1 Eylül 2019 Pazar

5. bölüm Sen Kazandın


                    
Azra tavanla bakıştığı uzun zamanın ardından doğrularak oturur pozisyona geçti. Bakışları bacak arasına kaydığında beyaz çarşafı süsleyen kırmızı lekeyle derin iç geçirdi. Ellerini dağılmış saçlarına geçirerek çekiştirdi. Az önce ağzından firar eden isim kendisini de şok etmişti. Düşündükçe utansa da kocası ile seviştiği zaman Oğuz aklına bile gelmemişti. Şu an bile bacak arasını sızlatan o tutku dolu dakikalarda sadece kocasını istemişti. Bedenini sevmediği adama vererek kalbindeki Oğuz`a, kalbinde başka adamı taşıdığı halde kendisini seven adama bedenini vererek Rahşan`a ihanet etmişti. Biliyordu. 
Birkaç saniye sonra açılıp kapanan dış kapı ile evde yalnız kaldığını anlamıştı. Eğer ağzından o isim çıkmasaydı seviştikten sonra nasıl davranacağını bilmiyordu. Fakat şimdi ne olacağını biliyordu. Az önce seven bir kalbi adamın göğsünden çekerek çıkarmış elleriyle parça pinçik etmiş ardından yere atarak üzerinde tepinmişti.
“Aptalsın sen kızım aptal” kendini azarlayarak ayağa kalktı. Kasıklarındaki hafif sızıdan ziyade bir değişiklik yoktu bedeninde. Yere saçılmış kıyafetlerini toplayarak odadan çıktı ve banyoya girdi. Kıyafetleri kirli sepetine atarak duşakabine girdi. Kocasının duş jelinin kokusunu ciğerlerine çekince dolan gözlerine anlam verememişti. Kendini tokatlama isteğini öteleyip duşunu alarak çıktı banyodan. Saçlarını kurulayıp ördükten sonra geceliğini giyindi. Odasından çıkarak kocasının odasına girdi. Kendine burada olanları düşünmeyi yasaklayarak  lekeli çarşafı çekip çıkardı yataktan. Nevresimleri de çıkardıktan sonra kenara attı. Dolaptan yeni nevresim takımı çıkarıp hızlıca yatağa serdikten sonra kirlileri de alarak çıktı odadan. Nevresimi de kirli sepetine attıktan sonra istemese de odasına girerek yatağına kıvrıldı. Banyoda aynadan boynunda gördüğü kocaman morluğa gitti eli beyninden bağımsız. O morluğu okşayarak gözlerini kapatmış, tenine kokusunu işlemiş adamı düşünmeye başlamıştı.
Neredeydi şimdi? Ne yapıyordu? Ve en önemlisi de kimin yanındaydı?
******
Genç adam odadan çıkarak kendini banyoya attı. Pantolonu ile iç çamaşırını askıya asarak duşakabine girdi. Ilık su saçlarını ıslatarak bedenini geçerken yumruk yaptığı ellerini duvara dayadı. Beyninin her kıvrımında dolaşan o isim kalbini söküp atma isteğini tetikliyordu. Öfke ile duvarı yumruklamaya başladı. Elleri yetmeyince kafasını vurdu ıslak fayanslara. Kendine eziyet ederken farkında olmadan gözlerinden akan yaşlar akan suya karışarak çenesinden akıyordu.
Değmez diye düşünerek kafasını salladı. Seni aptal yerine koyan kadına değmez  akıttığın gözyaşları.  
Acıyan kalbine taş bağlayarak yıkanmaya başladı. Düşünmeyecekti. Çünkü düşündükçe aklını kaçıracak gibi oluyordu. 
Duşunu alıp çıktığında yarı çıplak halde çıktı evden. Odaya giripte karısı ile karşılaşmak istemiyordu.
 Akşam olduğu için kimse onu görmeden aşağı indi. Arabanın otomatik kilidini açarak bagajdan  her zaman yedekde bulundurduğu tişörtlerinden birini alarak başından geçirdi. Arabaya binerek çalıştırdı ve onu mutlu edip kafasındaki hain sesleri susturacak tek kişinin adresine sürdü.
Yarım saatlik yolculuğun ardından istediği yere varan adam arabadan indi. Kafasını kaldırıp eve baktığında ışıklarının açık olmasına sevinmişti. Bahçe kapısını açıp evin dış kapısının önüne geldi. Zile basarak beklemeye başladı. Kapı nihayet açıldığında kendisine merakla bakan bir çift mavi göze baktı izin ister gibi. Kerem kenara çekilerek içeri geçmesini sağladı. Adam içeri girdikten sonra kapıyı kapattı. Salona geçip kendini yorgun bir şekilde koltuğa atan adamın karşısına oturdu.
“Gecenin bu saatinde hangi rüzgar attı seni buraya?” elindeki kahve kupasından bir yudum alarak kuzenine baktı. Uzun zamandır mutsuzdu. Eski neşesi süngerle emilmiş gibi kupkuruydu bakışları. Rahşan saçlarını eliyle tarayarak ağabeyi gibi sevdiği kuzenine baktı. Utansa da biri ile konuşmalıydı ve o kişi Kerem`den başkası değildi.
“Bu gece biz Azra ile...” ağzından çıkan isim dilini yakmış, kalbini sızlatmıştı. Biraz duraksayıp cümlesini tamamladı. “gerçek karı koca olduk abi.”
“Tebrik etmek isterdim ama bu halini görünce kötü şeyler olmuş gibi hissediyorum.”
“Benimle sevişirken Oğuz`u düşünüyordu”
“Emin misin oğlum?”
“Orgazm olurken onun ismini inledi”
“Yok artık!”
Kerem elindeki kupayı sertçe bıraktı aralarındaki sehpanın üzerine. Kupanın içindeki kahve etrafa saçılsa da umursamadı. Oturduğu koltuktan kalkarak kuzeninin yanına geçti. Elini omuzuna koyarak dostça sıktı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Böyle bir durumun tesellisi de yoktu ki.
“Ben demiştim demek istemiyorum kardeşim ama sana demiştim. Bu kız seni üzecek demiştim. Mutsuz olacaksın demiştim. Neden öyle dedim biliyor musun? Çünkü o kaderi senden önce ben yaşadım”
Rahşan kızarmış gözlerini kuzenine çevirdi. Kerem acı dolu gülümseme ile bakıyordu kendisine.
“Rana da mı aynı şeyi yapmıştı?”
“Benzer şey yapmıştı. Bana seninle sevişirken beceriksizliğini unutmak için paranla yapacağım alış verişi düşünüyordum dedi boşanma davası açtığı gün.”
Güldü Rahşan. Tek kaşını kaldırarak Kerem`e baktı.
“Canını acıtmak için söylemiştir abi. Senin yatakta beceriksiz olmadığını biliyorum.”
Yarım ağız gülümseyerek kuzeninin omzuna vurdu. Amacı konuyu dağıtmaktı ve başarmıştı.
“Sen nereden biliyorsun lan?”
“Pelin`i telefonla konuşurken duymuştum. Seni anlata anlata bitirememişti. İsmini vermemişti ama ben anlamıştım senden bahsettiğini.” geldiğinden beri üzerine çökmüş mutsuz halinden kurtulmuş eğlenerek takılıyordu kuzenine. Pelin ismini duyan Kerem gerilmişti. Bunu fark eden Rahşan merakla baktı adama.
“Ne oldu abi? Yanlış bir şey mi söyledim?”
“Yanlışı sen değil ben yaptım kardeşim.”
“Anlamadım?”
“Pelin Yusuf`un dadısı, benim ise çalışanım. Onunla olmak yanlıştı Rahşan. Yapmamalıydım.” Kendisine bakan mavi gözleri fazlasıyla üzgündü. Bu sefer omuzuna vurup destek verme sırası Rahşan`daydı.
“Sarhoşken çok büyük bir hata yaptım diyerek dert yandığın zamanda mı oldu bu yakınlaşma?”
Kerem kafasını sallayarak onayladı. 
“Suçumu içkiye atamam. Onun da etkisi var tabi ama Rana`ya çok sinirliydim ve Pelin de istekli olunca-” daha fazla konuşamadan Rahşan kafasını kaldırdı.
“Pelin?” dedi şaşkınlıkla. Kerem ismini duyunca kafasını kaldırıp kendilerini dolu dolu gözlerle izleyen kadına baktı. Ağzının içinde küfür geveleyerek bakışlarını kaçırdı kadından. Gergin bedenini kaldırarak cam duvarın önüne geçti. Ellerini ceplerine sokarak bakışlarını karanlığa sabitledi. Mavileri gecenin siyahı ile karışırken arkasındaki kadını üzdüğünün farkındaydı. 
“Ben ses duyunca merak ettim. Hoş geldiniz Rahşan bey” titrek sesine rağmen ağlamadı Pelin. Hayatındaki en özel yakınlaşmanın bir yanlış olduğunu duymuştu az önce. Üç senedir sevdiği adam kendisini bir hata olarak görüyordu.
“Hoş bulduk Pelin”
Pelin adama kafasını sallasa da bakışları kendisine sırtını çeviren adamın geniş sırtına kitlenmişti. Bir zamanlar bu bedenin içindeki kalbe sahip olmayı ne çok istemişti. Onun tarafından sevilmenin nasıl bir his olduğunu bu eve ilk çalışmaya geldiğinde görmüştü. Rana`ya verdiği değer Pelin`i mest etmişti. Kalbi hain gözlerinin de gazı ile adama deli divane olmuştu. 
Birkaç dakika sonra yaptığının yanlış olduğunu fark edince Rahşan`a döndü. 
“Bir şey ister misiniz? Hemen hazırlayayım.”
“Hayır teşekkür ederim Pelin. Odana çekilebilirsin.”
Pelin kafasını sallayarak salondan çıktı. Salondan çıkar çıkmaz elini kalbine götürerek gözyaşlarını serbest bıraktı. Sessizce ağlayarak odasına doğru yürüdü. İçeri girdikten sonra kapıyı kapatarak yatağa oturdu. Üzerinden bir sene geçse de o geceyi hatırlayınca hem heyecanlanıyor hem üzülüyordu.
Kerem Altay o gece kendini dokunuşları, sevişleri ile bulutlara çıkarmış ertesi sabah pişman olduğunu söylemiş o bulutların üzerinden iterek yere çakılmasına sebep olmuştu. 
Kerem Altay her zaman ulaşılmaz bir düştü onun için. O  iyi bir baba, sadık bir eş, tutkulu bir aşıktı. Onu uzaktan sevmeyi uzun zaman önce öğrenmişti. Nefesini, kokusunu bu evde duymayı özümsemiş, alışmıştı. O geceyi de onlar hatırlatana kadar unutmuştu. Göz yaşlarını silerek geceliğin üzerindeki sabahlığı çıkardı. Yatağın ayak tarafına koyarak pikeyi kaldırdı. Yorgun bedenini pikenin altına iterek gözlerini kapattı.
******
Rahşan giden kadının ardından baktı. Ayağa kalkarak camekanın önünde taş kesilmiş gibi kalan adamın yanına yaklaştı. Aynı kuzeni gibi ışıklandırma altında muazzam manzara yaratan bahçeyi izlemeye başladı. 
“Çok üzüldü mü?”
Kerem yan gözle kuzenine baktı.
“O geceden sonra isterse başka bir yerde iş bulabileceğimi söyledim ama kabul etmedi. Hem Yusuf da onu çok seviyor. Gitseydi üzülürdü. Pelin o geceyi unutacağına dair söz verdi bana. Ve sözünü tuttu Rahşan. Yarın da aynı rutine devam edecek.”
“Seni seviyor abi”
“Biliyorum. Ama sevgisini kalbine gömmek zorunda. Biz asla olamayız”
"Neden? Pelin iyi bir kadın. Seni de seviyor. Bir erkek başka ne ister ki?" kendi isteğini dile getirmişti o an. Ne çok isterdi karısı tarafından sevilmeyi. Sessizce iç çekti. 
"Ben  sevmiyorum kardeşim. Onu sevmeyen bir adamla birlikte olmaya zorlayamam. Bu ona karşı haksızlık olur." Kerem de haklıydı. Sevmeyen biri ile yaşamanın ne olduğunu en iyi kendisi bilirdi. Pelin o hayatı hak etmiyordu.
"İnşallah kalbini aşka tutsak edecek kadına rastlarsın abi" diyerek içten dua etti. 
"Aşk ve ben" diyerek kafasını salladı Kerem. 
Rahşan Pelin için de üzülmüştü. Aynı kadere mahkumlardı. Onu en iyi genç adam anlıyordu.

Rahşan Pelin için üzülmüştü. Aynı kadere mahkumlardı. Onu en iyi genç adam anlıyordu.
Kerem ile biraz daha sohbet ettikten sonra mutluluk kaynağına ulaşmak için merdivenleri çıktı. Odaya girdiğine içine dolan masumiyet kokusu gülümsetmişti adamı. Yavaş adımlarla küçük bedene doğru yürüdü. Ayakkabılarını çıkararak örtüyü kaldırdı ve yanına kıvrıldı. Yusuf onu hissetmiş gibi dönerek boynuna sarıldı. İçi kıpır kıpır olan adam hemen sardı küçük adamı.
“Raşaan amca” diye mırıldandı uykusunda Yusuf.
“Paşam” mis kokulu saçlarını öperek gözlerini kapattı. Keskin acı kalbine saplanmadan uykuya dalmalıydı.
Ertesi gün yatağın şiddetle sallanması ile uyandı genç adam. Yusuf onu uyandırmak için yatakta zıplayarak kahkaha atıyordu. Gözlerini zorla açarak yaramaz yiğenini kaptığı gibi altına aldı. Yüzünün her yerini öpüyor karnını gıdıklıyordu.
“Amca... yap..ma” diye bağırıyor adamdan imdat dileniyordu. Küçük elleri ile iri cüsseyi üzerinden uzaklaştırmak için fazlasıyla uğraşıyordu.
******
Kerem telefondan gelen mailleri kontrol ederken karşısına konan kahveyle kafasını kaldırdı.
“Günaydın Kerem bey. Buyurun kahveniz” kadın her zamanki mesafeli ve saygılı ses tonuyla konuşmuştu. Gece dediği gibi aynı rutinle devam ediyorlardı. Harika.
“Günaydın Pelin. Teşekkür ederim” adam da her zamanki gibi saygılı ve uzaktı. Aldırmadı kadın. Şu an onun yanındaydı ya bu da yeterdi.
“Afiyet olsun” diyerek uzaklaşacağı sırada merdivenlerden gülüşerek inen amca yiğene baktı sevgiyle. Yusuf onun olmayan oğlu gibiydi. Burada kalmasının en büyük sebeplerinden biriydi Yusuf. Kalbindeki aşkın acısına katlanlyorsa bu Yusuf sayesindeydi. Yusuf`un mis gibi bebek kokusunu içine çekip boynunu öpen Rahşan kendisini fark edince gülümsedi.
“Günaydın Pelin” dedi sevecenlikle. Rahşan beyi sever sayardı Pelin. İki kuzen kardeş gibi olsalarda bir birilerinden çok farklılardı. Kerem ne kadar siyahsa Rahşan o kadar beyazdı.
“Güyaydın Rahşan bey. Kahvaltı masası hazır. Siz oturun ben çaylarınızı getireyim”
Rahşan Yusuf`u tekrar öpüp etrafa bakındı.
“Sen neden servis ediyorsun? Güliz nerede?”
“Kahvaltıları ben servis ediyorum efendim. Günün en önemli öğününün yendiğinden emin olmak istiyorum.” dedi hafif gülümseyerek adamın kucağındaki küçük adama baktı. Yusuf onu çağırarak yanaklarını öptü. Rahşan genç kadının titrediğini görmüştü. Yusuf bir aşk gibi onu gören her kesin kalbine giriyor kendine saltanat kuruyordu.
“Günaydın Pelin abla.” dedi kadının yanağını sıkarak. Pelin sevgiden eriyerek çocuğun yanaklarını okşadı.
“Günaydın bir tanem.”
Yusuf ile birlikte masaya geçtiklerinde Yusuf babasının yanaklarını öperek ona da günaydın demişti. Kerem oğluna sarılarak tepesine sevgi dolu öpücük kondurmuş sandalyesine oturmasına yardım etmişti.
Rahşan keyifli geçen kahvaltının ardından duş aldıktan sonra Kerem`in kıyafetlerini ödünç alarak kot pantolon tişört kombini yaparak evden çıkmıştı. Gökhan`ı arayıp nerede olduklarını sordu arabayı çalıştırarak.
“Küçük Mina`nın evindeyiz abi. Tamir başladı.” dedi Gökhan elindeki işleri bırakarak. Rahşan gözlerini kısarak hatırlamaya çalıştı.
“Lösemi hastası olan Mina mı?” diye sordu emin olmadan.
“Evet o abi. Komşusu ve müzik öğretmeni yazmıştı bize evini tamir etmemiz için.”
“Hatırladım Gökhan. Konum at geliyorum” der demez Gökhan havalara uçmuştu. İşin ustası geliyordu. Tamiri erken bitirecek küçük kızın sevincine hep birlikte şahit olacaklardı.
“Tamam abi atıyorum hemen” diyerek adamın telefonu kapatmasını bekledi. Patronuna duyduğu saygıdan asla telefonu kendisi kapatmazdı onun yüzüne.
Bir saat sonra Rahşan Gökhan`ın konum attığı adresteydi. Dört katlı binanın ikinci katında yaşıyordu Mina. Asansörü olmayan eski binaydı karşısındaki bina. Merdivenleri çıkarken zihnine dolan sesle durdu. Karısı yine Oğuz diye inliyordu. Zihninin her köşesinden gelen ses çıldırmasına neden olacaktı. Ellerini kulaklarına kapatarak kafasını şiddetle iki yana salladı.
“Sus artık sus!” diye hırladı genizinden gelen boğuk sesle. Bacakları yorgun bedenini taşıyamayınca üst basamağa çöktü. Zaten gelmişti, tamir yapılan evin önündeydi. İçeriden gelen sesleri net olmasa da duyuyordu.
“Beyefendi iyi misiniz?”
Duyduğu yabancı sese tepki olarak sımsıkı kapattığı gözlerini açtı. Ellerini kulaklarından çekerek kafasını kaldırdı. Sanki transtan çıkmış gibi etrafına bakındı yabancı gözlerle. Neden merdivende oturuyordu? Keskin acı anılarını kalbine vurunca gözlerini kapatıp açtı. Görüş alanına giren esmer güzeli bir kadın kendisine endişeli gözlerle bakıyordu. Kadın fark edildiğini görünce gülümsedi.
“İyi misiniz?” sorusunu yineledi. Rahşan ayağa kalkarak üst başını temizledi.
“İyiyim teşekkür ederim”
“Ben sizi öyle kendinizden geçmiş görünce endişelendim”
Acı bir kahkaha atmak istedi adam. Tanımadığı kadın kendisi için endişelenirken sevdiği, kalbinin ta merkezi olan kadın onun hislerini umursamadan sevdiğini hayal ederek sevişmişti onunla.
“Merak etmeyin iyiyim ben. İlginiz için teşekkür ederim” diyerek karşı dairenin kapısını çaldı. Kendisini izleyen kadına bakmadan kapının açılmasını beklerken düşüncelerinin eve kaymaması için üstün çaba harcıyordu. Acaba nasıldı karısı? Üzülmüş müydü yaptıkları için? Merak etmiş miydi nerede olduğunu?
Etmemişti tabii ki. Etseydi arardı. Kendi kendine sorularını yanıtlarken kapı açılmıştı. Gökhan kapıyı açtığında patronunu görünce gülümsedi. Fakat bembeyaz suratını görünce yüzündeki gülümseme hızla solarak yerini endişeye bıraktı.
“İyi misin abi?”
Rahşan eve girerek adamı geçiştirdi.
“İyiyim ben aslanım. Merak etme.”
Kapı önünde duran kadına dönerek teşekkür niyetine küçük gülümseme sundu ve kapıyı kapattı. İçeri geçti. Ustalarla selamlaştıktan sonra ne kadar işlerinin kaldığını sordu. O gelmeden önce usta başı Gökhan hemen anlatmaya başladı.
“Öğretmen hanım bize Mina`nın odası için başvurmuştu ama siz kızın hastalığını öğrenince evi sıfırdan yenilememizi istediniz. Pencere kapılar değişti. Parkeler de döşendi. Elektrik hatları ve sıva işleri kaldı.”
Kafasını sallayarak çalışanını dinleyen genç adam eve baktı. Çok iş vardı tabii. Bu onun işine gelirdi. Aklını meşgul etmek en iyisiydi.
“Elektrik hattını ben çekiyorum” diyerek işe koyuldu. Yarım saat sonra mutfağın elektrik hattını çekip bitirmişti. Aklı yarım saat meşgul olduğu için kendini iyi hissetmişti. Küçük Mina`nın odasındaki hatları yenilerken kullandığı kabloyu keserken maket bıçağı kablo yerine avucuna gelmişti. Az önce hiç bir şeyi hatırlamadığı için sevinirken zalim kalbi karısını hatırlatarak acının boğazına kadar çıkmasını sağlamıştı.
“Hay ben senin...” söylenerek avucundan akan kanı durdurmak için tişörtünü çıkardı üzerinden. Yeni döşenmiş parkeleri kanı ile mahvetmek istemiyordu. Avucu ile uğraşırken Gökhan girdi odaya. Çay içmesi için davet edecekti patronunu ama karşılaştığı manzara buraya geliş amacını unutturmuştu. Telaşla genç adamın yanına koştu. 
“Ne oldu abi?” diye bağırdı.
Rahşan tişörtü açarak avucunu gösterdi. Gözleri irileşen Gökhan arkasını dönüp ilk yardım çantasını almak için kapıya dorğu koştu. Rahşan kanı durdurmak için tişörtünü bastırdı yaraya.
“Elinize ne oldu?” diye soran kadına baktı kafasını kaldırıp. Kapıda gördüğü kadının burada ne işi vardı? Kaşlarını çattı istemsizce. Kadın ona yaklaşarak saçlarına bandana olarak taktığı küçük şalını çekerek çıkardı ve tişörtü adamın elinden dikkatlice çekerek taburenin üzerine attı. Yaraya baktığında canı acımış gibi iç geçirdi. Sonra vakit kaybetmeden şalını yaraya sardı.  O yara ile ilgilenirken Rahşan kadının profilden görüntüsünü izliyordu. Güzeldi. Mor menekşe renginde gözleri ve simsiyah saçları olsaydı daha güzel olurdu ama maalesef o kadının başka bir eşi benzeri yoktu. Gözlerini kapatarak aklındaki görüntüleri kovdu.
“Yaranız çok kötü. Hastaneye gitmeniz lazım.” kadının sesi sanki... doğru kelimeyi aradı zihnini karıştırarak. Nihayet bulduğunda rahatlamıştı. Evet, kadının sesi rahatlatıcı müzik gibiydi. Dinleyeni rahatlatıyor yorgunluğundan arınmasına yardımcı oluyordu.
“Hastaneye gerek yok hanımefendi. Gökhan halleder şimdi.”
“Sevgi”
“Anlamadım?”
Genç kadın adamın şaşkın haline gülümsedi.
“Adım Sevgi. Sevgi Saygıner”
Rahşan anladığını göstererek kafasını salladı olumlu anlamda. Sevgi avucuna düşen kan damlasına dikkatini vererek soracağını soruyu yutmasına neden olmuştu. Panikle adama bakarken içeri nefes nefese giren Gökhan`a çevirdiler bakışlarını.
“İlk yardım çantasını bulamadım abi”
“Bana gidelim isterseniz. Ben pansuman yaparım yaranıza”
Rahşan Gökhan`la bakıştı.
“Sevgi abla Mina için başvuru yapan öğretmen abi. Sağolsun geldiğimiz günden beri bizimle ilgileniyor” kadına bakıp gülümsedi. “Üzümlü kekine bayılıyoruz hepimiz”
“Teşekkür ederim Gökhan. Haydi beyefendi bana gidelim. İtiraz istemiyorum”
İtirazını kabul etmeyerek adamı evine götüren kadın yaralı eli ile ilgilenmiş, yarasını temizleyerek kanı durdurmuş, yarasını güzelce sarmıştı. Rahşan kadının önünde yarı çıplak kalmamak için Gökhan`dan yedek tişörtlerinden istemişti. Tişörtü getiren Gökhan giyinmesi için ona yardım etmiş işine geri dönmüştü. Diğer ustalarda yanına uğrayarak geçmiş olsun dileklerini dilemiş geri gitmişlerdi.
“İşte oldu” dedi kadın sargılı eline bakarak. Yaptığı işi beğenmişti.
“Teşekkür ederim”
“Siz elinizi nasıl böyle derin kestiniz? Hayır yani acemi birine de benzemiyorsunuz ki, beyefendi” adını bilmediği adamla konuşurken zorlanıyordu.
“Rahşan”
Sevgi anlamadığı için kafasını kaldırıp adama baktı.
“Anlamadım?”
“Adım, Rahşan. Rahşan Altay” dediğinde ile ikisi de dejavu hissi ile gülümsedi bir birilerine bakarak.
“Aaa siz Altay Grubun sahibi Rahşan Altay mısınız?”
“Evet”
Sevgi minnetle adamın sağlam elini tuttu. Rahşan elini çekmek istese de kendini durdurdu. Dün gece kıştan çıkmış bugün yazın sıcağına dokunmuştu. Kış karısı iken yaz hiç tanımadığı bu kadın olmuştu. Lanet okudu içinden. Neden Azra kalbini buz kütlesine çevirmişti ki? Nişanlısı düğün günü ölen bir tek o değildi ya..
“Küçük Mina`m için yaptıklarınız için minnettarım size Rahşan bey. Çok teşekkür ederim”
Rahşan elini nazikçe çekti. Sevgi adamın elini hala tuttuğunu o an fark etmişti. Kızararak bakışlarını kaçırdı. 
“Teşekkür etmenize gerek yok Sevgi hanım. Bu bizim borcumuz. Keşke daha önce yazsaydınız bize”
“Keşke” diyerek ayağa kalktı kadın. “Çay içer misiniz?” diye sordu.
Genç adam gülümsedi. Dili damağı kurumuştu. Bir bardak çay hiç de fena olmazdı. 
“İçerim” dedi hala gülümseyerek. İçindeki acı boğazına kadar çıkmıştı ama o inatla gülümsüyordu.
Sevgi adamın gülümsemesini gördüğü an yüreği hoplamıştı. Kalbi hızla atmaya başlamış, nedensizce mutlu olmuştu. Hiç tanımadığı adam neden böyle bir etki bırakmıştı ki üzerinde? Acaba evli miydi? Ya da hayatında biri var mıydı? Gerçi diğer ustalar gibi çalıştığı zaman yüzüğünü çıkarmış da olabilirdi. Bunu zamanla öğrenecekti. İçinden bu gelişinin tek seferle kalmaması için dua etti elinde olmadan.
“Hemen geliyor efendim” dedi ve mutfağa gitti. Birkaç dakika sonra geri geldiğinde elindeki tepsiyi sehpaya koydu.
“Ispanaklı börek yapmıştım. Çayın yanında iyi gider diye düşündüm Rahşan bey”
“Tek elimle yiyip içecek olsam da böreğe asla hayır demem.”
“Bu güzel işte. Hadi çayınızı için. Arzu ederseniz size yardım edeyim”
“Hayır, hayır teşekkür ederim. Kendim hallederim”
“Nasıl isterseniz”
Çaylarını yudumlarken havadan sudan konuşan ikili çaylar bittikten sonra vedalaşıp ayrılmışlardı. Rahşan çıktıktan sonra kapıyı kapatan Sevgi sebepsizce gülüyordu. Uzun zaman sonra hayatında iyi şeyler olmaya başlamıştı galiba.
Rahşan geçirdiği güzel dakikalardan sonra gerçekliğe dönmüş gülen yüzü solmuştu. Hiç tanımadığı kadını karısı ile kıyaslamak istememişti ama hep acaba o da böyle olsaydı nasıl olurdu sorusu dolanmıştı bütün öğlen aklında. Arabaya bindiğinde tek eli ile direksiyonu kavrayarak yavaşça eve doğru sürdü. Kapıyı zorlanarak da olsa açıp içeri girdi. Koridorun sonunda mutfaktan çıkan karısı ile karşılaşınca durmuştu.
Azra elinde kahve kupası ile mutfakta çıkarken kocası ile karşılaşınca şaşırsa da belli etmemişti. Adamı şöyle bir süzdüğünde adamın sargılı elini fark etmişti. Deli gibi merak etmişti eline ne olduğunu ama dün gece nerede kaldığını bilmediği için umursamaz olmaya karar vererek soğuk bir selam ile karşılamıştı adamı.
“Selam. Eline ne oldu?” diye sordu. Rahşan eline bakarak ismi gibi Sevgi dolu kadını hatırladı.
“İş kazası” demekle yetindi. Azra kahvesinden bir yudum alarak kafasını sallamış
“Geçmiş olsun” demişti salona geçerken. Giden kadının ardından baktıktan sonra eline düşmüştü bakışları.
“Sağol” diye mırıldanmıştı sadece. 
Odaya giderek giyeceği kıyafetleri aldıktan sonra çıktı ve banyoya girdi. Eline dikkat ederek yıkandı. Zorlanarak da olsa kurulanıp giyindikten sonra kirli klyafetlerini sepete attı. Banyodan çıktı ve odasında komodinin üzerinde bıraktığı telefonunu aldı. Salona girdiğinde karısının televizyon izlediğini gördü. Ondan uzaktaki koltuğa oturdu. Zonklayan elini renkli kırlentin üsten koyarak sakinleşmesini bekledi. Gözlerini kapatarak kafasını koltuk başına yasladı. 
Azra karşısındaki adama baktı. Eline ne olduğunu deli gibi merak ediyordu. Az önceki soğuk tavrını bozup da soramıyordu da.  Kapıda gördüğünde çok merak etmişti fakat açıklama bile beklemeden çekip gitmesine ve eve gelmemesi sinir etmişti kadını. O da dünkü yalnızlığın acısını böyle almıştı. Bilmiyordu ki soğukluğunun adamın kalbindeki sevgisini damla damla yok ettiğini. Bilseydi yapmazdı belki de.
Aç mıydı ki? diye düşündüyse de sormadı. Dünkü yakınlaşmadan sonra değiştiğini düşünmesini istemedi. Bir şeyler hissettiğini düşünmesini istemedi. Hissetmemişti o. Oğuz`undu onun kalbi. Kocasından sadece zevk almıştı. Utansa da bu böyleydi.
“İstersen sevdiğin adama gidebilirsin Azra. Hatta istersen mezarlığa yakın yere de taşınabilirsin. Daha rahat ziyeret edebilmek için” genç kadın kocasının kapalı gözlerine baktı.
“Ne demek istiyorsun?” kaşlarını çatmıştı. Nereden çıkmıştı şimdi bu mezarlık konusu?
Rahşan gözlerini açarak kadına baktı. İçi acısa da o kelimeleri dökmüştü dilinden. Dün gece olanlardan sonra ondan sevgi dilenemezdi. Kalbini istemeye hakkı yoktu. Çünkü kendisine verilecek bir kalp yoktu ortada. O kalp hep Oğuz`a ait olacaktı.
“Sen kazandın Azra. Bitti. Pes ettim.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder