Genç kadın aldığı darbeden sağ kurtularak odasının kapısını açmaya hazırlanan kocasına yetişti. Koluna dokunarak kendisine bakmasını sağladı.
“Ne istiyorsun Azra?” diye sordu yorgun sesle. Adam dünden beri fazlasıyla yılmış gözüküyordu. Nedenini merak etti kadın.
“Beni duydun mu Rahşan?” diye sordu şüpheyle. Nedense onu duymadığını düşündü o an.
“Daha önce bir yere gittiğinde bana haber vermiyordun Azra. Şimdi de vermeyebilirsin?” adam sabırsızca iç çekerek kapı kolunu indirdi. Duymamıştı. Hamile olduğunu bilmiyordu. Derin nefes aldı kadın. Kocası odasına girdikten sonra kapı önünde kaldı öylece. Ne düşüneceğini bilmiyordu. Neden duymamıştı kendisini? Haftalardır onu üzen şey neydi? Acaba Sevgi`yle kavga mı etmişlerdi? Yoksa Sevgi ona buluşmayı mı söylemişti? Aklına gelen bu düşünceye kafasını salladı. Hayır. Sevgi öyle kadın değildi. Sadece iki kere karşılaştığı kadına, kocasının sevgilisine neden güveniyordu onu da bilmiyordu ya. Aklını kaybediyordu kesin.
Bebeğini bir süre saklamaya karar verdi. Kocasının derdini öğrenene kadar mesela.
Kapı önünde düşünmeyi keserek önünde durduğu kapıyı açtı ve içeri girdi. Neden böyle davranıyordu bilmiyordu ama yapmak istemişti. Rahşan`ı merak etmişti. Ezdiği, bir hiç olduğunu yüzüne vurmaktan çekinmediği adamı. Odaya girer girmez yıllardır güvenle sarındığı kozasından yeni kurtulmuş kalbi duyduğu koku ile çırpınmıştı. Bakışları odada dolaşıp adamı bulduğunda kaşlarını çatmıştı. Gömleğini çıkartarak koltukta yarı çıplak halde yatan adama yaklaştı. Gözleri kapalıydı. Göğsünde birleştirdiği kollarına ve yüzündeki acı dolu ifadeye baktı bir süre. Kocası hala dikkat dağıtacak kadar yakışıklıydı. Fakat o yakışıklı yüzüne keder bir sis gibi çökmüştü. Sakalları uzamış, göz altları mora boyanmıştı. Uzun zamandır uyumadığı belliydi. Sebebini merak etmişti.
Aylar önce onu böyle görseydi büyük bir zevk alırdı fakat şimdi için burkulmuştu. Sessizce iç geçirerek adamın yanına ilişti.
“Aç değilim Azra. Sen ye yemeğini” dedi hala gözleri kapalıyken. Parmaklarını bir birine kenetledi kadın.
“Yemek için gelmedim”
“Ne için geldin peki?”
“Seni merak ettim”
Rahşan duyduğu kelimelerle dişlerini göstererek gülümsedi. Azra karşısında beliren nefes kesici manzarayla vurgun yemiş gibi irkildi. Kapalı gözleri ve gülen yüzü kadını sersemletmişti. Hele o...
“Senin gamzelerin varmış. Hiç bilmiyordum”
“Hiç gülmedim ki.” Hiç güldürmemişti ki. Hep üzmüş, yok etmişti. Kalbi güzel adam yine ve yine yaptıklarını yüzüne vurmamış onu vicdan mühasebesiyle baş başa bırakmıştı.
Gözlerini açarak kendisine bakan adam o vicdana bir çizik daha atmıştı. Gün geçtikçe vicdan sızısı artıyordu ve o acıdan öleceğinden korkmaya başlamıştı.
“Beni merak etme Azra. İyiyim” yerinde doğrulunca kadın kalkmak zorunda kalkmıştı. “Değilsem bile iyi olacağım. Sen beni merak etme.” Ayağa kalkmak için hamle yaptığında dönen başı onu geri iterek koltuğa tekrar oturtmuştu. Kafasını ellerinin arasına alarak dirseklerini dizlerine dayadı. Azra endişelenerek kocasının yanına oturdu. Adamın bu hali canını sıkmaya başlamıştı.
“En son ne zaman yemek yedin sen?” diye sordu endişeyle.
“Hatırlamıyorum.” diye cevap verdi adam boğuk sesle. Kadın tek kelime etmeden elini adamın omuzuna koydu. Rahşan omuzunda hissettiği sıcaklıkla dönmeyi bırakan başını karısına çevirdi. “Üstünü değiş de yemek yiyelim” dedi sevimli sesle. Hafif gülümsemişti ve bu adamın kalbini yerle bir etmişti. Rahşan dikkatle ayağa kalkarak tenini kadının sıcak avucundan kurtardı. Akabinde Azra da ayağa kalkarak onun ne yapacağını izlemeye koyuldu.
“Beni yalnız bırak Azra. Lütfen.” dedi fısıltıyla. Arkasını kadına dönerek saçlarını karıştırdı. İçindeki acı ona yeterdi. Buraya gelmeden önce dünya başına yıkılmış, zavallı bedeni altında kalarak can vermişti. Kadının onu önemsiyormuş gibi yapıpta kafasını karıştırmaya hakkı yoktu. Kalbi umut etmemeliydi. Ederse daha fazla kırılırdı.
“Hayır. Az önce başın döndü Rahşan. En son zaman yemek yediğini hatırlamıyorsun. Muhtemelen uzun zamandır aldığın kafeinle ayakta duruyorsun ki, bir süre sonra o kafein bile seni ayakta tutmaya yetmeyecek. O yüzden benimle mutfağa geliyorsun ve birlikte yemek yiyoruz. Biz- şey yani ben de acıktım” neyse ki adamın ona dikkat edemeyecek kadar kafası karışıktı.
Rahşan ona dönerek gözlerinin içine baktı.
“Yapma Azra” dedi soğuk sesle. Genç kadın bir iki adımda kocasının önünde durdu. Mor menekşelerini adamın kahverengiye dönüşmüş hazel gözlerine dikti.
“Ne yapıyorum ben?” diye sordu. Adam kafasını yanlara salladı.
“Beni önemsiyormuş gibi yapıyorsun. Yapma.”
“Seni önemiyormuş gibi yapmıyorum. Seni önemsiyorum Rahşan.”
Sesi kızgın çıkmıştı. Yüzü hafif kızarmış, dudaklarını büzmüştü. İçindeki duyguları uyuşmasaydı, bu hareketi hoşuna bile gidebilirdi.
“Taktik mi değiştirdin Azra?” diye sordu kaşlarını kaldırarak. Kadın kalbinin büzüştüğünü hissetti. Kocası ona inanmıyordu. Ne acıydı.
“Ne taktiği?” diye sordu gözlerine dolmak için sabırsızlanan yaşları geri itmeye çalışarak. Adam ilk defa böyle konuşmuştu onunla. Kalbi kırılmıştı. Kalbi kırılmıştı kırılmasına ama adamı da anlamıştı. Uzun zamandır onu zehirliyordu ve karşısında kendisine güvenmeyen adamı elleriyle yaratmıştı. Fakat Rahşan sorusunu es geçerek
“Sen yemeğini ye Azra. Soğutma. Ben duş alıp çıkacağım” dedi. Önünden çekilmek istediğinde hafif sendelemişti. Yine başı dönmüştü. Hızla kolunu kavrayıp onu düşmekten kurtaran kadına baktı. Azra ona fazla yaklaşmıştı. Bakışlarını kocasının zayıflamış yüzünde dolaştırdı sessizce.
“Sevgi`ye mi gideceksin?” diye sordu sessizliği bıçak gibi keserek. Sesinde ima falan yoktu sadece merak etmişti. Sevgi`nin ismini duyan kocasının yüzünde beliren acıyı nefesini tutarak izledi genç kadın. Neler oluyordu? Bu iş gittikçe ilginç olmaya başlıyordu.
“Azra” dedi acı dolu sesle. Susmasını istiyordu demek. Uzun zamandır susmuştu o.
Artık susmayacaktı.
Konuşacaktı.
“O`nu çok mu seviyorsun?” onun kalbine başka kadının sahip olduğunu düşünmek kadının buzlarını çözmüştü. Az önce geri gönderdiği yaşlar gözlerinin kıyısına yaklaştı. Aktı akacaklardı.
“Azra” kocasının uyarısını göz ardı etti. Avucunu sert bir şekilde adamın göğsüne vurdu.
“Hani beni seviyordun? Hani kalbimi kazanmak için sabır gösterecektin?” yaşlar artık yanakların süzülüyordu. Kurulamaya tenezzül etmedi.
“Azra” sesi gittikçe sertleşiyordu. Umursamadı kadın.
“Sevgin bu kadar mıydı? Zoru görünce hemen başka kadının kollarına koşacak kadar karaktersiz misin sen?” onun başka kadına gitmesinin canını bu kadar yakacağını dile getirince anlamıştı kadın. Acı kanına karışarak kalbini sızlatıyor, kör bıçak gibi etini lime lime ediyordu.
“Azra!” diye kükremişti Rahşan.
“Ne var Allah`ın cezası?” diye bağırdı bu sefer. Yumruğunu sıkarak kalbinin üzerine vurdu.
“Sus!” adamın gözleri simsiyah gece gibi korkutucuydu. Geri durmadı kadın.
“Susmayacağım. Bana cevap vereceksin! Sana benim vermediğimi verdi diye mi o kadınla berabersin? Söylesene benim koynumdan çıkıp onun koynuna girdiğinde benimle dalga geçtiniz mi? Benim tecrübesizliğimle nasıl alay ettiniz mi?” aylardır diline vurduğu kilit kırılarak içindeki acıyı dışarı savurmasına neden olmuştu. Bedeni titriyor, gözleri hiç görmediği kadar kırgınlıkla bakıyordu.
Rahşan susmayacağını anladığı kadının belini kavrayarak bedenine çarptı. Kendine ve ona düşünme fırsatı vermeden ısırılmaktan kızaran dudaklara kapandı. Azra uğradığı dudaklı saldırı yüzünden donmuş halde irice açılmış gözlerini kocasına dikti. Genç adamın amacı karısını susturmak olsa da tadını aldığı dudaklar aklının son kırıntılarını da süpürmüştü. Beline sardığı elinin birini çekerek saçlarının arasına geçirip ensesini kavradı ve öpüşünü derinleştirdi. Birkaç saniye sonra geri çekildiğinde kadının gözlerinin içine baktı. Nefes nefese bir birilerine bakan karı koca istekle iç içe geçmeye can atan bedenlerini engellemeye çalışıyorlardı.
“Vur haydi” sessizliği boğuklaşmış sesi ile böldü. Anlamadı kadın. Kaşlarını çatarak kocasına baktı. Rahşan yanağını gösterdi parmak ucuyla.
“Neden?”
“Canımı acıtmana ihtiyacım var Azra” sesi öyle ihtiyaç doluydu ki kadının içi sızladı. Neden acıya ihtiyaç duymuştu ki? Kocası onun bilmediği hangi acıyla uğraşıyordu?
Azra elini kaldırarak bir sene önce tokat attığı yanağını okşadı. Az önce ortalığı kasıp kavuran kızgın kadın o değilmiş gibi kendine çekti kocasını. Sıkıca sarılarak yanağını göğsüne yasladı. Birkaç saniyelik duraksamanın ardından Rahşan da ona sarılmıştı.
“Rahşan” dedi dakikalar sonra. Az önceki çıkışı ve esip gürleyerek sorduğu soruların cevabını adamın derdini öğrendikten sonraya saklamıştı.
“Hm” kadın adamın göğsünden duyduğu erkeksi kalın sesle belindeki kollarını sıkılaştırdı.
“Seninle banyoya geleceğim” dediğinde kocasın onu kendinden uzaklaştırarak yüzüne baktı. Ne demek istediğini anlamaya çalışıyormuş gibi bir hali vardı.
“Banyoya geleceksin. Benimle?”
“Evet.” Bu adam şaşkınken çok mu tatlıydı ne? Kalbi hızlandı nedensizce.
“Hani çıplak olarak yıkanmak için girdiğimiz yere, benimle geleceksin”
“Evet. Başın dönüyor Rahşan. Bayılıpta bir yerini incitmeni istemiyorum. Yoksa öyle seninle banyoya girmeye hevesli değilim. Tamamen yardım amaçlı.”dediğinde kafasını salladı adam.
“Diyorsun.”
“Diyorum.” Elini kavradı adamın. Banyoya doğru çekiştirirken laf yetiştiriyordu kocasına. “Haydi adam. Mufakta harika bir yemek var ve o yemeğin soğumasını istemiyorum.” Banyoya girmiş adamı küvetin kenarına oturttu. Rahşan itiraz etmeden istediklerini yapmaya karar vermişti. “Seni yıkadıktan sonra birlikte yemek yiyeceğiz” onun adına karar veren kadın suyu ayarladı. Sonra kendisini karışık duygularla izleyen kocasına baktı. “Pantolonunu çıkart sen. Ben bornozunu giyip geliyorum” dedi kadın adamın lacivert renk bornozunu alarak. Rahşan ona cevap veremeden banyodan çıktı ve iki üç dakika sonra üzerine bol gelen bornoz ile geri geldi. Kadın bu haliyle dikkat çekiciydi. Hem dikkat çekici hem tatlı. Genç adam ihtiyaçla kasıldı. En son üç hafta birlikte olmuşlardı ve o zaman sadece bebek yapımı ile ilgilenmişti. Aklına bebek gelince pantolonu belinden aşağı sıyıran elleri durdu.
“Azra?” diye sordu ona bakmamak için arkasını dönen kadına.
“Efendim”
“Hamile kalabildin mi bu ay?”
Azra duyduğu soru ile kocasına döndü. Adam pantolonunu çıkarmış zayıflamışta olsa hala seksi olan vücudunu tamamen ortaya sermişti. Yutkundu. Kadınlık hormonları ile hamilelik hormonlarının birlik olup kurduğu ittifak yüzünden beynine giden kan engellenmişti. Hormonlar bir olmuş, darbe yaparak kadının beynindeki yönetimi ele geçirmişlerdi. Az kalsın soruyu unutuyordu.
“Hayır” dedi biraz duraksamanın ardından. Ona şimdi söylemek istemiyordu. Böyle muallak durumdayken söyleyemezdi. Adamın içinde taşıdığı o derdi öğrendikten sonra hamileliğini söyleyip söylemeyeceğine karar verecekti. Rahşan aldığı negatif cevaptan sonra kafasını sallayarak küvete girdi. Ilık suyun altına girdikten sonra kadına baktı.
“Gidebilirsin Azra. İyiyim ben.” Bünyesi sanki onu yalanlamak ister gibi gözlerinin önüne karanlık çökmesini sağlamıştı. Adam ellerini fayansa dayayarak gözlerinin önündeki karanlığın geçmesini bekledi. O beklerken sırtında hissettiği lifin yumuşaklığı hemen gözlerini açmasına neden olmuştu.
“Ne yapıyorsun?”
“Seni yıkıyorum. Otur az önce oturduğun yere.” kolundan çekiştirerek onu küvetin kenarına oturttu. Bedenini yıkarken adam onun her direktifini yerine getirmiş, karısının kendisini bir bebek gibi yıkamasına izin vermişti. Azra banyoda olduklarına şükrederek terlemiş alnını ve kızarmış yanaklarını saklama gereği duymadı. Adamın üst bedenini yıkamak neyse de sıra alt kısmına geldiğinde nefesi sıklaşmış, kalbi gümbürtüyle atmaya başlamıştı. Her ne kadar baksırı üzerinde olsada bu o şeyin orda olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Yutkundu. Adamın önünde diz çökerek lifi dizlerine koyup baldırına doğru kaydırdığında adamın güçlü elini bileğinde hissetti.
“Bundan sonrasını ben hallederim Azra. Sen beni kapının önünde bekle.” Dedi boğuk sesle. Kafasını kaldırıp yüzüne bakmadı fakat hain gözleri önündeki organa ilişti.
Büyümüştü.
Kendisiyle aynı şeyleri hissettiğine sevinmişti kadın.
Rahşan hala kalkmayan kadının dirseklerini kavrayıp ayağa kaldırdı. Azra onun gözlerine bakma gafletinde bulunduğunda yutkunmak zorunda kalmıştı. Çünkü hazel gözler alev alevdi. Sarı ormandaki hazellere yıldırım çarpmış onları ateşe vermişti sanki. Gözlerini kapatarak ateşlerinin üzerine set çeken adam gitmeye niyetli olmayan kadını kendine yaklaştırdı.
“Azra” diyerek dudaklarına doğru eğildi.
“Hı” dudaklarına doğru eğilen dudakları izledi genç kadın. Kalp krizi kapının eşiğindeydi ve kadının kalbini yakalamasına az kalmıştı.
“Git” derken bile kolunu kadının beline sararak köpüklü bedenine yaslamıştı. Azra onun sert pazularına tutunarak pürüzsüz derisine tırnaklarını geçirdi. Adamdan gelen fısıltılı nefes bacak arasında yankı yapmıştı.
“Gidemiyorum ki” dedi en masum haliyle. Rahşan gamzelerini göstererek gülümsedi ve onun belindeki elini ittirdi. Kadın daha fazla ona yapışırken gözleri kocaman olmuştu.
“Hissettiğin gibi şu an seni istiyorum Azra. Gitmezsen o hissettiğin şeyi daha derinlerinde hissedeceksin. O yüzden hemen gitmelisin buradan” sözleri git dese de sesi kal diyordu adamın. Kalmaya karar verdi.
“Hamilelik çalışması yapsak?” dediğinde Rahşan ona baktı bir süre. Kadın nefesini tutarak cevabını beklerken rahmindeki minik fasulyeden özür diliyordu. Onu tutkusuna alet ediyordu ama o meşhur gururu kocasına seni istiyorum demesine izin vermiyordu.
Her ikisi de bir bahanenin ardında sığınarak isteklerine kılıf uydurma peşindelerdi.
Rahşan sonunda pes ederek kadının boynunu öptü. En son üç hafta önce birlikte olmuşlardı ve Rahşan sağlıklı bir erkek olarak şu an karısını istiyordu. Evlendiklerinden beri bu üçüncü birliktelikleri olacaktı. Çok az erkek bir buçuk sene sevişmezse, karısına fiziksel olarak sadık kalırdı.
O peki? Sadık kalmış mıydı karısına?
“Peki yapalım.”
“Rahşan”
“Söyle Azra”
“Dudaklarımı öpebilirsin artık” dedi tepkisini merak ederek. Rahşan kafasını kaldırarak kadına baktı. Bakışları baştan çıkarıcı kırmızılıktaki dudaklara kayınca Oğuz`u hatırlamıştı.
“Oğuz?” diye sordu kendini tutamayarak. Azra parmak uçlarında yükselerek dudaklarını adamın dudaklarına sürttü.
“Ben senin karınım Rahşan” diye cevapladı onu.
Adam tek kelime etmeden kana kana içti al kırmızı dudakları. Karşılığını misliyle alırken karısının üzerindeki bornoz iç çamaşıları banyonun zemininde bir yerlerdeydi. Şu an kadınla arasındaki tek engeli kendi çamaşırıydı. O da bir saniye sonra yerlerdeydi. Rahşan kadının dudaklarından ayrılarak belini kavradı ve bacaklarını kendine dolamasını sağladı. Onunla birlikte küvetin kenarına oturdu. Azra kollarını kocasının boynuna sararak geri çekildi. Tutkudan koyulaşmış menekşelerini adamın kararmış hazellerine dikti. Bacak arasını zorlayan sertlik inlemesine neden olmuştu.
“Yatağa geçelim mi?” diye sordu adam kadının sol göğsünü ağzına almadan önce. Kadın sırtını gererek inlemelerini serbest bıraktı. Adamın sıcak ağzı püzürlü çıkıntıyı sararken dili o çıkıntı ile acımazısca oynuyordu.
“Burada istiyorum. Ah!!” adamın saçlarına asılırken belini kıvırarak kocaman sertliğin üzerinde hareket etti. Rahşan erkekliğinin üstündeki kayganlık ve sıcaklık yüzünden boşalmanın kıyısına varmıştı. Hızla kadının kalçalarını sıktı. Kafasını emdiği göğüslerinden kaldırarak kadının yüzüne baktı. Kızarmış yanakları, dağılmış saçları, hafif aralık ağzı ve kapalı gözleri ile tıpkı bir tablo kadar eşsizdi. Uzun zamandır ötelediği aşkı kalbini zorlamaya başlayınca gözlerini kapattı. Belindeki elini sıkılaştırarak hafif kaldırdı ve erkekliğini ıslanmış sıcaklığa sürttü.
“Yatakta olursak hamile kalabileceksin Azra. Burada benim takım bir işe yaramaz. Yokuş aşağı yuvarlanacak hepsi. Onlara kıymak istemezsin değil mi?” adamın muzip sesi ıslak tenini ürpertirken genç kadın tırnaklarını adamın sırtına geçirdi. Anında inleyen adam kadının belini sıkmıştı.
“Gir artık” diye inledi cesur kadın. Bekletmedi onu. Yavaşça içine girip sertçe erkekliğinin üzerine oturttu karısını. Çığlık atarak omuzunu dişleyen kadın sabrının son kırıntılarını da süpürüp götürdü. Parmaklarını etine geçirerek kadınla birlikte ayağa kalktı. Sırtını fayansa yaslayarak kadının içinde hareket etmeye başladı. Azra çığlık atarak banyoyu sesile doldurmaya Rahşan ise acımasızca kendini ona çarpmaya başladı. İçinde bebeğinin olduğunu bilmediği rahmi talan ederken adamın inlemeleri kadını orgazmın sınırına taşıyordu.
“Dayanamıyorum Azra” diye inledi fısıltıyla. Kadını adamın sesindeki ihtiyaç çözmüştü o an. Kendisine duyduğu ihtiyaç.
“Rahşan” adını defalarca haykırarak orgazm olan kadını hayranlıkla izliyordu ismin sahibi. Karısının ardından şiddetle boşalan adam ayakta durmakta zorlanmıştı. Kucağında tatlı yükü ile birlikte küvetin içine çöken adam tepelerinden akan suyun kadının siyah saçlarını nasıl ele geçirdiğini izlemeye başladı. Azra orgazmın verdiği tatlı uyuşukluk ile kocasının kucağında oturuyordu. Az önceki yaşadıklarının ne anlama geldiğini bilmiyordu. Çünkü aralarındaki sorunlar olduğu gibi duruyordu. Düşünmemeye çalıştı. Düşünecek bolca zamanı olacaktı nasıl olsa. Düşünmek yerine alnını adamın omuzuna koymuştu.
“O gece” diye konuşmaya başladı. Nefesi normale dönmüş bedenini tatlı yorgunluk sarmıştı. Rahşan`dan ses gelmeyince devam etti. Onu dinlediğini biliyordu. “Oğuz`u düşünmüyordum Rahşan. Senden deli gibi zevk almıştım. Onun ismi dudaklarımdan çıktığı anda bende şaşırmıştım. İnan bana.” dediğinde kucağında oturduğu beden gerildi. Geri çekilerek ıslak kirpiklerinin ardından baktı kocasının hazel gözlerine. Dupdurulardı. İçi ısınmıştı elinde olmadan.
Rahşan kendisine bakan kadının berrak menekşelerinde boğulmaya yüz tutmuştu. Aşkı boğazına kadar tırmanmış nefesini kesiyordu. İtirafını o an düşünmek istemedi. Düşünmeye başlarsa umut edecekti. Umut ederse kırılacaktı. Ve o yeteri kadar kırılmıştı. Kendisine bir şey söylemesi için bakan kadının dudaklarını esir aldı dudakları. Islak, derin ve iliklerini kaynatacak kadar sıcak öpüşmenin ardından alnını karısının alnına dayadı. Nefesini düzene sokmaya çalışan kadın adamın ensesindeki saçlarla oynuyordu.
“Sanırım bir kere daha sevişeceğiz Azra” baş parmağını kadının alt dudağına dokundurdu. Hafifçe okşayarak çekiştirdi. “Seni bir kere daha almama izin veriyor musun?” diye sordu. Sordu sormasına ama cevabı çoktan almıştı. Çünkü karısı erkekliğinin üstünde kıpırdanıyordu sabırsızca. Sessiz cevabını alan adam kadının çığlıklarını bir kere daha banyonun duvarlarına kazımıştı.
Karı koca doyurucu bir birlikteliğin ardından küvette dinlendikten sonra kalkarak yıkanmış mutfakta yemek yiyorlardı. Onu yemek yemeye zor ikna etmişti. Azra ilk kez kocası için yaprak sarması yapmıştı. Haliyle heyecanlıydı. Tepkisini merak ediyordu. Yaprak sarması onun en sevdiği yemekti ve yiyen herkes çok güzel yaptığını söylüyordu.
“Rahşan?” diye sordu sonunda dayanamayarak. Birkaç tane sarma yiyen adamın midesi daha fazlasını kaldıramazdı. O yüzden kendisine merakla bakan kadına baktı içindeki dağ kadar derdiyle. Az önce yaşananlar sadece birkaç dakikalığına unutturmuştu içindekileri.
“Anneminkinden sonra en güzel sarma seninki Azra. Ellerine sağlık.” kadın mutlulukla gülümsedi. Rahşan ilk kez böyle gülümseyen karısının görüntüsünü kazıdı aklına elinde olmadan. Kalbi sıkıştı.
“Teşekkür ederim”
Geri kalan zamanda yemeğini dalgın bir şekilde yiyen adam masadan kalktığında şükretmeyi ve karısına teşekkür etmeyi ihmal etmedi. Azra morali aniden bozulan adamın mutfağa yaydığı enerji yüzünden ürpermişti. O an mutfak yoğun acı doluydu. Ellerini kollarına sürterek ürpertiyi geçirmeye çalıştı. Derdini şimdi daha çok merak ediyordu. O konuyu az ötelemeye karar verdi çünkü şimdi düşünmesi gereken küçük bir can vardı içinde. Yediği bir tabak sarma az geldiği için kalkarak ocağa yaklaştı. Tencerenin kapağını açarak ince ince aynı boyda sardığı sarmaları ikişer ikişer ağzına atıp iştahla yemeye başladı. Nihayet doyduğunda, gülümseyerek karnını okşadı kadın.
“Doydun mu seni obur?” diye sevdi minik fasulyesini. “Seninle ilk başta anlaşalım minik fasulyem. Böyle olur olmadık şeylere aş erip anneyi kamyon kadar yapmayacaksın. Tamam mı?” derdi kilo almak değildi tabii ki. Sadece fazla kilo alarak doğumunu zorlaştırmak istemiyordu. Bebeğini tek avazda doğurmak istiyordu. Varlığını yeni öğrendiği bebeğine olmayacak kadar çok bağlanmıştı.
Akşam on gibi genç kadın bilgisayarının başından kalktığında boynu tutulmuştu. Boynunu sağa sola hareket ettirerek esnetti. İki saattir çalışmaya öyle dalmıştı ki idrar kesesinin isyan ettiğini yeni fark ediyordu. Zavallı keseyi rahatlatmak için tuvalete girip çıktıktan sonra yandaki kapıya baktı. Kocası yemek yedikten sonra odasına çekilmişti. İçeri giripte onu rahatsız etmek istemediği için ne yaptığını bilmiyordu. İç geçirerek kafasını çevirerek salona geçti. Koltuğa oturarak sehpaya bıraktığı kuru yemiş tabağını aldı. Çeşitli kuru yemişlerin karışımı olan büyük bir tabağın yarısına gelmişti neredeyse.
“Annenin canı sıkıldı minik fasulyem. Ne yapsak?” diye ofladı koltuğa yayılarak. O sırada çalınan kapı bebeği ile konuşmasına engel olmuştu. Heyecanlanarak kalktı koltuktan. Acaba Yasemin mi gelmişti? hızla kapıya giderek kapıyı açtı. Karşısındaki kişi görmeyi hayal ettiği kişi değildi ama gelişine sevindiği misafirlerdi. Kapıyı tam açarak adama baktı genç kadın.
"Kerem" dedi gülümseyerek. Uzun zaman önce aralarındaki görünmez sorunu halletmişlerdi ve şu aralar sıkı bir dost olma yolunda hızla ilerliyorlardı. Kerem
"Davetsiz misafir kabul ediyor musun?" diye sorunca kadın gülümsedi tekrar.
"Tabii ki. Geç içeri." Kerem kafasını sallayarak kadının açtığı kapıya doğru yürüdü. Azra elini uzatarak ona selam vermek isterken
"Babaaaaa beni de beklesenee ya. Neden çaldın kapıyı?" ikiliyi durduran Yusuf`un bağırma sesleri olmuştu. Azra Kerem`in bezgin yüzüne baktığında gülmemek için zor tuttu kendini.
İleriye baktığında elinde kocaman buketle kendisine doğru koşan Yusuf`u gördü. Yorgunluktan ofluyordu şeker çocuk.
“Off. Kötü baba. Hiç yardım etme zaten sen. Küstüm sana." Yüzünü kapatan çiçekle önünü zor görüyordu küçük adam. Zar zor kapının önüne gelip babasının bacaklarına çarptıktan sonra çiçeği yüzünden aşağıyı indirişini seyretti Azra. Bu çocuk günden güne daha tatlı oluyordu sanki. Yusuf Azra`yı gördüğünde gözleri ışıldadı. Eliyle aşağıya eğilmesini işaret etti. Azra bu tatlı isteye uyup Yusuf`la yüz yüze geldi.
"Merhaba güzel gelinim. Bunlar senin için." Diye cıvıldayarak elindeki çiçek buketini kadına uzattı. Azra büyük mutlulukla buketi küçük adamdan alarak kokladı.
"Teşekkür ederim sevgilim bunlar çok güzel." Kendisine hayran hayran bakan Yusuf`un farkındaydı elbette. Bu çocuğu bir gün içine sokacaktı. Az kalmıştı.
"Senin kadar değiller piyemses"
"Prenses, oğlum "
"Piyemses baba."
"Daha kelimeyi doğru söyleyemiyorsun. Rahşan amcandan kurtaramayacağım seni bu gidişle."
"Üff baba. Azra aşkım söz verdi bana onunla boşanıcak. Sen karışmasana hem. Seni bugün sevmiyorum ben. Sinir ediyorsun beni"
"Ben sana bayılıyorum zaten." Gözlerini deviren Kerem ve ona burun kıvıran Yusuf tam bir neşe kaynağıydı. Azra bu ikilinin atışmasını tebessüm ederek izliyordu. Elini ağzına götürüp hafif kıkırdayınca bakışlar birden ona döndü.
"Hadi geçin içeri. Yusuf gel bakalım biz seninle yemek yiyelim. En sevdiğinden yaptım"
"Sarma mı var."
"Evet bebeğim"
Küçük ellerini yumruk yaparak havaya kaldırdı.
"Oleeyyy."
"Rahşan nerede ?" diye soran Kerem ile gülerek izlediği Yusuf`dan bakışlarını çekip ona baktı.
"Odasında."
"Bir sorun mu var?"
"Bilmiyorum. Bana bir şey anlattığı yok ki. Ama bir sorunu olduğunu hissediyorum tabii."
"Anladım. Bakayım ben ona."
"Aç mısın? Sana da koyayım sarmadan."
"Fazlasıyla tokum. Ama bir acı kahvene hayır demem." dedi adam kuzeninin odasına doğru yürürken.
"Tamam sen geç ben getiriyorum."
"Azraaa aşkımmm hadii amaaa acıktımm been." Diye bağırarak eteğini çekiştiren Yusuf`la ilgilenmek için mutfağa girdi. Kerem oğlunun sesini duyunca kafasını sallayarak odaya girdi.
Önce yemeği ısıtıp Yusuf`a servis ettikten sonra Kerem`in kahvesini yapmaya koyuldu. O sırada yemek yerken anasınıf anılarını anlatan Yusuf`u dinliyordu yüzünde kocaman gülümsemeyle. Onu izlerken minik fasulyesini düşündü. Kesin o da böyle tatlı olacak, anne babasını mutlu edecekti. Tabii babasının mutlu olup olamayacağını bilmiyordu ama annesi mutluluktan delirecekti. Kahve hazır olunca gittiği için mızmızlanan Yusuf`un yanaklarını öperek hazırladığı tepsiyi alarak çıktı mutfaktan. Tepside iki fincanı kahve vardı. Kocasının nasıl kahve içtiğini bilmediği için (öğrenmesi gerektiğini kafasına not etti o an) ikisine de sade kahve yapmıştı. Elinde tepsiyle odanın önüne geldiğinde aralık kapıdan kocasının dağları yerinden oynatacak kadar acılı ahını duydu. Ardından dediklerini.
“Kalbim sürekli tetikte abi. Sevdiğim kadın tarafından kırılacağı zamanı bekliyor” elini hızlanan kalbinin üzerine koyarak sakinleşmeye çalıştı. Acaba kendisinden mi bahsediyordu? Yoksa Sevgi`den mi?
Sevgi onun kalbini kırmazdı ki. Sevgi seçeneği elendiğine göre sevdiğim kadın sıfatı kendisine aitti. Yüzünde görülmeye değer ışıltılı bir gülümseme belirdi. Kocası hala onu seviyordu.
Ruhu mutlulukla iç çekti.
Birkaç saniye sonra kendini toplayarak kapıya hafif vurup içeri girdi. İki adamın kafası ona doğru çevrilince heyecanlamadan edememişti. Tepsiyi komodinin üzerine koyarak adamlara döndü.
“Afiyet olsun”diyerek odadan çıkmak için hareketlendi.
“Ellerine sağlık Azra” dedi kocası sakin sesle. Arkasına dönmeden gülümsedi.
“Sağ ol Rahşan” diyerek odadan çıktı. Kapıyı kapatıp uzaklaşmak istedi ama aklına giren küçük şeytan ona oradan uzaklaşmaya izin vermedi . Kapıyı az önceki gibi hafif aralık bırakarak geri çekildi. İlk konuşan Kerem oldu.
“Kanser türü ne?” kanser mi? O lanet olası hastalık kimin celladı olmaya niyetliydi? Annesi mi? Babası mı? Allah gecinden versindi.
Genç kadın kocasından yayılan acının tadını aldı. Yutkunarak cevabını bekledi.
“Pankreas, son evre”
“Hay sikeyim” Kerem`in küfürünü duyamayacak kadar üzülmüştü o kişi için. Yakalanmamak için kapıdan uzaklaşan kadın Yusuf`un yanına geldi.
Yarım saat sonra odadan çıkan iki kuzen sehpanın üzerinde resim çizen Azra ve Yusuf`u gördüler. Kerem ikiliye bakıp gülümserken elinde tepsiyle içeri giren kadını fark edince tek kaşını kaldırdı. Kadın tepsideki meyve sularını sehpaya dizerken Yusuf mutlulukla elindeki kağıdı kaldırdı.
“Yaseminii bak Azra aşkım bana kalp çizdi” Azra onun saçlarını öperken Yasemin gülümsedi. Kuzenine annelik çok yakışacaktı.
“Hoş geldin Yasemin” diyen Rahşan`a baktı gülümseyerek.
“Hoş bulduk Rahşan.” iç geçirdi genç kadın. Adam daha baba olacağını bilmiyordu. Derdi her neyse karısını duymasını engellemişti.
“Yasemin” duyduğu diğer sese tepki vermeden balkona çıktı. Onu görmeye hazır değildi. Üç ay önce evinden kovduktan sonra Kerem çok kere onunla iletişim kurmaya çalışmıştı. Fakat genç kadın her seferinde engellemişti onu. Konuşmaya veya görüşmeye hazır değildi. Adamın gitmeden önce nokta atışı yapması yeteri kadar üzüyordu onu. Evet Yasemin İlhan babası sayesinde erkeklere güvenmiyordu. Annesine ve kendisine yaptıkları erkeklerle kendisi arasına Çin Seddi`nden bile aşılmaz bir duvar örmüştü.
Aklına saldıran acı düşüncelerini kovmak ister gibi kafasını yanlara salladı.
“Ne zamana kadar kaçacaksın?” arkasını dönmedi. Gelenin kim olduğunu önce sesi sonra kokusu belli etmişti.
“Kaçmıyorum ben” dedi aksi tavırla. Küçük burnunu havaya dikmesi adamı ona bir kez daha hayran bırakmaktan başka bir işe yaramıyordu. Keşke bunu bilseydi.
Genç kadın ona bakmak için direnen gözlerine daha fazla söz geçiremedi. Kafasını çevirip adama baktı. Sigara paketini çıkarıp içinden bir dal çekiyordu. Sigarayı çıkardıktan sonra çakmağı ile ucunu tutuşturdu. Tutuşan sigarayı dudaklarına götürerek içine zehirden bir nefes çekti. Yasemin yüzünü buruşturdu. Böyle zararlı bir şeyi neden seksi tavırla içiyordu ki bu adam?
“Sigarayı bıraksan diyorum Kerem. Bu aralar çok fazla içiyorsun” der demez pişman olmuştu. Çünkü onu gözlemlediğini düşünecekti. Ki bu gerçekti. Uzaktan adamı hep izliyordu. Kerem ona dönerek sigarayı dudaklarından çekti. Ağzındaki dumanı üfledikten sonra kadının gözlerinin içine baktı. Tek kelime etmeden sigara ile yaşadığı ilişkiyi sürdürüp sona ulaştıdı.
Bir adımda ona yaklaşıp önünde durdu.
“Bırakacağım”
“Ne zaman?”
“Sigaranın dumanı yerine ciğerlerime nefesini çektiğim gün bırakacağım bu mereti. Söz.”
Adamın sözleri tavırları ile uçmaya hazırlanan kalbi mantığına tehlike sinyalleri çaldırmaya başlamıştı. Yasemin her zamanki gibi mantığını dinlemeyi seçti. Ondan uzaklaşmak istediğinde Kerem koluna yapıştı.
“Gitme” dedi gözlerine bakarak. Yasemin öfkesini gözlerine yansıtarak adama baktı dik dik.
“Bırak!”
“Bir başarsam seni bırakmayı. Bırakırdım inan. Ama lanet olsun ki bırakamıyorum. İçime öyle işledin ki. Seni düşünerek geçirdiğim her saniye beni daha fazla deli ediyorsun yavrum. ”
Sinirlenmişti. O kadına kendisini metresi olarak tanıtmıştı. Bunu kabul edemezdi.
“Bana metresim dedin” dedi sıkılı dişlerinin arasından. Kolunu adamın sıkı tutuşundan kurtarmak için çekiştirdi. Kerem onu bırakmak yerine kendine çekti. Yasemin adamın göğsüne çarpınca elini sert kaslara bastırdı. Adam kadının kolunu bırakıp belini sıkıca kavradı. Minyon bedenini kendi sert bedenine yaslayarak kulağına eğildi.
“Öfkeliydim. Sana, sıcaklığına kavuşmak için sabırsızdım.”
Kulaklarına değen dudaklar bedenini titretirken kendi kastı kadın. Kerem kadının belindeki elini sıktı.
“Bu bir mazeret değil Kerem. Ben kimsenin metresi değilim. Ben bir aileyi dağıtacağıma ölürüm daha iyi.” Başka kadın tarafından parçalanan bir ailede büyümek yangının ortasında kalmak gibiydi. Bunu Yusuf`a yapamazdı. Onu annesinden ayıramazdı. Babası gittikten sonra annesinin yaşadıkları hala hafızasındayken olmazdı.
Genç kadının titrek sesle söylediği kelimeler adamın dikkatinden kaçmamıştı. Belli ki çok kötü şeyler yaşamıştı. Kafasını geri çekip kadının gözlerine baktığında orada gördüğü şeyler hiç hoşuna gitmemişti.
“Baban” sinirli sesi kadını sarsmış dünyasını yerle bir etmişti. Kerem tek kelime etmeden titreyen kadını sarmış yüzünü göğsüne gömmüştü. Yasemin kırgın olduğu adamın kollarına sığınarak ağlamaya başlamış içindeki acıyı gözyaşları ile birlikte akıtıyordu. “Babası tarafından mutsuzluğa mahkum olmuş kız asla mutlu olamıyor diyorlar. Hiç bir erkek onu mutlu edemezmiş.” Elini kadının saçlarına geçirerek sıktı.
“Halt etmiş onlar. Ben seni öyle mutlu edeceğim ki ateş parçam, mutluluktan deli olacaksın” sesindeki tını öyle güzeldi ki kadının içi gitmişti.
“Rana?” dedi kadın burnunu çekerek.
“O kadın oğlumun annesi. O kadar yavrum. Dahası yok. Asla da olmayacak!”
******
Az ileride onları gülümseyerek izleyen kadın yanında duyduğu sesle sıçradı.
“Neye bakıp gülüyorsun sen?” diyen Rahşan korkuyla damağını çeken kadına baktı. Son zamanlar neden bu kadar tatlıydı ki? Güzelliğine de güzellik katmıştı sanki. Mutluydu.
“Kuzenin kuzenimi üzer mi Rahşan?” diye sordu başıyla balkonu işaret ederek. Rahşan karşısındaki manzaraya bakınca mutlu olmuştu. Ağabeyi gibi sevdiği kuzeni nihayet huzuru bulmuştu.
“Üzmez Azra” dedi eminlikle. Dönüp kocasına baktı.
“İnşallah öyledir Rahşan. İnşallah benim Yasmin`imi üzmez. Yoksa Kerem`in elimden çekeceği var. ”
“Allah kimseyi senin eline düşürmesin Azra” dedi sahte dehşetle. Adam şaka yapıyordu ama kadın karşısındaki adamın kendisinin eline düşünce neler yaşadığını görmüştü. Kerem`e mi acıyacaktı? Asla. Yasemin`i üzen her kimse canına ot tıkayacaktı.
“Kuzenin için dua et Rahşan. Elime düşmesin” diye uyararak mutfağa gitti.
“Okunan her ezanda edeceğime emin olabilirsin Azra” dedi arkasından kafasını sallayarak. Karısının arkasından mutfağa giden adam onun buzdolabına bakındığını gördü. Aradığını bulmuş gibi iç geçirerek eğildi ve pasta dilimlerini koyduğu tabağı aldı. Arkasına döndüğünde kendisini fark ettiğinde şaşkın bir gülümseme sundu ona. Acıyla sarınmış kalbi her şeye rağmen mutlulukla teklemişti.
Azra kendisine garip ifadeyle bakan kocasına yaklaştı. Elindeki tabağı yanından geçtiği masaya bırakmıştı. Önüne gelerek durduğunde elini kaldırarak parmak uçlarını adamın uzamış sakallarının üzerinde dolaştırdı. Gözleri anında kapanırken yanağını kadının parmak uçlarına doğru eğmişti.
“Gözlerin” dedi genç kadın hala yanaklarını okşamaya devam ederken.
“Gözlerim” devam etmesi için teşvik etti karısını.
“Yoğun bir kedere teslim olmuşlar Rahşan. Gözlerindeki o kederi silebilmek için her şeyimi verirdim.” ağzından çıkan kelimeler kalbinden taşmış dudaklarından akmıştı. Genç adam gözlerini açmadan kadının belini kavradı. Azra elini onun sert göğsüne koydu.
“Her şeyi mi?” gözleri hala kapalıydı.
“Her şeyi”
“Beni öpmeni istesem peki?” dedi gözlerini ağır ağır açarak. Hazel ile menekşe birleştiğinde olmayan mantığı silinen kadın parmak uçlarına yükselerek adamın gözlerinden başlayarak yüzünün her yerini öpmeye başladı. Sona sakladığı o tatlı dudakları öpeceği sırada bedenini havalandırıp tezgaha oturtan adam kendisinden önce davranarak dudaklarını esir aldı. Bir anda evdeki misafirleri unutan kadın kocasına karşlışık vermeye başladı. Bacaklarının arasına giren adam oturduğu için yukarı toplanmış eteğinin altına sızarak kadının poposunu kavradı. Azra inleyerek kendini kocasına bastırmak isterken duyduğu ses kaskatı kesilmesine neden oldu.
"Azraaaa... Nerdesiin?"
"Rah...şan” dedi adamın pazularına tutunurken. Maksadı onu kendinden uzaklaştırmaktı fakat isteğini eyleme dökemeden adam ateş gibi ağzını kadının narin boynuna değdirmişti bile.
"Hımm.." diye mırıldandı karısının bir zamanlar hiç sevmediği şimdi hayran olduğu çilek kokan boynunu öperken.
"Dur Yusuf gelecek şimdi" sözleri uzaklaştırma amacı taşırken bedeni ona çekiliyor sözlerini vasıfsız eleman durumuna düşürüyordu. Adam boynunu rahat öpsün diye ona yer açıyordu resmen.
"Azra elma dersem çıkma armut dersem çık. Yaa dur çıkmaa o öyle değildi. Amcaaa Babaaa Yaseminii neredesiniz siz yaa?" sesi gittikçe yaklaşan Yusuf kadını panik etmişti.
"Rahşan dur" dedi nefes nefese.
"Bu çocuk bana hiç sevmediğim şeyi yaptıracak Azra. Küfredeceğim az kaldı." Söylenerek kadının boynundan çekti dudaklarını. Azra tam sevinecekken dudaklarnın üzerinde hissettiği yakıcı sıcaklık aklını yeniden başından almıştı.
"Azra hadi ama nereye saklandın?"
"Bu veleti elimden kimse alamayacak bak diyeyim sana." Geri çekilerek alnını kadının alnına yasladı.
"Saçmalama Rahşan. Çocuk o"
"Benim olana el uzatıyor ama."
"Senin miyim sahi?"diye sorduktan sonra adamdan uzaklaşarak gözlerine baktı. Şaşkındı. Hem de çok.
"Değil misin?" genç kadın tek kelime etmeden adamın ensesini kavradı ve yüzünü kendine çektiği gibi dudaklarını esir aldı. Aralarındaki ateş tek nefesle alevlenirken Rahşan kadının göğüslerini avuçladı. Hafifçe sıkarken duyduğu kısık sesli inleme onu patlamanın eşiğine getirmişti.
"Aptal kafam bana portakal suyu getirmeye gitmişti Kesin mutfaktasın demi Azra aşkım geliyorum."
Yusuf`un sesi gittikçe yaklaşırken kadın panikle iki göğüs arasını öpen adamı ittirdi.
"Rahşan hadi indir beni bak geliyor çocuk" dediğinde Rahşan oflayarak karısını indirdi tazgahtan. Azra ayakları yere basar basmaz üzerine çeki düzen verdi. Saçlarını yeniden hızlıca toplayarak yanındaki adama baktı. Gözler kapalı halde kafasını geri atmış ellerini beline koymuştu. Sakinleşmeye çalışıyordu.
Nedense onun bu halini sevimli bulmuştu. Gülümsedi.
“Buradasın” diyerek kadına koşan küçük çocuk kollarını açarak onun eğilmesini bekledi. Azra onu bekletmeyerek eğildi ve yanaklarını öpmesine izin verdi. Az önce kocası onu öperken nasıl alev alev yanıyorduysa şimdiyse kalbi sevgiden patlayacaktı. Bolca öpüşüp koklaştıktan sonra ani bir hareketle Yusuf`u kucağına almak isteyen kadın, kuzeni tarafından durduruldu.
“Azra” dediğinde Azra kafasını kaldırarak ona baktı. Yasemin kendisini izleyen adamdan habersiz kuzenine karnını işaret etti gözleriyle. Sonra onların yanına giderek Yusuf`u kucağına aldı. Yusuf iki kadının arasında olmaktan gayet memnun bir şekilde gülümserken Rahşan sakinleşerek arkasına döndü. Yasemin eğilerek Azra`nın kulağına
“Kızım dikkat etsene yeğenime” fısıldayarak payladı onu.
“Yusuf zayıf çocuk zaten. Ne ağırlığı olabilir ki?”
“Olsun. İki kilodan fazla mı? Fazla. Otur oturduğun yerde kızım. Deli etme beni.” Kuzeninin içinden çıkan maço Haydar amca kadını güldürmüş, oradaki erkeklerin dikkatini çekmişti.
Rahşan karısını hayranlıkla izlerken Kerem onların ne hakkında konuştuklarını merak etmişti. Zaten az önce çok büyük bir şey öğrenmişti. Sindirmesi zaman alacaktı.
“Kardeşim” dedi karısına takılı kalan adama. Birkaç saniye sonra hafifçe omuzuna vurarak dikkatini çekmeyi başardı.
“Efendim abi” bakışlarını zorlukla çekti kadından. Kuzeninin ne diyeceğini merak etmişti.
“Azra senin o muhteşem tavuk sotenden tattı mı hiç?”
Kerem`in sorusu ortamda soğuk rüzgarlar estirmişti. Rahşan karısına bakınca Azra bakışlarını ondan kaçırarak Kerem`e baktı direkt. Çünkü ona bakarsa yaptığı bir yanlışı daha hatırlayacaktı. Aniden zihnine düşen o anı titremesine neden olmuştu.
“Azra”
“Ne var Rahşan?”
Kadının bıkkın sesi adamın hevesini kırsa da geri durmadı.
“Aç mısın?”
“Açım desem yemek mi yapacaksın bana?” diye sormuştu küçümseyerek.
“Evet. Yiyenler benim tavuk sotemi çok beğeniyorlar. İstersen sana da yapayım”
“İstemez, kalsın. Senin cürmün ne ki yaptığın yemekte ne olsun Rahşan. Pizza sipariş ettim ben zaten. Birazdan gelir.”
Genç kadın ağlama isteğini bastırarak Kerem`e cevap vermesi gerektiğini hatırladı.
“Hayır yemedim.” Sesi cılız çıkmıştı. Kerem bir pot kırdığını anlamıştı fakat iş işten geçmişti çoktan. Yasemin kuzeninin sırtını sıvazlayarak kulağına bir şeyler söyledi. Azra kafasını sallayıp tekrar Kerem`e baktığında adam ona yarım ağız gülümseyerek Rahşan`a döndü.
“Hadi kardeşim sen şu meşhur lezzetli Tavuk Sotenden yap da yiyelim. Acıktım ben. Hanımlar ve Yusuf bey de acıkmış kesin. Değil mi aslanım?” diye sorduğu oğlu ona bakarak ellerini çırpmakla yetindi. Yaptığı hareket cevap olarak yeterliydi zaten.
“Herkes acıktıysa yaparım tabii” dediğinde genç kadın ona baktı şaşkınlıkla. Bir tepki vermesini ve itiraz etmesini beklemişti. Her zamanki gibi kocası onu yine dumura uğratmıştı. Kalbi güzel bir adamı nasıl kırabilmişti zamanında aklı almıyordu. Ama kazanacaktı onu. Eğer ki o kalp hala kendisindeyse onu elinde tutmak için elinden geleni yapacaktı.
Çünkü kalbi başkasında olan adamı yanında tutmak çok büyük bir bencillikti. Ve o bencil bir kadın değildi.
“Sen ne yapacaksın peki?” diye soran Yasemin düşüncelerinden koparak ona dikkat kesilmesine neden olmuştu. Sesinde azıcık kinaye vardı sanki. Merak etti Kerem`in cevabını.
“Senin sevdiğin Salçalı Makarnayı tabii ki” cevabı bekletmeden yapıştıran adam kadınları ikinci kez şaşırtmayı başarmıştı. Yasemin ifadesini sabit tutarak ona baktı. Onun salçalı makarnaya bayıldığını nereden biliyordu bu adam? Hiç birlikte yemek yememişlerdi ki. Acaba evine gizli kamera falan mı yerleştirmişti? Olur mu olurdu. Kerem bu ondan her şey beklenirdi.
“İyi. Size kolay gelsin o zaman. Hazır olunca seslenirsiniz” diyerek kuzenini kolundan tuttuğu gibi mutfak kapısına doğru çekiştirdi. Salona geldiklerinde Yusuf`la birlikte koltuğa oturan Yasemin`e baktı Azra.
“Yardım falan etseydik Yasmin. Öylece bırakıp çıktık ordan.”
Yasemin Yusuf`u öperken kuzenini yanıtladı.
“Sen ne zamandan beri bu adamları düşünür oldun kuzen?”
Koltuğa geçerek şakaklarını ovan kadın da aynı şeyi düşündü. Sahi ne zamandan beri bu adamları düşünüyordu ki?
“Ayy hamilelik beni iyice duygusal yaptı kızım. Ne bileyim? Kendileri kaşındılar. Şimdi çeksinler cezasını. Aman bize ne.” diyerek azıcık da olsa özüne dönmüştü Azra Altay. “Hem sen söyle bakalım. Bu Kerem ile aranızda ne var?” sorusunu duyan Yasemin ve Yusuf aynı anda baktı kadına. Yasemin hemen kaş göz işareti ile ona Yusuf`u gösterirken kadın dudağını dişlemişti.
“Bunu başka zaman konuşacağız Tombiş sakın kaçmaya kalkışma”
Bir saat sonra yemeklerini yerlerken hayli sessizlerdi. Azra iki canlılığın verdiği iştahla hem tavuk soteden hem de salçalı makarnadan birer dolu tabak yemişti. Misafirler gittikten sonra dolaptan çıkardığı pasta dilimlerini didikleyip duruyordu mutfak masasında.
“Bırak artık o zavallı pastayı Azra. Eziyet etme ona. Doyduğun zaman bir şey yeme miden bulanır” kafasını kaldırarak mutfak kapısında kendisini izleyen adama baktı.
“Doyduğumu da nereden çıkardın?” aksi olmaya çalışıyordu adam yine on ikiden vurmuştu hedefi. Doymuştu.
“Doyduğunda yemeğe senin onu yiyecekmişsin gibi değil de onun seni yiyecekmiş gibi bakıyorsun çünkü. Ayrıca açken hızlı yiyorsun ama doyduğunda hızın yavaşlıyor. Tabağın içinde amaçsızca geziniyorsun” sesi ve görüntüsü yetmiyormuş gibi bir de düşünceli koca olması kadının canına tak etmişti. Çatalı tabağa bıraktı. Ayağa kalkarak kocasına doğru yürüdü. Ona attığı her adımda kendisini baştan aşağı süzen adamın istekli bakışları birkaç saat önce tezgahın üzerinde yaşananları aklına getiriyordu. Kocasına yaklaştığında durdu. Adamın duru hazellerine baktı buğulu menekşeleriyle.
“Yetti be. Anladık beni iyi tanıyorsun Rahşan. Ama yeter artık her seferinde sana yaptıklarımı yüzüme vurup durma” sesi titremişti sona doğru. Yutkunarak kendini toparladı genç kadın. Adamın kafası doluyken ve de derdini ona söylemiyorken kafasını daha da karıştırmak istemiyordu. Fakat Rahşan onu dinlemiyormuş gibi bakınca sinir olmaya başlamıştı. “Sen beni dinlemiyor musun?” diye sordu hafif sinirle. Sorusunu duyan adam yavaşça kadına yaklaştı ve kolunu onun ince beline doladı. Kendine çekerek gözlerinin içine baktı. Kadının kalbi hoplarken sakin kalmaya çalıştı. Adamın omuzlarına tutunarak ne diyeceklerini bekledi.
“Hazır kardan elbiseni çıkarmışken, bu gece birlikte uyuyalım Azra. O elbisenin altındaki sıcak bedene sarılıp uyumanın hayalini kurdum hep.” kollarını sıkılaştırarak bedenlerini bir birine yapıştırdı. Duydukları karşısında kalbi kar tanesi gibi eriyen kadın kafasını sallamakla yetindi. Kanepedekini saymazsa onunla ilk kez uyuyacaktı. Yatakta hem de. Hani iki kere sadece sevişmek için yattıkları yatakta.
******
Ertesi sabah genç kadın gece aniden evden giden kocasını düşünmemeye çalışıyordu. Artık o gidişleri kadınsı bir kıskançlıkla izlemiyor büyük bir merakla takip ediyordu. Bir şeyler oluyordu kesin. Çünkü kocası evden çıkarken telefonda “Ağlama Mira. Geliyorum.” demişti. Sesindeki acıyı ve yıkılmışlığı ta odadan hissetmişti. Çıkmadan önce elbette onu öpmüş saçlarını koklamıştı. Kadın o an uyuyor gibi yapsa da olan bitenin farkındaydı.
Telefon aklına gelince birkaç kere kocasının telefonunu karıştırdığını hatırladı yanaklarındaki kırmızılıklarla. Mira`nın fotoğrafını görmüştü. Güzel kızdı. Annesine sarılmış kameraya gülümsüyordu. Kadın adı gibi emindi ki kameranın arkasındaki kişi kocasıydı. O telefonda fotoğraftan fazlası vardı ve genç kadın artık bir şeyleri çözmüştü. Düşünmemeye çalıştı. Düşünürse ağlayacaktı.
Üzerini giyindikten sonra takı sandığını açtı. Küpeleri es geçerek kolye takmak istedi bugün. Eline aldığı hiçbir kolye içine sinmemişti. Derken doğum gününde aldığı hediye geldi aklına. Yüzünde buruk tebessümle kolyenin kutusunu aradı makyaj masasının çekmecesinde. Kutuyu en ücra köşeye sıkışmış halde bulunca içi sızladı. Özel yapım kutuyu açtığında heyecanlıydı. Heyecanlıydı çünkü hiç açmamıştı. İçinde nasıl bir şey olduğunu bilmiyordu. Hediyeyi veren kişi yani kocası özel yapım kolye olduğunu söylemişti. O gece kutuyu alıp basit bir teşekkür ederek beş senedir doğum gününü kutlamadığını ve hediyeye gerek olmadığını söylemişti adama. Elleri titreyerek açtığı kutunun içinden fazlasıyla özel bir kolye çıkınca onu kutudan çıkarmadan makyaj pufuna çöktü ve ağlamaya başladı. Aptallığına ağladı, körlüğüne ağladı, saçtığı zehrin o güzelim kalbi nasıl yok ettiğini fark ettiği için ağladı.
Göz yaşları dindiğinde ıslak yanaklarına aldırmadan kolyeyi kutudan çıkardı ve havaya kaldırdı.
Menekşe Çiçekli Kütük Reçine Kolye...
Onlar hakkında bir şeyler duymuştu.
Gerçek Kütük içerisinde yer alan, canlı çiçeklerden oluşan reçine kolye. Tam altın boyutundaki kolye canlılığını yıllarca bozmadan koruyabiliyor çünkü bitiş esnasında kolyenin üzerine sürülen özel yağ sayesinde kütük hem doğal rengini ve kokusunu korur hem de oluşabilecek çürümeyi engeller. İlaveten duyduğu bir şey daha vardı ki her tasarımdan bir tane oluşuydu. Yani ikincisi sadece ilkinin takliti olurdu o kadar.
Her zaman kalbimdesin demek istemişti Rahşan. Hep canlı ve hiç solmayacak aşkla bağlıyım sana...
Düşünmeden kolyeyi boynuna taktı. Mor menekşe capcanlı duruyordu kütüğün içinde. Gülümsedi.
Aynada kendine bakarken parmaklarına takıldı gözleri. Boştu. Uzun zaman önce parmağından çıkardığı alyansını ve tek taşını hatırladı. Nereye koymuştu onları?
Kalemliğe mi?
Alnına vurdu öfkeyle. Hızla çalışma köşesine giderek masanın üzerindeki kalemliği aldı. Yatağa yaklaşarak kalemliği ters çevirdi. İçindeki kalemler, diğer ıvır zıvırlar yatağa saçılınca onları umursamadan yüzüklerini bulmaya çalıştı. Bulduğunda sevinçle çığlık atarak beklemeden parmağına taktı. Elini havaya kaldırarak baktı onlara gülümseyerek. Uzun zaman önce onları hangi nedenle çıkardığını bile unutmuştu.
Elini yüzünü yıkayıp yeniden makyaj yaptıktan sonra evden çıkmış şirkete gelmişti. Öğlene kadar su içecek zamanı zor bulan kadın öğlen yemeğinde kendine ziyafet vermek için güzel bir restorana gitmeye karar vermişti. O yüzden içeri giren sekreterine
“Yiğit bey odasında mı Berna?” diye sordu. Yiğit en sonunda kararını Selim beyin teklifini kabul etmekten yana vermişti. Ve şirketin yeni CEO`su olmuştu. İki küçüklük arkadaşı şirketi birlikte omuzlayarak gayet başarılı bir şekilde ileriye götürüyorlardı.
“Evet Azra hanım.”
“Güzel. Ona buraya gelmesini söyle ve yarım saat sonraya güzel bir restoranda benim adıma rezervasyon yaptır.”
“Tamam efendim” diyerek çıktı Berna.
Azra Altay bir prenses görüntüsüne sahip olabilirdi fakat şirketteyken otorite sahibi, sözünü geçiren, sevilen ve saygı duyulan bir iş kadınıydı. Tuttuğunu kopardığı için ona iş dünyasında Demir Bilek lakabını takmışlardı. Bir sene içinde iki çok önemli anlaşma yapmış, bir büyük ihale kazanmıştı. Bir genç kadın için bu gösterici oldukça iyiydi.
Yiğit zaman zaman ona `İnsanları kadife eldiven içindeki demir yumrukla yönetiyorsun Azra` diye takılıyordu.
Öğle yemeğinde kendisine eşlik eden Yiğit kadının iştahla yemek yemesini izliyordu. Azra her zaman iştahla ve iştah açıcı şekilde yemek yerdi fakat bu aralar çok farklıydı. Şirkette odasına her girdiğinde bir şeyler atıştırırken yakalıyordu onu. Özellikle baharatlı, tuzlu kraker çubuklara takmıştı. Bu işte bir iş vardı kesin.
“Azra” dedi sonunda dayanamayarak. Azra bifteğinden kestiği parçayı ağzına atarak arkadaşına baktı. Eti çiğneyip yuttuktan sonra
“Efendim arkadaşım” dedi. Yiğit çatalını tabağına bırakıp ona baktı dikkatle.
“Bu aralar pek neşelisin. Sürekli gülümsüyorsun ve her zamankinden fazla yiyorsun. Rahşan`la aran düzeldi de bana mı söylemiyorsun? Eğer öyle bir şey varsa ve bana söylemiyorsan çok kırılırım sana” genç kadın arkadaşının konuşmasını bitirmesini bekledi gülümseyerek. Yiğit kadının gülümseyen suratına bakarak cevap bekledi.
“Dayı oluyorsun Yiğit”
“Esma hamile mi?” diye soran adamın şaşkınlığı kadını eğlendiriyordu. Kafasını yanlara salladı.
“Senin kaç tane kız kardeşin var Yiğit?”
“İki. Esma ve sen” dediğinde kafasını salladı olumlu anlamda. Adamın şapşik halleri çok hoşuna gitmişti.
“Esma hamile olmayacağına göre. Geriye hangi kardeşin kalıyor?”
Yiğit hiç düşünmeden vermişti cevabını.
“Sen” dedi ve nihayet jeton düştü. Önce gözleri büyüdü sonra aldığı muhteşem haber dagla dalga bünyesine yayıldı. Nihayet o haberi sindiren adam ayağa kalktı ve kadını elinden tutarak kaldırdı. Kendine çekerek sıkıca sarıldı. Ayaklarını yerden keserek etrafında döndürdü. Azra kahkaha atarak ona kendisini yere indirmesini söylerken adamın boynuna sarılıyordu. Etraftaki insanları umursamadan birkaç kere daha döndürdükten sonra yere bıraktı kadını.
“Allah`ım dayı oluyorum” dedi gülerek.
“Herkes bize bakıyor Yiğit”
Nihayet Yiğit sakinleştiğinde neşe içinde yemeklerini yediler. Restorandan çıktıktan sonra Yiğit kadını bir yetimhaneye götürdü. Oradaki çocuklar için yüklü bir bağışta bulunarak kadını bir hayli güldürmüştü. Hamileliğini bir süre daha saklamak istediğini söylediğinde Yiğit itiraz etmişti. Fakat Azra sebebini izah edince hak vermişti.
Evet bir süre daha babasının haberi olmayacaktı bebeğinden. Birlikte şirkete döndüklerinde çalışmaya devam ettiler. Akşam üzeri eve döndüğünde evde kimse yoktu. Derin nefes alarak boş evin soğuk havasını çekti içine. Canı sıkılmıştı anında. O an anlamıştı kocasının onsuz eve her girdiğinde nasıl hissettiğini. Kafasını sallayarak ağlama isteğini bastırdı. Odasına girerek üzerini değişti. Kolyeyi çıkarmak için kalkan elleri aşağı inmişti. O kolyeyi çıkarmaya eli varmıyordu. Sonunda kolyeyi çıkarmaktan vazgeçerek odasından çıktı.
Rahşan yokken o kolye kadına aşkını hissettirecekti.
Mutfağa giderek buzdolabının kapağını açtı ve çilekli dondurmayı aldı. Çekmeceden kaşık alarak koltuğa geçti ve büyük iştahla dondurmayı kaşıklamaya başladı. Büyük iştahla yediği dondurma ile arasındaki ilişkiyi açılan kapı bozmuştu. Kapının açıldığını duyar duymaz dondurmayı da alarak mutfaktan çıktı. Hole girdiğinde görüş alanına bir kız girmişti. Daha sonra kapıyı kapatan kocasına baktı. Ona bakan kız tanıdık gelmişti. Hafızasını yoklayıp kızın kimliğini bulduğunda kaşları kalkmıştı.
Kocası neden Sevgi`nin kızını bu eve getirmişti ki?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder