25 Eylül 2019 Çarşamba

Yeni Bölüm İlk Okuma


"Bazı insanlar uzaktan sevilmeli diye düşünüyorum" kadının gözlerini kısarak kendisine baktığını görünce ilgisini çektiğini anlamıştı. Bu iyiydi.

"Mesela kim?"

"Mesela sen Azra.  Fazla dağınıksın ve bu beni deli ediyor." 

Kadının damarına basmaya devam etti. Çünkü bu konunun onun hassas noktası olduğunu biliyordu.

Genç kadın adama yaklaşarak, gözlerinin içine bakıp yanağını okşadı. Adamın elleri anında kadının yüzünü avuçlarken yüzünü o güzel gülümsemesi sarmıştı.

Gülüşünde çay demlenir, şarap yıllanır be adam.

"Şu an hile yapıyorsun Çiy tanesi" kadın adamın dudaklarının kıyısında kıkırdadı.

"Evet. Şimdi ben seni öpeceğim ve sen bana karşılık vereceksin"

"O kadar eminsin yani sana karşılık vereceğimden."

"Adımın Azra olduğundan emin olduğum kadar hem de."

21 Eylül 2019 Cumartesi

Yeni Bölümden ALINTI


"Sen kendini para için satan bir erkek müsveddesisin Rahşan Altay." Adam kalbinden vurulmuş gibi hafif geri sendeledi. Gözü dönmüş kadın öyle öfkeliydi ki, adamı nasıl yıktığının farkında bile değildi. Konuşmaya daha doğrusu adamı yaralamaya devam etti. "Biliyor musun? Sana aşık oluyordum. Hem de öyle böyle değil. Fakat senin benimle neden evlendiğini öğrendiğimde o aşkın tam kıyısından döndüm. İyi ki de döndüm. Çünkü senin gibi bir zavallıyı sevseydim kendime olan saygımı yitirirdim."
"Neden?" diye sordu zor çıkan sesiyle. Duyduğu kelimeler kalbine ağır gelmiş, yere düşen cam gibi paramparça olmuştu. "Neden seviyormuş gibi davrandın?"
Kadın Kerem`in taktığı lakabın hakkını vererek buzları bile korkutacak kadar soğuk bir gülümseme sundu adama. 
"İntikam aptal. Anladın mı? İntikam için. Düşene vurmak Azra Ateşdağlı`ya yakışmazdı neticede."
Arzu Khayal Sarhanlı

18 Eylül 2019 Çarşamba

19. bölüm `Çiy Tanesi`

İnstagram hesabım: arzu_khayal_sarhan
Keyifli Okumalar!!!
Rahşan yaptığı şeyi fark edince ateşe dokunmuş gibi geri çekildi. İçine dolan yakıcı istek de neyin nesiydi? Hamile bir kadını istemiyordu değil mi?
Neyse ki kadın derin uykudaydı ve yaptığı bu aptallıktan haberi yoktu. O dolgun dudakların kenarına dokunan dudaklarına götürdü parmaklarını. Düşünceyle dudaklarının üzerinde gezinen parmaklarını durdurdu. Kadına doğru dönerek eğildi. Saçlarını kokladı.
Çilek kokusu.
"Sende bir şey var Azra. Çözemediğim bir şey. Kokun, sesin, ağlarken kızaran burnun, yüzünü saklaman bana bir yerlerden tanıdık geliyor. Sanki yıllardır seni tanıyormuşum da unutmuşum. Fakat seni hayatımda ilk kez gördüğüme yemin edebilirim. Çünkü sen unutulacak kadın değilsin." Genç kadın bir şeyler mırıldanıp arkasını ona dönerek kalçasını kasıklarına dokundurunca yutkunmak zorunda kalmıştı. Zihnini zorlayan karanlığa teslim olmak bu sefer canını sıkmamıştı. Kadını kendine çekerek yüzünü saçlarının arasına gömdü. "İyi geceler Çiy Tanesi" diyerek elini ismiyle şimdiden kalbini fetheden küçük prensesi hissetmek için annesinin karnına koydu.
Sabah uyandığında yatakta yalnızdı. Kaşlarını çatarak etrafa bakındı. Odada yoktu. Üzerindeki yorganı kenara iterek yataktan çıktı. gardırobun önünden geçerek kapıya doğru gitmek için hamle yaptığında gardırop kapağının üzerindeki aynadan aksi dikkatini çekmişti.
Üstü çıplaktı.
Yatağa girmeden önce giydiği atleti ne ara çıkarmıştı hatırlamıyordu. Uyurken çıkardığı kesindi. O giyinik uyumaya alışık değildi ki.
Etrafına bakınıp yatağın ayak dibinde bulduğu atleti giyerek çıktı odadan. Koridorda yürüken ciğerlerine dolan enfes kokulardan, gece kollarında uyuyan kadının nerede olduğunu anlamıştı. Kafasını sallayarak banyoya girdi ve ihtiyaçlarını gidererek elini yüzünü yıkadı. Dışarı çıktığında ayakları onu doğru mutfağa götürdü. Kapıda durarak tezgahta bir şeylerle uğraşan kadını izlemeye başladı. İpek saçlarını gevşek balık sırtı örmüş sağ omuzuna atmıştı. Üzerine de lacivert renk, kolları dirseklerinde biten kışlık bir elbise giyinmişti.
Azra doğrama tahtasındaki salatalıkları tabağa dizerek domatesleri de dilimledi. Onu da salatalıkların yanına dizerek arkasına döndü. Elindeki bıçak ve domates suyu yüzünden yüzüne doğru gelen saç telini üflemek zorunda kalarak arkasına döndü. Kendisini izleyen adamı görünce önce şaşırmış sonra mutlu olmuştu. Çünkü gece o kadar rahat uyumuştu ki, sabah uyandığında kendini tüy kadar hafif hissetmişti. Beli hala ağrımıyordu. Hele bir de gece kendisine sarılıp uyumasına ayrı mutlu olmuştu. Eli sürekli karnındaydı ve arada bilinçsizce okşuyordu.
"Günaydın Rahşan." dedi gülümseyerek. O an o kadar saf, temiz ve ulaşılmaz görünmüştü ki adam dilinin ucuna gelen kelimeleri yutamamış öylece aralarına döküvermişti.
"Günaydın Çiy Tanesi" sözler aralarına dökülünce içine çöreklenen pişmanlığı göz ardı edemedi. Ya yanlış anlarsa? Ya kendine asılıyormuş gibi görürse?
"Çiy tanesi?" kadın şaşırmıştı. Ona neden çiy tanesi demişti ki? Ayrıca kalbi neden mutluluktan patlayacakmış gibi hızlı atıyordu?
"Sana Çiy tanesi demek geçiyor içimden. Çünkü sen o çiy tanesi kadar saf ve temiz görünüyorsun. Yaprakların, tüm yeşilliklerin can suyu çiy tanesi olduğu gibi sende benim can suyumsun Azra. Bu gece sayende aylardır uyumadığım kadar rahat uyudum. Lanet karanlığım bana yaklaşamadı senin yüzünden. Teşekkür ederim." Kadın duyduğu harikulade kelimelerden sonra donmuş ona bakarken Rahşan yanına yaklaştı ve yüzüne gelen saç telini kulağının arkasına sıkıştırdı. Elini çekerken yanağını baş parmağıyla okşamayı ihmal etmemişti.
Hayatına tam olarak hakim değildi. Biliyordu. Hatırlamadığı insanlar veya olaylar vardı. İplerini tam olarak eline almadan kalbi hassas kadına ümit vermek istemiyordu.
Azra ne yapacağını bilemeyerek adama baktı. Rahşan mor menekşelerin merceği altında tabakları masaya dizdi.
"Bana hep böyle mi sesleneceksin?"diye sormak istedi ama soramadı. Öyle bir soru sorarak kendini rezil edemezdi.
Her şeyi küçük kız gibi sormak neydi öyle?
"Bakma öyle" diyen adamın sesiyle içindeki kargaşadan kurtuldu kadın. Menekşelerini adamın düşünceli hazellerine sabitledi. Kendini zorla zapt eder gibi bir hali vardı.
Aferin Azra adama artık nasıl baktıysan...
"Nasıl bakıyorum ki?" diye sordu.
Rahşan derin nefes alarak kadına doğru yürüdü. Tam önünde durarak gözlerinin içine baktı.
"Aramızadaki arkadaşlık anlaşmasını hiçe saydıracak kadar tehlikeli bakıyorsun Çiy tanesi" ifadesizlik perdesini çektiği sesi o perdenin küçük bir deliğinden sızarak öfke kırıntılarını kadının avucuna bırakmıştı. Göğsü mutlulukla şişti. Tek boynuzlu atların var olduğuna inanan küçük kız çocuğunun mutluluğu doldu içine. Ruhu cesareti pelerin gibi sırtına geçirerek omuzlarının dikleşmesini sağladı. Gözlerini kırpmadan adamın zehirli yeşil halkaların sardığı hazellerine baktı. Gözleri sesindeki ifadesizlikten nasibini almamıştı belli ki.
Elini kaldırarak adamın göğsüne koydu. Siyah atletin altındaki teni sıcaktı, avucunun altındaki göğsü alev alev yanıyordu.
"Sen beni isti.."
"Sus."
Adamın bedenini kaplayan gerginlik koca bir şehri ışıklara boğacak kadar büyüktü. Bunu dişlerini sıkarak gamzelerini ortaya çıkarmasından anlamıştı. Uğruna ölünecek gamzeleri gören kadın kendini tutamamış parmak uçlarına kalkarak o çukurlardan birine dudaklarını bastırdı. Kokusunu içine çekerek öptüğü yanaktan uzaklaştığında karşısında burnundan soluyarak sakinleşmeye çalışan kocası vardı.
"Azra..." parmak uçlarını adamın dolgun dudaklarına bastırarak devam etmesine izin vermedi.
"Karnında başka adamın bebeklerini taşıyan kadına dokunmayı kendine yakıştırmıyorsun Rahşan. Biliyorum."
"Karnındaki değil, kalbindekidir beni engelleyen."
Konuşmasına fırsat vermeden salonu terk edip balkona çıktı. Trabzanlara tutunarak kafasını kaldırıp göğe baktı. Gri bulutlu puslu hava tıpkı kafasının içini mesken edinmiş lanet karanlık gibi canını sıkmıştı. Havanın buz gibi olmasına rağmen adamın içindeki öfke ateşi ayaklarının altındaki buz gibi zemini, tenine aç bir sırtlan gibi saldıran soğuğu hissetmesini engelliyordu.
Kadının kalbindeki engel kadar can yakıcı değildi hiçbir engeli.
"Ölmüş biri için aylarca o hastaneye gittin. Yasını tuttun. Belli ki çok sevdin Çiy Tanesi. O adam kalbinde hala yaşarken ben nasıl sana dokunurum?" trabzandan kopardığı sağ elini yumruk yaparak yangın yerine dönüşmüş göğsüne vurdu. "Sokayım böyle işe."
Azra balkona çıkan adamın arkasından gitmek istese de ayaklarına mutfağa doğru gitmesi için komut verdi. Kendini dinlemesine izin verecekti. Mutfağa girip masayı kurdu ve en sevdiği sucukları yumurtasız kızartarak tabağa koydu ve masaya geçerek kahvaltı etmeye başladı. Birkaç dakika sonra Rahşan mutfağa girdiğinde kadın kafasını kaldırıp ona baktı. Tek kelime etmeden kendine çay koyarak masaya geçti.
"Sucuk ister misin?" diye sordu kadın tepkisini ölçmek için. Rahşan kafasını kaldırarak kadına baktı. Bakışlarındaki merakı görüyordu.
"Bundan sonra kendini bu kadar yormanı istemiyorum." sorusunu es geçmişti. Onun kendisini yormasını istemiyordu adam.
"Yemek yapmayı yemek kadar seviyorum. Ve bu beni yormuyor merak etme"
"Üç canlısın Azra. Uzun müddet ayakta kalman bedenini yoruyor. Ayakların ve belin ağrıyor."
Kadın adama yeniden aşık oldu. Kalbindeki aşka inat vicdanı keskin bir hançer gibi gırtlağına çöktü. Elini nefessiz kalan boğazına götürmemek için kendini zor tuttu.
"Beni düşündüğün için teşekkür ederim"
"Seninle aynı evi paylaşıyoruz Renksiz hayatıma renk katıyorsun Çiy tanesi"
Azra elini adamın elinin üstüne koydu. Rahşan elini ters çevirerek parmaklarını kenetledi. Bir süre birleşmiş ellerine baktıktan sonra konuşan kadına çevirdi bakışlarını.
"İçindeki savaşı gözlerindeki ateşten anlıyorum Rahşan. Kendine bu kadar eziyet etme."
"Kocan öldükten sonra bile hastaneye gelmeye devam ettin Azra. Kalbindeki aşkın ne denli büyük olduğunu gördüm her gün. O aşka ihanet etmene müsaade edemem. Sonunun nereye varacağını bilmediğim yolda yürüyorum ben. Seni de kendimle sürükleyemem. O yolun sonunda bizi nelerin beklediğini bilmiyorum çünkü."
Genç kadın parmaklarını saran güçlü ve çalışmaktan nasırlaşmış parmakları sıktı.
"Ya o yolu seninle yürümek istiyorsam?"diye sordu. Rahşan kafasını salladı. "Onu azat etmenin zamanı geldi Rahşan. Ruhunu rahat bırakmalıyım artık."
Kadının güzel ağzı neler diyordu öyle?
"Azra..." Azra elini sıkarak susmasını sağladı.
"Biz ne arkadaşız ne sevgili. Biz hem arkadaşız hem sevgili. Biz sadece biziz Rahşan. Aramızdaki şeye isim vermeye gerek yok. Bir birimizi yaşayalım sadece."
Rahşan elini kaldırıp avuç içine sımsıcak öpücük kondurdu. Kadın tepeden tırnağa titrerken içinden geçenleri dudaklarının ardındaki kelimelere bulayarak canlandırmış adamın duymasını sağlamıştı.
"Beni öpmeni istesem?"
Rahşan gülümseyerek kadına yaklaştı. Uzun zamandır aklını meşgul eden o dudaklar yerine yanağına dokundurdu dudaklarını. O dudakların tadına bakmasına daha vardı. O zaman şimdi değildi. Hissediyordu.
Koklayarak öptü püzürsüz, ipek gibi tenini.
"Rahşan"
"Hm"
"Kapı çalıyor"
"Farkındayım"
Tekrar çalan zili ikisi de duysa da adam pek tepki vememişti. Yanağından uzaklaşarak burnunu boynuna dayamış kokusunu içine çekiyor, küçük küçük öpücükler konduruyordu. Heyecandan içi içine sığmasa da çalan kapı sinirine dokunmaya başlıyordu. Adamın dokunmaya doymadığı saçlarına dalarak çekiştirdi.
"Bakmayacak mısın?"
"Bakacağım"
Zil tekrar çaldı.
"Gelen kişi her kimse bayağı ısrarcı"
Rahşan mest olduğu kokudan uzaklaştığı için homurdandı.
"Hay ben onun..."
Azra elinde olmadan kıkırdamıştı. Kocası ona ateşli bakış atıp söylenerek kapıya gitti. Kapının açılma sesini duydu. Kimin geldiğini merak ederek mutluluktan tutulan ayaklarının üzerinde durdu. Elini karnına koyarak mutfaktan çıktı ve kapıya gitti. Eli kapı kulbunda karşısındaki kadına garip garip bakan kocasını gördü.
"Sürpriiiz" diyerek içeri destursuz giren kadın tek kaşını kaldırmasına neden olmuştu.
"Çiğdem?" Rahşan kaşlarını çatarak baktı kadına. Bu kadın da nereden çıkmıştı? Adresini nereden öğrenmişti?
Elindeki poşeti portmantoya bırakıp adama döndü Çiğdem. Selamsız sabahsız öylece kapıda durması, yüzünde hoşnutsuz ifade kırılmasına neden olsa da belli etmedi.
"Senin ne işin var burada?" sorusu da acıtmıştı. Gülümsedi.
"Artık her gün görüşeceğiz."dedi sevinçle."Karşı daireye taşındım arkadaşım"
"Keşke bizim size hoş geldin dememizi bekleseydiniz Çiğdem hanım. Nede olsa yeni gelen komşuya hoş geldin'e gidilir. Adettendir. Yeni gelen komşu çat kapı komşusunun evine dalmıyor." 
Çiğdem sesini duyduğu kadına doğru döndü. Bu kadının burada ne işi vardı? Peki Rahşan'ın yüzündeki hayran ifade ve gamzelerini gösterecek kadar güzel gülümseme neydi öyle?
Bir dakika bu kadın?
Azra Altay!
Bu yüzü nerede görse tanırdı. Arama motorunun geçmişi bu kadının ismiyle dolup taşıyordu.
Rahşan son iki buçuk senesini hatırlamıyorsa Azra'nın bu evde ne işi vardı?
En kısa zamanda onun nasıl olup da bu eve yeniden yerleştiğini öğrenecekti.
"Siz kimsiniz?" onu tanıdığını belli etmemeye karar verdi.
"Ben Azra. Siz de Çiğdem olmalısınız."
"Evet. Rahşan'ın nesisiniz peki?"
Amma da sordun Çiğdem. Sana ne?
"Geçici bir süre misafiriyim" dedi kadın tepkisini ölçmek için. Çünkü bu Çiğdem denen kadını gördüğü andan itibaren kadın iç güdüleri deli gibi tehlike diye çığırıyorlardı.
"Anladım" sesi memnun çıkmış, gerilmiş yüz ifadesi rahatlamıştı. Azra iç güdülerine bu sefer de minnet etmişti içinden. Çünkü yine haklı çıkmışlardı.
Çiğdem kadına baktı sahte gülümseme ile. demek Rahşan onu tanımıyordu diye düşündü. Buna pek sevinmişti.
Azra Çiğdem'in portmantoya koyduğu poşeti aldı ve içindeki poğaçalardan birini aldı. Taptaze ve sıcaktı. Yeni komşuları zahmet edip pastaneye kadar gitmiş bu muhteşem poğaçaları almıştı.
Yemezse ayıp olurdu yani.
Poğaçayı ısırıp gözlerini kapattı. Kocasının ve onun 'arkadaşının' kendisini izlediğinin gayet farkındaydı ve onlara taraf bakmıyordu bile.
"Im.. peynirli bu" kapattığı gözlerini açarak kendisini tutuşmuş gözler ile izleyen kocasına baktı. Kısa bir an az önceki kahvaltı sahnesini canlandırdı zihninde. Rahşan yaptığı peynirli omleti öyle güzel yüz ifadesiyle yemişti ki, bir şey söylemese de olurdu. Zira yüz ifadesi yemeğin tadını en iyi şekilde anlatıyordu.
Kocası hakkında bir şey daha öğrenmişti o omlet sayesinde.
Peyniri çok seviyordu.
"Evet peynirli. Rahşan çok sever peyniri" dedi Çiğdem kocasına manidar bir bakış atarak. Çiğdem denen kadının sevdiği adamı kendisinden iyi tanımasına sinir oldu bir anda.
Siniri Çiğdem'e değil kendisineydi elbette.
Uzun zaman adama acı çektirmek yerine tanımaya çalışsaydı bu kadının karşısında böyle kalakalmazdı.
"Rahşan peynir sevmez ki. Değil mi?" kocasına baktı kaşını kaldırarak. Rahşan bir anda her iki kadının kendisine baktığını fark edince tedirgin olmuştu. Erkeklerin kaçtığı tek şey vardıysa bu hayatta; o da iki kadının bir birine açtığı savaşın ortasında kalmasıydı. Çünkü kadınlar güç gösterisi yaparken ana madde olan erkeği ezip geçmekten asla geri durmuyorlardı.
Anlayacağınız hangi kadın kazanırsa kazansın o savaşın yara alanı savaş sebebidir daima.
"Sevmiyorum" dedi genç adam. Çiğdem'in suratındaki şaşkınlık ifadesi kök salırken bakışlarını Azra'ya dikti.
'Kusura bakma Çiğdem. Sen evine gidince ben karşındaki şirin hamile görünümlü dişi aslanla kalacağım. Can güvenliğim önemli' diye geçirdi içinden.
Çiğdem Azra'ya dönerek tek kaşını kaldırdı.
"Eskiden senin için yaptığım peynirli ve patatesli pişileri afiyetle yerdin. Şimdi zevkin değişti her halde." Kadını baştan aşağı süzdü. "Kötü yönde değişmiş maalesef"
Rahşan her akıllı erkeğin yaptığını yaparak susmuştu.
"Kötü zevk hiç zevki olmamasından iyidir" dedi Azra Çiğdem'e meydan okuyarak.
Rahşan gülmemek için dudaklarını büktü.
"Peyniri, tombul çöreklere tercih ettiğine inanamıyorum arkadaşım" kelimelerini dramatik bir kafa sallamasıyla bitirdi.
"Valla Çiğdem'cim sende hiç pişi yapacak tip yok. O peynirli ve patatesli pişileri başkası yapmış olmasın?"
Kadının dediklerini anlamazlıktan gelmişti.
Çiğdem sahte kahkaha attı.
"İlahi Azra. Tabii ki ben yaptım o pişileri. Ah canım geçici misafirin çok tatlı." Diyerek kocasına dokundu Çiğdem cadısı. Kolunu sıvazlamıştı kaltak.
Dişlerini sıkarak ellerini yumruk yaptığı sırada koluna dokunan sıcak avuç yüzünden harekete geçememişti. Rahşan sinirlenen kadını sakinleştirmek için kolunu boylu boyunca sıvazlayarak gülümsedi.
Adam gülümsedi, kadında devreler yandı.
Sakin ol dedi hazeller öfkeden koyulaşmış menekşelere. Menekşeler en güzel rengine dönerken dalından kopan birkaç yaprağı hazeller ile dans etmeye başlamıştı bile.
Ne demişlerdi az önce.
Bir birimizi yaşayalım. Sadece biz olalım.
Olacaklardı.
İnanıyordu.
Çiğdem karşısındaki o muhteşem sahneye kinlenerek baktı. Bu kadın kocasını kendine yeniden aşık etmek üzereydi. Buna izin vermeyecekti. Onları kendilerine getirmek için hafif boğazını temizledi. O bakışmayı kesip kendisine ilk dönen Azra'ydı. İçindeki fırtınaya rağmen sakince gülümseyerek "Eskiden misafirini kapıda bekletecek kadar kaba biri değildin Rahşan. Değişmişsin. Eski arkadaşın; yeni komşuna bir bardak çay bile ikram etmiyorsun." dedi.
"Haklısın Çiğdem. Kusura bakma. İçeri geçelim" dediğinde yanındaki kadına bakmadı. Bakamadı.
Misafire ayıp ettiği için kendini kötü hissetmişti. Çiğdem Azra'ya zafer kazanmış komutan edasıyla sırıtmış, arkasını dönerek önden giden genç adamı takip etmişti. Dişlerini sıkarak saçlarını çekiştiren kadın sakinleştikten sonra salona geçmişti. Çiğdem elinde çay bardağı kocasına kur yapmaya başlamıştı bile.
O kadar uzun mu kalmıştı koridorda?
Kendine kızdı.
Kızgınlığını içine gömerek gülümsedi ve kocasının oturduğu üçlü geniş koltuğa geçti. Yanına oturduğu adam karşısındaki kadının sorusunu yanıtlıyordu. Sanatı ile ilgili bir şeydi galiba. Tam duyamamıştı.
"O marka borular firmasının verdiği garanti zamanından erken mahvoluyor Çiğdem. Biz kendi anlaştığımız şirketlerden ürün alıyoruz." Konuşurken Azra'nın yanına dizlerinin bir birine dokunacak kadar yakınına oturduğu fark edince konuşmasını bölerek kadına döndü. Kendisine bakarak gülümseyen kadın ile nefes alamaz hale gelince bakışlarını kaçırmıştı.
Çiğdem elindeki bardağı sıkarak "O zaman yeni evimin tamirini sana emanet etmek istiyorum canım" dedi.
"Hay canın çıksın"
Rahşan tam cevap vereceği sırada duyduğu fısıltı ile kafasını yanındaki kadına çevirdi.
Ne demişti az önce?
Deminden beri dedikleri ve yaptıkları ile kendini güldüren kadına hayranlıkla bakarak gamzelerini gösterecek kadar genişçe sırıttı. Azra kendisine hayran olunası derecede muhteşem sırıtma ile bakan adama dişlerini sıktı.
"Sok o gamzelerini yerine Rahşan."
"Sokmazsam ne yaparsın?" diye takıldı aynı fısıltı ile. Menekşeleri tehlikeli bir parıltı ile parladı. Rahşan o gözlerde kendi aksini görmüştü. Buna yemin edebilirdi.
"Kazırım"
Kendini tutamayan adam kafasını geri atarak en güzel kahkahalarından birini atmıştı. O ses her iki kadının gönlünü okşarken Çiğdem elindeki bardağı unutarak parmaklarını gevşetmiş tavşan kanı renk çayın beyaz renkli eteğine boca olmasına neden olmuştu.
"Lanet olsun"diye inleyerek ayağa kalktı. Eteğini silkeleyerek üzgün gözlerle baktı. bu eteği çok beğenerek almıştı. İlk kez de buraya gelirken giymişti. Onun sesini duyan ikili kafasını ona çevirmiş, gördükleri manzaraya şaşırmışlardı.
Rahşan koltuktan kalkarak mutfağa giderken Azra kadını süzdü parlayan menekşeleriyle. Gördüğü manzaya bir hayli mutlu olmuştu. Daha bir mutlulukla kıkırdayarak
"Bir bardağa bile sahip çıkamayan birinin pişi yapabileceğine inanmak çok güç." dedi. Çiğdem ona cevap verecek durumda değildi. Can acısıyla ayağa kalkarak eteğini bacağından uzaklaştırdı. Rahşan elinde buz torbasıyla dönerek torbayı Çiğdem'e uzattı. Çiğdem can acısına rağmen adama gülümseyerek torbayı almış koltuğa tekrar oturarak eteğini yukarı sıyırmıştı.
Azra karşısındaki çiyan eteğini daha kaldırmadan niyetini anladığı için "Rahşan" dedi acele ile. Elini karnına koyarak yüzüne acılı ifade ekledi. Rahşan kadına döndüğünde yüzündeki ifadeyi gördü. Çiğdem'i anında unutup hemen kadının yanına gitti. Arkasını Çiğdem'e dönerek önünde diz çöktü. Karnını avuçları arasına aldı.
"Sancın mı var?"
Azra adamın arkasını o kadına döndürdüğü için gülümsedi. Elini adamın elinin üzerine koyarak sıktı.
"Ani bir sancı girmişti. Şimdi iyiyim merak etme."
"İyi" diyerek kafasını salladı genç adam.
"Ah" sahte inleme koyveren Çiğdem bakışları ile bir birine sarılan karı kocayı ayırdı. Rahşan onu yeni hatırlamış gibi gözlerini kırpıştırdı.
"İyi misin Çiğdem?" diye sordu yanına giderek. Bakışları sadece gözlerine kilitliydi. Açık bacaklarına bakmıyordu bile. Sinir anında damarlarını yararak beynine ulaşmıştı.
"İyiyim canım" gülümsedi sinirini öteleyerek.
"O zaman sizi evinize yolcu edelim Çiğdem hanım. Eteğiniz leke tutmadan o lekeyi yıkayın."
Burada şimdilik bir işi kalmadığını anlayan kadın karşısındaki küstah hamileye baktı. Nasıl da kabarmış tavus kuşu gibi kurulmuştu o koltuğa.
'Ben de Çiğdem'sem seni bu evde barındırmam Azra hanım.' dedi içindeki öfkeli kadın.
Ayağa kalkarak "Ben gideyim." dedi. "Banyonun tamirine gereken şeyleri belirlemek için bir ara bana uğrarsın Rahşan"
"Uğrarım Çiğdem"
******
Çiğdem gittikten sonra Azra koltuktan kalkarak balkon kapısının önüne geldi. Camdan dışarı baktığında İstanbul'un sevdiceğine kavuşmak isteyen gelin gibi beyaza büründüğünü gördü.
"Kar yağmış" sesini duysa da dönmedi. "Kap topu oynamayı seviyor musun?" diye sordu.
"Hayır" dedi. Sesi hafif sinirli çıkmıştı. Kendini toparlamaya çalışsa da içindeki kıskanç kadına engel olamamıştı. Aslında kar topu oynamayı çok severdi. Kocasıyla da oynamayı isterdi fakat siniri buna izin vermiyordu.
"Öyle mi? Ben çok severim kar topu oynamayı ama." Rahşan kadından yayılan buram buram trip ve kıskançlık kokusunu almıştı. Keyifle vereceği cevabı bekledi.
"Çok istiyorsan git karşı komşunla oyna kar topunu. Eminin sana bayıla bayıla eşlik edecektir."
Sessizce güldü adam. Aralarındaki bir adımlık mesafeyi de kapatarak kollarını kadının beline doladı ve yüzünü açık saçlarının arasına gömdü. Saçlarını saran o muazzam kokuyu derin derin koklarken kollarının arasındaki kadının titrediğini hissetmişti.
Doğru yoldasın Rahşan. Böyle devam
"Ben seninle oynamak istiyorum Çiy Tanesi" saçlarını koklamayı bırakıp köprücük kemiğine sıcak bir öpücük kondurdu. Hani kadının bedenini ateşe veren cinsten.
Adamın her yöne çekilebilecek sözlerini duyduğunda içindeki aşık kadın tutku şarabını içerek kendinden geçse de, kıskanç kadın dimdik duruyordu. Adamın sıcak bedeni, etrafını saran erkeksi kokusu beynini uyuşturuyor ona dönerek dudaklarına yapışması için teşvik ediyordu.
"Ben canın istediğinde oynayacağın biri değilim Rahşan" dedi düz sesle. Adam Cevabını duyar duymaz dişlerini az önce öptüğü köprücük kemiğine geçirdi. Azra gafil avlanarak inlemiş, adamın kendisine yaslanmasına neden olmuştu. Kalçalarında hissettiği kocaman sertlik aklını uçurumdan aşağı yuvarlamıştı. Tırnaklarını göğüslerinin altında bağlanmış kollara geçirdi sertçe. 
"Çiğdem'in burada olduğu tüm süre boyunca hayranlıkla seni izledim Azra. Aklım olmadık görüntülerle bulandı. Kızınca o kadar sevilesi oluyorsun ki. Anlatamam."
"Sana dokundu!" Çiğdem aklına gelince sinirle dişlerini sıktı.
"Bana dokunmasını istediğim kişi sensin Çiy Tanesi" sözleri damarlarında akan kanı hızlandırarak kasıklarına doğru akmasını sağlamıştı. Bacaklarını bir birine bastırma isteği ile kavruldu biranda. İçini titreten tutkuya engel olamayan kadın kalçalarına dayanan sertliğe sürtündü.
"Beni zorluyorsun kadın" diye hırladı adam. Azra adamın kollarının arasında dönerek yüzüne baktı. Cayır cayır yanan menekşelerini gören Rahşan iç geçirdi.
Lanet olsun bu kadını istiyordu. Karnındaki bebeklere rağmen istiyordu hem de.
"Zorlarsam ne yaparsın?" diye sordu dudaklarına şeytani gülümseme yerleştirerek. İşaret parmağını göğsüne koyarak sinir bozucu yavaşlıkta aşağı doğru kaydırdı. Adamın yanakları içe doğru çökünce dişlerini kıracak kadar sertçe sıktığını biliyordu. Alt dudağını dişleyerek parmağını durdurdu. Ve ne hikmetse durduğu yer adamın pantolonunu zorlayan sertliğiydi. Rahşan erkekliğine dokunan parmağı kavrayarak hızla kendinden uzaklaştırdı. Şimdiye kadar iyi kötü dayanabilmişti fakat az önce kadın onun son sabır kırıntısını da içinden silip süpürmüş bir toz tanesi gibi bilinmezliğe doğrü üflemişti.
"Ulan ben böyle işin ta a..."küfürlü cümlesini bitiremeden az önce erkekliğini taciz eden parmak bu sefer dudaklarına dokundu.
"Bebeklerimin önünde böyle edepsizce küfretmek yerine, bu" alt dudağını baş parmağı ile okşadı. "dudakları daha önemli işte kullanmalısın bence" bugün o öpücüğü alacaktı.
Azra Altay bir şey istediyse onu önünde sonunda elde ederdi.
Ve elde etmesi gecikmemişti.
Rahşan ensesini kavrayıp kendine çekerken kadının dudaklarından kaçan kıkırtıyı kendi dudaklarıyla boğmuştu. Azra dudaklarını sert ve dizlerinin bağını çözecek kadar ateşle öpen adama tutundu. Dakikalarca süren öpüşmenin ardından bir birinden ayrılarak alnını kadının alnına yasladı. Nefes nefeseydi ikisi de.
"Senden korkulur Çiy Tanesi" dedi boğuk sesle. Azra alnını adamın alnından kopartarak göğsüne koydu. Kolları sırtını sanki biri gelip onları ayıracakmış gibi sıkıca sarmıştı.
"Bence de benden korkmalısın" diyerek yanağını adamın tişörtüne sürtmüştü. Deminden beri ayakta oldukları için Rahşan onu kendiyle beraber geniş koltuğa doğru götürüp oturttu. Kadın başını tekrar adamın göğsüne koyarak gülümsemesine neden olmuştu. Rahşan istemsizce kadının saçlarını okşarken buldu kendini. Bu durum gittikçe garipleşmeye başlıyordu. Onu öpmüştü. Şimdi de bir sevgili gibi saçlarını okşuyor onu tekrar öpmeyi planlıyordu.
Allah'ım sen beni affet.
"Azra"
"Hım"
Azra adamın elinin altında bir kedi gibi mayışmıştı.
"Kahvaltımızı bitirelim. Günün en önemli öğününü atlamamalısın"
******
Kahvaltıdan sonra istemese de kocasının şirkete gitmesine ses çıkarmamıştı. Tabi bunda en büyük etken çıkarken kocası tarafından tutkuyla öpülmesiydi. Gülümseyerek eli dudaklarında dakikalar geçirmişti oturduğu koltukta. Çalan kapıyı açmaya giderken bile aklında o görüntüler vardı. Gelen misafiri kuzeni Yasemin de onun bu halini fark etmiş, eşiyle geldikleri duruma şaşırmış ve sevinmişti. Kuzeni nihayet mutluluğu yakalamıştı.
Akşama kadar oturduktan sonra Rahşan gelmeden giden Yasemin'in ardından dinlenerek yemek yaptı kadın. Nihayet her şey hazır olduğunda banyoya giderek rahatlatıcı bir duş almış üzerine Rahşan'ın yeni aldığı bordo renk hamile elbisesini giyinmişti. Saçlarını kurutarak açık bırakmış sadece üstünü toplamıştı. Odasından çıkarken kapının açılma sesini duyunca derin nefes alarak koridora gitmişti. İçeri giren kocası ona gözlerinden yorgunluk aksa da yüzündeki dinç gülümseme ile bakmıştı.
"Hoş geldin" dedi gülümseyerek. Adam ona yaklaşarak alnını öptü.
"Hoş bulduk" diyen adamın kollarında erimek üzereydi kadın.
"Yemek hazır. Duşunu al da gel"
"Hangi yemeği yaptın diye sormayacağım. Çünkü yaprak sarmasının kokusu buraya kadar geliyor."
Ayakkabılarını çıkarırken sarf ettiği cümleler gülümsetmişti kadını. Rahşan duşunu alıp üzerini giyene dek sofrayı hazırlamıştı. Masa başında durarak bir eksik var mı diye incelerken duyduğu kelimelerle gülümsedi.
"Mükellef bir sofra ve sofrayı hazırlayan muhteşem bir kadın. Bir erkek daha ne ister ki bu hayattan?" kendini ona sarılmaktan son anda alıkoyarak
"Haydi yemek yiyelim. Miniklerim acıktı."dedi.
"Onları aç bırakmayalım Çiy Tanesi. Geç bakalım" sandalyeyi çekerek oturmasına yardımcı oldu. Azra teşekkür ederek sandalyeye oturdu. Sıradan sohbet eşliğinde geçen yemek huzur vericiydi.
"Ellerine sağlık Çiy Tanesi." Diyerek ellerini peçete ile sildi ve ayağa kalkmak için yeltendi. Tam kalkacağı sırada şakağına giren sancı geri oturmasına neden oldu. Aniden karanlığa bürünen zihninde bir sahne belirmişti. Daha önce hiç görmediği bir şey.
Azra aniden etrafla bağlantısı kesilen adama baktı. Elleri şakaklarında gözlerini sımsıkı kapatmış, yüzünde gittikçe yoğunlaşan bir acı vardı. Elini kaldırıp ona dokunmak istedi fakat yumruğunu sıkarak kendine engel oldu. Aniden dokunarak onu sinirlendirmek istemiyordu. Şimdilik seslenmekle yetindi.
"Rahşan" altı yedi kere daha fakat cevap yoktu. Yine sinir krizine gireceğinden korkmaya başladı. Eğer öyle bir şey olursa ne yapacağını bilmiyordu.
"Rahşan kendine gel lütfen" diye mırıldandı ağlamaklı sesle. Yanaklarından süzülen yaşları silerek hıçkırdı. Ayağa kalkmak için hareketlendiğinde adamın bir şeyler mırıldanarak kendine geldiğini gördü. Yerine oturarak sevdiği adama dokundu.
"Rahşan? İyi misin?" koluna dokunan sıcak avuç ile yavaş yavaş açtı gözlerini. Elini kadının elinin üstüne koyarak kafasını salladı.
"İyiyim merak etme" o kadının sözleri hala kulaklarında çınlarken kalbi hızlı çarpıyordu.
"Ne oldu az önce?"
"Bir görüntü hatırladım sanırım. Kayıp yıllarımdan bir sahne" o görüntü aklına gelince tuhaf olmuştu.
"Ne gördün?" genç kadın merak etmişti. Acaba hatırladığı neydi? Rahşan gözlerini kıstı.
"Evimdeydim. Her yerde gül yaprakları. Çok güzel bir masanın başındaydım. Bekliyordum. " Azra elini kalbine götürmemek için kendiyle mücadele etti. Rahşan ona bakmadan anlatmaya devam ediyordu. "Sonra içeri bir kadın girdi. gül yapraklarına duygusuzca basarak önüme geldi. Masaya baktı ve masa örtüsünü kavrayarak kendine çekti. Masanın üzerindekileri yere saçtı. Yüzünü göremedim ama sesini duydum Azra. Vazgeç artık bu rezilliklerden dedi bana, seni asla sevmeyeceğim dedi." burnunun direği sızlayan kadın göz pınarlarını zorlayan yaşların yanaklarından süzülmesine izin verdi. Nihayet kendisini hatırlamıştı. Fakat hain karanlığı ona en kötü olaylardan birini hatırlatmıştı.
O adamla güzel anıların var mı ki Azra?
Diye fısıldadı içindeki ses. Yoktu. Vardıysa da çok azdı.
"Unuttuğum en önemli kişi o, Azra." elini kalbine götürdü. "Bunu tüm kalbimle hissediyorum. Ve o kadın beni hiç sevmemiş. Bunu da hissediyorum. Beni sevmeyen bir kadını seviyormuşum meğerse."
Seviyorum diye fısıldadı kalbi. Çok seviyorum.
Rahşan kadının ağladığını fark edince kendine küfrederek yanaklarını sildi.
"Ağlama"
"Ağlamıyorum" diyerek burnunu çekti kadın. Rahşan onun kızarık burnuna parmak ucuyla fiske attı.
"Tabi tabi ağlamıyorsun" diye dalga geçen adamın omuzuna vurdu. Rahşan omuzunu tutarak inledi.
"Üç insan gücünde vuruyorsun kızım. Az yavaş." Kadın gülümseyince amacına ulaşmıştı. Eğilerek karnına yaklaştı. "Anneniz Herkül gibi olmuş miniklerim. Ona bu kadar güç vermeyin. Mazaallah onu sinirlendirdiğimde beni beşinci kattan aşağı atar" dedi oyuncu tavırla. Azra gözlerini devirip
"Şebek" dedi. Sesinde gizleyemediği mutluluk vardı.Az önce deli gibi üzülürken şimdi mutluydu. Hayat gerçekten de garipti.

Arzu Khayal Sarhanlı....

16 Eylül 2019 Pazartesi

Sevmeyen Sevgili

Susarak sevmek nasıl
birşeydir bilirmisin sen
Susarak yok olmak
Bile bile ölümü kabul etmektir
Hele ki birde karşılık yoksa hislerine
Yıkılır dünyan başına
Sen bilmezsin sevgili
Yada çok iyi bilirsin
Severken ayrı kalmak....
Ölümden de öte
Vede beter bi tutkudur
Bırakmaz yakanı
Helallik isteyen iki el misali
Can çekişir ruhun
Fakat ölmezsin çünkü ölüm
Sevdiğinin elinden gelecektir ki...
Zaten onsuz her dakika ölümdür ayrılık çeken için
Sen bunları bil yada bilme sevdiğine kavuşmanın en kısa yolu şiirlermiş yaa
Bende öyle yapıyorum
Seni ve sensizliği şiirlerime döküyorum
SEVMEYEN SEVGİLİ HOŞÇAKAL
Miraç EMEL

Bundan böyle arada sayfamızda güzel şiirlerimizi de paylaşacağım. Şimdiki şiirmiz Miraç Emel`r aittir. Eline yüreğine sağlık canım.