1 Eylül 2019 Pazar

12. bölüm `Elinden Geleni Ardına Koyma`



Karısının inlediğini duyan adam kızı bırakıp tüm dikkatini ona verdi. Hızla yanına vararak kolunu tuttu. Azra karnındaki sancının geçmesini beklerken kendisini koltuğa oturtan kocasına itiraz etmedi. Mira o anki sinirle yaptığı şeyi fark ettiğinde ablası gibi sevdiği kadının acı çekmesine neden olduğu için pişmanlıkla onun yanına çöktü.
“Abla?” öyle perişandı ki Azra sancısına rağmen gülümsedi. Elinin üzerine koyduğu elini sıktı kızın. Sancısı azıcık da olsa geçmişti. İyiydi ama ilk fırsatta doktoruna gidecekti.
“İyiyim ben Mira. Bana telefonumu getirir misin?” dedi odasını işaret ederek. Mira odaya gitmeden önce kendisine üzgün gözlerle bakan adama öfkeli bir bakış fırlattı. Odadan telefonu alıp geri geldiğinde Rahşan`ı karısına sarılırken bulmuştu. Uzun zamandır kederli bir aşk hikayesi dinleyen Mira ağabeyinin artık sevdiği kadına kavuştuğuna sevinse de az önce duydukları öfkesini harlıyordu.
“Getirdim abla” dedi sinirle. Rahşan kafasını kaldırıp ona baktığında gözlerinden pişmanlığını okuyordu. Fakat ona bakmamayı seçerek genç kadının yanına oturdu.
“Teşekkür ederim canım.”
“Özür dilerim. Ben sana zarar vereceğimi bilemedim.”
Azra kızın elini tuttu.
“Merak etme. İyiyim ben. Küçük bir sancıydı. Geçti.” gülümsediğinde kız da mahçup bir gülümseme ile karşılık verdi ona.
“Mira” diyen adama bakışlarını çevirdiğinde küçük kızın yüzündeki üzgün ifade toz gibi dağılmıştı. Yüzü sinirden beyazlayan kız hemen kafasını kadına çevirmişti. Azra telefonla bir şeyler yapıyordu. Merak etmişti. Neden az önce acı ile inlerken şimdi telefonunu kurcalıyordu ki? Parmakları ekranda hızla süzülürken yüzünden geçen ifadeler garipti.
“Al canım anne seninle konuşmak istiyor” dedi telefonu kendisine uzatırken. Önce şaşkınlıktan donakalırken sonra hemen kendine gelerek telefonu kaptı. Kulağına götürürken heyecandan ve hasretten içi yanıyordu.
“Annem” derken sesi titriyordu.
“Kızım” sesi dünkünden daha zayıftı. Ağlamamak için dudaklarını ısırdı.
“Anne ben seni çok özledim. Yanına gelmek istiyorum” daha fazla dayanamadan ağlamaya başladı.
“Ağlama lütfen güzel kızım” dese de kendisi de ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
“Anne sen ölecek misin?” diye sordu direkt. Cevabı beklerken kafasını çevirip dolu gözlerini kırparak alnını karısının omuzuna koyan adama baktı. Annesinin cevabı geciktikçe kalbi hızlanıyor, ölüm gibi ağır bir gerçek damarlarına baskı yaparak kulaklarını uğuldatıyordu.
“Sırt çantana senin için bir zarf bıraktım kızım. Onu oku lütfen. Ve sakın Azra ablanla Rahşan abini üzme. Onlar bundan sonra senin yanında olacak tek yakınların olacaklar.”
“Anne lütfen. Deme öyle. Ben sensiz yaşayamam.”
“Sakin ol meleğim. O mektubu oku lütfen.”
“Tamam anneciğim” diyerek akşam uyuduğu odaya gitti. Kapıyı kapatırken kocasına baktı kız. Annesi ona he diyorduysa Rahşan`a attığı bakışları yumuşamıştı.
Küçük kız odasına girtikten sonra kendisine sarılan adam bedenini çekerek kucağına oturmasını sağladı. Kolları kendiliğinden adamın omuzlarına konunca aralarındaki doğallığa bir kez daha şaşırmadan edemedi genç kadın. Rahşan omuzundaki eli öperek kadının az önce sancılanan karnını okşamaya başladı. Azra adamın sıcak avucunu karnında hissedince ağlama isteği ile dolmuştu. Bebeğini saklamak artık zoruna gitmeye başlamıştı. Keşke her şey çabucak olup bitse de anlatsaydı bebeğini babasına. Onu bilmeden böyle sahiplenmesi içini dağlıyordu çünkü.
“Mira canını çok yakmadı değil mi bebeğim?” genç kadın küçük çocuk gibi kafasını salladı dudaklarını büzerek. Bebeğim kelimesini her duyduğunda ağlayacak kıvama geliyordu.
“Hayır canım yanmadı Rahşan” dedi alelade bir sesle. Parmaklarını adamın yumuşacık saçlarına daldırarak çekiştirmeye başladı. Rahşan mayışmaya başlayınca aklındaki soruları sorabilmek ve selametini korumak için kafasını geri atarak kadının gözlerine baktı.
“Azra”
“Hım”
“Sen Sevgim`in numarasını nereden biliyorsun?”
Kadın gözlerini devirerek adamın saçlarını çekiştirdi. Kafası geri düşen adam kaşlarını kaldırarak karısına baktı. Azra ona doğru eğilerek yüzüne yaklaştı.
“Sakın bir daha o kadının isminin yanına iyelik eki kullanma adam. Anladık çok seviyorsun. Anladık çok özel kadın. Fakat ben senin karınım. Ve benim yanımdayken ayağını denk alacaksın. Yoksa o ayağı öyle kaydırırım ki, bir daha asla ayağa kalkamazsın.” 
Rahşan alev alan hazellerini kadının menekşelerine dikerken alt dudağını ağzının içinde yuvarladı. Karar vermişti. Kadının yumuşak başlı tavırlarından çok böyle hırçın, asabi ve otoriter hallerini seviyordu.
E bünye alışmıştı neticede.
Bir buçuk senedir kendisine hep sert davranan Azra  gördüğü için hala bu uysal Azra`ya alışamamıştı.
“Sevgim mi demeyeyim bebeğim?” ayrıca bebeğim kelimesinin de kadın üzerinde ne denli etkili olduğunu ilk söyleyişinde görmüş, hissetmişti. Ona her bebeğim dediğinde parlayan mor menekşeleri titriyor, nefesi hızlanıyordu. Daha bu sabah bebeğim dediğinde iç çekişini duymuştu.
Azra öfke ateşine bulanmış menekşelerini adamın gözlerine dikti. O gözler silah olsaydı çoktan ölmüştü biliyordu.
“Ah... Ulan!” adam inlerken kadın memnun sırıtışla bakıyordu ona. Sorduğu sorunun ardından saçlarını çekiştirip, bedenini hafif kaldırarak erkekliğinin üzerine oturmuştu sertçe.
Oh olsundu...
Rahşan acısı geçince kadını tek hamlede altına aldı. Azra hırsla adamın ensesinden bastırarak yüzünü kendine yaklaştırdı ve beklemeden dudaklarına saldırdı. Az ötede Mira`nın olduğu gerçeği tamamen akıllarından çıkmıştı.
Kadın hep yaptığı gibi örseleyerek, acıtarak sertçe öptü adamı. Kadın içinde öyle bir ateş yakmıştı ki, ruhuna çıkan alevleri görmezden gelemeyen genç adam, öpüşmeyi kesmeden kadınla beraber koltuktan kalktı ve salondan çıkarak odaya doğru yürüdü. Odanın önüne geldiklerinde ayağıyla kapıyı açarak içeri girdi. Ardından kapıyı kapatarak yatağa yaklaştı. Kadını nazikçe yatağa bıraktıktan sonra dudaklarından ayrılarak boynuna yöneldi. Küçük küçük öpücüklerle kadını serseme çevirmeye devam etti. Bacaklarını açarak adamın pantolonunu zorlayan sertliğine sürtünmeye başlayınca adam
“Azra” diye seslendi ona.
“Hım” eli de rahat durmayarak kocasının tişörtünün altına süzülmüş, tenini okşamaya başlamıştı bile.
“Az önce sancın vardı. Beni kışkırtma kadın. ” dişlerini sıkarak kadını yatağa bastırmıştı güçlü bedeniyle.
Adamın çaresizliği hoşuna gitmişti.
“Hayret”
Üzerindeki tişörtü çıkartan adam kafasını kaldırarak karısına baktı. Azra onun kendisine baktığını fark edince alnına düşmüş tutamlarını severek parmaklarıyla yukarı doğru taradı. Kendisine bakan hazellerin aşkla tutuşup kül olduğunu görmek kalbinin başka bir ritimle atmasını sağlamıştı.
“Bir saat önce Mira evde diyordun şimdi benimle sevişmek üzeresin” elini saçlarından çekerek dudağının sol kenarını okşamaya başladı. Adam ani hamleyle dudağını okşayan baş parmağını önce ısırdı sonra ısırdığı yere öpücük kondurdu.
“O zaman uyuyordu ama az önce seni odaya taşırken gördü bebeğim” dedi muzip sırıtışla. Yüzünde o kadar güzel durmuştu ki, kadın anında o sırıtışı zihninin en güzel yerine resmetmişti. O kendi ile cebelleşirken adam şortunu çoktan çıkarmıştı bile. Karşısında sadece iç çamaşırları ila yatıyordu.
“Ne yapıyorsun Rahşan? Rezil olduk kıza. Kalk üzerimden” dese de sesi pekte ciddi çıkmamıştı. Rahşan onu takmayarak ayağa kalktı ve üzerindekileri çıkarmaya başladı. Adamın o dokunmalık tenini kapatan giysiler gittikçe kadının dili damağı kuruyordu.
“Rahşan!”
Adam sadece baksırı ile kalınca yatağa yaklaştı. Dizini kadının açtığı bacak aralığından yatağa bastırarak üzerine eğildi. Giydiği lila renk sütyenin kopçasını açarken 
“Şaka yaptım bebeğim. Mira en az bir saat çıkmaz o odadan. E bu da seni sevmeme yetecek bir süre.” dedi. Derin nefes alan kadın rahatlamış, kocasına üzerinde kalanları çıkarmasında yardım etmişti. Adamın ayağa kalkarak kadına tepeden tırnağa bakması için kıpır kıpır etmişti. Bakışları öyle güzeldi ki, kadın kendini dünyadaki en güzel kadın gibi hissetmişti.
“Yer yüzünün görüp görebileceği en güzel kadınsın Azra”
Gözleri dolan kadın kollarını açarak “Çıkar üzerini ve gel buraya” dedi. Rahşan üzerinde kalan son şeyi; baksırını da çıkartıp kadının kollarının arasına girdi.  Yüzünü nefis kokan boynuna gömerek sırtına sarılan kolların tadını çıkardı. Göğsüne dayanan yuvarlaklıklar içini yaksa da kendini tutmakta zorlanmamıştı. Şu an aralarındaki duygusal bağ, tensel temastan daha kıymetliydi adam için. Omuzunda hissettiği dudaklar kadını daha çok sarmasın neden olmuştu.
“Sevgi`nin numarasını biliyorum çünkü onunla buluştum.” dedi. Adamın kalkmak için hamlesini sıtrına avucunu bastırarak önledi. Rahşan direnmeden teslim oldu ona. Çünkü ne diyeceğini merak etmişti. “Hasta olduğunu bilmiyordum” kadının kalbinin nasıl çırpındığını göğsünde hisseden adam ondan hafif uzaklaşarak yüzüne baktı. Bu sefer durdurulmamıştı.
“Ne zaman buluştun onunla?” diye sordu alnına düşmüş saç telini geri tarayarak.
“Banyoda seviştiğimiz gün” adamın naif dokunuşları derin iç çektirmişti kadına. Kafasını sallayan adam gözlerini kapatıp açmıştı.
“Sevgi-” diyerek sustu. Devamını getirmedi. Azra dikkatle ağzından çıkacak ismi beklerken Rahşan`ın yüzünde sıkıntılı ifade belirdi. Sanki hiç sevmediği bir şeyi yaparmış gibi bir hali vardı. “Sevgi`nin hasta olduğunu öğrendiğimiz gün. O gün bana çok önemli bir buluşmasının olduğunu söylemişti. Seninleydi demek.”
“Evet”
“O gün buluşmadan geldiğinde keyifliydi.”
“Keyifli miydi?” şaşırmıştı. Halbuki o Sevgi`nin üzüleceğini düşünmüştü. Genç kadın dalgınca düşünürken
“Ona ne dedin?” sorusunu duyduğunda boş bulunarak
“Seni ondan geri alacağımı” diye yanıtladı. Sesi kulaklarına çalındığında hızla kafasını kaldırarak kocasına baktı. Kaşlarını kaldırarak ona bakıyordu. Şaşırdığını görebiliyordu. “Neden şaşırdın?” sorusunu duyunca yüzü aydınlanan adam kadının narin elini kavrayarak dudaklarına götürdü. Avucunun içine sıcacık öpücük kondurarak göğsüne koydu. Avucunun altında sanki kendisine kavuşmak için can atan kalbin çırpınışlarını hissetti kadın. İçinde uzun zamandır ötelediği duygular artık boğazına kadar çıkmışlardı. Hissediyordu.
“Avucuna vuran bu kalp sen diye atıyor Azra. Beni geri almana gerek yok ki. Şayet şimdi göğsümü yararsam kalbim sana doğru fırlayacaktır.” 
Genç kadın yüzünde seksi bir gülümseme ile adamın göğsüne tırnaklarını geçirdi. Adamın bakışları anında değişmişti. İstediğini elde etmişti. 
“Ağzını çalıştıracağına başka yerlerini çalıştır Rahşan.” Diğer elini indirerek bacak arasını zorlayan erkekliği kavrayıp sertçe sıktı. “Mesel bunun gibi” 
Pembe bulutlarla yolculuk yaptıracak aşk sözlerine doymuştu kadın. Haz istiyordu, zevk istiyordu. Madem kocası onu bedeni için kullanıyordu o da aynısını yapacaktı.
Kullanacaktı...
Rahşan eğilerek dudaklarını kadının kulağına değdirdi. Göğsündeki tırnaklar tenine daha sert batınca orada izlerin oluştuğuna emindi artık. Düşüncesi bile delirmesine yeterken hınzır bir sırıtış süsledi dudaklarının kenarını.
“Sadece elindekini mi kullanayım Azra? Başka yerlerimi de test etmek ister misin?”
Duyduğu kelimelerle titreyen kadın üstündeki adamın ekmeğine yağ sürdüğünün farkındaydı elbette.
“Elinden geleni ardına koyma Rahşan Altay” diyerek meydan okumuştu kocasına.
“Hay hay efendim” meydan okumayı kabul ederek karısının dudaklarına saldırdı. Aşkla değil salt tutkuyla ezdi, örseledi kendine kattı o dudakları. Dakikalarca süren tutkulu savaştan hiçbiri sağ çıkmamıştı. Yaraladığı kadar yaralanmıştı adam. Boynunda, sırtında, göğsünde hissettiği sızıltıdan anlıyordu bunu. Kesin ince ince kanıyorlardı. Sızlasa da takmadı yaralarını. Dudaklarından uzaklaşan adam çenesini, çenesinin altını gerdanını öperek göğüslerinin arasına geldi. Geri çekilerek sevdiği pürüzlü yuvarlaklıkları izledi iştahla. Adamın bakışları kadının tutkusunu harlarken altında kıpırdandı.
Rahşan eğilerek özenle ve sırayla içine çeker gibi emdi kadının göğüslerini. O yaptığı şeye odaklanmış ağzındaki küçük tomurcuğun tadını çıkarırken, karısı ses çıkarmamak için dudaklarını ısırıyor, adamın saçlarını yolarcasına çekiştiriyordu.
Adam kadının göğüslerini bırakıp tüm bedenini öperek kasıklarına geldi. Kadının sütun gibi bacaklarının iç kısmını öperek açmaya çalıştı. Azra dirseklerinin üzerine kalkarak adama baktı. Rahşan kaşlarını çatarak bacaklarını açmasını bekledi.
“Aç şu canına yandığım bacaklarını Azra”
“Ne yapacaksın bacaklarımı açınca?”
“Falına bakmayacağım her halde.” Baş parmağını kadının hassas noktasına bastırdı. Yaptığı hareketin karşılığı sızlanma karışığı inlemeydi. “Şu küçük mabedinin tadına bakacağım.” Dedi boğuk sesle. Sesi bile kadını zirveye taşıyabilirdi. Anlamıştı artık.
“Dudakların oraya dokunursa seninle bir daha öpüşmem” dedi kararlılıkla. Adamın kaşları şaşkınlıkla kalkarken kadının bacak arasından uzaklaşarak yüzüne yaklaştı. Ciddi olup olmadığını gözlerinden okumak istemişti. Kadına yaklaşarak üzerine eğildi ve hazellerini mor menekşelere sabitledi. Azra kocası onu incelerken ellerini kaldırarak yüzünü avuçladı. Hafif çıkmış sakalları avuç içini gıdıklarken gülmemek için zor tutuyordu kendini.
“Misilleme yaptın” dedi adam birkaç saniye sonra. Azra az önce kocasının kendisine yaptığı şakanın aynısını yaparak misilleme yapmıştı. İçi rahatlamıştı sonunda.
“Yüzün görmen lazımdı Rahşan” diyerek kahkahasını serbest bırakmıştı. O adamın saçlarını karıştırıp gülerken aniden içinde hissettiği doluluk yüzünden kahkahası yarım kalmıştı. kafasını kaldırıp adama baktığında yüzünde öyle bir ifade vardı ki, yutkunmak zorunda kalmıştı. Daha boşalmadan doyuma ulamış gibiydi. Kadın onu büyülenmiş gibi izlerken adam eğilerek yüzünü boynuna gömdü. Girişinin aksine içinde nazikçe hareket etmeye başladı. Azra bekletmeden adamın çiziklerle bezediği sırtına sarıldı. Tırnağını yaralı tenine tekrar geçirerek adamın acıyla inlemesine neden oldu. 
“Azra” sesinde canının yanmasından ziyade yaptığı şeyden fazlasıyla zevk aldığını gösteren tını vardı. Gülümsedi kadın.
Sevdiğin insana sevgini göstermek için bazen canım, bebeğim, sevgilim diyorsun ve çok işe yarıyor. Fakat sevişirken o kelimeler seviştiğin insanın adını söylemek kadar etki yapmıyor. Sevişirken seviştiği kişiden kendi ismini duymak insanı çıldırtıyor. Çünkü adını duyduğunda insan seviştiği kişi tarafından nasıl arzulandığını, bir tek ona odaklandığını hissediyor.
“Sana yaptığım şey hoşuna gidiyor mu Azra?” diye sordu adam girişlerini derinleştirerek. Kadının en dibini görüyor, boşalmamak için çaba sarf ediyordu. 
Kadın inleyerek kendini adama doğru itmeye başladı. Terli, tutkudan kavrulan bedenleri çığırından çıkmış, yatakta bile bir birileri ile savaşıyorlardı. 
“Rahşan” diye kısık sesle inleyerek doruğa ulaşan kadın sesiyle adamı da kendiyle beraber yokuş aşağı yuvarlamıştı.
“Azra”
Her ikisinin de nefesleri bir birine karışmış gözlerinde hapsolmuşlardı. Mor menekşeler solmuş hazelleri canlandırıyor, içine umut ekiyordu. Uzun süren bakışmanın ardından Rahşan eğilerek kadının dudaklarına öpücük kondurdu. Yavaşça içinden çıkarak yatağa yattı ve karısını kendine çekerek sarıldı.
“Başka yerlerimin çalışması hoşuna gitti mi bebeğim?” diye sordu kendisine sıkıca sarıla kadına. Saçlarını okşayarak öpücük kondurdu cevabını beklerken. Azra duyduğu soru ile omuz silkti.
“Eh işte. Fena değildin.” dedi ve adamın tamda beklediği cevabı verdi.
“Bak sen. Azra hanım erkek egosunu tatmin etmeyi sevmiyormuş.”
Yatakta iyi olduğunu elbette biliyordu yakışıklı pislik. Ve yine nokta atışı yapmıştı. Evet erkeklerin egolarını şişirmeyi, onları göklere çıkarmayı sevmiyordu.
“Sevmiyorum” dedi kısaca. “Kalkalım Rahşan. Mira her an odadan çıkabilir.”
“Kalkalım bebeğim, kalkalım. Yoksa az önce beynime geri dönen kan, tekrar başka yerlerime doğru yolculuğa çıkabilir.”
Azra yataktan çıkarken adam dönerek gözlerini devirdi. Dışı umursamaz olsa da duydukları içindeki seksi kadının hoşuna gitmişti.
“O kana söyle aktığı güzergahta devam etsin. Kalk üzerini giyin. Duş almaya zaman yok.”
Rahşan gülümseyerek el çabukluğu ile üzerini giyindi. Üç dakika sonra hazırdı.
“Ben çıkıyorum. Sen de temizlen gel” diyerek kadını öptü ve odadan çıktı.
Genç kadın hazırlanıp odadan çıktığında mutfaktan gelen seslere doğru yürüdü. Mutfaktan içeri girdiğinde Mira koltukta oturmuş tezgahın önünde çay koyan kocasıyla konuşuyordu. Kendisini henüz fark etmemişlerdi.
“Abi?”
“Söyle güzelim”
Rahşan tezgahtan aldığı çay bardağını kızın önüne koydu. Tabağa da ay çöreği koyarak çayın yanına bıraktı. Mira ay çöreğini alarak önce kokladı sonra kocaman ısırık aldı. çiğnedikten sonra
“Azra abla bana ay çöreğini yapmayı öğretir mi?” diye sordu. Rahşan ay çöreğinden alarak ısırdı.
“Neden öğrenmek istiyorsun çörek yapmayı?”
“Annem döndüğünde ona yapacağım. Yediğinde benimle gurur duysun istiyorum.”
“Elbette öğretirim sana Mira`cığım” diyerek dikkatlerini çekti. Mira mahçup ifadeyle ona bakarken kocasının bakışları bedeninde dolaştı tembelce. Ona bakmadan kızın yanına oturdu. O da ay çöreğinden alarak yemeye başladı. Onları izlerken canı çekmişti.
“Annenle konuştun mu?” diye sordu çöreğini bitirince. Çayından yudum alan Mira kadına bakıp gülümseyerek kafasını salladı.
“Evet. Bana Rahşan abimi kırmamamı söyledi. Bir de mektubu okudum. Çok güzeldi. İyileşerek geri geleceğini ve ikimizin de mutlu olacağını yazmıştı.” Genç kadın kızın örgülü saçlarını okşadı. “Annemi çok seviyorum ben abla.”
İçinde baş kaldıran anne özlemini bastırmaya çalıştı.
“Anneler sevilmez mi güzelim?”
Aniden mutfağı dolduran zil sesi, ortamdaki hüzünlü havayı dağıtmıştı. Rahşan çalan telefonunu tezgahın üzerinden alarak ekranına baktı. Arayan her kimse ona unuttuğu bir şeyi hatırlatmıştı. Genç kadın o an nefesini tutarak adamın ağzından o ismi duymayı bekledi. Fakat kocası
“Gökhan” deyince tuttuğu nefesini dışarı üflemişti. “Beş dakika sonra yoldayım.”
Telefonu kapatınca kendisini izleyen karısına ve küçük kıza baktı.
“Uzun zaman önce tamir için verdiğim sözü unutmuşum. Kusura bakmayın kızlar. Sizi yalnız bırakacağım.”
“Sen işini hallet. Biz de Mira Hanımla kız kıza zaman geçirelim.”
“Beni ekmeye dünden hazırmışsın bakıyorum”
Azra omuz silkti. O da istiyordu birlikte zaman geçirmelerini ama işi vardı adamın.
Genç adam dediği gibi beş dakika sonra evde yalnız kalan kızlar önce Mira için alış verişe çıkmış, sonra güzel bir yemek yemişlerdi. Mira genelde dalgın ve üzgün olsa da Azra onu neşelendirmeyi başarmıştı.
“Buradan çıkınca seni çok özel biriyle tanıştıracağım Mira” dedi kadın çayından yudum almadan önce. Yemeklerini yedikten sonra ikisinin de sevdiği çiz kekle çay içiyorlardı.
“Kim o abla?”
“Yasmin ile. Benim dert ortağım, sırdaşım, canımın içi. Kuzenim aynı zamanda”
“Ne güzel akrabaların var abla. Bizim akrabalarımız yok” dedi kız üzülerek.
“Ne demek akrabalarımız yok?”
“Yani vardır da. Biz bilmiyoruz kim olduklarını. Abla benim annemle babam yetimhanede büyüdü. Bir birilerinden başka kimseleri olmadı hiçbir zaman.” Yaşlarla dolmuş gözlerini kaçıran kıza şimdi daha çok üzülmüştü. Çay bardağını tabağına bırakarak kızın elini avuçlarına aldı.
“Allah`ın izniyle annen iyileşecek ve siz yine birlikte olacaksınız.”
“İnşallah abla”
“Hadi doyduysan Yasmin`ime gidelim. Bir gündür görmüyorum özledim onu”
“Sanki yıllardır görmüyorsun Yasmin ablayı.” diyerek gülen kıza burun kıvırdı kadın. Hiç görmediği kadını hemen benimsemesi hoşuna gitmişti.
“Benim Yasmin`im bir tanedir. Yeri doldurulamayacak olan insanlardan”
“Gidelim o zaman”
******
“Pelin gitme” diye ağlayan Yusuf`u sakinleştirmekte zorlanıyordu Pelin. Salonun ortasında, eteklerine yapışıp gitmemesi için ona yalvaran çocuğu üzmek istemiyordu ama gitmek zorundaydı. Artık kendi hayatını yaşamalıydı.
Buradan uzakta...
O da isterdi burada kalıp ona bakmayı ama kalbindeki aşk buna izin vermiyordu. O aşk ki içine umut ekiyordu. `Belki`ler sokuyordu aklına. Belki sever, belki görür demekten yorulmuştu. Çünkü yaralı kalbi sevdiği adamın gözlerinde başka kadının izlerine rastlamıştı. O iz gömlekteki ruj izine benzemiyordu ki, yıkayınca kaybolsun. O iz daha başlangıçtı. Daha küçük bir tomurcuktu. Büyüyüp kocaman bir aşk olacak olan bir tomurcuk. 
Uzun süre ağlayıp yalvaran Yusuf sonunda yorgunluktan uyumuş, genç kadın tarafından odasına götürülmüştü. Yatağına yatırdıktan sonra ağlayarak çocuğun yüzünün her köşesini öpen kadın nihayet odadan çıkabilmişti. Aşağı inerken ıslak yanaklarını kuruluyordu.
“Pelin” diyen adama baktı genç kadın. Doğrudan kendisine bakıyor, kalbini titretiyordu. Pelin yavaş adımlarla ona doğru yürüyüp önünde durdu. Takım elbisenin yakıştığı tek adamdı Kerem Altay. Hele ki, o takımın içine yelek giydiğinde ona bakarken içi gidiyordu kadının.
“Yusuf için kalamaz mısın?” diye sordu ihtiyatla. Kendisine ümit vermekten korkuyordu adam. Korkunun kokusu ciğerlerini yakarken ses etmemeye çalıştı.
“Ben sizi seviyorum Kerem bey”dedi aniden. Kerem vurulmuş gibi bir adım gerilemişti zaten bildiği gerçeği sesli olarak duyduğunda.
“Pelin” dedi acı çeker tonda. İstemiyordu. Kendisini sevmesini istemiyordu. Çünkü o sevginin karşılığı yoktu adamda.
“Merak etmeyin size kendimi acındırmak gibi bir derdim yok. Sadece uzun zamandır bildiğiniz şeyi söyledim. Ben gitmek zorundayım Kerem bey. Akıl ve ruh sağlığım için gitmeliyim. Sizden uzak kalmalı, sizi unutmayı denemeliyim. Hayatımı yaşamalıyım en azından. Yusuf`umu çok seviyorum ama bunu yapmak zorundayım. ”
“İnşallah çok mutlu olursun Pelin”
“Sizden son bir şey isteyebilir miyim?” diye sordu kadın dolu dolu gözlerle. Kerem kadının gözlerindeki yalvarışı görmezden gelemedi. 
“İsteyebilirsin Pelin” dediğinde genç kadın dolu gözlerini kapatıp açtı. Genç adam kadının yanaklarına süzülen yaşlar için üzülse de kurulamak için bir şey yapmadı. Yanlış anlayabilirdi çünkü.
“Bana sarılır mısınız?” dedi titrek sesle. Sorarken bile dudakları titriyor kendini ağlamamak için zor tutuyordu. “Sizden hatıra olarak sabahında pişman olduğunuz gece değil de küçük bir sarılma kalsın istiyorum.”
“Pelin” dedi üzgün sesle. Sesindeki üzüntüyü hisseden kadın kafasını şiddetle iki yana salladı.
“Ben sizi üzmek istemedim-” konuşmasını yarıda keserek kollarını açtı adam.  Pelin o an ne demek istediğini unutarak karşısında cennetin kapısı açılmış gibi kendini kaybederek adamın kollarının arasına girdi. Yanağını göğsüne yaslayarak kokusunu derin derin soludu. Bir daha asla bu kokuyu duyamayacaktı. Bir daha asla bu adamı görmeyecekti. Aniden hıçkırık firar eden ağzını kapatarak adamın sırtına hafifçe vurup teselli etmesinin tadını çıkardı. Bedenlerinin arasında hiç mesafe yokken bile kilometrelerce uzaktı sevdiği adam ona. Göz yaşlarının adamın gömleğini ıslattığını fark edince uzaklaştı istemeyerek. Yanaklarını elinin tersi ile silerek adamın bir okyanus kadar derin bakan mavilerine sabitledi kahverengi gözlerini. Şu an yanağını okşamayı o kadar çok istiyordu ki.
“Gözleriniz” dediğinde adam kaşlarını çattı. “Gözlerinizde bir kadının gölgesi var Kerem bey. Kalbinize aşkın küçük fidanını ekmiş çoktan. Çok yakında kanınıza karışıp tüm benliğinizi ele geçirecek o aşk.”
“Ne diyorsun s-” adamın dudaklarına parmak uçlarını basıtdı. Susmasını sağlayınca elini hemen çekti o ateş gibi dudaklardan.
“Aşık bir kadın olarak sizden tek ricam o kadını hiç üzmeyin. Canınızı yaksa bile asla vazgeçmeyin ondan” dedi kadın kendilerini çeken kameradan habersiz.
Kendisine garip garip bakan adamın çekimine daha fazla dayanamayarak parmak uçlarına kalktı ve dudaklarının kenarına küçük bir öpücük kondurdu.
Az önce çekilen video ve fotoğraflar çeken kişinin elindeki en önemli kozdu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder