Kendisine şaşkınca
bakan karısına açıklama yapmadan önce derin nefes aldı adam. Bugün bu evden sağ
salim çıkacağına umut ediyordu. Tam ağzını açıp konuşmaya başlayacakken Azra
her zamanki gibi onu yeniden dumura uğratmıştı. Üzerindeki şaşkınlığı silkinerek
bir toz misali dağıtan kadın gülümseyerek Mira`ya yaklaştı.
“Hoş geldin” dedi
sevecen ses tonuyla. Rahşan olan biteni şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş gibi
sessizce izliyordu.
“Hoş bulduk Azra abla”
dedi kız ağlamaktan çatallaşmış sesile. Azra ona yaklaşarak elini uzattı. Mira
hemen sıkmıştı elini. Azra elini çekerek tekrar gülümsedi.
“Beni tanıyor musun?”
diye sormuştu ama bakışları hemen kocasını bulmuştu. O mu bahsetmişti
kendisinden? Mira`nın ona abla diyecek kadar yakın hissetmesinde bir payı var
mıydı?
“Evet.” kızın sesi o
kadar kederli çıkıyordu ki bu konuyu sorgulamayı başka zamana bıraktı.
Aklındaki soruları öteleyip kızın koluna girdi.
“Hadi gel bir şeyler
yiyelim. İçimden bir ses senin aç olduğunu söylüyor” onu çekiştirip mutfağa
götürürken arkasında kendisine hayranlık mı duysa yoksa işkillense mi diye bir
ikilemde kalan kocasını bırakmıştı.
Mutfağa girdiklerinde ne düşünmesi gerektiğini bilemeyen kadın kızı
koltuğa oturtarak tezgaha yaklaştı. Ona sert çıkışabilirdi eğer ki kızı
darmadağınık görmeseydi. Ağlamaktan şişmiş gözleri ve buraya gelmeden önce de
ağlamış olduğunu kanıtlayan ıslak kirpikleri annelik iç güdülerini harekete
geçiriyordu. Bir gün Sevgi`nin kızı için üzüleceksin deselerdi gülüp geçerdi
ama şimdi gerçekten de o kadının kızı için üzülüyordu. Dolaptan tatlı
tabaklarını alarak masaya koydu. Çay bardaklarına yeni demlediği çaydan koyarak
masaya bıraktı. Mira önce masadakilere sonra Azra`ya baktı.
“Aç değilim abla.”
sesi ağlamaklı çıkmıştı. Dokunsan ağlayacak kıvamdaydı. Azra onun elini
kavrayarak avucuna hapsetti. Hafifçe sıkarak gülümsedi. Rahşan olanları sanki
uzaktan bir hayal gibi izliyor, tek kelime etmiyordu. Olay onun dışında
gelişiyormuş gibi hissediyordu. Nitekim öyleydi.
“Benim ay çöreklerim
harikadır Mira. Özellikle peynirli olanı. Bir ısırık aldığın an ona aşık
olacaksın.” kızın elini bırakarak saklama kabından iki tane ay çöreği aldı.
Tabağa koyarak kızın önüne bıraktı. Mira önündeki en çok sevdiği çöreğe
bakarken gözlerinin dolmasını engelleyememişti. Azra kızın ağladı ağlayacak
halini fark edince “Biz her zaman senin yanındayız Mira” dedi pozitif olmaya
çalışarak. Ona her şey iyi olacak demek istiyordu ama olmayacağını bizzat
tecrübe etmişti zamanında.
“Güzelim” diyen
kocasına baktı. Adam dünden beri çökmüştü. Kendisi ile geçirdiği zamanlarda az
da olsa iyiydi şimdi gittiği yerde her ne yaşadıysa bitkin görünüyordu. Mira
Rahşan`a baktı yaşlı gözlerle. “Önündekileri ye.” ay çöreklerini gösterdi
çenesiyle. Mira boğazına takılan yumruyu yutarak yanaklarına süzülen yaşları
elinin tersiyle sildi.
“Boğazımdan geçmez
abi”
“Geçecek. Sen yemeğini
ye. Biz Azra ablanla konuşup geliyoruz. ” eğilerek kızın saçlarını öptü. Kız
saçları öpülürken gözlerini kapatarak adamın koluna sarılmıştı. Onları izleyen
kadının kalbi erirken bir kere daha emin oldu Rahşan Altay`ın muhteşem bir baba
olacağından. Kızı öptükten sonra kalkarak karısına baktı genç adam. Önden
giderken kadının onu takip ettiğini biliyordu.
Salona geçtiklerinde
karısına döndü. Silahlarını kuşanmıştı.
Hazırdı. Azra gibi bir kadın asla kan dökmeden bırakmazdı savaşı. Biliyordu.
Bizzat şahit olmuştu.
"Sen o kadının
kızını buraya getirdin. Neden Rahşan?" ilk konuşan genç kadın olmuştu.
Rahşan yorgun nefes alarak burun kemerini sıktı.
"Moskova`da
yaşayan Refika teyzem ameliyat oldu. Annem onun yanında olmasaydı Mira`yı ora-"
lafını böldü kocasının.
"Rahşan onun
yanına git."
"Efendim?”
kafasını hızla ona çeviren adam az kalsın boynunu kıracaktı. Azra kocasının elini tuttu.
"Git Rahşan. Yanında
olman gereken kişiye git. Ben Mira`ya göz kulak olurum" dedi
hafif tebessümle. Gitmesini istemiyordu. Ama önünü kesemezdi. Hakkı yoktu.
Biliyordu.
"Gerçekten mi?"
şaşırmıştı. Bu kadar sakin ve kolay olacağını düşünmemişti. Çünkü Sevgi`nin
kızını eve getirirken Azra`yla nasıl mücedele edeceğini düşünmüştü. Azra
yaklaşarak kocasının yanaklarını avuçladı ve boynunu hafif eğerek gözlerinden
öptü. Rahşan o an kalbinin duracağını düşünmüştü. Kadın geri çekildiğinde
gözlerinin içine baktı. Menekşeleri buğulanmıştı.
“Gözlerindeki kederi
silebilmek için her şeyi yaparım demiştim. Hatırladın mı?” diye sordu
fısıltıyla. Adam hipnotize olmuş gibi kafasını salladı. Bu yaptığı büyük bir
şeydi. Hiçbir kadın yapmazdı. Tabii Azra Altay her kadın değildi. O güçlüydü.
Çok güçlüydü. Ona hayran olmamak elde değildi.
“Aldığım en güzel kararsın
Azra. İyikimsin” dediğinde kadın tek kelime etmeden adam mor göz altlarını
okşadı.
"Hadi Sevgi`yi daha fazla
bekletme. Ben Mira ile ilgilenirim. Aklın kalmasın."
Rahşan kadının dudaklarını
öptükten sonra odasına gitti. Üzerini değişip çıktı. Salona geldiğinde Mira ile
Azra`yı televizyonun önünde bulmuştu. Bir şey izliyorlardı. Ve izledikleri her
neyse Mira`yı gülümsetmişti. Uzun zamandır hep ağlayan yüzü bugün biraz da olsa
gülüyordu. Hepsi karısı sayesindeydi. İçindeki aşkı tozlu köşesinden çıkmak
için çırpınmaya başlamadan aklını başka şeye vermeliydi.
“Ne izliyorsunuz siz?” salona
girip onlara doğru yürüdü.
“Düğün CD nizi izliyoruz abi.
Azra abla kuğu gibiydi düğününüzde. Değil mi?” dedi Mira hayranlıkla ekrana
bakarak. Aldığı cevap hafif sendelemesine neden olmuştu. Azra ona düğün CD
lerini mi izletiyordu? Hani asla izlemedikleri düğünü görüntülerini. Bakışları
anında kadını bulunca kendisini izlediğini fark etti. Bakışlarındaki anlamadığı
duygu o kadar yoğundu ki gözlerini çekti onlardan.
“Azra ablan her zaman güzeldi
Mira” diyerek saçlarını karıştırdı genç adam. Azra aldığı iltifatla titremişti.
“Gidiyor musun?” diye sordu
ayağa kalkarak kocasının yanına gelirken.
“Gidiyorum” genç adam elini
karısının yanağına koyarak hafifçe okşadı. Bu küçük temasla bile kendinden
geçen kadın gözlerini kapattı. Bir adımda ona yaklaşarak alnını öptü ve onları
dolu dolu gözlerle izleyen küçük kıza baktı. Rahşan bakışlarını bir anlık karısına
çevirdiğinde onun da Mira`ya üzgün gözlerle baktığını gördü. Bakışlarını
kadından çekip kızı çağırdı eliyle. Konuşmaya mecali bile kalmamıştı artık.
Mira sanki bunu bekliyormuş gibi koltuktan kalkarak adamın yanına yürüdü. Genç
adam kızı kendine çekerek tepesini öptü. Mira anına adamın beline sarılarak
akmak için sabırsızlanan göz yaşlarını serbest bıraktı. Göğsünde yankılanan
hıçkırık kor ateş gibi içini dağlıyordu.
"Anneme bir şey olmayacak
değil mi abi?" sorusunu duyunca gözlerini kapatarak kafasını geri attı.
Farkında olmadan kıza daha sıkı sarılmıştı. O an omuzunda hissettiği sıcak
avuçtan yayılan titreşimleri kalbinde hissederek yanağını o elin üstüne koydu.
Kızı sardığı kolunun birini çekerek yanındaki kadını bedenine yasladı. Azra
yanlamasına adamın boynuna sarıldı. Ağlamamak için kendini güç bela tutuyordu.
"Olmayacak güzelim."
Olmayacak duaya amin demişti
az önce. Dişlerini sıktı. Mira kafasını geri atarak ona baktı. Yaşlı gözleri
ile taradı yüzünü.
"Söz veriyor musun?"
diye sordu içindeki umutsuzluğa rağmen. Mira on iki yaşındaydı ama aptal
değildi. O da biliyordu istediği şeyin olmayacağını.
"Söz güzelim."
dediği anda boynundaki kollar sıkılaştı. Kafasını hafif eğerek çilek kokan
saçları kokladı. Bir süre daha öyle kaldıktan sonra gitmişti evden.
Genç adam verdiği sözün
ağırlığı ile evden çıktı. Arkasına dönüp bakamadı bile.
Arabaya bindiğinde
direksiyonu yumrukladı öfkeyle. Verdiği söz kocaman taş gibi oturmuştu göğsüne.
Her nefes aldığında ağırlaşıyor, ciğerlerini eziyordu. Kendini toparlayıp
siteden çıkması biraz zaman almıştı. Mira`ya söz verirken aklı neredeydi
bilmiyordu ama o söz ağzından çıkmıştı bir kere. Artık geri dönüşü yoktu.
Hastaneye vardığında arabadan inerek aceleci adımlarla Onkoloji bölümünün olduğu
kata çıktı. Yavaş adımlarla odaya doğru yürürken verdiği sözün ağırlığı
cebelleşiyordu. Kapı önüne geldiğinde birkaç saniyelik duraksamanın ardından
içeri girdi. Odaya girer girmez karşılaştığı manzara derin iç çekmesine neden
olmuştu. Sevgi yatakta acıyla kıvranırken ter içinde kalmıştı. İçi acıyan adam
hızla kadına yaklaştı. Yatağa oturarak kadının alnına yapışmış ıslak saçlarını
çekti. Onun geldiğini fark eden Sevgi gözlerini açıp, ona bakarak gülümsemeye
çalıştı. Fakat karnına vuran şiddetli ağrı iki büklüm olmasını sağlamış, acıyle
inlemesine neden olmuştu.
"Rahşan"
diye inledi kadın ellerini ona uzatarak.
"Sevgim" diye karşılık verdi adam. Kadının terden sırılsıklam olmuş bedenini sardı sıkıca. Sevgi adama sıkıca sarılarak ağrının geçmesini bekledi. Geçmeyeceğini bile bile. Uzun zamandır bu ağrıları çekiyordu. Önceler sebebini bilmese de şimdi neden olduğunu biliyordu. Pankreas`tı ağrının kaynağı. En önemli organlarla bağlantısı olan, en derinlere saklanmış, pekte bilinmeyen bir organdı pankreas. Çok önemli görevi olmasına rağmen çoğu kişinin haberi olmazdı varlığından. Ta ki kanser denen illete yakalanana kadar. Son evredeydi onun hastalığı. Ömrü de kanserin evresi gibi sondaydı. Çok az vakti kalmıştı bunu hissediyordu. Ölümden korkmuyordu o. Bir tek kızına ne olacağı endişesi vardı içinde.
"Sevgim" diye karşılık verdi adam. Kadının terden sırılsıklam olmuş bedenini sardı sıkıca. Sevgi adama sıkıca sarılarak ağrının geçmesini bekledi. Geçmeyeceğini bile bile. Uzun zamandır bu ağrıları çekiyordu. Önceler sebebini bilmese de şimdi neden olduğunu biliyordu. Pankreas`tı ağrının kaynağı. En önemli organlarla bağlantısı olan, en derinlere saklanmış, pekte bilinmeyen bir organdı pankreas. Çok önemli görevi olmasına rağmen çoğu kişinin haberi olmazdı varlığından. Ta ki kanser denen illete yakalanana kadar. Son evredeydi onun hastalığı. Ömrü de kanserin evresi gibi sondaydı. Çok az vakti kalmıştı bunu hissediyordu. Ölümden korkmuyordu o. Bir tek kızına ne olacağı endişesi vardı içinde.
“Mira nerede?” diye
sordu adamadan uzaklaşıp yatağa kıvrılırken. Kendisine bakan üzgün hazelleri
görmemek için bakışlarını karşı duvara sabitledi. Kalbi güzel bir adamı nasıl
üzdüğünü görmek istemiyordu.
“Benim evimde. Merak
etme güvende.”
“Azra... kabul etti mi
benim kızımı evine?” şaşırmıştı. Bakışlarını duvardan kopartıp adama baktı.
Kendisini bir kaşık suda boğacak olan kadın kızını nasıl kabul etmişti?
“Etti. Hatta ben
çıkarken düğün CD`mizi izliyorlardı.” Diyerek gülümsedi adam. Yanaklarına
gamzeler konmadı o gülümsemeyle. Gözlerine bile ulaşmadı. Derin nefes aldı
Sevgi. Ağrısı hafiflemişti ama birazdan daha da şiddetleneceğini biliyordu.
“Kızımı bu kadar kolay
kabullenmesine şaşırdım.”
“Bence kızına kıyamamıştır.
O an Mira`da senin kızını değil kendi
küçüklüğünü görmüştür. Çünkü o da annesini kanserden kaybetti.” Dediğinde
kafasını salladı kadın.
“Bunun acısını fena
çıkartacak biliyorsun değil mi? Şimdi susuyor ve kabulleniyor gibi görünüyor
ama bu fırtınadan önceki sessizlik sadece. Fazlasıyla yanıltıcı.”
“Biliyorum Sevgim
biliyorum.”
Başka bir şey
konuşamadan beklediği daha şiddetli ağrı bedenini esir alınca acı dolu
çığlığını içinde tutuamamıştı kadın. Rahşan karşısındaki kadının acı dolu
çığlığını duyunca hızla yatağın başındaki düğmeye bastı. Acıyla kıvranan kadına
sarılıp, onu göğsüne bastırırken dünyanın adaletine tükürüyordu içinden. Bir
iki dakika sonra odaya giren doktorlar ve hemşireleri fark eden adama hemen
kadını bırakıp işlerini yapmaları için geri çekildi. Üzgün bir şekilde odadan
çıkarak olanları camdan izlerken omuzunda hissettiği elle
kafasını çevirdi.
“Yapma Rahşan.
Duygularını bu kadar belli etme”
“O daha hayatının çok
başında Macit abi. Ölecek olmasını kabullenemiyorum”
“O kabullendi
kardeşim. Sen de kabullen. Baksana acı çekerken bile sana bakıyor. Senin
yüzündeki acı karnındaki acıdan daha çok acı veriyor ona. Yapma.” genç adam
kafasını sallayıp yüzündeki ifadeyi silerken yanlarında duydukları sese döndü
ikisi de.
“İyi akşamlar”
İki adam da aynı anda
Kerem`e
“İyi akşamlar kuzen”
dedi. Aldığı karşılığa gülümseyen adam kuzenlerine baktı. Birisi amcasının
diğeri teyzesinin oğluydu. Macit Karaman onun kuzeni, aynı zamanda oldukları
hastanenin baş hekimiydi. Hastanenin sahibi elbette ki, eniştesi Mustafa
Karaman`dı.
“Yine mi ağrısı var?”
dedi kadının etrafındaki doktorlara bakarak.
“Son birkaç gündür
sıklaştı ağrıları.” Dedi Rahşan. Sesindeki acı hissedilir düzeydeydi. Macit
derin nefes alarak
“Kanser karaciğere de
sıçradı çünkü” dedi. Rahşan kafasını
sallayarak daha fazla kalamadı odada. Kapıya doğru yürüyüp odadan çıkarken
arkasından bakan Macit Kerem`e döndü.
“Rahşan evli değil mi
Kerem?” diye sordu. Kerem kafasını salladı.
“Evli”
“Selim Ateşdağlı`nın
kızı Azra Ateşdağlı ile evli diye biliyorum ben onu. Sevgi ne iş?”
“Sevgi ile ne
arkadaşlar ne sevgili”
“İlişki durumu karışık
yani”
“Aynen öyle kuzen”
“Ama kadın ona aşık.
Bunu ben bile görebiliyorum gözlerinde.”
“Eminim Rahşan`da
görüyor”
“Macit bey” diye
seslenen doktor ile konuşmaları son bulmuştu.
“Bir şey mi oldu Kadir
bey?”
“Hastayı acilen
kemoradyasyona almamız lazım” Macit kaşlarını çatarak meslektaşına baktı.
“Daha sabah
kemoradyasyon gördü hasta. Neden böyle bir şeye gerek gördünüz şimdi?”
“Ağrısı çok şiddetli.
Ağrının merkezine yapacağımız alkol uygulaması ile acının beyine sinyal
göndermesini engelleyeceğiz. En azından rahat uyur bu gece. ”
“Size kolay gelsin o
zaman”
“Teşekkür ederim.”
Genç adam çıktığı
terasın zeminine oturdu. Gidiyordu. Dert ortağı elinden kayıp gidiyordu.
Kafasını ellerinin arasına alarak düşünmeye başladı. Uzun zamandır Sevgi`deki
değişikliği gözlemliyordu. Hızlı ve sebepsizce kilo kaybı. İştahsızlık, mide
bulanması ve ağrılar. Ondan bile saklamıştı yaşadıklarını. Ta ki acıdan
bayılana kadar. Mira arayıp haber verdikten sonra hemen gitmişti oldukları
hastaneye. Doktorlar o gün çok umutsuzca muayene etmiş adamın içine şüphe
tohumlarını ekmişlerdi. Zaten uzun uzun yapılan testlerin sonunda yakalandığı
illeti açıklamışlardı ona. O gün Sevgi`nin tüm ısrarlarına rağmen gelmişti
hastaneye.
“Kemoradyasyona
götürdüler Sevgi`yi. Birkaç saat sonra yola çıkıyorlar.” diyen kuzenine baktı.
Yanına oturmuş kendisine bakıyordu. Kafasını ağır ağır eğdi adam. Suçluymuş
gibi. Canı yanıyormuş gibi. Kerem omuzuna elini koyarak sıktı. Onu sarsarak
kendine getirmek, suratına; kedine gel birkaç ay sonra baba olacaksın diye
haykırmak istiyordu. Baba olacağını büyük ihtimal bilmiyordu. Çünkü bilseydi
böyle karalar bağlamazdı en azından. Rana`nın hamileyim deyişi geldi aklına.
Mutluluktan delirmişti o gün. Rana`yı tüm hamileliği boyunca canından
bezdirmişti. Üstüne fazlaca düşmüş, her şeyine karışmıştı. Oğlunun doğumu vardı
birde. Onu ilk kucağına alışında aşkın ne olduğunu anlamıştı. O gün kucağına
aldığı o küçük varlığa aşık olmuş, Rabbin`e binlerce kere şükretmişti.
“Sence böyle yaparak
Azra`ya haksızlık etmiyor musun?”
“Eskiden yaptığım
hiçbir şey onu etkilemiyor diye düşünüyordum ama bugün-” sustu. Gitmeden önce
gözlerinde gördüğü şey içini delmişti adamın. Kalbini titretmiş, dengesini alt
üst etmişti.
“Bugün onun yaptığını
çok az kadın yapardı Rahşan. Kimse kocasının metresi bildiği kadının kızını
evine kabul etmezdi. Kaldıramazdı bunu.”
Duydukları genç adamı
gülümsetmişti.
“Ne o Karlar
Kraliçesini mi savunuyorsun bana?”
Gülümseme sırası bu
sefer Kerem`deydi.
“O artık Karlas
Kraliçesi değil kuzen. Kocası için onun metresine bile katlanan bir kahraman.
Belki başkaları onun gibi kadınları güçsüz ve silik biri olarak görüyor ama öyle
değil. Azra ve onun gibiler güçsüz değil karakter sahibiler. Ve hazır ol derim
kardeşim. Çünkü bunun acısını çok kötü şekilde çıkaracak senden.”
“Beklemediğin tokatın
acısı beklediğin tokatın acısından bin kat daha serttir abi. Biliyorum. Beni
beklemediğim, en çok mutlu olduğum an vuracak. Azra Altay`dan daha azını
beklemiyorum zaten.”
*****
Azra omuzları çökmüş
bir şekilde kocasının arkasından uzunca bir süre baktı. Gözlerinde akmaya
zorlanan yaşları geri iteleyip küçük kıza döndü ve kolunu omuzuna atarak
kendiyle beraber salona götürdü. İzledikleri düğün cd si bitmişti. Mira'nın
aklını dağıtabilmek için çizgi film kanallarının birinde durdu. Ne kadar
büyürse büyüsün çizgi filme hayır diyemiyordu genç kadın. Çizgi filmini
izlerken koltuğun köşesinde oturan Mira'nın çaresizliğine daha fazla
dayanamadı. Kız sanki her an gidecekmiş
gibi elleri dizlerinin arasında koltuğun ucunda oturuyordu. Ekrana bakıyordu
görmeyen gözlerle. Annelik hormonlarının verdiği yoğunlukla ağlamak istedi
kadın. Fakat kendini toparlayarak kızın dikkatini çekti hafif öksürük ile. Ona bakan
kıza
"Mira gel hadi yat
dizlerime. Yorulmuş olmalısın." Dedi dizine vurarak. Mira kafasını
salladı. Bakışları bir anlığına kapıya kaysa da hemen kendini toparladı. Kadına
bakarak kafasını salladı yanlara.
"Yok yorulmadım Azra abla.
İyiyim ben böyle."
"Hadi gel ama. Saçların
çok güzel ve onlarla oynamak istiyorum. Beni kıracak mısın yoksa?"
"Peki." Mira ürkekçe
Azra'nın dizlerine yattığında bacağına sarıldı. Küçük kız ne kadar ağlamamak
için uğraşsa da göz yaşları ondan izinsiz akıyorlardı. Derin iç çekerek
"Ağlama güzelim. Rahşan
abin söz verdi. Annene bir şey olmayacak." dedi.
"Olmayacak değil mi abla?"
"Olmayacak güzelim. Hadi
kapa gözlerini. Biraz dinlen. Ben hep yanında olacağım."
Dizlerindeki kollar
sıkılaşınca kalbi tekledi kadının.
“Rahşan abi seni çok seviyor
abla. Bize seni o kadar anlattı ki, tanımadan çok sevmiştim ben seni.”
Kız konuşurken elleri
saçlarında donan kadını fark etmemişti. Onu mu anlatmıştı Sevgi`ye? Nasıl bir
ilişki vardı aralarında? Hangi erkek metresine karısını anlatır ki? Onların
karısına sempati beslemesine neden olacak kadar ne anlatabilirdi ki?
“Azra abla?” diye Mira onu
düşüncelerinden kopartarak o ana odaklanmasını sağladı. Elleri saçlarını
okşamaya devam etti istemsizce.
“Söyle Mira`cığım”
“Sen de Rahşan abiyi onun seni
sevdiği kadar seviyor musun?”
Göğsüne darbe almış gibi
irkilen kadının eli kızın saçlarında durdu. Sevmek? Hem de kocasının onu
sevdiği kadar? Bilmiyordu. Ne hissettiğini bilmiyordu ki. Ya da biliyordu fakat
kabul etmek istemiyordu.
Adamı istiyordu, ondan çocuk
yapıyordu ama..
Kafasını salladı.
Hayır.
Sevmiyordu onu.
Hoşlanma?
Belki…
Bir kadın hoşlandığı adam için
böyle fedakarlık yapmazdı.
“Uykun var mı Mira?” diye
sordu onu geçiştirerek. O an göğsünün ortasında hızlanan kalbini görmezden
gelmeyi seçmişti.
“Annemin iyi geceler öpücüğü
olmadan hiç uyumadım ben abla” ayağa kalkarak kadına baktı. İçi dağlanan kadın
gülümsedi. O tam on üç yıldır o öpücüksüz uyuyordu geceleri. Düşünmemeye
çalıştı. Yıllar geçmesine rağmen annesi her aklına geldiğinde ağlıyordu. Fakat
şimdi bu acılı küçük kızın karşısında ağlamak istemiyordu.
Elini kaldırarak kızın
yanağını okşadı.
“Bu seferlik anne öpücüğü
yerine abla öpücüğü ile yetinsen güzelim?”
Mira ona baktı bir süre. Genç
kadın kararsızlık yaşadığını yüzünden okuyabiliyordu. Her ne düşünüyorduysa o
güzel yüzü gölgeleyen ani acı kadının kalbini parçalamıştı. Çünkü Mira`yı
gördüğü ilk andan onda kendini görmüştü. O küçük, ürkmüş, anne koynundan koparılmış
kuzu gibi titrek halleri ona çekmişti genç kadını.
“Annemin öpücüğünün yeri
kalsın yanağımda abla” yanağını okşayarak bakışlarını başka yöne çevirdi. Yine
ağlayacağını anlayan kadın onu hemen kendine çekmişti. Zaten az önce duyduğu
kelimeler, hamilelik hormonları ve içindeki annesini özleyen küçük kız ağlamak
için hazırda bekleyen göz yaşlarını hıçkırık eşliğinde yanaklarından
yuvarlamışlardı. Mira onun boynuna sarılıp ağlarken o da kendini serbest
bırakmıştı.
Birkaç dakika sarılıp
ağladıktan sonra Azra Mira için boş odayı hazırlamıştı. Kız yatağına girer
girmez hemen uyumuştu zaten. Küçük bedeni haddinden fazla yorgundu çünkü.
Kızı bir süre izledikten sonra
kapıyı kapatıp banyoya girdi. İhtiyaçlarını giderip uyumadan önceki bakımlarını
yaptıktan sonra odasına gitmek için banyodan çıktı. Rahşan`ın odasının önünden
geçerken oraya bakmamaya çalışarak hızlıca kendi odasına girdi. Zaten
banyodayken orada yaşadıkları ateşli, nefes nefese anlar hiç aklından
çıkmamıştı. Kocasının odasına girmeyi hiç istemiyordu. Odasına girmeden önce
eli kapı kulbunda duraksayarak kafasını dış kapıya doğru çevirdi. Birkaç
saniyelik bakışın ardından kafasını çevirerek kapı kulbunu indirdi. İçeri
girdikten sonra şortlu saten geceliğini giyerek yatağına yattı. Bakışlarını tavana
dikerek ellerini karnına koydu.
“Ben seni babana ne zaman
söyleyeceğim minik fasulyem?” ne kadar saklayacaktı ondan? Önünde sonunda karnı
şişince anlayacaktı. Bir an önce derdini öğrenmeliydi. Aslında ne olduğunu
biliyordu fakat detaya ihtiyacı vardı. En fazla bir iki haftaya güzel anını
seçip söylerdi. Çünkü duymasa bile söylediği o kelime kadının ortasından
geçmişti.
İyi…
O kelimeyi hatırlamak bile
ürpermesine yetmişti.
Sözleşme için bile olsa o
bebek her ikisinin de kanından, canındandı. Gözlerini kapatıp uykuyu beklerken
gözlerinin önünde bebeğini ve kendisini çok seven kocasının görüntüleri oynuyordu.
Sırtüstü yatan adam ve
göğsünde en masum haliyle uyuyan bebekleri vardı o hayallerde. Hatta o hayal
hayal olmaktan çıkmış kadının rüyası olmuştu. Fakat gecenin bir yarısı o güzel
rüyasının tam ortasında göğsünde hissettiği ağırlık rüyadan kopup gerçekliğe
dönmesine neden olmuştu. Önce paniklese de genzine dolan o koku göğsünde
yatanın kim olduğunu fısıldamıştı kulaklarına. Karnına baskı yapan el ve göğsünü yakan nefes içini
kıpırdatmış, olmadık hayaller kurmasına da sebep olmuştu.
“Rahşan” konuşmasına fırsat
kalmadan adam ateş gibi dudaklarını iki göğsünün arasına bastırdı.
“Çok yorgunum Azra. Koynunda
dinlenmeye geldim” adamın yorgunluk ve üzüntü ile harmanlanmış sesi kadının da
üzülmesini sağlamıştı. Fakat o üzüntü kalp yaralayan sivri dilini es geçmişti
dalgınlıkla.
“Ben başka kadının yorduğu
adamın dinlenebileceği bir durak değilim Rahşan” dedi. Fakat adam tepki olarak
göğsündeki kafasını yanlara sallayıp kirli sakalları ile kadının tenini çizmek
oldu. Daha sonra kadın kendini adamın altında bulmuş ve bu duruma bir hayli
şaşırmıştı.
“Ne yapıyorsun?” diye sormuştu
şaşkınlıkla. Rahşan eğilerek dudaklarını kadının dudaklarına sürttü.
“Senin şu sivri dilin güzel
bir dersi hakediyor kadın” dedikten sonra kadının konuşmak için açılmış ağzına
saldırmıştı. Dili diline dolanarak dersini verirken bedeni kadının bedeninin
üzerine iyice yerleşmişti. Arasına yerleştiği bacaklar hemen beline sarılınca
karısının da onu istediğini anlamıştı. İçten içe hamile kalmadığına da mutlu
olmuştu dün. Çünkü sevdiği kadına daha çok dokunabilecek, onu uzun zaman
sevebilecekti. İhtiyaçla, tutkuyla talan ettiği dudaklardan koparak kadının
gerdanına öpücükler sıralamaya başladı. Saçlarına sarılan parmaklarla
gülümsemişti adam. Sevişiyordu onunla. Belli bir organla değil kalbiyle,
dudaklarıyla, şefkatiyle sevişiyordu. Sevişmek için belli bir organ gerekmezdi
zaten. Orgazm da gerek değildi. Ruhunuz tatmin olduysa yeterliydi.
Yavaş ve yakıcı öpüşlerini
karısının açıkta kalan teninin her yerine sıralayıp göbeğine gelince durdu. O
göbeğe önce alnını koyarak bir süre öylece kaldı.
`Seni severek hamile
bırakacağım Azra.` diye haykırdı kalbi. Kulaklarına çalınan haykırış irkilerek
kafasını kaldırmasına neden olmuştu. Dağılmış haliyle altında yatan bu
harikulade kadın damarlarındaki kanını fokurdatmıştı. Aşık kalbini göğsüne
sığmayacak kadar şişirmiş, burnunun direğini sızlatmıştı.
Kadının dikkatini
çekmeden dudaklarını göbeğine dokundurarak yukarı kalktı. Kendisine anlayışla
bakan kadını tanımakta zorlansa da üstünde durmadı. Bu durumu anlamayı ve
çözmeyi sonraya bırakıp, bedenini yukarı çekerek kafasını kadının tatlı göğsüne
koydu. O bedenden yayılan çilek kokusunu içine çekerek boşalmaların en
afillisini yaşarken ruhu da kalbi de tatmin olmuştu.
Azra yaşadığı duygusal
sevişmenin hala etkisindeyken taşıdığı candan habersiz olan kocasının karnını öpmesi
kalbine bomba gibi düşmüş hislerini yerle bir etmişti. Ne düşüneceğini
bilemiyordu. Bir yanı bebeğini ondan sakladığı için vicdan azabı çekerken diğer
yanı kafası karışmış adamı daha da karıştırmaya lüzum olmadığını savunuyordu.
Düşünmeyi keserek kollarındaki
adama odaklandı. Elini kaldırarak parmaklarını saçlarına daldırdı. Keyifle
mırıldanan adam yüzünü güldürmüştü.
Yumuşacık telleri
içini eritirken adamın çehresini bezeyen birkaç günlük kirli sakalı göğsünü
çizerek tatlı tatlı sızlamasına neden oluyordu. Ona sarılarak uyumanın bu kadar
zevkli olacağını keşke ilk başta bilseydi. Bunca hatayı yapmaz kocasının başka
kadına gitmesine sebep olmazdı.
Bu kadar da
mantıksızdı genç kadın. Tam bir kova burcu kadınıydı. Her yanından mantık akan
mantıksız, manyak burçtu onunki. Deli dolu, neşeliydi aynı zamanda. Oğuz
ölmeden önce öyleydi en azından.
“Azra”
“Efendim”
“Her ne düşünüyorsan,
düşünmeyi kes.”
Kaşlarını çattı. Neden
böyle bir şey demişti ki?
“Anlamadım”dedi.
Gerçekten de anlamamıştı.
“Düşündüğün her neyse
kendini kasıyorsun. Yapma. Böyle devam
edersen benim yüzümden olduğunu düşüneceğim.”
“Saçlarının verdiği
hissi sevdim” dedi adamı cevapsız bırakarak. Gerçi bu da bir cevap sayılırdı
neticede. Rahşan kadının göğsünü koklayarak öptü.
“Sana sarılmanın
verdiği hissi sevdim.” birkaç saniye duraksayarak devam etti. Kalın ve hoş bir
sesi vardı adamın. Tıpkı bir çikolata gibi. Dilinizin üzerinde inanılmaz bir
tat bırakan. “Bırak sana sarılmayı, o sarılmayı hayal ettiğimde bile içim cız
etti benim.”
İçi cız etme sırası
kadındaydı bu sefer. Bunca zamandır kocasını, kendisini yarım bırakmıştı.
İnanamıyordu.
“Rahşan” dedi özür dilerim kelimelerini zorla yutarak.
“Söyle ömrümü yoluna
serdiğim” diye mırıldanan adam kadının aldığı nefesi ciğerlerine tıkamıştı.
Birkaç saniye içinde ciğerlerindeki hava taşlaşarak içini ezdi. Böyle güzel
seven adamı nasıl olur da başka kadına altın tepside sunmuştu, aklı almıyordu.
Artık bu son nokta dediği her seferde adam çıtayı daha da yükselterek kadını
nefes nefese bırakmayı başarıyordu doğrusu.
“Gitmeden önce Mira`ya
verdiğin sözün omuzlarına ağır taş gibi çöktüğünü gördüm Rahşan.” kendine
gelmeyi başarsa da aklı hala o kelimelerdeydi. Kocası ona cevap vermek yerine
derin ah çekince kalbi sıkıştı. O kadına değer veriyordu. Fakat o değer
kendisini değersiz hissetmesine neden olmamıştı. Aklı karışmıştı bir anda.
“Sevgi çok mu hasta?”
ağlama isteğini zorla bastırıyordu.
“İyileşecek inşallah”
dese de sesinde gram umut yoktu. Gönlünün kıyısına vuran merhametin bedenine
hükmetmesine izin verdi. Adamın yumuşacık saçlarını okşayarak öptü.
“Doktorlar umut
vermediler mi?”
“Yurt dışına
gönderdiler.”
Kafasını salladı
anladığını göstermek için ama kocası bu hareketini görmemişti. Kendi
salaklığına gülmek istedi o an.
“Annesi gelene dek
burada kalabilir Rahşan”
Rahşan kadının göğsünü
öperek kokladı. Koynuna girdiği kadın adeta bir mıknatıs gibi tüm yorgunluğunu
ve umutsuzluğunu çekip almıştı ondan.
“Teşekkür ederim Azra.
Buna ihtiyacım vardı.”
“Rica ederim. Uyu sen
artık. Yorgunsun”
“Tatlı rüyalar”
“Sana da Rahşan”
Ertesi sabah
uyandığında kocasının kafasını göğsünde değil karnında bulmuştu. Adam sanki
bebeğini koruma istiyormuş gibi üzerine yatmıştı. Gördüğü manzara karşısında
mutlu olan kadın gözlerine dolan yaşları geri göndermek için kaldırdığı
kafasını yastığa geri attı. Gözlerini kapatıp içinden ona kadar saydıktan sonra
kafasını tekrar kaldırdığında uyku
mahmuru hazellerin kendisini izlediğini gördü.
“Günaydın” dedi uyku
mahmuru boğuk sesile. Gülümsememek için dudaklarını ısıran kadın
“Günaydın” dedi sakin
olmaya çalışarak.
Rahşan nereye
yattığını yeni fark etmiş gibi hemen kalktı kadının karnından. Hissettiği
boşluk içini ezse de ses etmedi kadın.
“Nasılsın bugün?” diye
sordu yataktan çıkıp da etrafa bakan adama. Rahşan saçlarını karıştırarak
karısına baktı. İyi miydi gerçekten?
“İyi değilim Azra.”
Azra yataktan çıkarak
kocasına yaklaştı. Neden iyi değildi ki? Ona hiç mi iyi gelmiyordu? Sıcaklığı,
yaşadıkları bir nebze de olsun Sevgi`yi ve hastalığını unuttarmıyor muydu? O
kadar mı seviyordu o kadını?
Bu duruma fazlasıyla
üzülmüştü. Üzülse de dik durarak yüzünde tek mimik oynamasına izin vermeden
kocasına baktı. Rahşan sıkıntıyla saçlarını çekiştirerek kadının çalışma
masasına doğru yürüdü. Masanın üzerine dağılmış kalemleri ve diğer ıvır
zıvırları alarak kalemliğe koydu. Kendisini şaşkınlıkla izleyen karısına döndü
sıkıntılı yüz ifadesiyle.
“Söylesene böyle bir
dağınıklık içinde nasıl iyi olabilirim Azra? Odanın 1945`te atom bombası saldırısına uğramış
Hiroşima`dan farkı yok. Ayrıca-” diye söylenmeye başlayacağı sırada kadının
rahatlayarak gülmesine takılmıştı. Onu
kendisine gülerken pek görmemişti. E haliyle şaşkındı. Azra gülerek kendisine aşık ve şaşkın
gözlerle izleyen kocasına yaklaştı. Elini kaldırarak yanağını okşadı. Rahşan
uysal kedi gibi kadının avucuna sokuldu.
“Odamın bir şeyi yok
Rahşan iftira atma” dedi gülümseyerek.
“Yok demek” diyerek
kendine geldi adam. Az kalsın kadının yörüngesine girerek beynini yakıyordu.
Neyse ki kurtulmuştu. Kafasını sallayarak kadının çalışma sandalyesinin
arkasına attığı ceketini aldı. Havaya kaldırarak karısına gösterdi. “Bu ceketin
yeri burası değil Azra. Dolap.”
Azra gözlerini
devirerek ceketi aldı ve yerine koydu. Tabi kocası o ceketi alarak dolapta bir
askıya astı.
Koltuğun üzerindeki
dağınık kırlentleri alarak güzelce dizdi. Azra kollarını göğsünde toplayarak
keyifle odasını toplayan kocasını izlemeye başladı. Yüzünde mutlu tebessüm,
kalbinden taşmak için sabırsızlanan kabul etmediği duygular.
“Göz kaleminin
komodinin üzerinde ne işi var Azra? Ya su içtiğin bardak makyaj masanda ne
arıyor? Her zaman böylesin, dağınık ve
aceleci.”
Söylenerek makyaj
masasının üzerinde dağılmış makyaj malzemelerini toplayarak sırayla masaya
dizdi. Çok sevdiği renkli tokalarını o tokalar için kullandığı küçük kaseye
koydu. Makyaj masasındaki işi bitince
arkasına dönerek kendisini izleyen karısına keskin bakış attı.
“Of, Rahşan” diyerek
söylenme sırası kadındaydı.
“Hiç oflama kadın.
Odanda sürekli bir kaos var. Masana dağılmış kalemler, sandalye tepelerine
atılmış ceketler, yatağın yanına atılmış iç çamaşırları” diyerek yatağın
ayağına atılmış mor dantel geceliğini alarak havaya kaldırdı. Kadın kocasının
geceliğe yutkunarak bakmasını izlerken içindeki dev volkan patlamaya başladı.
“Azra” dedi gözlerini
dantel gecelikten çekmeden. Nefesi tekleyen kadın cevap vermekte gecikmişti.
“Efendim Rahşan” dedi
kendine geldiğinde. Rahşan derin nefes alarak kadına döndü. Hazelleri
yanıyordu. Son bir kez geceliğe baktıktan sonra bakışlarını karısının üzerinde
sabitledi.
“Uyurken böyle şeyler
mi giyiyorsun sen?” boğuklaşmış sesi titremişti adamın.
“Evet. Kimse görmüyor
diye pamuklu pijamalar giymem ben. Seksi gecelikler giyerim. Kendim için.” diye
yanıtladı onu genç kadın. Umutsuzca tepkisiz olmaya çalışıyordu.
Olamayacağını bile
bile.
Aldığı cevaptan sonra
gözlerini kapatıp birkaç saniye sonra açtı.
“Ulan ben şimdi senin
ne giydiğini bile bile diğer odada nasıl uyuyacağım? Uykularım-”daha fazla
devam etmesine müsaade etmeden onu paylarken bile tatlılığın ve seksiliğin
sınırlarını aynı anda zorlayan adamın dudaklarına yapıştı. Ellerini çıplak
teninde dolaştırarak onu kendine katarken karşılık alması gecikmemişti. Rahşan
inleyerek kadının ayaklarını yerden keserken Azra titreyen elleri ile onun
omuzlarına tutunmuştu. Avuçlarında sıktığı gecelik ile birlikte yatağa oturdu.
Kucağındaki kadın onu yiyip bitirirken elleri rahat durmuyor sırtını, ensesini,
omuzlarını okşuyordu. Bu kadın hep böyle ateşli miydi? Delirecekti az kalmıştı.
Yaşadıkları ıslak,
ateşli öpücüğün ardından nefeslerinin normale dönmeleri için bir süre beklemek
zorunda kalmışlardı. Genç kadın alnını alnına yasladığı adamın tatlı nefesini
teninde hissederken içindeki ateşin nasıl harlandığını ta ruhunda duyuyordu.
“Dua et Mira evde
Azra.” dedi ensesini okşayan kadının bacağını sıkarak.
“Yoksa ne yapardınız
Rahşan bey?” muzip sesi adamın aşık kalbini titretiyordu. Cevap vermeden
kadının belini kavrayarak sertliğinin üzerine bastırdı.
“Çığlıklarınla
apartmanı ayağa kaldırmanı sağlardım kadın”
Azra tam kadınlığının
altında hissettiği sertliğe sürtündü. Adamın dişlerinin arasından tıslar gibi
çıkan nefes hoşuna gitmişti.
“Yapma Azra. Mira
diğer odada” dediğinde aklına gelen küçük kız kanını kaynatan tutkunun geri
çekilerek yerini utanca bırakmasına neden olmuştu. Hızla adamın kucağından
kalkarak etrafa bakınmaya başlamıştı.
“Eee şey, sen banyoya
gir ben ona bakarım” diyerek sabahlığını almak için dolabı açtı.
Genç adam elindeki
geceliği yatağa bırakarak karısının şaşkın hallerini izlemeye koyuldu. Panikle
konuşarak dolabı açması çok hoşuna gitmişti. Açtığı dolabın içindeki kaosu
görmeyi beklemişti ama garip bir şekilde düzenliydi. Tek kaşını kaldırarak
dolabı incelerken üst rafta dikkatini çeken şeyin ne olduğunu görmek için ayağa
kalkarak karısının arkasında durdu ve o şeyi alarak indirdi. Anladığı şeyin
doğruluğu karşısında küçük şok geçiren adam karısına çevirdi soru dolu
bakışlarını.
“Bu bebek hala yaşıyor
mu Azra?” diye sordu siyah saçlı menekşe gözlü Amigurumi (el örgüsü) bebeği
kadına doğru çevirerek. Nişanlıyken almıştı onu kadına. Sevdiği kadınla arkadaş
olmaya çalıştığı dönemlerde.
Onun ne demek
istediğini anlayan kadın göğsünü dağlayan vicdan ateşinin ruhuna sıçramaması
için dua etti. Bu bebeği de diğer aldığı hediyeler gibi doğrayıp attığını
düşünmüştü demek ki. Haklıydı aslında. Hep yaptığı şeydi neticede. Gözlerine
dolan yaşlarla adamın elindeki bebeğe uzandı Azra. Genç adam karısının
gözlerindeki yaşları fark ettiğinde düşüncesizce davrandığını anlamıştı.
Yanlışını yüzüne vurmak ona yakışmazdı. Başka bir şey demeden gülümseyerek
bebeği kendisine doğru uzanan narin ele bıraktı.
“Buraya taşınırken
eski evinde unutmuşsun sanıyordum ben onu” diye toparlamaya çalıştı. Azra bir
şey demeden bebeği yerine koydu. Yanından geçmeye çalışırken kolunu tutan adama
direnmedi. Rahşan kadının sıcak bedenini kollarının arasına alırken pişmanlığının
ağırlığı altında eziliyordu.
“Özür dilerim
bebeğim.”
Bebeğim...
Çok sevmişti bu
hitabı. Keşke hep söyleseydi.
“Ben senin gönül
yaranım Rahşan. Neden beni bırakmıyorsun? İyileşirsin.” genç adam çıplak
göğsünde hissettiği yaşlar yüzünden üzülse de kadını kendinden uzaklaştırmadı.
Eğilerek saçlarını öptü sevgiyle.
“Sen benim gönül yaram
değil diğer yarımsın Azra. Sensiz asla tam olamam”
`O zaman neden o
kadına gittin?` diye sormak istedi. Ama sormadı. Daha zamanı vardı. O zaman
geldiğinde herkesin hesabı kesilecekti. Bir süre daha öyle kaldıktan sonra genç
kadın kendini yavaşça geri çekti. Yanaklarını kurulayarak aradığı sabahlığı
buldu. Üzerine geçirdikten sonra kuşağını bağladı.
“Ben Mira`ya bakacağım
sen lavaboya gir Rahşan” diyerek yüzüne bakmadan çıktı odasından. Odadan çıkıp
kapıyı kapattıktan sonra derin nefes aldı. Ağladığı için öfkelenmişti. Nasıl
yapardı böyle bir hatayı? Rahşan hakkında ne düşünecekti şimdi? Nasıl güçsüz
bir kadın olup çıkmıştı hamile kaldıktan sonra. Kafasını sallayarak kendine
geldi ve ayaklarını hareket ettirerek Mira`nın uyuduğu odaya doğru yürüdü. Kapı
kulbunu yavaşça aşağı indirerek ses etmemeye dikkat ederek açtı. İçeri
girdiğinde gördüğü manzara ağlama isteğini tetiklemişti. Küçük kız göğsüne
bastırdığı bir fotoğrafla uyuyordu. Yüzünde ağlak bir ifade vardı. Uyumadan
önce çok ağladığı belli oluyordu. Burnunun direği sızlayan kadın parmak
uçlarında yürüyerek yatağa yaklaştı ve eğilerek saçlarını okşadı. Bu sahne o
kadar tanıdık gelmişti ki, gözlerinden birkaç damlanın akmasına engel
olamamıştı. Geceleri annesinin fotoğraflarına sarılarak uyumuş, sabahları onsuz
bir dünyaya gözlerini açmıştı. Kendine gelmesi uzun sürmüştü elbette ama
Yasemin olmasaydı hiç kendine gelemeyeceğini de biliyordu genç kadın. O yüzden
bu küçük kıza kollarını açmış acısına ortak, yarasına merhem olmaya karar
vermişti. Annesinin kimliği önemli değildi.
Kızı bir süre daha
izledikten sonra ince pikeyi beline kadar çekti. Göğsüne bastırdığı çerçeveyi
çekerek aldı. Mira itiraz ederek mırıldansa da uyumaya devam etti. Zavallı
kızın küçük bedeni ağlamaktan bitap düşmüştü. Çerçeveyi komodinin üzerine
bıraktıktan sonra kıza son kez bakarak odadan çıktı. Onunla aynı anda banyo
kapısını açan kocası ile karşılaştı. Duş alan adam saçlarını kurulamayı keserek
kendisine baktı. Kaşlarını çatarak yanına vardı. Çenesini kavrayarak kafasını
yukarı kaldırdı.
“Ağladın mı sen?”
“Mira için üzüldüm”
Rahşan onu kendine
çekerek sıkıca sarıldı. Şimdiye kadar kalın kozasına sarılı yaralı Azra`yı
görmüştü fakat artık o kozanın ardındaki koca yürekli kadını tanımaya
başlıyordu. Tanıdığı kadın ona bolca güven vermişti. Artık onun kendisiyle
oynamadığına inanıyordu. Hatta biraz ileri giderek kendisinden hoşlandığını
bile düşünüyordu. Belki saçmalıyordu ama umut işte. Hep içindeydi insanın.
Düşünmeyi kesti hemen.
“Onda kendini gördün.”
“Evet”
“Uyuyor mu şimdi?”
“Annesinin resmine
sarılarak uyuya kalmış Rahşan. Yeni uyuduğu çok belliydi. Uyandırmadım ben de.”
“İyi yaptın. Üzerini
giyin gel, konuşalım Azra” diyerek kadının sırtını okşadı bırakmadan önce. Azra
geri çekilerek kafasını salladı ve banyoya doğru yürüdü. Ne hakkında
konuşacaklardı bilmiyordu ama konuşacak olmaları hoşuna gitmişti. Banyoda
işlerini hallettikten sonra odasına geri dönerek üstüne V yaka kısa kollu lila
renk bir tişört altına da kısa rahat jean şort giyindi. Saçlarını en sevdiği
toplama şekli dağınık topuz toplayarak çıktı odadan. Mutfağa geldiğinde
kocasının kahvaltı masasını kurduğunu, ocağın başında bir şeyler pişirdiğini
gördü. Yüzünde oluşan tebessüme engel olmadan arkadan adama yaklaştı. Belini
kavrayarak parmak uçlarına yükseldi ve güzel kokan boynuna derin, sulu bir
öpücük kondurdu.
“Günaydın” dedi. Geri
çekilmeden önce nefis kokan boynu derinden koklamıştı. Rahşan kadının öpücüğünü
ta kalbinde hissetmişti. İçi mutlulukla kabarmış, kalbini önüne katarak
götürmüştü. İşini bırakarak arkasına dönmüş kadını belinden yakaladığı gibi
kendine çekerek dudaklarından tatlı sabah şekeri çalmıştı.
“Günaydın bebeğim”
Kadın içinin bir hoş
olduğunu hissetti.
“Mmm sucuk
kızartıyorsun” diyerek havayı kokladı genç kadın. Rahşan kadının saçlarını
okşayarak iştahla yutkunmasını izledi.
“Evet. Geç otur.
Yumurtasını kırayım hemen getiriyorum” yumurta kelimesini duyar duymaz midesi
boğazına kadar tırmanan kadın yüzünü buruşturdu. Birkaç gündür değil yumurtayı
yemeyi, onu görmeye bile katlanamıyordu. En sevdiği besinden böyle tiksinmesi
karnındaki minik fasulyenin suçuydu.
“Sucuklara yumurta
çırpmasan? Böyle yesek?” yüzündeki yalvarış dolu ifadeye şaşıran adam kaşlarını
kaldırdı. Elinin tersini karısının alnına koyarak ateşini ölçtü.
“Sen iyi misin Azra?
Ateşinde yok.”
“Yok zaten.”
“Sen ki, hafta
sonlarını sırf sucuklu yumurta için seviyordun. Yarın da Cumartesi. Senin için
yapayım dedim.”
Adamın doğru tespitine
sinir olmuştu. O yüzden biraz aksi tavırla
“İyi yaptın” dedi.
Rahşan gülümsedi.
Yanaklarında açılan çukurlar kadının nefesini tekletirken bakışlarının ona
kilitlenmesine neden olmuştu. Yakışıklı yüzü vardı evet ama o yakışıklılık
değildi kendisini adama doğru çeken. Kalbiydi. İçindeki aşktı. Tabi hala
kendisini seviyorsa.
Rahşan Altay`ın artık
kendisini sevmemesi fikri ciğerini dağlamıştı.
“Neden şimdi yumurta
istemiyorsun Azra?” adamın dudaklarının hareket ettiğini görünce dikkatini
dediklerine verdi. Ona şimdi hamilelik yüzünden öyle olduğunu söyleyemezdi.
Yalan da söylemek istemiyordu. Kanında yoktu çünkü. Peki adama ne cevap
verecekti şimdi?
Tabii ki, her zaman
yaptığı gibi yaparak...
“Ayy, amma sorguladın
be adam. Önceden seviyordum ama artık sevmiyorum. Anladın mı? O yüzden sevgili
sucuğumun üzerinde istemiyorum onu.” diye tersleyerek adamın kollarından
kurtuldu. Masaya geçerek oturdu. Rahşan önce şaşırsa da sonra şaşırdığına
şaşırmıştı. Bir buçuk seneden fazladır kadın böyle davranıyordu ona. Neden
şaşırmıştı bilmiyordu. İki gün iyi davrandı diye huyunu değişecek değildi ya.
Kafasını sallayarak gülümsedi ve tek keilme etmeden işine döndü.
Kahvaltılarını yaptıktan sonra masayı toplamasına
yardım etmesine asla müsaade etmeyen adam onu salona göndermiş, beklemesini
söylemişti. Azra mutfaktan çıkarken leblebi kasesini de kendiyle almayı
unutmamıştı. Kucağında leblebi kasesi ile oturup salon kapısına bakarken
söylenmeyi de ihmal etmiyordu.
“Yok Azra sen yorulma ben masayı halledip
hemen geliyorum” sesini kalınlaştırarak adamı taklit etti. Gözlerini kısarak
kapıya baktı. “Sanki ben bilmiyorum takıntısı yüzünden böyle yaptığını. Bir
şeylerin yerini değişirim diye hemen postaladı beni pis.” elindeki fındığı
kapıya fırlatacağı sırada kapı açıldı. Eli havada kalan kadın öksürerek elini
çaktırmadan aşağı indirdi ve o fındığı ağzına attı. Rahşan gelip yanına
oturunca odanın havası aniden ağırlaşmıştı. Adamın yaydığı enerjiden fazlasıyla
ciddi bir konuşma yaşayacakları anlaşılıyordu. Duyacakları şeylere kendini
hazırlayarak kocasına baktı. Neyse ki Rahşan onu fazla bekletmemişti.
“Sevgim ölüyor Azra” cümledeki saçmalığa
dikkat etmek istemedi kadın. Çünkü etseydi konu başka yola sapacaktı.
Karısına ismiyle hitap eden adam metresine
iyelik eki kullanıyordu. Hem de yaşanan o kadar tatlı anlardan sonra. Dişlerini
sıktı.
“Kanser mi?” diye sordu kendine gelerek.
Derdini öğrenmeden canını almayacaktı onun.
“Dünyanın beş en ölümcül kanser türünden
birine yakalanmış.”
“Pankreas.” demek o gün Sevgi hakkında
konuşuyorlardı. Gerçi kocasının telefonunu karıştırırken kanser kelimesine
rastlamıştı ama türünü anlamamıştı.
“Pankreas” kelime ağzından tiksinç bir şeymiş
gibi çıkmıştı. Annesi mide kanserinden ölmüştü. Babası neler yapmıştı onu
kurtarmak için ama başaramamıştı. Paranın yapabileceklerinin de bir sınırının
olduğunu o günlerde acı bir şekilde öğrenmişti. Fakat Selim beyin çabalarını
çocuk aklıyla yetersiz bulmuş, annesinin ölümünde onu suçlamıştı. Tabii yine ve
yine Yasemin sayesinde anlamıştı babasının çaresizliğini. Yapabileceklerinin
bir sınırı olduğunu. Yasemin olmasaydı hala babasına karşı kin besliyor
olacaktı.
“Zavallı Mira” dedi sesi titreyerek. Derin
nefes alan Rahşan kadının elini tutmak için hamle yaptığında salonda çınlayan
kırılma sesi ikisinin irkilmesine neden olmuştu. Dönüp baktıklarında Mira`nın yaşlı gözlerle
onlara daha doğrusu Rahşan`a baktığını gördü. Bakışları döşemeye kaydığında
uyurken göğsüne bastırdığı çerçevenin camlarının tuzla buz olduğunu gördü.
“Yalancı seni.” dedi Mira sert sesle. Genç
kadın küçük kıza baktığında karşısında Mira değil kendisi vardı artık. Ağır
adımlarla cam kırıklarının etrafından dolanarak kocasına yaklaşan kızın
gözlerindeki kızgınlığı ve kırgınlığı apaçık görmüştü. O iki hissin yanına
nefretin son hızla yaklaştığını fark ettiği an ayağa kalktı. Buna müsaade
edemezdi. Mira`nın çok sevdiği ağabeyinden nefret etmesine izin asla veremezdi.
Rahşan çökmüş omuzlarıyla ayağa kalkarak kıza
doğru gitmek için hamle yaptı.
"Mira güzelim
yanlış duydun."
Mira elini kaldırarak
onu durdurdu. Rahşan iç çekerek olduğu yerde kaldı.
"Hayır. Sen
Söyledin. Sevgim kanser dedin. Bana yalan söyledin."
Rahşan bedenini
hareket ettirerek kollarını açtı.
"Mira gel bebeğim
kollarıma konuşalım."
"Yaklaşma. Gelme. Sen pis
bir yalancısın. Ben annemi istiyorum. Anneme götür beni. HEMEN!" sona
doğru bağıran kızın kolunu kavrayarak çeken kadın onun direnişiyle karşılaştı.
“Mira
beni dinle”
“Ne diyeceksin Azra abla? Rahşan abi bana söz
verdi. Annene bir şey olmayacak dedi ama annem ölüyor abla” dolu gözlerinden
aşağı süzülen yaşlar kadının içini ezerken adamı harekete geçirmişti. Rahşan`ın
kendisine doğru yaklaştığını son anda fark eden küçük kız kolunu kadından
kurtarmak için salladı.
“Ahh”
Azra kızı bırakmamak için mücadele verirken
karnına yediği dirsekle acıyla inlemişti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder