Karısının inlediğini
duyan adam kızı bırakıp tüm dikkatini ona verdi. Hızla yanına vararak kolunu
tuttu. Azra karnındaki sancının geçmesini beklerken kendisini koltuğa oturtan
kocasına itiraz etmedi. Mira o anki sinirle yaptığı şeyi fark ettiğinde ablası
gibi sevdiği kadının acı çekmesine neden olduğu için pişmanlıkla onun yanına
çöktü.
“Abla?” öyle perişandı
ki Azra sancısına rağmen gülümsedi. Elinin üzerine koyduğu elini sıktı kızın.
Sancısı azıcık da olsa geçmişti. İyiydi ama ilk fırsatta doktoruna gidecekti.
“İyiyim ben Mira. Bana
telefonumu getirir misin?” dedi odasını işaret ederek. Mira odaya gitmeden önce
kendisine üzgün gözlerle bakan adama öfkeli bir bakış fırlattı. Odadan telefonu
alıp geri geldiğinde Rahşan`ı karısına sarılırken bulmuştu. Uzun zamandır
kederli bir aşk hikayesi dinleyen Mira ağabeyinin artık sevdiği kadına
kavuştuğuna sevinse de az önce duydukları öfkesini harlıyordu.
“Getirdim abla” dedi
sinirle. Rahşan kafasını kaldırıp ona baktığında gözlerinden pişmanlığını
okuyordu. Fakat ona bakmamayı seçerek genç kadının yanına oturdu.
“Teşekkür ederim
canım.”
“Özür dilerim. Ben
sana zarar vereceğimi bilemedim.”
Azra kızın elini
tuttu.
“Merak etme. İyiyim
ben. Küçük bir sancıydı. Geçti.” gülümsediğinde kız da mahçup bir gülümseme ile
karşılık verdi ona.
“Mira” diyen adama
bakışlarını çevirdiğinde küçük kızın yüzündeki üzgün ifade toz gibi dağılmıştı.
Yüzü sinirden beyazlayan kız hemen kafasını kadına çevirmişti. Azra telefonla
bir şeyler yapıyordu. Merak etmişti. Neden az önce acı ile inlerken şimdi
telefonunu kurcalıyordu ki? Parmakları ekranda hızla süzülürken yüzünden geçen
ifadeler garipti.
“Al canım anne seninle
konuşmak istiyor” dedi telefonu kendisine uzatırken. Önce şaşkınlıktan
donakalırken sonra hemen kendine gelerek telefonu kaptı. Kulağına götürürken
heyecandan ve hasretten içi yanıyordu.
“Annem” derken sesi
titriyordu.
“Kızım” sesi dünkünden
daha zayıftı. Ağlamamak için dudaklarını ısırdı.
“Anne ben seni çok
özledim. Yanına gelmek istiyorum” daha fazla dayanamadan ağlamaya başladı.
“Ağlama lütfen güzel
kızım” dese de kendisi de ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
“Anne sen ölecek
misin?” diye sordu direkt. Cevabı beklerken kafasını çevirip dolu gözlerini
kırparak alnını karısının omuzuna koyan adama baktı. Annesinin cevabı
geciktikçe kalbi hızlanıyor, ölüm gibi ağır bir gerçek damarlarına baskı
yaparak kulaklarını uğuldatıyordu.
“Sırt çantana senin
için bir zarf bıraktım kızım. Onu oku lütfen. Ve sakın Azra ablanla Rahşan
abini üzme. Onlar bundan sonra senin yanında olacak tek yakınların olacaklar.”
“Anne lütfen. Deme
öyle. Ben sensiz yaşayamam.”
“Sakin ol meleğim. O
mektubu oku lütfen.”
“Tamam anneciğim”
diyerek akşam uyuduğu odaya gitti. Kapıyı kapatırken kocasına baktı kız. Annesi
ona he diyorduysa Rahşan`a attığı bakışları yumuşamıştı.
Küçük kız odasına
girtikten sonra kendisine sarılan adam bedenini çekerek kucağına oturmasını
sağladı. Kolları kendiliğinden adamın omuzlarına konunca aralarındaki doğallığa
bir kez daha şaşırmadan edemedi genç kadın. Rahşan omuzundaki eli öperek
kadının az önce sancılanan karnını okşamaya başladı. Azra adamın sıcak avucunu
karnında hissedince ağlama isteği ile dolmuştu. Bebeğini saklamak artık zoruna
gitmeye başlamıştı. Keşke her şey çabucak olup bitse de anlatsaydı bebeğini
babasına. Onu bilmeden böyle sahiplenmesi içini dağlıyordu çünkü.
“Mira canını çok
yakmadı değil mi bebeğim?” genç kadın küçük çocuk gibi kafasını salladı
dudaklarını büzerek. Bebeğim kelimesini her duyduğunda ağlayacak kıvama
geliyordu.
“Hayır canım yanmadı
Rahşan” dedi alelade bir sesle. Parmaklarını adamın yumuşacık saçlarına
daldırarak çekiştirmeye başladı. Rahşan mayışmaya başlayınca aklındaki soruları
sorabilmek ve selametini korumak için kafasını geri atarak kadının gözlerine
baktı.
“Azra”
“Hım”
“Sen Sevgim`in
numarasını nereden biliyorsun?”
Kadın gözlerini
devirerek adamın saçlarını çekiştirdi. Kafası geri düşen adam kaşlarını
kaldırarak karısına baktı. Azra ona doğru eğilerek yüzüne yaklaştı.
“Sakın bir daha o
kadının isminin yanına iyelik eki kullanma adam. Anladık çok seviyorsun.
Anladık çok özel kadın. Fakat ben senin karınım. Ve benim yanımdayken ayağını
denk alacaksın. Yoksa o ayağı öyle kaydırırım ki, bir daha asla ayağa
kalkamazsın.”
Rahşan alev alan
hazellerini kadının menekşelerine dikerken alt dudağını ağzının içinde
yuvarladı. Karar vermişti. Kadının yumuşak başlı tavırlarından çok böyle hırçın,
asabi ve otoriter hallerini seviyordu.
E bünye alışmıştı
neticede.
Bir buçuk senedir
kendisine hep sert davranan Azra gördüğü
için hala bu uysal Azra`ya alışamamıştı.
“Sevgim mi demeyeyim
bebeğim?” ayrıca bebeğim kelimesinin de kadın üzerinde ne denli etkili olduğunu
ilk söyleyişinde görmüş, hissetmişti. Ona her bebeğim dediğinde parlayan mor
menekşeleri titriyor, nefesi hızlanıyordu. Daha bu sabah bebeğim dediğinde iç
çekişini duymuştu.
Azra öfke ateşine
bulanmış menekşelerini adamın gözlerine dikti. O gözler silah olsaydı çoktan
ölmüştü biliyordu.
“Ah... Ulan!” adam
inlerken kadın memnun sırıtışla bakıyordu ona. Sorduğu sorunun ardından
saçlarını çekiştirip, bedenini hafif kaldırarak erkekliğinin üzerine oturmuştu
sertçe.
Oh olsundu...
Rahşan acısı geçince
kadını tek hamlede altına aldı. Azra hırsla adamın ensesinden bastırarak yüzünü
kendine yaklaştırdı ve beklemeden dudaklarına saldırdı. Az ötede Mira`nın
olduğu gerçeği tamamen akıllarından çıkmıştı.
Kadın hep yaptığı gibi
örseleyerek, acıtarak sertçe öptü adamı. Kadın içinde öyle bir ateş yakmıştı
ki, ruhuna çıkan alevleri görmezden gelemeyen genç adam, öpüşmeyi kesmeden
kadınla beraber koltuktan kalktı ve salondan çıkarak odaya doğru yürüdü. Odanın
önüne geldiklerinde ayağıyla kapıyı açarak içeri girdi. Ardından kapıyı
kapatarak yatağa yaklaştı. Kadını nazikçe yatağa bıraktıktan sonra
dudaklarından ayrılarak boynuna yöneldi. Küçük küçük öpücüklerle kadını serseme
çevirmeye devam etti. Bacaklarını açarak adamın pantolonunu zorlayan sertliğine
sürtünmeye başlayınca adam
“Azra” diye seslendi
ona.
“Hım” eli de rahat
durmayarak kocasının tişörtünün altına süzülmüş, tenini okşamaya başlamıştı
bile.
“Az önce sancın vardı.
Beni kışkırtma kadın. ” dişlerini sıkarak kadını yatağa bastırmıştı güçlü bedeniyle.
Adamın çaresizliği
hoşuna gitmişti.
“Hayret”
Üzerindeki tişörtü
çıkartan adam kafasını kaldırarak karısına baktı. Azra onun kendisine baktığını
fark edince alnına düşmüş tutamlarını severek parmaklarıyla yukarı doğru
taradı. Kendisine bakan hazellerin aşkla tutuşup kül olduğunu görmek kalbinin
başka bir ritimle atmasını sağlamıştı.
“Bir saat önce Mira
evde diyordun şimdi benimle sevişmek üzeresin” elini saçlarından çekerek
dudağının sol kenarını okşamaya başladı. Adam ani hamleyle dudağını okşayan baş
parmağını önce ısırdı sonra ısırdığı yere öpücük kondurdu.
“O zaman uyuyordu ama
az önce seni odaya taşırken gördü bebeğim” dedi muzip sırıtışla. Yüzünde o
kadar güzel durmuştu ki, kadın anında o sırıtışı zihninin en güzel yerine
resmetmişti. O kendi ile cebelleşirken adam şortunu çoktan çıkarmıştı bile.
Karşısında sadece iç çamaşırları ila yatıyordu.
“Ne yapıyorsun Rahşan?
Rezil olduk kıza. Kalk üzerimden” dese de sesi pekte ciddi çıkmamıştı. Rahşan
onu takmayarak ayağa kalktı ve üzerindekileri çıkarmaya başladı. Adamın o
dokunmalık tenini kapatan giysiler gittikçe kadının dili damağı kuruyordu.
“Rahşan!”
Adam sadece baksırı
ile kalınca yatağa yaklaştı. Dizini kadının açtığı bacak aralığından yatağa
bastırarak üzerine eğildi. Giydiği lila renk sütyenin kopçasını açarken
“Şaka yaptım bebeğim.
Mira en az bir saat çıkmaz o odadan. E bu da seni sevmeme yetecek bir süre.”
dedi. Derin nefes alan kadın rahatlamış, kocasına üzerinde kalanları
çıkarmasında yardım etmişti. Adamın ayağa kalkarak kadına tepeden tırnağa
bakması için kıpır kıpır etmişti. Bakışları öyle güzeldi ki, kadın kendini
dünyadaki en güzel kadın gibi hissetmişti.
“Yer yüzünün görüp
görebileceği en güzel kadınsın Azra”
Gözleri dolan kadın
kollarını açarak “Çıkar üzerini ve gel buraya” dedi. Rahşan üzerinde kalan son
şeyi; baksırını da çıkartıp kadının kollarının arasına girdi. Yüzünü nefis kokan boynuna gömerek sırtına
sarılan kolların tadını çıkardı. Göğsüne dayanan yuvarlaklıklar içini yaksa da
kendini tutmakta zorlanmamıştı. Şu an aralarındaki duygusal bağ, tensel
temastan daha kıymetliydi adam için. Omuzunda hissettiği dudaklar kadını daha
çok sarmasın neden olmuştu.
“Sevgi`nin numarasını
biliyorum çünkü onunla buluştum.” dedi. Adamın kalkmak için hamlesini sıtrına
avucunu bastırarak önledi. Rahşan direnmeden teslim oldu ona. Çünkü ne diyeceğini
merak etmişti. “Hasta olduğunu bilmiyordum” kadının kalbinin nasıl çırpındığını
göğsünde hisseden adam ondan hafif uzaklaşarak yüzüne baktı. Bu sefer
durdurulmamıştı.
“Ne zaman buluştun
onunla?” diye sordu alnına düşmüş saç telini geri tarayarak.
“Banyoda seviştiğimiz
gün” adamın naif dokunuşları derin iç çektirmişti kadına. Kafasını sallayan
adam gözlerini kapatıp açmıştı.
“Sevgi-” diyerek
sustu. Devamını getirmedi. Azra dikkatle ağzından çıkacak ismi beklerken
Rahşan`ın yüzünde sıkıntılı ifade belirdi. Sanki hiç sevmediği bir şeyi
yaparmış gibi bir hali vardı. “Sevgi`nin hasta olduğunu öğrendiğimiz gün. O gün
bana çok önemli bir buluşmasının olduğunu söylemişti. Seninleydi demek.”
“Evet”
“O gün buluşmadan
geldiğinde keyifliydi.”
“Keyifli miydi?”
şaşırmıştı. Halbuki o Sevgi`nin üzüleceğini düşünmüştü. Genç kadın dalgınca
düşünürken
“Ona ne dedin?”
sorusunu duyduğunda boş bulunarak
“Seni ondan geri
alacağımı” diye yanıtladı. Sesi kulaklarına çalındığında hızla kafasını
kaldırarak kocasına baktı. Kaşlarını kaldırarak ona bakıyordu. Şaşırdığını
görebiliyordu. “Neden şaşırdın?” sorusunu duyunca yüzü aydınlanan adam kadının
narin elini kavrayarak dudaklarına götürdü. Avucunun içine sıcacık öpücük
kondurarak göğsüne koydu. Avucunun altında sanki kendisine kavuşmak için can
atan kalbin çırpınışlarını hissetti kadın. İçinde uzun zamandır ötelediği
duygular artık boğazına kadar çıkmışlardı. Hissediyordu.
“Avucuna vuran bu kalp
sen diye atıyor Azra. Beni geri almana gerek yok ki. Şayet şimdi göğsümü
yararsam kalbim sana doğru fırlayacaktır.”
Genç kadın yüzünde
seksi bir gülümseme ile adamın göğsüne tırnaklarını geçirdi. Adamın bakışları
anında değişmişti. İstediğini elde etmişti.
“Ağzını
çalıştıracağına başka yerlerini çalıştır Rahşan.” Diğer elini indirerek bacak
arasını zorlayan erkekliği kavrayıp sertçe sıktı. “Mesel bunun gibi”
Pembe bulutlarla
yolculuk yaptıracak aşk sözlerine doymuştu kadın. Haz istiyordu, zevk istiyordu.
Madem kocası onu bedeni için kullanıyordu o da aynısını yapacaktı.
Kullanacaktı...
Rahşan eğilerek
dudaklarını kadının kulağına değdirdi. Göğsündeki tırnaklar tenine daha sert
batınca orada izlerin oluştuğuna emindi artık. Düşüncesi bile delirmesine yeterken
hınzır bir sırıtış süsledi dudaklarının kenarını.
“Sadece elindekini mi
kullanayım Azra? Başka yerlerimi de test etmek ister misin?”
Duyduğu kelimelerle
titreyen kadın üstündeki adamın ekmeğine yağ sürdüğünün farkındaydı elbette.
“Elinden geleni ardına
koyma Rahşan Altay” diyerek meydan okumuştu kocasına.
“Hay hay efendim”
meydan okumayı kabul ederek karısının dudaklarına saldırdı. Aşkla değil salt
tutkuyla ezdi, örseledi kendine kattı o dudakları. Dakikalarca süren tutkulu
savaştan hiçbiri sağ çıkmamıştı. Yaraladığı kadar yaralanmıştı adam. Boynunda,
sırtında, göğsünde hissettiği sızıltıdan anlıyordu bunu. Kesin ince ince
kanıyorlardı. Sızlasa da takmadı yaralarını. Dudaklarından uzaklaşan adam
çenesini, çenesinin altını gerdanını öperek göğüslerinin arasına geldi. Geri
çekilerek sevdiği pürüzlü yuvarlaklıkları izledi iştahla. Adamın bakışları
kadının tutkusunu harlarken altında kıpırdandı.
Rahşan eğilerek özenle
ve sırayla içine çeker gibi emdi kadının göğüslerini. O yaptığı şeye odaklanmış
ağzındaki küçük tomurcuğun tadını çıkarırken, karısı ses çıkarmamak için
dudaklarını ısırıyor, adamın saçlarını yolarcasına çekiştiriyordu.
Adam kadının
göğüslerini bırakıp tüm bedenini öperek kasıklarına geldi. Kadının sütun gibi
bacaklarının iç kısmını öperek açmaya çalıştı. Azra dirseklerinin üzerine
kalkarak adama baktı. Rahşan kaşlarını çatarak bacaklarını açmasını bekledi.
“Aç şu canına yandığım
bacaklarını Azra”
“Ne yapacaksın
bacaklarımı açınca?”
“Falına bakmayacağım
her halde.” Baş parmağını kadının hassas noktasına bastırdı. Yaptığı hareketin
karşılığı sızlanma karışığı inlemeydi. “Şu küçük mabedinin tadına bakacağım.”
Dedi boğuk sesle. Sesi bile kadını zirveye taşıyabilirdi. Anlamıştı artık.
“Dudakların oraya
dokunursa seninle bir daha öpüşmem” dedi kararlılıkla. Adamın kaşları
şaşkınlıkla kalkarken kadının bacak arasından uzaklaşarak yüzüne yaklaştı.
Ciddi olup olmadığını gözlerinden okumak istemişti. Kadına yaklaşarak üzerine
eğildi ve hazellerini mor menekşelere sabitledi. Azra kocası onu incelerken
ellerini kaldırarak yüzünü avuçladı. Hafif çıkmış sakalları avuç içini
gıdıklarken gülmemek için zor tutuyordu kendini.
“Misilleme yaptın” dedi
adam birkaç saniye sonra. Azra az önce kocasının kendisine yaptığı şakanın
aynısını yaparak misilleme yapmıştı. İçi rahatlamıştı sonunda.
“Yüzün görmen lazımdı
Rahşan” diyerek kahkahasını serbest bırakmıştı. O adamın saçlarını karıştırıp
gülerken aniden içinde hissettiği doluluk yüzünden kahkahası yarım kalmıştı.
kafasını kaldırıp adama baktığında yüzünde öyle bir ifade vardı ki, yutkunmak
zorunda kalmıştı. Daha boşalmadan doyuma ulamış gibiydi. Kadın onu büyülenmiş
gibi izlerken adam eğilerek yüzünü boynuna gömdü. Girişinin aksine içinde
nazikçe hareket etmeye başladı. Azra bekletmeden adamın çiziklerle bezediği
sırtına sarıldı. Tırnağını yaralı tenine tekrar geçirerek adamın acıyla
inlemesine neden oldu.
“Azra” sesinde canının
yanmasından ziyade yaptığı şeyden fazlasıyla zevk aldığını gösteren tını vardı.
Gülümsedi kadın.
Sevdiğin insana
sevgini göstermek için bazen canım, bebeğim, sevgilim diyorsun ve çok işe
yarıyor. Fakat sevişirken o kelimeler seviştiğin insanın adını söylemek kadar
etki yapmıyor. Sevişirken seviştiği kişiden kendi ismini duymak insanı
çıldırtıyor. Çünkü adını duyduğunda insan seviştiği kişi tarafından nasıl
arzulandığını, bir tek ona odaklandığını hissediyor.
“Sana yaptığım şey
hoşuna gidiyor mu Azra?” diye sordu adam girişlerini derinleştirerek. Kadının
en dibini görüyor, boşalmamak için çaba sarf ediyordu.
Kadın inleyerek
kendini adama doğru itmeye başladı. Terli, tutkudan kavrulan bedenleri
çığırından çıkmış, yatakta bile bir birileri ile savaşıyorlardı.
“Rahşan” diye kısık sesle
inleyerek doruğa ulaşan kadın sesiyle adamı da kendiyle beraber yokuş aşağı
yuvarlamıştı.
“Azra”
Her ikisinin de
nefesleri bir birine karışmış gözlerinde hapsolmuşlardı. Mor menekşeler solmuş
hazelleri canlandırıyor, içine umut ekiyordu. Uzun süren bakışmanın ardından
Rahşan eğilerek kadının dudaklarına öpücük kondurdu. Yavaşça içinden çıkarak
yatağa yattı ve karısını kendine çekerek sarıldı.
“Başka yerlerimin
çalışması hoşuna gitti mi bebeğim?” diye sordu kendisine sıkıca sarıla kadına.
Saçlarını okşayarak öpücük kondurdu cevabını beklerken. Azra duyduğu soru ile
omuz silkti.
“Eh işte. Fena
değildin.” dedi ve adamın tamda beklediği cevabı verdi.
“Bak sen. Azra hanım
erkek egosunu tatmin etmeyi sevmiyormuş.”
Yatakta iyi olduğunu
elbette biliyordu yakışıklı pislik. Ve yine nokta atışı yapmıştı. Evet
erkeklerin egolarını şişirmeyi, onları göklere çıkarmayı sevmiyordu.
“Sevmiyorum” dedi
kısaca. “Kalkalım Rahşan. Mira her an odadan çıkabilir.”
“Kalkalım bebeğim,
kalkalım. Yoksa az önce beynime geri dönen kan, tekrar başka yerlerime doğru
yolculuğa çıkabilir.”
Azra yataktan çıkarken
adam dönerek gözlerini devirdi. Dışı umursamaz olsa da duydukları içindeki
seksi kadının hoşuna gitmişti.
“O kana söyle aktığı
güzergahta devam etsin. Kalk üzerini giyin. Duş almaya zaman yok.”
Rahşan gülümseyerek el
çabukluğu ile üzerini giyindi. Üç dakika sonra hazırdı.
“Ben çıkıyorum. Sen de
temizlen gel” diyerek kadını öptü ve odadan çıktı.
Genç kadın hazırlanıp
odadan çıktığında mutfaktan gelen seslere doğru yürüdü. Mutfaktan içeri
girdiğinde Mira koltukta oturmuş tezgahın önünde çay koyan kocasıyla
konuşuyordu. Kendisini henüz fark etmemişlerdi.
“Abi?”
“Söyle güzelim”
Rahşan tezgahtan
aldığı çay bardağını kızın önüne koydu. Tabağa da ay çöreği koyarak çayın
yanına bıraktı. Mira ay çöreğini alarak önce kokladı sonra kocaman ısırık aldı.
çiğnedikten sonra
“Azra abla bana ay
çöreğini yapmayı öğretir mi?” diye sordu. Rahşan ay çöreğinden alarak ısırdı.
“Neden öğrenmek
istiyorsun çörek yapmayı?”
“Annem döndüğünde ona
yapacağım. Yediğinde benimle gurur duysun istiyorum.”
“Elbette öğretirim
sana Mira`cığım” diyerek dikkatlerini çekti. Mira mahçup ifadeyle ona bakarken
kocasının bakışları bedeninde dolaştı tembelce. Ona bakmadan kızın yanına
oturdu. O da ay çöreğinden alarak yemeye başladı. Onları izlerken canı
çekmişti.
“Annenle konuştun mu?”
diye sordu çöreğini bitirince. Çayından yudum alan Mira kadına bakıp
gülümseyerek kafasını salladı.
“Evet. Bana Rahşan
abimi kırmamamı söyledi. Bir de mektubu okudum. Çok güzeldi. İyileşerek geri
geleceğini ve ikimizin de mutlu olacağını yazmıştı.” Genç kadın kızın örgülü saçlarını
okşadı. “Annemi çok seviyorum ben abla.”
İçinde baş kaldıran
anne özlemini bastırmaya çalıştı.
“Anneler sevilmez mi
güzelim?”
Aniden mutfağı
dolduran zil sesi, ortamdaki hüzünlü havayı dağıtmıştı. Rahşan çalan telefonunu
tezgahın üzerinden alarak ekranına baktı. Arayan her kimse ona unuttuğu bir
şeyi hatırlatmıştı. Genç kadın o an nefesini tutarak adamın ağzından o ismi
duymayı bekledi. Fakat kocası
“Gökhan” deyince
tuttuğu nefesini dışarı üflemişti. “Beş dakika sonra yoldayım.”
Telefonu kapatınca
kendisini izleyen karısına ve küçük kıza baktı.
“Uzun zaman önce tamir
için verdiğim sözü unutmuşum. Kusura bakmayın kızlar. Sizi yalnız bırakacağım.”
“Sen işini hallet. Biz
de Mira Hanımla kız kıza zaman geçirelim.”
“Beni ekmeye dünden
hazırmışsın bakıyorum”
Azra omuz silkti. O da
istiyordu birlikte zaman geçirmelerini ama işi vardı adamın.
Genç adam dediği gibi
beş dakika sonra evde yalnız kalan kızlar önce Mira için alış verişe çıkmış,
sonra güzel bir yemek yemişlerdi. Mira genelde dalgın ve üzgün olsa da Azra onu
neşelendirmeyi başarmıştı.
“Buradan çıkınca seni
çok özel biriyle tanıştıracağım Mira” dedi kadın çayından yudum almadan önce.
Yemeklerini yedikten sonra ikisinin de sevdiği çiz kekle çay içiyorlardı.
“Kim o abla?”
“Yasmin ile. Benim dert
ortağım, sırdaşım, canımın içi. Kuzenim aynı zamanda”
“Ne güzel akrabaların
var abla. Bizim akrabalarımız yok” dedi kız üzülerek.
“Ne demek
akrabalarımız yok?”
“Yani vardır da. Biz
bilmiyoruz kim olduklarını. Abla benim annemle babam yetimhanede büyüdü. Bir
birilerinden başka kimseleri olmadı hiçbir zaman.” Yaşlarla dolmuş gözlerini
kaçıran kıza şimdi daha çok üzülmüştü. Çay bardağını tabağına bırakarak kızın
elini avuçlarına aldı.
“Allah`ın izniyle
annen iyileşecek ve siz yine birlikte olacaksınız.”
“İnşallah abla”
“Hadi doyduysan
Yasmin`ime gidelim. Bir gündür görmüyorum özledim onu”
“Sanki yıllardır
görmüyorsun Yasmin ablayı.” diyerek gülen kıza burun kıvırdı kadın. Hiç
görmediği kadını hemen benimsemesi hoşuna gitmişti.
“Benim Yasmin`im bir
tanedir. Yeri doldurulamayacak olan insanlardan”
“Gidelim o zaman”
******
“Pelin gitme” diye
ağlayan Yusuf`u sakinleştirmekte zorlanıyordu Pelin. Salonun ortasında,
eteklerine yapışıp gitmemesi için ona yalvaran çocuğu üzmek istemiyordu ama
gitmek zorundaydı. Artık kendi hayatını yaşamalıydı.
Buradan uzakta...
O da isterdi burada
kalıp ona bakmayı ama kalbindeki aşk buna izin vermiyordu. O aşk ki içine umut
ekiyordu. `Belki`ler sokuyordu aklına. Belki sever, belki görür demekten
yorulmuştu. Çünkü yaralı kalbi sevdiği adamın gözlerinde başka kadının izlerine
rastlamıştı. O iz gömlekteki ruj izine benzemiyordu ki, yıkayınca kaybolsun. O
iz daha başlangıçtı. Daha küçük bir tomurcuktu. Büyüyüp kocaman bir aşk olacak
olan bir tomurcuk.
Uzun süre ağlayıp
yalvaran Yusuf sonunda yorgunluktan uyumuş, genç kadın tarafından odasına götürülmüştü.
Yatağına yatırdıktan sonra ağlayarak çocuğun yüzünün her köşesini öpen kadın
nihayet odadan çıkabilmişti. Aşağı inerken ıslak yanaklarını kuruluyordu.
“Pelin” diyen adama
baktı genç kadın. Doğrudan kendisine bakıyor, kalbini titretiyordu. Pelin yavaş
adımlarla ona doğru yürüyüp önünde durdu. Takım elbisenin yakıştığı tek adamdı
Kerem Altay. Hele ki, o takımın içine yelek giydiğinde ona bakarken içi
gidiyordu kadının.
“Yusuf için kalamaz
mısın?” diye sordu ihtiyatla. Kendisine ümit vermekten korkuyordu adam.
Korkunun kokusu ciğerlerini yakarken ses etmemeye çalıştı.
“Ben sizi seviyorum
Kerem bey”dedi aniden. Kerem vurulmuş gibi bir adım gerilemişti zaten bildiği
gerçeği sesli olarak duyduğunda.
“Pelin” dedi acı çeker
tonda. İstemiyordu. Kendisini sevmesini istemiyordu. Çünkü o sevginin karşılığı
yoktu adamda.
“Merak etmeyin size
kendimi acındırmak gibi bir derdim yok. Sadece uzun zamandır bildiğiniz şeyi
söyledim. Ben gitmek zorundayım Kerem bey. Akıl ve ruh sağlığım için
gitmeliyim. Sizden uzak kalmalı, sizi unutmayı denemeliyim. Hayatımı
yaşamalıyım en azından. Yusuf`umu çok seviyorum ama bunu yapmak zorundayım. ”
“İnşallah çok mutlu
olursun Pelin”
“Sizden son bir şey isteyebilir miyim?” diye
sordu kadın dolu dolu gözlerle. Kerem kadının gözlerindeki yalvarışı görmezden
gelemedi.
“İsteyebilirsin Pelin” dediğinde genç kadın
dolu gözlerini kapatıp açtı. Genç adam kadının yanaklarına süzülen yaşlar için
üzülse de kurulamak için bir şey yapmadı. Yanlış anlayabilirdi çünkü.
“Bana sarılır mısınız?” dedi titrek sesle.
Sorarken bile dudakları titriyor kendini ağlamamak için zor tutuyordu. “Sizden
hatıra olarak sabahında pişman olduğunuz gece değil de küçük bir sarılma kalsın
istiyorum.”
“Pelin” dedi üzgün sesle. Sesindeki üzüntüyü
hisseden kadın kafasını şiddetle iki yana salladı.
“Ben sizi üzmek istemedim-” konuşmasını yarıda
keserek kollarını açtı adam. Pelin o an
ne demek istediğini unutarak karşısında cennetin kapısı açılmış gibi kendini
kaybederek adamın kollarının arasına girdi. Yanağını göğsüne yaslayarak
kokusunu derin derin soludu. Bir daha asla bu kokuyu duyamayacaktı. Bir daha
asla bu adamı görmeyecekti. Aniden hıçkırık firar eden ağzını kapatarak adamın
sırtına hafifçe vurup teselli etmesinin tadını çıkardı. Bedenlerinin arasında
hiç mesafe yokken bile kilometrelerce uzaktı sevdiği adam ona. Göz yaşlarının
adamın gömleğini ıslattığını fark edince uzaklaştı istemeyerek. Yanaklarını
elinin tersi ile silerek adamın bir okyanus kadar derin bakan mavilerine
sabitledi kahverengi gözlerini. Şu an yanağını okşamayı o kadar çok istiyordu
ki.
“Gözleriniz” dediğinde adam kaşlarını çattı.
“Gözlerinizde bir kadının gölgesi var Kerem bey. Kalbinize aşkın küçük fidanını
ekmiş çoktan. Çok yakında kanınıza karışıp tüm benliğinizi ele geçirecek o
aşk.”
“Ne diyorsun s-” adamın dudaklarına parmak
uçlarını basıtdı. Susmasını sağlayınca elini hemen çekti o ateş gibi
dudaklardan.
“Aşık bir kadın olarak sizden tek ricam o
kadını hiç üzmeyin. Canınızı yaksa bile asla vazgeçmeyin ondan” dedi kadın
kendilerini çeken kameradan habersiz.
Kendisine garip garip bakan adamın çekimine
daha fazla dayanamayarak parmak uçlarına kalktı ve dudaklarının kenarına küçük
bir öpücük kondurdu.
Az önce çekilen video ve fotoğraflar çeken
kişinin elindeki en önemli kozdu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder