yanağını. Hala aynı kokuyordu. Gül gibi.
“Kardeşim” dedi kadın. Sesi de aynıydı. Bülbül şakıması gibi kalbe dokunan.
“Beni affet abla.” Dolu dolu gözlerle baktı ablasına. Canan hafif geri
çekilip ona baktı. Rahşan o an fark etmişti üzerindeki çok sevdiği pembe renk
kısa etekli elbisesini. Hastalığını öğrenmeden önce mezuniyet balosunda
giymişti o elbiseyi. O kadar sevmişti ki gözü gibi bakmıştı baloya kadar.
“Seni affetmek mi? Sen bana bir şey yapmadın ki.”
“Sana o halatı getirmemeliydim”
“Senin suçun değil” ellerini kavradı kardeşinin. “O gün olmasa başka bir
gün başka yöntemle ölecektim ben. Artık kendini affet. Beni bırak. Hayatına
devam et. Ben öldüm. Öldüm ve acılarımdan kurtuldum. Çok mutluyum” dili
mutluyum dese de gözleri öyle olmadığını haykırıyordu. İntihar eden biri asla
mutlu olmazdı. Yüce Rabbimiz bağışlamazdı çünkü. Ses etmedi adam. Onun yerine
ablasına sarıldı. Rüyada bile olsa ona sarılmak iyi gelmişti. Uzun uzun kokladı
gül kokan saçlarını. Yıllardır göğsünün ortasında nefes almasını zorlaştıran o
düğüm çözülmüştü. Kendini daha önce hiç bu kadar hafiflemiş hissetmemişti. Canan
geri çekilerek kardeşinin yanaklarını öptü. tekrar kendine çekip sarıldığında
duydukları ses adamın geri çekilmesine neden olmuştu.
“Baba”
Rahşan ablasının arkasında duran üç yaşlarındaki çocuğa baktı. Tıpkı
ablasına benzeyen mavi gözlü kumral oğlan çocuğuna doğru yürüdü. Önünde
eğilerek gözlerinin içine baktı.
“Sen benim oğlum musun?” diye sordu. Küçük çocuk kafasını salladı. Ve küçük
kollarını adamın boynuna doladı. Rahşan gecikmeden küçük bedeni sardı güçlü
kollarıyla. “Cihan” dedi adam titrek sesle. Bir müddet sonra geri çekilen Cihan
babasının gözlerini öptü. Arkadan duyulan hıçkırık ikisinin de o yöne bakmasına
neden olmuştu. Canan onlara bakıp ağlıyordu.
“Sen minik melek Canan`ın bana benzeyeceğini düşünüyorsun ya. Onu Cihan`dan
daha çok seveceğini. O öyle değil Canevim. Bana en çok az önce gözlerini öpen
çocuk benzeyecek. Onlara iyi bak kardeşim. Sizi seviyorum”
Kollarındaki oğlu ve ablası
hafif silinip giderken duyduğu ses onu gördüğü muhteşem rüyadan uyandırmıştı. Oturduğu
rahatsız koltuktan kalkan adam kendisine seslenen karısına yaklaştı.
“Uyandın” dedi
sevinçle. Genç kadın baş ağrısına rağmen gülümsedi.
“Su” diyebildi kuruyan
dudaklarına ve boğazına rağmen. Rahşan bardağa su koyup ona uzattı. İçmesine
yardım edip bardağı yerine bıraktı. “Bebeklerim?” sorusunu duyan adam kadının
sesindeki korkuyu soludu derince. Onlardan birine bir şey olacak diye çok korkuyordu.
Ameliyat zamanı kendisinin korktuğu gibi. Ellerini kavrayarak öptü.
Sonra
kafasını kaldırıp kadının gözlerine baktı.
“İkisi de annelerine
kavuşacakları günü bekliyorlar.”
Hıçkırarak kendisine
sarılan kadını sardı sıkıca. Saçlarını kokladı fırsattan istifade.
Hala çilek
kokuyordu.
İlaç karışık çilek....
Geri çekildiğinde genç
kadın alnını adamın alnına yaslayıp gülümsedi.
“Teşekkür ederim” diye
fısıldadı dudaklarına doğru.
“Ne için?”