1 Eylül 2019 Pazar

2. bölüm Küllerinden doğan aşk


                            

Genç adam kadının söylediklerini idrak ettiğinde gülümsedi. Demek bakire olmadığını söyleyerek kendisinden soğutacaktı onu. Kendisini o kadar mı sığ biri olarak görüyordu?
Yazık!
“Bakire değilsen de evleneceğim seninle Azra. Çünkü ben de temiz değilim. Kalbimde sen varken bedenimi başka tenlerle kirlettim. Her türlü kabulümsün sen” böyle bir cevap beklemediğini her halinden belli eden kadın şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
“Sen beni hala seviyor olamazsın”
“Hala seviyorum”
Adamın sesindeki aşkı soludu içi sızlayarak. Sevmesini istemiyordu. Ondan uzak durmasını istiyordu. Soğuk bir adamla nasıl baş edeceğini biliyordu ama seven bir kalbi kırmak istemiyordu. Çünkü kendisi de hala çok seviyordu.
“Bir insan hele bir erkek uzun süre görmediği kadını sevemez. Doğaya aykırı bu.” sakin çıkan sesi ona inanmadığını bağırıyordu adamın yüzüne. Ne diyebilirdi ki? Haklıydı.
“Haklısın. Seni unuttuğumu sanmıştım. Hatta kalbimin bir iki kere başka aşka kucak açtığını da düşünmüştüm ama yanıldığımı seni görünce anladım Azra” adam kendisine anlaşılmaz ifadeyle bakıyordu.
“Nasıl?” diye sormaktan alamamıştı kendini. Ender bulunan ve menekşeleri sevmesine sebep olan mor menekşe rengini taşıyan güzel gözlerini kocaman açmış kendisine bakıyordu.  Gülümsedi adam. İlgisini çekmeyi başarmıştı demek. Güzel.
“Gözlerim gözlerine dokununca, ruhum seni hissedince kalbimin en ücra köşesine tozlanmaya bıraktığım aşkın silkinerek kendine geldi ve benimle alay eder gibi kalbimin taa orta yerine kuruluverdi arsızca. Sanki hep oradaymış gibi”  hissettiklerini tam olarak anlatamasa da en azından küçük bir fikir oluşmasını sağlamıştı kadının zihninde.
Azra duyduklarından sonra uykudan uyanmış gibi irkildi. Titreyen ellerini saklamak için bir birine kenetledi parmaklarını.
“Bana aşık olmanı istemiyorum” kafasını salladı. Bu olamazdı. Olmamalıydı. Kafasını şiddetle yanlara salladığı için at kurğundan kurtulan bir kaç tutam siyah teli kulağının arkasına sıkıştırmak isteyen adamın yana kayarak dokunuşunu engelledi. Eli havada kalan adam tebessüm ederek kadına baktı.
“Benimle evlenmeyi neden kabul ettin Azra?” diye sordu bakışlarını karanlık bahçeye çevirerek. Azra ona baktı. Adamın yan profilden görünüşü etkileyiciydi. Kalbi Oğuz`a ait olmasaydı sevebilirdi onu. Buna emindi.
“Çünkü Oğuz mutlu olmamı istiyor” dedi kısaca. Rahşan soru sormadan kafasını salladı. 

Bir hafta sonra....
Genç kadın aynanın karşısında kendini inceliyordu. Üzerindeki elbise mükemmeldi. Çok ünlü bir tasarımcının ellerinden çıkmıştı ve tekti. Feriha Karaman gerçekten de güzel iş çıkarmıştı. Simsiyah saçlarını doğal dalga halinde salık bırakmış, mor menekşe renkli gözlerini ön plana çıkartacak sade bir makyaj yapılmıştı. Dışı çok güzel görünüyordu fakat içi mutlu değildi. Oğuz ile nişanlandığı zamanki Azra ile şimdiki Azra arasında dağlar kadar fark vardı. Oğuz`un nişanlısı Azra`nın yüzünde güller açıyor, gözlerinden mutluluk akıyordu. Rahşan`la nişanlanan Azra`nın yüzünde ise ipe giden mahkum ifadesi vardı.
“Yüzün gülsün artık bir tanem. Birazdan nişanlanıyorsun.” dedi kuzeni ve tek arkadaşı Yasemin. Aynadan bakışlarını çekerek kuzenine baktı.
“İçimde katliam var Yasmin. Nasıl güleyim?” donuk bakışları içini ürpertmişti Yasemin`in. “Duygularım can veriyor, kendi kanlarında boğuluyorlar”
Yasemin tek kelime etmeden kuzeninin kolunu sıvazladı. Susarak odadan çıktılar ve mutfağa girdiler. Birazdan damat tarafı gelecekti. Kahvelerin ikram edileceği fincanları hazırlayan yardımcıları Bedriye`nin onu görünce gözleri irileşti. 
“Çok güzel olmuşsunuz Azra Hanım”
“Teşekkür ederim Bedriye abla”
Bir kaç saat sonra isteme töreni gerçekleşmiş kadın içi kan ağlaya ağlaya evet demişti. Kahve ikram ederken olanlardan habersiz akrabalar damadın tuzlu kahve ile imtihanını beklerken Rahşan Azra`nın gözlerinin içine bakarak bitirdi kahvesini. Kahvesi tuzlu değildi sade kahveydi. Ama oradaki insanlar tuzlu kahve içtiğini düşünerek gururla bakmışlardı ona.                                                                
Yüzükler takılıp kurdele kesilince el öpme, tebrikleri kabul etme merasimi başlamıştı. Misafirler teker teker giderken Rahşan onunla yalnız kalmak için bahçeye davet edince Azra gönülsüzce kabul etmiş arkasından gitmişti. Bahçeye çıktıklarında Rahşan kadına baktı. Mutsuzluğu yüzünden kitap gibi okunuyordu.
“Nasılsın?” diye sordu kadını incelerken.
“İyiyim” dedi boğulur gibi. İyi değildi. Başka adamın yüzüğü parmağındayken iyi olmanın kıyısından bile geçemezdi. Yüzüğü parmağında oynatarak nişanlısına bakmaktan kaçınıyordu. Rahşan ellerini tutarak yüzüne bakmasını sağladı.
“Değilsin. Mutsuzsun Azra” dedi menekşe gözlerine dikkatle bakarak. “Şu an kendini O`na ihanet ediyormuş gibi hissediyorsun. Bu da benim canımı yakıyor. Çünkü sen Oğuz`u ne kadar seviyorsan ben de seni o kadar seviyorum” dediğinde Azra elinin onun ellerinden çekti.  BENİ SEVMENİ İSTEMİYORUM!! diye bağırmak istese de kelimelerini yutmak için kendini zorladı.
“Ben eve gideyim. Çok yoruldum. Sana iyi geceler” dedi ondan uzaklaşarak. Rahşan kafasını salladı. Hazel rengi gözleri dalgalanmıştı. Anlamıştı ne demek istediğini.
“İyi geceler Azra”
Genç kadın ordan uzaklaşırken sırtında adamın bakışlarının gezindiğini hissediyordu. Derin nefes alarak arkasına bakmadan eve girdi. Nezaket kurallarını çiğnediğini biliyordu ama elinde değildi. O adama iyi davranmak içinden gelmiyordu.
Nihayet sığnağına; odasına girdiğinde rahat nefes aldı. Üzerindekileri çıkarıp ılık bir banyo yaptı. Çıktıktan sonra saçlarını kurutup pijamalarını giyindi. Açık saçları ile uyumayı sevmediği için onları topladı. Yatağına girdikten sonra her gece yaptığı gibi komodinin çekmecesine uzandı ve açarak telefonu çıkardı. Ekran kilidini açarak ekran resmine baktı hasretle. Ne de güzel gülüyordu Oğuz. Ekrana dokunmayı bırakıp menüye girdi. Galeri bölümüne tıklayıp açılmasını bekledi. açıldıktan sonra fotoğraflarını ve videolarını izleyerek ağlamaya başladı. Sonra beş senedir her gece olduğu gibi ağlayarak uykuya daldı.
Sabah gözlerini açtığında aklına gelen ilk şey parmağındaki yüzük oldu. Elini kaldırarak baktı. Bir iki hafta öncesine kadar Oğuz`un nişan yüzüğünün süslediği parmağı şimdi başka adamın yüzüğüne ev sahipliği yapıyordu. Kafasını çevirip perdesi çekilmiş pencereden gökyüzüne baktı.
“Umarım oralarda bir yerde mutlusun Oğuz. Ben hiç mutlu değilim çünkü” söylenerek kalktı yataktan. İhtiyaçlarını giderip elini yüzünü yıkadı. Üstünü değiştirip kot pantolon ve gözlerinin renginde mor bluz giyindi. Aşağı inerek mutfağa girdi. Yasemin şarkı söyleyerek omlet yapıyordu. Keyfi yerinde olsaydı gülümserdi gördüğü sahneye.
“Günaydın Yasmin” dedi. Kendisini fark eden kuzeni gülümsedi. Ona doğru gelerek yanaklarını öptü sulu sulu. Azra yüzünü buruşturarak yanaklarını sildi. Sevmediğini bildiği halde böyle yapıyordu hep.
“Günaydın kuzen. Geç otur kahvaltı yapalım” dedi.
“Tamam”
Sandalyeyi çekerek oturdu. Tabağına koyduğu kahvaltılıkları yerken karşısındaki kadının ağzında büyük bir bakla olduğunu fark etmesi uzun sürmedi.
“Anlat” dedi kuzenine bakarak. Yasemin diken üstünde oturmuş gibi yerinde kıpırdandı.
“Dün nişandan sonra eve giderken birkaç serseri tarafından saldırıya uğradım” dedi tek nefeste. Dinlerken içtiği çay Azra`nın boğazında kalmıştı. Yasemin telaşla ayağa kalkıp sırtına vururken genç kadın öksürük krizne girmişti. Sakinleşip kendine geldikten sonra Yasemin yerine geçti. Azra ellerini masaya dayayarak kuzenine kötü kötü baktı.
“Dün gece saldırıya uğruyorsun ve ben şimdi öğreniyorum öyle mi?” gözlerini kıstı.
“Tam olarak saldırı değildi aslında. Girişimdi sadece” dedi hülyalı hülyalı. Azra kaşlarını çattı.
“Anlamadım?”
“Mavi gözlü kahramanım kurtardı beni”
“Bakıyorum bayağı etkilenmişiz mavi gözlü kahramandan”
“Hayır.” Hemen itiraz etti kadın. “ sadece yüzüne vuran sokak lambasının ışığı mavi gözlerindeki yansıması tıpkı Kuzey Işıkları gibi büyüleyiciydi” ağzını açarak konuyu uzatmak isteyen kadının ağzına domates dilimi tıktı.
“Kahvaltı edelim menekşem” bu bir uyarıydı ve Azra bu uyarıyı dikkate alacaktı.
Şimdilik.... 
Kahvaltı ederken telefonuna gelen mesajla durdu. Telefonu alarak kilidini açtı ve gelen mesaja baktı. Gözlerini devirerek
“Of” ofladı bezgince.
“Ne oldu?”
“Rahşan bey mesaj atmış” dediğinde Yasemin heyecanla bakmaya başladı. “Bakma öyle. Buluşmak istiyor beyefendi” dedi gözlerini devirerek.
“Ne güzel işte. Gitsene. Senin için de değişiklik olur. Mezarlık ev – Ev mezarlık helak oldun canımın içi”
“Gitmek istemiyorum! O adamı görmek istemiyorum”
“Saçmalama. Ne demek görmek istemiyorum. Bir ay sonra düğün var. Karısı olacaksın o adamın”
Gerçekler o an buzlu su gibi kafasından aşağı dökülürken irkildi. Evlenmek demek birliktelik demekti. Oğuz`un öptüğü dudakları öpecekti kocası. Oğuz`un dokunmaya kıyamadığı, düğün gecesini sabırsızlıkla beklediği bedenine dokunacaktı.
Hayır!
Buna izin veremezdi. En kısa zamanda bu sorunu çözmeliydi. Şimdilik kahvaltısına devam edecekti. Öyle de yaptı.
“Kime diyorum ben kızım? Bak ya kahvaltı yapıyor umursamadan”
“Ne yapayım kuzen?”
Yasemin ellerini havaya kaldırdı.
“Pes. Vallahi pes.”
Kahvaltısını yapıp çok sevdiği kitaplarını görmeye kütüphaneye gitti. Seçtiği bir romanı alıp okuma koltuğuna oturdu. İki saat kafasını kaldırmadan kitap okuduğu için çalan telefonu boynunu tutulmakdan kurtardı. Ekrana baktığında aldığı nefesi burnundan verdi.
“Vazgeçmiyor bu adam” diyerek yeşil ikonu kaydırdı. “Alo. Merhaba Rahşan. İşim vardı o yüzden geri dönemedim sana. Yarın buluşmak mı istiyorsun? Ya çok isterdim ama çok önemli bir işim var yarın. Evet. Tamam. Görüşürüz Rahşan” diyerek sahte samimiyetini bir kenara bırakarak elindeki telefonu sıktı. “Görüşmek istiyormuş aptal. Kendini benim bir şeyim zannetti bu her halde” dedi sinirle. Telefonun kilidini aktifleştirmek için ekranın çevirince aramanın hala devam ettiğini gördü. Elini ağzına kapatarak hemen kırmızı ikona dokundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder