1 Eylül 2019 Pazar

3. bölüm Acı Çekecek


                                      

Bir kaç saniyelik suçluluk duygusunun ardından omuz silkerek okuduğu kitaba geri döndü. Telefonu kapatmadığı için suçlu olan oydu. Kitabın büyüsüne kapılarak nişanlısını anında unutmuştu. Arada sayfayı çevirirken gözüne takılan nişan yüzüğü olmasa hiç gelmeyecekti aklına. Yüzüğe bakarak hırsla çekti onu parmağından. Yere fırlatacakken vazgeçip cebine koydu. İlk günden yüzüğü kaybettim derse dikkat çekerdi. Yüzünü buruşturdu. Yüzükten kurtulunca prangalarından kurtulmuş mahkum gibi özgür hissetmişti kendini.
“Biraz zaman geçtikten sonra kaybederim şu teneke parçasını” dedi acımasızca. Halbuki Rahşan`ın onu ne kadar özenle seçtiğini biliyordu. Kendisini seven bir adama saygısızlık yaptığını bile bile çıkarmıştı o yüzüğü parmağından. O adamı hatırlatacak bir şey kalmadığına göre artık gönül rahatlığı ile kitabına devam edebilirdi. Öyle de yaptı.
Bir kaç saat sonra Bedriye onu yemeğe çağırınca çıkmıştı kütüphaneden. Yemeğini yemiş odasına gemişti. Dişlerini fırçalayıp pijamalarını giyerek yatağa yattı. Sırtüstü yatarak tavanı izlemeye başladı. En son konuşmalarından beri Rahşan onu hiç aramamıştı. Bu iyiydi. Ne sesini duymak nede yüzünü görmek istiyordu onun. Aklına gelen adamla yüzünü buruşturdu. Kendini hemen yarın yapacağı ziyarete odakladı hızla. Gözlerini kapatırken aklı ve kalbi toprağın en derininde yatan adamın yanındaydı.
******
“Yine Oğuz`a mı gidiyorsun kuzen?” diyen Yasemin`e baktı siyah şalını omzuna ataraken. Cevabı biliyordu. Neden soruyordu ki? Saçlarını toplarken Yasemin`in gözleri kadının ellerine takıldı. Kaşlarını çatarak kuzeninin saçlarını toplayan ellerini yakaladı.
“Yüzüğün nedere Azra?” diye sordu merakla.
Azra konuşmadan işaret parmağını çalışma masasına doğru çevirdi.
“Yüzüğü kalemliğe mi koydun?” sesinden şaşkınlığı belli oluyordu. Azra kayıtsızca omuz silkti.
“Layık olduğu yer orası”
“Çok merak ediyorum neden onunla evleniyorsun kuzen?” ağzını açmak isteyen kadını elini kaldırarak susturdu. “Sakın Oğuz deme. O sadece ilk sebep. Neden seni seven adama bu kadar  kötü davranıyorsun?”
“Çünkü, benim sevdiğim adam kara toprağa karıştı. Çünkü, beni seven adam bir yıldız gibi kaydı ellerimden. Onun yaşayıp da beni sevmesi sinirlerime dokunuyor”
Yasemin duyduklarına inanamadı. Şu an karşısında delirmiş gibi konuşan kadın onun can dostu, kuzeni olamazdı.
“Oğuz`un ölümü onun suçu değil Azra!”
“Umurumda değil.” dedi hiddetle. “Beni seviyor ya da sevmiyor ilgilenmiyorum. Tek istediğim onun acı çekmesi. Ve o adam acı çekecek Yasmin”
Yasemin hızla kuzeninin yanına geldi ve ellerini tuttu. “Oğuz öldü Azra. Ve onun ölümü kimsenin suçu değildi. Kazaydı” kuzeninin gözlerinden yaş damlayınca kendine çekerek sıkıca sarıldı. Sırtını sıvazlayarak “Anneannem hep; her şerde bir hayır vardır derdi. O an bizim için felaket gibi görünen şey aslında hayrımıza olan şeydir. Belki şu an bana kızacaksın ama başına gelen olayın senin hayrınadır bence” dedi. Azra hırsla kuzeninden uzaklaştı.
“Oğuz`un ölümü hayır mı benim için? Bunu mu demek istiyorsun Yasmin?” dedi öfke ile. “Benim canım yandı be. Aşık olduğum adam öldü. Öyle böyle değil YANARAK CAN VERDİ!” diye bağırdı sona doğru. Yasemin arkadaşının yıllardır içinde tuttuklarının şimdi patlak verdiğini görüyordu. Oğuz öldüğünde bile sessizce bakıp göz yaşlarını içine akıtan Azra volkan gibi patlayarak etrafındakileri lavlarına katıp götürecekti. Ve ne yazık ki şu an etrafında olan tek kişi Rahşan`dı ve Yasemin o adam için çoktan üzülmeye başlamıştı. “Oğuz o kazada hayatını ben ise kalbimi kaybettim” yanaklarını silerek soğuk haline geri döndü yavaş yavaş. Boynundan düşürdüğü şalı alarak titreyen elleri ile yerine taktı.
“Azra`m” diyen Yasemin`i elini kaldırarak susturdu.
“Ben Oğuz`a gidiyorum” diyerek kestirip attı. Çantasını alarak odadan çıkmak üzere kapıyı açtı. Arkasından duyduğu sesle duraksadı.
“Doğru söylediğimi biliyorsun ve şu an kaçıyorsun Azra” devam etmeden kapıyı kapatarak dışarı attı kendini. Aşağı inerek evden çıktı. Mutfağa girerek çay içen şoförü Hasan`a baktı. Hasan bardağı tabağına bırakarak sol kolundaki saate baktı. Kaşlarını çatarak ayağa kalktı.
“Arabayı garajdan çıkarayım ben Azra hanım” dedi hem şaşkın hem saygılı ses tonuyla. Nişanlandıktan sonra ziyaretlerini azaltacağını düşündüğü için şaşırmıştı Hasan. 
Beyaz mezar taşında yazan isme baktı dolu dolu gözlerle.
Oğuz Toraman....
Parmak uçlarını dolaştırdı isminin üzerinde. Kırptığı gözlerinden yanaklarına süzülen yaşları silmeye tenezzül etmedi bile. Nasıl olsa yerine yenileri gelecekti. Yaşlı gözlerle kafasını kaldırıp göklere baktı. Yüzüne vuran rüzgar yanaklarını üşütüyordu. Ruhu donmuştu onun yanakları üşüse kaç yazardı. Ilık bir mayıs gününde ruhu can çekişmiş, sevdiği adam mezara girince onunla birlikte soğuk toprağa teslim olmuş milim milim donmuştu.
“Sevgilim” dedi titrek sesle. “ben çok kötüyüm. Canım yandığı için can yakmak istiyorum. Bana mutlu ol dedin. Ama ben mutlu değilim ki” hıçkırdı acıyla. Adamın mezarına ektiği çiçekleri okşadı otomatik hareketlerle. “Nişanlım beni seviyor ama bende ona verecek bir kalp yok. Sen yanarken benim kalbim buz tuttu.  Senden başka kimse girsin istemiyorum o kalbe. Senin o” konuşurken aniden esen sert rüzgar başındaki şalı çekerek ondan uzağa uçurdu.  Şalın nereye düştüğünü görmek için arkasına dönünce uzaktan kendisini izleyen nişanlısını gördü. Adam eğilerek şalı aldı ve temkinli adımlarla kendisine doğru yürüdü. Onu tepkisizce hatta biraz sinirle izleyen kadına doğru eğilerek şalı eşsiz siyahlıktaki saçlarına örttü.
“Senin burada ne işin var?” diye sordu ruhundaki buz kırıntılarından sesine serpiştirerek. O görmese de adam irkilmişti.
“Seni merak ettim”
Azra mezara doğru dönerek gözlerini devirdi. Dediklerini duymuş muydu acaba? Duymuşsa da umurunda değildi. İyi olurdu duyması. Seven kalbi umut ediyorsa o umudu öldürmeliydi şimdiden.
“İyiyim ben”
“İyi görünmüyorsun ama. Seni bekliyeyim mi?”
Gözlerini kapatıp sabır çekti içinden. Terslemek istese de zaten iki, üç kere yakalanmıştı ona. Uzatmadı. Başındaki şalı düzeltti.
“Olur bekle”
Rahşan ona özel alan tanıyarak yanından uzaklaştı. Az önce söylediklerini ve telefonda söylediklerini de duymuştu ama yüzüne vurmamıştı. İstenmediğini biliyordu. Sevdiği kadının yaralı kalbini hemen iyileştiremeyeceğini de biliyordu. O yüzden ne yaparsa yapsın hoş görecekti. Ağzından çıkan her kelime kalbini yaralasa da sesini çıkarmayacaktı. Biliyordu ki, amaca giden yol sabırdan geçiyordu. Sabredecekti o da. Duygularını belli etmeyecekti.
Aşkı hariç.
Aşk öyle bir his ki saklamak istediğinde dışarı vurmak için inat ediyordu. Kendi haline bırakarak kalbini sadece aşkın yönetmesine izin verecekti.
Sonunda sevdiği kadının buzdan kalbini ısıtacaktı. Yaralarını iyileştirecek, sevgiyle saracaktı. Yavaş adımlarla arabasına doğru yürüdü. Kapıyı açarak sürücü koltuğuna bindi. Kavradığı direksiyonu parmakları ritimle dövmeye başladı. Bir kaç dakika sonra yan kapı açıldı. Azra arabaya binmişti. Varlığı ile kalbini şenlendiren kadın şimdi de yanında oturuyordu.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordu onun yüzüne bakmadan. Yanaklarını kuruladıktan sonra saçlarını açıp yeniden topladı. Kafasını çevirip yanındaki adama baksaydı sıcak çikolata renkli gözlerindeki yoğun aşkı görebilirdi.
“Gidince göreceksin”
Sürpriz yapmak istiyordu demek. Olsun. Umurunda değildi zaten. Nereye gideceklerse bir an önce gidip bir kaç dakika oturduktan sonra evine dönmek istiyordu. 
Yarım saat sonra araba durduğunda kafasını elindeki telefondan kaldırdı. Nereye geldiklerine baktı. gördüğü mekan ile acılı kalbi göğsünde büzüşürken elindeki telefonu sıktı.
“Geldik” diyerek kendisine gülümseyen adama baktı. Öfke karışmış acısını menekşelerine yansıtmış nişanlısına dikmişti.
“Buraya mı geldik?” diye soran kadına baktı Rahşan. Anlamamıştı sorusunu.
“Evet. Çok güzel bir kafe. Sıcak ve kaliteli. İçini görünce seveceksin. Garanti ediyorum bak. Kahveleri ve tatlıları muhteşem. Bir sene önce keşfettim burayı ve vakit buldukça geliyorum. Bugün de seninle gelmek istedim. Umarım seversin.”
Kafeyi kendisine beğendirmek isteyen adamın çabalarını izledi. Öyle heyecanlı anlatıyordu ki. Gülmek istedi. O bu kafenin içini, dışını her şeyini biliyordu. Kadının en özel, en güzel anılarını saklıyordu bu kafe.
“Gidelim Rahşan!” dedi keskin sesle.
“Neden? Beğenmedin mi?”
“Ben burayı beş sene önce sevdiğim adamla keşfettim. Onun buradaki anılarını seninle kirletmeye niyetim yok.”  Ona düşmanca bakış atarak bakışlarını yola çevirdi.
Kırılan kalbine rağmen gülümsedi genç adam. Bilmiyordu ki, onun burada anılarının olduğunu. Böyle kırıcı olmasına gerek yoktu. Geçen sene Gökhan ile geldiğinde çok sevmiş vakit buldukca gelmeye başlamıştı. Bugün onu buraya getirerek güzel gün geçirmesini sağlamak istemişti. Bilerek yapmamıştı yani.
“Başka yere gidelim mi?” bir umut fikrini değişmesini ummuştu.
“Hayır. Eve gidelim” adamın tepkisiz kalması artık sinirlerine dokunmaya başlıyordu. Her ne yaparsa sineye çekecekmiş gibi görünüyordu. Adam öyle davranınca daha çok kırmak dökmek istiyordu.  
“Peki” diyerek arabayı çalıştırdı. Yanında mutsuz ve huysuz kadına baktı bakışlarındaki incinmişliği saklayarak. Ne ummuş ne bulmuştu bugün. İç geçirerek yola odaklandı. Yol sessiz geçmişti. Her ikisi de iç dünyalarına dalmış farklı acılarla boğuşmuşlardı. Kadın geçmişin acısına takılarak yanındaki adamın kalbine yeni çentikler attığının farkında değildi. İçi ağzına kadar kendi aşkı ile dolu olan kalbi delik deşik ederek aşkının damla damla süzülüp yok olduğunun çok sonra farkına varacaktı.
Elindeki telefon titreyince gelen mesaja baktı kadın. Yasemin yazmıştı. Cevap vermedi. Ona kızgındı. Ama en çok kendine kızgındı can dostuna bağırdığı için. Ona cevap vermedi ama beş yıl önce yazılan mesajlara girdi. Sevdiği adamın attığı mesajları hala saklıyordu. Yüzünde hüzünlü bir gülümseme ile okudu artık ezbere bildiği mesajları. Mesajlara ve onların canlandırdığı anılara o kadar dalmıştı ki arabanın durduğunu Rahşan`ın ona seslenmesinden sonra fark etmişti.
“Geldik” dediğinde kafasını kaldırıp baktı. Gözlerini zorlayan yaşlar göz kapaklarını kırpınca yanaklarına süzüldü. Baktığı yerde evini görmeyi beklerken onun yerine deniz sahili ilişti gözlerine. Kaşlarını çatarak yanındaki adama baktı.
“Evime götürecektin beni” yüzünden hiç bir duygusu anlaşılmayan adam sahile baktı ilgiyle. Azra sinirlerini kontrol altına almak için derin nefes aldı.
“Götüreceğim ama önce balık ekmek yiyelim. Buranın balık ekmekleri harikadır” diyerek nişanlısının yüzünü izledi kalbindeki aşkı hazel gözlerine yansıtarak. Azra kafasını çevirdi sahile doğru. Onun gözlerinde gördüğü aşka değil kırgınlığa, kızgınlığa, hayal kırıklığına ihtiyacı vardı. En çok da canının yanmasını istiyordu. İçinde bir yerlerde onun hata yaptığını bağıran güçlü bir ses vardı ama Azra o sese kulaklarını kapatmıştı. Çünkü hata yaptığını kendi de biliyordu ama uzun zamandır içinde mesken edinmiş yakıcı hisleri dışa vurmak için can atıyordu.
“Aç değilim” yalandı. Açlıktan ölüyordu. Sabah da bir şey yememişti. Öğleni geçiyordu şimdi. Rahşan gülümsedi ve ona doğru eğilip avuçlarını bastırarak  yanaklarını kuruladı. İkisi de donmuştu o an. Rahşan çok yakınında duran dudaklara baktı. Yüzündeki tebessüm hızla kaybolurken seslice yutkunmuştu. Pembe, dolgun, iştah açıcı dudaklar içindeki aşkın yanına tutkuyu da katmıştı. Onların tadına bakmak gibi güçlü bir istek vurdu gönlünün kıyısına. Az ötede duran dudakların tadına bakmamak için ateşe değmiş gibi hızla geri çekildi. Azra az önce yaşananlara anlam veremese de adamdan yayılan nefis kokuyu duyumsamıştı. Tenine dokunan sıcak avuçlar ve o koku kalp ritmini hızlandırmış içine korku salmıştı. Onun kalbine Oğuz`dan başkası giremezdi. Rahşan Altay kocası olacaksa bile ona karşı bir şeyler hissedemezdi. Sevmek bir yana hoşlanamazdı bile. Bu Oğuz`a büyük ihanet olurdu.
“Bir daha bana iznim dışında dokunmanı istemiyorum” dedi katı sesle. Kafasını çevirip yanındaki adama baktı. Yine tepkisizdi. Ama onu duyduğunu biliyordu.
“Haydi gidelim ve balıklarımızı yiyelim” dedi adam konuyu dağıtarak.
Kadın sonunda pes etmişti. O balıkları yiyecekti. Uzun zamandır balık çekiyordu zaten canı. İyi olmuştu gelmeleri. Arabadan indikten sonra güzel lokantaların birine girdiler. İki balık ekmek sipariş ettikten sonra beklemeye başladılar. Azra bakışlarını denize çevirdi. Bugün biraz hırçındı. Tıpkı kendisi gibi. Denizi seviyordu. Tekne gezilerine bayılıyordu ama Oğuz`u deniz tuttuğu için hiç birlikte açılmamışlardı. Bir kaç kere Yasemin ve babası ile gitmişti ama sevdiği adam ile gitmeyi çok istemişti.
“Onu izlerken rahatlıyorum. ” Kaşlarını çatarak adama baktı. Anlamamıştı. Kimi izlerken rahatlıyordu. Bakışlarını ona çevirdiğinde denize baktığını gördü. Rahşan onu hissetmiş gibi denizin mavisini alan hazel gözlerini kadına çevirdi. “Bir gün seninle tekne turuna çıkalım mı? Tabi istersen”
İsterim tabi dememek için dilini ısırdı. Oğuz`la yapamadığı şeyi onunla yapmak istemiyordu. Yapmayacaktı. Neyse ki ona cevap veremeden balık ekmekleri ve içecekleri gelmişti. Sessizce gecikmiş öğle yemeklerini yediler. Yemek bittikten sonra Rahşan hesabı ödedi. Ellerini yıkadıktan sonra onun yanına gelen kadına gülümsedi.
“Artık evine götürebilirim seni. Gidelim mi?”
“Gidelim. Teşekkür ederim”
“Ne için?”
“Balıklar lezzetliydi”
“Rica ederim” adamın yüzünde yürek hoplatan bir gülümseme peydah oldu. Kadın az kalsın ona karşılık verecekti. Kalbi sıkışınca anlamıştı adamın onun için büyük tehlike arz ettiğini.

******
Evin önünde arabadan inmek için hamle yapan kadını adamın sesi durdurdu.
“Azra”
“Efendim”
“Gelecek sefer yüzüğünü takmayı unutma lütfen” dediğinde bakışlarını yüzüksüz parmağına indirdi. İfadesiz suratına baktı bir kaç saniye.
“Daha alışamadım” diye geveledi ağzının içinde. Rahşan kafasını salladı.
“Görüşürüz Azra” diyerek inmesine müsaade etti.
“Görüşürüz”
Nişanlısı arabadan indikten sonra arkasından baktı kırgın gözlerle. Yüzüğünü bilerek takmadığını anlamıştı elbette ama kendini aptal yerine koyarak anlamamış gibi davranmayı seçmişti. Asla incindiğini veya üzüldüğünü belli etmeyecekti. Çünkü onun vicdan yaparak davranmasını değil içinden geldiğini gibi davranmasını istiyordu. Daha ilk gördüğü gün anlamıştı içindeki bastırılmışlıkları. Menekşe gözleri ele vermişti onu.
 Azra eve girdikten sonra arabayı çalıştırıp şirkete doğru sürdü.  Arabayı otoparka park edip şirkete girdi. Bugün işi çoktu. Büyük bir binanın dekorasyon işlerini almışlardı ve mimarlarının sunumlarını izleyecekti. Sol kolundaki saate baktığında toplantıya yirmi dakika kaldığını gördü. Hazırlanacak zamanı vardı. Odasına girerek ceketini çıkardı ve köşede duran dilsiz uşağa astı. Sıkıntı ile oflayarak parmaklarını kahverengi saçlarına geçirdi. Onun yanındayken hislerini buz küpüne çevirip saklayabiliyordu ama o yokken buz küpü çözülerek kaynıyor içini yakıyordu. Sevdiği tarafından sevilmemek can yakıcıydı. Öfkesine yenilip bugüne kadar yapmadığı şeyi yaptı o an. Toplatı masasının etrafına konumlandırılmış sandalyelerden birine tekme savurarak devrilmesini sağladı.
“Rahşan bey” diyen sekreterine döndü. Kendisine endişe ile bakıyordu.
“Söyle Simay?”
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır!” diye tersledi onu. Simay irkilerek bir adım geri attı. İlk defa böyle davrandığı için kadının şaşırması normaldi. Gözlerini kapatarak bir kaç saniye bekledi. İçindeki karmaşa başkalarına kaba davranması için bahane değildi. “Özür dilerim Simay. Biraz gerginim bugün. Ne diyecektin sen?”
“Önemli değil Rahşan bey. Bir şey içer misiniz diye soracaktım” dedi gülümseyerek. Gülümsemesi içtendi ve affedildiğini hissetmişti adam.
“Filtre kahve getir bana”
“Hemen geliyor”
Simay çıktıktan sonra kendini koltuğuna attı. Daha iki gündü nişanlandıkları. Hemen koyvermemeliydi kendini. Güçlü durmalıydı. O kalbi istiyorsa eğer dayanmalıydı.
“Kuzen senin karadenizde gemilerin mi vardı? Şu an gemileri batmış biri gibi gam deryasına batmışsın” içeri ne zaman girdiğini fark etmediği kuzenine baktı gözlerini açarak.
“Esprilerin beni benden alıyor kuzen” homurdandı yerinde dikleşerek. Kerem gülerek masanın karşısındaki koltuğa attı kendini.
“Kabul et soğuk duş etkisi yapıyor. Kendine geliyorsun hemen”
Genç adam karşısındaki keyifli kuzeninin yakışıklı suratına vurmamak için kendini zor tutmuştu.
“Neden bu haldesin kardeşim?” diye sordu Kerem. Anında ciddileşmişti. Rahşan çok nadir üzgün olurdu ama son bir haftadır sık sık üzgün olmaya başlamıştı. Rahşan cevap vermedi. Zaten Kerem`in de cevaba ihtiyacı yoktu. “Yine Azra” tısladı öfke ile.
“Alışacak bana kardeşim. Sadece zamana ihtiyacı var.” kuzeni yine Polyanna tarafından kalkmıştı anlaşılan. Nişanda kadının bakışlarını görmüştü. Alışmak onun için söz konusu bile değildi. Zavallı kuzeni çok çekecekti o kadından. Haberi yoktu sadece.
“Amcam nasıl? Sağlığı sıhhati yerinde mi?” diye sordu başka konuya atlayarak.
“Borç meselesi kapandığı için iyi. Ama bu sefer de bana karşı mahçup. Son zamanlar direkt gözlerime bakamıyor.” Babasının son zamanlardaki hali gözünün önünde canlanınca canı sıkılmıştı. Bu akşam babası ile buluşup konuşsaydı iyi ederdi. Onu üzgün görmek istemiyordu. Hem o borç sayesinde sevdiği kadınla evlenecekti.
“Konuş bence de kardeşim. Kendini suçlamayı bıraksın. Karlar kraliçesinin esareti altına kendi isteğinle girdiğini söyle ona” dedi gözlerini devirerek. Rahşan karşısında kendisi ile dalga geçen adama gözlerini kısarak baktı.
“Kerem!” diye uyarsa da sesi pek ciddi değildi. Kuzeninin haklı olduğunu biliyordu çünkü.
Kerem ona bir şey diyemeden telefonu çalmıştı. Cebinden telefonu çıkarıp ekranına baktı. Oflayarak cevapladı gelen çağrıyı.
“Ne istiyorsun Rana? Hayır. Alamazsın. Mahkemenin izin verdiği günlerde görebilirsin ancak” diyerek kapattı telefonu. Kadın konuşurken kapatmıştı yüzüne telefonu. Orta sehpaya fırlattığı telefon büyük gürültüye sebep olurken Kerem öfkeyle yüzünü ovaladı. Rahşan yerinden kalkarak onun yanına geldi. Kuzenin hali iyi değildi. Elini omuzuna koyarak sıktı destek verircesine
“Ne istiyor abi?” onun da sesi öfkeli çıkmıştı.
“Yusuf`u almak istiyor kreşten. Anne oğul akşama kadar zaman geçirmek istiyormuş. Çok özlemişmiş oğlunu. Bla bla bla... Bir de titrek sesle konuşması yok mu?” saçlarını çekiştirdi “Deli oluyorum. İçindeki şeytanla tanışmamış olsaydım kanabilirdim o ses tonuna ama geçti o günler artık kardeşim. Maymun gözünü açtı bir sene önce” sesindeki kin, nefret elini uzatsa tutacağı kadar yoğundu.
“Belki gerçekten oğluyla vakit geçirmek istiyor” diyen kuzenine inanmaz bakışlarla baktı. Bu kadar iyi niyet bünyeye zarardı. Polyanna bu adamı görse oturur utandığından ağlardı.
“O kaltağın niyetini bilmiyormuş gibi konuşma kardeşim”
“Oğlunun annesine kaltak demen doğru değil abi. Neticede Yusuf`um annesinin ne kadar sinsi ve kötü kalpli olduğunu bilmiyor. Annesine öyle söylediğini duyarsa Rana`nın ekmeğine yağ sürersin sadece” şimdi de Kerem utandığından oturup ağlamak istiyordu. Haklıydı. Sonuna kadar hem de. Eğer oğlunu yanında istiyorsa annesi için tek kötü söz söylememesi tek kötü hareket etmemesi lazımdı.
Simay filtre kahve ile içeri girdiğinde konu kapanmıştı. Biraz geç geldiği için mahçup gülümseme ile patronuna bakan genç kadın masanın önünde durdu. Unuttuğu kahveyi gördüğünde ilgiyle kaşlarını çattı genç adam. Simay Rahşan beyin filtre kahvesini Kerem beyin ise sade türk kahvesini önlerine bıraktı.
“Özür dilerim efendim. Ali kreşte yine kavga etmiş. Öğretmenleri  beni arayınca hemen gittim. O yüzden kahveleriniz gecikti.”
Ali yaramazlığı ile şirketin çalışan anneler için kurduğu  kreşte nam salmıştı. O yüzden Simay orayı sık sık ziyaret ediyordu.
“Tamam Simay özrün kabul edildi. İşinin başına dön” dedi tebessümle kapıyı göstererek. “Toplantıyı bize hatırlat lütfen”
“Peki Rahşan bey”
Kuzeni ile biraz daha sohbet ettikten sonra Simay`ın hatırlatması ile toplantıya girdiler. Şirketin patronu ve baş mimarı da geldikten sonra toplantı başlamış ve çok verimli geçmişti. Genç adam toplantıdan çıktıktan sonra odasına geri döndü.
Rahatsız edilmemek için odasında bıraktığı cep telefonunu aldı. Ekran kilidini açtığında bir kaç cevapsız arama olduğunu gördü. Arayan kişi şaşırmasına neden olmuştu. Selim Ateşdağlı neden onu üç kere aramıştı ki?
İsmine dokunacağı sırada kapı açıldı. Gelenin kim olduğuna bakmak için arkasına döndü.
“Selim bey” dedi. Selim bey ciddi ifadesi ile damadına doğru yürüdü. Elini uzatarak selamlaştı. Rahşan tek kelime etmeden onunla selamlaştıktan sonra oturması için masanın karşısındaki demin kuzeninin oturduğu koltuğu gösterdi. Kendisi de onun karşısına geçti. Neden geldiğini deli gibi merak etse de ilk onun konuşmasını bekledi. Selim bey elindeki çantasını ortadaki sehpaya bıraktı. Kendisini merakla izleyen adama baktı. 
“Seninle bazı şeyleri konuşmam lazım oğlum” dedi tok sesi ile.
“Sizi dinliyorum efendim” dedi saygıyla. Damadının kendisine karşı gösterdiği saygı hoşuna gitmişti adamın. Eğilerek çantasını açtı ve içinden kağıtları çıkardı. Başlığına bakarak okudu ve genç adama uzattı.
“Bu ne?”
“Sözleşme. Oku lütfen”
Rahşan kayınpederini dinleyerek sözleşmeyi okumaya başladı. Okudukça bazı yerlerde kaşları çatılıyor bazı yerlerde istihza ile gülüyordu. Bitirdiğinde sözleşmeyi masaya bıraktı. Yüzünde şaşırdığına dair yoğun izler taşıyordu.
“Azra bu şartları okudu mu?”
“Okudu ve kabul etti.”
“Buradaki şartlardan biri evlilik süresi en az beş yıl sürecek olması. Kabul etti mi?”
“Evet”
“Peki beş yıl içinde en az bir çocuk şartına da mı itiraz etmedi?”
“Etti tabi. Ama ya bir çocuk şartını kabul edersin ya da o sayı üçe çıkar dedim. Öyle kabul etti”
“Ama bu tehdit resmen”
Gülümsedi Selim bey. Dirseklerini dizlerine dayayarak damadına doğru eğildi.
“Ben bir iş adamıyım oğlum. İşimi garantiye almam lazım. Aryıca kötü bir niyetim yok. Tek isteğim öldükten sonra bir varisimin olması Rahşan. İkimiz de biliyoruz ki Azra hala rahmetli nişanlısına aşık. Senden hoşlanmaya başladıkça kendinden nefret edecek ve boşanacak. Bir daha asla onun kalbini kazanmak gibi bir şansın olmayacak”
Kahretsin ki adam haklıydı ve bu şartları kabul etmekten başka şansı yoktu. Belki şu an bencillik ediyordu ama o kadını istiyordu ve beş sene gibi bir sürede kalbini ele geçireceğine inanıyordu.
Selim bey “Kabul ediyor musun oğlum?” diye sorunca elindeki sözleşmeye baktı. Kendine düşünmeye fırsat vermeden kalemi aldı ve isminin altına imzasını attı. Sözleşmeyi Selim beye uzattı daha sonra. Selim bey memnun tebessümle sözleşmeyi çantaya koydu ve ayağa kalktı. O kalkınca Rahşan da kalktı. Kendisine uzatılan eli sıktı genç adam.
“En iyi kararı verdiğine emin olabilirsin oğlum”
“İnşallah efendim”
“Bana Selim amca dersen sevinirim oğlum”
“Peki Selim amca”
“Görüşürüz oğlum”
“Görüşürüz Selim amca”
Kayınpederi gittikten sonra yerine geçerek bir süre düşündü. Az önce yaptığı şey yanlış mıydı doğru muydu bilmiyordu ama nedensizce mutlu olmuştu.
Sözleşmeyi imzaladıktan iki hafta sonra sade nikah yapmaya karar vermişlerdi. Rahşan şaşalı bir düğün yapalım dediğinde Azra kati itiraz etmiş `yaparsan düğünden kaçarım` demişti. Az sonra evli bir adam olacaktı. Sevdiği kadınla evlenecek kalbini kazanmaya çalışacaktı. Dışarıya baktığı pencerenin camlarında yansıyan görüntüsü hoştu. Üzerindeki özel dikim siyah takım elbisesi ile şık bir görünüm yakalamıştı.
“Ciddi ciddi Karlar Kraliçesi ile evleniyorsun” diyen Kerem`e baktı arkasına dönerek. Kendisine dalga geçen yüz ifadesi ile bakan kuzeninin mavi gözleri kendisine acıyarak bakıyordu.
“Kerem!” dedi pek ciddi olmayan sesile. Şimdi ne dese adam ikna olmamakla birlikte anlamayacaktı kendisini. Fakat yanıldığı nokta vardı. Kerem onu en iyi anlayan kişiydi. Çünkü Kerem de kendisini değil parasını seven bir kadınla evlenmiş yıllarca onu kendisine aşık etmek için uğraşmıştı. Sonu hüsranla biten evliliğinin aynısının can dostu ve kuzeninin başına gelmesini istemiyordu. Kerem içindeki sıkıntıları ve şüpheleri bir kenara iterek gülümsedi ve kuzenine sıkıca sarıldı. Sırtına vurarak
“Mutluluklar dilerim kardeşim” tebrik etti onu.
“Sağol abi”
İki adam bir birilerinden ayrıldığında odaya fırtın gibi dalan küçük bedene baktılar.
“Raasan amca” dedi ve kollarını açarak kendisini kucağına almasını bekledi. Rahşan onu bekletmeden aşağı eğildi ve küçük yaramazını kucağına aldı.
“Yusuf`um” tatlı yanaklarını öperken Yusuf kollarını adamın boynuna sıkıca sarmıştı. Genç adam küçük bedenin mis kokusu ile kendinden geçerken boynuna öpücüklerini sıralıyordu bu sefer. Yusuf çırpınarak amcasının kollarından kurtulmaya çalışıyor kahkahalarla gülüyordu.
“Raaşan... amcaa” dedi nefes nefese.
Kerem oğlunu ve kuzenini hafif tebessüm ile izliyordu.
“Kardeşim yere indir onu. Üzerini kırıştırıyor.”
“Paşama feda olsun”
“Üzerinde ayakkabı izleri ve kırışklık ile millet içine çıkınca göreceğim seni ben”
Hala küçük paşasını öperek kendinden geçen Rahşan “Hıhı” diyerek geçiştirdi kuzenini. O sırada çalan kapı dikkatlerini çekmişti. Rahşan Yusuf`u yere indirerek elini tuttu.
“Gel” dedi sakin sesle. Kapı önündeki kişi iznini aldıktan sonra kapıyı yavaşça ittirerek açtı.
“Azra hazır Rahşan”
“Tamam Yasemin. Geliyorum şimdi.” Diyerek heyecanla kuzenine baktı genç adam. Kerem kadın daha dönemeden saliselik zaman diliminde gözlerini devirmişti kuzenine.
 Yasemin onun baktığı yönü takip ederek uzun boylu, iri yapılı, sert görünüşlü bir adama takıldı. Mavinin en koyu tonuna ev sahipliği yapan gözleri anlayamadığı duygular ile parlıyordu. Kalbi hızla atarken o gece kendisini kurtaran mavi gözlü kahramanı aklına gelmişti. Neden böyle hissetmişti ki? Bilmiyordu. Ama bildiği şey adamın etrafına yaydığı enerji insanı esiri yapıyor, büyülüyordu. 
Kerem karşısında duran ortalamanın üstünde fakat kendine göre orta boylarda, hafif balık etli, alev alev yanan kızıl saçlara, küçük dolgun dudaklara sahip garip enerjili ışıl ışıl kadına baktı kısa bir süre. Onun standartlarındaki güzellikte değildi ama nedense hoşuna gitmişti.
Yasemin adamı incelemeyi bırakıp bakışlarını kendisini merakla izleyen Yusuf`a çevirdi. Gülümseyerek eğildi ve küçük adamla aynı boya geldi.
“Merhabaa küçük adam. Adın ne senin?” diye sordu elini uzatarak. Yusuf kendisine uzatılan ele bakıp bakışlarını az önce baktığı heybetli adama çevirdi. Yasemin tekrar adama baktığında onun eğildiği için hafif sıyrılan eteğine bakıyordu gözlerini kısarak. Sinirlenmiş miydi o?
Kerem kadının iki erkeğin – biri her ne kadar eniştesi olacaksa bile – önünde bacaklarını sergileyecek kadar fütursuzca darvanmasına sinirlenmişti. Şimdi biri çıkıp sana ne? diye sorsa cevap verecek kelime bulamayacaktı. Dişlerini sıktı. Gerçekten de ona neydi ki?  Sadece nişan gecesi yolda saldırıya uğramak üzre olan kadının kurtardığında ciğerlerine çektiği hafif çiçek kokusunu anımsamıştı bu kadın yanından geçerken. O koku ki geceleri kendi ile baş başa kaldığında aklına geliyor tekrar içine çekme isteğini tetikliyordu.
 Yusuf kadının bacaklarına bakıp düşüncelere dalan adamın dikkatini çekmek için
“Baba” dedi. Genç kadın şaşırsa da ses etmemişti. Demek adam evliydi ve bir oğlu vardı. Ama başka kadınların bacaklarına bakacak kadar da kendisine saygısını yitirmiş biriydi. Az önce büyülendiği adam hemen gözünden düşmüş anca toz kadar değerli olmuştu. Kerem oğluna bakarak onayladığında Yusuf elini sıktı kadının.
“Yusuf ben” demişti çekingen tavırla. Arkasındaki adamı unutan kadın gülümsedi tekrar.
“Ben de Yasemin” dediğinde arkasından kendi ismini fısıltı ile duyduğuna yemin edebilirdi kadın.
“Yaseminii” dedi Yusuf gülerek. Anlaşılan ismi hoşuna gitmişti. Ayrıca söyleyiş tarzı da çok tatlıydı. Yasemin ismini hiç bu kadar sevmemişti Yusuf`tan duymadan önce.
“Ben gelini almaya gideyim” diyen Rahşan ile toparlanan genç kadın ayağa kalktı. Yusuf babasının yanına giderek elini tuttu ve hepsi birlikte çıktılar odadan. Tabi önce üç erkek de birer centilmen gibi davranarak önden hanımefendinin çıkmasını beklemişlerdi.
Rahşan gelin odasına girdiğinde derin nefes almıştı. Kendisine doğru dönen kadını gören adamın konuşma yetisi o an itibariyle bir yerlere kaybolmuştu. Karşısındaki güzellik birazdan onun olacaktı. Kalbine de girmeyi başarırsa ondan mutlusu olmazdı yer yüzünde.
Menekşe gözlerine öldüğü kadındı o. Birazdan karısı olacak, soyadını taşıyacaktı.
“Seninle yaşlanmak, ömrümü o menekşe gözlerine bakarak bitirmek istiyorum Azra” dedi aşktan koyulaşmış gözlerini kadının duru mor menekşe renkli gözlerine dikerek. Azra elinde olmadan aldığı iltifat karşısında gamzelerini gösterecek kadar gülümsedi.
Kadın güldü, adamın gönlüne şenlik kuruldu. 
“Gidelim mi?” diye sordu kadın umursamaz olmaya çalışarak. Az önce duyduğu, aşkın yoğun kokusunu aldığı iltifat hoşuna gitmiş ve gülümsemişti. Birkaç saniye sonra gülümsediği için pişman olmuş, yine o umursamaz maskesini takmaya karar vermişti. Rahşan kadının ani değişimini merak etse de ses etmedi.
“Gidelim güzel gelinim” dedi kapıyı onun için açarak. Azra yine bir Feriha Karaman imzası taşıyan kendine özel tasarlanmış gelinliğini hafif kaldırarak nişanlısına doğru yürüdü. Kapıdan çıktıktan sonra Rahşan ona kolunu uzattı. Kadının zarif elleri adamın kolunu sarınca merdivenleri inmeye başladılar. Onları gören sayılı konuklar alkışlamaya başlayınca genç kadın mutlu görünmeye çalıştı. Oğuz`u seven kalbi can çekişirken nasıl mutlu olacaktı bilmiyordu ama nikah bitene kadar dayanmalıydı bir şekilde. Sonra yine o eski Azra olacak kabuğuna çekilecekti.
Nikah masasında sorulan sorulara her iki genç de evet dedikten sonra yakınlarla birlikte yemek yemiş, biraz sohbet ettikten sonra nikah yapılan yalıdan ayrılmışlardı. Birlikte eve geldiklerinde Azra kocasının –bu kelime ağzında ekşi bir tat bırakmıştı – yardımı ile arabadan inmiş asansöre binerek eve gelmişlerdi.
Eve girdikten sonra genç kadın içine dolan huzuru garipsemişti. Bu evi kendi evi gibi görmemişti değil mi? Sıkıntılı nefes koyverdi.
“Evimize hoş geldin hayat arkadaşım.” diyen adama doğru döndü. Tam arkasındaydı. Koyulaşmış hazel gözleri öyle güzel bakıyordu ki, titredi kadın.
“Hoş bulduk.” dedi düz sesle. Rahşan karısına yaklaşarak ellerini kavradı. Dudaklarına götürerek öptü. Azra büyülenmiş gibi kalmış ellerini çekemiyordu sıcak avuçların içinden.
“Sen benim bugüne kadar aldığım en muhteşem kararımsın Azra Altay” diyerek hala kendisine donuk bakan kadına yaklaştı. Eğilip dudaklarına ufak öpücük kondurdu. Tepki gelmeyince sevinerek öpüşünü derinleştirmek istedi fakat aniden itilince isteği kursağında kalmıştı. Tıpkı yediği şiddetli tokatın sesi kulağına küpe olduğu gibi.
Azra dudaklarına değen dudakların sıcaklığından ve yumuşaklığından hoşlandığını fark ettiği an hırsla geri çekilmiş adamın yanağına var gücü ile vurmuştu. Sonradan o tokatın aralarına bir kalın set olacağını bilmeden. Şimdilik gözleri dolmuş sesi titremişti.
“Bana soyadını vermiş olabilirsin ama Oğuz`umun izini dudaklarımdan asla silemeyeceksin Rahşan Altay. Bir daha sakın beni öpme!”



                                                


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder