1 Eylül 2019 Pazar

7. bölüm İki yabancı


Aylar geçiyor Selim beyin sağlığı gün geçtikçe iyiye gidiyordu. Doktorlar en az bir sene işlerinden uzak durmasını tembihlemişlerdi. Selim bey yaraları iyileştikten sonra doktorları dinlemeyip şirkete gitmek istediğinde Azra ona engel olmuş şirketin başına kendisinin geçeceğini söylemişti. Kızının aldığı bu karar ile sakinleşen Selim bey bu sefer dinlenmeyi kabul etmişti. Azra şirket işleri yüzünden artık eve uğramıyor arada eşyalarını almaya gelirken şanslıysa kocası ile evden çıkarken karşılaşıyordu. Merhabalaşıp hal hatır sorduktan sonra herkes kendi yoluna gidiyordu. Artık karı koca değilde aynı evde yaşayan iki yabancıydılar.
Rahşan hastanede duyduklarından sonra aşkı için çabalamaktan vazgeçmiş, işlerine odaklanmış ve Sevgi ile iyice yakınlaşmışlardı. Sevgi`nin çalıştığı okulda okuyan yoksul ailelerin evlerinin durumunu konuşmak için sürekli buluşuyorlardı. Arkadaşlıkları ilerlemiş aralarına Sevgi`nin kızı Mira da katılmıştı. Mira ilk andan itibaren sevmişti Rahşan`ı. Onu bir ağabey gibi, en önemlisi de yeri asla dolmayacak olsa bile bir baba gibi benimsemişti.
Mira önündeki ev ödevlerini yaparken aklına gelen soruyu sordu kendisine kek ve limonata getiren annesine.
“Anne Rahşan abi gelecek mi bugün?”
Sevgi tepsidekileri masaya dizdikten sonra eğilerek kızının saçlarını öptü.
“Sen bu Rahşan abini çok mu seviyorsun?” diye sordu kalbi pır pır ederken. Rahşan`ı her hatırladığında hızlı atan kalbini sakinleştirmek için elini üzerine koydu. Kızının fark etmemesi büyük şanstı. Cin gibiydi kızı. Hemen anlardı annesinin içindekileri. Sevgi uzun zamandır genç adamı seviyordu. Rahşan ona karşı hala arkadaşça yaklaşsa da Sevgi aynı duyguları beslemiyordu. Ve onun gibi adamı uzaktan sevmek eziyet olsa da bir şekilde dayanıyordu.
Ona asla seni seviyorum diyemezdi.
Çünkü Rahşan Altay evliydi. Her ne kadar karısı tarafından sevilmiyorsa bile karısına karşı sorumlulukları vardı. Onun asla ihanet etmeyeceğini de biliyordu. Etmesindi zaten. Çünkü öyle bir niyeti olduğunu sezseydi gözünde zerre değeri olmaz, evine alıp kızı ile tanıştırmazdı.
“Onun gibi bir adam sevilmez mi anne?”
“Bilmem sevilir mi?” diye takıldı kızına. Mira elindeki kalemi masaya bırakıp annesine döndü.
“Sevilir tabii annem. Çünkü Rahşan abi komik, hoşsohbet ve çok akıllı bir adam. Çocukları da seviyor. Adam gibi adam derler ya işte o Rahşan abi” onun hakkında konuşurken gülümsemesi Sevgi`nin yüreğini hoplatmıştı. “Ama onu bir şey üzmüş anne.”
 “Ne üzmüş?”
Mira on iki yaşında olmasına rağmen çok akıllı ve gözlem kabiliyeti yüksek bir kızdı. Bunu bilmesine rağmen kızının doğru tespitine şaşırmıştı. Yana yakıla aşık olduğu kadın üzmüştü onu. İçten içe kızmıyor da değildi Azra`ya. Bu kadar mükemmel ve güzel seven adamı ölmüş adam için üzmemeliydi. O aşk ki, kendisini binde biri kadar sevme ihtimali olsa ruhunu vermeye hazırdı.
“Bilmem ki. Sormadım hiç. Gülen yüzüne rağmen gözleri hep kederli.”
“Belki de ailesiyle problemi vardır kuzum. Bizi ilgilendirmez bu”
“Tabii ki ilgilendirmez ama onu üzen her kimse bence o haksızdır. Çünkü Rahşan abi asla kimseyi bilerek incitmez.” dedi eminlikle. Gülümsedi kadın. Kızı o kadar tatlıydı ki, içi içine sığmayarak eğilip pamuk gibi yanaklarını öptü. Mira söylenmeye hazırlanırken kapı çalmıştı.
“Rahşan abim geldi” diye çığlık atarak kapıya koşmuştu. Nihayet kapı önüne varıp kapıyı açtığında doğru tahmin ettiğini görüp boynuna atlamıştı adamın.  Rahşan elindeki poşetleri yere bırakarak kollarını boynuna ahtapot gibi saran kıza sarıldı. Mira geri çekildiğinde genç adamın yanaklarını öptü. Rahşan kahkaha atarak kızın karnını gıdıkladı. Mira çığlık atarak ondan kaçarken adam hala gülüyordu. Sevgi karşısındaki manzarayı içi giderek izliyordu. Keşke Sinan yaşasaydı diye geçirdi içinden. Kızını o da böyle sarıp sarmalasaydı. On sene önce trafik kazasında onu ve iki aylık oğlunu kaybettiğinde bir daha asla mutlu olmayacağını düşünmüştü ama şimdi mutluydu. Hayat arkadaşının ve küçük oğlunun acısı hala içinde taptaze duruyordu fakat o yarayla yaşamaya alışmıştı. Mutlu olmaya bakıyordu şimdi. Mesela karşısında kendisine gülümseyeren adamı izleyerek.
Rahşan kızı rahat bırakarak yere koyduğu poşetleri aldı. Mira içindekilere bakıp mutlu olunca adamı tekrar öperek poşatlerle birlikte mutfağa kaçmıştı. Koridorda yalnız kaldıklarında yavaş adımlarla kadına yaklaştı. Sevgi kendisine doğru gelen adama doğru bir adım atarak önünde durdu. Rahşan onu kendine çekerek saçlarını öptü. Sevgi kedi gibi adamın göğsüne sokuldu. İçine dolan koku ile huzura ererken kollarını adamın beline daha sıkı sardı.
“Nasılsın Sevgim?” diye soran adamın derinden gelen sesini dinledi gülümseyerek.
“İyiyim Rahşan” dedi mutlulukla. Sevgilisi değildi. Aşığı da değildi. Adamın metresi hiç değildi.
O sadece yanında huzur ve mutluluk duyduğu iyi yürekli bir adamdı. Tabii bir de sevdiği adamdı. Rahşan`ın o günden sonra kendisine arkadaşça yaklaştığını biliyordu. Sevdiği adamın kalbine başka kadın sahipti. Kırılsa da hala ona aşıktı. Biliyordu. Bu durumu kabullenmesi aylar sürmüştü ama sonunda kabullenmişti. Ondan aşk dilenemezdi. Kalbini isteyemezdi. Yanındaki varlığı yeterdi. “Sen nasılsın?” diye sordu geri çekilip adamın yakışıklı yüzüne bakarak. Görüşmedikleri zamanlarda telefonla konuşsalar da sormak istemişti. 
“Prensesim sağolsun tüm dertlerini unutturuyor bana bu eve girdiğimde.” dedi kadını son derece mutlu ederek. Eğilerek yanağını öpmek istedi.
“Anne” çağırışı geri çekilmesine neden olmuş kafasını o yöne çevirmesini sağlamıştı. Mutfağa baktıktan sonra saçlarını karıştırıp
“Prensesin çağırıyor annesi” dedi Sevgi`ye dönerek. Kadının kendisini hayranlıkla izlediğini fark edince tekrar tebessüm etti. Ağzını açacağı sırada Sevgi hızla adamın yanağından öperek yanından uzaklaştı. Ardında kafasını sallayarak gülen adam bırakarak.  
******
Genç kadın kapısının tıklatılması ile uzun süredir incelediği dosyalardan kafasını kaldırmadan donuk bir sesle
"Gel" dedi.
"Ooo Azra Hanım yine işlerine gömülmüş. Dünyayı unutmuş." sesin sahibini tanıyıp yüzündeki gülümseme ile kapıya baktı.
"Yaa Yiğit."
"Buyurun benim. Duydum ki, büyük bir ihale alınmış. Ben de dedim bizim kızın başını kaşıyacak vakti yoktur şimdi ona yemek getirdim." 
Elindeki poşetleri havaya kaldırarak kadına gösterdi. Genç kadın acıktığını poşetleri görünce fark etmişti. Yiğit çok eski aile dostlarının oğluydu. Babasının rahatsızlandığını duyunca yurtdışından kesin dönüş yapmıştı. Gelir gelmez Selim bey kendisine iş teklif etmiş, fakat o reddetmişti. Kendisine küçük tatil vermiş olduğunu söylemiş teklifi tekrar ederse kabul edeceğini söylemişti Selim amcasına.
"Hadi gel içeri. Aklım bu ihale ile uzun zamandır öyle meşgul ki. Yemek yemeğe bile fırsat bulamıyorum. "
Yiğit gülümseyerek içeri girdi. Azra da koltuğundan kalkarak adama doğru yürüdü. Yiğit elindeki poşetleri toplantı masasına bırakıp çocukluk arkadaşına sarıldı. Hoş beş ettikten sonra poşetleri açıp saklama kaplarını masaya dizmeye başladı Yiğit. Kapaklarını açtıkça genç kadın çocuk gibi seviniyordu.
 "Üff yaprak sarması mı o?  Diğer kutuda kuru biber dolması var deme." Yiğit ellerini kaldırarak gülümsedi.
"Ben demedim sen dedin." 
“Pis” koluna yumruk geçirdi gülerek.  
Azra ellerini yıkayarak hemen masaya geçt ve lezzetli yemeklere gömüldü. Bir süre sessizce yemek yedikten sonra kafasını kaldırıp genç adama baktı.
"Naime teyzem yolladı değil mi bunları? Bir akşam ona muhakkak uğrayıp tombiş yanaklarından öpeceğimi ilet lütfen."
Tekrar yemeye başlayınca büyük Yiğit gülerek
"Söylerim. Yavaş ye güzelim boğulacaksın." dedi.
Genç kadın tam dolmayı ağzına atacakken güzelim kelimesi ile dondu. O malum acının gelip kalbine çöreklenmesini bekledi. Nefesinin kesilmesini, gözlerinin dolmasını bekledi.
Beklemekle de kaldı. Çünkü artık o kelime eskisi kadar yaralamıyordu onu. Özlem duymuyor, canı yanmıyordu. O durumun şaşkınlığını yaşarken aniden zihnine dolan Azra hitabı içini sızlatmıştı. Neden şimdi gelmişti ki, aklına o adam? Hem kocası neden ona sadece Azra diyordu ki?
"Üzgünüm Azra öyle demek istemedim." Yiğit`in üzgün sesini duyunca kendine geldi. Eski neşeli haline geri dönüp dolmayı ağzına attı.
"Ne oldu ki? Neden özür diliyorsun? Hem Naime teyzem tatlı yollamadı mı?"
Yiğit gülerek diğer kabın kapağını açtı. Sütlaçı kadının önüne koyarken
"Yolladı tabi." dedi.
Azra sütlaçı zevkle yemeye başladı. Yemek bittikten sonra masayı toplayıp odayı havalandırdılar. Sekreterinden kahve isteyip afiyetle içerken aklına gelen şeyi arkadaşına sordu.
"Yiğit akşama ihaleyi aldığımız için parti var bana eşlik etsene?"
Yiğit fincanını sehpaya bırakıp arkadaşına baktı.
"Bu iyi bir fikir olmayabilir Azra" dedi ciddi sesle.
"Neden?"
"Neden mi? Kızım evlisin sen farkında mısın? Babanı hastaneden çıkarırken gazeteciler beni senin sevgilin sandılar." Azra sabırsızca
"Eee ne olmuş yani?" diye sordu. Umursamaz olmaya çalışıyordu ama aklına kocası tarafından terk edildiği o gün gelince üzütüsü gün yüzüne çıkıyordu. Onun neden aniden kendisini bırakıp gidişini sorgularken cevap Yasemin`den gelmişti. Rahşan onun dediklerini duymuş çekip gitmişti. Yine zehirli dilini tutamamış adamı sokmuştu. 
"Bir hafta gündemden düşmedik. Üstelik bu hatayı düzeltmedin bile. Herkesin konuşmasına izin verdin. Kocan ne dedi bu duruma?"
Genç kadın omur silkti.
"Umurunda olduğunu sanmıyorum." dedi. Doğruydu. Umurunda olsaydı arayıp bir şey söylerdi. O olaydan birkaç gün sonra karşılaştıklarında bir tek merhaba demişti kocası.
"Nasıl umurunda olmaz. Kocan o senin. Onunla partiye gitsene hem sen."
"Off Yiğit valla şiştim. Geliyor musun gelmiyor musun?"
"Gelmiyorum dersem?"
"Başka bir kavalye bulmak zorunda kalacağım canım"
"Tamam başımın belası tamam. Şimdi gidiyorum seni yedi gibi alırım olur mu? "
"Tamamdır. Naime Teyzem ve Ali amcama çok selam söyle. En kısa zamanda geleceğim ziyaretlerine."
“Aleyküm selam”
Yiğit gittikten sonra biraz daha çalışıp çıktı şirketten. Partiye hazırlanması gerekiyordu. Arabasına binip her zaman gittiği kuaföre gitti. Bakımını yaptırıp saç ve makyajını hallettikten sonra eve gitti. Bir hafta önce vitrinde görüp beğendiği lacivert derin yırtmaçlı elbiseyi dolaptan çıkardı. Dikkatle yatağa koyarak üstündekileri çıkardı. İç çamaşırı çekmecesinden aynı renk takımı alarak giyindi. Elbiseyi de giydikten sonra hazırdı. Açık esmer teni lacivert elbise ve kırmızı ruj ile olduğundan daha güzel ve seksi gözüküyordu. Ensesinde topladığı sade ve sıkı topuzu dikkati elbisesi ve dudaklarına çekiyordu. Küçük çantasını da alıp stilettolarını giydikten sonra kapı çaldı. Kafasını kaldırıp saate baktı. Tam 7`ydi. Gülümseyerek kapıyı açtı. Yiğit siyah takım elbisesi ve lacivert kravatı ile onunla pek uyumlu ve muhteşem görünüyordu.
“Sana güzelim diye hitap edebilir miyim Azra? Çünkü çok güzelsin.” diye sordu tatlı gülümsemesiyle.
“Edebilirsin tabii ve iltifat için teşekkür ederim”
Yiğit kolunu ona uzatırken kadın istemsizce arkasına dönerek kocasının odasına baktı. Evde değildi ama yine de bakmıştı. Birkaç gün sonra dolacak bir senelik evlilillerine ragmen aynı evde pek görüşememişlerdi. Gerçi o da pek uğramamıştı evine. Yaptığı hiç bir şeyi kocasına bildirmezken onu adeta yok saymıştı. Günlerce magazin sayfalarını, programlarını süslerken bir açıklama yapmamış bir yanlış anlaşılmaya neden olmuştu. Tüm programlar onun boşandığını ve kendine yeni sevgili yaptığını söylüyordu. Acaba kırılmış mıydı?
“Rahşan evde mi?” diye sordu Yiğit kadının baktığı yere bakarak. Azra arkadaşının sesini duyduğunda kendine geldi. 
“Hayır. Gidelim Yiğit.” dedi soğuk sesle.
“Gidelim güzelim.”
Parti güzel geçerken genç kadın saçtığı ışıkla herkesin gözlerini kamaştırmıştı. Onu yine Yiğit ile birlikte görenler sorularını yağdırmaya başlamışlardı bile. Genç kadın bu sefer hiç bir soruyu yanıtsız bırakmamış hepsini cevaplamıştı. Özellikle kocası ile ilgili soruları. Onunla hala evli olduklarını ve bir birilerini çok sevdiklerini söyledi. Neden yanınızda değil sorusuna ise işleri yoğun diyerek gülümsemişti.
Ertesi gün işten eve geldiğinde mutfaktan gelen gülüşmeler dikkatini çekmişti. Merakla adımlarını oraya yöneltti. Kapıya vardığında konuşmalar çalınmıştı kulaklarına.
“Sevgi kızım nasıl oğlum?” diye sordu kaynanası. Kaşlarını çattı. Sevgi de kimdi?
“İyi anne. Dün ondaydım. Mira ile bayağı eğlendim” Peki Mira kimdi? Bu adam niye hep kadın isimleri zikrediyordu? Onların kocasının hayatındaki konumları neydi?
“Belli. Çok mutlusun canımın içi. Sevgi seni mutlu ediyor. Son birkaç aydır yüzün gülüyor. Yemek de yiyorsun artık.” 
“Senin kadar olmasa da güzel yemek yapıyor Sevgi. Neticede o da bir anne değil mi güzel annem?”  genç kadın adamın sesindeki mutluluğu soludu. Mutluydu. Gözlerini kapattı. İçine yayılan sıcaklık canını yakmıştı. Sanki az önce kalbi kırılmıştı.
Kabul etmedi.
Bu adam için hissettiği tek şey hissizlikti. O Oğuz`u seviyordu. Seviyordu değil mi? O an aklına uzun zamandır onu ziyarete gitmediği geldi. Neden aksatmıştı ki ziyaretlerini? Kocası da bir tehdit değildi artık.   
Yarın sevdiği adamı ziyaret etmeye karar veren kadın onları daha fazla dinlemek istemedi. Kapıdan içeri girdiğinde kendisini fark eden Mehlika hanım gülümsemişti.
“Hoş geldin kızım” diyerek elindeki servis tabağını masaya bırakıp ona döndü. Annesinin kime baktığına bakmak için arkasına dönen kocası dağınık ama çekici haliyle içini sızlatmıştı. Şimdi bu sızı da neyin nesiydi? Onu özlememişti değil mi?
Silkinerek kendine geldi ve ileri adımlayarak kaynanasına sarıldı. Elini öptükten sonra
“Hoş bulduk Mehlika teyze. Neden haber vermedin geleceğini erken gelirdim” dedi kocasına sertçe bakarak. Rahşan ona umursamaz gözlerle bakarak elindeki telefona indirdi bakışlarını.
“Koskoca şirket yönetiyorsun kızım. Seni işinden etmek istemedim. Hem geldin görüştük işte. Bu gece burada kalacağım. Bol bol konuşuruz” diyerek gelininin yanağını okşadı Mehlika hanım. İçi anında mutlulukla dolan kadın gülümsedi. “Hadi üstünü başını değiştir. Yemek yiyelim. İçli köfte yaptım. Sen seviyorsun diye” diyerek oğluna baktı. Rahşan kendi ağzıyla tuzağa düşmüştü. Annesi ne zaman sormuş o da cevap vermişti bilmiyordu. Azra kocasına baktı merakla. Hangi yemeği sevdiğini nereden biliyordu? Peki bu hissettiği mutluluk neydi? İçi içine sığmıyordu resmen. Kendini hemen toparlayamazsa aptal durumuna düşecekti birazdan.
“Tamam. Hemen geliyorum.”
Çıktı mutfaktan. Odasına girerek üstünü değişti çabucak. Makyajını silerek saçlarını topladı. Odadan çıkıp banyoya girdi. Elini yüzünü yıkayıp kuruladı. Mutfağa geri döndüğünde Mehlike hanıma yemekleri servis etmesine yardım etti. Mehlika hanım gelinindeki değişime şaşırsa da ses etmiyordu. Allah nihayet her namazda dua ettiği duayı kabul etmişti. Gelini kocasına arada attığı her kaçak bakışta onun telefonla oynadığını gördüğünde sessizce ofluyordu.
“Oğlum”
“Efendim güzel annem” hala telefona bakıyor arada gülümsüyordu.
“Annenle konuşurken yüzüne baksan diyorum Rahşan”
Karısının sesini duyunca kafasını kaldırdı. Az önce saygıdan mı bahsetti bu kadın? Hani kendisi konuşurken telefonla oynayan kadın. Annesine saygısızlık yaparak onu yemeğe yalnız gönderen kadın.
“Bir şey mi diyecektin annem?” diye sordu karısının sorusunu es geçerek.
“Deminden beri kiminle yazışıyorsun sen?”
“Mira ile.”
Genç kadın Mira kim diye soramadı. Hakkı yoktu çünkü.
“Mira kim?” diye soran kadın sesi kesin ona ait değildi. Dilini kesmek için büyük bir istek duymuştu o an. Kendisine zafer tebessümü ile bakan kaynanasından habersiz kocasına bakıyordu cevap için. Ok yaydan çıkmış, hedefine ulaşmıştı bir kere. Yapacak bir şey yoktu artık. Rahşan yüzüne bakmadan
“Bir arkadaşımın kızı” diye yanıtladı sorusunu.
“On iki yaşında tatlı bir kız” kaynanası daha aydınlatıcı olmuştu.
“Anladım teyze. E hadi yemeklerimizi yiyelim. Canım köfteler soğumasın”
Neşeyle yemek yemeye başladığında Mehlika hanım tespitinde yanılmadığını anlamıştı. Gelininin zayıf damarını yakalaşmıştı bir kere. Bastıkça basacaktı.
Akşam yemeğinden sonra Mehlika hanım namaz kılmak için oğlunun odasına geçmişti. Genç kadın son tabakları da silip yerlerine yerleştirdikten sonra ellerini kuruladı. Salona geçtiğinde kocası televizyon seyrediyordu. O da koltuğa ilişerek ekrana baktı. Eski bir film oynuyordu ekranda.
“Senin odanda mı uyuyacağız?”
Rahşan dikkatle izlediği filmden bakışlarını çekerek yanında oturan kadına baktı.
“Anlamadım. Neden benim odamda uyuyacakmışız?”
“Hani annen burada ya. Anlamasın evlilik durumumuzu.”
Aferin Azra aylar önce tükürdüğünü işte böyle yalarsın. Nerede o evcilik oynamam diyen kadın? Kendi ağzına bir tane çarpmak istedi. En afillisinden hem de.
“Merak etme annem erken uyur. Bizim evcilik oynamamıza gerek yok yani. Sabah erkenden kalkıp benim odamdan çıkarsın olur biter” telefonu çalınca ekrana bakıp gülümsedi. "Şimdi izninle bu telefona bakmam lazım" diyerek kalktı koltuktan. Ekrana dokunarak kulağına götürdü.
“Sevgi.” dedi kapıdan çıkmadan önce. Azra eline geçen kırlenti hırsla karşı koltuğa fırlattı. Kimdi bu Sevgi? Neden onun kocasını arıyordu? Hem de bu saatte. Evli olduğunu mu söylememişti Rahşan? Söylemişti kesin. Çünkü alyansını hala takıyordu.
Peki hala yüzsüz gibi neden arıyordu o kadın kocasını? Sorular böyle uzar giderdi fakat o kendini durdurdu. Her ne kadar düşünmek istemese de içine kurt düşmüştü bir kere. İçini yavaş yavaş kemirip duracaktı artık.
Kocasının hayatında biri olma ihtimali aklına geldiğinden beri kaç gündür akşam her eve döndüğünde gözü adamı arıyordu. Bazen evde oluyordu. Ama genelde evde değildi. Bu durum gittikçe canını sıkmaya başlamıştı artık. İşteyken Yasemin`in hatırlatmasıyla bugün evlilik yıldönümü olduğunu hatırlamıştı. Öğlen Oğuz`u ziyaret etmiş eski bir dost gibi dertleşmişti onunla. Artık beyaz mezar taşı o kadar da canını yakmıyordu. Acısına alışmıştı sanki.
“Nerede bu adam?” o kadar alışmıştı ki onun kendisine sürpriz hazırlamasına bugün de güzel bir şeyler beklemişti kocasından. Ama aldığı büyük sürpriz boş bir evdi sadece. Artık tak etmişti. Sinirle telefonunu çıkararak kocasının ismini kaydırdı. Birkaç çalışın ardından açılmıştı o telefon.
“Rahşan”
“Buyurun Azra hanım” diye cevap verdi bir kadın sesi. Kimdi bu kadın? Ve neden kocasının telefonunu açıyordu. Sesi neden kısıktı? Sanki birini uyandırmaktan korkar gibi. Hızlı düşünerek aklına düşen tek isim ile kalakaldı.
Sevgi…
Ne yani evlilik yıldönümünde o kadının yanında mıydı? Bu kadar mı saygısını yitirmişti?
“Siz kimsiniz?” diye sordu kadını tanıdığını belli etmeyerek.
“Beni tanıdığınızı; en azından ismimi duyduğunuzu biliyorum Azra hanım.”
“Evet duydum. Ve siz de telefonunu açtığınız kişinin evli olduğunu biliyorsunuz o zaman”dişlerini sıktı öfke ile. “”Nerede kocam? Ona verin telefonunu zahmet olmazsa”
“Veremem”
“Nedenmiş o?” ayağa kalktı sinirle.
“Çünkü Rahşan yani kocanız kaza geçirdi Azra hanım. Şu an hastanedeyiz.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder