Genç kadın arabadan inip karşıya geçti.
Geldiği binaya baktı kısa süreliğine.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi...
İsmi bile insanın içini ürpertiyordu.
Üzerindeki montun kollarını çekerek binaya giriş yaptı. Onu gören görevli
gülümseyerek selam verince aynı karşılığı vermişti kadın. Dudakları kıvrılmıştı
o an sadece. Dolu gözleri ve donmuş yüzü uzak durmuşlardı dudaklarındaki o
kıvrıktan. Yavaş adımlarla dört aydır yolunu aşındırdığı ezbere bildiği odaya
doğru giderken biri seslenmişti arkasından.
“Azra hanım” ismini duyunca arkasına döndü
usulca. Kendisine doğru gelen yeni doktor Merve hanımı bekledi sabırla. Merve hanım
yanına varınca
“Bir şey mi oldu Merve hanım?” diye sordu
merakla. Merve hanım gülümseyerek ona bahçe kapısını işaret etti.
“Bahçede şimdi. Dilerseniz oraya gidelim”
“Gidelim”
Karnı yüzünden adımları yavaşlamıştı ama Merve
hanım sabırla ona uymuş birlikte bahçeye çıkmışlardı. Bahçeye çıkıp birkaç
metre yürüdükten sonra onu görmüştü. Ağaçların arasında yerleştirilmiş bankta
oturuyordu. Aralık ayının kemik sızlatan soğuğunda hangi akla hizmet dışarı
çıkmıştı bu adam? Üzerinde bir tek kazakla hem de.
“Bu soğukta neden dışarıda bu adam?” daha çok
kendine sormuş gibiydi ama Merve hanım yanıtlamaktan alıkoyamamıştı kendini.
“Az önce öfke nöbeti geçirdi.”
Azra bedenini kadına doğru döndürdü. Duyduğu
şeyler ilgisini çekmişti.
“Şurada oturalım Azra hanım. Ayakta daha fazla
kalmayın.” Taşıdığı iki candan dolayı normalden büyük olan karnına bakmıştı
doktor kadın. İtiraz etmedi ona. Yakındaki bir banka oturdular.
“Az önce öfke nöbeti geçirdi de ne demek?
Birine zarar verdi mi? Ya da kendine?”
“Öncelikle sakin olun. Kendine zarar vermedi
fakat bu ay hastanelik olacak kadar darp ettiği hasta bakıcısı sayısı üçe
çıktı.”
“Hasta bakıcısı nasıl şimdi?”
“Hastanede ve durumu kafi. Şikayetçi
olmayacak.”
“Çok geçmiş olsun. Tüm hastane ve bakım
harcamalarını üstleneceğimizi iletin kendisine.”
“Kerem bey halleti o işi merak etmeyin.”
Kadın rahat bir nefes almıştı.
“Yanına gidebilir miyim?”
“Evet. Şu an aldığı sakinleştiricilerin
etkisinde zaten”
“Onlar uyutmuyor muydu?”
Merve hanım güldü.
“Yaşadığı duygusal travma yüzünden hayatının büyük bir kısmını
hafızasından silen bir adamdan bahsediyoruz Azra hanım. Sakinleştiriciler onda
uyku yapmaz sadece uyuşturur.”
Dissosyatif
Amnezi
Şiddetli fiziksel veya ruhsal acılara karşı vücudun savunma mekanizması:
Ağrı inhibisyonu ve hafıza kaybı. Fiziksel veya ruhsal bir travma ile ortaya
çıkan ani ve çok yüksek düzeyde bir stres, beynin öğrenme ve hafıza ile ilgili
bölgelerini etkileyerek o an gelişen korkunç olayı öğrenmesini ve bu olayın
daha sonra hatırlanmasını engelleyebilir.
Bu şok ve hafıza kaybı süresi stresin derecesine bağlı olarak geçici
bir uyuşukluktan başlayıp; birkaç güne, hatta daha uzun sürelere kadar
değişebilir.Beynimiz, hipokampus ve neokorteks denilen bölgelerinde, anlık
yaşanan olayları eğer önemli ise- öğrenilmiş bilgilere dönüştürür ve bu
bilgiler kalıcı hafızayı oluşturur. Hafif düzeyli heyecan ve stres, beyinde
öğrenmeyi arttırıcı etki yapar. Ancak yoğun ve uzun süreli stresin öğrenme ve
hafıza üzerinde olumsuz etkileri vardır.
Hafıza kayıpları küçük çocuklarda ve daha önce benzer deneyimlere maruz
kalmış kişilerde daha ileri derecede ortaya çıkar. Çocuklar, beyin gelişiminin
henüz tamamlanmadığı yıllarda yaşadıkları deneyimleri ileriki yaşlarında
hatırlayamaz. Ancak acı veren bu deneyimler hatırlanmasa ve ifade edilemese de
beynin amygdaloid çekirdekler gibi bazı bölgelerinde kaydedildiği için, ileri
yaşlarda ruhsal olarak bazı olumsuz izlerin ortaya çıkması
kaçınılmazdır.Istırap veren pek çok koşulun tehdidi altında bulunan canlılar
için, beynin analjezik (ağrı giderici) ve amnezik (hafıza kaybı) sistemlerinin
bu değişik fonksiyonları bazen acil durumlarda canlının acıyı algılamasını
azaltan, hatta hayatta kalabilmeyi (survival) sağlayan mükemmel bir sistemi
oluşturur.
(Alıntı.)
“Anladım. Ben gideyim”
Kadın oturduğu banktan kalkarak adama doğru
yürüdü. Yanına oturduğunda zahmet edip kim olduğuna bile bakmadı.
“Merhaba Rahşan” dedi titrek sesle. Onu böyle
görmek her seferinde ağlamasına neden oluyordu. Şimdi kendini tutmalıydı. Çünkü
onun ağladığını görmesini istemiyordu.
Rahşan kafasını yanında oturan kadına çevirdi.
Boş gözlerle izlediği mor menekşelerden hemen çekmişti hazellerini.
“Merhaba -” diyerek sustu ve düşünerek kadına
baktı. “Azra`ydı değil mi?”
“Sen de
kimsin?” demişti dört ay önce komadan uyandığında kocası.
Hislerini
yeni kabullenmiş kadın o an neye uğradığını şaşırmış acıyla kıvranmıştı.
“Dissosyatif
Amnezi” demişti Melek uzun uzun muayenelerin ardından. “Sınırlı bir zaman
dilimindeki olaylarla ilgili bellek kaybı. İnsanlar bazen üzücü bir olayla
karşılaştıklarında yaşadıkları şok nedeni ile, bir çeşit şuur kaybına uğrarlar.
Mehlika hanımın anlattıklarına bakılırsa Rahşan yıllar önce tam da bugün çok
yakın birini kaybettiği için delirmenin eşiğine gelmiş. Uzun yıllar psikolojik
ve aile desteği alarak iyileşmiş ama o travma hep beyninin bir köşesindeymiş.
Bugün yaşadığı kaza o gün yaşadıklarını tetiklemiş ve beyni yoğun strese
dayanamayarak kendini koruma altına almış. Yani Azra`cım şu an ne seni ne de
beraber kaza geçirdiği Sevgi hanımı hatırlıyor.”
“Tedavisi
var mı?”
“Özellikle
dissoyatif amnezi için kanıta dayalı tedaviler bulunmamakla birlikte, hipnoz ve
ilaç destekli soru cevap oturumları gibi tekniklerler bazı kişilerin anılarının
geri gelmesine yardımcı olabilir. Dissosyatif amnezisi olan insanlar yavaş
yavaş veya aniden kayıp anılarını hatırlayabilir. Yani demem o ki, Rahşan için
sabırlı olacağız ve yaşadığı travma ile yüzleşmesini sağlayacağız.”
Melek
yaşadığı acıyı gözlerinde gördüğü kadının elini tuttu. Kulağına eğilerek
“Söz
veriyorum Azra. Rahşan seni hatırlayacak. Bu yıllarca sürse bile.”
“O beni
hatırlamak zorunda Melek. Şu an onun sevgisine her şeyden daha çok ihtiyacım
var.”
Melek o iç
ısıtan gülümsemesi ile kadının elini sıktı.
“Hatırlayacak.
Ama sabırlı olman lazım güzelim”
“Sabırlı
olmaktan başka çaremiz var mı?”fısıldamıştı kendi kendine.
Genç kadın boğazındaki kocaman düğümü yutmakta
zorlansa da
“Evet. Adım Azra” dedi.
Adam kadına dikkatle baktı.
"Neden devamlı
buradasın? Bu halinle üstelik."
Adamın bakışları
karnına kayınca içindeki kıpırtıyı yok sayamadı. İki buçuk ay uzaktan izlediği
adamın karşısına bir buçuk ay önce çıkmıştı. O kadar hasretti ki ilgisine.
Hatırlamasa bile bebeklerine bakması heyecanlandırmıştı kadını.
"Sevdiğim biri
burada. Onu görmeye geliyorum."
Seni görmeye geliyorum. O kadar özledim ki. O kadar seviyorum ki. Anlatsam
şaşar kalırsın Hazel Gözlüm.
Anladığını belli etmek
için kafasını salladı adam.
"Peki sen neden
buradasın?" diye sorunca kocasının yüzünde peydah olan acıyı boğazını yaka
yaka yudumlamıştı. Zaten neden burada olduğunu bilen mantığı onu azarlarken
aralarına çöreklenen sessizlikten anlamıştı cevap vermeyeceğini. Fakat Rahşan
yine şaşırtmıştı onu.
"Benim yüzümden
öldü. On sekiz yaşındaydı daha. Yaşayacağı çok şey varken gözlerimin önünde
canına kıydı. Hepsi benim yüzümden." acının, pişmanlığın ve öfkenin
harmanlandığı sesi kadının tenini çizmiş, kalbini kanatmıştı. Hemen şimdi ona
sarılmak acısına ortak olmak istiyordu. Dişlerini sıkarak tırnaklarını avucuna
batırdı. Rahşan alayla arkada bekleyen
hemşireye baktı. " Beni, iyileştirmek için burada tutuyorlar ama
uyguladıkları tedavi yönteminin hiçbir boka yaradığı yok"
Ağzı bozuk bir Rahşan.
Yeni haberdi.
Ve kadın bunu sevmişti.
"Üzüldüm" dedi
adamın kazadan kalma yara izine bakarak. Kaşının üzerindeki dikiş izi nedense
adama ayrı bir hava katıyordu. O lanet kazada kemiklerinin çoğu kırılmıştı.
Özellikle köprücük kemiği. Daha yeni iyileşmişti biliyordu. Üç ay 8 bandajıyla
gezmiş, buna ayrı delirmişti kocası.
"Bende" bakışları
soğuyan demir gibi hemen yakınlığını yitirip uzaklara dalarken kadın karnında
hissettiği tekme ile kıkırdayarak aralarındaki sessizliği bozmuştu. Biranda
nerede ve kimin yanında olduğunu unutarak hep yaptığı şeyi yaparak bebekleri
ile konuşmaya kaptırmıştı kendini.
"Sakin olun bakayım.
Kavga etmeyin içeride. Anlamıyorum ki neyi paylaşamıyorsunuz. Aaa ama oğlum kız
kardeşini rahat bırak. Ay tamam tamam tekme atma. Demedim bir şey. Hadi biraz
sakin olun bakalım."
Konuşurken duyduğu kıkırtı
susmasına neden olmuştu. Şaşkınlıkla eli karnında kocasında tutuklu kalırken,
Rahşan hiçbir şey olmamış gibi kadının karnına bakıyordu ilgiyle.
"Sen.. gülüyorsun."diye
fısıldamıştı gayri ihtiyari. Onu duymayan adam tüm ilgisini bebeklere vermişti.
"Sözünü dinliyorlar mı
peki?"diye sorunca Azra karnına sert bir tekme daha yedi. Tekmenin
atıldığı yeri okşayarak kafasını kaldırdı ve adama baktı.
"Dinlediklerini pek
sanmıyorum. Birine kızınca diğeri de hemen savunmaya geçiyor. Şuan olduğu gibi.
"
Rahşan mor menekşelerine
hazellerini akıtarak baktıktan sonra kadının karnına doğru eğildi.
"Selam ufaklıklar.
İçeride neler yapıyorsunuz bakalım? Anneniz hiç mutlu değil haberiniz
olsun." Kendi de dediği gibi ufaklıkları uyarırken eli gayri ihtiyari
kadının karnına gitmişti. Tam değdirecekken durarak kadından onay almak için
bakışlarını ona doğru kaldırmıştı. Azra kalbi dört nala koşuyor gibi hızlıca
atarken onay adına sadece kafasını sallamıştı. Çünkü o an ağzını açsaydı aptal
aşık kalbi dışarı fırlayacak diye korkmuştu.
Adamın sıcak avucu giydiği
kazağın üzerinden bile tenini yakmış, içindeki hasreti bir nebze de olsa
dindirmişti.
Sevdiği adamın dokunuşlarını
özlemişti.
"Babanız çok şanslı sizin
gibi güzel evlatları olduğu için. Biraz sakinleşin ve annenizi üzmeyin tamam
mı?"
Babaları sensin diye bağırmak
geçti içinden. Ama sustu. Konuşması gereken yerde susması kadının canını
yakmıştı. Bir avuç közü yutmuş gibi, ne yutabiliyordu, ne ağzını açıp yere
dökebiliyordu.
Biraz daha sabır dedi iç sesi.
Biraz daha sabırlı olması gerekiyordu. Sabrının sonunda kazanacağı sevgi dolu
bir adam vardı çünkü.
"Durdular mı?" diye
soran adama yaşlı gözlerle evet anlamında kafasını sallamıştı.
Genç adam içindeki kıpırtıya
anlam verememişti o an. Başka bir adamın bebekleri için bu kadar
heyecanlanmamalıydı. Ama elinde değildi. Avucunun içini minik ayağıyla dürten
bebek kalbini ısıtmış, yarısı karanlığa gömülmüş zihninde bazı renklerin
parlamasına neden olmuştu.
“Ağlama Azra. Bebeklerini
üzme.” dedi içindeki karmaşayı öteleyerek. Uzanarak kadının yanaklarını sildi.
Sesindeki şefkat o kadar yoğundu ki, Azra yaşlı gözlerine rağmen tebessüm etti.
Ellerini adamın ellerinin üzerine koyarak çekilmesini engelledi.
“Bana sarılırsan ağlamam”
dediğinde adamın gözlerindeki tereddütü gördü. Neden tereddüt ettiğini
biliyordu elbette.
“Kocan-” daha fazla
konuşmasına izin vermeden adama daha da yaklaşarak kollarını beline doladı.
Başını göğsüne yaslayarak uzun zamandır hasret kaldığı kokuyu içine çekti.
Ciğerleri anında yangın yerine dönüşmüştü. Kokuyu her içine çektiğinde burnunun direğini sızlatan yaşları
göz pınarlarında tutmakta zorlanıyordu. Adam kolunu omuzuna atıp onu göğsüne
bastırınca gülümsemişti. Onun merhametli kalbine bir kere daha aşık olmuştu.
Yanağını yaslayıp usulca atan kalbi dinlediği sırada adamın göğsü inip
kalkmıştı. Genç kadın şaşkınlıkla geri çekilerek yüzüne bakmıştı. Adamın
yüzünde bir saniye durup kaybolan tebessümü hafızasının baş köşesine kazıdı
dikkatle. Kadının kendisinden ayrıldığını gören adam kolunu omuzundan
çekti.
“Küçükken bir kıza
aşıktım. Ben sekiz o ise beş yaşındaydı.” dediğinde Azra iç geçirdi. O kız
kendisiydi. “Bir gün onun küçük elini kavrayarak babasının karşısına çıkardım
ve biz evleneceğiz dedim. Yüzünü ve adını hatırlamıyorum ama.” kendisine
inanamıyormuş gibi kafasınl salladı adam.
“Peki evlendin mi
onunla?” dilini tutamamıştı sonunda. Sormuştu. Sorusunu duyan adam kafasını
kadına çevirdi.
“Burada” işaret parmağını
şakağına vurdu sertçe. “kocaman bir kara delik var sanki. En önemli
hatıralarımı yutmuş gibi. Hayatımdaki en önemli kişilerden birini unutmuşum
gibi hissediyorum Azra. Ve bu bazen öfkeden kudurmama sebep oluyor.”
“Hatırlayacaksın
Rahşan. Ben inanıyorum.”
“Doktorlar da öyle
umut ediyor”
“Rahşan” diyen kadın
konuşmalarını yarıda kesmişti. Rahşan ona seslenen hemşireye baktı. Orta yaşlı
sevimli bir kadındı.
“Şeyda”
“Odana dönmemiz
lazım.” diyen Şeyda kadının kocasının daha fazla yanında durma umudunu söndürmüştü.
Yüzü düşerken bakışlarını kocasına yönlendirdi.
“Benim maalesef gitmem
lazım Azra. Sonra görüşürüz” diyerek elini uzattı. Azra hemen elini tutarak
karşılık verdi.
“Görüşürüz” dedi
sesindeki üzüntüye engel olamadan. Rahşan kafasını sallayıp elini çekerek ayağa
kalktı ve hemşireye doğru yürüdü. Yanına vardığında hemşirenin yanağından makas
alarak oyuncu tavırla
“Sen benden hoşlanıyor
musun Şeyda?” diye sordu. Şeyda genç kız gibi kıkırdadı.
“Onu da nereden
çıkardın?”
“Sürekli peşimdesin
çünkü. Bensiz kalamıyormuşsun gibi hissediyorum.”
Şeyda kahkaha atarken
Azra insani tepki veren hemşireyi gıptayla izleyen kocasına bakıyordu.
Kendisinin de dediği gibi çok yakında o kara delikten kurtulacaktı. Onların
gidişini izlerken kadının bir eli karnında bir eli reçine kolyesinin yanına
iliştirdiği alyanstaydı.
Kocasının alyansı.
Kaza günü eşyalarını
ona verdiklerinde yüzüğünü hemen almış, üzerindeki kanı yıkamış kolyesini
çıkartarak ipine geçirmişti. O gün aklına gelince bedeninden geçen ürpertiye
engel olamamıştı. Kerem`e bakarak “Başınız sağ olsun” diyen doktorun önünden
geçerek yanlarına gelen Kerem`i yıllarca beklemiş gibi sabırsızlıkla
karşılamıştı. Rahşan hala yaşıyordu ve ameliyattaydı. Ölen aynı ameliyathanenin
diğer odasında ameliyat olan başka hastaydı. Bedenini boş çuval gibi sandalyeye
bırakıp kocası için sevinirken karşısında feryat eden insanlar için üzülmüştü.
Onlar bir can kaybetmişlerdi. Sevdiklerini kaybetmişlerdi.
“Azra Hanım” diyen
Merve hanıma döndü bakışları. Tam karşısındaydı ama o daldığı düşünceler
yüzünden kadını görmemişti.
“Buyurun Merve hanım.
Bir şey mi oldu?”
“Sizinle odamda
görüşmek istiyorum. Benimle gelir misiniz?”
“Tabii ki”
Merve`nin odasına
geldiklerinde bir şey içip içmeyeceğini sordu önce. Genç kadın bir bardak su istedikten
sonra doktora baktı. Kendisiyle ne konuşacağını merak etmişti.
“Cuma günü Rahşan beyi
taburcu ediyoruz”diyen doktor sana dünyayı veriyorum deseydi asla bu kadar
sevinmezdi. Kendini zor bela zapt ederek hafif heyecanla baktı ona.
“Bugün Salı. Yani üç
gün sonra çıkıyor mu?” mutluluktan kanatlanan kalbinin üzerine koydu elini.
“Evet. Ve az önce sizi
izlerken bir şeyi fark ettim Azra hanım” diyerek gülümseyen kadın merakını cezb
etmişti.
“Neyi fark ettiniz?”
kaşlarını çatmıştı. Onları mı izlemişti tüm konuşmaları boyunca.
“Sizi hatırlamayan
adamı kendinize yeniden aşık ediyorsunuz”
Bu kadının
dudaklarından ne güzel kelimeler dökülüyordu bugün. İçi içine sığmadı Azra`nın.
Merve karşısındaki kadının saklamaya çalıştığı fakat onun mesleği gereği kitap
gibi okuduğu gözlerinden taşan mutluluk ve heyecan tüm yüzünü kaplamıştı.
“Şimdi tüm yakınlarına da söyleyeceğim gibi onu eski hayatına adapte etmemiz
lazım. Sizin evli olduğunuz gerçeği hariç her şey aynı kalacak. Yaşadığınız
evde eğer eskiden yaşıyorduysa buradan çıkınca orada yaşasın. Tabi o evdeki
evliliğinize dair tüm anıları yok etmeniz lazım.” kadının yüzü düşse de hemen
toparladı. Şimdi üzülme zamanı değildi. Sevdiği adam için savaşma zamanıydı. Ve
Azra Altay girdiği savaştan asla mağlup ayrılmazdı. “Bundan sonra onunla kendi
doktoru Melek hanım ilgilenecek. Kendisi az önce arayıp söyledi.”
Merve hanım ayağa
kalkınca o da kalkmıştı. Kendisine uzatılan eli hemen sıkan kadın gülümsemişti.
“Her şey için teşekkür
ederim Merve hanım.”
“Rica ederim Azra
hanım. Görevimiz.”
Merve ile
vedalaştıktan sonra hastaneden çıkıp arabasına doğru yürümeye hazırlanan kadın
çalan telefonu ile adımlarını yavaşlatmıştı. Çantasından telefonu bulup
ekranına baktığında gülümsedi.
Mehlika Anne arıyor...
“Efendim annem”
diyerek yanıtladı kayınvalidesini. Telefonun diğer ucunda yaşlı kadının
gülümsediğini biliyordu.
“Annen kurban olsun
size.”
“Öyle deme annem. Sen
neden aramıştın ki beni? Kötü bir şey yok inşallah” son dört aydır hayatları
tepe taklak olduğu için her gelen telefona felaket gibi bakıyordu.
“Kötü bir şey yok
şükür kızım. Biz Mira ile annesinin mezarını ziyarete gidiyoruz. Sen de Mahir
babanın ve annenin mezarını ziyaret etmek ister misin diye soracaktım.”
Annesini ziyaret
etmeyeli uzun zaman olmuştu. O kadar özlemişti ki onu.
“İstiyorum elbette”
“İyi. O zaman Kerem
seni alacak olduğun yerden. Oğlumu ziyaret ettiğini söyledi.”
“Evet anne. Cuma günü
taburcu edecekler Rahşan`ı” der demez kadının şükür etmelerini Allah`a binlerce
kere teşekkür etmesini dinledi Azra. “Anne orada mısın?” diye seslenince
nihayet yanıt alabilmişti.
“Buradayım kızım. Çok
şükür oğlum o yerden kurtuldu. Yakında her şeyi hatırlayıp eski Rahşan olacak.
Buna eminim kızım. Sen hiç üzme kendini.”
“İnşallah anne. Ben
Kerem`i bekliyorum o zaman.”
******
Genç kadın
kayınpederinin mezarının başına geldiğinde derin nefes aldı. Mahir Altay oğlu
kaza geçirdikten bir ay sonra kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti. Mira,
Mehlika hanım Kerem ve kendisi kayınpederi için fatiha okuduktan sonra
Sevgi`nin mezarının başına geldiler. Dört ayda ilk defa geliyordu mezarına.
Mira ağlayarak getirdiği çiçekleri annesinin mezarına koyarken genç kadının
bakışları beyaz mezar taşının üzerinde yazılan isme takıldı.
Sevgim Saygıner
“Rahşan`ın isimleri
tam söyleme takıntısı var.” dedi yanında duran Kerem.
Ne yani bir senedir bu
takıntı yüzünden mi acı çekmişti?
“Onu tanımamanın bir
cezası daha. Bir senedir o her Sevgim dediğinde isminin yanına iyelik eki
kullanıyor sandım. Ona kızdım, kırıldım. En önemlisi de artık beni sevmediğini
düşündüm.”
Karnındaki tekmeleri
hisseden kadın avucunu tekmenin atıldığı yere bastırdı. Bebekleri ona güç
veriyordu. Onlar olmasaydı bunca acıya nasıl dayanırdı bilmiyordu. Kerem
kendini suçlayan kadına bakarak elini omuzuna koydu.
“Kendini suçlamayı
bırak. En büyük suç o aptal kuzenimin. Sen onu uyardığında takıntısından
bahsetmeliydi sana.”
“Bu hikayede iki taraf
da suçlu Kerem. Azı çoğu yok bu işin.”
“Azra abla” yaşlı
gözlerle kendisine bakan küçük kıza sarıldı genç kadın. Annesi öldükten sonra
yetiştirme yurduna verilen kızı elinden geldiğince sık sık ziyaret ediyordu.
Her seferinde Rahşan`a ne kadar öfkeli olsa da kendisine büyük bir sevgiyle
yaklaşan kızın oradaki mutsuzluğunu görüyordu. Mira yurtta kalmak istemiyordu.
Küçük kız kaza yaptığı için kocasına kızgındı. Annemi benden o aldı diye
ağlamıştı cenazede.
"Azra abla oraya gitmek istemiyorum. Beni yanına
al. Ne olur bırakma beni." dedi hıçkırarak kadının beline yanlamasına
sarılırken. Büyüyen karnı yüzünden yandan sarılmıştı beline. Kızın yalvarışları
kadının anne kalbini acıyla sarmıştı. Örgülü saçlarını okşarken yanaklarından
süzülen yaşladı sildi diğer eliyle. Şimdi alamazdı ki onu yanına. Daha kendisi
nerede yaşayacaktı bilmiyordu. Sevdiği adamdan uzakta, hamile haliyle durumu
muallaktaydı.
"Mira`cım ben..." cümlesini bitiremeden Mira
geri çekilerek yaşlı gözlerle baktı yüzüne.
"Lütfen Azra Abla. Her dediğini yaparım. Hiç
üzmem seni. Çocuklarına da gözüm gibi bakarım. Yalvarırım bırakma beni."
Kadın yutkunarak kızın yüzünü avuçladı.
"Mira`m güzelim. Sana söz veriyorum. Alacağım
seni oradan tamam mı? sadece biraz daha dayan."der demez yaşlı kahveler
mutlulukla parlamıştı.
"Gerçekten alacak mısın?" sesinde o kadar
güzel bir tını vardı ki, bunun için bile onu yanına alacaktı. Yanaklarını
okşadı.
"Evet bebeğim alacağım."diyerek gülümsedi.
"Anne sözü mü?"
"Anne sözü kızım. Anne sözü."
Mira gülerek elini
kadının karnına koydu.
“Merhaba minik
fasulyelerim. Çok yakında ablanız olacağım ve size çok iyi bakacağım. Azra
ablamı üzmeyin tamam mı? Ona iyi bakın.” eğilerek kadının karnını öptü. Mehlika
hanım ağlayarak kafasını çevirirken Kerem dişlerini sıkmıştı. Biraz daha
konuştuktan sonra Kerem Mira`yı yetiştirme yurduna götürürken Mehlika hanım da
onlarla gitmişti. Genç kadın annesiyle yalnız kalmış, annesine içini dökmüş
bolca ağlamıştı.
Bir saat sonra
arabadan indiğinde Kerem de inmişti onunla beraber. Apartmanın önünde durarak
binaya baktı kadın. Buraya ilk gelişini hatırladı. Binaya girdiğinde sanki onun
için kazılmış mezara girmişti. Yüzünde idam mahkumunun ifadesi kalbinde hasret
kaldığı adamın aşkı.
Feleğin oyunu işte.
Şimdi bir zamanlar
mezar dediği eve girmek için can atıyordu.
“Evdeki eşyalarını
topladın mı Azra?” diye sordu apartmanı izleyen kadına. Azra adama döndü. O
evdeki varlığını yok etmek zor gelse de yapmıştı.
“Evet. Hazırladığım
bavulları alacağım sadece.”
“Sen burada bekleyeceksin
ben getireceğim o bavulları. Bin arabaya şimdi.” Diyerek apartmana doğru
hareket eden adamın kolunu tutarak durdurdu. Kerem kaşlarını çatarak kadına
baktı. Neden durdurmuştu ki onu?
“Cuma günü çıkacak
Kerem. İki gün daha evimde kalmak istiyorum. Sonra planımızı aynen uygularız.”
Kerem yumuşayan yüz
ifadesi ile kafasını salladı ve elini kadının elinin üzerine koydu.
"İki gün sonra ben seni gelir alırım. Bu
halinle uğraşma. "
"Tamam"
"Nerede kalacaksın peki?" diye sorduğunda kadın bakmıştı sadece. Nereye
gideceğini bilmiyordu ki.
"Bilmiyorum ki. Sonrasını hiç
düşünmedim. Belki yasemine giderim." Onun düşünmesine gerek yoktu. Kerem
her şeyi düşünmüştü. Küçük detayları bile atlamamıştı.
"Yasemin mi?" adamın aklına kızıl
ateş gibi düşmüştü kadın. Ne yapıyordu acaba? Aramalarına da cevap vermiyordu ki. Görmeye gittiğinde
yüzünü göstermemesinden bahsetmek bile istemiyordu.
"Gerçi onunda kendince dertleri var. Birde
ben yük olmayayım kıza." Son dört aydır Rahşan ve şirketi ile o kadar
meşguldü ki, yanında gün be gün solan kuzeni ile oturup adam akıllı
konuşamamıştı bile. O yüzden kendine kızgındı. O sır küpü kuzeni de
anlatmıyordu ki bir şey. Her sorduğunda işleri yüzünden yorgun olduğunu söylüyordu.
"Ne derdi var ki? Önemli bir şey mi
oldu?"
"Yasemini en son ne zaman gördün Kerem?
Yada şöyle sorayım onu en son ne zaman aradın?"
Kerem mahçup ifade ile saçlarını kaşıdı.
"Oldu biraz. Bu aralar Rahşan
olayından dolayı pek vaktim olmadı. Biliyorsun."
Bu konuyu araştımayı aklının bir köşesine not
etti kadın.
"Neyse nerede kalacağıma daha sonra karar
veririm."
“İstediğin gibi olsun Karlar Kraliçesi. Ben
gideyim o zaman. Yeğenlerime iyi bak”
“Bakarım merak etme
amcaları.”
Kerem arabaya binip
gittikten sonra kadın evine gitmek için apartmana girdi.
******
Genç adam camın önünde
durarak üç saat önce Azra ile birlikte oturduğu bankı izliyordu. Odasına
çıktıktan sonra tüm gün bir şeyler hatırlaması için beynini zorlamış ama bir
sonuç alamayarak sinirle komodinin üzerinde duran sürahiyi duvara fırlatmış
paramparça olmasına neden olmuştu. Sesi duyarak gelen Merve hanım onunla
konuşarak sakinleştirmişti.
“Avucumda.” elini
kaldırarak avucunu ovdu. “O miniğin tabanı ile dürttüğü yerin verdiği his hala
avucumda Merve.”
Merve kendisine
arkasını dönen adamı izledi. Rahşan şu an görmüyordu ama doktoru gülümsüyordu.
“Sen Azra`ya karşı bir
şey mi hissediyorsun Rahşan?”
İzlediği camdan
uzaklaşarak doktorunun karşısındaki koltuğa oturdu. Dirseklerini dizlerine
dayayarak kafasını avuçlarının arasına aldı.
“Bilmiyorum Merve. Onu
ilk gördüğüm gün hiçbir tepki vermemiştim. Hastanedeydi. Yanımdaydı. Ama ben
kim olduğunu bilmiyordum. Yada hatırlamıyordum.” Yarısı karanlığa gömülmüş
zihnini taşıyan kafasına vurdu sertçe. İlk vuruştan sonra Merve ikinciyi
engellemişti adamın elini tutarak. “Bu lanet beyin birini unuttu ama kimi? İşte
bunu bilmiyorum. Ve bilmemek beni deli ediyor.”
“İçten içe o kişinin
Azra olmasını istiyorsun.”
Rahşan anında kafasını
kaldırarak kadına baktı. Tek kelime etmedi. Zaten Merve de adamın bakışlarından
yanıtını almıştı.
“Ve o kişinin Azra
olmaması durumunda ne yapacağını bilmiyorsun.”
“O evli Merve. Benim
ondan bir şey istemeye hakkım yok.”
“O evli değil Rahşan.
Kocası onu bırakıp gitti.”
“Buraya neden geliyor
peki? Kim için geliyor?” adamın sorularından çok sesindeki umut güldürmüştü
Merve`yi.
“Kocası burada tedavi
oluyordu. Ama o senin gibi güçlü değildi Rahşan. Sinir krizlerinin birinde
kendini yaralamış ve hayatını kaybetmişti. Ama Azra onun ölümüne alışamadı ve
her gün buraya gelmeye başladı. O gelişlerin birinde de seninle tanıştı.”
Uydurulan hikayeyi o
kadar gerçekçi anlatmıştı ki, kendi bile inanacaktı neredeyse. Kafasını
salladı.
"Ona çok
benziyor."
"Canana mı?
Sesli cevap yerine
kafasını salladı adam. Daha sonra aklına gelen şeyle hüzünlü bir gülümseme
kondu dudaklarına.
"Ağladığı belli
olmasın diye saçlarına saklanıyor. Burnu çok çabuk kızarıyor. Aynı onun gibi. Gözlerindeki acıyı gördüm
bir gelişinde. Bir yerlerden tanıyorum o acıyı."
"O zaman tezimi
değiştiriyorum. Ondan hoşlanmadın. Canan'ı anımsattığı için ilgini çekti
diyebilir miyiz?"
"Bilmiyorum. Ne
hissettiğimi bilmiyorum Merve. Zamana ihtiyacım var."
“Seni hislerinle baş başa
bırakayım. Dinlen biraz. Zaten üç gün sonra kurtuluyorsun buradan”
“İşime ve evime kavuşacağım
nihayet.”
“Senin adına sevindim. İyi
geceler Rahşan”
“İyi geceler Merve”
Merve gittikten sonra adam
sarsak adımlarla yatağa doğru yürüdü ve örtüs açılmış yatağa yattı. Aklında
kadının karnını okşadığı ve bebeklerden birinin avucunu dürttüğü an vardı.
Cuma günü...
Genç adam huzursuz
uykusundan uyandıktan sonra birkaç gündür yaptığı gibi pencerenin önüne gelerek
Azra ile birlikte oturdukları bankı izlemek istedi. Pencereye yaklaştıktan
sonra bakışları hemen o bankı buldu. Bank görüş alanına girer girmez hem
sevinmiş hem kaşlarını çatmıştı. Duygu karmaşasına alışık olan bünyesi hiç
tepki vermemişti. Fakat kalbi hızını bir iki tık arttırmış adamın üzerinde
sadece yün kazakla odadan çıkmasına neden olmuştu.
“Azra?” demişti banka
yaklaştığında. Azra onu görür görmez ayağa kalkmıştı hemen. Rahşan`ın bakışları
anında kadının mükemmel fiziğini bulmuştu. Üzerinde dizinin üstünde biten el
işi örme yün elbise deri ceket vardı. Saçlarını her zamankinin aksine bu sefer
at kuyruğu toplamıştı.
Üç gündür görmediği
kadını özlememişti değil mi?
Hayır elbette.
Peki özlemediyse neden
bakışlarını ondan özellikle karnından çekemiyordu?
“Nasılsın?” diye sordu
kadın. Sevdiği adamı gören gözleri kalbini heyecandan durma noktasına
getirmişti. Uzun zamandır onun yatağında kokusuyla uyumasına rağmen deli gibi
özlüyordu. Rahşan ona cevap vermeden elini tutarak beraberinde binaya soktu. Dışarının
soğuğundan sonra içerinin sıcağı kadını titretmişti. Yarım saattir o bankta
oturuyordu. Haliyle üşümüştü. Kendisini rahat ve geniş bir koltuğa oturtan
adama baktı.
“Bekle beni burada.”
diyerek onu koltukta yalnız bıraktı. Arkasından merakla bakan kadın onun nereye
gittiğini anlamaya çalışıyordu. O an karnındaki tekmeler dikkatini dağıtmış
gülümseyerek karnına dokunmasına sebep olmuştu.
“Kavga edip durmayın
siz de. Babanızın nereye gittiğini anlamaya çalışıyorum burada.”
Bir kaç dakika sonra
elinde büyük bir kupa ile geri dönen kocasının gelişine sevinmişti. Rahşan
kadının yanına oturarak kupayı ona uzattı.
“Ne bu?”
“Sıcak çikolata.
Şeyda`dan aldım.”
“Neden aldın ki?” bu
kadın bugün saf tarafından mı kalkmıştı. Çünkü ilk bakışta saf birine asla benzemiyordu.
“Senin yani sizin için
aldım. İç de için ısınsın.”
Kadın gülümseyerek
kupayı dudaklarına götürüken kocasına teşekkür etmişti. O çikolatayı içerken
adamın bakışları karnında dolaşıyor içinde heyecan patlamasına neden
oluyordu.
“Bugün uslular her
halde” diyen adamın karnına dokunmamak için sıktığı yumruğuna baktı. Kupayı
sehpaya bırakarak yumruk yaptığı elini avucuna aldı ve açılmasını sağladı.
Sonra o elini karnına koyarak gözlerinin içine baktı.
“Neden onlara
sormuyorsun bunu?”
Rahşan bunu
bekliyormuş gibi karnına doğru hafif eğildi.
“Hey minikler annenizi
üzmüyorsunuz değil mi?” diye sordu yatıştırıcı sesiyle. Bebekler aynı anda
sözleşmiş gibi tekme atınca kadın bu fırsatı kaçırmayarak adamın diğer elini de
alarak karnına koydu.
“İkisi de tekme attı.”
adamın şaşkın haline güldü.
“Evet. Sana tepki
verdiler.”
Babalarını
selamlıyormuş gibi tepki vermişlerdi minikleri.
“Bu çok güzel bir his.
Keşke babaları da tatsaydı bu hisleri.”
Kadının gülen yüzünün
solduğunu fark eden adam bin pişman olmuştu.
Dilini eşşek arısı
soksun Rahşan.
“Hatırlattığım için
üzgünüm Azra. Onun öldüğünü dün öğrendim Merve`den” dediğinde genç kadın planın
işleve girdiğini anlamıştı. Buna sevinmişti işte. Çünkü sevdiği adama kavuşmaya
bir adım daha yaklaşmıştı.
“Alışmaya çalışıyorum
Rahşan. Sen beni üzmedin merak etme.” Elini sıktı adamın. Rahşan o an anlamıştı
hala ellerinin onun karnında olduğunu. Hemen çekti ellerini.
Azra üzülse de ses
etmemişti.
“Saçların” dedi Rahşan
konuyu hızla değiştirerek. Azra adama merakla baktı.
“Bozulmuş mu?” kadının
tatlı telaşı hoşuna gitmişti.
“Hayır. Seni hep salık
saçla gördüğüm için bu sefer toplaman şaşırttı beni.”
“Yakışmamış mı?” ne
diyordu bu kadın. Ona her şeyin yakıştığını bilmiyor muydu? Elini kaldırarak saçlarına
dokundu. Saçına taktığı lastik tokayı çekerek çıkardı.
“Her halin güzel ama
saçlarını açık haliyle daha çok beğeniyorum Azra.”
Genç kadın rahat nefes
alarak gülümsedi ve açılmış saçlarına çeki düzen verdi. Sevdiği adamın onu hala
beğenmesi hoşuna gitmişti.
“Rahşan bey” diyen
Merve`nin asistanı Nilay`a baktı adam. “Gitme zamanınız geldi. Aileniz sizi
bekliyor” diyerek ileride onlara gülümseyerek bakan annesi ve kuzenini
gösterdi. Kafasını salladı.
“Buradan kurtuluyorsun
demek” bilmiyormuş gibi yapmak en iyisiydi.
“Evet. Sen buraya
gelmeye devam mı edeceksin?”
“Hayır. Aslında bugün
buraya veda etmeye geldim. Kocamı rahat bırakmanın zamanı gelmiş artık.”
“Ağlama” yaşları
kurulamak için avuç içlerini yanaklarına bastırdı adam. “Mutlu ol Azra. Hayat
çok kısa. Bu lanet hayatımı bir süre çekilebilir kıldığın için teşekkürler.”
Dedikten sonra ayağa kalktı ve kadından uzaklaşarak onu bekleyen ailesine doğru
yürümeye başladı. Genç kadın arkasından bakmamak için bakışlarını ellerine
dikti. Çünkü onun gidişini izlerse engelleyeceğinden korktu. Bir süre öyle
kalarak parmağındaki yüzükle oynarken öksürük sesiyle başını kaldırdı.
"Gitmiştin."
Yüzü aydınlandı
kadının.
Omuz silkti adam.
"Gidemedim"
"Neden" diye
sordu fakat adam cevap vermeden elindeki kağıdı ona uzattı.
"Bu kuzenimin
numarası. İsmi Kerem. Onun sayesinde bana ulaşabilirsin. Eğer istersen tabii.
Ve unutmadan ağlama ağrtık." Genç adam kadını öylece bırakıp gidememişti.
Kendi telefonu olmasına rağmen karanlığın zihninin ne kadarına hükmettiğini bilmediği
için kendine güvenmiyordu. O yüzden kadına Kerem`in numarasını vermeyi
seçmişti.
“Görüşürüz” dedi kadın
umutla.
“Görüşürüz Azra.
Kendine iyi bak. ”
******
Hastaneden çıkan adam
arabaya binerken kuzenin kendisine baktığını fark etti.
“Ne oldu?” diye sordu
dayanamayarak.
“Kimdi o kadın?”
“Bir arkadaş” diyerek
geçiştirdi onu Rahşan. Ona şimdi bir şeyler söylemek istemiyordu. Yalnız
kalınca konuşacaktı. Şimdilik arkasına yaslanarak kalbi kırılgan narin kadını
ve karnında taşıdığı o iki mucizeyi düşünmek istiyordu. Eve geldiğinde
annesinin onca ısrarına rağmen yalnız kalmak istemişti. Annesini eve
götürdükten sonra ona uğraması için kuzenini tembihledikten sonra kuruyan
boğazını ıslatmak için buz dolabını açmıştı. Fakat dolaptaki içecekler onu
kesmemişti. Ve hatırladığı kadarıyla evde alkollü hiçbir şey yoktu. Eskiden
içki içmediğini çok şükür ki hatırlıyordu. Dolabın kapağını kapatarak mutfaktan
çıktı.
“Bakalım anahtarların
yerini doğru hatırlıyor muyum” diyerek portmantoya doğru yürüdü ve büyük kaseye
baktı. “Buradalar.” Evin ve arabasının anahtarını alarak montunu giyindi.
ayakkabılarını da ayaklarına geçirdikten sonra hazırdı. Evden çıkarak asansöre
bindi ve zemin katın numarasını tuşladı. Asansör kata geldiğini bildiren ses
çıkardığında açılan kapıdan çıktı ve arabasını aramaya başladı. Az ilerideydi.
Anahtarla uzaktan kilitleri açtı ve yaklaştığında hemen bindi. Arabayı
çalıştırıp otopartan çıktıktan sonra bir kaç metre iledireki süper marketin
önüden geçti. Yürüme mesafesinde de olsa o markette içki satmıyorlardı.
Hatırlıyordu. O yüzden üç mahalle
ilerideki markete sürerek önünde durdu ve arabayı çalışırken bırakıp içeri
girdi. İstediği sert viskiyi bulup aldıktan sonra kasaya doğru gideceği sırada
ismini duyunca durmak zorunda kalmıştı.
“Rahşan?” arkasına
döndüğünde kendisine emin olmak ister gibi bakan kadını gördü.
“Çiğdem?” aynı
karşılığı vermişti adam. Kadın onu tanıyınca gülümseyerek yanına geldi ve
kollarını boynuna dolayarak sıkıca sarıldı. Rahşan kadının sadece hafifçe sırtına
dokunmuştu kendisine sarılırken. Geri çekildiğinde kadın onu baştan aşağı
incelemeye başladı.
“Bir an sen misin diye
şüphe ettim. Değişmişsin.” Sesindeki mutluluğu hissetti adam. Keşke o da böyle
basit şeylerle mutlu olabilseydi.
“Değişmedim Çiğdem.
Eski benim işte” dedi soğuk sesle. Çiğdem kafasını salladı yanlara doğru.
“Kazayı duydum Rahşan.
Kazadan sonra değişmişsin. Gözlerin mesela sımsıcak bakardı ama şimdi buz gibi.
Eskiden gülümserdin. İnsanın içi ısınırdı ama yüzünde mimik oynamıyor. İnsanın
içi üşüyor sen böyle bakınca.” Aynı üniversitede farklı fakültelerde
okumuşlardı fakat arkadaş grupları aynı olduğu için hep birliktelerdi. O
zamanlar Rahşan böyle değildi. Girdiği her ortama neşe getiriyordu.
“Son iki buçuk senemi
hatırlamıyorum Çiğdem” sert sesini duyduğunda kadın ürpermişti. Ürperse de
gülümsemeyi başarmıştı.
“Hatırlayacağına
eminim. Numaran hala aynı mı?” diye sordu farklı konuya geçiş yaparak.
“Evet.”adam eve gidip
elindeki viskiyi bitirmek istiyordu. Eski arkadaş muhabbetini çekecek havada
değildi.
“Tamam. Ben bu
marketler zincirinin buradaki Bölge Yöneticisiyim. Buralara geldiğinde ara da
görüşelim canım”
“Buralarda oturmuyorum
ben Çiğdem. Sadece bunun için geldim bu markete”diyerek elindeki viski şişesini
gösterdi kadına. “Hoşça kal Çiğdem. Arabayı çalışır vaziyette bıraktım
dışarıda.”bu kibarca beni rahat bırak demekti.
Kadın el mahkum
vedalaşmıştı onunla. Elbette yaşadığı yeri biliyordu. Sadece sohbet etmek
istemişti.
“Görüşürüz Rahşan”
Genç adam kafasını
sallayarak kasaya doğru yürüdü ve aldığı içkinin parasını ödedi. Makretten
çıkarak arabasına bindi ve evine doğru sürdü.
Kapıyı açıp içeri
girdikten sonra üzerini değişmiş ev normal ısıya ulaştığı için eşofman altının
üstüne sadece tişört giymişti. Viskisini alarak kış balkonuna çıkmış sallanan
koltuklardan birine oturmuştu. Bardağa koymadan direkt şişeyi kafasına diken
adam cebinden çıkardığı siyah lastik tokayı burnuna götürdü. Çilek kokuyordu.
Hastanedeyken kadının
dalgınlığından faydalanarak tokayı kotunun cebine atmıştı. Belki hırsızlık
yapmıştı ama yanında ondan bir şey taşımak istemişti. Bir hatıra. Bir iz.
Gözlerini kapatak
kafasını geri atan adam çilek kokulu kadını düşünmeden edemiyordu. Acaba
neredeydi şimdi? Bebekleri yine kavga ediyorlar mıydı karnında? Onları
sakinleştirmek için yine o tatlı sesiyle konuşuyor muydu? Aniden doğrularak
şişeyi tekrar kafasına dikti. Büyük bir yudum alarak kehribar renkli sıvıyı
yakması için midesine gönderdi.
“İçki içecek kadar mı
büyük derdin kardeşim?” sesini duyduğunda şişeyi koltuğun yanına koydu ve
yanına geçerek diğer sallanan koltukta oturan kuzenine baktı. tek kelime
etmeden şişeyi ona uzattı. Kerem şişeyi alarak kafasına dikti. Rahşan şişeyi
geri aldığında yarılanmış viskiye baktı.
“Senin derdin benimkinden
de büyük galiba. Rana yine ne yaptı?”
“Oğlumu zehirliyor
kaltak. Yusuf annemle yeniden evlen diye tepemde iki aydır”
“Bu sefer büyük
oynuyor Rana hanım.”
“Onun o büyük oyununa
sokacağım az kaldı. Merak etme sen. Sen şimdi onu bırak da beni neden çağırdığını
söyle.”
“Hastanede konuştuğum kadın” dedi avucunu
açarak tokaya baktı. “Onun hakkında her şeyi bilmek istiyorum abi” dedi adam
beyazları kızarmış hazellerini kuzenine dikerek. Kerem kurduğu planın tıkırında
olmasının keyfiyle arkasına yaslandı.
“Numarası var mı sende?”
“Hayır ama ona senin
numaranı verdim”
“Kendi numaranı niye
vermedin?”
“Kendime ne kadar
güvenmem gerektiğini bilmiyorum daha”
“Hım. Demek bana
kendinden çok güveniyorsun. İlginç”
“Aradı mı seni bugün?”
dedi adamın tespitini es geçerek.
“Aramadı ama
arayacak.”
“Nereden biliyorsun?”
“Kağıdı aldıktan sonra
sana nasıl baktığını gördüm”
“Nasıl bakıyordu?”
kuzeninin merakı adamı içten içe güldürmüştü.
“Sana abayı-”
cümlesini tamamlamasına çalan telefonu engel olmuştu. Cebinden çıkardığı
telefonun ekranına baktığında ağzından çıkan küfüre engel olamamıştı.
“Ne istiyorsun Rana?”
diye sordu sert sesle. “Geliyorum” diyerek ayaklanan kuzenine baktı Rahşan.
“Nereye?”
“Yusuf baba diye
ağlıyor. Bakma öyle bu sefer doğru söylüyor. Sesini duydum paşamın.” Elini
kuzeninin omuzuna koydu. “O kadın beni ararsa hakkında her şeyi öğreneceğim
kardeşim. Sen hiç merak etme.”
“Sana güveniyorum abi”
“Numaramı vermenden
belli zaten” muzip bakışlarını kuzenine dikip göz kırptı.
******
Günler geçiyor Rahşan
yeni hayatına daha iyi adapte oluyordu. Tedavileri devam ediyordu elbette ama
pek işe yaramıyordu. O karanlık hala zihnindeydi. Melek yeni doğum yapmasına
rağmen onunla uğraşmaktan hiç şikayetçi değildi.
“Kerem bey geldi mi
Simay?” dedi adam sekreterinin önüne bıraktığı evrakları imzalarken.
“Evet efendim. Sizi
bekliyor odasında.”
“Bitti mi?” evrakları
gösterdi sabırsızlıkla. Simay gülümseyerek
“Evet” dedi. Rahşan
onu neredeyse düşürecek kadar hızla koltuğundan kalkarak kapıya doğru yürüdü.
Patronunun arkasından kafasını sallayarak gülen kadın masaya dağılmış evrakları
toplayarak çıktı odadan. Şirkette her kes büyük patronun hafıza olayını bildiği
için kimse Azra hakkında tek kelime etmiyordu. Kerem o gelmeden tüm şirketi
toplayarak durumu anlatmış, hata yapanı şirketten kovacağını kesin dille
belirtmişti.
Genç adam baş
mimarının odasına girdiğinde Kerem telefon görüşmesi yapıyordu. Onun gelişini fark
edince eliyle koltuğu işaret etti. Görüşmesi bittikten sonra onun karşısına
geçti.
“Aradı mı?” diye
sordu. Gözlerini devirdi Kerem. Bir haftadır kendisini her gördüğünde aynı
soruyu soruyor adamı çığırından çıkarıyordu.
“Aradı.” Dediğinde
adamın yüzündeki heyecan görülmeye değerdi. “Ben de yerini ve kim olduğunu buldum.” Arkasına yaslanarak cebinden
çıkardığı kağıt parçasını havada salladı. Rahşan tek hamlede aldı kağıt
parçasını onun elinden. Hemen okumaya başladı.
“Azra Cevher
0544***2523”
“Azra Cevher.
Üniversitede tanıştığı kocasıyla ailesinin itirazlarına rağmen evlendiği için
babası onu evlatlıktan reddetmiş. Kocasının ailesi de onu istemeyince birlikte
yaşamışlar ama kocası Ferhat” Allah`ım sen beni affet. `Hepsi kardeşim için.
Yoksa ben asla yalan söylemem biliyorsun.` diye yalvardı içinden. “Babasının
mühadeleleri sonucunda hiç bir yerde iş bulamayınca bunalıma girmiş. Azra çok
uğraşmış onun için. Hem çalışmış hem tedavi olması için uğraşmış. Ama en sonun
adam onu boğmaya kalkınca”
“Boğmak mı?” adamın
yerinde dikleşen adama baktı Kerem. Gittikçe gerildiğini hissediyordu.
“Evet. O gün hamile
olduğunu öğrenmiş ve ona haber vermiş. Ama Ferhat onu ihanetle suçlamış,
öldürmeye kalkmıştı.”
“Azra mı ihanet etmiş
demiş? Buna gülerim işte.”
“Devam etmeme izin ver
kuzen. ”
“Devam et.”
“O günden sonra
komşuların yardımı ile onu hastaneye yatırmış. Gerisini biliyorsun zaten
anlatmama gerek yok.”
“Şimdi nerede?”
“Yaşadığı evin
kirasını ödeyemediği için ev sahibi kapının önüne koydu onu. Buraya yakın bir
yerde bir parkta. Bavulları ile öylece bir bankta oturuyor.”
“Bana masal
anlatacağına hemen nerede olduğunu söyleseydin ulan. Kadın kim bilir ne halde
şimdi.”diyerek ayağa kalkıp hışımla kapıya doğru yürüdü. Kerem arkasına
yaslanarak saymaya başladı.
“Bir, iki, üç” dört
diyeceği sırada kapı açılarak sertçe kapandı. Yere basan öfkeli adımların
sahibi onun önünde durdu.
“Bana tam adresi ver.”
Burnundan soluyordu.
Gözlerini açarak
kuzenine baktı. Hazelleri çakmak çakmaktı. Kerem eğilerek sehpaya bıraktığı
diğer kağıt parçasını aldı ve kuzenine uzattı. Rahşan hızla o notu alarak
odadan çıktı.
Genç adam arabanın
kontağını kapatarak aşağı indi. Parka girerek etrafa bakınmaya başladı.
Oradaydı. Birkaç
bavulun sarmaladığı bankta oturuyordu. Elini karnına koymuş bebeklerini
hissetmek ister gibi okşuyordu. Yüzündeki panik miydi onun?
Adımlarını
hızlandırarak ona doğru yürüdü.
“Rahşan!” kendisini
fark eder etmez telaşla ayağa kalktı.
“Ne oldu Azra?”
diyerek kadının yanına vardığında Azra elini kavrayarak karnına koydu.
“Bebeklerim
kıpırdamıyor Rahşan. Onlara bir şey oldu.”

Teşekkür ederim
YanıtlaSilKız Çiğdemmm, Azra seni çiğ çiğ yer bebekim atık ol😎
YanıtlaSilMeleğim?
Sil💕💕💕
YanıtlaSil