Birkaç saniye
sonra açılıp kapanan dış kapı ile evde yalnız kaldığını anlamıştı. Eğer
ağzından o isim çıkmasaydı seviştikten sonra nasıl davranacağını bilmiyordu.
Fakat şimdi ne olacağını biliyordu. Az önce seven bir kalbi adamın göğsünden
çekerek çıkarmış elleriyle parça pinçik etmiş ardından yere atarak üzerinde
tepinmişti.
“Aptalsın sen
kızım aptal” kendini azarlayarak ayağa kalktı. Kasıklarındaki hafif sızıdan
ziyade bir değişiklik yoktu bedeninde. Yere saçılmış kıyafetlerini toplayarak
odadan çıktı ve banyoya girdi. Kıyafetleri kirli sepetine atarak duşakabine
girdi. Kocasının duş jelinin kokusunu ciğerlerine çekince dolan gözlerine anlam
verememişti. Kendini tokatlama isteğini öteleyip duşunu alarak çıktı banyodan.
Saçlarını kurulayıp ördükten sonra geceliğini giyindi. Odasından çıkarak
kocasının odasına girdi. Kendine burada olanları düşünmeyi yasaklayarak lekeli çarşafı çekip çıkardı yataktan.
Nevresimleri de çıkardıktan sonra kenara attı. Dolaptan yeni nevresim takımı
çıkarıp hızlıca yatağa serdikten sonra kirlileri de alarak çıktı odadan. Nevresimi
de kirli sepetine attıktan sonra istemese de odasına girerek yatağına kıvrıldı.
Banyoda aynadan boynunda gördüğü kocaman morluğa gitti eli beyninden bağımsız.
O morluğu okşayarak gözlerini kapatmış, tenine kokusunu işlemiş adamı düşünmeye
başlamıştı.
Neredeydi
şimdi? Ne yapıyordu? Ve en önemlisi de kimin yanındaydı?
******
Genç adam
odadan çıkarak kendini banyoya attı. Pantolonu ile iç çamaşırını askıya asarak
duşakabine girdi. Ilık su saçlarını ıslatarak bedenini geçerken yumruk yaptığı
ellerini duvara dayadı. Beyninin her kıvrımında dolaşan o isim kalbini söküp
atma isteğini tetikliyordu. Öfke ile duvarı yumruklamaya başladı. Elleri
yetmeyince kafasını vurdu ıslak fayanslara. Kendine eziyet ederken farkında
olmadan gözlerinden akan yaşlar akan suya karışarak çenesinden akıyordu.
Değmez diye düşünerek kafasını salladı. Seni aptal yerine koyan kadına değmez
akıttığın gözyaşları.
Acıyan
kalbine taş bağlayarak yıkanmaya başladı. Düşünmeyecekti. Çünkü düşündükçe
aklını kaçıracak gibi oluyordu.
Duşunu alıp
çıktığında yarı çıplak halde çıktı evden. Odaya giripte karısı ile karşılaşmak
istemiyordu.
Akşam olduğu için kimse onu görmeden aşağı
indi. Arabanın otomatik kilidini açarak bagajdan her zaman yedekde bulundurduğu tişörtlerinden
birini alarak başından geçirdi. Arabaya binerek çalıştırdı ve onu mutlu edip
kafasındaki hain sesleri susturacak tek kişinin adresine sürdü.
Yarım saatlik
yolculuğun ardından istediği yere varan adam arabadan indi. Kafasını kaldırıp
eve baktığında ışıklarının açık olmasına sevinmişti. Bahçe kapısını açıp evin
dış kapısının önüne geldi. Zile basarak beklemeye başladı. Kapı nihayet
açıldığında kendisine merakla bakan bir çift mavi göze baktı izin ister gibi.
Kerem kenara çekilerek içeri geçmesini sağladı. Adam içeri girdikten sonra
kapıyı kapattı. Salona geçip kendini yorgun bir şekilde koltuğa atan adamın
karşısına oturdu.
“Gecenin bu
saatinde hangi rüzgar attı seni buraya?” elindeki kahve kupasından bir yudum
alarak kuzenine baktı. Uzun zamandır mutsuzdu. Eski neşesi süngerle emilmiş
gibi kupkuruydu bakışları. Rahşan saçlarını eliyle tarayarak ağabeyi gibi
sevdiği kuzenine baktı. Utansa da biri ile konuşmalıydı ve o kişi Kerem`den
başkası değildi.
“Bu gece biz
Azra ile...” ağzından çıkan isim dilini yakmış, kalbini sızlatmıştı. Biraz
duraksayıp cümlesini tamamladı. “gerçek karı koca olduk abi.”
“Tebrik etmek
isterdim ama bu halini görünce kötü şeyler olmuş gibi hissediyorum.”
“Benimle
sevişirken Oğuz`u düşünüyordu”
“Emin misin
oğlum?”
“Orgazm
olurken onun ismini inledi”
“Yok artık!”
Kerem
elindeki kupayı sertçe bıraktı aralarındaki sehpanın üzerine. Kupanın içindeki
kahve etrafa saçılsa da umursamadı. Oturduğu koltuktan kalkarak kuzeninin
yanına geçti. Elini omuzuna koyarak dostça sıktı. Ne diyeceğini bilemiyordu.
Böyle bir durumun tesellisi de yoktu ki.
“Ben demiştim
demek istemiyorum kardeşim ama sana demiştim. Bu kız seni üzecek demiştim.
Mutsuz olacaksın demiştim. Neden öyle dedim biliyor musun? Çünkü o kaderi
senden önce ben yaşadım”
Rahşan
kızarmış gözlerini kuzenine çevirdi. Kerem acı dolu gülümseme ile bakıyordu
kendisine.
“Rana da mı
aynı şeyi yapmıştı?”
“Benzer şey
yapmıştı. Bana seninle sevişirken beceriksizliğini unutmak için paranla
yapacağım alış verişi düşünüyordum dedi boşanma davası açtığı gün.”
Güldü Rahşan.
Tek kaşını kaldırarak Kerem`e baktı.
“Canını
acıtmak için söylemiştir abi. Senin yatakta beceriksiz olmadığını biliyorum.”
Yarım ağız
gülümseyerek kuzeninin omzuna vurdu. Amacı konuyu dağıtmaktı ve başarmıştı.
“Sen nereden
biliyorsun lan?”
“Pelin`i
telefonla konuşurken duymuştum. Seni anlata anlata bitirememişti. İsmini
vermemişti ama ben anlamıştım senden bahsettiğini.” geldiğinden beri üzerine
çökmüş mutsuz halinden kurtulmuş eğlenerek takılıyordu kuzenine. Pelin ismini
duyan Kerem gerilmişti. Bunu fark eden Rahşan merakla baktı adama.
“Ne oldu abi?
Yanlış bir şey mi söyledim?”
“Yanlışı sen
değil ben yaptım kardeşim.”
“Anlamadım?”
“Pelin
Yusuf`un dadısı, benim ise çalışanım. Onunla olmak yanlıştı Rahşan.
Yapmamalıydım.” Kendisine bakan mavi gözleri fazlasıyla üzgündü. Bu sefer omuzuna
vurup destek verme sırası Rahşan`daydı.
“Sarhoşken
çok büyük bir hata yaptım diyerek dert yandığın zamanda mı oldu bu yakınlaşma?”
Kerem
kafasını sallayarak onayladı.
“Suçumu
içkiye atamam. Onun da etkisi var tabi ama Rana`ya çok sinirliydim ve Pelin de
istekli olunca-” daha fazla konuşamadan Rahşan kafasını kaldırdı.
“Pelin?” dedi
şaşkınlıkla. Kerem ismini duyunca kafasını kaldırıp kendilerini dolu dolu
gözlerle izleyen kadına baktı. Ağzının içinde küfür geveleyerek bakışlarını
kaçırdı kadından. Gergin bedenini kaldırarak cam duvarın önüne geçti. Ellerini
ceplerine sokarak bakışlarını karanlığa sabitledi. Mavileri gecenin siyahı ile
karışırken arkasındaki kadını üzdüğünün farkındaydı.
“Ben ses
duyunca merak ettim. Hoş geldiniz Rahşan bey” titrek sesine rağmen ağlamadı
Pelin. Hayatındaki en özel yakınlaşmanın bir yanlış olduğunu duymuştu az önce.
Üç senedir sevdiği adam kendisini bir hata olarak görüyordu.
“Hoş bulduk
Pelin”
Pelin adama
kafasını sallasa da bakışları kendisine sırtını çeviren adamın geniş sırtına
kitlenmişti. Bir zamanlar bu bedenin içindeki kalbe sahip olmayı ne çok
istemişti. Onun tarafından sevilmenin nasıl bir his olduğunu bu eve ilk
çalışmaya geldiğinde görmüştü. Rana`ya verdiği değer Pelin`i mest etmişti.
Kalbi hain gözlerinin de gazı ile adama deli divane olmuştu.
Birkaç dakika
sonra yaptığının yanlış olduğunu fark edince Rahşan`a döndü.
“Bir şey
ister misiniz? Hemen hazırlayayım.”
“Hayır
teşekkür ederim Pelin. Odana çekilebilirsin.”
Pelin
kafasını sallayarak salondan çıktı. Salondan çıkar çıkmaz elini kalbine
götürerek gözyaşlarını serbest bıraktı. Sessizce ağlayarak odasına doğru
yürüdü. İçeri girdikten sonra kapıyı kapatarak yatağa oturdu. Üzerinden bir
sene geçse de o geceyi hatırlayınca hem heyecanlanıyor hem üzülüyordu.
Kerem Altay o
gece kendini dokunuşları, sevişleri ile bulutlara çıkarmış ertesi sabah pişman
olduğunu söylemiş o bulutların üzerinden iterek yere çakılmasına sebep
olmuştu.
Kerem Altay
her zaman ulaşılmaz bir düştü onun için. O
iyi bir baba, sadık bir eş, tutkulu bir aşıktı. Onu uzaktan sevmeyi uzun
zaman önce öğrenmişti. Nefesini, kokusunu bu evde duymayı özümsemiş, alışmıştı.
O geceyi de onlar hatırlatana kadar unutmuştu. Göz yaşlarını silerek geceliğin
üzerindeki sabahlığı çıkardı. Yatağın ayak tarafına koyarak pikeyi kaldırdı.
Yorgun bedenini pikenin altına iterek gözlerini kapattı.
******
Rahşan giden
kadının ardından baktı. Ayağa kalkarak camekanın önünde taş kesilmiş gibi kalan
adamın yanına yaklaştı. Aynı kuzeni gibi ışıklandırma altında muazzam manzara
yaratan bahçeyi izlemeye başladı.
“Çok üzüldü
mü?”
Kerem yan
gözle kuzenine baktı.
“O geceden
sonra isterse başka bir yerde iş bulabileceğimi söyledim ama kabul etmedi. Hem
Yusuf da onu çok seviyor. Gitseydi üzülürdü. Pelin o geceyi unutacağına dair
söz verdi bana. Ve sözünü tuttu Rahşan. Yarın da aynı rutine devam edecek.”
“Seni seviyor
abi”
“Biliyorum.
Ama sevgisini kalbine gömmek zorunda. Biz asla olamayız”
"Neden? Pelin iyi bir
kadın. Seni de seviyor. Bir erkek başka ne ister ki?" kendi isteğini dile
getirmişti o an. Ne çok isterdi karısı tarafından sevilmeyi. Sessizce iç
çekti.
"Ben sevmiyorum
kardeşim. Onu sevmeyen bir adamla birlikte olmaya zorlayamam. Bu ona karşı haksızlık
olur." Kerem de haklıydı. Sevmeyen biri ile yaşamanın ne olduğunu en iyi kendisi
bilirdi. Pelin o hayatı hak etmiyordu.
"İnşallah kalbini aşka tutsak
edecek kadına rastlarsın abi" diyerek içten dua etti.
"Aşk ve ben" diyerek
kafasını salladı Kerem.
Rahşan Pelin için de
üzülmüştü. Aynı kadere mahkumlardı. Onu en iyi genç adam anlıyordu.
Rahşan Pelin
için üzülmüştü. Aynı kadere mahkumlardı. Onu en iyi genç adam anlıyordu.
Kerem ile
biraz daha sohbet ettikten sonra mutluluk kaynağına ulaşmak için merdivenleri
çıktı. Odaya girdiğine içine dolan masumiyet kokusu gülümsetmişti adamı. Yavaş
adımlarla küçük bedene doğru yürüdü. Ayakkabılarını çıkararak örtüyü kaldırdı
ve yanına kıvrıldı. Yusuf onu hissetmiş gibi dönerek boynuna sarıldı. İçi kıpır
kıpır olan adam hemen sardı küçük adamı.
“Raşaan amca”
diye mırıldandı uykusunda Yusuf.
“Paşam” mis
kokulu saçlarını öperek gözlerini kapattı. Keskin acı kalbine saplanmadan
uykuya dalmalıydı.
Ertesi gün
yatağın şiddetle sallanması ile uyandı genç adam. Yusuf onu uyandırmak için
yatakta zıplayarak kahkaha atıyordu. Gözlerini zorla açarak yaramaz yiğenini
kaptığı gibi altına aldı. Yüzünün her yerini öpüyor karnını gıdıklıyordu.
“Amca...
yap..ma” diye bağırıyor adamdan imdat dileniyordu. Küçük elleri ile iri cüsseyi
üzerinden uzaklaştırmak için fazlasıyla uğraşıyordu.
******
Kerem
telefondan gelen mailleri kontrol ederken karşısına konan kahveyle kafasını
kaldırdı.
“Günaydın
Kerem bey. Buyurun kahveniz” kadın her zamanki mesafeli ve saygılı ses tonuyla
konuşmuştu. Gece dediği gibi aynı rutinle devam ediyorlardı. Harika.
“Günaydın
Pelin. Teşekkür ederim” adam da her zamanki gibi saygılı ve uzaktı. Aldırmadı
kadın. Şu an onun yanındaydı ya bu da yeterdi.
“Afiyet
olsun” diyerek uzaklaşacağı sırada merdivenlerden gülüşerek inen amca yiğene
baktı sevgiyle. Yusuf onun olmayan oğlu gibiydi. Burada kalmasının en büyük
sebeplerinden biriydi Yusuf. Kalbindeki aşkın acısına katlanlyorsa bu Yusuf
sayesindeydi. Yusuf`un mis gibi bebek kokusunu içine çekip boynunu öpen Rahşan
kendisini fark edince gülümsedi.
“Günaydın
Pelin” dedi sevecenlikle. Rahşan beyi sever sayardı Pelin. İki kuzen kardeş
gibi olsalarda bir birilerinden çok farklılardı. Kerem ne kadar siyahsa Rahşan
o kadar beyazdı.
“Güyaydın
Rahşan bey. Kahvaltı masası hazır. Siz oturun ben çaylarınızı getireyim”
Rahşan
Yusuf`u tekrar öpüp etrafa bakındı.
“Sen neden
servis ediyorsun? Güliz nerede?”
“Kahvaltıları
ben servis ediyorum efendim. Günün en önemli öğününün yendiğinden emin olmak
istiyorum.” dedi hafif gülümseyerek adamın kucağındaki küçük adama baktı. Yusuf
onu çağırarak yanaklarını öptü. Rahşan genç kadının titrediğini görmüştü. Yusuf
bir aşk gibi onu gören her kesin kalbine giriyor kendine saltanat kuruyordu.
“Günaydın
Pelin abla.” dedi kadının yanağını sıkarak. Pelin sevgiden eriyerek çocuğun
yanaklarını okşadı.
“Günaydın bir
tanem.”
Yusuf ile
birlikte masaya geçtiklerinde Yusuf babasının yanaklarını öperek ona da
günaydın demişti. Kerem oğluna sarılarak tepesine sevgi dolu öpücük kondurmuş
sandalyesine oturmasına yardım etmişti.
Rahşan
keyifli geçen kahvaltının ardından duş aldıktan sonra Kerem`in kıyafetlerini
ödünç alarak kot pantolon tişört kombini yaparak evden çıkmıştı. Gökhan`ı
arayıp nerede olduklarını sordu arabayı çalıştırarak.
“Küçük
Mina`nın evindeyiz abi. Tamir başladı.” dedi Gökhan elindeki işleri bırakarak.
Rahşan gözlerini kısarak hatırlamaya çalıştı.
“Lösemi
hastası olan Mina mı?” diye sordu emin olmadan.
“Evet o abi.
Komşusu ve müzik öğretmeni yazmıştı bize evini tamir etmemiz için.”
“Hatırladım
Gökhan. Konum at geliyorum” der demez Gökhan havalara uçmuştu. İşin ustası
geliyordu. Tamiri erken bitirecek küçük kızın sevincine hep birlikte şahit
olacaklardı.
“Tamam abi
atıyorum hemen” diyerek adamın telefonu kapatmasını bekledi. Patronuna duyduğu
saygıdan asla telefonu kendisi kapatmazdı onun yüzüne.
Bir saat
sonra Rahşan Gökhan`ın konum attığı adresteydi. Dört katlı binanın ikinci
katında yaşıyordu Mina. Asansörü olmayan eski binaydı karşısındaki bina.
Merdivenleri çıkarken zihnine dolan sesle durdu. Karısı yine Oğuz diye
inliyordu. Zihninin her köşesinden gelen ses çıldırmasına neden olacaktı.
Ellerini kulaklarına kapatarak kafasını şiddetle iki yana salladı.
“Sus artık
sus!” diye hırladı genizinden gelen boğuk sesle. Bacakları yorgun bedenini
taşıyamayınca üst basamağa çöktü. Zaten gelmişti, tamir yapılan evin önündeydi.
İçeriden gelen sesleri net olmasa da duyuyordu.
“Beyefendi
iyi misiniz?”
Duyduğu
yabancı sese tepki olarak sımsıkı kapattığı gözlerini açtı. Ellerini kulaklarından
çekerek kafasını kaldırdı. Sanki transtan çıkmış gibi etrafına bakındı yabancı
gözlerle. Neden merdivende oturuyordu? Keskin acı anılarını kalbine vurunca
gözlerini kapatıp açtı. Görüş alanına giren esmer güzeli bir kadın kendisine
endişeli gözlerle bakıyordu. Kadın fark edildiğini görünce gülümsedi.
“İyi
misiniz?” sorusunu yineledi. Rahşan ayağa kalkarak üst başını temizledi.
“İyiyim
teşekkür ederim”
“Ben sizi
öyle kendinizden geçmiş görünce endişelendim”
Acı bir
kahkaha atmak istedi adam. Tanımadığı kadın kendisi için endişelenirken
sevdiği, kalbinin ta merkezi olan kadın onun hislerini umursamadan sevdiğini
hayal ederek sevişmişti onunla.
“Merak
etmeyin iyiyim ben. İlginiz için teşekkür ederim” diyerek karşı dairenin
kapısını çaldı. Kendisini izleyen kadına bakmadan kapının açılmasını beklerken
düşüncelerinin eve kaymaması için üstün çaba harcıyordu. Acaba nasıldı karısı?
Üzülmüş müydü yaptıkları için? Merak etmiş miydi nerede olduğunu?
Etmemişti
tabii ki. Etseydi arardı. Kendi kendine sorularını yanıtlarken kapı açılmıştı.
Gökhan kapıyı açtığında patronunu görünce gülümsedi. Fakat bembeyaz suratını
görünce yüzündeki gülümseme hızla solarak yerini endişeye bıraktı.
“İyi misin
abi?”
Rahşan eve
girerek adamı geçiştirdi.
“İyiyim ben aslanım.
Merak etme.”
Kapı önünde
duran kadına dönerek teşekkür niyetine küçük gülümseme sundu ve kapıyı kapattı.
İçeri geçti. Ustalarla selamlaştıktan sonra ne kadar işlerinin kaldığını sordu.
O gelmeden önce usta başı Gökhan hemen anlatmaya başladı.
“Öğretmen
hanım bize Mina`nın odası için başvurmuştu ama siz kızın hastalığını öğrenince
evi sıfırdan yenilememizi istediniz. Pencere kapılar değişti. Parkeler de
döşendi. Elektrik hatları ve sıva işleri kaldı.”
Kafasını
sallayarak çalışanını dinleyen genç adam eve baktı. Çok iş vardı tabii. Bu onun
işine gelirdi. Aklını meşgul etmek en iyisiydi.
“Elektrik
hattını ben çekiyorum” diyerek işe koyuldu. Yarım saat sonra mutfağın elektrik
hattını çekip bitirmişti. Aklı yarım saat meşgul olduğu için kendini iyi hissetmişti.
Küçük Mina`nın odasındaki hatları yenilerken kullandığı kabloyu keserken maket
bıçağı kablo yerine avucuna gelmişti. Az önce hiç bir şeyi hatırlamadığı için
sevinirken zalim kalbi karısını hatırlatarak acının boğazına kadar çıkmasını
sağlamıştı.
“Hay ben
senin...” söylenerek avucundan akan kanı durdurmak için tişörtünü çıkardı
üzerinden. Yeni döşenmiş parkeleri kanı ile mahvetmek istemiyordu. Avucu ile
uğraşırken Gökhan girdi odaya. Çay içmesi için davet edecekti patronunu ama
karşılaştığı manzara buraya geliş amacını unutturmuştu. Telaşla genç adamın
yanına koştu.
“Ne oldu
abi?” diye bağırdı.
Rahşan
tişörtü açarak avucunu gösterdi. Gözleri irileşen Gökhan arkasını dönüp ilk
yardım çantasını almak için kapıya dorğu koştu. Rahşan kanı durdurmak için
tişörtünü bastırdı yaraya.
“Elinize ne
oldu?” diye soran kadına baktı kafasını kaldırıp. Kapıda gördüğü kadının burada
ne işi vardı? Kaşlarını çattı istemsizce. Kadın ona yaklaşarak saçlarına
bandana olarak taktığı küçük şalını çekerek çıkardı ve tişörtü adamın elinden
dikkatlice çekerek taburenin üzerine attı. Yaraya baktığında canı acımış gibi
iç geçirdi. Sonra vakit kaybetmeden şalını yaraya sardı. O yara ile ilgilenirken Rahşan kadının
profilden görüntüsünü izliyordu. Güzeldi. Mor menekşe renginde gözleri ve
simsiyah saçları olsaydı daha güzel olurdu ama maalesef o kadının başka bir eşi
benzeri yoktu. Gözlerini kapatarak aklındaki görüntüleri kovdu.
“Yaranız çok
kötü. Hastaneye gitmeniz lazım.” kadının sesi sanki... doğru kelimeyi aradı
zihnini karıştırarak. Nihayet bulduğunda rahatlamıştı. Evet, kadının sesi
rahatlatıcı müzik gibiydi. Dinleyeni rahatlatıyor yorgunluğundan arınmasına
yardımcı oluyordu.
“Hastaneye
gerek yok hanımefendi. Gökhan halleder şimdi.”
“Sevgi”
“Anlamadım?”
Genç kadın
adamın şaşkın haline gülümsedi.
“Adım Sevgi.
Sevgi Saygıner”
Rahşan
anladığını göstererek kafasını salladı olumlu anlamda. Sevgi avucuna düşen kan
damlasına dikkatini vererek soracağını soruyu yutmasına neden olmuştu. Panikle
adama bakarken içeri nefes nefese giren Gökhan`a çevirdiler bakışlarını.
“İlk yardım
çantasını bulamadım abi”
“Bana gidelim
isterseniz. Ben pansuman yaparım yaranıza”
Rahşan
Gökhan`la bakıştı.
“Sevgi abla
Mina için başvuru yapan öğretmen abi. Sağolsun geldiğimiz günden beri bizimle
ilgileniyor” kadına bakıp gülümsedi. “Üzümlü kekine bayılıyoruz hepimiz”
“Teşekkür
ederim Gökhan. Haydi beyefendi bana gidelim. İtiraz istemiyorum”
İtirazını
kabul etmeyerek adamı evine götüren kadın yaralı eli ile ilgilenmiş, yarasını
temizleyerek kanı durdurmuş, yarasını güzelce sarmıştı. Rahşan kadının önünde
yarı çıplak kalmamak için Gökhan`dan yedek tişörtlerinden istemişti. Tişörtü
getiren Gökhan giyinmesi için ona yardım etmiş işine geri dönmüştü. Diğer
ustalarda yanına uğrayarak geçmiş olsun dileklerini dilemiş geri gitmişlerdi.
“İşte oldu”
dedi kadın sargılı eline bakarak. Yaptığı işi beğenmişti.
“Teşekkür
ederim”
“Siz elinizi
nasıl böyle derin kestiniz? Hayır yani acemi birine de benzemiyorsunuz ki,
beyefendi” adını bilmediği adamla konuşurken zorlanıyordu.
“Rahşan”
Sevgi
anlamadığı için kafasını kaldırıp adama baktı.
“Anlamadım?”
“Adım,
Rahşan. Rahşan Altay” dediğinde ile ikisi de dejavu hissi ile gülümsedi bir
birilerine bakarak.
“Aaa siz
Altay Grubun sahibi Rahşan Altay mısınız?”
“Evet”
Sevgi
minnetle adamın sağlam elini tuttu. Rahşan elini çekmek istese de kendini
durdurdu. Dün gece kıştan çıkmış bugün yazın sıcağına dokunmuştu. Kış karısı
iken yaz hiç tanımadığı bu kadın olmuştu. Lanet okudu içinden. Neden Azra
kalbini buz kütlesine çevirmişti ki? Nişanlısı düğün günü ölen bir tek o
değildi ya..
“Küçük Mina`m
için yaptıklarınız için minnettarım size Rahşan bey. Çok teşekkür ederim”
Rahşan elini
nazikçe çekti. Sevgi adamın elini hala tuttuğunu o an fark etmişti. Kızararak
bakışlarını kaçırdı.
“Teşekkür
etmenize gerek yok Sevgi hanım. Bu bizim borcumuz. Keşke daha önce yazsaydınız
bize”
“Keşke”
diyerek ayağa kalktı kadın. “Çay içer misiniz?” diye sordu.
Genç adam
gülümsedi. Dili damağı kurumuştu. Bir bardak çay hiç de fena olmazdı.
“İçerim” dedi
hala gülümseyerek. İçindeki acı boğazına kadar çıkmıştı ama o inatla
gülümsüyordu.
Sevgi adamın
gülümsemesini gördüğü an yüreği hoplamıştı. Kalbi hızla atmaya başlamış,
nedensizce mutlu olmuştu. Hiç tanımadığı adam neden böyle bir etki bırakmıştı
ki üzerinde? Acaba evli miydi? Ya da hayatında biri var mıydı? Gerçi diğer
ustalar gibi çalıştığı zaman yüzüğünü çıkarmış da olabilirdi. Bunu zamanla
öğrenecekti. İçinden bu gelişinin tek seferle kalmaması için dua etti elinde
olmadan.
“Hemen
geliyor efendim” dedi ve mutfağa gitti. Birkaç dakika sonra geri geldiğinde
elindeki tepsiyi sehpaya koydu.
“Ispanaklı
börek yapmıştım. Çayın yanında iyi gider diye düşündüm Rahşan bey”
“Tek elimle
yiyip içecek olsam da böreğe asla hayır demem.”
“Bu güzel
işte. Hadi çayınızı için. Arzu ederseniz size yardım edeyim”
“Hayır, hayır
teşekkür ederim. Kendim hallederim”
“Nasıl
isterseniz”
Çaylarını
yudumlarken havadan sudan konuşan ikili çaylar bittikten sonra vedalaşıp
ayrılmışlardı. Rahşan çıktıktan sonra kapıyı kapatan Sevgi sebepsizce
gülüyordu. Uzun zaman sonra hayatında iyi şeyler olmaya başlamıştı galiba.
Rahşan
geçirdiği güzel dakikalardan sonra gerçekliğe dönmüş gülen yüzü solmuştu. Hiç
tanımadığı kadını karısı ile kıyaslamak istememişti ama hep acaba o da böyle
olsaydı nasıl olurdu sorusu dolanmıştı bütün öğlen aklında. Arabaya bindiğinde
tek eli ile direksiyonu kavrayarak yavaşça eve doğru sürdü. Kapıyı zorlanarak
da olsa açıp içeri girdi. Koridorun sonunda mutfaktan çıkan karısı ile
karşılaşınca durmuştu.
Azra elinde
kahve kupası ile mutfakta çıkarken kocası ile karşılaşınca şaşırsa da belli
etmemişti. Adamı şöyle bir süzdüğünde adamın sargılı elini fark etmişti. Deli
gibi merak etmişti eline ne olduğunu ama dün gece nerede kaldığını bilmediği
için umursamaz olmaya karar vererek soğuk bir selam ile karşılamıştı adamı.
“Selam. Eline
ne oldu?” diye sordu. Rahşan eline bakarak ismi gibi Sevgi dolu kadını
hatırladı.
“İş kazası”
demekle yetindi. Azra kahvesinden bir yudum alarak kafasını sallamış
“Geçmiş
olsun” demişti salona geçerken. Giden kadının ardından baktıktan sonra eline
düşmüştü bakışları.
“Sağol” diye
mırıldanmıştı sadece.
Odaya giderek
giyeceği kıyafetleri aldıktan sonra çıktı ve banyoya girdi. Eline dikkat ederek
yıkandı. Zorlanarak da olsa kurulanıp giyindikten sonra kirli klyafetlerini
sepete attı. Banyodan çıktı ve odasında komodinin üzerinde bıraktığı telefonunu
aldı. Salona girdiğinde karısının televizyon izlediğini gördü. Ondan uzaktaki
koltuğa oturdu. Zonklayan elini renkli kırlentin üsten koyarak sakinleşmesini
bekledi. Gözlerini kapatarak kafasını koltuk başına yasladı.
Azra
karşısındaki adama baktı. Eline ne olduğunu deli gibi merak ediyordu. Az önceki
soğuk tavrını bozup da soramıyordu da.
Kapıda gördüğünde çok merak etmişti fakat açıklama bile beklemeden çekip
gitmesine ve eve gelmemesi sinir etmişti kadını. O da dünkü yalnızlığın acısını
böyle almıştı. Bilmiyordu ki soğukluğunun adamın kalbindeki sevgisini damla
damla yok ettiğini. Bilseydi yapmazdı belki de.
Aç mıydı ki?
diye düşündüyse de sormadı. Dünkü yakınlaşmadan sonra değiştiğini düşünmesini
istemedi. Bir şeyler hissettiğini düşünmesini istemedi. Hissetmemişti o.
Oğuz`undu onun kalbi. Kocasından sadece zevk almıştı. Utansa da bu böyleydi.
“İstersen
sevdiğin adama gidebilirsin Azra. Hatta istersen mezarlığa yakın yere de
taşınabilirsin. Daha rahat ziyeret edebilmek için” genç kadın kocasının kapalı
gözlerine baktı.
“Ne demek
istiyorsun?” kaşlarını çatmıştı. Nereden çıkmıştı şimdi bu mezarlık konusu?
Rahşan
gözlerini açarak kadına baktı. İçi acısa da o kelimeleri dökmüştü dilinden. Dün
gece olanlardan sonra ondan sevgi dilenemezdi. Kalbini istemeye hakkı yoktu.
Çünkü kendisine verilecek bir kalp yoktu ortada. O kalp hep Oğuz`a ait
olacaktı.
“Sen kazandın
Azra. Bitti. Pes ettim.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder