1 Eylül 2019 Pazar

13. bölüm `İki Mucize`

                               
             
Kerem dudağının kenarına dokunan dudaklardan ateşten kaçar gibi gerileyerek elini öpücüğün izine götürdü. Dehşet sarmış mavilerini kadına dikerek kafasını salladı.
“Bunu yapmayacaktın Pelin.” dedi öfkeyle. Pelin panikle ona yaklaşmak istediğinde elini kaldırarak durdurdu. “Git Pelin!”
“Özür dilerim Kerem bey. Aniden oldu kendime engel olamadım. Ben size -”
Kafasını salladı adam. Kabul etmiyordu.
“Sakın bana aşığım deme. Yaptığın yanlışı aşkının ardına saklama Pelin.”
Pelin tek kelime etmeden bavulunu alarak çıktı evden. Sinirden saçlarını çekiştiren genç adam derin derin soluyarak önündeki sehpaya olanca gücüylü sert bir tekme geçirdi. Sehpa büyük bir gürültüyle devrilerek koltuğa çarptı. Sehpanın koltuğa çarpışını izlerken cebindeki telefonunu çıkararak  huzur bulduğu sesi duymak için ezbere bildiği numarayı kaydırdı. Birkaç çalıştan sonra o sesi duymuş tüm sinirleri alınmış gibi hafiflemişti.
“Kerem?”
“Sesinde huzur bulduğum kadın” dedi gülümseyerek.
“Ne oldu?” hemen de anlamıştı bir şey olduğunu. az önce yaşananlar aklına gelince geri gelmek isteyen sinirlerini itekleyerek geri gönderdi.
“Yusuf-” cümlesini devam ettiremeden kadının sesi duyuldu.
“Bir şey mi oldu kuzuma?” telaşlı sesi hoşuna gitmişti. Rana bile onun için böyle endişelenmemişti biliyordu. 
“Pelin ailevi meseleler yüzünden işten ayrıldı. Yusuf çok üzgün. Ağladı ve uyudu. Güliz de izinde. Rana da Milano`da. Onu sana getirebilir miyim diye soracaktım. Çünkü bugün çizmem gereken çok önemli projem ve ilgilenmem gereken uzun zamandır Rahşan beyin boşladığı bir şirket var. ”
“Tabii ki getirebilirsin kuzumu bana.”
“Tamam. Uyuyor şimdi. Uyanır uyanmaz hazırlayıp getireceğim.”
“Bekliyorum. Görüşürüz.”
“Görüşürüz Ateş Parçam” telefonu kapattıktan sonra cebine attı. Saçlarını karıştırarak çalışma odasına çıktı. Oğlu uyanana kadar biraz çalışmak istiyordu. Bilgisayarının başında kendini kaptırmış çalışırken tüm dünyayı unutmuştu. Onu kendine getiren şey omuzunda hissettiği yumuşak dokunuştu. Çalışma gözlüğünü çıkarıp gözlerini ovarken fazlasıyla yorulduğunu fark etmişti. Kafasını kaldırıp yanında oğlunu görmeyi beklerken
“Rana” görmeyi bırak, varlığını hatırlamak istemediği birini görmüştü. Omuzundaki eli ittirerek ayağa kalktı. Kendisine bir zamanlar aşık olduğu, aşık olduğu için de sahte olduğunu fark edemediği gülümseme ile bakan kadına alay dolu gülümseme ile karşılık verdi.
“Milano seyahatinden dönmüşsün” dedi alayla. Rana kalçasını masaya dayayarak kollarını göğsünde toplayıp adama baktı.
“Seni benden başka kimse mutlu edemez Kerem” dedi birkaç saniye bakışmalarının ardından. Kerem`in tek kaşı merakla yukarı kalkarken Rana masadan uzaklaşarak ona yaklaştı.
“Sen mi mutlu edeceksin beni?” sesindeki küçümseyici ton kadının umurunda bile değildi. O`nu istiyordu ve geri alacaktı. Kimse önünde duramazdı. Yavaşça adama yaklaşıp koluna dokunmak için elini kaldırdı fakat eli saniyesinde havada kalmıştı. Kerem dokunmasına fırsat vermeden bir adım geri çekilmişti. Gülümsedi.
“Benimle sevişirken nasıl zevk aldığını unuttun mu? Senin gibi bir adamı benim gibi güçlü kadın taşıyabilir. Yasemin gibi basit kadınlar değil.” 
“Basit kadın tanımına uyan tek kadın sensin Rana.”
Rana kırmızı ojeli tırnaklarına bakarak gülümsedi.
“Sen hala beni istiyorsun Kerem. Unutamadın beni.”
“Evet unutamadım” dediğinde kadın kafasını kaldırarak adama baktı biliyordum der gibi. “Bana ve oğluna yaptığın kaltaklıkları unutmadım, unutmam Rana. Şimdi küçük yaşındaki oğlunu masum anne ayakları ile kandırıyorsun ama büyüdüğünde o da senin nasıl insan olduğunu anlayacak. ”
“O kadının oğluma annelik etmesine izin vermeyeceğim Kerem. Ölürüm ama izin vermem.”
Güldü adam. Derdi şimdi anlaşılmıştı kadının.
“O`nu kıskanıyorsun.”
Adamın isabet etmesi kadının sinirine dokunsa da sahte gülümsemesini yüzüne geçirdi.
“O kadın benim dengim bile değil Kerem. Nesini kıskanacağım ben onun?”
Rana fazlasıyla güzel bir kadındı evet ama Yasemin kadar değildi.
“Sen elbette güzel kadınsın Rana fakat içinde hükm süren karanlığın gölgesi yüzüne vuruyor. Yasemin`in içindeyse koca bir güneş var. İçindeki aydınlık yüzüne öyle bir vurmuş ki, ona baktığımda kalbim ısınıyor.”
Rana burnundan soluyarak sakinleşmeye çalıştı. Sinirlenerek bu adamı mutlu etmeyecekti.
“Her neyse. Diyeceğimi dedim ben. Oğlum nerede?”
“Odasında uyuyor”
Kafasını sallayarak çıktı odadan. Kapıyı kapatır kapatmaz bakımlı saçlarını savurarak bir yerlere vurma isteğini bastırdı. Oğlunun elbette uyuduğunu biliyordu. Kerem`in çalışanı ile nasıl sarıldığını, Pelin`in onu öptüğünü gözleriyle görmüştü. Hatta görmekle kalmamış o anları ölümsüzleştirmişti. Çektiği video aklına gelince tüm siniri buhar olup uçmuştu. Çantasından çıkardığı telefonun video galerisine girerek en son çektiği videoya tıkladı. Oğlunun odasına doğru yürürken izlemeye devam etti. Kapının önünde durduğunda nihayet bitmişti birkaç dakikalık video. Yüzünde sinsi gülümseme ile telefonu sallayarak odaya girdi. Yatağa baktığında oğlu uyuyordu. Çantasını koltuğa atarak oğluna yaklaştı. Yatağına oturarak masum meleğinin saçlarını okşadı.
“Sana hamile kalarak babanı kendime daha da bağladım Yusuf`cuk. Formumu bozma pahasına yaptım bunu.” hamileyke gördüğü ilgi aklına gelince hem sinirlendi hem mutlu oldu. “Fakat daha fazla dayanamadım. Baban yatakta muhteşem olduğu gibi bir aşık olarak fazlasıyla sahiplenici biri. Bir süre sonra parası bile beni onun yanında tutmaya yetmedi. Sıkıldım oğlum. Rol yapmaktan sıkıldım. Tek eşlilikten sıkıldım. Belirli bir zenginlikten sıkıldım. Baban zengindi ama zenginliğinin bir sınırı vardı. Bana öyle bir hayat gerek değildi.” gözlerini devirerek kafasını salladı. Neden bunları küçük bir çocuğa anlatıyordu ki? Onun istediği şey oğlu değildi ki. O Kerem`in kendisinden başka kadını sevmemesini istiyordu. Çünkü Kerem Altay bir kadını sevdi mi öyle güzel severdi ki, dünyada bir tek o kadın var olurdu adam için. O yüzden Kerem`in hayatında kimse olamazdı. İzin vermeyecekti.
Asla!
Rana güzeldi, zengindi ama kalbi katran karasıydı. İçindeki kötülük mutlu olmasına engel oluyordu. Mutlu insanlara tahammülü yoktu. Hayatındaki insanların etrafına mutsuzluk ağını öyle bir örmüştü ki asla kurtuluşları yoktu. En yakın arkadaşının mutlu evliliğini bile türlü türlü oyunlarla bitirmişti.
Çünkü o Rana Akkaya`ydı. Kazanmak ona hiçbir zaman yetmiyordu. Başkalarının da kaybettiğini görmeden tatmin olmuyordu.  Tek bir bakışıyla herkes etrafında pervane olacak, tüm servetlerini önüne sermek zorundaydı. Aksi mümkün değildi. Kerem'in ilgisinden çıkmış olabilirdi. Ama en kısa zamanda hayatına ve yatağına tekrardan geri girecek o sünepe kızı çöplüğüne geri gönderecekti.
“Sen benimsin Yusuf. Seni ben doğurdum. Başka kadına asla anne diyemezsin. Buna müsaade etmeyeceğim” aklına gelen planla gülümseyerek rahat bir nefes çekti içine. Eğilerek oğlunun saçlarını öptü ve yataktan kalkarak koltuğa oturdu ve gözünü kırpmadan mutsuzluğa boğduğu arkadaşı ile yazışmaya başladı. İnsanların bir tek kendisine muhtaç olmasını seviyordu. Ve arkadaşı Sırma ona muhtaçtı. İlgisine, tesellisine en çok.
Yirmi dakika sonra Kerem gelen telefon yüzünden evden çıkınca içi rahat olmasa da annesinin oğlunun yanında olduğunu düşünerek rahatlamaya çalıştı. Yolda Yasemin`i arayarak Rana`ın evde olduğunu ve Yusuf`un başında durduğunu söyledi.
Yasemin Kerem ile konuştuktan sonra yaptığı salataya geri döndü. Salatayı yaptıktan sonra ellerini yıkadı. Mutfaktan çıkmak için hareketlenince kapı çaldı. Kaşlarını çatarak gelenin kim olduğunu düşündü. Haftasonu kimdi ki gelen? Yusuf değildi kesin. Biliyordu. Hızlı adımlarla yürüyerek kapıya doğru gitti ve kilidi çevirdi. Kapıyı açınca karşısında gördüğü kişi gülümsemesine sebep olmuştu.
“Menekşem” diyerke kollarını açtı. Azra gülerek kendisi için açılan kolların arasına girdi.
“Tombişim”sıkıca sarılarak yanaklarını öptü.
Yasemin kuzenine sarılırken az arkada kalan küçük kıza baktı. Kendilerine imrenerek bakıyordu. Kim olduğunu merak etti. Acaba Rahşan`ın akrabası mıydı? Sarılma faslı bittikten sonra Azra Mira ile kuzenini tanıştırdı. Mira`nın kim olduğunu öğrenen Yasemin bir hayli şaşırsa da küçük kıza iyi davranmıştı. Küçük kızın bir suçu yoktu neticede. Rahşan ile Sevgi`nin arasında bir şey olmadığına inanıyordu fakat Azra öyle düşünmüyordu. O yüzden Azra`nın kızı kabul etmesine hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu.
Misafirleri salona davet ettikten sonra çay koyarak sohbet etmiş, Mira için tabletten çizgi filmi açarak izlemesini teklif etmişti. Mira da her çocuk gibi zaafına yenik düşerek tableti almış çizgi filmini izlemeye başlamıştı. Onu salonda bırakmış mutfağa geçmişlerdi.
“Anlat bakayım. Rahşan ile aranız nasıl?”
Azra koltuğa oturarak kuzenine baktı. Araları nasıldı? Kendi de bilmiyordu. İyi miydi kötü müydü?
“Kocamın metresi olduğunu bildiğim halde bulduğumuz her fırsatta sevişiyoruz. Uzun uzun anlatmama gerek yok sen bu cümleden ne halde olduğumu anla kuzen” 
“Kendine acıma Menekşem.”
“Acımıyorum Tombiş. Sadece bir süreliğine karakterimden ödün vereceğim ve bu rahatsızlık veriyor.”
Yasemin gülümseyerek kuzenine sarıldı. Avucunu şimdilik düz karnına koyarak okşadı.
“Bu keratayı babasına ne zaman söyleyeceksin?” diye sordu. Azra aklındaki planı düşününce sıkıntıyla iç çekti.
“Rahşan bebeğini öyle bir zamanda öğrenecek ki, -” 
“Yasemin abla telefonun çalıyor” diyerek içeri giren Mira kadının konuşmasını yarım bırakmıştı. Yasemin kaşlarını çatarak telefonu aldığında ekrandaki ismi görünce bekletmeden açmıştı.
“Kerem?” telefonun diğer ucunda sinirli bir soluk duyunca iyice meraklanmıştı.
“Lanet olasıca kadın telefonu açmıyor Yasemin. Deminden beri beş kere aradım. Cevap vermedi.”
“Kim?” diye sorsa da anlamıştı aslında.
“Oğlumu dünyaya getiren kalt – annesi olacak o kadın.”
Merakla kuzenine bakan Azra`ya omuz silkerek neler olduğunu bilmediğini anlatmıştı.
“Sakin ol. Belki duymuyordur. Yusuf uyanmıştır. Oyun oynuyor, ya da yemek yiyorlardır.”
“Güzel kalpli Ateş Parçam benim. Rana sen bildiğin annelerden değil. Beklediği tasarım ayakkabı geldi diye kundakdaki oğlunu evde yalnız bırakıp mağazaya giden kadın o.”
“Gidip Yusuf`a bakmamı mı istiyorsun Kerem?”
Adam derin nefes almıştı. Kadın tam da içindekileri söylemişti. Yoksa Pelin`in dediği gibi aşık mı olmuştu? Kafasını salladı. Şimdi sırası değildi.
“Evet. Biliyorum istediğim çok büyük bir şey ama oraya gitmezsen içim hiç rahat etmeyecek. Ben şimdi şehir dışındayım. Kendim gelmeye çalışırsam geceyi bulur. O zamana kadar da kafayı yerim ben.”
“Tamam Kerem. Çıkıyorum. Sen kendine dikkat et. Sakın kaza yapma”
“Seni kendime katmadan ölmem merak etme Ateş Parçam”
Genç kadın kafasını sallayarak telefonu kapattı. Yüzünde aptal bir gülümseme olduğunu Azra`nın kendisine kaşlarını kaldırarak bakmasından anlamıştı. Kendini hemen toplayıp
“Kerem Yusuf`u merak etmiş. Gidip ona bakmamı istedi” dedi. Azra kafasını sallayarak elindeki bardaktan bir yudum aldı.
“İyi de Rana evde değil miydi?” 
“Zaten adam ondan delirmiş. Kaç kere aramış kadını açmamış.” Diyerek kuzeninin yanaklarını öptü. Sıkıca sarılarak geri çekildi. Bu alışkanlık onda küçüklüğünden beri vardı. Hasta annesine sürekli sarılırdı. Öldüğünde pişman olmamak için. Keşke dememek için. O zamandan beri sevdiği bir avuç insana sürekli sarılır olmuştu. “Ben gideyim canımın içi. Siz de keyfinize bakın. Birkaç saate dönerim.”
Azra kadının yanaklarını okşayarak öptü.
“O yılanın seni üzmesine izin verme Tombişim. Tamam mı?”
“Tamam bebeğim. Sen de Ayten hanımı ara.”
“Arayacağım söz annecim” diyerek iki parmağını bükerek üçünü havada bıraktı. İzci sözü vererek arkadaşını güldürmüştü.
“Keşke benim de senin gibi kuzenim olsaydı Yasemin abla” diyen Mira`ya döndü genç kadın. Gülümseyerek küçük bedenini kendine çekti ve sarıldı.
Evden nihayet çıktığında Koca Oğlan`ın kapısını açtı. Uzun zamandır hayalini kurduğu lüks arabayı alamasa da şimdiki arabası ikinci el Pick Up`ı ile mutluydu. Arabaya binerek yola çıktığında Kerem tekrar aramıştı. Onunla konuşup sakinleştirdikten bir saat sonra İstanbul`un diğer ucundaki mahalleye varmıştı. Kerem`in attığı konumla evi bulup arabayı durdurdu. Kontağı kapatıp indikten sonra temkinli adımlarla evin önüne geldi. Birkaç defa zile bassa da kapıyı kimse açmamıştı. Derin nefes alarak içindeki endişeyi bastırmaya çalıştı. Kerem`in haklı olmasından korkmaya başlamıştı. Bir kere daha zile basıp cevap alamayınca elindeki telefona dokunarak en son aramalardaki kişiyi; Kerem`i aradı. İlk çalışta açmıştı.
“Evin önündeyim Kerem. Zili çaldım çaldım kapıyı açan yok.” dedi.
“Ben böyle işin gediğine koyayım.” Adamın küfrünü duyunca yüzünü buruştursa da küfrün bile ona ayrı hava kattığını kabul ediyordu. “Anahtar bende sen şifreyi girip açacaksın kapıyı.”
“Peki. Şifre ne?”
“Beş, sekiz, altı, üç”
“Verdiğin şifreyi girdim açılmadı kapı.”
“Beş, sekiz, alt, üç mü dedim ben az önce?”
“Evet” diyince adamın bir şeye tekme attığını duydu. Uzakta bile olsa irkilmişti kadın.
“Ulan kaltak!” öfkeli bir soluk alarak sakinleşmeye çalıştı. “Yanlış şifre vermişim. Kafa mı bıraktı o ebesini bellediğim?” o an birinin ona seslendiğini duydu genç kadın. Kerem o kişiye öyle bir bağırmıştı ses tellerinin koptuğundan şüphe etmişti kadın. anlaşılan duruma el atmanın zamanı gelmişti.
“Kerem! Sakinleş artık. Sinirliyken bana bir faydan olmaz. Lütfen.”
Kadının naif içten ve yatıştırıcı sesini duyan adam birkaç saniye durarak kendine geldi. Haklıydı. Öfkelenip kendini kaybetmemeliydi. Sakinleşmeli ve doğru şifreyi verip kadının oğluna ulaşmasını sağlamalıydı.
“Üç, beş, altı, sekiz” dedi burun kemerini sıkarak. Bu sefer doğru şifreyi verdiğine umut etti.
Rakamları söylerken kadın o rakamları bulup tıklıyordu. Son rakama dokununca kapı ağır ağır açılmıştı.
“Kapı açıldı Kerem. İçeri giriyorum. Sen de kapat artık işine dön. Ben bakıp çıkacağım. Kesin annesiyle uyuyor kuzum.”
Eve girdiğinde gördüğü manzara ağzının açık kalmasına neden olmuştu. Ev o kadar şık ve güzel döşenmişti ki, kadın hayran kalmadan edemedi. Evin için her bekar erkeğin evi gibi siyah ve kahverenginden ibaret değildi. Rengarenkti. Bir çocuğun büyüyebileceği ortam için her şey yapılmıştı.
“Çok önemli işim olmasa telefonu açık tut derdim ama bu mümkün değil yavrum. Yusuf`u gördüğünde beni geri ara”
“Tamam ararım da, kuzumun odası nerede onu da söyle bari adam.”
“İkinci kata çık sağa dön. Karşına çıkacak olan ilk kapıyı aç. Orası paşamın odası.”
“Anladım. Kapat telefonu şimdi Kerem. İşine dön. Ben seni ararım.”
“Görüşürüz Ateş Parçam” diyerek kapattı. Telefonu cebine atan kadın salonu geçerek yukarı çıkan merdivenleri tırmandı. Kerem`in tarif ettiği odaya girdiğinde kimseyi bulmaması kadını panikletmişti. Hızla yatağa yaklaştı eğilerek altına baktı. boştu. Hızlanan nefesi yüzünden yatak başına tutunarak biraz soluklandı. Dinlenirken etrafa bakıyor Yusuf`tan iz arıyordu. Mavi renk giysi dolabının üzerinde dolanan bakışlarını çekmek isterken dolap kapısının arasına sıkışmış pantolonu fark etti. Durduğu yerden hızla koparak  dolaba doğru yürüdü. Kapıyı açtığında kendisine dolu dolu gözlerle bakan Yusuf`u gördü.
“Yaseminii” dedi titrek sesle. Genç kadın eğilerek çocuğu hemen kollarına aldı. Yusuf kollarını kadının boynuna dolarken yeniden ağlamaya başladı. Yasemin ona katılıp ağlamamak için zor tutuyordu kendini. “Çok korktum Yaseminii” dedi çocuk hıçkırıklarının arasında.
“Ağlama kuzum. Bak ben geldim korkma.”
Yusuf onun boynuna daha sıkı sarıldı. Genç kadın içinden Rana`ya kızarken nerede olduğunu merak etti. “Annen nerede Yusuf?” diye sordu.
“Gitti.”
“Gitti mi? Nereye?” Yusuf burnunu çekerek omuz silkti.
“İşim var döneceğim dedi gitti” dedi iç çekerek. Hıçkırıkları iç çekişlere dönüşmüştü. Kadın dişlerini sıktı. Kerem çıldırmakta haklıydı. Hangi anne çocuğunu evde yalnız bırakıp giderdi ki? Öfkesini bastırarak yatağa doğru yürüdü ve Yusuf`u yatağa oturtmak istedi. Ondan kopmak istemeyen Yusuf kadının bluzuna asıldı. Sakinleşmek için gözlerini kapatan kadın derin nefes aldı. Onunla beraber yatağa oturarak saçlarını okşadı.
“Paşam, ben seni evime götürmeye geldim.”
“Sana mı gideceğiz?” diye merakla soran çocuk kadını gülümsetmişti.
“Evet”
“Gidelim o zaman”
“Gitmemiz için senin eşyalarını toplamam lazım. Bana yardımcı ol ve burada otur. Tamam mı?”
Yusuf kadını bırakıp yatağa oturdu.
“Tamam” dedi küçük valizini dolaptan alıp içine eşyalarını koyan kadını izlerken. Birkaç dakika sonra her şey hazırdı. En son Yusuf`u giydiren kadın bir elinde valiz diğer elinde çocukla odadan çıkmıştı. Evden çıkıp arabanın önüne gelene dek Yusuf`un iç çekişleri durmamıştı. Önce valizi bagaja koyan kadın kendisinden uzaklaşmayan küçük çocuğu kucağına alarak arka koltuk kapısını açtı. Tam çocuğu koltuğa koyacakken duyduğu sesle duraksadı.
“Oğlumu nereye götürüyorsun?”
Yusuf annesinin sesini duyar duymaz Yasemin`e yapıştı. Rana`ya doğru dönmek isteyen kadın mecbur Yusuf`la dönmüştü.
“Evime götürüyorum” dedi sakin olmaya çalışarak. Kadının cevabını duyan Rana kahkaha attı. Kısa ve aşağılayıcı kahkahanın ardından ciddileşerek genç kadına yaklaştı. Onun yaklaştığını gören Yusuf Yasemin`in boynuna doladığı kollarını sıkılaştırarak yüzünü annesinden sakladı. İçi cız eden genç kadın çocuğun küçük bedenini her hangi bir tehlikeden korumak ister gibi kendine çekerek hafif yan döndü. 
“Evine mi götürüyorsun? Benim oğlumu evine götürüyorsun demek.”
“Buraya geldiğimde Yusuf koca evde yalnızdı. Korkmuştu ve saklanıyordu. Ve en önemlisi de babası şu an delirmiş durumda.”
“Bana bak köylü güzeli. Yusuf benim oğlum. Onu ben doğurdum. Ben büyüttüm. O benim.”
Kadının ağzından çıkan her kelime, masallara konu olacak dış görünüşünü çirkinleştiriyordu.
“Madem oğlun senin için kıymetliydi neden velayeti sende değil de babasında?” diye sorunca Rana hırsla çocuğu ondan koparmak için hamle yaptı. Atağını hisseden Yasemin hızlıca ondan kurtulmuştu. Kurtulmuştu kurtulmasına ama Yusuf`un korkarak yüksek sesle ağlamasına engel olamamıştı.
“Yaseminii” diye bağırarak kadının boynuna onu boğacak kadar sıkı sarıldı. Zavallı çocuk kendi annesinden korkuyordu.
Ne acıydı. 
“Korkma oğlum. Ben yanındayım.”
“Seni küçük orospu. Aklınca oğlumu kullanıp babasına yamayacaksın kendini değil mi? İzin vermeyeceğim anladın mı izin vermeyeceğim.”
Bir kere daha oğlunu almak için hamle yaptığında çalan telefon dikkatlerini dağıtmıştı. Çalan telefonun zil sesi Rana`nın çantasından geliyordu. Rana ona gözlerini kısarak baktıktan sonra çantasını karıştırmaya başladı. Uzun uğraşların sonunda telefonu bulmuştu bulmasına ama gelen çağrı durmuştu. O sırada Yasemin kucağındaki çocuğu sakinleştirmek için sırtını ovalayıp kulağına yatıştırıcı şeyler söylüyordu. Öfkeden delirse de kendini tutmayı başarıyordu.
Rana daha ekranın kilidini açamadan telefon tekrar çalmıştı. Ekranda beliren ismi görünce keyfi yerine gelen kadın büyük bir zafer gülüşüyle yeşil ikonu kaydırıp telefonu kulağına götürdü.
“Hoparlörü aç!” diye bağırışını bir iki adım öteden bile duymuştu Yasemin. Kerem kızgın demir kadar öfkeliydi.
Eyvah!
Rana şaşkınlığını ve korkusunu gizlemeye çalışarak hoparlörü açtı.
“Yasemin” dedi Kerem tüm öfkesini kontrol altına almaya çalışarak.
“Kerem Yusuf kucağımda ve çok korkmuş.”
“Oğlumu arabaya bindir Yasemin.”
“Tamam”
Yusuf`u zorla da olsa arabaya bindirip kapıyı kapattı. Rana`nın yanına geldiğinde Kerem`in bağırışını duydu.
“Sikerim senin o önemli işini Rana. Çocuğundan önemli ne işin vardı lan senin?”
“Bana bağırma!” bağırarak kadına baktı sinirle. Kerem`den önce bir şeyin devrilme sesi geldi.
“Orda olup boynunu kırmadığıma dua et sen. Sana çocuk emanet eden aklıma sokayım ben. Bu sefer oğluna annelik yapabileceğini umut eden kalbime tüküreyim.”
“Bu kadına söyle oğlumu bana versin Kerem. İşimi bitirip geri döndüm artık.”
 “Mahallede tiyatro kurmuşsun komşular beni arıyor. Çocuğunu tek başına evde bırakıp dışarı çıkıyorsun. Hala oğlumu bana ver mi diyorsun?” sinirli kahkaha attı adam. “Kaltak olduğun kadar akılsızsın da. Sana oğlumu vermek bir yana mahkemeye başvurup sende yatılı kalmasını engelleyeceğim Rana. Daha fazla zorlama. Çekil Yasemin`in önünden.”
“Yapamazsın!”
“Mahkeme celbi eline geçtiğinde görürsün yapıp yapmayacağımı.”
“Hepsi bu kevaşe yüzün-” cümlesini tamamlayamadan yanağına okkalı bir tokat yemişti.
“Zevkleri uğruna gül gibi ailesini bırakıp giden sensin kevaşe, orospu. Ben değilim. Sakın bir daha bana hakaret etme bir dahaki sefere cezan daha büyük olur.”
“İşte benim kadınım” diyerek keyifle gülen adam dikkatlerini dağıtmıştı. Rana sinirden kıpkırmızı olurken Yasemin gülümsemişti. “Polis gücüyle ordan uzaklaştırılmak istemiyorsan git ordan Rana. İki dakikan var. ”
Rana telefonu hırsla kapatarak nefret dolu bakışlarını kadına dikti.
“Şimdilik küçük zaferinin tadını çıkar köylü güzeli. Seni en mutlu olduğun anda vuracağım. Yerle bir olacaksın.” diyerek sinsice gülümsedi. Genç kadın gözlerini devirerek arkasını döndü ve arabasına doğru yürüdü. Arabaya bindiğinde Yusuf`un iç çekerek uyuduğunu gördü. Ona doğru dönerek saçlarını okşadı.
“Senin gibi bir mucizeyi nasıl sevmez o annen?” diyerek önüne döndü ve arabayı çalıştırdı. Yola çıkacakken çalan telefonu durmasını sağlamıştı. Yusuf uyanmasın diye ekrana bakmadan açmış kulağına götürmüştü telefonu.
“Ateş Parçam”
“Kerem”
“Çıktınız mı yola?”
“Çıkıyoruz şimdi.”
“Paşam nasıl? Çok mu ağlamıştı sen gittiğinde?”
Genç kadın kendisine nefret bakıp arabasına binen kadına baktı.
“Odasına girdiğimde dolaba saklanmıştı. Düşün ne kadar korktuğunu.”
“Pezevenk babanın şarap çanağına tüküreyim Rana.”
“Sakin ol Kerem. Yusuf bende ve güvende. Birazdan eve gideceğiz ve kuzum iyi olacak.” 
“Sana güveniyorum Ateş Parçam.”
Güven kelimesi genç kadın için bir sihirdi. Hayatında sayılı kişilere hissettiği ve gitti mi asla geri gelmeyen bir duyguydu. Kerem bam teline basmıştı o an. Kendi de bilmeden adamı sorgusuz sualsiz hayatına almıştı adamı.
“Eve gitmemiz lazım Kerem. Akşam geldiğinde görüşürüz. Arabayı dikkatli sür.”
“Birgün dudaklarının tadına bakmak dileğiyle yavrum. Görüşürüz.”
Gülerek telefonu kapatan kadın arabayı çalıştırdı.

******
Günler geçiyor bazı şeyler olduğu gibi kalsa da her iki kuzenin de hayatında güzel şeyler oluyordu. Yasemin bazı günler Yusuf`a bakıyor, akşam işten ona gelen Kerem`i sanki yıllardır aynı şeyi yapıyormuş gibi kapıda karşılıyordu. Bazı geceler  dizinde uyuya kalıyor, sabah kendini adamın kollarında uyurken buluyordu. 
Yasemin`e gittikleri günün ertesinde Mehlika hanım Moskova`dan dönerek Mira`yı yanına almıştı. Geçen bir hafta içinde Azra ile Rahşan bayağı yakınlaşmış işleri olmadığı saatleri birlikte geçiriyorlardı. Karnındaki bebek de ikinci ayını doldurmuştu. Yasemin`e söz verdiği gibi Pazartesi doktora gitmiş o günkü sancının sebebini öğrenmişti. Sadece kramptı. Bebeğine bir şey olmamıştı çok şükür.
Genç kadın karnında ultrason aparatını dolaştıran Ayten hanımın ekrana neden şok içinde baktığını merak etmişti. Olayı kötüye yoran kadın endişelenmişti.
“Bebeğime bir şey mi oldu Ayten Hanım?”
 “Azra hanım burada iki bebek görünüyor.” Dedi.
“Bu imkansız Ayten Hanım. Ne benim ne de eşimin ailesinde ikiz yok. Bildiğim kadarıyla yok yani. Hem geçen sefer tek bebek vardı rahmimde. İkinci bebek nasıl olur?” diye soran kadın şaşkındı.
“Burada bir bebek var fakat çok küçük. Acaba ikizler de ikizlerden biri diğerini mi yok ediyor?” kendi kendine konuşarak her iki bebeği kontrol etti. “Sağlık durumu gayet yerinde. Kalbi atıyor” şaşkınca ekrana bakarken aklına gelen şeyle kadına döndü. “Tıp hayatımda ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum. Biz bunu sadece kitaplarda okuduk” dedi.
“Neyi?”
“Hamileyken ilişkiye girildiğinde diğer yumurtalığınızda döllenme gerçekleşmiş ve hamileyken hamile kalmışsınız. Bu durumun tıp literatüründe adı `Superfetasyon`. Dünyada sadece on iki vaka var. Bunun biri de Türkiye`de. Siz dünyada on üçüncü Türkiye`de ikinci vakasınız Azra hanım.”
“Ne yani şimdi benim mucizem iki tane mi?”
“Evet. Haydi karnınızı silin” diyerek peçete uzattı ona. Genç kadın heyecanla karnını silerek elini karnına koydu. Gözleri dolarken birken iki olan mucizesini babalarına söyleyememenin verdiği sıkıntı içini sıkmıştı. “Bundan sonra daha dikkatli olmanız lazım Azra Hanım. İlişkiye girerken hijyen açısından eşinizin prezervatif kullanmansını öneririm.”
“Tamam Ayten Hanım.”
“Yazdığın vitaminleri ve ilaçları da alın lütfen. Hamilelik ayınıza göre zayıfsınız. Bir şey yemiyor musunuz siz?”
Kocası hamile olduğunu anlamasın diye istediklerinin hepsini yiyemiyordu. Şişmanlayıp dikkat çekmekten korkuyordu. Fakat bundan sonra yiyecekti. Çünkü artık bir can değil iki can taşıyordu. Hala inanamıyordu olanlara.
“Bundan sonra verdiğiniz listedekileri ve canımın çektiği her şeyi yiyeceğimden emin olabilirsiniz Ayten Hanım” ayağa kalkıp elini sıktı kadının.
“Tebrik ederim. Mucizelerinize iyi bakın. Onlardan biri tıp tarihine geçecek.”
“Teşekkür ederim. Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Genç kadın odadan çıkarken fazla heyecanlıydı. Çantasından telefonu çıkarırken elleri titriyordu. Ekran kilidini açıp istediği kişinin numarsına dokundu. İkinci çalışta açmıştı. Gülümsedi.
“Tombiş”
“Ne oldu Azra?”
“Bir kere daha teyze oluyorsun” dedi heyecanla. Konuşurken asansöre biniyordu. İneceği katın numarasını tıklayıp konuşmaya devam etti.
“İkinci kere teyze oluyorsun derken? Bilmece gibi konuşma benle kadın. Dökül!”
Azra gülerek olanları anlatırken kuzeninin şaşkınlıktan bir şeyleri devirdiğini duydu.
“Helal Rahşan`a be. Adam nasıl sperm taşıyorsa seni hamileyken bile hamile bırakıyor.”
“Ahaha deli” diyerek dediklerine gülerken çıkış kapısına doğru yürüyordu. Tam çıkış kapısından çıkarken hastanenin önünde duran arabadan inen kocasına ilişti bakışları. Kuzeni ile vedalaşıp telefonu kapattı ve kenara çekilerek kocasının onu görmesine engel oldu. Sevgi`nin yurtdışından döndüğünü biliyordu ama bu hastanede tedavi olduğunu bilmiyordu. Zaten o da buraya ilk kez geliyordu. Çünkü  Ayten hanım yeni çalışmaya başlamıştı bu hastanede.
Rahşan arabayı otomatik kilitle kilitleyip hastaneye doğru yürüdü. Kapıdan içeri girerken kadın kolonun arkasına saklanarak onun asansöre doğru yürüyüp binmesini izledi. Rahşan gittikten sonra kolonun arkasından çıkıp sırtını o kolona yasladı. Elini karnına koyarak içine çektiği nefesi gürültüyle dışarı üfledi.
“Sizi babanızdan sakladığım için bağışlayın beni mucizelerim.” dolu gözlerini kırptığında yaşlar yanaklarından süzüldü. Elinin tersi ile yaşları silerken ne kadar zamandır orada durduğunu bilmiyordu. Kendine gelerek bedenine hareket komutunu vererek danışmaya yaklaştı. Onu gören görevli gülümseyerek selamladı.
“İyi günler hanımefendi. Size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Ben Azra Altay. Rahşan Altay`ın eşiyim. Onkoloji bölümünde tedavi gören Sevgi hanımı ziyarete geldim. Hangi odada kaldığını söyler misiniz?”
“Tabii ki. Bakayım hemen.” Bilgisayara bakarak kadına döndü. “Üçüncü kat. 658 numaralı oda”
“Teşekkür ederim”
“Rica ederim Azra Hanım.”
Danışmadan ayrılıp asansörün önüne geldi. Asansörlerden birini çağırarak beklemeye koyuldu. Beş dakika sonra gelen asansöre binerek üç numaraya bastı. Bir iki dakika sonra üçüncü kattaydı. Asansörden indikten sonra koridor boyunca yürüyüp 658 numaralı odayı aradı ve sonunda buldu. Kapının önünde durdu bir süre. O kapının ardında kocası ve metresi vardı. Derin nefes alarak gelen ani cesaretini kullanarak kapıyı yavaşça iteledi. Aralıktan görüş alanına giren yatağa baktığında boğazından kaçmaya hazırlanan hıçkırığı eliyle ağzını kapatarak dışarı çıkmasını engelledi. Gördüğü manzara daha yeni atmaya başlayan kalbine ağır bir darbe indirmişti. Kocası eğilerek harap şekilde yatakta yatan kadının kulağına bir şeyler söylemiş onun gülmesini sağlamıştı. Kendisi de gülmüştü. Yanaklarındaki derin çukurları gösterecek kadar hemde. Kadını güldürdükten sonra önce saçlarını okşamış daha sonra da alnını öpmüştü.
Azra bir eli kalbinde bir eli karnında kocasının alnını öptükten sonra kadının yatakta kenara çekilerek yanındaki boş yere hafifçe vurmasını ve kocasının o yatağa yatmasını izledi. Dün gece kendisinin uyduğu o güvenli sert göğüste şimdi başka bir kadın yatıyordu. Kalbinin acıyla kasıldığını hissetti

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder