Kerem dudağının kenarına dokunan dudaklardan
ateşten kaçar gibi gerileyerek elini öpücüğün izine götürdü. Dehşet sarmış
mavilerini kadına dikerek kafasını salladı.
“Bunu yapmayacaktın Pelin.” dedi öfkeyle.
Pelin panikle ona yaklaşmak istediğinde elini kaldırarak durdurdu. “Git Pelin!”
“Özür dilerim Kerem bey. Aniden oldu kendime
engel olamadım. Ben size -”
Kafasını salladı adam. Kabul etmiyordu.
“Sakın bana aşığım deme. Yaptığın yanlışı
aşkının ardına saklama Pelin.”
Pelin tek kelime etmeden bavulunu alarak çıktı
evden. Sinirden saçlarını çekiştiren genç adam derin derin soluyarak önündeki
sehpaya olanca gücüylü sert bir tekme geçirdi. Sehpa büyük bir gürültüyle
devrilerek koltuğa çarptı. Sehpanın koltuğa çarpışını izlerken cebindeki
telefonunu çıkararak huzur bulduğu sesi
duymak için ezbere bildiği numarayı kaydırdı. Birkaç çalıştan sonra o sesi
duymuş tüm sinirleri alınmış gibi hafiflemişti.
“Kerem?”
“Sesinde huzur bulduğum kadın” dedi
gülümseyerek.
“Ne oldu?” hemen de anlamıştı bir şey
olduğunu. az önce yaşananlar aklına gelince geri gelmek isteyen sinirlerini
itekleyerek geri gönderdi.
“Yusuf-” cümlesini devam ettiremeden kadının
sesi duyuldu.
“Bir şey mi oldu kuzuma?” telaşlı sesi hoşuna
gitmişti. Rana bile onun için böyle endişelenmemişti biliyordu.
“Pelin ailevi meseleler yüzünden işten
ayrıldı. Yusuf çok üzgün. Ağladı ve uyudu. Güliz de izinde. Rana da Milano`da.
Onu sana getirebilir miyim diye soracaktım. Çünkü bugün çizmem gereken çok
önemli projem ve ilgilenmem gereken uzun zamandır Rahşan beyin boşladığı bir
şirket var. ”
“Tabii ki getirebilirsin kuzumu bana.”
“Tamam. Uyuyor şimdi. Uyanır uyanmaz
hazırlayıp getireceğim.”
“Bekliyorum. Görüşürüz.”
“Görüşürüz Ateş Parçam” telefonu kapattıktan
sonra cebine attı. Saçlarını karıştırarak çalışma odasına çıktı. Oğlu uyanana
kadar biraz çalışmak istiyordu. Bilgisayarının başında kendini kaptırmış
çalışırken tüm dünyayı unutmuştu. Onu kendine getiren şey omuzunda hissettiği
yumuşak dokunuştu. Çalışma gözlüğünü çıkarıp gözlerini ovarken fazlasıyla
yorulduğunu fark etmişti. Kafasını kaldırıp yanında oğlunu görmeyi beklerken
“Rana” görmeyi bırak, varlığını hatırlamak
istemediği birini görmüştü. Omuzundaki eli ittirerek ayağa kalktı. Kendisine
bir zamanlar aşık olduğu, aşık olduğu için de sahte olduğunu fark edemediği
gülümseme ile bakan kadına alay dolu gülümseme ile karşılık verdi.
“Milano seyahatinden dönmüşsün” dedi alayla.
Rana kalçasını masaya dayayarak kollarını göğsünde toplayıp adama baktı.
“Seni benden başka kimse mutlu edemez Kerem”
dedi birkaç saniye bakışmalarının ardından. Kerem`in tek kaşı merakla yukarı
kalkarken Rana masadan uzaklaşarak ona yaklaştı.
“Sen mi mutlu edeceksin beni?” sesindeki
küçümseyici ton kadının umurunda bile değildi. O`nu istiyordu ve geri alacaktı.
Kimse önünde duramazdı. Yavaşça adama yaklaşıp koluna dokunmak için elini
kaldırdı fakat eli saniyesinde havada kalmıştı. Kerem dokunmasına fırsat
vermeden bir adım geri çekilmişti. Gülümsedi.
“Benimle sevişirken nasıl zevk aldığını
unuttun mu? Senin gibi bir adamı benim gibi güçlü kadın taşıyabilir. Yasemin
gibi basit kadınlar değil.”
“Basit kadın tanımına uyan tek kadın sensin
Rana.”
Rana kırmızı ojeli tırnaklarına bakarak
gülümsedi.
“Sen hala beni istiyorsun Kerem. Unutamadın
beni.”
“Evet unutamadım” dediğinde kadın kafasını
kaldırarak adama baktı biliyordum der gibi. “Bana ve oğluna yaptığın
kaltaklıkları unutmadım, unutmam Rana. Şimdi küçük yaşındaki oğlunu masum anne
ayakları ile kandırıyorsun ama büyüdüğünde o da senin nasıl insan olduğunu
anlayacak. ”
“O kadının oğluma annelik etmesine izin
vermeyeceğim Kerem. Ölürüm ama izin vermem.”
Güldü adam. Derdi şimdi anlaşılmıştı kadının.
“O`nu kıskanıyorsun.”
Adamın isabet etmesi kadının sinirine dokunsa
da sahte gülümsemesini yüzüne geçirdi.
“O kadın benim dengim bile değil Kerem. Nesini
kıskanacağım ben onun?”
Rana fazlasıyla güzel bir kadındı evet ama
Yasemin kadar değildi.
“Sen elbette güzel kadınsın Rana fakat içinde
hükm süren karanlığın gölgesi yüzüne vuruyor. Yasemin`in içindeyse koca bir
güneş var. İçindeki aydınlık yüzüne öyle bir vurmuş ki, ona baktığımda kalbim
ısınıyor.”
Rana burnundan soluyarak sakinleşmeye çalıştı.
Sinirlenerek bu adamı mutlu etmeyecekti.
“Her neyse. Diyeceğimi dedim ben. Oğlum
nerede?”
“Odasında uyuyor”
Kafasını sallayarak çıktı odadan. Kapıyı
kapatır kapatmaz bakımlı saçlarını savurarak bir yerlere vurma isteğini
bastırdı. Oğlunun elbette uyuduğunu biliyordu. Kerem`in çalışanı ile nasıl
sarıldığını, Pelin`in onu öptüğünü gözleriyle görmüştü. Hatta görmekle kalmamış
o anları ölümsüzleştirmişti. Çektiği video aklına gelince tüm siniri buhar olup
uçmuştu. Çantasından çıkardığı telefonun video galerisine girerek en son
çektiği videoya tıkladı. Oğlunun odasına doğru yürürken izlemeye devam etti.
Kapının önünde durduğunda nihayet bitmişti birkaç dakikalık video. Yüzünde
sinsi gülümseme ile telefonu sallayarak odaya girdi. Yatağa baktığında oğlu
uyuyordu. Çantasını koltuğa atarak oğluna yaklaştı. Yatağına oturarak masum
meleğinin saçlarını okşadı.
“Sana hamile kalarak babanı kendime daha da
bağladım Yusuf`cuk. Formumu bozma pahasına yaptım bunu.” hamileyke gördüğü ilgi
aklına gelince hem sinirlendi hem mutlu oldu. “Fakat daha fazla dayanamadım.
Baban yatakta muhteşem olduğu gibi bir aşık olarak fazlasıyla sahiplenici biri.
Bir süre sonra parası bile beni onun yanında tutmaya yetmedi. Sıkıldım oğlum.
Rol yapmaktan sıkıldım. Tek eşlilikten sıkıldım. Belirli bir zenginlikten
sıkıldım. Baban zengindi ama zenginliğinin bir sınırı vardı. Bana öyle bir
hayat gerek değildi.” gözlerini devirerek kafasını salladı. Neden bunları küçük
bir çocuğa anlatıyordu ki? Onun istediği şey oğlu değildi ki. O Kerem`in
kendisinden başka kadını sevmemesini istiyordu. Çünkü Kerem Altay bir kadını
sevdi mi öyle güzel severdi ki, dünyada bir tek o kadın var olurdu adam için. O
yüzden Kerem`in hayatında kimse olamazdı. İzin vermeyecekti.
Asla!
Rana güzeldi, zengindi ama kalbi katran
karasıydı. İçindeki kötülük mutlu olmasına engel oluyordu. Mutlu insanlara
tahammülü yoktu. Hayatındaki insanların etrafına mutsuzluk ağını öyle bir
örmüştü ki asla kurtuluşları yoktu. En yakın arkadaşının mutlu evliliğini bile
türlü türlü oyunlarla bitirmişti.
Çünkü o Rana
Akkaya`ydı. Kazanmak ona hiçbir zaman yetmiyordu. Başkalarının da kaybettiğini
görmeden tatmin olmuyordu. Tek bir bakışıyla herkes etrafında pervane
olacak, tüm servetlerini önüne sermek zorundaydı. Aksi mümkün değildi. Kerem'in
ilgisinden çıkmış olabilirdi. Ama en kısa zamanda hayatına ve yatağına
tekrardan geri girecek o sünepe kızı çöplüğüne geri gönderecekti.
“Sen benimsin Yusuf. Seni ben doğurdum. Başka
kadına asla anne diyemezsin. Buna müsaade etmeyeceğim” aklına gelen planla
gülümseyerek rahat bir nefes çekti içine. Eğilerek oğlunun saçlarını öptü ve
yataktan kalkarak koltuğa oturdu ve gözünü kırpmadan mutsuzluğa boğduğu
arkadaşı ile yazışmaya başladı. İnsanların bir tek kendisine muhtaç olmasını
seviyordu. Ve arkadaşı Sırma ona muhtaçtı. İlgisine, tesellisine en çok.
Yirmi dakika sonra Kerem gelen telefon
yüzünden evden çıkınca içi rahat olmasa da annesinin oğlunun yanında olduğunu
düşünerek rahatlamaya çalıştı. Yolda Yasemin`i arayarak Rana`ın evde olduğunu
ve Yusuf`un başında durduğunu söyledi.
Yasemin Kerem ile konuştuktan sonra yaptığı
salataya geri döndü. Salatayı yaptıktan sonra ellerini yıkadı. Mutfaktan çıkmak
için hareketlenince kapı çaldı. Kaşlarını çatarak gelenin kim olduğunu düşündü.
Haftasonu kimdi ki gelen? Yusuf değildi kesin. Biliyordu. Hızlı adımlarla
yürüyerek kapıya doğru gitti ve kilidi çevirdi. Kapıyı açınca karşısında
gördüğü kişi gülümsemesine sebep olmuştu.
“Menekşem” diyerke kollarını açtı. Azra
gülerek kendisi için açılan kolların arasına girdi.
“Tombişim”sıkıca sarılarak yanaklarını öptü.
Yasemin kuzenine sarılırken az arkada kalan
küçük kıza baktı. Kendilerine imrenerek bakıyordu. Kim olduğunu merak etti.
Acaba Rahşan`ın akrabası mıydı? Sarılma faslı bittikten sonra Azra Mira ile
kuzenini tanıştırdı. Mira`nın kim olduğunu öğrenen Yasemin bir hayli şaşırsa da
küçük kıza iyi davranmıştı. Küçük kızın bir suçu yoktu neticede. Rahşan ile
Sevgi`nin arasında bir şey olmadığına inanıyordu fakat Azra öyle düşünmüyordu.
O yüzden Azra`nın kızı kabul etmesine hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu.
Misafirleri salona davet ettikten sonra çay
koyarak sohbet etmiş, Mira için tabletten çizgi filmi açarak izlemesini teklif
etmişti. Mira da her çocuk gibi zaafına yenik düşerek tableti almış çizgi
filmini izlemeye başlamıştı. Onu salonda bırakmış mutfağa geçmişlerdi.
“Anlat bakayım. Rahşan ile aranız nasıl?”
Azra koltuğa oturarak kuzenine baktı. Araları
nasıldı? Kendi de bilmiyordu. İyi miydi kötü müydü?
“Kocamın metresi olduğunu bildiğim halde
bulduğumuz her fırsatta sevişiyoruz. Uzun uzun anlatmama gerek yok sen bu
cümleden ne halde olduğumu anla kuzen”
“Kendine acıma Menekşem.”
“Acımıyorum Tombiş. Sadece bir süreliğine
karakterimden ödün vereceğim ve bu rahatsızlık veriyor.”
Yasemin gülümseyerek kuzenine sarıldı. Avucunu
şimdilik düz karnına koyarak okşadı.
“Bu keratayı babasına ne zaman söyleyeceksin?”
diye sordu. Azra aklındaki planı düşününce sıkıntıyla iç çekti.
“Rahşan bebeğini öyle bir zamanda öğrenecek
ki, -”
“Yasemin abla telefonun çalıyor” diyerek içeri
giren Mira kadının konuşmasını yarım bırakmıştı. Yasemin kaşlarını çatarak
telefonu aldığında ekrandaki ismi görünce bekletmeden açmıştı.
“Kerem?” telefonun diğer ucunda sinirli bir
soluk duyunca iyice meraklanmıştı.
“Lanet olasıca kadın telefonu açmıyor Yasemin.
Deminden beri beş kere aradım. Cevap vermedi.”
“Kim?” diye sorsa da anlamıştı aslında.
“Oğlumu dünyaya getiren kalt – annesi olacak o
kadın.”
Merakla kuzenine bakan Azra`ya omuz silkerek
neler olduğunu bilmediğini anlatmıştı.
“Sakin ol. Belki duymuyordur. Yusuf
uyanmıştır. Oyun oynuyor, ya da yemek yiyorlardır.”
“Güzel kalpli Ateş Parçam benim. Rana sen
bildiğin annelerden değil. Beklediği tasarım ayakkabı geldi diye kundakdaki
oğlunu evde yalnız bırakıp mağazaya giden kadın o.”
“Gidip Yusuf`a bakmamı mı istiyorsun Kerem?”
Adam derin nefes almıştı. Kadın tam da
içindekileri söylemişti. Yoksa Pelin`in dediği gibi aşık mı olmuştu? Kafasını
salladı. Şimdi sırası değildi.
“Evet. Biliyorum istediğim çok büyük bir şey
ama oraya gitmezsen içim hiç rahat etmeyecek. Ben şimdi şehir dışındayım.
Kendim gelmeye çalışırsam geceyi bulur. O zamana kadar da kafayı yerim ben.”
“Tamam Kerem. Çıkıyorum. Sen kendine dikkat
et. Sakın kaza yapma”
“Seni kendime katmadan ölmem merak etme Ateş
Parçam”
Genç kadın kafasını sallayarak telefonu
kapattı. Yüzünde aptal bir gülümseme olduğunu Azra`nın kendisine kaşlarını
kaldırarak bakmasından anlamıştı. Kendini hemen toplayıp
“Kerem Yusuf`u merak etmiş. Gidip ona bakmamı
istedi” dedi. Azra kafasını sallayarak elindeki bardaktan bir yudum aldı.
“İyi de Rana evde değil miydi?”
“Zaten adam ondan delirmiş. Kaç kere aramış
kadını açmamış.” Diyerek kuzeninin yanaklarını öptü. Sıkıca sarılarak geri
çekildi. Bu alışkanlık onda küçüklüğünden beri vardı. Hasta annesine sürekli
sarılırdı. Öldüğünde pişman olmamak için. Keşke dememek için. O zamandan beri
sevdiği bir avuç insana sürekli sarılır olmuştu. “Ben gideyim canımın içi. Siz
de keyfinize bakın. Birkaç saate dönerim.”
Azra kadının yanaklarını okşayarak öptü.
“O yılanın seni üzmesine izin verme Tombişim.
Tamam mı?”
“Tamam bebeğim. Sen de Ayten hanımı ara.”
“Arayacağım söz annecim” diyerek iki parmağını
bükerek üçünü havada bıraktı. İzci sözü vererek arkadaşını güldürmüştü.
“Keşke benim de senin gibi kuzenim olsaydı
Yasemin abla” diyen Mira`ya döndü genç kadın. Gülümseyerek küçük bedenini
kendine çekti ve sarıldı.
Evden nihayet çıktığında Koca Oğlan`ın
kapısını açtı. Uzun zamandır hayalini kurduğu lüks arabayı alamasa da şimdiki
arabası ikinci el Pick Up`ı ile mutluydu. Arabaya binerek yola çıktığında Kerem
tekrar aramıştı. Onunla konuşup sakinleştirdikten bir saat sonra İstanbul`un
diğer ucundaki mahalleye varmıştı. Kerem`in attığı konumla evi bulup arabayı
durdurdu. Kontağı kapatıp indikten sonra temkinli adımlarla evin önüne geldi.
Birkaç defa zile bassa da kapıyı kimse açmamıştı. Derin nefes alarak içindeki
endişeyi bastırmaya çalıştı. Kerem`in haklı olmasından korkmaya başlamıştı. Bir
kere daha zile basıp cevap alamayınca elindeki telefona dokunarak en son
aramalardaki kişiyi; Kerem`i aradı. İlk çalışta açmıştı.
“Evin önündeyim Kerem. Zili çaldım çaldım
kapıyı açan yok.” dedi.
“Ben böyle işin gediğine koyayım.” Adamın
küfrünü duyunca yüzünü buruştursa da küfrün bile ona ayrı hava kattığını kabul
ediyordu. “Anahtar bende sen şifreyi girip açacaksın kapıyı.”
“Peki. Şifre ne?”
“Beş, sekiz, altı, üç”
“Verdiğin şifreyi girdim açılmadı kapı.”
“Beş, sekiz, alt, üç mü dedim ben az önce?”
“Evet” diyince adamın bir şeye tekme attığını
duydu. Uzakta bile olsa irkilmişti kadın.
“Ulan kaltak!” öfkeli bir soluk alarak sakinleşmeye
çalıştı. “Yanlış şifre vermişim. Kafa mı bıraktı o ebesini bellediğim?” o an
birinin ona seslendiğini duydu genç kadın. Kerem o kişiye öyle bir bağırmıştı
ses tellerinin koptuğundan şüphe etmişti kadın. anlaşılan duruma el atmanın
zamanı gelmişti.
“Kerem! Sakinleş artık. Sinirliyken bana bir
faydan olmaz. Lütfen.”
Kadının naif içten ve yatıştırıcı sesini duyan
adam birkaç saniye durarak kendine geldi. Haklıydı. Öfkelenip kendini
kaybetmemeliydi. Sakinleşmeli ve doğru şifreyi verip kadının oğluna ulaşmasını
sağlamalıydı.
“Üç, beş, altı, sekiz” dedi burun kemerini
sıkarak. Bu sefer doğru şifreyi verdiğine umut etti.
Rakamları söylerken kadın o rakamları bulup
tıklıyordu. Son rakama dokununca kapı ağır ağır açılmıştı.
“Kapı açıldı Kerem. İçeri giriyorum. Sen de
kapat artık işine dön. Ben bakıp çıkacağım. Kesin annesiyle uyuyor kuzum.”
Eve girdiğinde gördüğü manzara ağzının açık
kalmasına neden olmuştu. Ev o kadar şık ve güzel döşenmişti ki, kadın hayran
kalmadan edemedi. Evin için her bekar erkeğin evi gibi siyah ve kahverenginden
ibaret değildi. Rengarenkti. Bir çocuğun büyüyebileceği ortam için her şey
yapılmıştı.
“Çok önemli işim olmasa telefonu açık tut
derdim ama bu mümkün değil yavrum. Yusuf`u gördüğünde beni geri ara”
“Tamam ararım da, kuzumun odası nerede onu da
söyle bari adam.”
“İkinci kata çık sağa dön. Karşına çıkacak
olan ilk kapıyı aç. Orası paşamın odası.”
“Anladım. Kapat telefonu şimdi Kerem. İşine
dön. Ben seni ararım.”
“Görüşürüz Ateş Parçam” diyerek kapattı.
Telefonu cebine atan kadın salonu geçerek yukarı çıkan merdivenleri tırmandı.
Kerem`in tarif ettiği odaya girdiğinde kimseyi bulmaması kadını panikletmişti.
Hızla yatağa yaklaştı eğilerek altına baktı. boştu. Hızlanan nefesi yüzünden
yatak başına tutunarak biraz soluklandı. Dinlenirken etrafa bakıyor Yusuf`tan
iz arıyordu. Mavi renk giysi dolabının üzerinde dolanan bakışlarını çekmek
isterken dolap kapısının arasına sıkışmış pantolonu fark etti. Durduğu yerden
hızla koparak dolaba doğru yürüdü.
Kapıyı açtığında kendisine dolu dolu gözlerle bakan Yusuf`u gördü.
“Yaseminii” dedi titrek sesle. Genç kadın
eğilerek çocuğu hemen kollarına aldı. Yusuf kollarını kadının boynuna dolarken
yeniden ağlamaya başladı. Yasemin ona katılıp ağlamamak için zor tutuyordu
kendini. “Çok korktum Yaseminii” dedi çocuk hıçkırıklarının arasında.
“Ağlama kuzum. Bak ben geldim korkma.”
Yusuf onun boynuna daha sıkı sarıldı. Genç
kadın içinden Rana`ya kızarken nerede olduğunu merak etti. “Annen nerede
Yusuf?” diye sordu.
“Gitti.”
“Gitti mi? Nereye?” Yusuf burnunu çekerek omuz
silkti.
“İşim var döneceğim dedi gitti” dedi iç
çekerek. Hıçkırıkları iç çekişlere dönüşmüştü. Kadın dişlerini sıktı. Kerem
çıldırmakta haklıydı. Hangi anne çocuğunu evde yalnız bırakıp giderdi ki?
Öfkesini bastırarak yatağa doğru yürüdü ve Yusuf`u yatağa oturtmak istedi.
Ondan kopmak istemeyen Yusuf kadının bluzuna asıldı. Sakinleşmek için gözlerini
kapatan kadın derin nefes aldı. Onunla beraber yatağa oturarak saçlarını
okşadı.
“Paşam, ben seni evime götürmeye geldim.”
“Sana mı gideceğiz?” diye merakla soran çocuk
kadını gülümsetmişti.
“Evet”
“Gidelim o zaman”
“Gitmemiz için senin eşyalarını toplamam
lazım. Bana yardımcı ol ve burada otur. Tamam mı?”
Yusuf kadını bırakıp yatağa oturdu.
“Tamam” dedi küçük valizini dolaptan alıp
içine eşyalarını koyan kadını izlerken. Birkaç dakika sonra her şey hazırdı. En
son Yusuf`u giydiren kadın bir elinde valiz diğer elinde çocukla odadan
çıkmıştı. Evden çıkıp arabanın önüne gelene dek Yusuf`un iç çekişleri
durmamıştı. Önce valizi bagaja koyan kadın kendisinden uzaklaşmayan küçük
çocuğu kucağına alarak arka koltuk kapısını açtı. Tam çocuğu koltuğa koyacakken
duyduğu sesle duraksadı.
“Oğlumu nereye götürüyorsun?”
Yusuf annesinin sesini duyar duymaz Yasemin`e
yapıştı. Rana`ya doğru dönmek isteyen kadın mecbur Yusuf`la dönmüştü.
“Evime götürüyorum” dedi sakin olmaya
çalışarak. Kadının cevabını duyan Rana kahkaha attı. Kısa ve aşağılayıcı
kahkahanın ardından ciddileşerek genç kadına yaklaştı. Onun yaklaştığını gören
Yusuf Yasemin`in boynuna doladığı kollarını sıkılaştırarak yüzünü annesinden
sakladı. İçi cız eden genç kadın çocuğun küçük bedenini her hangi bir
tehlikeden korumak ister gibi kendine çekerek hafif yan döndü.
“Evine mi götürüyorsun? Benim oğlumu evine
götürüyorsun demek.”
“Buraya geldiğimde Yusuf koca evde yalnızdı.
Korkmuştu ve saklanıyordu. Ve en önemlisi de babası şu an delirmiş durumda.”
“Bana bak köylü güzeli. Yusuf benim oğlum. Onu
ben doğurdum. Ben büyüttüm. O benim.”
Kadının ağzından çıkan her kelime, masallara
konu olacak dış görünüşünü çirkinleştiriyordu.
“Madem oğlun senin için kıymetliydi neden
velayeti sende değil de babasında?” diye sorunca Rana hırsla çocuğu ondan
koparmak için hamle yaptı. Atağını hisseden Yasemin hızlıca ondan kurtulmuştu.
Kurtulmuştu kurtulmasına ama Yusuf`un korkarak yüksek sesle ağlamasına engel
olamamıştı.
“Yaseminii” diye bağırarak kadının boynuna onu
boğacak kadar sıkı sarıldı. Zavallı çocuk kendi annesinden korkuyordu.
Ne acıydı.
“Korkma oğlum. Ben yanındayım.”
“Seni küçük orospu. Aklınca oğlumu kullanıp
babasına yamayacaksın kendini değil mi? İzin vermeyeceğim anladın mı izin
vermeyeceğim.”
Bir kere daha oğlunu almak için hamle
yaptığında çalan telefon dikkatlerini dağıtmıştı. Çalan telefonun zil sesi
Rana`nın çantasından geliyordu. Rana ona gözlerini kısarak baktıktan sonra
çantasını karıştırmaya başladı. Uzun uğraşların sonunda telefonu bulmuştu
bulmasına ama gelen çağrı durmuştu. O sırada Yasemin kucağındaki çocuğu
sakinleştirmek için sırtını ovalayıp kulağına yatıştırıcı şeyler söylüyordu.
Öfkeden delirse de kendini tutmayı başarıyordu.
Rana daha ekranın kilidini açamadan telefon
tekrar çalmıştı. Ekranda beliren ismi görünce keyfi yerine gelen kadın büyük
bir zafer gülüşüyle yeşil ikonu kaydırıp telefonu kulağına götürdü.
“Hoparlörü aç!” diye bağırışını bir iki adım
öteden bile duymuştu Yasemin. Kerem kızgın demir kadar öfkeliydi.
Eyvah!
Rana şaşkınlığını ve korkusunu gizlemeye
çalışarak hoparlörü açtı.
“Yasemin” dedi Kerem tüm öfkesini kontrol
altına almaya çalışarak.
“Kerem Yusuf kucağımda ve çok korkmuş.”
“Oğlumu arabaya bindir Yasemin.”
“Tamam”
Yusuf`u zorla da olsa arabaya bindirip kapıyı
kapattı. Rana`nın yanına geldiğinde Kerem`in bağırışını duydu.
“Sikerim senin o önemli işini Rana. Çocuğundan
önemli ne işin vardı lan senin?”
“Bana bağırma!” bağırarak kadına baktı
sinirle. Kerem`den önce bir şeyin devrilme sesi geldi.
“Orda olup boynunu kırmadığıma dua et sen.
Sana çocuk emanet eden aklıma sokayım ben. Bu sefer oğluna annelik
yapabileceğini umut eden kalbime tüküreyim.”
“Bu kadına söyle oğlumu bana versin Kerem.
İşimi bitirip geri döndüm artık.”
“Mahallede tiyatro kurmuşsun komşular beni
arıyor. Çocuğunu tek başına evde bırakıp dışarı çıkıyorsun. Hala oğlumu bana
ver mi diyorsun?” sinirli kahkaha attı adam. “Kaltak olduğun kadar akılsızsın
da. Sana oğlumu vermek bir yana mahkemeye başvurup sende yatılı kalmasını
engelleyeceğim Rana. Daha fazla zorlama. Çekil Yasemin`in önünden.”
“Yapamazsın!”
“Mahkeme celbi eline geçtiğinde görürsün yapıp
yapmayacağımı.”
“Hepsi bu kevaşe yüzün-” cümlesini
tamamlayamadan yanağına okkalı bir tokat yemişti.
“Zevkleri uğruna gül gibi ailesini bırakıp
giden sensin kevaşe, orospu. Ben değilim. Sakın bir daha bana hakaret etme bir
dahaki sefere cezan daha büyük olur.”
“İşte benim kadınım” diyerek keyifle gülen
adam dikkatlerini dağıtmıştı. Rana sinirden kıpkırmızı olurken Yasemin
gülümsemişti. “Polis gücüyle ordan uzaklaştırılmak istemiyorsan git ordan Rana.
İki dakikan var. ”
Rana telefonu hırsla kapatarak nefret dolu
bakışlarını kadına dikti.
“Şimdilik küçük zaferinin tadını çıkar köylü
güzeli. Seni en mutlu olduğun anda vuracağım. Yerle bir olacaksın.” diyerek
sinsice gülümsedi. Genç kadın gözlerini devirerek arkasını döndü ve arabasına
doğru yürüdü. Arabaya bindiğinde Yusuf`un iç çekerek uyuduğunu gördü. Ona doğru
dönerek saçlarını okşadı.
“Senin gibi bir mucizeyi nasıl sevmez o
annen?” diyerek önüne döndü ve arabayı çalıştırdı. Yola çıkacakken çalan
telefonu durmasını sağlamıştı. Yusuf uyanmasın diye ekrana bakmadan açmış
kulağına götürmüştü telefonu.
“Ateş Parçam”
“Kerem”
“Çıktınız mı yola?”
“Çıkıyoruz şimdi.”
“Paşam nasıl? Çok mu ağlamıştı sen
gittiğinde?”
Genç kadın kendisine nefret bakıp arabasına
binen kadına baktı.
“Odasına girdiğimde dolaba saklanmıştı. Düşün
ne kadar korktuğunu.”
“Pezevenk babanın şarap çanağına tüküreyim
Rana.”
“Sakin ol Kerem. Yusuf bende ve güvende.
Birazdan eve gideceğiz ve kuzum iyi olacak.”
“Sana güveniyorum Ateş Parçam.”
Güven
kelimesi genç kadın için bir sihirdi. Hayatında sayılı kişilere hissettiği ve
gitti mi asla geri gelmeyen bir duyguydu. Kerem bam teline basmıştı o an. Kendi
de bilmeden adamı sorgusuz sualsiz hayatına almıştı adamı.
“Eve gitmemiz lazım Kerem. Akşam geldiğinde
görüşürüz. Arabayı dikkatli sür.”
“Birgün dudaklarının tadına bakmak dileğiyle
yavrum. Görüşürüz.”
Gülerek telefonu kapatan kadın arabayı
çalıştırdı.
******
Günler geçiyor bazı şeyler olduğu gibi kalsa
da her iki kuzenin de hayatında güzel şeyler oluyordu. Yasemin bazı günler
Yusuf`a bakıyor, akşam işten ona gelen Kerem`i sanki yıllardır aynı şeyi
yapıyormuş gibi kapıda karşılıyordu. Bazı geceler dizinde uyuya kalıyor, sabah kendini adamın
kollarında uyurken buluyordu.
Yasemin`e gittikleri günün ertesinde Mehlika
hanım Moskova`dan dönerek Mira`yı yanına almıştı. Geçen bir hafta içinde Azra
ile Rahşan bayağı yakınlaşmış işleri olmadığı saatleri birlikte geçiriyorlardı.
Karnındaki bebek de ikinci ayını doldurmuştu. Yasemin`e söz verdiği gibi
Pazartesi doktora gitmiş o günkü sancının sebebini öğrenmişti. Sadece kramptı.
Bebeğine bir şey olmamıştı çok şükür.
Genç kadın karnında ultrason aparatını
dolaştıran Ayten hanımın ekrana neden şok içinde baktığını merak etmişti. Olayı
kötüye yoran kadın endişelenmişti.
“Bebeğime bir şey mi oldu Ayten Hanım?”
“Azra
hanım burada iki bebek görünüyor.” Dedi.
“Bu imkansız Ayten Hanım. Ne benim ne de
eşimin ailesinde ikiz yok. Bildiğim kadarıyla yok yani. Hem geçen sefer tek
bebek vardı rahmimde. İkinci bebek nasıl olur?” diye soran kadın şaşkındı.
“Burada bir bebek var fakat çok küçük. Acaba
ikizler de ikizlerden biri diğerini mi yok ediyor?” kendi kendine konuşarak her
iki bebeği kontrol etti. “Sağlık durumu gayet yerinde. Kalbi atıyor” şaşkınca
ekrana bakarken aklına gelen şeyle kadına döndü. “Tıp hayatımda ilk defa böyle
bir şeyle karşılaşıyorum. Biz bunu sadece kitaplarda okuduk” dedi.
“Neyi?”
“Hamileyken ilişkiye girildiğinde diğer
yumurtalığınızda döllenme gerçekleşmiş ve hamileyken hamile kalmışsınız. Bu
durumun tıp literatüründe adı `Superfetasyon`. Dünyada sadece on iki vaka var.
Bunun biri de Türkiye`de. Siz dünyada on üçüncü Türkiye`de ikinci vakasınız
Azra hanım.”
“Ne yani şimdi benim mucizem iki tane mi?”
“Evet. Haydi karnınızı silin” diyerek peçete
uzattı ona. Genç kadın heyecanla karnını silerek elini karnına koydu. Gözleri
dolarken birken iki olan mucizesini babalarına söyleyememenin verdiği sıkıntı
içini sıkmıştı. “Bundan sonra daha dikkatli olmanız lazım Azra Hanım. İlişkiye
girerken hijyen açısından eşinizin prezervatif kullanmansını öneririm.”
“Tamam Ayten Hanım.”
“Yazdığın vitaminleri ve ilaçları da alın
lütfen. Hamilelik ayınıza göre zayıfsınız. Bir şey yemiyor musunuz siz?”
Kocası hamile olduğunu anlamasın diye
istediklerinin hepsini yiyemiyordu. Şişmanlayıp dikkat çekmekten korkuyordu.
Fakat bundan sonra yiyecekti. Çünkü artık bir can değil iki can taşıyordu. Hala
inanamıyordu olanlara.
“Bundan sonra verdiğiniz listedekileri ve
canımın çektiği her şeyi yiyeceğimden emin olabilirsiniz Ayten Hanım” ayağa
kalkıp elini sıktı kadının.
“Tebrik ederim. Mucizelerinize iyi bakın.
Onlardan biri tıp tarihine geçecek.”
“Teşekkür ederim. Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Genç kadın odadan çıkarken fazla heyecanlıydı.
Çantasından telefonu çıkarırken elleri titriyordu. Ekran kilidini açıp istediği
kişinin numarsına dokundu. İkinci çalışta açmıştı. Gülümsedi.
“Tombiş”
“Ne oldu Azra?”
“Bir kere daha teyze oluyorsun” dedi
heyecanla. Konuşurken asansöre biniyordu. İneceği katın numarasını tıklayıp
konuşmaya devam etti.
“İkinci kere teyze oluyorsun derken? Bilmece
gibi konuşma benle kadın. Dökül!”
Azra gülerek olanları anlatırken kuzeninin
şaşkınlıktan bir şeyleri devirdiğini duydu.
“Helal Rahşan`a be. Adam nasıl sperm taşıyorsa
seni hamileyken bile hamile bırakıyor.”
“Ahaha deli” diyerek dediklerine gülerken
çıkış kapısına doğru yürüyordu. Tam çıkış kapısından çıkarken hastanenin önünde
duran arabadan inen kocasına ilişti bakışları. Kuzeni ile vedalaşıp telefonu
kapattı ve kenara çekilerek kocasının onu görmesine engel oldu. Sevgi`nin
yurtdışından döndüğünü biliyordu ama bu hastanede tedavi olduğunu bilmiyordu.
Zaten o da buraya ilk kez geliyordu. Çünkü
Ayten hanım yeni çalışmaya başlamıştı bu hastanede.
Rahşan arabayı otomatik kilitle kilitleyip
hastaneye doğru yürüdü. Kapıdan içeri girerken kadın kolonun arkasına
saklanarak onun asansöre doğru yürüyüp binmesini izledi. Rahşan gittikten sonra
kolonun arkasından çıkıp sırtını o kolona yasladı. Elini karnına koyarak içine
çektiği nefesi gürültüyle dışarı üfledi.
“Sizi babanızdan sakladığım için bağışlayın
beni mucizelerim.” dolu gözlerini kırptığında yaşlar yanaklarından süzüldü.
Elinin tersi ile yaşları silerken ne kadar zamandır orada durduğunu bilmiyordu.
Kendine gelerek bedenine hareket komutunu vererek danışmaya yaklaştı. Onu gören
görevli gülümseyerek selamladı.
“İyi günler hanımefendi. Size nasıl yardımcı
olabilirim?”
“Ben Azra Altay. Rahşan Altay`ın eşiyim.
Onkoloji bölümünde tedavi gören Sevgi hanımı ziyarete geldim. Hangi odada
kaldığını söyler misiniz?”
“Tabii ki. Bakayım hemen.” Bilgisayara bakarak
kadına döndü. “Üçüncü kat. 658 numaralı oda”
“Teşekkür ederim”
“Rica ederim Azra Hanım.”
Danışmadan ayrılıp asansörün önüne geldi.
Asansörlerden birini çağırarak beklemeye koyuldu. Beş dakika sonra gelen
asansöre binerek üç numaraya bastı. Bir iki dakika sonra üçüncü kattaydı.
Asansörden indikten sonra koridor boyunca yürüyüp 658 numaralı odayı aradı ve
sonunda buldu. Kapının önünde durdu bir süre. O kapının ardında kocası ve
metresi vardı. Derin nefes alarak gelen ani cesaretini kullanarak kapıyı
yavaşça iteledi. Aralıktan görüş alanına giren yatağa baktığında boğazından
kaçmaya hazırlanan hıçkırığı eliyle ağzını kapatarak dışarı çıkmasını
engelledi. Gördüğü manzara daha yeni atmaya başlayan kalbine ağır bir darbe
indirmişti. Kocası eğilerek harap şekilde yatakta yatan kadının kulağına bir
şeyler söylemiş onun gülmesini sağlamıştı. Kendisi de gülmüştü. Yanaklarındaki
derin çukurları gösterecek kadar hemde. Kadını güldürdükten sonra önce
saçlarını okşamış daha sonra da alnını öpmüştü.
Azra bir eli kalbinde bir eli karnında kocasının
alnını öptükten sonra kadının yatakta kenara çekilerek yanındaki boş yere
hafifçe vurmasını ve kocasının o yatağa yatmasını izledi. Dün gece kendisinin
uyduğu o güvenli sert göğüste şimdi başka bir kadın yatıyordu. Kalbinin acıyla
kasıldığını hissetti

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder