1 Eylül 2019 Pazar

11 bölüm `Teşekkür ederim`



Kendisine şaşkınca bakan karısına açıklama yapmadan önce derin nefes aldı adam. Bugün bu evden sağ salim çıkacağına umut ediyordu. Tam ağzını açıp konuşmaya başlayacakken Azra her zamanki gibi onu yeniden dumura uğratmıştı. Üzerindeki şaşkınlığı silkinerek bir toz misali dağıtan kadın gülümseyerek Mira`ya yaklaştı.
“Hoş geldin” dedi sevecen ses tonuyla. Rahşan olan biteni şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş gibi sessizce izliyordu.
“Hoş bulduk Azra abla” dedi kız ağlamaktan çatallaşmış sesile. Azra ona yaklaşarak elini uzattı. Mira hemen sıkmıştı elini. Azra elini çekerek tekrar gülümsedi.
“Beni tanıyor musun?” diye sormuştu ama bakışları hemen kocasını bulmuştu. O mu bahsetmişti kendisinden? Mira`nın ona abla diyecek kadar yakın hissetmesinde bir payı var mıydı?
“Evet.” kızın sesi o kadar kederli çıkıyordu ki bu konuyu sorgulamayı başka zamana bıraktı. Aklındaki soruları öteleyip kızın koluna girdi.
“Hadi gel bir şeyler yiyelim. İçimden bir ses senin aç olduğunu söylüyor” onu çekiştirip mutfağa götürürken arkasında kendisine hayranlık mı duysa yoksa işkillense mi diye bir ikilemde kalan kocasını bırakmıştı.  Mutfağa girdiklerinde ne düşünmesi gerektiğini bilemeyen kadın kızı koltuğa oturtarak tezgaha yaklaştı. Ona sert çıkışabilirdi eğer ki kızı darmadağınık görmeseydi. Ağlamaktan şişmiş gözleri ve buraya gelmeden önce de ağlamış olduğunu kanıtlayan ıslak kirpikleri annelik iç güdülerini harekete geçiriyordu. Bir gün Sevgi`nin kızı için üzüleceksin deselerdi gülüp geçerdi ama şimdi gerçekten de o kadının kızı için üzülüyordu. Dolaptan tatlı tabaklarını alarak masaya koydu. Çay bardaklarına yeni demlediği çaydan koyarak masaya bıraktı. Mira önce masadakilere sonra Azra`ya baktı.
“Aç değilim abla.” sesi ağlamaklı çıkmıştı. Dokunsan ağlayacak kıvamdaydı. Azra onun elini kavrayarak avucuna hapsetti. Hafifçe sıkarak gülümsedi. Rahşan olanları sanki uzaktan bir hayal gibi izliyor, tek kelime etmiyordu. Olay onun dışında gelişiyormuş gibi hissediyordu. Nitekim öyleydi.
“Benim ay çöreklerim harikadır Mira. Özellikle peynirli olanı. Bir ısırık aldığın an ona aşık olacaksın.” kızın elini bırakarak saklama kabından iki tane ay çöreği aldı. Tabağa koyarak kızın önüne bıraktı. Mira önündeki en çok sevdiği çöreğe bakarken gözlerinin dolmasını engelleyememişti. Azra kızın ağladı ağlayacak halini fark edince “Biz her zaman senin yanındayız Mira” dedi pozitif olmaya çalışarak. Ona her şey iyi olacak demek istiyordu ama olmayacağını bizzat tecrübe etmişti zamanında.
“Güzelim” diyen kocasına baktı. Adam dünden beri çökmüştü. Kendisi ile geçirdiği zamanlarda az da olsa iyiydi şimdi gittiği yerde her ne yaşadıysa bitkin görünüyordu. Mira Rahşan`a baktı yaşlı gözlerle. “Önündekileri ye.” ay çöreklerini gösterdi çenesiyle. Mira boğazına takılan yumruyu yutarak yanaklarına süzülen yaşları elinin tersiyle sildi. 
“Boğazımdan geçmez abi”
“Geçecek. Sen yemeğini ye. Biz Azra ablanla konuşup geliyoruz. ” eğilerek kızın saçlarını öptü. Kız saçları öpülürken gözlerini kapatarak adamın koluna sarılmıştı. Onları izleyen kadının kalbi erirken bir kere daha emin oldu Rahşan Altay`ın muhteşem bir baba olacağından. Kızı öptükten sonra kalkarak karısına baktı genç adam. Önden giderken kadının onu takip ettiğini biliyordu.
Salona geçtiklerinde karısına döndü.  Silahlarını kuşanmıştı. Hazırdı. Azra gibi bir kadın asla kan dökmeden bırakmazdı savaşı. Biliyordu. Bizzat şahit olmuştu.
"Sen o kadının kızını buraya getirdin. Neden Rahşan?" ilk konuşan genç kadın olmuştu. Rahşan yorgun nefes alarak burun kemerini sıktı.
"Moskova`da yaşayan Refika teyzem ameliyat oldu. Annem onun yanında olmasaydı Mira`yı ora-" lafını böldü kocasının.
"Rahşan onun yanına git."
"Efendim?” kafasını hızla ona çeviren adam az kalsın boynunu kıracaktı. Azra kocasının elini tuttu.
"Git Rahşan. Yanında olman gereken kişiye git. Ben Mira`ya göz kulak olurum" dedi hafif tebessümle. Gitmesini istemiyordu. Ama önünü kesemezdi. Hakkı yoktu. Biliyordu.
"Gerçekten mi?" şaşırmıştı. Bu kadar sakin ve kolay olacağını düşünmemişti. Çünkü Sevgi`nin kızını eve getirirken Azra`yla nasıl mücedele edeceğini düşünmüştü. Azra yaklaşarak kocasının yanaklarını avuçladı ve boynunu hafif eğerek gözlerinden öptü. Rahşan o an kalbinin duracağını düşünmüştü. Kadın geri çekildiğinde gözlerinin içine baktı. Menekşeleri buğulanmıştı.
“Gözlerindeki kederi silebilmek için her şeyi yaparım demiştim. Hatırladın mı?” diye sordu fısıltıyla. Adam hipnotize olmuş gibi kafasını salladı. Bu yaptığı büyük bir şeydi. Hiçbir kadın yapmazdı. Tabii Azra Altay her kadın değildi. O güçlüydü. Çok güçlüydü. Ona hayran olmamak elde değildi.
“Aldığım en güzel kararsın Azra. İyikimsin” dediğinde kadın tek kelime etmeden adam mor göz altlarını okşadı.
"Hadi Sevgi`yi daha fazla bekletme. Ben Mira ile ilgilenirim. Aklın kalmasın."
Rahşan kadının dudaklarını öptükten sonra odasına gitti. Üzerini değişip çıktı. Salona geldiğinde Mira ile Azra`yı televizyonun önünde bulmuştu. Bir şey izliyorlardı. Ve izledikleri her neyse Mira`yı gülümsetmişti. Uzun zamandır hep ağlayan yüzü bugün biraz da olsa gülüyordu. Hepsi karısı sayesindeydi. İçindeki aşkı tozlu köşesinden çıkmak için çırpınmaya başlamadan aklını başka şeye vermeliydi.
“Ne izliyorsunuz siz?” salona girip onlara doğru yürüdü.
“Düğün CD nizi izliyoruz abi. Azra abla kuğu gibiydi düğününüzde. Değil mi?” dedi Mira hayranlıkla ekrana bakarak. Aldığı cevap hafif sendelemesine neden olmuştu. Azra ona düğün CD lerini mi izletiyordu? Hani asla izlemedikleri düğünü görüntülerini. Bakışları anında kadını bulunca kendisini izlediğini fark etti. Bakışlarındaki anlamadığı duygu o kadar yoğundu ki gözlerini çekti onlardan.
“Azra ablan her zaman güzeldi Mira” diyerek saçlarını karıştırdı genç adam. Azra aldığı iltifatla titremişti.
“Gidiyor musun?” diye sordu ayağa kalkarak kocasının yanına gelirken.
“Gidiyorum” genç adam elini karısının yanağına koyarak hafifçe okşadı. Bu küçük temasla bile kendinden geçen kadın gözlerini kapattı. Bir adımda ona yaklaşarak alnını öptü ve onları dolu dolu gözlerle izleyen küçük kıza baktı. Rahşan bakışlarını bir anlık karısına çevirdiğinde onun da Mira`ya üzgün gözlerle baktığını gördü. Bakışlarını kadından çekip kızı çağırdı eliyle. Konuşmaya mecali bile kalmamıştı artık. Mira sanki bunu bekliyormuş gibi koltuktan kalkarak adamın yanına yürüdü. Genç adam kızı kendine çekerek tepesini öptü. Mira anına adamın beline sarılarak akmak için sabırsızlanan göz yaşlarını serbest bıraktı. Göğsünde yankılanan hıçkırık kor ateş gibi içini dağlıyordu.
"Anneme bir şey olmayacak değil mi abi?" sorusunu duyunca gözlerini kapatarak kafasını geri attı. Farkında olmadan kıza daha sıkı sarılmıştı. O an omuzunda hissettiği sıcak avuçtan yayılan titreşimleri kalbinde hissederek yanağını o elin üstüne koydu. Kızı sardığı kolunun birini çekerek yanındaki kadını bedenine yasladı. Azra yanlamasına adamın boynuna sarıldı. Ağlamamak için kendini güç bela tutuyordu.
"Olmayacak güzelim."
Olmayacak duaya amin demişti az önce. Dişlerini sıktı. Mira kafasını geri atarak ona baktı. Yaşlı gözleri ile taradı yüzünü. 
"Söz veriyor musun?" diye sordu içindeki umutsuzluğa rağmen. Mira on iki yaşındaydı ama aptal değildi. O da biliyordu istediği şeyin olmayacağını.
"Söz güzelim." dediği anda boynundaki kollar sıkılaştı. Kafasını hafif eğerek çilek kokan saçları kokladı. Bir süre daha öyle kaldıktan sonra gitmişti evden.
Genç adam verdiği sözün ağırlığı ile evden çıktı. Arkasına dönüp bakamadı bile.
Arabaya bindiğinde direksiyonu yumrukladı öfkeyle. Verdiği söz kocaman taş gibi oturmuştu göğsüne. Her nefes aldığında ağırlaşıyor, ciğerlerini eziyordu. Kendini toparlayıp siteden çıkması biraz zaman almıştı. Mira`ya söz verirken aklı neredeydi bilmiyordu ama o söz ağzından çıkmıştı bir kere. Artık geri dönüşü yoktu. Hastaneye vardığında arabadan inerek aceleci adımlarla Onkoloji bölümünün olduğu kata çıktı. Yavaş adımlarla odaya doğru yürürken verdiği sözün ağırlığı cebelleşiyordu. Kapı önüne geldiğinde birkaç saniyelik duraksamanın ardından içeri girdi. Odaya girer girmez karşılaştığı manzara derin iç çekmesine neden olmuştu. Sevgi yatakta acıyla kıvranırken ter içinde kalmıştı. İçi acıyan adam hızla kadına yaklaştı. Yatağa oturarak kadının alnına yapışmış ıslak saçlarını çekti. Onun geldiğini fark eden Sevgi gözlerini açıp, ona bakarak gülümsemeye çalıştı. Fakat karnına vuran şiddetli ağrı iki büklüm olmasını sağlamış, acıyle inlemesine neden olmuştu.
"Rahşan" diye inledi kadın ellerini ona uzatarak.
"Sevgim" diye karşılık verdi adam. Kadının terden sırılsıklam olmuş bedenini sardı sıkıca. Sevgi adama sıkıca sarılarak ağrının geçmesini bekledi. Geçmeyeceğini bile bile. Uzun zamandır bu ağrıları çekiyordu. Önceler sebebini bilmese de şimdi neden olduğunu biliyordu. Pankreas`tı ağrının kaynağı. En önemli organlarla bağlantısı olan, en derinlere saklanmış, pekte bilinmeyen bir organdı pankreas. Çok önemli görevi olmasına rağmen çoğu kişinin haberi olmazdı varlığından. Ta ki kanser denen illete yakalanana kadar. Son evredeydi onun hastalığı. Ömrü de kanserin evresi gibi sondaydı. Çok az vakti kalmıştı bunu hissediyordu. Ölümden korkmuyordu o. Bir tek kızına ne olacağı endişesi vardı içinde.
“Mira nerede?” diye sordu adamadan uzaklaşıp yatağa kıvrılırken. Kendisine bakan üzgün hazelleri görmemek için bakışlarını karşı duvara sabitledi. Kalbi güzel bir adamı nasıl üzdüğünü görmek istemiyordu.
“Benim evimde. Merak etme güvende.”
“Azra... kabul etti mi benim kızımı evine?” şaşırmıştı. Bakışlarını duvardan kopartıp adama baktı. Kendisini bir kaşık suda boğacak olan kadın kızını nasıl kabul etmişti?
“Etti. Hatta ben çıkarken düğün CD`mizi izliyorlardı.” Diyerek gülümsedi adam. Yanaklarına gamzeler konmadı o gülümsemeyle. Gözlerine bile ulaşmadı. Derin nefes aldı Sevgi. Ağrısı hafiflemişti ama birazdan daha da şiddetleneceğini biliyordu.
“Kızımı bu kadar kolay kabullenmesine şaşırdım.”
“Bence kızına kıyamamıştır. O an Mira`da  senin kızını değil kendi küçüklüğünü görmüştür. Çünkü o da annesini kanserden kaybetti.” Dediğinde kafasını salladı kadın.
“Bunun acısını fena çıkartacak biliyorsun değil mi? Şimdi susuyor ve kabulleniyor gibi görünüyor ama bu fırtınadan önceki sessizlik sadece. Fazlasıyla yanıltıcı.”
“Biliyorum Sevgim biliyorum.”  
Başka bir şey konuşamadan beklediği daha şiddetli ağrı bedenini esir alınca acı dolu çığlığını içinde tutuamamıştı kadın. Rahşan karşısındaki kadının acı dolu çığlığını duyunca hızla yatağın başındaki düğmeye bastı. Acıyla kıvranan kadına sarılıp, onu göğsüne bastırırken dünyanın adaletine tükürüyordu içinden. Bir iki dakika sonra odaya giren doktorlar ve hemşireleri fark eden adama hemen kadını bırakıp işlerini yapmaları için geri çekildi. Üzgün bir şekilde odadan çıkarak  olanları  camdan izlerken omuzunda hissettiği elle kafasını çevirdi.
“Yapma Rahşan. Duygularını bu kadar belli etme”
“O daha hayatının çok başında Macit abi. Ölecek olmasını kabullenemiyorum”
“O kabullendi kardeşim. Sen de kabullen. Baksana acı çekerken bile sana bakıyor. Senin yüzündeki acı karnındaki acıdan daha çok acı veriyor ona. Yapma.” genç adam kafasını sallayıp yüzündeki ifadeyi silerken yanlarında duydukları sese döndü ikisi de.
“İyi akşamlar”
İki adam da aynı anda Kerem`e
“İyi akşamlar kuzen” dedi. Aldığı karşılığa gülümseyen adam kuzenlerine baktı. Birisi amcasının diğeri teyzesinin oğluydu. Macit Karaman onun kuzeni, aynı zamanda oldukları hastanenin baş hekimiydi. Hastanenin sahibi elbette ki, eniştesi Mustafa Karaman`dı. 
“Yine mi ağrısı var?” dedi kadının etrafındaki doktorlara bakarak.
“Son birkaç gündür sıklaştı ağrıları.” Dedi Rahşan. Sesindeki acı hissedilir düzeydeydi. Macit derin nefes alarak 
“Kanser karaciğere de sıçradı çünkü”  dedi. Rahşan kafasını sallayarak daha fazla kalamadı odada. Kapıya doğru yürüyüp odadan çıkarken arkasından bakan Macit Kerem`e döndü.
“Rahşan evli değil mi Kerem?” diye sordu. Kerem kafasını salladı.
“Evli”
“Selim Ateşdağlı`nın kızı Azra Ateşdağlı ile evli diye biliyorum ben onu. Sevgi ne iş?”
“Sevgi ile ne arkadaşlar ne sevgili”
“İlişki durumu karışık yani”
“Aynen öyle kuzen”
“Ama kadın ona aşık. Bunu ben bile görebiliyorum gözlerinde.”
“Eminim Rahşan`da görüyor”
“Macit bey” diye seslenen doktor ile konuşmaları son bulmuştu.
“Bir şey mi oldu Kadir bey?”
“Hastayı acilen kemoradyasyona almamız lazım” Macit kaşlarını çatarak meslektaşına baktı.
“Daha sabah kemoradyasyon gördü hasta. Neden böyle bir şeye gerek gördünüz şimdi?”
“Ağrısı çok şiddetli. Ağrının merkezine yapacağımız alkol uygulaması ile acının beyine sinyal göndermesini engelleyeceğiz. En azından rahat uyur bu gece. ”
“Size kolay gelsin o zaman”
“Teşekkür ederim.”
Genç adam çıktığı terasın zeminine oturdu. Gidiyordu. Dert ortağı elinden kayıp gidiyordu. Kafasını ellerinin arasına alarak düşünmeye başladı. Uzun zamandır Sevgi`deki değişikliği gözlemliyordu. Hızlı ve sebepsizce kilo kaybı. İştahsızlık, mide bulanması ve ağrılar. Ondan bile saklamıştı yaşadıklarını. Ta ki acıdan bayılana kadar. Mira arayıp haber verdikten sonra hemen gitmişti oldukları hastaneye. Doktorlar o gün çok umutsuzca muayene etmiş adamın içine şüphe tohumlarını ekmişlerdi. Zaten uzun uzun yapılan testlerin sonunda yakalandığı illeti açıklamışlardı ona. O gün Sevgi`nin tüm ısrarlarına rağmen gelmişti hastaneye.
“Kemoradyasyona götürdüler Sevgi`yi. Birkaç saat sonra yola çıkıyorlar.” diyen kuzenine baktı. Yanına oturmuş kendisine bakıyordu. Kafasını ağır ağır eğdi adam. Suçluymuş gibi. Canı yanıyormuş gibi. Kerem omuzuna elini koyarak sıktı. Onu sarsarak kendine getirmek, suratına; kedine gel birkaç ay sonra baba olacaksın diye haykırmak istiyordu. Baba olacağını büyük ihtimal bilmiyordu. Çünkü bilseydi böyle karalar bağlamazdı en azından. Rana`nın hamileyim deyişi geldi aklına. Mutluluktan delirmişti o gün. Rana`yı tüm hamileliği boyunca canından bezdirmişti. Üstüne fazlaca düşmüş, her şeyine karışmıştı. Oğlunun doğumu vardı birde. Onu ilk kucağına alışında aşkın ne olduğunu anlamıştı. O gün kucağına aldığı o küçük varlığa aşık olmuş, Rabbin`e binlerce kere şükretmişti.
“Sence böyle yaparak Azra`ya haksızlık etmiyor musun?”
“Eskiden yaptığım hiçbir şey onu etkilemiyor diye düşünüyordum ama bugün-” sustu. Gitmeden önce gözlerinde gördüğü şey içini delmişti adamın. Kalbini titretmiş, dengesini alt üst etmişti.
“Bugün onun yaptığını çok az kadın yapardı Rahşan. Kimse kocasının metresi bildiği kadının kızını evine kabul etmezdi. Kaldıramazdı bunu.”
Duydukları genç adamı gülümsetmişti.
“Ne o Karlar Kraliçesini mi savunuyorsun bana?”
Gülümseme sırası bu sefer Kerem`deydi.
“O artık Karlas Kraliçesi değil kuzen. Kocası için onun metresine bile katlanan bir kahraman. Belki başkaları onun gibi kadınları güçsüz ve silik biri olarak görüyor ama öyle değil. Azra ve onun gibiler güçsüz değil karakter sahibiler. Ve hazır ol derim kardeşim. Çünkü bunun acısını çok kötü şekilde çıkaracak senden.”
“Beklemediğin tokatın acısı beklediğin tokatın acısından bin kat daha serttir abi. Biliyorum. Beni beklemediğim, en çok mutlu olduğum an vuracak. Azra Altay`dan daha azını beklemiyorum zaten.”
*****
Azra omuzları çökmüş bir şekilde kocasının arkasından uzunca bir süre baktı. Gözlerinde akmaya zorlanan yaşları geri iteleyip küçük kıza döndü ve kolunu omuzuna atarak kendiyle beraber salona götürdü. İzledikleri düğün cd si bitmişti. Mira'nın aklını dağıtabilmek için çizgi film kanallarının birinde durdu. Ne kadar büyürse büyüsün çizgi filme hayır diyemiyordu genç kadın. Çizgi filmini izlerken koltuğun köşesinde oturan Mira'nın çaresizliğine daha fazla dayanamadı. Kız sanki her an gidecekmiş gibi elleri dizlerinin arasında koltuğun ucunda oturuyordu. Ekrana bakıyordu görmeyen gözlerle. Annelik hormonlarının verdiği yoğunlukla ağlamak istedi kadın. Fakat kendini toparlayarak kızın dikkatini çekti hafif öksürük ile. Ona bakan kıza
"Mira gel hadi yat dizlerime. Yorulmuş olmalısın." Dedi dizine vurarak. Mira kafasını salladı. Bakışları bir anlığına kapıya kaysa da hemen kendini toparladı. Kadına bakarak kafasını salladı yanlara.
"Yok yorulmadım Azra abla. İyiyim ben böyle."
"Hadi gel ama. Saçların çok güzel ve onlarla oynamak istiyorum. Beni kıracak mısın  yoksa?"
"Peki." Mira ürkekçe Azra'nın dizlerine yattığında bacağına sarıldı. Küçük kız ne kadar ağlamamak için uğraşsa da göz yaşları ondan izinsiz akıyorlardı. Derin iç çekerek
"Ağlama güzelim. Rahşan abin söz verdi. Annene bir şey olmayacak." dedi. 
"Olmayacak değil mi abla?"
"Olmayacak güzelim. Hadi kapa gözlerini. Biraz dinlen. Ben hep yanında olacağım."
Dizlerindeki kollar sıkılaşınca kalbi tekledi kadının.
“Rahşan abi seni çok seviyor abla. Bize seni o kadar anlattı ki, tanımadan çok sevmiştim ben seni.”
Kız konuşurken elleri saçlarında donan kadını fark etmemişti. Onu mu anlatmıştı Sevgi`ye? Nasıl bir ilişki vardı aralarında? Hangi erkek metresine karısını anlatır ki? Onların karısına sempati beslemesine neden olacak kadar ne anlatabilirdi ki?
“Azra abla?” diye Mira onu düşüncelerinden kopartarak o ana odaklanmasını sağladı. Elleri saçlarını okşamaya devam etti istemsizce.
“Söyle Mira`cığım”
“Sen de Rahşan abiyi onun seni sevdiği kadar seviyor musun?”
Göğsüne darbe almış gibi irkilen kadının eli kızın saçlarında durdu. Sevmek? Hem de kocasının onu sevdiği kadar? Bilmiyordu. Ne hissettiğini bilmiyordu ki. Ya da biliyordu fakat kabul etmek istemiyordu.
Adamı istiyordu, ondan çocuk yapıyordu ama..
Kafasını salladı.
Hayır.
Sevmiyordu onu.
Hoşlanma?
Belki…
Bir kadın hoşlandığı adam için böyle fedakarlık yapmazdı.
“Uykun var mı Mira?” diye sordu onu geçiştirerek. O an göğsünün ortasında hızlanan kalbini görmezden gelmeyi seçmişti.
“Annemin iyi geceler öpücüğü olmadan hiç uyumadım ben abla” ayağa kalkarak kadına baktı. İçi dağlanan kadın gülümsedi. O tam on üç yıldır o öpücüksüz uyuyordu geceleri. Düşünmemeye çalıştı. Yıllar geçmesine rağmen annesi her aklına geldiğinde ağlıyordu. Fakat şimdi bu acılı küçük kızın karşısında ağlamak istemiyordu.
Elini kaldırarak kızın yanağını okşadı.
“Bu seferlik anne öpücüğü yerine abla öpücüğü ile yetinsen güzelim?”
Mira ona baktı bir süre. Genç kadın kararsızlık yaşadığını yüzünden okuyabiliyordu. Her ne düşünüyorduysa o güzel yüzü gölgeleyen ani acı kadının kalbini parçalamıştı. Çünkü Mira`yı gördüğü ilk andan onda kendini görmüştü. O küçük, ürkmüş, anne koynundan koparılmış kuzu gibi titrek halleri ona çekmişti genç kadını.
“Annemin öpücüğünün yeri kalsın yanağımda abla” yanağını okşayarak bakışlarını başka yöne çevirdi. Yine ağlayacağını anlayan kadın onu hemen kendine çekmişti. Zaten az önce duyduğu kelimeler, hamilelik hormonları ve içindeki annesini özleyen küçük kız ağlamak için hazırda bekleyen göz yaşlarını hıçkırık eşliğinde yanaklarından yuvarlamışlardı. Mira onun boynuna sarılıp ağlarken o da kendini serbest bırakmıştı.
Birkaç dakika sarılıp ağladıktan sonra Azra Mira için boş odayı hazırlamıştı. Kız yatağına girer girmez hemen uyumuştu zaten. Küçük bedeni haddinden fazla yorgundu çünkü.
Kızı bir süre izledikten sonra kapıyı kapatıp banyoya girdi. İhtiyaçlarını giderip uyumadan önceki bakımlarını yaptıktan sonra odasına gitmek için banyodan çıktı. Rahşan`ın odasının önünden geçerken oraya bakmamaya çalışarak hızlıca kendi odasına girdi. Zaten banyodayken orada yaşadıkları ateşli, nefes nefese anlar hiç aklından çıkmamıştı. Kocasının odasına girmeyi hiç istemiyordu. Odasına girmeden önce eli kapı kulbunda duraksayarak kafasını dış kapıya doğru çevirdi. Birkaç saniyelik bakışın ardından kafasını çevirerek kapı kulbunu indirdi. İçeri girdikten sonra şortlu saten geceliğini giyerek yatağına yattı. Bakışlarını tavana dikerek ellerini karnına koydu.
“Ben seni babana ne zaman söyleyeceğim minik fasulyem?” ne kadar saklayacaktı ondan? Önünde sonunda karnı şişince anlayacaktı. Bir an önce derdini öğrenmeliydi. Aslında ne olduğunu biliyordu fakat detaya ihtiyacı vardı. En fazla bir iki haftaya güzel anını seçip söylerdi. Çünkü duymasa bile söylediği o kelime kadının ortasından geçmişti.
İyi…
O kelimeyi hatırlamak bile ürpermesine yetmişti.
Sözleşme için bile olsa o bebek her ikisinin de kanından, canındandı. Gözlerini kapatıp uykuyu beklerken gözlerinin önünde bebeğini ve kendisini çok seven  kocasının görüntüleri oynuyordu.
Sırtüstü yatan adam ve göğsünde en masum haliyle uyuyan bebekleri vardı o hayallerde. Hatta o hayal hayal olmaktan çıkmış kadının rüyası olmuştu. Fakat gecenin bir yarısı o güzel rüyasının tam ortasında göğsünde hissettiği ağırlık rüyadan kopup gerçekliğe dönmesine neden olmuştu. Önce paniklese de genzine dolan o koku göğsünde yatanın kim olduğunu fısıldamıştı kulaklarına. Karnına  baskı yapan el ve göğsünü yakan nefes içini kıpırdatmış, olmadık hayaller kurmasına da sebep olmuştu.
“Rahşan” konuşmasına fırsat kalmadan adam ateş gibi dudaklarını iki göğsünün arasına bastırdı.
“Çok yorgunum Azra. Koynunda dinlenmeye geldim” adamın yorgunluk ve üzüntü ile harmanlanmış sesi kadının da üzülmesini sağlamıştı. Fakat o üzüntü kalp yaralayan sivri dilini es geçmişti dalgınlıkla.    
“Ben başka kadının yorduğu adamın dinlenebileceği bir durak değilim Rahşan” dedi. Fakat adam tepki olarak göğsündeki kafasını yanlara sallayıp kirli sakalları ile kadının tenini çizmek oldu. Daha sonra kadın kendini adamın altında bulmuş ve bu duruma bir hayli şaşırmıştı.
“Ne yapıyorsun?” diye sormuştu şaşkınlıkla. Rahşan eğilerek dudaklarını kadının dudaklarına sürttü.
“Senin şu sivri dilin güzel bir dersi hakediyor kadın” dedikten sonra kadının konuşmak için açılmış ağzına saldırmıştı. Dili diline dolanarak dersini verirken bedeni kadının bedeninin üzerine iyice yerleşmişti. Arasına yerleştiği bacaklar hemen beline sarılınca karısının da onu istediğini anlamıştı. İçten içe hamile kalmadığına da mutlu olmuştu dün. Çünkü sevdiği kadına daha çok dokunabilecek, onu uzun zaman sevebilecekti. İhtiyaçla, tutkuyla talan ettiği dudaklardan koparak kadının gerdanına öpücükler sıralamaya başladı. Saçlarına sarılan parmaklarla gülümsemişti adam. Sevişiyordu onunla. Belli bir organla değil kalbiyle, dudaklarıyla, şefkatiyle sevişiyordu. Sevişmek için belli bir organ gerekmezdi zaten. Orgazm da gerek değildi. Ruhunuz tatmin olduysa yeterliydi.
Yavaş ve yakıcı öpüşlerini karısının açıkta kalan teninin her yerine sıralayıp göbeğine gelince durdu. O göbeğe önce alnını koyarak bir süre öylece kaldı.   
`Seni severek hamile bırakacağım Azra.` diye haykırdı kalbi. Kulaklarına çalınan haykırış irkilerek kafasını kaldırmasına neden olmuştu. Dağılmış haliyle altında yatan bu harikulade kadın damarlarındaki kanını fokurdatmıştı. Aşık kalbini göğsüne sığmayacak kadar şişirmiş, burnunun direğini sızlatmıştı.
Kadının dikkatini çekmeden dudaklarını göbeğine dokundurarak yukarı kalktı. Kendisine anlayışla bakan kadını tanımakta zorlansa da üstünde durmadı. Bu durumu anlamayı ve çözmeyi sonraya bırakıp, bedenini yukarı çekerek kafasını kadının tatlı göğsüne koydu. O bedenden yayılan çilek kokusunu içine çekerek boşalmaların en afillisini yaşarken ruhu da kalbi de tatmin olmuştu. 
Azra yaşadığı duygusal sevişmenin hala etkisindeyken taşıdığı candan habersiz olan kocasının karnını öpmesi kalbine bomba gibi düşmüş hislerini yerle bir etmişti. Ne düşüneceğini bilemiyordu. Bir yanı bebeğini ondan sakladığı için vicdan azabı çekerken diğer yanı kafası karışmış adamı daha da karıştırmaya lüzum olmadığını savunuyordu. 
Düşünmeyi keserek kollarındaki adama odaklandı. Elini kaldırarak parmaklarını saçlarına daldırdı. Keyifle mırıldanan adam yüzünü güldürmüştü.
Yumuşacık telleri içini eritirken adamın çehresini bezeyen birkaç günlük kirli sakalı göğsünü çizerek tatlı tatlı sızlamasına neden oluyordu. Ona sarılarak uyumanın bu kadar zevkli olacağını keşke ilk başta bilseydi. Bunca hatayı yapmaz kocasının başka kadına gitmesine sebep olmazdı.
Bu kadar da mantıksızdı genç kadın. Tam bir kova burcu kadınıydı. Her yanından mantık akan mantıksız, manyak burçtu onunki. Deli dolu, neşeliydi aynı zamanda. Oğuz ölmeden önce öyleydi en azından.
“Azra”
“Efendim”
“Her ne düşünüyorsan, düşünmeyi kes.”
Kaşlarını çattı. Neden böyle bir şey demişti ki?
“Anlamadım”dedi. Gerçekten de anlamamıştı.
“Düşündüğün her neyse kendini kasıyorsun. Yapma.  Böyle devam edersen benim yüzümden olduğunu düşüneceğim.”
“Saçlarının verdiği hissi sevdim” dedi adamı cevapsız bırakarak. Gerçi bu da bir cevap sayılırdı neticede. Rahşan kadının göğsünü koklayarak öptü.
“Sana sarılmanın verdiği hissi sevdim.” birkaç saniye duraksayarak devam etti. Kalın ve hoş bir sesi vardı adamın. Tıpkı bir çikolata gibi. Dilinizin üzerinde inanılmaz bir tat bırakan. “Bırak sana sarılmayı, o sarılmayı hayal ettiğimde bile içim cız etti benim.”
İçi cız etme sırası kadındaydı bu sefer. Bunca zamandır kocasını, kendisini yarım bırakmıştı. İnanamıyordu. 
“Rahşan” dedi özür dilerim kelimelerini zorla yutarak.
“Söyle ömrümü yoluna serdiğim” diye mırıldanan adam kadının aldığı nefesi ciğerlerine tıkamıştı. Birkaç saniye içinde ciğerlerindeki hava taşlaşarak içini ezdi. Böyle güzel seven adamı nasıl olur da başka kadına altın tepside sunmuştu, aklı almıyordu. Artık bu son nokta dediği her seferde adam çıtayı daha da yükselterek kadını nefes nefese bırakmayı başarıyordu doğrusu.
“Gitmeden önce Mira`ya verdiğin sözün omuzlarına ağır taş gibi çöktüğünü gördüm Rahşan.” kendine gelmeyi başarsa da aklı hala o kelimelerdeydi. Kocası ona cevap vermek yerine derin ah çekince kalbi sıkıştı. O kadına değer veriyordu. Fakat o değer kendisini değersiz hissetmesine neden olmamıştı. Aklı karışmıştı bir anda.
“Sevgi çok mu hasta?” ağlama isteğini zorla bastırıyordu.
“İyileşecek inşallah” dese de sesinde gram umut yoktu. Gönlünün kıyısına vuran merhametin bedenine hükmetmesine izin verdi. Adamın yumuşacık saçlarını okşayarak öptü.
“Doktorlar umut vermediler mi?”
“Yurt dışına gönderdiler.”
Kafasını salladı anladığını göstermek için ama kocası bu hareketini görmemişti. Kendi salaklığına gülmek istedi o an. 
“Annesi gelene dek burada kalabilir Rahşan”
Rahşan kadının göğsünü öperek kokladı. Koynuna girdiği kadın adeta bir mıknatıs gibi tüm yorgunluğunu ve umutsuzluğunu çekip almıştı ondan.
“Teşekkür ederim Azra. Buna ihtiyacım vardı.”
“Rica ederim. Uyu sen artık. Yorgunsun”
“Tatlı rüyalar”
“Sana da Rahşan”
Ertesi sabah uyandığında kocasının kafasını göğsünde değil karnında bulmuştu. Adam sanki bebeğini koruma istiyormuş gibi üzerine yatmıştı. Gördüğü manzara karşısında mutlu olan kadın gözlerine dolan yaşları geri göndermek için kaldırdığı kafasını yastığa geri attı. Gözlerini kapatıp içinden ona kadar saydıktan sonra kafasını tekrar kaldırdığında  uyku mahmuru hazellerin kendisini izlediğini gördü.
“Günaydın” dedi uyku mahmuru boğuk sesile. Gülümsememek için dudaklarını ısıran kadın
“Günaydın” dedi sakin olmaya çalışarak.
Rahşan nereye yattığını yeni fark etmiş gibi hemen kalktı kadının karnından. Hissettiği boşluk içini ezse de ses etmedi kadın.
“Nasılsın bugün?” diye sordu yataktan çıkıp da etrafa bakan adama. Rahşan saçlarını karıştırarak karısına baktı. İyi miydi gerçekten?
“İyi değilim Azra.”
Azra yataktan çıkarak kocasına yaklaştı. Neden iyi değildi ki? Ona hiç mi iyi gelmiyordu? Sıcaklığı, yaşadıkları bir nebze de olsun Sevgi`yi ve hastalığını unuttarmıyor muydu? O kadar mı seviyordu o kadını?
Bu duruma fazlasıyla üzülmüştü. Üzülse de dik durarak yüzünde tek mimik oynamasına izin vermeden kocasına baktı. Rahşan sıkıntıyla saçlarını çekiştirerek kadının çalışma masasına doğru yürüdü. Masanın üzerine dağılmış kalemleri ve diğer ıvır zıvırları alarak kalemliğe koydu. Kendisini şaşkınlıkla izleyen karısına döndü sıkıntılı yüz ifadesiyle.
“Söylesene böyle bir dağınıklık içinde nasıl iyi olabilirim Azra? Odanın  1945`te atom bombası saldırısına uğramış Hiroşima`dan farkı yok. Ayrıca-” diye söylenmeye başlayacağı sırada kadının rahatlayarak  gülmesine takılmıştı. Onu kendisine gülerken pek görmemişti. E haliyle şaşkındı.  Azra gülerek kendisine aşık ve şaşkın gözlerle izleyen kocasına yaklaştı. Elini kaldırarak yanağını okşadı. Rahşan uysal kedi gibi kadının avucuna sokuldu.
“Odamın bir şeyi yok Rahşan iftira atma” dedi gülümseyerek.
“Yok demek” diyerek kendine geldi adam. Az kalsın kadının yörüngesine girerek beynini yakıyordu. Neyse ki kurtulmuştu. Kafasını sallayarak kadının çalışma sandalyesinin arkasına attığı ceketini aldı. Havaya kaldırarak karısına gösterdi. “Bu ceketin yeri burası değil Azra. Dolap.”
Azra gözlerini devirerek ceketi aldı ve yerine koydu. Tabi kocası o ceketi alarak dolapta bir askıya astı.
Koltuğun üzerindeki dağınık kırlentleri alarak güzelce dizdi. Azra kollarını göğsünde toplayarak keyifle odasını toplayan kocasını izlemeye başladı. Yüzünde mutlu tebessüm, kalbinden taşmak için sabırsızlanan kabul etmediği duygular.
“Göz kaleminin komodinin üzerinde ne işi var Azra? Ya su içtiğin bardak makyaj masanda ne arıyor?  Her zaman böylesin, dağınık ve aceleci.”
Söylenerek makyaj masasının üzerinde dağılmış makyaj malzemelerini toplayarak sırayla masaya dizdi. Çok sevdiği renkli tokalarını o tokalar için kullandığı küçük kaseye koydu.  Makyaj masasındaki işi bitince arkasına dönerek kendisini izleyen karısına keskin bakış attı.
“Of, Rahşan” diyerek söylenme sırası kadındaydı.
“Hiç oflama kadın. Odanda sürekli bir kaos var. Masana dağılmış kalemler, sandalye tepelerine atılmış ceketler, yatağın yanına atılmış iç çamaşırları” diyerek yatağın ayağına atılmış mor dantel geceliğini alarak havaya kaldırdı. Kadın kocasının geceliğe yutkunarak bakmasını izlerken içindeki dev volkan patlamaya başladı.
“Azra” dedi gözlerini dantel gecelikten çekmeden. Nefesi tekleyen kadın cevap vermekte gecikmişti.
“Efendim Rahşan” dedi kendine geldiğinde. Rahşan derin nefes alarak kadına döndü. Hazelleri yanıyordu. Son bir kez geceliğe baktıktan sonra bakışlarını karısının üzerinde sabitledi.
“Uyurken böyle şeyler mi giyiyorsun sen?” boğuklaşmış sesi titremişti adamın.
“Evet. Kimse görmüyor diye pamuklu pijamalar giymem ben. Seksi gecelikler giyerim. Kendim için.” diye yanıtladı onu genç kadın. Umutsuzca tepkisiz olmaya çalışıyordu.
Olamayacağını bile bile.  
Aldığı cevaptan sonra gözlerini kapatıp birkaç saniye sonra açtı.
“Ulan ben şimdi senin ne giydiğini bile bile diğer odada nasıl uyuyacağım? Uykularım-”daha fazla devam etmesine müsaade etmeden onu paylarken bile tatlılığın ve seksiliğin sınırlarını aynı anda zorlayan adamın dudaklarına yapıştı. Ellerini çıplak teninde dolaştırarak onu kendine katarken karşılık alması gecikmemişti. Rahşan inleyerek kadının ayaklarını yerden keserken Azra titreyen elleri ile onun omuzlarına tutunmuştu. Avuçlarında sıktığı gecelik ile birlikte yatağa oturdu. Kucağındaki kadın onu yiyip bitirirken elleri rahat durmuyor sırtını, ensesini, omuzlarını okşuyordu. Bu kadın hep böyle ateşli miydi? Delirecekti az kalmıştı.
Yaşadıkları ıslak, ateşli öpücüğün ardından nefeslerinin normale dönmeleri için bir süre beklemek zorunda kalmışlardı. Genç kadın alnını alnına yasladığı adamın tatlı nefesini teninde hissederken içindeki ateşin nasıl harlandığını ta ruhunda duyuyordu.
“Dua et Mira evde Azra.” dedi ensesini okşayan kadının bacağını sıkarak.  
“Yoksa ne yapardınız Rahşan bey?” muzip sesi adamın aşık kalbini titretiyordu. Cevap vermeden kadının belini kavrayarak sertliğinin üzerine bastırdı.
“Çığlıklarınla apartmanı ayağa kaldırmanı sağlardım kadın”
Azra tam kadınlığının altında hissettiği sertliğe sürtündü. Adamın dişlerinin arasından tıslar gibi çıkan nefes hoşuna gitmişti.
“Yapma Azra. Mira diğer odada” dediğinde aklına gelen küçük kız kanını kaynatan tutkunun geri çekilerek yerini utanca bırakmasına neden olmuştu. Hızla adamın kucağından kalkarak etrafa bakınmaya başlamıştı.
“Eee şey, sen banyoya gir ben ona bakarım” diyerek sabahlığını almak için dolabı açtı.
Genç adam elindeki geceliği yatağa bırakarak karısının şaşkın hallerini izlemeye koyuldu. Panikle konuşarak dolabı açması çok hoşuna gitmişti. Açtığı dolabın içindeki kaosu görmeyi beklemişti ama garip bir şekilde düzenliydi. Tek kaşını kaldırarak dolabı incelerken üst rafta dikkatini çeken şeyin ne olduğunu görmek için ayağa kalkarak karısının arkasında durdu ve o şeyi alarak indirdi. Anladığı şeyin doğruluğu karşısında küçük şok geçiren adam karısına çevirdi soru dolu bakışlarını.
“Bu bebek hala yaşıyor mu Azra?” diye sordu siyah saçlı menekşe gözlü Amigurumi (el örgüsü) bebeği kadına doğru çevirerek. Nişanlıyken almıştı onu kadına. Sevdiği kadınla arkadaş olmaya çalıştığı dönemlerde.
Onun ne demek istediğini anlayan kadın göğsünü dağlayan vicdan ateşinin ruhuna sıçramaması için dua etti. Bu bebeği de diğer aldığı hediyeler gibi doğrayıp attığını düşünmüştü demek ki. Haklıydı aslında. Hep yaptığı şeydi neticede. Gözlerine dolan yaşlarla adamın elindeki bebeğe uzandı Azra. Genç adam karısının gözlerindeki yaşları fark ettiğinde düşüncesizce davrandığını anlamıştı. Yanlışını yüzüne vurmak ona yakışmazdı. Başka bir şey demeden gülümseyerek bebeği kendisine doğru uzanan narin ele bıraktı.
“Buraya taşınırken eski evinde unutmuşsun sanıyordum ben onu” diye toparlamaya çalıştı. Azra bir şey demeden bebeği yerine koydu. Yanından geçmeye çalışırken kolunu tutan adama direnmedi. Rahşan kadının sıcak bedenini kollarının arasına alırken pişmanlığının ağırlığı altında eziliyordu.
“Özür dilerim bebeğim.”
Bebeğim...
Çok sevmişti bu hitabı. Keşke hep söyleseydi.
“Ben senin gönül yaranım Rahşan. Neden beni bırakmıyorsun? İyileşirsin.” genç adam çıplak göğsünde hissettiği yaşlar yüzünden üzülse de kadını kendinden uzaklaştırmadı. Eğilerek saçlarını öptü sevgiyle.
“Sen benim gönül yaram değil diğer yarımsın Azra. Sensiz asla tam olamam” 
`O zaman neden o kadına gittin?` diye sormak istedi. Ama sormadı. Daha zamanı vardı. O zaman geldiğinde herkesin hesabı kesilecekti. Bir süre daha öyle kaldıktan sonra genç kadın kendini yavaşça geri çekti. Yanaklarını kurulayarak aradığı sabahlığı buldu. Üzerine geçirdikten sonra kuşağını bağladı.    
“Ben Mira`ya bakacağım sen lavaboya gir Rahşan” diyerek yüzüne bakmadan çıktı odasından. Odadan çıkıp kapıyı kapattıktan sonra derin nefes aldı. Ağladığı için öfkelenmişti. Nasıl yapardı böyle bir hatayı? Rahşan hakkında ne düşünecekti şimdi? Nasıl güçsüz bir kadın olup çıkmıştı hamile kaldıktan sonra. Kafasını sallayarak kendine geldi ve ayaklarını hareket ettirerek Mira`nın uyuduğu odaya doğru yürüdü. Kapı kulbunu yavaşça aşağı indirerek ses etmemeye dikkat ederek açtı. İçeri girdiğinde gördüğü manzara ağlama isteğini tetiklemişti. Küçük kız göğsüne bastırdığı bir fotoğrafla uyuyordu. Yüzünde ağlak bir ifade vardı. Uyumadan önce çok ağladığı belli oluyordu. Burnunun direği sızlayan kadın parmak uçlarında yürüyerek yatağa yaklaştı ve eğilerek saçlarını okşadı. Bu sahne o kadar tanıdık gelmişti ki, gözlerinden birkaç damlanın akmasına engel olamamıştı. Geceleri annesinin fotoğraflarına sarılarak uyumuş, sabahları onsuz bir dünyaya gözlerini açmıştı. Kendine gelmesi uzun sürmüştü elbette ama Yasemin olmasaydı hiç kendine gelemeyeceğini de biliyordu genç kadın. O yüzden bu küçük kıza kollarını açmış acısına ortak, yarasına merhem olmaya karar vermişti. Annesinin kimliği önemli değildi. 
Kızı bir süre daha izledikten sonra ince pikeyi beline kadar çekti. Göğsüne bastırdığı çerçeveyi çekerek aldı. Mira itiraz ederek mırıldansa da uyumaya devam etti. Zavallı kızın küçük bedeni ağlamaktan bitap düşmüştü. Çerçeveyi komodinin üzerine bıraktıktan sonra kıza son kez bakarak odadan çıktı. Onunla aynı anda banyo kapısını açan kocası ile karşılaştı. Duş alan adam saçlarını kurulamayı keserek kendisine baktı. Kaşlarını çatarak yanına vardı. Çenesini kavrayarak kafasını yukarı kaldırdı.
“Ağladın mı sen?”
“Mira için üzüldüm”
Rahşan onu kendine çekerek sıkıca sarıldı. Şimdiye kadar kalın kozasına sarılı yaralı Azra`yı görmüştü fakat artık o kozanın ardındaki koca yürekli kadını tanımaya başlıyordu. Tanıdığı kadın ona bolca güven vermişti. Artık onun kendisiyle oynamadığına inanıyordu. Hatta biraz ileri giderek kendisinden hoşlandığını bile düşünüyordu. Belki saçmalıyordu ama umut işte. Hep içindeydi insanın. Düşünmeyi kesti hemen.
“Onda kendini gördün.”
“Evet”
“Uyuyor mu şimdi?”
“Annesinin resmine sarılarak uyuya kalmış Rahşan. Yeni uyuduğu çok belliydi. Uyandırmadım ben de.”
“İyi yaptın. Üzerini giyin gel, konuşalım Azra” diyerek kadının sırtını okşadı bırakmadan önce. Azra geri çekilerek kafasını salladı ve banyoya doğru yürüdü. Ne hakkında konuşacaklardı bilmiyordu ama konuşacak olmaları hoşuna gitmişti. Banyoda işlerini hallettikten sonra odasına geri dönerek üstüne V yaka kısa kollu lila renk bir tişört altına da kısa rahat jean şort giyindi. Saçlarını en sevdiği toplama şekli dağınık topuz toplayarak çıktı odadan. Mutfağa geldiğinde kocasının kahvaltı masasını kurduğunu, ocağın başında bir şeyler pişirdiğini gördü. Yüzünde oluşan tebessüme engel olmadan arkadan adama yaklaştı. Belini kavrayarak parmak uçlarına yükseldi ve güzel kokan boynuna derin, sulu bir öpücük kondurdu.
“Günaydın” dedi. Geri çekilmeden önce nefis kokan boynu derinden koklamıştı. Rahşan kadının öpücüğünü ta kalbinde hissetmişti. İçi mutlulukla kabarmış, kalbini önüne katarak götürmüştü. İşini bırakarak arkasına dönmüş kadını belinden yakaladığı gibi kendine çekerek dudaklarından tatlı sabah şekeri çalmıştı.
“Günaydın bebeğim”
Kadın içinin bir hoş olduğunu hissetti.
“Mmm sucuk kızartıyorsun” diyerek havayı kokladı genç kadın. Rahşan kadının saçlarını okşayarak iştahla yutkunmasını izledi.
“Evet. Geç otur. Yumurtasını kırayım hemen getiriyorum” yumurta kelimesini duyar duymaz midesi boğazına kadar tırmanan kadın yüzünü buruşturdu. Birkaç gündür değil yumurtayı yemeyi, onu görmeye bile katlanamıyordu. En sevdiği besinden böyle tiksinmesi karnındaki minik fasulyenin suçuydu.
“Sucuklara yumurta çırpmasan? Böyle yesek?” yüzündeki yalvarış dolu ifadeye şaşıran adam kaşlarını kaldırdı. Elinin tersini karısının alnına koyarak ateşini ölçtü.
“Sen iyi misin Azra? Ateşinde yok.”
“Yok zaten.”
“Sen ki, hafta sonlarını sırf sucuklu yumurta için seviyordun. Yarın da Cumartesi. Senin için yapayım dedim.” 
Adamın doğru tespitine sinir olmuştu. O yüzden biraz aksi tavırla 
“İyi yaptın” dedi.
Rahşan gülümsedi. Yanaklarında açılan çukurlar kadının nefesini tekletirken bakışlarının ona kilitlenmesine neden olmuştu. Yakışıklı yüzü vardı evet ama o yakışıklılık değildi kendisini adama doğru çeken. Kalbiydi. İçindeki aşktı. Tabi hala kendisini seviyorsa.
Rahşan Altay`ın artık kendisini sevmemesi fikri ciğerini dağlamıştı. 
“Neden şimdi yumurta istemiyorsun Azra?” adamın dudaklarının hareket ettiğini görünce dikkatini dediklerine verdi. Ona şimdi hamilelik yüzünden öyle olduğunu söyleyemezdi. Yalan da söylemek istemiyordu. Kanında yoktu çünkü. Peki adama ne cevap verecekti şimdi?
Tabii ki, her zaman yaptığı gibi yaparak...
“Ayy, amma sorguladın be adam. Önceden seviyordum ama artık sevmiyorum. Anladın mı? O yüzden sevgili sucuğumun üzerinde istemiyorum onu.” diye tersleyerek adamın kollarından kurtuldu. Masaya geçerek oturdu. Rahşan önce şaşırsa da sonra şaşırdığına şaşırmıştı. Bir buçuk seneden fazladır kadın böyle davranıyordu ona. Neden şaşırmıştı bilmiyordu. İki gün iyi davrandı diye huyunu değişecek değildi ya. Kafasını sallayarak gülümsedi ve tek keilme etmeden işine döndü.
Kahvaltılarını yaptıktan sonra masayı toplamasına yardım etmesine asla müsaade etmeyen adam onu salona göndermiş, beklemesini söylemişti. Azra mutfaktan çıkarken leblebi kasesini de kendiyle almayı unutmamıştı. Kucağında leblebi kasesi ile oturup salon kapısına bakarken söylenmeyi de ihmal etmiyordu.
“Yok Azra sen yorulma ben masayı halledip hemen geliyorum” sesini kalınlaştırarak adamı taklit etti. Gözlerini kısarak kapıya baktı. “Sanki ben bilmiyorum takıntısı yüzünden böyle yaptığını. Bir şeylerin yerini değişirim diye hemen postaladı beni pis.” elindeki fındığı kapıya fırlatacağı sırada kapı açıldı. Eli havada kalan kadın öksürerek elini çaktırmadan aşağı indirdi ve o fındığı ağzına attı. Rahşan gelip yanına oturunca odanın havası aniden ağırlaşmıştı. Adamın yaydığı enerjiden fazlasıyla ciddi bir konuşma yaşayacakları anlaşılıyordu. Duyacakları şeylere kendini hazırlayarak kocasına baktı. Neyse ki Rahşan onu fazla bekletmemişti.
“Sevgim ölüyor Azra” cümledeki saçmalığa dikkat etmek istemedi kadın. Çünkü etseydi konu başka yola sapacaktı.
Karısına ismiyle hitap eden adam metresine iyelik eki kullanıyordu. Hem de yaşanan o kadar tatlı anlardan sonra. Dişlerini sıktı.
“Kanser mi?” diye sordu kendine gelerek. Derdini öğrenmeden canını almayacaktı onun.
“Dünyanın beş en ölümcül kanser türünden birine yakalanmış.”
“Pankreas.” demek o gün Sevgi hakkında konuşuyorlardı. Gerçi kocasının telefonunu karıştırırken kanser kelimesine rastlamıştı ama türünü anlamamıştı.
“Pankreas” kelime ağzından tiksinç bir şeymiş gibi çıkmıştı. Annesi mide kanserinden ölmüştü. Babası neler yapmıştı onu kurtarmak için ama başaramamıştı. Paranın yapabileceklerinin de bir sınırının olduğunu o günlerde acı bir şekilde öğrenmişti. Fakat Selim beyin çabalarını çocuk aklıyla yetersiz bulmuş, annesinin ölümünde onu suçlamıştı. Tabii yine ve yine Yasemin sayesinde anlamıştı babasının çaresizliğini. Yapabileceklerinin bir sınırı olduğunu. Yasemin olmasaydı hala babasına karşı kin besliyor olacaktı.
“Zavallı Mira” dedi sesi titreyerek. Derin nefes alan Rahşan kadının elini tutmak için hamle yaptığında salonda çınlayan kırılma sesi ikisinin irkilmesine neden olmuştu.  Dönüp baktıklarında Mira`nın yaşlı gözlerle onlara daha doğrusu Rahşan`a baktığını gördü. Bakışları döşemeye kaydığında uyurken göğsüne bastırdığı çerçevenin camlarının tuzla buz olduğunu gördü.
“Yalancı seni.” dedi Mira sert sesle. Genç kadın küçük kıza baktığında karşısında Mira değil kendisi vardı artık. Ağır adımlarla cam kırıklarının etrafından dolanarak kocasına yaklaşan kızın gözlerindeki kızgınlığı ve kırgınlığı apaçık görmüştü. O iki hissin yanına nefretin son hızla yaklaştığını fark ettiği an ayağa kalktı. Buna müsaade edemezdi. Mira`nın çok sevdiği ağabeyinden nefret etmesine izin asla veremezdi.
Rahşan çökmüş omuzlarıyla ayağa kalkarak kıza doğru gitmek için hamle yaptı.
"Mira güzelim yanlış duydun."
Mira elini kaldırarak onu durdurdu. Rahşan iç çekerek olduğu yerde kaldı.
"Hayır. Sen Söyledin. Sevgim kanser dedin. Bana yalan söyledin."
Rahşan bedenini hareket ettirerek kollarını açtı.
"Mira gel bebeğim kollarıma konuşalım."
"Yaklaşma. Gelme. Sen pis bir yalancısın. Ben annemi istiyorum. Anneme götür beni. HEMEN!" sona doğru bağıran kızın kolunu kavrayarak çeken kadın onun direnişiyle karşılaştı.
 “Mira beni dinle”
“Ne diyeceksin Azra abla? Rahşan abi bana söz verdi. Annene bir şey olmayacak dedi ama annem ölüyor abla” dolu gözlerinden aşağı süzülen yaşlar kadının içini ezerken adamı harekete geçirmişti. Rahşan`ın kendisine doğru yaklaştığını son anda fark eden küçük kız kolunu kadından kurtarmak için salladı.
“Ahh”
Azra kızı bırakmamak için mücadele verirken karnına yediği dirsekle acıyla inlemişti.       
    


                                          

                                            

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder