1 Eylül 2019 Pazar

4. bölüm Yorgunum.



Hep ulaşamadıklarını mı sever insan, yoksa sevdiklerine mi ulaşamaz.
Genç adam anahtarı anahtar deliğine yerleştirip çevirdi. Kapıyı açtığında yüzüne vuran yalnızlık rüzgarı içini yakmıştı. Eve adım atıp çantasını portmantoya koydu. Ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Işıkları yaktı. Etrafa bakındı ve iki haftadır hep aynı yerde; sehpanın üzerindeki notu buldu.
Babamdayım yarın geleceğim.
Kağıdı avucunda ezerek salonun orta yerine fırlattı. Sıkılmıştı artık. Boynundaki kravatı çekerek çıkarttı ve onu da kağıdın yanına gönderdi. Onun kalbine gireceğine inanıyordu ama evlendikten sonra işinin çok zor hatta imkansız olduğunu anlamıştı. Sürekli yalnız kalarak kimin kalbine girecekti orası meçhuldü. Eve ilk ayak bastıkları andan kurallarını sıralayan kadın en başta odaları ayırmıştı. Adamın zaten bir villası yoktu. Mütevazı bir apartman dairesinde yaşıyordu. Sadece bir banyosu olan, üç oda bir salon daireydi burası.
Genç adam koltuğa çökerek ellerini yüzüne kapattı. Evlendiklerinde karısının mezarlık ziyaretlerini azaltacağına inanıyordu ama aksine o ziyaretler artmıştı. Her gün aynı durumla karşılaşmaktan bıkmıştı. Koltukta geçirdiği uzun zamanın ardından kalktı. Yemek bile yemeden odasına gitti ve üzerini değişerek yatağa yattı. Bir huzursuz geceye daha kapattı gözlerini.
Ertesi gün Cumartesi günü olduğu için saat on bir gibi kalktı. Hala uyanmamış yorgun zihnini uyandırmak için odadan çıkarak banyoya girdi. Elini yüzünü yıkayıp ihtiyaçlarını giderdikten sonra dışarı çıktı. Eliyle saçlarını düzelterek odasına girmek isterken diğer odanın kapısı açıldı. Kafasını kaldırıp o yöne baktı.
“Günaydın” dedi genç kadın kocasına bakarak. Rahşan uzun zamandır taktığı tepkisizlik maskesini yeniden geçirdi suratına.
“Günaydın” diyerek mutfağa doğru yürüdü adam.
Azra uzun zamandır adamı çıldırtacak birçok şey yapmıştı ama adam hala tepki vermiyordu. Çıldıracaktı. Babasının imzalattığı sözleşme olmasa iki ay sonra boşanmıştı ama adam çok kurnaz çıkmış anlamadığı şekilde kendisini ikna etmişti. Selim Ateşdağlı`nın bu kadar zengin olmasına şaşmamalıydı doğrusu. Zira adamda üstün ikna etme yeteneği vardı.
Kafasını sallayarak eşinin arkasından gitti. Kocası az önce kendisinin demlediği çaydan kupasına koyuyordu.
“Bardakta içmiyor musun çayı?” diye sordu merakla. Rahşan gülümsedi. Bir aylık kocasını hiç tanımıyordu. Rahşan sevimli bir şekilde kafasını yanlara salladı. Kafasını sallarken alnına düşen saç tutamı kadının sebepsizce içini hoş etmişti.
“Kupada içmeyi seviyorum. Sen de ister misin?”
Azra cebindeki telefonu çıkararak gelen mesaja baktı. Gülümseyerek cevap yazdıktan sonra kocasının sorusunu hatırlayarak kafasını kaldırdı ve ona baktı.
“İçtim ben. Sana afiyet olsun” köşedeki L koltuğa oturdu ve telefonla ilgilenmeye başladı. Genç adam çayından birkaç yudum alarak karısının kahvaltı hazırlamasını bekledi. Azra ise onun beklentisinden habersiz (!) – tamamen bilinçli yapıyordu bunu – kuzeni ile mesajlaşıyordu. Bağdaş kurarak oturduğu koltukta fazlasıyla rahat davranıyor, kocasını yok sayıyordu. Rahşan sakinleşmeye çalışarak kupayı tezgaha bıraktı. Kollarını göğsünde toplayarak karısını izlemeye başladı. Yirmi dakika bekledikten sonra hala aynı pozisyonda oturup umarsızca telefonu ile vakit geçiren kadının yanına oturdu.
"Annem öğlen bizi yanına çağırıyor. Akşam da yemeğe kalırsınız dedi”   
Azra onun yüzüne bakmadan telefonla ilgilenmeye devam etti. Rahşan sakin olmaya çalışarak telefonu çekti karısının elinden.
"Hey ne yapıyorsun? Ver şunu." Telefona uzandı ama adam kolunu çerekerek ondan uzaklaştırdı. Sinirli mor menekşe gözlere sabitledi hazel gözlerini. Sinirlendiği için sarıya dönük açık kestane renk göz hareleri koyulaşmaya başlamış yeşil renge dönmeye başlamıştı. 
"Seninle konuşuyorum. Dinle artık beni."
"Ne dinleyeceğim Rahşan. Annen çağırmış. Tamam duydum. Sen de gelemeyeceğimizi söyleyeceksin. Konu kapandı işte. Ver şu telefonu." 
"Saçmalama Azra. Tabiki de anneme böyle bir şey demeyeceğim. Bir aydır kadın bizi bekliyor."
"Kime sormuşta plan yapmış pek sevgili annen? Bana sormak aklına gelmedi mi? İşim var benim gelemem bugün. Çok istiyorsan kendin git. Benim için de uydur bir bahane. Hadi ver şu telefonu." Elini uzatarak telefonu vermesini bekledi. Rahşan telefonu avucunda sıkarak ona doğru eğildi. Azra bu yakınlıktan rahatsız olarak geri kaydı.
"Ne demeliyim Azra! Ha! Ne demeliyim? Bir fikrin varsa benimle de paylaş. Bir aydır söylemediğim yalan kalmadı çünkü.” gözlerini kısarak düşünür gibi yaptı. Aradığı cevabı bulmuş gibi gözlerini kocaman açarak kinaye ile baktı kadına. “Şey derim bu sefer. Azra ilk kocasının yanına gitti. Kusura bakma anne. Sen umurunda değilmişsin. Nasıl? Olmuş mu?" diye sordu sıkılı dişlerinin arasından. Uzun zamandır koruduğu sakinliği şu an itibariyle çatırdamaya başlıyordu ve ardındaki öfke selinin önüne çıkanı yerle bir edeceğini haber veriyordu.
"Düzgün konuş benimle. Sesini yükseltme bana." Azra istediğini elde etmenin mutluluğu içindeydi. Geri yaslanarak kocasını izlemeye başladı. Rahşan koltuktan kalkarak mutfağın ortasına doğru yürüdü. Saçlarına geçirdiği parmakları hırsla kıvrılarak köklerine asıldı. Genç kadın damarına basmaya devam etti.
"Hem annene ne diyeceğin umurumda mı sanıyorsun? Kabullen Rahşan. Biz senle bir hiçiz. Seninle asla o evlilik pozlarına girmeyeceğim. Ayrıca evet o benim kocam- dı- Tek gerçek koc..."  duydukları ile çığırından çıkan adam yemek masasını büyük gürültü ile devirmiş kadının korku ile çığlık atmasına neden olmuştu. Gözü dönmüş adam eli ağzında, kocaman olmuş gözlerle kendini izleyen kadına yaklaşdı. İşaret parmağını öfke ile kadına doğru salladı. 
"Sakın bir daha ona kocam deme. Sakın bir daha benim annem hakkında bu şekilde konuşma. Benim öfkemi hafife alma Azra.  Sakın ola beni sınama. Zira benim gözüm döndüğünde ne sana ne de ölmüş olan sevgiline saygı duyarım." 
Azra adamın ona bir şey yapmayacağını öğrenmişti bu iki ayda. Oturduğu koltukta dizlerinin üzerinde durarak adamı göğsünden ittirdi. Hırsını alamayıp koltuktan kalktı ve karşısına dikildi kocasının.
"Ne yaparsan yap Rahşan. Senden korkacağımı mı sanıyorsun? Ateş olsan cümrün kadar yer yakarsın." 
Genç adam kahkaha attı sinirle. Kadının üzerine gelerek gözlerinin içine baktı.
"Öyle mi karığıcım (!)? O zaman gör bakalım öfkem kimleri yakacak. Mezar ziyareti yapmayacaksın bundan sonra. Eğer gittiğini bir duyar, bir görürsem bundan sonra ziyaret edeceğin bir mezar bulamayacaksın."
"Ne…ne demek istiyorsun sen?"
"Sen zeki bir kadınsın. Ne demek istediğimi gayet iyi anlamış olman lazım." Sesindeki kinaye kadını çıldırmanın eşiğine getirmişti.
"Yapamazsın!"
"Böyle olmasını sen istedin" diyerek mutfak kapısına doğru yürüdü. Kapıdan çıkarken dönüp kadına baktı. "İstersen sına beni Azra. Denemesi nasıl olsa bedava. Ben anneme yemeğe gideceğim sevgili karıcığım (!) geç gelirim."
Kocası kapıyı çarpıp gittikten sonra amaçsızca bakındı etrafına. Masanın üzerindeki sürahi ve bardaklar düşerek kırılmış parçaları etrafa saçılmıştı. Tıpkı elinde olmadan etrafa saçılan hayalleri gibi. Hayalinden geri kalan kırık parçalar elinde kalmış avucunu kesmişti.
“Telefonumu da götürdü gıcık herif” diye söylenerek kırık parçaları toplamaya girişti. Mutfağı toplayıp salona geçtiğinde kapı çaldı. Gelenin kim olduğunu merak ederek açtı kapıyı.
“Hoş geldin Yasmin” dedi kuzenine sarılarak. Yasemin kuzeninin sarılışına karşılık vererek yanaklarını öptü. “Hoş bulduk kuzen” dedi.
Salona geçtiğinde kadına garip ruh halini sordu. Azra koltuğa geçerek sabahtan beri tüm olan biteni anlattı kadına. Yasemin duyduklarına inanamayarak baktı arkadaşına.
“Sonunda adamı delirtmeyi başardın kızım. Bravo”
“Sakin hali ne kadar sinir bozucuysa öfkeli hali o kadar tatlıydı kuzen”
Yasemin kulaklarına inanamamıştı. Eliğerek kuzeninin alnına dokundu ateşini ölçer gibi.
“Bir insan öfkeliyken nasıl tatlı oluyor Azra? Anlatsana. Merak ettim bak” dedi. Azra onun elini iterek gülümsedi.
“Hep sakin, ilgili ve sevgi dolu halini gördüğüm için bu öfkeli hali ne bileyim hoşuma gitti” dedi zafer dolu gülümseme ile. Yasemin kafasını yanlara salladı. Onun bu tavırlarını onaylamıyordu. Sabah da kaç kere mesaj atmıştı adamın damarına basmaktan vazgeç diye ama anlaşılan kuzeni devam edecekti. Ve anlattıklarına bakılırsa başarmıştı. Nihayet Rahşan Altay`ı çığırından çıkarmayı başarmıştı.
“Bir gün onun bu halini çok özleyeceksin bir tanem” 
Kuzeni ne saçmalıyordu böyle? Kim? O mu özleyecekti bu adamı? Gülesi geldi birden. Asla o adamın ilgili hallerini, sevgisini özlemeyecekti. Beş senedir özlediği tek kişi aşık olduğu adamdı.
“Oğuz`un bir güzelim kelimesi için neler vermezdim Yasmin. Bir bilsen” az önceki eğlenen hali yerini hüzüne bırakmıştı.
Yasemin ona doğru kayarak sıkıca sarıldı. “Biliyorum canım.” dedi. Şimdilik sussa da içinden bir ses kardeşi gibi sevdiği kadının ileride çok pişman olacağını ve her şeye fazlasıyla geç kalacağını fısıldıyordu. Duyduğu o sesle ürperse de belli etmedi.
******
“Ellerine sağlık güzel annem yemekler çok lezzetliydi” diyerek annesini öptü genç adam. Mehlika hanım oğlunu kokladı gülümseyerek. Evlat kokusu kadar güzel koku var mı? diye geçirdi içinden. En pahalı parfüm bile yanında bir hiçti bu kokunun.
“Afiyet bal şeker olsun paşama. Keşke Azra kızım da gelseydi” dediğinde oğlunun gözle görülür gerginliği dikkatinden kaçmamıştı. Oğlunun mutlu olmadığını hissediyordu elbette. Can parçası gözünün önünde soluyordu ve o bir anne olarak vicdan azabı çekiyordu. Onu bu evliliğe zorladığını düşünüyordu ve geçen her gün omuzlarındaki yük ağırlaşıyor canını yakıyordu.
“Rahşan oğlum?” genç adam cevap veremeden duyduğu sese doğru döndü. Gördüğü kadın kendisini mahşer sorusundan kurtardığı için sevinmişti. Gülümseyerek kadına doğru yürüdü. Yaşlı kadın genç adamı kendine çekerek öperken bir yandan da söyleniyordu. “Neredesin sen bunca zamandır? Evlendin bizi unuttun hayırsız” sitem dolu sesi mutlu geliyordu. Rahşan kadının elini öperek başına koydu. 
“Nasılsın Peyker teyze?” diye sordu kadının elini avucunun içinde sıkarken. Peyker diğer elini genç adamın çökmüş ve sakallı yanaklarına koyarak okşadı.
“Kız ahiretliğim, bu çocuk evlendiğinden beri çökmüş mü? Yoksa bana mı öyle geliyor?”
“Bu aralar fazla çalışıyor ahiretliğim. Ondandır.”
Mehlika hanım oğluna baktı üzgün gözlerle. Bakışları ile özür dilerken adamın kalbi sıkışmıştı. Güzel annesi kendini suçluyordu bu evlilik yüzünden. En kısa zamanda annesinin içindeki suçluluk duygusunu yok etmeliydi.
“Yok, yok bu gelin benim oğluma iyi bakmıyor. En kısa zamanda kulağını çekelim onun.”
“Olur çekeriz”
Peyker teyzesi ve annesi ile zaman geçirdikten sonra akşam on bir gibi binanın önünde durdu genç adam. Arabanın kontağını kapatıp cebinden çıkardığı telefonun şifresini girdi. Fazla düşünmeye gerek kalmadan bulmuştu karısının telefona koyduğu şifreyi. Oğuz`un doğum tarihiydi şifre.
Kilit açıldığında ekrandaki kişi gözlerini kapatmasına neden olmuştu. Kalbindeki acının tarifi yoktu. Derin nefes aldı. Telefonu kaldırıp ekrandan kendisine bakan adamın gözlerine dikti hazel gözlerini.
“Sende olupta bende olmayan ne Oğuz?” delirecekti bu gidişle. Var olmayan adama sorduğu sorudan belliydi sonunda kafayı sıyırdığı. Cevabını alamadığı soruyu es geçip galeri kısmına girdi. Galeri açılınca karşısına çıkan fotoğraflar ile böğrüne yumruk yemiş gibi oldu. O fotoğraflardaki kadın ışıl ışıldı. Mutluluktan parlıyordu. Yanında durduğu adama bir bakışı vardı, canı yanmıştı adamın. Galeriden çıkıp ekran kilidini aktifleştirdi. Alnını direksiyona yaslayarak gözlerini kapattı.
“Olmayan bir adamla da savaşmak çok zor ulan” direksiyona vurduktan sonra kapıyı açtı. İnerek arabayı kilitledi.
Eve girdiğinde yine aynı yalnızlık duygusu acımasızca çöreklendi kalbinin ortasına. Yine yalnızdı evde. Kafasını salladı. Artık can acısına alışmıştı. Ve bu durum korkunç hal almaya başlamıştı.
Anahtarı pormantoya koyduktan sonra içeri girdi. Banyoya girerek elini yüzünü yıkadı ve dışarı çıktı. Salona geçeceği sırada kapı açıldı. Arkasına döndüğünde içeri giren kadınla duraksadı.
“Nereden geliyorsun?” diye sordu kadını incelerken. Sabahki kavgalarına ragmen özlemişti onu. Aptal aşık kalbi güzel yüzünü görünce kanatlanıp uçacaktı kadına doğru. Adamın hislerinden habersiz Azra kocasına bakmadan anatharını portmantoya bıraktı ve yavaş yavaş ona döndü. Tek kaşını alayla yukarı dikerek
“Mezarlıktan dersem ne yapacaksın?” diye sordu. Yasemin`i geçirdikten sahilde biraz dolaşmıştı. O sırada kocasının dediklerini düşünmüş ve ciddi olduğunu anlamıştı. Çünkü onun şimdiye kadar boşa konuştuğunu duymamıştı. Yaparım dediyse yapardı. Bir süre mezarlık ziyaretini askıya alacaktı. Sevdiği adamın mezarını kaybetmeye göze alamazdı.
“Beni sınama dedim Azra. Sabah yaşananlar buz dağının görünen kısmı. Daha da derine inme. Bırak öyle kalsın.”
Arkasını dönerek odasına doğru yürüyen adamı kolundan kavrayarak durdurdu. Rahşan kolunu tutan narin ele baktı. Nazikçe ondan kurtuldu.
“Yorgunum Azra.”
Bıkkın sesi kadının kısa biran vicdanını sızlatmıştı. Adam bedensel yorgunluktan bahsetmiyordu. Biliyordu. Onu doğru gitmekten, gidipte sert duvara toslamaktan yorulmuştu. İçindeki taşıdığı aşkın yoğunluğundan yorulmuştu adam. Kendisine anlamadığı şekilde bakan kadına cebinden çıkardığı telefonunu verdi.  Azra kendine gelerek hırsla çekti unuttuğu telefonunu adamın elinden.
“Bir daha sakın benim özel eşyalarıma dokunma!”
“İyi geceler Azra. Aldın işte pek kıymetli telefonunu. Git kiminle konuşuyorsan konuş. Ben uyumaya gidiyorum.” adımlarını odasına doğru yönlendirdiği sırada kadın yine çenesini tutamamış kendisini delirtmeyi başarmıştı.
“Sen nasıl bir adamsın?”
Rahşan arkasına dönerek kendisini küçümseyerek izleyen kadına baktı yorgun gözle. Az önce fotoğraflarda gördüğü mutlu kadın aşkla çarpan kalbini yormuştu. Ruhu yorulmuştu zavallının.
“Nasıl bir adamım?” diye sordu ilgisizce. Azra kollarını göğsünde birleştirerek adama doğru birkaç adım attı. Tam önünde durduğunda kafasını kaldırıp yüzüne baktı.
“Karsına lafını geçiremeyen gevşek tiplerdensin mesela.” Tek kaşını kaldırarak düşünür gibi yaptı. “Kılıbık mı diyorlardı onlara?” son benzetmesinden sonra adamın bedeninin nasıl gerildiğini gözleriyle görmüştü. Doğru yoldaydı. Adam üzerine yürümeye başladı yavaş yavaş. Hiç etkilenmedi kadın.
“Kılıbık demek”
“Evet kılıbık”
“Bana diyorsun o kelimeyi”
“Senden başka bir kılıbık göremiyorum bu evde”
Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştı adam. Aylardır kuşandığı tepkisizlik kalkanlarını üzerine geçiremeyecek kadar yorgun olmasa asla öfkelenmezdi ama artık yorulmuştu.
“Sana beni sınama dedim Azra!”
Alayla güldü kadın.
“Ben de sana ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın dedim Rahşan”
Rahşan onun kendisini kışkırttığını anladı menekşe gözlerine dikkatle bakınca. Kendisini öfkelendirmekten zevk alışını okudu cümle cümle. Kafasını yanlara sallayıp onun önünden çekilerek odasının kapısını açtı. Daha fazla kendini kaybederek onu eğlendirmeyecekti. Ona bu zaferi tattırmayacaktı. İçeri girer girmez tişörtünü başından çekip çıkardı. Yatağın dibine düşen tişörtü umursamadan kemerini açtı. Pantolonunun fermurarını indirirken arkasındaki kapı büyük gürültü ile açılıp kapandı. Eli fermuarında kapıya doğru döndü. Kavgası yarım kalmış kadın adamın peşinden gelirken onu böyle yarı çıplak halde bulacağını aklından geçirmemişti. Yutkundu. Odasına da ilk kez  giriyordu. Sade döşenmiş az eşyalı bir odaydı ama ciğerlerine vuran koku burayı eşsiz kılıyordu. Oğuz güzel kokuyordu ama bu adam güzel kokmanın yanında gerçek bir erkek gibi kokuyordu.
Odayı kokladıkça göğsüne dolan huzurla panikledi. Gerisin geri kaçma isteği ile doldu biran. Ama buraya kadar gelmişken korkak gibi kaçamazdı. Yapamazdı. Hızla kendine gelerek hırçın haline geri döndü.
“Bana öylece arkanı dönüp gidemezsin. Söyleyeceklerim bitmedi benim” sesini sert tutmaya özen gösteriyor adamın baştan çıkartıcı, çıplak tenine bakmamaya çalışıyordu. Bronz teni içinde bir yerlerde hiç bilmediği kıprtılara sebep olmuştu. Rahşan öfke ile soluyarak kollarını yana açtı. Düğmesi açık kot pantolonu ince belinden düştü düşecekti. Bakışlarını kaçırarak adamın yeşile dönmüş hazel gözlerine odaklandı.
“Benden ne istiyorsun Azra? Bak, eserine bak. Delirdim ulan. Aylardır koruduğum sakinliğimi sayende kaybettim” sesini yükselterek kadının önüne gelmesini sağlamıştı. Azra avuçlarını adamın sert göğsüne vurdu.
“Bağırma bana. Senin neyi kaybettiğin benim umurumda değil. Benimle sakın lanlı manlı konuşma!”
Rahşan kollarını yanına düşürerek yumruklarını sıktı. Kadından yayılan sıcaklık ve o koku adamı delirmenin eşiğine getirmişti. Kadın kendi iyiliği için hemen şimdi uzaklaşmalıydı kendisinden.
“Geri git Azra. Uzak dur benden” uyardı sertçe. Birkaç adım geri gitti. Kadın inadına ona doğru yürüdü.
“Neden? Korkuyor musun benden?”
“Azra son kez uyarıyorum kendi iyiliğin için uzak dur benden.”
Gözü dönmüş adama baktı kadın. Bakışlarında daha önce görmediği bir şeyler vardı. Göz bebekleri adeta yanıyordu. Yutkundu. Mantığı çığlık çığlığa kaçmasını söylerken ayakları bir türlü hareket etmiyordu. Onu durduran bir şeyler vardı ama neydi bilmiyordu. 
 “Bana ne yapabilirsin ki? Öper misin?” diye sordu kinaye ile. Ses tonu o geceyi acımasızca hatırlattı adama. Rahşan elini tokat atılan yanağına koydu. Hafifçe ovdu. Kadına doğru eğilerek sıcak dudaklarını narin tenine dokundurdu.
“Öpmek değil de başka şeyler yapmak istiyorum sana” ses tonu kadını titretirken çözülen diz bağlarına yalvardı biraz daha ayakta kalmak için. Genç adam geri çekilerek kadının mor menekşe gözlerine baktı. İstekli bakışları aşkının yanına yakışacak, yeni keşfettiği şehvet duygusunu körüklüyordu. 
Azra inat ederek teslim olmamaya kararlıydı. Hem o buraya başka şeyler yapmak için gelmemişti. Adama haddini bildirmeye gelmişti.
“Bana dokunamazsın” sesinin düzgün çıkması için bayağı uğraşmıştı. Rahşan parmak ucunu kadının köprücük kemiğinde dolaştırdı aheste aheste. Azra titreyen göz kapaklarını kapattı ağır ağır.
“Bana hemen şimdi sana dokunmayı kesmemi söyle. Otuz saniyen var.”
Aralarındaki tutku gözle görülür hale gelmiş, sessiz odada çatırdayarak iki istekli bedeni yakmaya hazırlanıyordu. Adam kadının teslimiyetini beklerken kadın içindeki savaştan sağ salim çıkmaya çalışıyordu. Duyguları çatışarak mantığını önlerine kalkan etseler de tutku tek hamleyle hepsini geri püskürtmüştü.
Tutku kazanmanın verdiği mutluluk ile kadının iliklerini ele geçirmişti.
“Rahşan” kadının sesi öyle bir ihtiyaçla çıkmıştı ki, Rahşan tek kelime etmeden kadını kucakladığı gibi yatağına yatırdı. Her gece sarılarak uyumanın hayalini kuran adam şimdi bu yatakta sevdiği kadının bedenine sahip olacaktı. Git gide sertleşen bedenini kadına yasladı. Kafasını kaldırıp kendisini izleyen ömrünü yoluna düşünmeden serebileceği gözlere baktı adam. Dudaklarını es geçerek açık gerdanına dizdi ateş gibi öpücüklerini. Azra adamın geniş omuzlarına tutunarak hissettiği hazza alışmaya çalıştı. Daha önce Oğuz ile tabii ki ön sevişme yaşamıştı. İyi de hissetmişti ama bu… bu çok farklıydı. Adamın bedenine dokunan bedeni ateşten gömlek gibi tenini sarmış ruhunu küle çevirmişti. Rahşan geri çekilip dudaklarının temasını kesmişti. Kadın bundan hoşlanmasa da ses etmedi. Rahşan kadının gözlerine baktı kararmış gözlerle.
“Beni hemen şimdi durdurmazsan bundan sonra istesen de durmam Azra”
Azra tek kelime etmeden adamın düğmesi açık pantolonuna uzandı. Onu istiyordu. Bir kereye mahsus kendine adamın tadına bakma şansı vermişti ve geri duramazdı. Rahşan inleyerek iç çamaşırı ile birlikte pantolonundan kurtuldu. Kadını da soyarak çıplak kalmalarını sağladı. Dizlerinin üzerinde durarak tepeden baktı karşısındaki güzelliğe. Kalbi mutlulukla şişerek göğsüne sığmaz oldu.
İşaret parmağını iki göğsünün arasına koyarak göbek deliğine kadar kaydırdı. Genç kadın inleyerek belini kıvırdı adamın eline doğru. İçindeki ihtiyaç büyümüş canını yakmaya başlamıştı. Ne zaman böyle arsız bir kadın olmuştu bilmiyordu. Oğuz ile yakınlaşmalarında ona çıplak bedenine bakmasına asla izin vermezdi. Ya yarı giyinik olurdu ya da ışığı kapattırırdı adama. Aşık olduğu adama karşı utangaç olup da sevmediği kocasına karşı böyle cesur olması kadını ikileme düşürüyor sebebini merak ettiriyordu.
Adamın eğilerek kadının göbeğine kondurduğu öpücükler düşünce denizinden çekerek gerçekliğe döndürdü. Rahşan kadının düşüncelerinden habersiz aşık olduğu kadının bedenine dokunmanın heyecanını yaşıyordu. İstediği gibi bir birleşme değildi. Karısının kalbi hala ona ait değildi ama hiç olmazsa istiyordu kendisini.
Bir gün o kalbe de girecekti. Buna emindi artık.
Kadını daha fazla bekletmeden eğildi ve zevkten dikleşmiş göğüs ucunu aldı ıslak ve sıcak ağzına. Azra çığlık atarak asıldı adamın saçlarına. Bir yandan göğüs ucundaki yumuşak emişler diğer yandan girişini zorlayan sert erkeklik delirmenin eşiğine getirmişti kadını. Bilinçsizce bacaklarını daha da açarak belini kavislendirdi. Rahşan kadının diğer göğsüne geçerken elini aralarına götürdü ve sertliğini kavrayarak kuytu cehennemin girişine dayadı. Karısı dikkati dağılmış bir şekilde saçlarını çekerek inlerken tek seferde yüklenmişti içine. O ince engeli aşarak içine girdiğinde bir süre duraksadı. Kadın çığlık atarak tırnaklarını adamın sırtına geçirdi.  Genç adam ağzındaki göğüs ucuyla gülümsemişti.
“Devam et” diye inledi kadın acısı geçtiğinde. Genç adam karısını dinleyip içinde hareket etti. Bedenlerinin sanki yıllardır sevişiyorlarmış gibi uyumuna şaşırmıştı iki genç de. Aynı anda hareket ediyor, aralarında yanan ateşi inlemeleriyle harlıyorlardı. Vuruşları sertleşen adam eğilerek kadının boynunu emdi. Büyük elleri kadının kalçalarını kavrayarak daha derine giriyor kadını çılğlık çığlığa inletiyordu.
“Geliyorum” diye çığlık atan kadının zevk noktasını okşadı sertçe.
Azra etrafa saçılan yıldızlara doğru kayarken ağzından defalarca dökülen isimle içindeki adam buz kesmişti.
“Oğuz”
Rahşan tek kelime etmeden kadının içinden yaşavça çıktı. Az önce büyük tutkuyla çıkardığı pantolununu ve iç çamaşırını paramparça kalbiyle aldı yerden. Odadan çıkarken bir kere bile dönüp bakmadı yatakta çıplak bıraktığı karısına. Buz kesmiş varlığını alarak odadan çıkan adamın arkasından bakakalan kadın `nereye gidiyorsun` bile soramadı. Yüzü yoktu çünkü.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder