Hep ulaşamadıklarını mı sever insan, yoksa sevdiklerine mi ulaşamaz.
Genç adam anahtarı anahtar deliğine yerleştirip çevirdi. Kapıyı
açtığında yüzüne vuran yalnızlık rüzgarı içini yakmıştı. Eve adım atıp
çantasını portmantoya koydu. Ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Işıkları
yaktı. Etrafa bakındı ve iki haftadır hep aynı yerde; sehpanın üzerindeki notu
buldu.
Babamdayım yarın
geleceğim.
Kağıdı avucunda ezerek salonun orta yerine fırlattı. Sıkılmıştı
artık. Boynundaki kravatı çekerek çıkarttı ve onu da kağıdın yanına gönderdi.
Onun kalbine gireceğine inanıyordu ama evlendikten sonra işinin çok zor hatta
imkansız olduğunu anlamıştı. Sürekli yalnız kalarak kimin kalbine girecekti
orası meçhuldü. Eve ilk ayak bastıkları andan kurallarını sıralayan kadın en
başta odaları ayırmıştı. Adamın zaten bir villası yoktu. Mütevazı bir apartman
dairesinde yaşıyordu. Sadece bir banyosu olan, üç oda bir salon daireydi
burası.
Genç adam koltuğa çökerek ellerini yüzüne kapattı. Evlendiklerinde
karısının mezarlık ziyaretlerini azaltacağına inanıyordu ama aksine o
ziyaretler artmıştı. Her gün aynı durumla karşılaşmaktan bıkmıştı. Koltukta
geçirdiği uzun zamanın ardından kalktı. Yemek bile yemeden odasına gitti ve
üzerini değişerek yatağa yattı. Bir huzursuz geceye daha kapattı gözlerini.
Ertesi gün Cumartesi günü olduğu için saat on bir gibi kalktı. Hala
uyanmamış yorgun zihnini uyandırmak için odadan çıkarak banyoya girdi. Elini
yüzünü yıkayıp ihtiyaçlarını giderdikten sonra dışarı çıktı. Eliyle saçlarını
düzelterek odasına girmek isterken diğer odanın kapısı açıldı. Kafasını
kaldırıp o yöne baktı.
“Günaydın” dedi genç kadın kocasına bakarak. Rahşan uzun zamandır
taktığı tepkisizlik maskesini yeniden geçirdi suratına.
“Günaydın” diyerek mutfağa doğru yürüdü adam.
Azra uzun zamandır adamı çıldırtacak birçok şey yapmıştı ama adam
hala tepki vermiyordu. Çıldıracaktı. Babasının imzalattığı sözleşme olmasa iki
ay sonra boşanmıştı ama adam çok kurnaz çıkmış anlamadığı şekilde kendisini
ikna etmişti. Selim Ateşdağlı`nın bu kadar zengin olmasına şaşmamalıydı
doğrusu. Zira adamda üstün ikna etme yeteneği vardı.
Kafasını sallayarak eşinin arkasından gitti. Kocası az önce
kendisinin demlediği çaydan kupasına koyuyordu.
“Bardakta içmiyor musun çayı?” diye sordu merakla. Rahşan gülümsedi.
Bir aylık kocasını hiç tanımıyordu. Rahşan sevimli bir şekilde kafasını yanlara
salladı. Kafasını sallarken alnına düşen saç tutamı kadının sebepsizce içini
hoş etmişti.
“Kupada içmeyi seviyorum. Sen de ister misin?”
Azra cebindeki telefonu çıkararak gelen mesaja baktı. Gülümseyerek
cevap yazdıktan sonra kocasının sorusunu hatırlayarak kafasını kaldırdı ve ona
baktı.
“İçtim ben. Sana afiyet olsun” köşedeki L koltuğa oturdu ve telefonla
ilgilenmeye başladı. Genç adam çayından birkaç yudum alarak karısının kahvaltı
hazırlamasını bekledi. Azra ise onun beklentisinden habersiz (!) – tamamen
bilinçli yapıyordu bunu – kuzeni ile mesajlaşıyordu. Bağdaş kurarak oturduğu
koltukta fazlasıyla rahat davranıyor, kocasını yok sayıyordu. Rahşan
sakinleşmeye çalışarak kupayı tezgaha bıraktı. Kollarını göğsünde toplayarak
karısını izlemeye başladı. Yirmi dakika bekledikten sonra hala aynı pozisyonda
oturup umarsızca telefonu ile vakit geçiren kadının yanına oturdu.
"Annem
öğlen bizi yanına çağırıyor. Akşam da yemeğe kalırsınız dedi”
Azra onun yüzüne bakmadan
telefonla ilgilenmeye devam etti. Rahşan sakin olmaya çalışarak telefonu çekti
karısının elinden.
"Hey ne yapıyorsun? Ver
şunu." Telefona uzandı ama adam kolunu çerekerek ondan uzaklaştırdı.
Sinirli mor menekşe gözlere sabitledi hazel gözlerini. Sinirlendiği için sarıya
dönük açık kestane renk göz hareleri koyulaşmaya başlamış yeşil renge dönmeye
başlamıştı.
"Seninle konuşuyorum.
Dinle artık beni."
"Ne dinleyeceğim Rahşan.
Annen çağırmış. Tamam duydum. Sen de gelemeyeceğimizi söyleyeceksin. Konu
kapandı işte. Ver şu telefonu."
"Saçmalama Azra. Tabiki
de anneme böyle bir şey demeyeceğim. Bir aydır kadın bizi bekliyor."
"Kime sormuşta plan
yapmış pek sevgili annen? Bana sormak aklına gelmedi mi? İşim var benim gelemem
bugün. Çok istiyorsan kendin git. Benim için de uydur bir bahane. Hadi ver şu
telefonu." Elini uzatarak telefonu vermesini bekledi. Rahşan telefonu
avucunda sıkarak ona doğru eğildi. Azra bu yakınlıktan rahatsız olarak geri
kaydı.
"Ne demeliyim Azra! Ha! Ne demeliyim? Bir fikrin
varsa benimle de paylaş. Bir aydır söylemediğim yalan kalmadı çünkü.” gözlerini
kısarak düşünür gibi yaptı. Aradığı cevabı bulmuş gibi gözlerini kocaman açarak
kinaye ile baktı kadına. “Şey derim bu sefer. Azra ilk kocasının yanına gitti.
Kusura bakma anne. Sen umurunda değilmişsin. Nasıl? Olmuş mu?" diye sordu
sıkılı dişlerinin arasından. Uzun zamandır koruduğu sakinliği şu an itibariyle
çatırdamaya başlıyordu ve ardındaki öfke selinin önüne çıkanı yerle bir
edeceğini haber veriyordu.
"Düzgün konuş benimle.
Sesini yükseltme bana." Azra istediğini elde etmenin mutluluğu içindeydi.
Geri yaslanarak kocasını izlemeye başladı. Rahşan koltuktan kalkarak mutfağın
ortasına doğru yürüdü. Saçlarına geçirdiği parmakları hırsla kıvrılarak
köklerine asıldı. Genç kadın damarına basmaya devam etti.
"Hem annene ne diyeceğin umurumda
mı sanıyorsun? Kabullen Rahşan. Biz senle bir hiçiz. Seninle asla o evlilik
pozlarına girmeyeceğim. Ayrıca evet o benim kocam- dı- Tek gerçek
koc..." duydukları ile çığırından çıkan adam yemek masasını büyük
gürültü ile devirmiş kadının korku ile çığlık atmasına neden olmuştu. Gözü
dönmüş adam eli ağzında, kocaman olmuş gözlerle kendini izleyen kadına
yaklaşdı. İşaret parmağını öfke ile kadına doğru salladı.
"Sakın bir daha ona kocam
deme. Sakın bir daha benim annem hakkında bu şekilde konuşma. Benim öfkemi
hafife alma Azra. Sakın ola beni sınama. Zira benim gözüm döndüğünde ne
sana ne de ölmüş olan sevgiline saygı duyarım."
Azra adamın ona bir şey
yapmayacağını öğrenmişti bu iki ayda. Oturduğu koltukta dizlerinin üzerinde
durarak adamı göğsünden ittirdi. Hırsını alamayıp koltuktan kalktı ve karşısına
dikildi kocasının.
"Ne yaparsan yap Rahşan.
Senden korkacağımı mı sanıyorsun? Ateş olsan cümrün kadar yer
yakarsın."
Genç adam kahkaha attı
sinirle. Kadının üzerine gelerek gözlerinin içine baktı.
"Öyle mi karığıcım (!)? O
zaman gör bakalım öfkem kimleri yakacak. Mezar ziyareti yapmayacaksın bundan
sonra. Eğer gittiğini bir duyar, bir görürsem bundan sonra ziyaret edeceğin bir
mezar bulamayacaksın."
"Ne…ne demek istiyorsun
sen?"
"Sen zeki bir kadınsın.
Ne demek istediğimi gayet iyi anlamış olman lazım." Sesindeki kinaye
kadını çıldırmanın eşiğine getirmişti.
"Yapamazsın!"
"Böyle olmasını sen
istedin" diyerek mutfak kapısına doğru yürüdü. Kapıdan çıkarken dönüp
kadına baktı. "İstersen sına beni Azra. Denemesi nasıl olsa bedava. Ben anneme
yemeğe gideceğim sevgili karıcığım (!) geç gelirim."
Kocası kapıyı çarpıp gittikten
sonra amaçsızca bakındı etrafına. Masanın üzerindeki sürahi ve bardaklar
düşerek kırılmış parçaları etrafa saçılmıştı. Tıpkı elinde olmadan etrafa
saçılan hayalleri gibi. Hayalinden geri kalan kırık parçalar elinde kalmış
avucunu kesmişti.
“Telefonumu da götürdü gıcık
herif” diye söylenerek kırık parçaları toplamaya girişti. Mutfağı toplayıp
salona geçtiğinde kapı çaldı. Gelenin kim olduğunu merak ederek açtı kapıyı.
“Hoş geldin Yasmin” dedi
kuzenine sarılarak. Yasemin kuzeninin sarılışına karşılık vererek yanaklarını
öptü. “Hoş bulduk kuzen” dedi.
Salona geçtiğinde kadına garip
ruh halini sordu. Azra koltuğa geçerek sabahtan beri tüm olan biteni anlattı
kadına. Yasemin duyduklarına inanamayarak baktı arkadaşına.
“Sonunda adamı delirtmeyi başardın
kızım. Bravo”
“Sakin hali ne kadar sinir
bozucuysa öfkeli hali o kadar tatlıydı kuzen”
Yasemin kulaklarına
inanamamıştı. Eliğerek kuzeninin alnına dokundu ateşini ölçer gibi.
“Bir insan öfkeliyken nasıl
tatlı oluyor Azra? Anlatsana. Merak ettim bak” dedi. Azra onun elini iterek
gülümsedi.
“Hep sakin, ilgili ve sevgi
dolu halini gördüğüm için bu öfkeli hali ne bileyim hoşuma gitti” dedi zafer
dolu gülümseme ile. Yasemin kafasını yanlara salladı. Onun bu tavırlarını
onaylamıyordu. Sabah da kaç kere mesaj atmıştı adamın damarına basmaktan vazgeç
diye ama anlaşılan kuzeni devam edecekti. Ve anlattıklarına bakılırsa
başarmıştı. Nihayet Rahşan Altay`ı çığırından çıkarmayı başarmıştı.
“Bir gün onun bu halini çok
özleyeceksin bir tanem”
Kuzeni ne saçmalıyordu böyle?
Kim? O mu özleyecekti bu adamı? Gülesi geldi birden. Asla o adamın ilgili
hallerini, sevgisini özlemeyecekti. Beş senedir özlediği tek kişi aşık olduğu
adamdı.
“Oğuz`un bir güzelim kelimesi için neler vermezdim
Yasmin. Bir bilsen” az önceki eğlenen hali yerini hüzüne bırakmıştı.
Yasemin ona doğru kayarak
sıkıca sarıldı. “Biliyorum canım.” dedi. Şimdilik sussa da içinden bir ses
kardeşi gibi sevdiği kadının ileride çok pişman olacağını ve her şeye
fazlasıyla geç kalacağını fısıldıyordu. Duyduğu o sesle ürperse de belli
etmedi.
******
“Ellerine sağlık güzel annem
yemekler çok lezzetliydi” diyerek annesini öptü genç adam. Mehlika hanım oğlunu
kokladı gülümseyerek. Evlat kokusu kadar güzel koku var mı? diye geçirdi
içinden. En pahalı parfüm bile yanında bir hiçti bu kokunun.
“Afiyet bal şeker olsun
paşama. Keşke Azra kızım da gelseydi” dediğinde oğlunun gözle görülür
gerginliği dikkatinden kaçmamıştı. Oğlunun mutlu olmadığını hissediyordu
elbette. Can parçası gözünün önünde soluyordu ve o bir anne olarak vicdan azabı
çekiyordu. Onu bu evliliğe zorladığını düşünüyordu ve geçen her gün
omuzlarındaki yük ağırlaşıyor canını yakıyordu.
“Rahşan oğlum?” genç adam
cevap veremeden duyduğu sese doğru döndü. Gördüğü kadın kendisini mahşer
sorusundan kurtardığı için sevinmişti. Gülümseyerek kadına doğru yürüdü. Yaşlı
kadın genç adamı kendine çekerek öperken bir yandan da söyleniyordu. “Neredesin
sen bunca zamandır? Evlendin bizi unuttun hayırsız” sitem dolu sesi mutlu
geliyordu. Rahşan kadının elini öperek başına koydu.
“Nasılsın Peyker teyze?” diye
sordu kadının elini avucunun içinde sıkarken. Peyker diğer elini genç adamın
çökmüş ve sakallı yanaklarına koyarak okşadı.
“Kız ahiretliğim, bu çocuk
evlendiğinden beri çökmüş mü? Yoksa bana mı öyle geliyor?”
“Bu aralar fazla çalışıyor
ahiretliğim. Ondandır.”
Mehlika hanım oğluna baktı
üzgün gözlerle. Bakışları ile özür dilerken adamın kalbi sıkışmıştı. Güzel
annesi kendini suçluyordu bu evlilik yüzünden. En kısa zamanda annesinin
içindeki suçluluk duygusunu yok etmeliydi.
“Yok, yok bu gelin benim oğluma
iyi bakmıyor. En kısa zamanda kulağını çekelim onun.”
“Olur çekeriz”
Peyker teyzesi ve annesi ile
zaman geçirdikten sonra akşam on bir gibi binanın önünde durdu genç adam.
Arabanın kontağını kapatıp cebinden çıkardığı telefonun şifresini girdi. Fazla
düşünmeye gerek kalmadan bulmuştu karısının telefona koyduğu şifreyi. Oğuz`un
doğum tarihiydi şifre.
Kilit açıldığında ekrandaki
kişi gözlerini kapatmasına neden olmuştu. Kalbindeki acının tarifi yoktu. Derin
nefes aldı. Telefonu kaldırıp ekrandan kendisine bakan adamın gözlerine dikti
hazel gözlerini.
“Sende olupta bende olmayan ne
Oğuz?” delirecekti bu gidişle. Var olmayan adama sorduğu sorudan belliydi
sonunda kafayı sıyırdığı. Cevabını alamadığı soruyu es geçip galeri kısmına
girdi. Galeri açılınca karşısına çıkan fotoğraflar ile böğrüne yumruk yemiş
gibi oldu. O fotoğraflardaki kadın ışıl ışıldı. Mutluluktan parlıyordu. Yanında
durduğu adama bir bakışı vardı, canı yanmıştı adamın. Galeriden çıkıp ekran
kilidini aktifleştirdi. Alnını direksiyona yaslayarak gözlerini kapattı.
“Olmayan bir adamla da
savaşmak çok zor ulan” direksiyona vurduktan sonra kapıyı açtı. İnerek arabayı
kilitledi.
Eve girdiğinde yine aynı
yalnızlık duygusu acımasızca çöreklendi kalbinin ortasına. Yine yalnızdı evde.
Kafasını salladı. Artık can acısına alışmıştı. Ve bu durum korkunç hal almaya
başlamıştı.
Anahtarı pormantoya koyduktan
sonra içeri girdi. Banyoya girerek elini yüzünü yıkadı ve dışarı çıktı. Salona
geçeceği sırada kapı açıldı. Arkasına döndüğünde içeri giren kadınla duraksadı.
“Nereden geliyorsun?” diye
sordu kadını incelerken. Sabahki kavgalarına ragmen özlemişti onu. Aptal aşık
kalbi güzel yüzünü görünce kanatlanıp uçacaktı kadına doğru. Adamın hislerinden
habersiz Azra kocasına bakmadan anatharını portmantoya bıraktı ve yavaş yavaş
ona döndü. Tek kaşını alayla yukarı dikerek
“Mezarlıktan dersem ne
yapacaksın?” diye sordu. Yasemin`i geçirdikten sahilde biraz dolaşmıştı. O
sırada kocasının dediklerini düşünmüş ve ciddi olduğunu anlamıştı. Çünkü onun
şimdiye kadar boşa konuştuğunu duymamıştı. Yaparım dediyse yapardı. Bir süre
mezarlık ziyaretini askıya alacaktı. Sevdiği adamın mezarını kaybetmeye göze
alamazdı.
“Beni sınama dedim Azra. Sabah
yaşananlar buz dağının görünen kısmı. Daha da derine inme. Bırak öyle kalsın.”
Arkasını dönerek odasına doğru
yürüyen adamı kolundan kavrayarak durdurdu. Rahşan kolunu tutan narin ele
baktı. Nazikçe ondan kurtuldu.
“Yorgunum Azra.”
Bıkkın sesi kadının kısa biran
vicdanını sızlatmıştı. Adam bedensel yorgunluktan bahsetmiyordu. Biliyordu. Onu
doğru gitmekten, gidipte sert duvara toslamaktan yorulmuştu. İçindeki taşıdığı
aşkın yoğunluğundan yorulmuştu adam. Kendisine anlamadığı şekilde bakan kadına
cebinden çıkardığı telefonunu verdi.
Azra kendine gelerek hırsla çekti unuttuğu telefonunu adamın elinden.
“Bir daha sakın benim özel
eşyalarıma dokunma!”
“İyi geceler Azra. Aldın işte
pek kıymetli telefonunu. Git kiminle konuşuyorsan konuş. Ben uyumaya
gidiyorum.” adımlarını odasına doğru yönlendirdiği sırada kadın yine çenesini
tutamamış kendisini delirtmeyi başarmıştı.
“Sen nasıl bir adamsın?”
Rahşan arkasına dönerek
kendisini küçümseyerek izleyen kadına baktı yorgun gözle. Az önce fotoğraflarda
gördüğü mutlu kadın aşkla çarpan kalbini yormuştu. Ruhu yorulmuştu zavallının.
“Nasıl bir adamım?” diye sordu
ilgisizce. Azra kollarını göğsünde birleştirerek adama doğru birkaç adım attı.
Tam önünde durduğunda kafasını kaldırıp yüzüne baktı.
“Karsına lafını geçiremeyen
gevşek tiplerdensin mesela.” Tek kaşını kaldırarak düşünür gibi yaptı. “Kılıbık
mı diyorlardı onlara?” son benzetmesinden sonra adamın bedeninin nasıl
gerildiğini gözleriyle görmüştü. Doğru yoldaydı. Adam üzerine yürümeye başladı
yavaş yavaş. Hiç etkilenmedi kadın.
“Kılıbık demek”
“Evet kılıbık”
“Bana diyorsun o kelimeyi”
“Senden başka bir kılıbık
göremiyorum bu evde”
Derin nefesler alarak
sakinleşmeye çalıştı adam. Aylardır kuşandığı tepkisizlik kalkanlarını üzerine
geçiremeyecek kadar yorgun olmasa asla öfkelenmezdi ama artık yorulmuştu.
“Sana beni sınama dedim Azra!”
Alayla güldü kadın.
“Ben de sana ateş olsan cürmün
kadar yer yakarsın dedim Rahşan”
Rahşan onun kendisini
kışkırttığını anladı menekşe gözlerine dikkatle bakınca. Kendisini
öfkelendirmekten zevk alışını okudu cümle cümle. Kafasını yanlara sallayıp onun
önünden çekilerek odasının kapısını açtı. Daha fazla kendini kaybederek onu
eğlendirmeyecekti. Ona bu zaferi tattırmayacaktı. İçeri girer girmez tişörtünü
başından çekip çıkardı. Yatağın dibine düşen tişörtü umursamadan kemerini açtı.
Pantolonunun fermurarını indirirken arkasındaki kapı büyük gürültü ile açılıp
kapandı. Eli fermuarında kapıya doğru döndü. Kavgası yarım kalmış kadın adamın
peşinden gelirken onu böyle yarı çıplak halde bulacağını aklından geçirmemişti.
Yutkundu. Odasına da ilk kez giriyordu.
Sade döşenmiş az eşyalı bir odaydı ama ciğerlerine vuran koku burayı eşsiz
kılıyordu. Oğuz güzel kokuyordu ama bu adam güzel kokmanın yanında gerçek bir
erkek gibi kokuyordu.
Odayı kokladıkça göğsüne dolan
huzurla panikledi. Gerisin geri kaçma isteği ile doldu biran. Ama buraya kadar
gelmişken korkak gibi kaçamazdı. Yapamazdı. Hızla kendine gelerek hırçın haline
geri döndü.
“Bana öylece arkanı dönüp
gidemezsin. Söyleyeceklerim bitmedi benim” sesini sert tutmaya özen gösteriyor
adamın baştan çıkartıcı, çıplak tenine bakmamaya çalışıyordu. Bronz teni içinde
bir yerlerde hiç bilmediği kıprtılara sebep olmuştu. Rahşan öfke ile soluyarak
kollarını yana açtı. Düğmesi açık kot pantolonu ince belinden düştü düşecekti.
Bakışlarını kaçırarak adamın yeşile dönmüş hazel gözlerine odaklandı.
“Benden ne istiyorsun Azra?
Bak, eserine bak. Delirdim ulan. Aylardır koruduğum sakinliğimi sayende
kaybettim” sesini yükselterek kadının önüne gelmesini sağlamıştı. Azra
avuçlarını adamın sert göğsüne vurdu.
“Bağırma bana. Senin neyi
kaybettiğin benim umurumda değil. Benimle sakın lanlı manlı konuşma!”
Rahşan kollarını yanına
düşürerek yumruklarını sıktı. Kadından yayılan sıcaklık ve o koku adamı
delirmenin eşiğine getirmişti. Kadın kendi iyiliği için hemen şimdi
uzaklaşmalıydı kendisinden.
“Geri git Azra. Uzak dur
benden” uyardı sertçe. Birkaç adım geri gitti. Kadın inadına ona doğru yürüdü.
“Neden? Korkuyor musun
benden?”
“Azra son kez uyarıyorum kendi
iyiliğin için uzak dur benden.”
Gözü dönmüş adama baktı kadın.
Bakışlarında daha önce görmediği bir şeyler vardı. Göz bebekleri adeta
yanıyordu. Yutkundu. Mantığı çığlık çığlığa kaçmasını söylerken ayakları bir
türlü hareket etmiyordu. Onu durduran bir şeyler vardı ama neydi
bilmiyordu.
“Bana ne yapabilirsin ki? Öper misin?” diye
sordu kinaye ile. Ses tonu o geceyi acımasızca hatırlattı adama. Rahşan elini
tokat atılan yanağına koydu. Hafifçe ovdu. Kadına doğru eğilerek sıcak dudaklarını
narin tenine dokundurdu.
“Öpmek değil de başka şeyler
yapmak istiyorum sana” ses tonu kadını titretirken çözülen diz bağlarına
yalvardı biraz daha ayakta kalmak için. Genç adam geri çekilerek kadının mor
menekşe gözlerine baktı. İstekli bakışları aşkının yanına yakışacak, yeni
keşfettiği şehvet duygusunu körüklüyordu.
Azra inat ederek teslim
olmamaya kararlıydı. Hem o buraya başka
şeyler yapmak için gelmemişti. Adama haddini bildirmeye gelmişti.
“Bana dokunamazsın” sesinin
düzgün çıkması için bayağı uğraşmıştı. Rahşan parmak ucunu kadının köprücük
kemiğinde dolaştırdı aheste aheste. Azra titreyen göz kapaklarını kapattı ağır
ağır.
“Bana hemen şimdi sana
dokunmayı kesmemi söyle. Otuz saniyen var.”
Aralarındaki tutku gözle
görülür hale gelmiş, sessiz odada çatırdayarak iki istekli bedeni yakmaya
hazırlanıyordu. Adam kadının teslimiyetini beklerken kadın içindeki savaştan
sağ salim çıkmaya çalışıyordu. Duyguları çatışarak mantığını önlerine kalkan
etseler de tutku tek hamleyle hepsini geri püskürtmüştü.
Tutku kazanmanın verdiği
mutluluk ile kadının iliklerini ele geçirmişti.
“Rahşan” kadının sesi öyle bir
ihtiyaçla çıkmıştı ki, Rahşan tek kelime etmeden kadını kucakladığı gibi
yatağına yatırdı. Her gece sarılarak uyumanın hayalini kuran adam şimdi bu
yatakta sevdiği kadının bedenine sahip olacaktı. Git gide sertleşen bedenini kadına
yasladı. Kafasını kaldırıp kendisini izleyen ömrünü yoluna düşünmeden
serebileceği gözlere baktı adam. Dudaklarını es geçerek açık gerdanına dizdi
ateş gibi öpücüklerini. Azra adamın geniş omuzlarına tutunarak hissettiği hazza
alışmaya çalıştı. Daha önce Oğuz ile tabii ki ön sevişme yaşamıştı. İyi de
hissetmişti ama bu… bu çok farklıydı. Adamın bedenine dokunan bedeni ateşten
gömlek gibi tenini sarmış ruhunu küle çevirmişti. Rahşan geri çekilip
dudaklarının temasını kesmişti. Kadın bundan hoşlanmasa da ses etmedi. Rahşan
kadının gözlerine baktı kararmış gözlerle.
“Beni hemen şimdi durdurmazsan
bundan sonra istesen de durmam Azra”
Azra tek kelime etmeden adamın
düğmesi açık pantolonuna uzandı. Onu istiyordu. Bir kereye mahsus kendine
adamın tadına bakma şansı vermişti ve geri duramazdı. Rahşan inleyerek iç
çamaşırı ile birlikte pantolonundan kurtuldu. Kadını da soyarak çıplak
kalmalarını sağladı. Dizlerinin üzerinde durarak tepeden baktı karşısındaki
güzelliğe. Kalbi mutlulukla şişerek göğsüne sığmaz oldu.
İşaret parmağını iki göğsünün
arasına koyarak göbek deliğine kadar kaydırdı. Genç kadın inleyerek belini
kıvırdı adamın eline doğru. İçindeki ihtiyaç büyümüş canını yakmaya başlamıştı.
Ne zaman böyle arsız bir kadın olmuştu bilmiyordu. Oğuz ile yakınlaşmalarında
ona çıplak bedenine bakmasına asla izin vermezdi. Ya yarı giyinik olurdu ya da
ışığı kapattırırdı adama. Aşık olduğu adama karşı utangaç olup da sevmediği
kocasına karşı böyle cesur olması kadını ikileme düşürüyor sebebini merak
ettiriyordu.
Adamın eğilerek kadının
göbeğine kondurduğu öpücükler düşünce denizinden çekerek gerçekliğe döndürdü.
Rahşan kadının düşüncelerinden habersiz aşık olduğu kadının bedenine dokunmanın
heyecanını yaşıyordu. İstediği gibi bir birleşme değildi. Karısının kalbi hala
ona ait değildi ama hiç olmazsa istiyordu kendisini.
Bir gün o kalbe de girecekti.
Buna emindi artık.
Kadını daha fazla bekletmeden
eğildi ve zevkten dikleşmiş göğüs ucunu aldı ıslak ve sıcak ağzına. Azra çığlık
atarak asıldı adamın saçlarına. Bir yandan göğüs ucundaki yumuşak emişler diğer
yandan girişini zorlayan sert erkeklik delirmenin eşiğine getirmişti kadını.
Bilinçsizce bacaklarını daha da açarak belini kavislendirdi. Rahşan kadının
diğer göğsüne geçerken elini aralarına götürdü ve sertliğini kavrayarak kuytu
cehennemin girişine dayadı. Karısı dikkati dağılmış bir şekilde saçlarını
çekerek inlerken tek seferde yüklenmişti içine. O ince engeli aşarak içine
girdiğinde bir süre duraksadı. Kadın çığlık atarak tırnaklarını adamın sırtına
geçirdi. Genç adam ağzındaki göğüs
ucuyla gülümsemişti.
“Devam et” diye inledi kadın
acısı geçtiğinde. Genç adam karısını dinleyip içinde hareket etti. Bedenlerinin
sanki yıllardır sevişiyorlarmış gibi uyumuna şaşırmıştı iki genç de. Aynı anda
hareket ediyor, aralarında yanan ateşi inlemeleriyle harlıyorlardı. Vuruşları
sertleşen adam eğilerek kadının boynunu emdi. Büyük elleri kadının kalçalarını
kavrayarak daha derine giriyor kadını çılğlık çığlığa inletiyordu.
“Geliyorum” diye çığlık atan
kadının zevk noktasını okşadı sertçe.
Azra etrafa saçılan yıldızlara
doğru kayarken ağzından defalarca dökülen isimle içindeki adam buz kesmişti.
“Oğuz”
Rahşan tek kelime etmeden
kadının içinden yaşavça çıktı. Az önce büyük tutkuyla çıkardığı pantolununu ve
iç çamaşırını paramparça kalbiyle aldı yerden. Odadan çıkarken bir kere bile
dönüp bakmadı yatakta çıplak bıraktığı karısına. Buz kesmiş varlığını alarak
odadan çıkan adamın arkasından bakakalan kadın `nereye gidiyorsun` bile soramadı. Yüzü yoktu çünkü.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder