Bir kaç saniyelik suçluluk duygusunun ardından omuz silkerek okuduğu
kitaba geri döndü. Telefonu kapatmadığı için suçlu olan oydu. Kitabın büyüsüne
kapılarak nişanlısını anında unutmuştu. Arada sayfayı çevirirken gözüne takılan
nişan yüzüğü olmasa hiç gelmeyecekti aklına. Yüzüğe bakarak hırsla çekti onu
parmağından. Yere fırlatacakken vazgeçip cebine koydu. İlk günden yüzüğü
kaybettim derse dikkat çekerdi. Yüzünü buruşturdu. Yüzükten kurtulunca
prangalarından kurtulmuş mahkum gibi özgür hissetmişti kendini.
“Biraz zaman geçtikten sonra kaybederim şu teneke parçasını” dedi
acımasızca. Halbuki Rahşan`ın onu ne kadar özenle seçtiğini biliyordu.
Kendisini seven bir adama saygısızlık yaptığını bile bile çıkarmıştı o yüzüğü
parmağından. O adamı hatırlatacak bir şey kalmadığına göre artık gönül
rahatlığı ile kitabına devam edebilirdi. Öyle de yaptı.
Bir kaç saat sonra Bedriye onu yemeğe çağırınca çıkmıştı
kütüphaneden. Yemeğini yemiş odasına gemişti. Dişlerini fırçalayıp pijamalarını
giyerek yatağa yattı. Sırtüstü yatarak tavanı izlemeye başladı. En son
konuşmalarından beri Rahşan onu hiç aramamıştı. Bu iyiydi. Ne sesini duymak
nede yüzünü görmek istiyordu onun. Aklına gelen adamla yüzünü buruşturdu.
Kendini hemen yarın yapacağı ziyarete odakladı hızla. Gözlerini kapatırken aklı
ve kalbi toprağın en derininde yatan adamın yanındaydı.
******
“Yine Oğuz`a mı gidiyorsun kuzen?” diyen Yasemin`e baktı siyah şalını
omzuna ataraken. Cevabı biliyordu. Neden soruyordu ki? Saçlarını toplarken
Yasemin`in gözleri kadının ellerine takıldı. Kaşlarını çatarak kuzeninin
saçlarını toplayan ellerini yakaladı.
“Yüzüğün nedere Azra?” diye sordu merakla.
Azra konuşmadan işaret parmağını çalışma masasına doğru çevirdi.
“Yüzüğü kalemliğe mi koydun?” sesinden şaşkınlığı belli oluyordu.
Azra kayıtsızca omuz silkti.
“Layık olduğu yer orası”
“Çok merak ediyorum neden onunla evleniyorsun kuzen?” ağzını açmak
isteyen kadını elini kaldırarak susturdu. “Sakın Oğuz deme. O sadece ilk sebep.
Neden seni seven adama bu kadar kötü
davranıyorsun?”
“Çünkü, benim sevdiğim adam kara toprağa karıştı. Çünkü, beni seven
adam bir yıldız gibi kaydı ellerimden. Onun yaşayıp da beni sevmesi sinirlerime
dokunuyor”
Yasemin duyduklarına inanamadı. Şu an karşısında delirmiş gibi
konuşan kadın onun can dostu, kuzeni olamazdı.
“Oğuz`un ölümü onun suçu değil Azra!”
“Umurumda değil.” dedi hiddetle. “Beni seviyor ya da sevmiyor
ilgilenmiyorum. Tek istediğim onun acı çekmesi. Ve o adam acı çekecek Yasmin”
Yasemin hızla kuzeninin yanına geldi ve ellerini tuttu. “Oğuz öldü
Azra. Ve onun ölümü kimsenin suçu değildi. Kazaydı” kuzeninin gözlerinden yaş
damlayınca kendine çekerek sıkıca sarıldı. Sırtını sıvazlayarak “Anneannem hep;
her şerde bir hayır vardır derdi. O an bizim için felaket gibi görünen şey
aslında hayrımıza olan şeydir. Belki şu an bana kızacaksın ama başına gelen
olayın senin hayrınadır bence” dedi. Azra hırsla kuzeninden uzaklaştı.
“Oğuz`un ölümü hayır mı benim için? Bunu mu demek istiyorsun Yasmin?”
dedi öfke ile. “Benim canım yandı be. Aşık olduğum adam öldü. Öyle böyle değil
YANARAK CAN VERDİ!” diye bağırdı sona doğru. Yasemin arkadaşının yıllardır
içinde tuttuklarının şimdi patlak verdiğini görüyordu. Oğuz öldüğünde bile
sessizce bakıp göz yaşlarını içine akıtan Azra volkan gibi patlayarak
etrafındakileri lavlarına katıp götürecekti. Ve ne yazık ki şu an etrafında
olan tek kişi Rahşan`dı ve Yasemin o adam için çoktan üzülmeye başlamıştı.
“Oğuz o kazada hayatını ben ise kalbimi kaybettim” yanaklarını silerek soğuk
haline geri döndü yavaş yavaş. Boynundan düşürdüğü şalı alarak titreyen elleri
ile yerine taktı.
“Azra`m” diyen Yasemin`i elini kaldırarak susturdu.
“Ben Oğuz`a gidiyorum” diyerek kestirip attı. Çantasını alarak odadan
çıkmak üzere kapıyı açtı. Arkasından duyduğu sesle duraksadı.
“Doğru söylediğimi biliyorsun ve şu an kaçıyorsun Azra” devam etmeden
kapıyı kapatarak dışarı attı kendini. Aşağı inerek evden çıktı. Mutfağa girerek
çay içen şoförü Hasan`a baktı. Hasan bardağı tabağına bırakarak sol kolundaki
saate baktı. Kaşlarını çatarak ayağa kalktı.
“Arabayı garajdan çıkarayım ben Azra hanım” dedi hem şaşkın hem
saygılı ses tonuyla. Nişanlandıktan sonra ziyaretlerini azaltacağını düşündüğü
için şaşırmıştı Hasan.
Beyaz mezar taşında yazan isme baktı dolu dolu gözlerle.
Oğuz Toraman....
Parmak uçlarını dolaştırdı isminin üzerinde. Kırptığı gözlerinden
yanaklarına süzülen yaşları silmeye tenezzül etmedi bile. Nasıl olsa yerine
yenileri gelecekti. Yaşlı gözlerle kafasını kaldırıp göklere baktı. Yüzüne
vuran rüzgar yanaklarını üşütüyordu. Ruhu donmuştu onun yanakları üşüse kaç
yazardı. Ilık bir mayıs gününde ruhu can çekişmiş, sevdiği adam mezara girince
onunla birlikte soğuk toprağa teslim olmuş milim milim donmuştu.
“Sevgilim” dedi titrek sesle. “ben çok kötüyüm. Canım yandığı için
can yakmak istiyorum. Bana mutlu ol dedin. Ama ben mutlu değilim ki” hıçkırdı
acıyla. Adamın mezarına ektiği çiçekleri okşadı otomatik hareketlerle.
“Nişanlım beni seviyor ama bende ona verecek bir kalp yok. Sen yanarken benim
kalbim buz tuttu. Senden başka kimse
girsin istemiyorum o kalbe. Senin o” konuşurken aniden esen sert rüzgar
başındaki şalı çekerek ondan uzağa uçurdu.
Şalın nereye düştüğünü görmek için arkasına dönünce uzaktan kendisini
izleyen nişanlısını gördü. Adam eğilerek şalı aldı ve temkinli adımlarla
kendisine doğru yürüdü. Onu tepkisizce hatta biraz sinirle izleyen kadına doğru
eğilerek şalı eşsiz siyahlıktaki saçlarına örttü.
“Senin burada ne işin var?” diye sordu ruhundaki buz kırıntılarından
sesine serpiştirerek. O görmese de adam irkilmişti.
“Seni merak ettim”
Azra mezara doğru dönerek gözlerini devirdi. Dediklerini duymuş muydu
acaba? Duymuşsa da umurunda değildi. İyi olurdu duyması. Seven kalbi umut
ediyorsa o umudu öldürmeliydi şimdiden.
“İyiyim ben”
“İyi görünmüyorsun ama. Seni bekliyeyim mi?”
Gözlerini kapatıp sabır çekti içinden. Terslemek istese de zaten iki,
üç kere yakalanmıştı ona. Uzatmadı. Başındaki şalı düzeltti.
“Olur bekle”
Rahşan ona özel alan tanıyarak yanından uzaklaştı. Az önce söylediklerini
ve telefonda söylediklerini de duymuştu ama yüzüne vurmamıştı. İstenmediğini
biliyordu. Sevdiği kadının yaralı kalbini hemen iyileştiremeyeceğini de
biliyordu. O yüzden ne yaparsa yapsın hoş görecekti. Ağzından çıkan her kelime
kalbini yaralasa da sesini çıkarmayacaktı. Biliyordu ki, amaca giden yol
sabırdan geçiyordu. Sabredecekti o da. Duygularını belli etmeyecekti.
Aşkı hariç.
Aşk öyle bir his ki saklamak istediğinde dışarı vurmak için inat
ediyordu. Kendi haline bırakarak kalbini sadece aşkın yönetmesine izin
verecekti.
Sonunda sevdiği kadının buzdan kalbini ısıtacaktı. Yaralarını
iyileştirecek, sevgiyle saracaktı. Yavaş adımlarla arabasına doğru yürüdü.
Kapıyı açarak sürücü koltuğuna bindi. Kavradığı direksiyonu parmakları ritimle
dövmeye başladı. Bir kaç dakika sonra yan kapı açıldı. Azra arabaya binmişti.
Varlığı ile kalbini şenlendiren kadın şimdi de yanında oturuyordu.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordu onun yüzüne bakmadan. Yanaklarını
kuruladıktan sonra saçlarını açıp yeniden topladı. Kafasını çevirip yanındaki
adama baksaydı sıcak çikolata renkli gözlerindeki yoğun aşkı görebilirdi.
“Gidince göreceksin”
Sürpriz yapmak istiyordu demek. Olsun. Umurunda değildi zaten. Nereye
gideceklerse bir an önce gidip bir kaç dakika oturduktan sonra evine dönmek
istiyordu.
Yarım saat sonra araba durduğunda kafasını elindeki telefondan
kaldırdı. Nereye geldiklerine baktı. gördüğü mekan ile acılı kalbi göğsünde
büzüşürken elindeki telefonu sıktı.
“Geldik” diyerek kendisine gülümseyen adama baktı. Öfke karışmış
acısını menekşelerine yansıtmış nişanlısına dikmişti.
“Buraya mı geldik?” diye soran kadına baktı Rahşan. Anlamamıştı
sorusunu.
“Evet. Çok güzel bir kafe. Sıcak ve kaliteli. İçini görünce
seveceksin. Garanti ediyorum bak. Kahveleri ve tatlıları muhteşem. Bir sene
önce keşfettim burayı ve vakit buldukça geliyorum. Bugün de seninle gelmek
istedim. Umarım seversin.”
Kafeyi kendisine beğendirmek isteyen adamın çabalarını izledi. Öyle
heyecanlı anlatıyordu ki. Gülmek istedi. O bu kafenin içini, dışını her şeyini
biliyordu. Kadının en özel, en güzel anılarını saklıyordu bu kafe.
“Gidelim Rahşan!” dedi keskin sesle.
“Neden? Beğenmedin mi?”
“Ben burayı beş sene önce sevdiğim
adamla keşfettim. Onun buradaki anılarını seninle kirletmeye niyetim yok.” Ona düşmanca bakış atarak bakışlarını yola
çevirdi.
Kırılan kalbine rağmen gülümsedi genç adam. Bilmiyordu ki, onun
burada anılarının olduğunu. Böyle kırıcı olmasına gerek yoktu. Geçen sene
Gökhan ile geldiğinde çok sevmiş vakit buldukca gelmeye başlamıştı. Bugün onu
buraya getirerek güzel gün geçirmesini sağlamak istemişti. Bilerek yapmamıştı
yani.
“Başka yere gidelim mi?” bir umut fikrini değişmesini ummuştu.
“Hayır. Eve gidelim” adamın tepkisiz kalması artık sinirlerine
dokunmaya başlıyordu. Her ne yaparsa sineye çekecekmiş gibi görünüyordu. Adam
öyle davranınca daha çok kırmak dökmek istiyordu.
“Peki” diyerek arabayı çalıştırdı. Yanında mutsuz ve huysuz kadına
baktı bakışlarındaki incinmişliği saklayarak. Ne ummuş ne bulmuştu bugün. İç
geçirerek yola odaklandı. Yol sessiz geçmişti. Her ikisi de iç dünyalarına
dalmış farklı acılarla boğuşmuşlardı. Kadın geçmişin acısına takılarak
yanındaki adamın kalbine yeni çentikler attığının farkında değildi. İçi ağzına
kadar kendi aşkı ile dolu olan kalbi delik deşik ederek aşkının damla damla
süzülüp yok olduğunun çok sonra farkına varacaktı.
Elindeki telefon titreyince gelen mesaja baktı kadın. Yasemin
yazmıştı. Cevap vermedi. Ona kızgındı. Ama en çok kendine kızgındı can dostuna
bağırdığı için. Ona cevap vermedi ama beş yıl önce yazılan mesajlara girdi.
Sevdiği adamın attığı mesajları hala saklıyordu. Yüzünde hüzünlü bir gülümseme
ile okudu artık ezbere bildiği mesajları. Mesajlara ve onların canlandırdığı
anılara o kadar dalmıştı ki arabanın durduğunu Rahşan`ın ona seslenmesinden
sonra fark etmişti.
“Geldik” dediğinde kafasını kaldırıp baktı. Gözlerini zorlayan yaşlar
göz kapaklarını kırpınca yanaklarına süzüldü. Baktığı yerde evini görmeyi
beklerken onun yerine deniz sahili ilişti gözlerine. Kaşlarını çatarak yanındaki
adama baktı.
“Evime götürecektin beni” yüzünden hiç bir duygusu anlaşılmayan adam
sahile baktı ilgiyle. Azra sinirlerini kontrol altına almak için derin nefes
aldı.
“Götüreceğim ama önce balık ekmek yiyelim. Buranın balık ekmekleri
harikadır” diyerek nişanlısının yüzünü izledi kalbindeki aşkı hazel gözlerine
yansıtarak. Azra kafasını çevirdi sahile doğru. Onun gözlerinde gördüğü aşka
değil kırgınlığa, kızgınlığa, hayal kırıklığına ihtiyacı vardı. En çok da
canının yanmasını istiyordu. İçinde bir yerlerde onun hata yaptığını bağıran
güçlü bir ses vardı ama Azra o sese kulaklarını kapatmıştı. Çünkü hata
yaptığını kendi de biliyordu ama uzun zamandır içinde mesken edinmiş yakıcı
hisleri dışa vurmak için can atıyordu.
“Aç değilim” yalandı. Açlıktan ölüyordu. Sabah da bir şey yememişti.
Öğleni geçiyordu şimdi. Rahşan gülümsedi ve ona doğru eğilip avuçlarını
bastırarak yanaklarını kuruladı. İkisi
de donmuştu o an. Rahşan çok yakınında duran dudaklara baktı. Yüzündeki
tebessüm hızla kaybolurken seslice yutkunmuştu. Pembe, dolgun, iştah açıcı
dudaklar içindeki aşkın yanına tutkuyu da katmıştı. Onların tadına bakmak gibi
güçlü bir istek vurdu gönlünün kıyısına. Az ötede duran dudakların tadına
bakmamak için ateşe değmiş gibi hızla geri çekildi. Azra az önce yaşananlara
anlam veremese de adamdan yayılan nefis kokuyu duyumsamıştı. Tenine dokunan
sıcak avuçlar ve o koku kalp ritmini hızlandırmış içine korku salmıştı. Onun
kalbine Oğuz`dan başkası giremezdi. Rahşan Altay kocası olacaksa bile ona karşı
bir şeyler hissedemezdi. Sevmek bir yana hoşlanamazdı bile. Bu Oğuz`a büyük
ihanet olurdu.
“Bir daha bana iznim dışında dokunmanı istemiyorum” dedi katı sesle.
Kafasını çevirip yanındaki adama baktı. Yine tepkisizdi. Ama onu duyduğunu
biliyordu.
“Haydi gidelim ve balıklarımızı yiyelim” dedi adam konuyu dağıtarak.
Kadın sonunda pes etmişti. O balıkları yiyecekti. Uzun zamandır balık
çekiyordu zaten canı. İyi olmuştu gelmeleri. Arabadan indikten sonra güzel
lokantaların birine girdiler. İki balık ekmek sipariş ettikten sonra beklemeye
başladılar. Azra bakışlarını denize çevirdi. Bugün biraz hırçındı. Tıpkı
kendisi gibi. Denizi seviyordu. Tekne gezilerine bayılıyordu ama Oğuz`u deniz
tuttuğu için hiç birlikte açılmamışlardı. Bir kaç kere Yasemin ve babası ile
gitmişti ama sevdiği adam ile gitmeyi çok istemişti.
“Onu izlerken rahatlıyorum. ” Kaşlarını çatarak adama baktı.
Anlamamıştı. Kimi izlerken rahatlıyordu. Bakışlarını ona çevirdiğinde denize
baktığını gördü. Rahşan onu hissetmiş gibi denizin mavisini alan hazel
gözlerini kadına çevirdi. “Bir gün seninle tekne turuna çıkalım mı? Tabi
istersen”
İsterim tabi dememek için dilini ısırdı. Oğuz`la yapamadığı şeyi
onunla yapmak istemiyordu. Yapmayacaktı. Neyse ki ona cevap veremeden balık
ekmekleri ve içecekleri gelmişti. Sessizce gecikmiş öğle yemeklerini yediler.
Yemek bittikten sonra Rahşan hesabı ödedi. Ellerini yıkadıktan sonra onun
yanına gelen kadına gülümsedi.
“Artık evine götürebilirim seni. Gidelim mi?”
“Gidelim. Teşekkür ederim”
“Ne için?”
“Balıklar lezzetliydi”
“Rica ederim” adamın yüzünde yürek hoplatan bir gülümseme peydah
oldu. Kadın az kalsın ona karşılık verecekti. Kalbi sıkışınca anlamıştı adamın
onun için büyük tehlike arz ettiğini.
******
Evin önünde arabadan inmek için hamle yapan kadını adamın sesi
durdurdu.
“Azra”
“Efendim”
“Gelecek sefer yüzüğünü takmayı unutma lütfen” dediğinde bakışlarını
yüzüksüz parmağına indirdi. İfadesiz suratına baktı bir kaç saniye.
“Daha alışamadım” diye geveledi ağzının içinde. Rahşan kafasını
salladı.
“Görüşürüz Azra” diyerek inmesine müsaade etti.
“Görüşürüz”
Nişanlısı arabadan indikten sonra arkasından baktı kırgın gözlerle.
Yüzüğünü bilerek takmadığını anlamıştı elbette ama kendini aptal yerine koyarak
anlamamış gibi davranmayı seçmişti. Asla incindiğini veya üzüldüğünü belli
etmeyecekti. Çünkü onun vicdan yaparak davranmasını değil içinden geldiğini
gibi davranmasını istiyordu. Daha ilk gördüğü gün anlamıştı içindeki
bastırılmışlıkları. Menekşe gözleri ele vermişti onu.
Azra eve girdikten sonra
arabayı çalıştırıp şirkete doğru sürdü.
Arabayı otoparka park edip şirkete girdi. Bugün işi çoktu. Büyük bir
binanın dekorasyon işlerini almışlardı ve mimarlarının sunumlarını izleyecekti.
Sol kolundaki saate baktığında toplantıya yirmi dakika kaldığını gördü.
Hazırlanacak zamanı vardı. Odasına girerek ceketini çıkardı ve köşede duran
dilsiz uşağa astı. Sıkıntı ile oflayarak parmaklarını kahverengi saçlarına
geçirdi. Onun yanındayken hislerini buz küpüne çevirip saklayabiliyordu ama o
yokken buz küpü çözülerek kaynıyor içini yakıyordu. Sevdiği tarafından
sevilmemek can yakıcıydı. Öfkesine yenilip bugüne kadar yapmadığı şeyi yaptı o
an. Toplatı masasının etrafına konumlandırılmış sandalyelerden birine tekme
savurarak devrilmesini sağladı.
“Rahşan bey” diyen sekreterine döndü. Kendisine endişe ile bakıyordu.
“Söyle Simay?”
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır!” diye tersledi onu. Simay irkilerek bir adım geri attı. İlk
defa böyle davrandığı için kadının şaşırması normaldi. Gözlerini kapatarak bir
kaç saniye bekledi. İçindeki karmaşa başkalarına kaba davranması için bahane
değildi. “Özür dilerim Simay. Biraz gerginim bugün. Ne diyecektin sen?”
“Önemli değil Rahşan bey. Bir şey içer misiniz diye soracaktım” dedi
gülümseyerek. Gülümsemesi içtendi ve affedildiğini hissetmişti adam.
“Filtre kahve getir bana”
“Hemen geliyor”
Simay çıktıktan sonra kendini koltuğuna attı. Daha iki gündü
nişanlandıkları. Hemen koyvermemeliydi kendini. Güçlü durmalıydı. O kalbi
istiyorsa eğer dayanmalıydı.
“Kuzen senin karadenizde gemilerin mi vardı? Şu an gemileri batmış
biri gibi gam deryasına batmışsın” içeri ne zaman girdiğini fark etmediği
kuzenine baktı gözlerini açarak.
“Esprilerin beni benden alıyor kuzen” homurdandı yerinde dikleşerek.
Kerem gülerek masanın karşısındaki koltuğa attı kendini.
“Kabul et soğuk duş etkisi yapıyor. Kendine geliyorsun hemen”
Genç adam karşısındaki keyifli kuzeninin yakışıklı suratına vurmamak
için kendini zor tutmuştu.
“Neden bu haldesin kardeşim?” diye sordu Kerem. Anında ciddileşmişti.
Rahşan çok nadir üzgün olurdu ama son bir haftadır sık sık üzgün olmaya
başlamıştı. Rahşan cevap vermedi. Zaten Kerem`in de cevaba ihtiyacı yoktu.
“Yine Azra” tısladı öfke ile.
“Alışacak bana kardeşim. Sadece zamana ihtiyacı var.” kuzeni yine
Polyanna tarafından kalkmıştı anlaşılan. Nişanda kadının bakışlarını görmüştü.
Alışmak onun için söz konusu bile değildi. Zavallı kuzeni çok çekecekti o
kadından. Haberi yoktu sadece.
“Amcam nasıl? Sağlığı sıhhati yerinde mi?” diye sordu başka konuya
atlayarak.
“Borç meselesi kapandığı için iyi. Ama bu sefer de bana karşı mahçup.
Son zamanlar direkt gözlerime bakamıyor.” Babasının son zamanlardaki hali
gözünün önünde canlanınca canı sıkılmıştı. Bu akşam babası ile buluşup
konuşsaydı iyi ederdi. Onu üzgün görmek istemiyordu. Hem o borç sayesinde
sevdiği kadınla evlenecekti.
“Konuş bence de kardeşim. Kendini suçlamayı bıraksın. Karlar
kraliçesinin esareti altına kendi isteğinle girdiğini söyle ona” dedi gözlerini
devirerek. Rahşan karşısında kendisi ile dalga geçen adama gözlerini kısarak
baktı.
“Kerem!” diye uyarsa da sesi pek ciddi değildi. Kuzeninin haklı
olduğunu biliyordu çünkü.
Kerem ona bir şey diyemeden telefonu çalmıştı. Cebinden telefonu
çıkarıp ekranına baktı. Oflayarak cevapladı gelen çağrıyı.
“Ne istiyorsun Rana? Hayır. Alamazsın. Mahkemenin izin verdiği
günlerde görebilirsin ancak” diyerek kapattı telefonu. Kadın konuşurken
kapatmıştı yüzüne telefonu. Orta sehpaya fırlattığı telefon büyük gürültüye
sebep olurken Kerem öfkeyle yüzünü ovaladı. Rahşan yerinden kalkarak onun
yanına geldi. Kuzenin hali iyi değildi. Elini omuzuna koyarak sıktı destek
verircesine
“Ne istiyor abi?” onun da sesi öfkeli çıkmıştı.
“Yusuf`u almak istiyor kreşten. Anne oğul akşama kadar zaman geçirmek
istiyormuş. Çok özlemişmiş oğlunu. Bla bla bla... Bir de titrek sesle konuşması
yok mu?” saçlarını çekiştirdi “Deli oluyorum. İçindeki şeytanla tanışmamış
olsaydım kanabilirdim o ses tonuna ama geçti o günler artık kardeşim. Maymun
gözünü açtı bir sene önce” sesindeki kin, nefret elini uzatsa tutacağı kadar
yoğundu.
“Belki gerçekten oğluyla vakit geçirmek istiyor” diyen kuzenine
inanmaz bakışlarla baktı. Bu kadar iyi niyet bünyeye zarardı. Polyanna bu adamı
görse oturur utandığından ağlardı.
“O kaltağın niyetini bilmiyormuş gibi konuşma kardeşim”
“Oğlunun annesine kaltak demen doğru değil abi. Neticede Yusuf`um
annesinin ne kadar sinsi ve kötü kalpli olduğunu bilmiyor. Annesine öyle
söylediğini duyarsa Rana`nın ekmeğine yağ sürersin sadece” şimdi de Kerem
utandığından oturup ağlamak istiyordu. Haklıydı. Sonuna kadar hem de. Eğer
oğlunu yanında istiyorsa annesi için tek kötü söz söylememesi tek kötü hareket
etmemesi lazımdı.
Simay filtre kahve ile içeri girdiğinde konu kapanmıştı. Biraz geç
geldiği için mahçup gülümseme ile patronuna bakan genç kadın masanın önünde durdu.
Unuttuğu kahveyi gördüğünde ilgiyle kaşlarını çattı genç adam. Simay Rahşan
beyin filtre kahvesini Kerem beyin ise sade türk kahvesini önlerine bıraktı.
“Özür dilerim efendim. Ali kreşte yine kavga etmiş. Öğretmenleri beni arayınca hemen gittim. O yüzden
kahveleriniz gecikti.”
Ali yaramazlığı ile şirketin çalışan anneler için kurduğu kreşte nam salmıştı. O yüzden Simay orayı sık
sık ziyaret ediyordu.
“Tamam Simay özrün kabul edildi. İşinin başına dön” dedi tebessümle
kapıyı göstererek. “Toplantıyı bize hatırlat lütfen”
“Peki Rahşan bey”
Kuzeni ile biraz daha sohbet ettikten sonra Simay`ın hatırlatması ile
toplantıya girdiler. Şirketin patronu ve baş mimarı da geldikten sonra toplantı
başlamış ve çok verimli geçmişti. Genç adam toplantıdan çıktıktan sonra odasına
geri döndü.
Rahatsız edilmemek için odasında bıraktığı cep telefonunu aldı. Ekran
kilidini açtığında bir kaç cevapsız arama olduğunu gördü. Arayan kişi
şaşırmasına neden olmuştu. Selim Ateşdağlı neden onu üç kere aramıştı ki?
İsmine dokunacağı sırada kapı açıldı. Gelenin kim olduğuna bakmak
için arkasına döndü.
“Selim bey” dedi. Selim bey ciddi ifadesi ile damadına doğru yürüdü.
Elini uzatarak selamlaştı. Rahşan tek kelime etmeden onunla selamlaştıktan
sonra oturması için masanın karşısındaki demin kuzeninin oturduğu koltuğu
gösterdi. Kendisi de onun karşısına geçti. Neden geldiğini deli gibi merak etse
de ilk onun konuşmasını bekledi. Selim bey elindeki çantasını ortadaki sehpaya
bıraktı. Kendisini merakla izleyen adama baktı.
“Seninle bazı şeyleri konuşmam lazım oğlum” dedi tok sesi ile.
“Sizi dinliyorum efendim” dedi saygıyla. Damadının kendisine karşı
gösterdiği saygı hoşuna gitmişti adamın. Eğilerek çantasını açtı ve içinden
kağıtları çıkardı. Başlığına bakarak okudu ve genç adama uzattı.
“Bu ne?”
“Sözleşme. Oku lütfen”
Rahşan kayınpederini dinleyerek sözleşmeyi okumaya başladı. Okudukça
bazı yerlerde kaşları çatılıyor bazı yerlerde istihza ile gülüyordu.
Bitirdiğinde sözleşmeyi masaya bıraktı. Yüzünde şaşırdığına dair yoğun izler taşıyordu.
“Azra bu şartları okudu mu?”
“Okudu ve kabul etti.”
“Buradaki şartlardan biri evlilik süresi en az beş yıl sürecek
olması. Kabul etti mi?”
“Evet”
“Peki beş yıl içinde en az bir çocuk şartına da mı itiraz etmedi?”
“Etti tabi. Ama ya bir çocuk şartını kabul edersin ya da o sayı üçe
çıkar dedim. Öyle kabul etti”
“Ama bu tehdit resmen”
Gülümsedi Selim bey. Dirseklerini dizlerine dayayarak damadına doğru
eğildi.
“Ben bir iş adamıyım oğlum. İşimi garantiye almam lazım. Aryıca kötü
bir niyetim yok. Tek isteğim öldükten sonra bir varisimin olması Rahşan. İkimiz
de biliyoruz ki Azra hala rahmetli nişanlısına aşık. Senden hoşlanmaya
başladıkça kendinden nefret edecek ve boşanacak. Bir daha asla onun kalbini
kazanmak gibi bir şansın olmayacak”
Kahretsin ki adam haklıydı ve bu şartları kabul etmekten başka şansı
yoktu. Belki şu an bencillik ediyordu ama o kadını istiyordu ve beş sene gibi
bir sürede kalbini ele geçireceğine inanıyordu.
Selim bey “Kabul ediyor musun oğlum?” diye sorunca elindeki sözleşmeye
baktı. Kendine düşünmeye fırsat vermeden kalemi aldı ve isminin altına imzasını
attı. Sözleşmeyi Selim beye uzattı daha sonra. Selim bey memnun tebessümle
sözleşmeyi çantaya koydu ve ayağa kalktı. O kalkınca Rahşan da kalktı.
Kendisine uzatılan eli sıktı genç adam.
“En iyi kararı verdiğine emin olabilirsin oğlum”
“İnşallah efendim”
“Bana Selim amca dersen sevinirim oğlum”
“Peki Selim amca”
“Görüşürüz oğlum”
“Görüşürüz Selim amca”
Kayınpederi gittikten sonra yerine geçerek bir süre düşündü. Az önce
yaptığı şey yanlış mıydı doğru muydu bilmiyordu ama nedensizce mutlu olmuştu.
Sözleşmeyi imzaladıktan iki hafta sonra sade nikah yapmaya karar
vermişlerdi. Rahşan şaşalı bir düğün yapalım dediğinde Azra kati itiraz etmiş
`yaparsan düğünden kaçarım` demişti. Az sonra evli bir adam olacaktı. Sevdiği
kadınla evlenecek kalbini kazanmaya çalışacaktı. Dışarıya baktığı pencerenin
camlarında yansıyan görüntüsü hoştu. Üzerindeki özel dikim siyah takım elbisesi
ile şık bir görünüm yakalamıştı.
“Ciddi ciddi Karlar Kraliçesi ile evleniyorsun” diyen Kerem`e baktı
arkasına dönerek. Kendisine dalga geçen yüz ifadesi ile bakan kuzeninin mavi
gözleri kendisine acıyarak bakıyordu.
“Kerem!” dedi pek ciddi olmayan sesile. Şimdi ne dese adam ikna
olmamakla birlikte anlamayacaktı kendisini. Fakat yanıldığı nokta vardı. Kerem
onu en iyi anlayan kişiydi. Çünkü Kerem de kendisini değil parasını seven bir
kadınla evlenmiş yıllarca onu kendisine aşık etmek için uğraşmıştı. Sonu
hüsranla biten evliliğinin aynısının can dostu ve kuzeninin başına gelmesini
istemiyordu. Kerem içindeki sıkıntıları ve şüpheleri bir kenara iterek
gülümsedi ve kuzenine sıkıca sarıldı. Sırtına vurarak
“Mutluluklar dilerim kardeşim” tebrik etti onu.
“Sağol abi”
İki adam bir birilerinden ayrıldığında odaya fırtın gibi dalan küçük
bedene baktılar.
“Raasan amca” dedi ve kollarını açarak kendisini kucağına almasını
bekledi. Rahşan onu bekletmeden aşağı eğildi ve küçük yaramazını kucağına aldı.
“Yusuf`um” tatlı yanaklarını öperken Yusuf kollarını adamın boynuna
sıkıca sarmıştı. Genç adam küçük bedenin mis kokusu ile kendinden geçerken
boynuna öpücüklerini sıralıyordu bu sefer. Yusuf çırpınarak amcasının
kollarından kurtulmaya çalışıyor kahkahalarla gülüyordu.
“Raaşan... amcaa” dedi nefes nefese.
Kerem oğlunu ve kuzenini hafif tebessüm ile izliyordu.
“Kardeşim yere indir onu. Üzerini kırıştırıyor.”
“Paşama feda olsun”
“Üzerinde ayakkabı izleri ve kırışklık ile millet içine çıkınca
göreceğim seni ben”
Hala küçük paşasını öperek kendinden geçen Rahşan “Hıhı” diyerek
geçiştirdi kuzenini. O sırada çalan kapı dikkatlerini çekmişti. Rahşan Yusuf`u
yere indirerek elini tuttu.
“Gel” dedi sakin sesle. Kapı önündeki kişi iznini aldıktan sonra
kapıyı yavaşça ittirerek açtı.
“Azra hazır Rahşan”
“Tamam Yasemin. Geliyorum şimdi.” Diyerek heyecanla kuzenine baktı
genç adam. Kerem kadın daha dönemeden saliselik zaman diliminde gözlerini
devirmişti kuzenine.
Yasemin onun baktığı yönü
takip ederek uzun boylu, iri yapılı, sert görünüşlü bir adama takıldı. Mavinin
en koyu tonuna ev sahipliği yapan gözleri anlayamadığı duygular ile parlıyordu.
Kalbi hızla atarken o gece kendisini kurtaran mavi gözlü kahramanı aklına
gelmişti. Neden böyle hissetmişti ki? Bilmiyordu. Ama bildiği şey adamın etrafına
yaydığı enerji insanı esiri yapıyor, büyülüyordu.
Kerem karşısında duran ortalamanın üstünde fakat kendine göre orta
boylarda, hafif balık etli, alev alev yanan kızıl saçlara, küçük dolgun
dudaklara sahip garip enerjili ışıl ışıl kadına baktı kısa bir süre. Onun
standartlarındaki güzellikte değildi ama nedense hoşuna gitmişti.
Yasemin adamı incelemeyi bırakıp bakışlarını kendisini merakla
izleyen Yusuf`a çevirdi. Gülümseyerek eğildi ve küçük adamla aynı boya geldi.
“Merhabaa küçük adam. Adın ne senin?” diye sordu elini uzatarak.
Yusuf kendisine uzatılan ele bakıp bakışlarını az önce baktığı heybetli adama
çevirdi. Yasemin tekrar adama baktığında onun eğildiği için hafif sıyrılan
eteğine bakıyordu gözlerini kısarak. Sinirlenmiş miydi o?
Kerem kadının iki erkeğin – biri her ne kadar eniştesi olacaksa bile
– önünde bacaklarını sergileyecek kadar fütursuzca darvanmasına sinirlenmişti.
Şimdi biri çıkıp sana ne? diye sorsa cevap verecek kelime bulamayacaktı.
Dişlerini sıktı. Gerçekten de ona neydi ki?
Sadece nişan gecesi yolda saldırıya uğramak üzre olan kadının
kurtardığında ciğerlerine çektiği hafif çiçek kokusunu anımsamıştı bu kadın
yanından geçerken. O koku ki geceleri kendi ile baş başa kaldığında aklına
geliyor tekrar içine çekme isteğini tetikliyordu.
Yusuf kadının bacaklarına
bakıp düşüncelere dalan adamın dikkatini çekmek için
“Baba” dedi. Genç kadın şaşırsa da ses etmemişti. Demek adam evliydi
ve bir oğlu vardı. Ama başka kadınların bacaklarına bakacak kadar da kendisine
saygısını yitirmiş biriydi. Az önce büyülendiği adam hemen gözünden düşmüş anca
toz kadar değerli olmuştu. Kerem oğluna bakarak onayladığında Yusuf elini sıktı
kadının.
“Yusuf ben” demişti çekingen tavırla. Arkasındaki adamı unutan kadın
gülümsedi tekrar.
“Ben de Yasemin” dediğinde arkasından kendi ismini fısıltı ile
duyduğuna yemin edebilirdi kadın.
“Yaseminii” dedi Yusuf gülerek. Anlaşılan ismi hoşuna gitmişti.
Ayrıca söyleyiş tarzı da çok tatlıydı. Yasemin ismini hiç bu kadar sevmemişti
Yusuf`tan duymadan önce.
“Ben gelini almaya gideyim” diyen Rahşan ile toparlanan genç kadın
ayağa kalktı. Yusuf babasının yanına giderek elini tuttu ve hepsi birlikte
çıktılar odadan. Tabi önce üç erkek de birer centilmen gibi davranarak önden
hanımefendinin çıkmasını beklemişlerdi.
Rahşan gelin odasına girdiğinde derin nefes almıştı. Kendisine doğru
dönen kadını gören adamın konuşma yetisi o an itibariyle bir yerlere
kaybolmuştu. Karşısındaki güzellik birazdan onun olacaktı. Kalbine de girmeyi
başarırsa ondan mutlusu olmazdı yer yüzünde.
Menekşe gözlerine öldüğü kadındı o. Birazdan karısı olacak, soyadını
taşıyacaktı.
“Seninle yaşlanmak, ömrümü o menekşe gözlerine bakarak bitirmek
istiyorum Azra” dedi aşktan koyulaşmış gözlerini kadının duru mor menekşe renkli
gözlerine dikerek. Azra elinde olmadan aldığı iltifat karşısında gamzelerini
gösterecek kadar gülümsedi.
Kadın güldü, adamın gönlüne şenlik kuruldu.
“Gidelim mi?” diye sordu kadın umursamaz olmaya çalışarak. Az önce
duyduğu, aşkın yoğun kokusunu aldığı iltifat hoşuna gitmiş ve gülümsemişti.
Birkaç saniye sonra gülümsediği için pişman olmuş, yine o umursamaz maskesini
takmaya karar vermişti. Rahşan kadının ani değişimini merak etse de ses etmedi.
“Gidelim güzel gelinim” dedi kapıyı onun için açarak. Azra yine bir
Feriha Karaman imzası taşıyan kendine özel tasarlanmış gelinliğini hafif
kaldırarak nişanlısına doğru yürüdü. Kapıdan çıktıktan sonra Rahşan ona kolunu
uzattı. Kadının zarif elleri adamın kolunu sarınca merdivenleri inmeye
başladılar. Onları gören sayılı konuklar alkışlamaya başlayınca genç kadın
mutlu görünmeye çalıştı. Oğuz`u seven kalbi can çekişirken nasıl mutlu olacaktı
bilmiyordu ama nikah bitene kadar dayanmalıydı bir şekilde. Sonra yine o eski
Azra olacak kabuğuna çekilecekti.
Nikah masasında sorulan sorulara her iki genç de evet dedikten sonra
yakınlarla birlikte yemek yemiş, biraz sohbet ettikten sonra nikah yapılan
yalıdan ayrılmışlardı. Birlikte eve geldiklerinde Azra kocasının –bu kelime
ağzında ekşi bir tat bırakmıştı – yardımı ile arabadan inmiş asansöre binerek
eve gelmişlerdi.
Eve girdikten sonra genç kadın içine dolan huzuru garipsemişti. Bu
evi kendi evi gibi görmemişti değil mi? Sıkıntılı nefes koyverdi.
“Evimize hoş geldin hayat arkadaşım.” diyen adama doğru döndü. Tam
arkasındaydı. Koyulaşmış hazel gözleri öyle güzel bakıyordu ki, titredi kadın.
“Hoş bulduk.” dedi düz sesle. Rahşan karısına yaklaşarak ellerini
kavradı. Dudaklarına götürerek öptü. Azra büyülenmiş gibi kalmış ellerini
çekemiyordu sıcak avuçların içinden.
“Sen benim bugüne kadar aldığım en muhteşem kararımsın Azra Altay”
diyerek hala kendisine donuk bakan kadına yaklaştı. Eğilip dudaklarına ufak
öpücük kondurdu. Tepki gelmeyince sevinerek öpüşünü derinleştirmek istedi fakat
aniden itilince isteği kursağında kalmıştı. Tıpkı yediği şiddetli tokatın sesi
kulağına küpe olduğu gibi.
Azra dudaklarına değen dudakların sıcaklığından ve yumuşaklığından
hoşlandığını fark ettiği an hırsla geri çekilmiş adamın yanağına var gücü ile
vurmuştu. Sonradan o tokatın aralarına bir kalın set olacağını bilmeden.
Şimdilik gözleri dolmuş sesi titremişti.
“Bana soyadını vermiş olabilirsin ama Oğuz`umun izini dudaklarımdan
asla silemeyeceksin Rahşan Altay. Bir daha sakın beni öpme!”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder