1 Eylül 2019 Pazar

8.bölüm Ben sana demiştim


Genç kadın Sevgi`den hastanenin adresini öğrendikten sonra hemen yola çıkmıştı. Hastanenin önünde arabadan indiğinde kapıdan çıkan kişiler dikkatini çekmişti. Hafif topallayan kocası yanındaki kadına tutunmuştu. Avucundaki anahtarı sıktı. Kendini toparlayarak onlara doğru yürüdü. Kendisini ilk fark eden Sevgi olmuş, hemen durmuştu. O durunca Rahşan da durmak zorunda kalmıştı. Kafasını kaldırıp kadına sorgular gibi bakınca onun baktığı yöne çevirdi kafasını.   
“Azra?” karşısında görmeyi beklediği en son kişi bile olmayan karısını görünce şaşırmıştı elbette. “Neden geldin?” diye sordu ne konuşacağını bilemeden. Uzun zaman önce aralarındaki diyologu da kaybetmiştlerdi.
Karşısında kendisine soğuk gözlerle bakan adamın bakışları iliklerini dondurmuş üşümesine sebep olmuştu. Bacaklarını harekete geçirerek onlara yaklaştı. Rahşan derin nefes aldı kadın önüne geldiğinde. Her şeye rağmen içinde ılık bir şeyler akmış, tatlı tatlı titretmiş bedenini. Koluna giren kadın o titremeyi içinde hissetmiş ciğeri dağlanmış gibi dişlerini sıkmıştı.
“Kaza geçirmişsin?” kadın dik durmak ve canının yandığını belli etmemek için uğraşıyordu.
Sevgi karı kocayı yalnız bırakmak için oradan uzaklaşmak istediğinde elini sıkıca tutan el gitmesine engel olmuştu. Kafasını çevirip sevdiği adama baktığında gözlerinde sakın gitme uyarısını gördü. Azra karşısında birleşen ellere baktığında içi acıyla kıyılmıştı. Gözlerine iğne batıyormuş gibi hissetmişti.
Rahşan Sevgi`yi kendine çekerek karısına baktı. Başka kadının elini tutmasına hiç tepki vermeden izlemişti. Kırılsa da aşık olduğu kadının hiç olmazsa kaş çatmasını bekliyordu ama aldığı tek tepki tepkisizlikti. İstemese de içi acımıştı. Çünkü küçük de olsa değer kazanmamıştı sevdiği kadının yanında. Hem de hiç.
Oysa Sevgi öyle değildi. Tırnağına bir şey olsa canı acıyacak kadar çok seviyordu kendisini. Söylemese de hissediyordu genç adam. Ayrıca onun gitmesine izin vermemesinin sebebi karısına gösteriş yapmak ya da canını acıtmak – ki kadının canını acıtacak konuma sahip değildi onun hayatında – değildi niyeti. Sadece aylardır yanında olup her kahrını çeken kadına haksızlık etmek istememişti. Ev tamiri yaparken merdivenden dengesini kaybederek düşmüş bacağını incitmişti. Düşerken de kafasını çarptığı için kısa süreli baygınlık geçirmişti. Sevg paniğe kapılmış hemen hastaneye götürmüştü onu. Tüm tetkikler yapıldığı için hastanede uzun süre kalmışlardı.
Derin nefes alarak düşüncelerinden arınıp, kadının sorusunu cevapladı. Nihayetinde bir cevabı hakediyordu. 
“İş kazası. Merdivenden düştüm. İyiyim Azra”  kısa cevaplarla geçiştirdi onu kocası. Evliliklerinin ilk aylarında böyle olması için ettiği dua tutmuştu.
İlgisiz, geçiştirici ve soğuk.
Duası tutmuştu işte. Peki şimdi neden canı yanmıştı?
“Peki. Eve gidelim mi? Arabamla geldim.” diye sordu yüzünü inceleyerek. Cevabını merak ediyordu. Kimi kandırıyordu ki? Aslında merak ettiği cevabı değil seçimiydi. Hangi kadınla gideceğini deli gibi merak ediyordu aslında.
Rahşan kaşlarını çattı. Bu da nereden çıkmıştı? Karısı neden öyle bir seçim yapmasını istemişti ki? Bir anda kendini iki seçim arasında bulmuştu. İçi sıkıldı.
Bir yanda onu asla kabul etmeyen, buz gibi kalbe sahip, eline geçen her fırsatta inciten, aşağılayan, yok sayan kadın, diğer yanda daha kendisini tanımadan ilgi gösteren, şefkat dolu kalbe sahip, her şeyini yoluna feda edebilecek kadın vardı.  Biri kalbinin diğeri vicdanının yüküydü. İkisinden biri çoktan seçimini yapmıştı.
“Taksi geldi mi Sevgi ?” Sevgi`m demedi kadının önünde. Kendini sevmiyor olabilirdi ama gururunu asla zedeleyemezdi. Sevgi yüzünde bariz şaşkınlıkla baktı genç adama. Karısıyla gideceğine öyle emindi ki, sorusunu duyunca afallamıştı. 
 “Geldi Rahşan. Az ileride bekliyor” dönüp karşısındaki kadına bakamadı. Kocasını elinden alıyormuş gibi hissetmiş fazlasıyla utanmıştı. Utanacak bir şey yapmamasına rağmen. 
Aldığı cevaba kafasını salladı Rahşan.
“Eve git Azra. Kapıyı kilitlediğinden emin ol. Site korunaklı bir site ama sen yine de tedbirli ol.” diyerek durdu. Kadın sadece kafasını sallamıştı. Önlerinden çekilmiş onlara yol vermişti. Tıpkı hayatından çıkması için kendine yol verdiği gibi. Aptal kalbi hala üzülyordu ya onun davranışlarına ona şaşıyordu doğrusu. “Ha bir de eğer duş alacaksan, saçlarını kurut lütfen. Hasta olursun yoksa.” dedi dayanamayarak. Bazen onun saçlarını kurutmadan uyuduğunu fark etmişti. Yanında yürüdüğü kadın ona daha  ne kadar aşık olabilirim sorusuna yanıt ararken ardında bıraktığı kadının kapattığı gözlerinden iri iri damlalar süzülüyordu.
“Geçmiş olsun” demişti dalga geçer gibi. Acıyla gülümsedi. Geçmeyecekti ki. Geçemezdi. Azra Altay bu kalpte var olduğu sürece asla geçmeyecekti. Cevap olarak kafasını salladı hafifçe.
Rahşan kalbini kapattığı için hissetmemişti ama Sevgi o sesteki acıyı duymuştu.
Hastanenin önünde bekleyen taksiye doğru yavaş adımlarla ilerlediler. Genç adam Sevgi`nin yardımı ile bindi taksiye. Sevgi arabaya binmeden önce kafasını Azra`ya doğru çevirdi. Onun ıslak gözlerle Rahşan`a baktığını gördü. İçi pişmanlıkla kavrulmuştu o an. Bir kadının kocasını elinden almış gibi hissetmiş ve kötü olmuştu. Onların problemlerinin kendisi olmadığını bilse de kötü olmuştu.
"Sevgi hadisene. Kime bakıyorsun sen öyle dikkatle?" diye sordu kime baktığını bildiği halde. Sevgi kendine gelerek arabaya bindi.
"Geldim. İyi misin?"
"Buradan gidersek daha iyi olacağım hadi bin şu arabaya." Saçlarını karıştırıp söylendi sabırsızca. Başka zaman olsaydı onun bu tatlı söylenmelerine gülerdi ama şimdi sadece bakmakla yetindi. Yanına oturur oturmaz adam kafasını kadının omuzuna koydu. Sevgi şoföre adresi verdikten sonra hala orada heykel gibi dikilen kadına baktı.
Genç kadın taksi hareket edip önünden geçince gördüğü manzara ile biraz daha yıkılmıştı.
Sevgi araba ana yola girince yola baktı dalgınca. 
"Ağlıyordu."
Rahşan kafasını kaldırıp merakla Sevgi`ye baktı.
"Kim?"
"Karın."
"Karım  mı? Azra dan mı bahsediyorsun ?"
"Başka karın mı var Rahşan Allah aşkına? Anlamazlıktan gelme. Azra`dan bahsediyorum tabi. Benimle geldin diye kırıldı galiba." Söyledikten sonra utandığında hep yaptığı gibi elleriyle oynamaya başladı. Rahşan acı ile tebessüm ederek kafasını tekrar kadının omuzuna yaslayıp ellini tutu. Parmaklarını bir birine kenetleyerek hafif havaya kaldırdı.  
"Azra kırılmaz Sevgi. O sadece kırar ve yok eder. İnsan sevdiğine kırılır hem."
"Ama ağlıyordu az önce. Doğru düzgün açıklama bile yapmadın ona. Karın o se..."
"Azra benimle ilgileneceğinden değil ölse de kurtulsam merakından gelmiştir arkamdan"
“Boşansanıza o zaman neden acı çekiyorsun?”
“Boş ver Sevgim” diyerek elini sıktı uyarır gibi. Konuyu kapatmak istiyordu. “Benim durumum arap saçını bile sollar. Kafanı takma böyle şeylere”
Sevgi diğer elini de koydu sevdiği adamın elinin üzerine. Bu konuyu şimdilik kapatacaktı. Çünkü Azra`nın aklının başına gelmesi lazmdı. Birinin onu sarsıp kendine getirmesi gerekiyordu. Ve o kişi kendisiydi. Evet bunu yapacaktı.
"Peki tamam uzatmayacağım. "
"Mira gitti mi kampa? " usta manevra ile konuyu başka yola saptırmıştı genç adam. Mira Sevgi`nin bam teliydi. Diğer bam teli de kendisiydi Sevgi`nin. Bunu biliyordu. Kızının ismini duyan Sevgi anından neşelenmişti.
"Gitti, gitti benim tatlı belam. Kamp yerine çoktan varmış yerleri keşfediyorlarmış."
"Söylemeseydin bu halimi. Orada telaşa kapılmasın."
"Ay yok söyler miyim.? Sana ne kadar bağlı biliyorsun. Geleceğim diye tutturur birde."
"Biliyorum biliyorum. Özledim minik cadıyı."
"Bende"
Muhabbetleri son bulunca genç adam ardında bıraktığı kadını düşündü. Nedense içi sızlamıştı ona arkasını dönüp arabaya binerken. Sevgi doğru mu görmüştü? Gerçekten de ağlıyor muydu o? Hayır. Sevgi kesin yanlış görmüştü. Azra neden ağlasın ki? Peki kaza geçirdiğini duyup hastaneye gelmesine ne demeli? Neden gelmişti ki? Gözleriyle görüp ölmediğine emin olmak için mi? sorular böyle uzar giderdi. Buna bir dur demeliydi. Beynini yakan düşünceler yetmiyormuş gibi bir garip ağrı başkaldırmıştı zavallı kalbinde. Sanki çektiği acılar yetmiyormuş gibi.

******
Azra yaşlı gözlerle giden arabanın arkasından baktı uzun bir süre. Yanı başında çalan korna sesi ile kendine getirmişti onu. Kenara çekilerek arabaya geçit verdi. Gözlerindeki yaş görüşünü bulanıklaştırsa da telefonunu çıkardı cebinden. Birkaç kere aradı şu an ihtiyacı olan kişiyi. Üçüncü arayışında cevaplamıştı çağrısını.
“Tombiş” dedi cılız sesle. Hala hastanenin önünde dikildiğini fark edince yürümeye başladı.
“Menekşem? Ağlıyor musun sen?”
“Sana ihtiyacım var Yasmin” diyerek telefonu kapattı.
Eve geldiğinde yorgun bedenini koltuğa zor attı. Dizlerini kendine çekerek alnını diz kapaklarına yasladı. Kocasının o kadının elini tutması gözünün önüne geldiğinde ilk damla yuvarlandı gözünden. Söyledikleri, o kadına bakışları, onu seçip, arkasına bakmadan çekip gitmesi…
Acıtmıştı… hem de çok. İncinmişti… hem de çok.
Kafasını kaldırarak yanaklarını sildi. Kocasını şimdi anlamıştı. Her canı yandığında nasıl hissettiğini. Güçlü durmak zorunda olduğunu. İnsan vurulduğu yerden güçlenirdi. Rahşan Altay güçlü adamdı.
Düşünceleri zihnini aşındırırken kapısı çalmıştı. Hemen kalkarak kapıyı açtı. Yasemin daha ağzını açamadan genç kadın boynuna atladı. Şaşkınlığını üzerinden atarak kuzenine sıkıca sarıldı Yasemin. Biraz daha sarıldıktan sonra mutfağa geçtiler. Yasemin`in grip olduğunu gören kadın ona nane limon kendisine ise kahve yaptı. İçecekleri hazırlarken olanları anlatmıştı kuzenine. Peçete kutusundan peçete çeken Yasemin burnunu silerek kuzenini dinliyordu dikkatle. Nihayet içecekleri hazır olduğunda kupaları masaya koydu. 
 "İnanabiliyor musun Yasemin? Karısı dururken o kadınla çekti gitti. Bana doğru düzgün bir açıklama yapmadı."
Sıcak nane limonundan bir yudum alan kadın acı da olsa gerçeği dile getirdi.
"Üzgünüm ama Azra kendi sonunu kendin yazdın." genç kadın kaşlarını çatarak kahve kupasını masaya bıraktı.
"Ne demek istiyorsun Yasemin?"
"Bana kızabilirsin kuzen ama Rahşan`a öfken o kadar fazlaydı ki, her defasında adamı binlerce parçaya bölmekten geri durmadın."
"Nedenlerim vardı Yasmin biliyorsun. Oğuz hem-" devam etmesine izin vermedi Yasemin.
"Azra acını az çok tahmin ediyorum. Ama Rahşan bu hikayenin belki de en suçsuzuydu. Seni geçmişte de sevdiğini söyledin bana. Onun da sevilmeye ihtiyacı olabileceğini hiç düşünmedin bile."
"Sen bana bencil mi demek istiyorsun?"
"Ben demiyorum Azra. Yaptıkların onu gösteriyor. Rahşan`ı gerçekten kaybettiğin için mi bu gözyaşların yoksa oyuncağını elinden bir başkası aldığı için mi kırgınsın?"
"Kırıcı oluyorsun Yasemin."
Elleri titremeye başlamıştı. Rahşan`ı kaybetmişti. Gerçek büyük bir çığ gibi üzerine devrilmişti.
"Etrafında gerçekleri söyleyecek seni kendine getirecek tek insan benim de ondan."
"Ben onun karısıyım. En azındam ben ölmüş birisinin arkasından yas tutuyorum. O ise kendine metres tutmuş."
"Kendi mi söyledi?"
"Neyi?"
"Kendine metres tuttuğunu kendi mi söyledi? İnsanları dinlemeden yargılamaya bayılıyorsun Azra. Seni seven kocanı başka kadınlara iten sensin kuzen üzgünüm. Şimdi kalkıp Rahşan`ı suçlayamazsın. Senin yarım bıraktığın bir şeyi tamamladı diye o kadına kızamazsın." dik dik baktı Yasemin`e. dış görünüşünün aksine içinde baş gösteren küçük pişmanlık tohumunun yeşerdiğini iliklerine kadar hissetmişti.
Yarım bırakmıştı onu. Kocasını, kendisini seven adamı yarım bırakmıştı. Sevgi ise onu - gözlerinde gördüğü kadarıyla- büyük aşkı ile tamamlamıştı. Aldığı nefes ciğerlerine takılmıştı.
Lafını bitirmeyen Yasemin devam ediyordu ona vurmaya. “Evliliğinizin ilk aylarında sana aldığı o muhteşem elbiseyi hatırlıyor musun? Hani bana onun yanında dergiyi gösterip onu üzerinde görmeyi ne kadar istediğini anlatıyordun.” irkildi kadın. Hatırlamak istemiyordu. Artık istemiyordu. Yaptıklarını bir bir hatırlatan hain zihni darbelerini art arda indirdi kalbine. Kulaklarını kapatmamak için zor tuttu kendini. “Ünlü bir tasarımcının tasarımıydı ve tekti. Ertesi gün Rahşan sana o elbiseyi almıştı.” Yasemin bile üzülüyordu anlatırken. Kim bilir Rahşan nasıl üzülmüştü o olayı yaşarken. “Sırf  elbiseyi sana o aldı diye parçalayarak çöpe attın Azra. Çok istediğin o elbiseyi için giderek suçsuz bir adama duyduğun kin yüzünden parça pinçik ettin. Rahşan`ın elbise parçaları ile odaya geldiğinde suratının halini gördün mü? Gördün tabii. Kireç gibiydi yüzü. Hayal kırıklığı ağır bir sis gibi çökmüştü suratına. O an öyle utanmıştım ki. Senin yerine de utanmıştım kuzen. Sen ona `bana gereksiz aşkını dayamaktan vazgeç artık Rahşan` dediğinde ben oracıkta yerin dibine geçmiştim. Sen ona bir hiç gibi davranıyordun Azra. Bazen sana bakıyordu. Öyle güzel, öyle aşk doluydu ki bakışları.” Daha fazla devam etmesine fırsat vermedi kadın. Çünkü o konuştukça boğuluyordu. Ne büyük bir yanlış yaptığını daha yeni anlıyordu. 
"Yasemin yanlız kalmak istiyorum." bakışlarını gerçekleri önüne beklemediği anda koyan kadından kaçırdı.
Ayağa kalktı Yasemin. Söylemek istediği çok şey vardı fakat susmayı seçti.
"Zahmet etme çıkış yolunu biliyorum. Sen dediklerimi bir düşün bence. Unutma, zararın neresinden dönersen kardır. Bir şeye ihtiyacın olduğu zaman ararsın kuzen.” eğilerek kadının başını öptü “Görüşürüz."
Dış kapıyı kapattığında sert esen rüzgar saçlarını dağıttı. Kızıl saçlarını rüzgardan korumak için bileğindeki lastik tokayla topladı. Siteden çıkarken kendi kendine söylenmeye başladı.
"Bencilsin Azra. Bencil. Hadi o bencilde sende tutsana çeneni be Yasemin. İyi halt yedin gerçekleri söyledin." 
Yürürken üşüdüğünün farkına varmıyordu. İlk bahar olmasına ragmen akşamları hala soğuk oluyordu. Hafiften  yağmur yağmaya başlayınca karşıda sakin görünen kafeye girdi. İçeri girer girmez yüzüne vuran sıcak hava ile üşüdüğünü anlamıştı. Cam kenarında bir yere oturup latte sipariş verdi. Yağmurdan dolayı kafe dolmaya başlayınca içeri giren insanlara baktı. Gelen siparişini içerken kulaklarına çalınan tanıdık sesle kafasını kaldırdı.
"Oğlum koşma düşeceksin."
İçeri koşarak giren Yusuf onu gülümsetmişti. Ardından içeri giren Rana ve Kerem`e baktı. Rana sarışın ve mankenlere taş çıkartacak kadar düzgün fiziğe sahip güzellikteydi. Onunla asla yarışamazdı. Özellikle şimdiki hasta ve solgun haliyle. Tam bir aile tablosuydu karşısındaki tablo. Yakışıklı, güçlü bir adam ve onu taşıyabilecek güzellikte bir kadın. 
Bakışlarını onlardan kaçırarak camdan dışarıyı izlemeye koyuldu. Fakat kendisini fark eden Yusuf ona doğru koşmaya başladı.
"Yaseminiiiii" diyerek kendisine doğru koşan Yusuf`u kucakladı. Dizine oturtarak yanaklarını sevdi. Öpmeyi çok istiyordu ama grip olduğu için yapamamıştı.  
"Naber Yasemini. Nasılsın.?"
“İyiyim paşam. Sen nasılsın?” yanaklarını sevdi tekrar.
"İyim bende. Raaaşan amcama geldik ama evde diilmiş. Bizde pasta yemek için buraya geldik. Hem dee muzluu pasta "diye şakıdı ellerini çırparak. Çocuk kalbi o kadar mutluydu ki. İçi ısındı kadının. Yusuf ile konuşurken Rana`nın lavaboya gittiğini fark etmişti. Kerem ise onlara yaklaşıyordu. Heyecanlanmadan edememişti.
 "Babaa Yasemini dee buradaa. Benim oyun arkadaşım. Yasemini biliyor musun dün ben annem ve babamlaa uyuduum.  Sabah aralarından çekildim onlardaa birbilerinee sarılarak uyudularr. " tekrar ellerini çırpan Yusuf`dan bakışlarını çekip karşısındaki adama baktı. Adamın gözlerini kapatıp başını çevirmesini istihza ile izledi. 
Yusuf Yasemin`in yüzünü avuçlayarak kafasını zorla kendisine çevirdi "Yasemini biliyor musun Pelin abla tatile gitti. Ben başta üzüldüm çook. Ama sonra annem geldi. Vee ben çok mutluyum. Annem bizle uyuyo çünkü"
"Ne güzel tatlım. Sen mutluysan."
"Çok mutluyum Yaseminiiii. Amaa sen beni neden görmeye gelmedin?"
"İşim vardı tatlım. Söz bir daha geleceğim."
"Söz mü?"
"Söz küçük adam söz" dedi Yasemin onun çocuksu sesini taklit ederek. Kara saçlarını karıştırarak öptü. O sırada yanlarına gelen Rana oğlu ile konuşan kadını fark etti. Tabii gözlerini ondan alamayan eski kocasını da. Hemen adamın yanına giderek koluna girdi. Kerem öldürücü bakışlarını önce kolundaki ele sonra elin sahibi eski karısına yöneltti. Oğlu varken tersleyemediği için durumu bakışları ile anlatmaya çalışıyordu ama nafile. Rana onu iplemiyordu bile.
 Yasemin kafasını kaldırıp karşısında cilveleşen çifte baktı tepkisizce. Kerem hemen yavaşça elini kadının elinin üstüne koyarak aşağı çekti. Elini kadının elinden çekmeden önce sıkmıştı sertçe. Rana canı acısa da belli etmedi.
 "Hayatım burada boş yer yokmuş. Hadi başka bir yere gidelim. Aa tatlım merhaba. Yeliz`di değil mi?" sahte gülümsemesini takınarak kadına baktı.
"Merhaba. İsmim Yasemin. Siz buraya oturun bende gitmek üzereydim zaten. "
"Ah canım Yağmur`cum teşekkürler."
Yağmur`muş Yeliz`miş
Kadının ismini bilerek yanlış söylediğine yemin edebilirdi. Fakat ona kızamadı. Kadın kocasını koruyordu başka kadınlardan. Kendisi olsaydı belki daha fazlasını yapardı. Bilemiyordu.
Rana sevinerek masaya geçti. Yasemin yerinden Yusuf`la kalkarak onu kalktığı yere oturttu. Saçlarını okşayarak
"Küçük adamım şimdi benim gitmem lazım. Daha sonra görüşürüz tamam mı?" dedi.
"Tamam Yaseminii görüşürüüüüz"
Rana oğlunun ilgisini çekerek menüyü gösterdi ona. Ardından menüdekileri okumaya başladı. Yasemin bakışlarını masum çocuktan çekerek arkasına döndü. Tam yolunun üzerinde duran adama baktı çekilmesi için.
"İzin verseniz de ben geçsem Kerem bey" dedi. Adam kıpırdamadı yerinden.
"Anlatmama izin ver."
"Lütfen çekilir misiniz?"
"Yanlış anla...."
"Kerem! Çekil!" onu sadece Kerem`in duyacağı şekilde sessizce bağırmıştı. Kerem çekilerek geçmesine izin verdi. Kadın adamın yanından geçerken burun deliklerinden içeri dolan çiçek kokusu kanını kaynatmıştı.
 Son bir senedir kendini bu kadına anlatamamıştı. Hep geri püskürtülmüş, lafları ağzına tıkılmıştı. Yumruklarını sıkarak oğlu ile gülüp eğlenen kadına baktı öfke ile. Rana o bakışlardaki alt yazıyı okusa da bozuntuya vermedi.
"Hayatım biz oğlumuzla muzlu pasta yiyeceğiz sen de seç sipariş verelim."
“Ben bir şey yemeyeceğim Rana. Siz siparişinizi verin” sesi kaya kadar sertti ve Rana bunun bal gibi farkındaydı ama içindeki kaltak ipleri ele almıştı bir kere. O yüzden o sert ses tenine top gibi değerek geri sekti.
“Neden bir tanem?”
“Pasta sevmiyorum Rana!” içinden sabır çekmeye başlamıştı adam. Rana gülümseyerek oğlunun saçlarını okşadı.
“Ah pardon hayatım aklımdan çıkmış. Sen kremalı hiç bir şey sevmezsin”
Derin nefes alarak sakinleşmeye çalıştı adam. Kendisine bir şeyler anlatan oğlunun şakağını öptü. Zaten bu kadının boynunu kırmamasının tek nedeni aralarındaki oğluydu.
Yasemin kasaya yaklaşarak içtiği latte`nin parasını ödedi. Kasadan uzaklaşırken dayanamadı ve kafasını çevirip az önce oturduğu masaya baktı. Kerem Yusuf`un yanında oturmuş sipariş almaya gelen garsonla konuşuyordu. Tuttuğu nefesi üfleyerek çıktı kafeden. Dışarı çıktığında yağmur biraz daha hızlanmıştı. Deri ceketinin yakasını ilikleyerek kollarını göğsünde birleştirdi. Üzerine yağan yağmur damlaları geçmişi zihnine akıtırken kalbi hızlanmıştı.
"Senin kadar gurursuz bir kadın görmedim ben. İstemiyor seni anlasana. Sen ve senin sümüklü kızın fazlalıksınız ona. Kurtulmak isteyipte başaramadığı fazlalıklarsınız." Zavallı annesi titremişti hasta yatağında.
"Beni sevip sevmemesi umurumda bile değil. Kızıma iyi bir baba olsun yeter." sesi de zayıflamıştı tıpkı bedeni gibi. Pis kadın annesine doğru eğilerek sırıttı.
"Tabii sende umudu kestin değil mi? Adam bana zor yetişiyor ayol. Sana enerjisini bırakmıyorum ben merak etme." Gülten hanım yüzünü buruşturdu tiksinerek.
"İğrençsiniz Meral"
Meral şuh bir kahkaha attı.
"Sana göre. Kocana göre tam bir afetim şekerim."
Küçük kız iğrenç konuşmalarını dolaptan dinliyor annesi için üzülüyordu. Babası onu ağlatarak bu kadının yanına gidiyordu demek. Elini ağzına kapattı sesi çıkmasın diye. Annesinin ağzını açıp bir şey söylediğini gördü ama biri aninden kolundan çekerek onu lanet anıdan çıkarmıştı. Kafasını çevirip kolunu tutanın kim olduğuna baktığında gördüğü kişi öfkelenmesine neden olmuştu.
"Bırak kolumu!"
"Yasemin anlatmama izin ver."
"Kolumu bırak dedim sana"
"Bak anlamıyorsun"
"Neyi anlamıyorum? Asıl sen anlamıyorsun. Karınla yatak maceralarını dinlemek istemiyorum."
"Bağırma lanet olasıca."
"Ben bağırmıyorum. Defol git yanımdan. Karına git."
Kolunu kurtararak yürümeye başladı. Kerem aniden onu durdurarak kaldırım kenarında başka birinin binmek üzere olduğu taksiye tıkdı. Kendi de binmeden önce adama baktı.
"Kusura bakma koçum. Karım dellendi yine. "
"Sensin deli. Hah ben mi senin karınım?" çıkmak için hamle yapan kadını durdurdu adam. Arabaya binmek isteyen genç adam olası karı koca kavgasından kaçınarak
"Yok abi olur mu öyle şey? Ben başka taksiye binerim." dedi. Kerem adamın omuzuna vurdu.
"Eyvallah"
“Allah sana kolaylık versin abi”
“Sağ ol birader”
Arabaya binince kollarını önünde kavuşturmuş kendisine öfke ile bakan kadının tatlı hali hoşuna gitmişti. Bakışları uçlarından su süzülen saçlarına takılınca söylenmeden edemedi.
“Sırılsıklam olmuşsun. Kendini bu kadar ıslatacak ne düşünüyordun?”
“Sana ne?”
“Tabii bana ne. Ben kimim ki?”
“Pardon abi. Adres vermediniz”
Taksicinin kendisine seslenmesi ile tartışmalarından koparak adresi vermek isterken kadın ondan önce davranarak kendi evinin adresini verdi. Ona dönerek gözlerini baymayı da ihmal etmedi elbette.
Bir saat sonra taksi evinin önünde durduğunda inmişti taksiden. Yağmurda ıslandığı için üşüyordu. Hastalığı daha da kötüleşmeden eve gidip üstünü değişmeli sıcak çorba yapıp içmeliydi. En önemlisi de uykusu vardı. Yatağına kavuşmak için delice bir istek duyuyordu şu an. Düşünerek kollarını kendine dolayan kadın omuzlarında sıcaklık hissedince üzerine baktı. Siyah, büyük beden, güzel kokan bir erkek ceketi sarmıştı bedenini. Bedeni hemen ısınmıştı.
“Al şunu omuzumdan Kerem”
“Üşüyorsun Yasemin. İnadı bırak artık.”
“Üşüyorsam bile seni ilgilendirmez bu. Karının yanına git. Alien merak etmiştir nerede kaldın diye”
“Onlara çok önemli işim olduğunu söyledim”
Genç kadın adamı evine alıyordu farkında olmadan. Anahtarı kilide sokup çevirirken alayla adama sataştı.
“Karına yalan söyledin yani. İşi varmış. Hah!”
“O önemli işim sensin kadın”
İçeri girerek adamın geçmesini bekledi. Kerem onun bu dalgın haline sinirlense de şu an yararına olduğu için ses etmedi. Ama en kısa zamanda uyaracaktı onu. İçeri geçerken kadının güzel kokan evini inceledi. Büyük değildi. Tek katlı müstakil bir evdi ama sıcacıktı. Sanki yıllardır buradaymış gibi hissetmişti Kerem. Evindeymiş gibi. Tanıdık ürperme bedenini sararken tüyleri diken diken olmştu.
“Mutfak nerede Yasemin?” diye sordu koridorda kaybolan kadına.
“Sağ tarafında” dedi uzaktan.
Yasemin üstünü değişip salona döndüğünde sehpada ilk gözüne çarpan sıcak çay dolu bardak olmuştu.
“Neden buradasın sen?” diye sormayı akıl etmişti nihayet.
“Sana göz kulak olmak için”
“Benim dadıya ihtiyacım yok Kerem”
“Sana senin için değil kendim için göz kulak oluyorum Yasemin” dediğinde kadın gözlerini devirdi.
Koltukuğa geçerek çay bardağını aldı. Canı sıcak çay çekmişti. Şu an nazlanamazdı. O zaten nazın ne olduğunu bilmiyordu. Hayatında bir şeyleri elde etmek için hep çok çalışıp savaş vermek zorundaydı. Çayını içip başını koltuk kırlentinin üzerine koydu. Uyku tatlı diliyle onu çağırırken az ileride kendisini sessizce izleyen adamı unutmuştu. Geniş koltukta cenin pozisyonunu alarak sızarken Kerem sessizce ateş kırmızısı saçların lacivert renk koltuğun üzerine yayılmasını izliyordu. Sebebini bilmediği bir şekilde ona çekiliyordu. Kadın yattığı için tombik gözüken, kırmızı yanakları, hafif aralık ağzı ile tapılası duruyordu. O hep sarışın, ince fizikli kadınları beğenmişti. Yasemin onun kriterlerinin yanından bile geçmiyordu. Hafif balık etli, ortalama boyda, kızıl, dış dünyaya kapalı karakteri ile etrafına garip enerji yayan kadın ilk anda dikkatini çekmişti. Ha bir de en önemlisi o çiçek kokusu. Kokuyu daha önce nerede duyduğunu hatırlayınca gülümseyerek kafasını yanlara salladı.
“Dünya harbiden küçükmüş ateş parçası.” diyerek ayağa kalktı ve biraz arayarak kadının odasını buldu. Battaniyelerin olduğu dolabı açarak rengarek el işi örme pofuduk battanniye aldı. Salona dönerek kadının üzerine örttü.
******
Öksürük krizi yüzünden uykusundan uyanan kadın etrafını saran yalnızlık hissi ile ürperdi. O hep yalnızdı. Peki neden o adamın evindeki kısa süreli varlığına alışmıştı ki? Acaba neredeydi? Gitmiş miydi?
Tekrar öksürünce bir bardak su almak için ayağa kalkarak mutfağa doğru yürüdü. Mutfağa yaklaştıkça  duyduğu ıslık sesleri ile gülümsemişti. Gitmemişti. Buradaydı. Kapı önüne geldiğinde kafasını kaldırıp tezgahın önünde duran adama baktı ağzı açık şekilde. İçeceği su hemen hatırasından silinirken kal gelmiş gibi yerinde durarak adamın çıplak üstüne ve sağ kolundaki kara kartal dövmesine bakıyordu. Yasemin dövme hastası değildi. Bir iki sene önce izlediği dizide Beşiktaş`lı bir adamın sırtına yaptırdığı kartal kanadını çok sevmişti sadece. Hatta bayılmıştı. Şimdi ona benzer bir kanat vardı adamın omuzunda. Transa girmiş gibi hastalığını unutarak ilerledi ve o kanatların uçlarına dokundu. Hafif dokunup boylu boyunca dolaşıyordu kanadın üstünde. Parmak uçlarının altındaki beden gerilmişti anında.
“Yapma Yasemin” dedi boğuk sesle. Genç kadın kendine gelerek toparlandı.
“Neden bu haldesin Kerem?” ne yaptığına bakmak için kafasını uzattı tezgaha doğru. Domates çorbası mı?  Canı çekmişti. Tadı da görüntüsü kadar güzel miydi ? “Yoksa üstünü mü batırdın? Domates suyu mu sıçradı canım tişörtünün üstüne.”
Kerem elini yıkayıp kuruladıktan sonra kadına doğru döndü. Onu gafil avlayarak belini kavradığı gibi kendine çekti. Yüzünü boynuna gömerek derin nefes aldı. Yasemin adamın ateş gibi sıcak tenine dokunur dokunmaz aklını kaybedecek gibi olmuştu. Kerem artık emindi. Rahşan`ın nişan günü yol kenarında serserilerden kurtardığı kadındı Yasemin. Farkında olmadan kokladığı boynu küçük küçük öpüyordu. Kollarına saplanan tırnaklar bedenini o an daha da ateşlemişti. Öptüğü tene dişlerini geçirecekken kadının ismini zikretmesiyle durmuştu.
“Kerem” kadının sesi kısıktı. Adam onu bırakmamıştı ama yüzünü boynundan çekmişti.
“Sana domates çorbası yapıyordum. Üstüm kirlenmesin diye de tişörtü çıkarıp kenara koydum.” konuşurken kadının saçlarını okşayarak kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Adamın ona çorba yapmasına sevinmişti. Yemek yapabilen erkekler diğerlerinden daha seksiydi ona göre.
“Kerem sen evlisin” sesindeki üzüntü adamı nedensizce mutlu etmişti. Demek ki o da etkilenmişti kendisinden.
“Rana ile geçen sene boşandık biz Yasemin. Yusuf`un velayeti bende olduğu için hep hayatımızda.”
“Yusuf birlikte uyuduğunuzu söyledi. Boşandığın karına sarılıp uyuyor musun sen? Yalan söylemek istiyorsan az çalış Kerem. Lütfen.”
Kollarından çıkmak için hareket edince daha sıkı sarıldı onun tarafından.
“Bana yalancı mı dedin sen az önce?”
“Evet.”
“Ulan!”
Kerem Altay`ın tek kırmızı çizgisiydi yalan. Genç kadın da basa basa o damarına basmış sesini yükseltmesine neden olmuştu. Bağırınca kendisine dolu dolu gözlerle bakan kadını izledi şaşkınlıkla.
“Neden ağlıyorsun?”
Yasemin omuz silkti küskün çocuklar gibi.
“Bana bağırdın. Bana bağırılmasından hiç hoşlanmam
Kafasını aşağı eğip ağlamaya başladı. Genç adam bir süre öyle dikildikten sonra çenesine dokunarak kafasını kaldırmasını sağladı. Yanaklarını öperek yaşları silerken “Üzgünüm yavrum.”
Yasemin cevap vermeden ağlamaya devam ediyordu. Ama az önceki saçma sebep yüzünden değil. Geçmişini, babasını hatırladığı için. Babası onu ağlattığı için özür dilemek bir yana bir tur daha döverdi ağladı diye. Kerem ağlayan kadını kendine çekerek sıkıca sarıldı. “Ağlama.” hıçkırarak göğsünü ıslatan kadının saçlarını sevdi büyük bir sabırla. “Tamam bağırmayacağım bir daha.”
“Susup sadece sarılsan ölür müsün be adam?”
Kerem anında susarak kadını kucakladığı gibi salona götürdü. Koltuğa oturarak kadını sıkıca sarıp ağlayarak içini boşaltmasına zaman tanıdı. 
Bir süre sonra ısrarla çalan telefon sesi ikiliyi ayırmıştı. Yasemin ayağa kalkıp çeki düzen verirken Kerem de mutfak masasında duran tişörtünü giymek için haraketlenmişti. Göz yaşları dinen kadın ne yapacağını bilemeden etrafa bakınırken en iyisinin mutfağa gitmek olduğuna karar verdi.
Susan telefon tekrardan çaldığında Kerem bezgince sesin geldiği yere doğru gitti. 
Kapı önünde karşılaştığı adama bakmadan içeri girdi ve dolaptan iki tabak alarak pişmiş çorbadan koymaya başladı. Çorbayı koyduktan sonra masaya geçerek içmeye başladı. Bir süre adamın geleceğini beklemişti fakat gelen gidenin olmadığını fark edince çorbayı soğutmadan içmeye başlamıştı.
Ağzına götürdüğü her kaşıkta mest oluyordu. Adam bu yemek işini gayet iyi biliyordu anlaşılan. Çorbaya o kadar dalmıştı ki salondan gelen bağırış sesi ile yerinde sıçradı.
"Saçmalama Rana." Diyordu Kerem. Rana mı?
Yasemin içindeki meraka yenilip yavaşça ayağa kalktı. Acaba kendisi mi sebep olmuştu bu kavgaya? Hiç istemezdi öyle bir şeyin olmasını. Kapıdan içeriye baktığında Kerem`in bezgince odanın en uzak köşesine gitmesini seyretti. Sırtı Yasemin`e dönük az öncekine göre sessizce konuşmaya başladı.
"Ne saçmalıyorsun sen? Rana! Delirtme beni. Oğlum oğlum diye deliriyordun. Al işte geçir vakit… Düzgün konuş. Evet onunlayım lan. Ne yapacaksın? Benim babalığımı sorgulamak sana kalmadı. Evet metresim. Rahatladın mı? Evet eve de getireceğim onu. Oğluma da anne yapacağım. Bekle geliyorum!" hırsla kapattığı telefonu cebine tıkıştırdı. Saçlarını çekiştirerek derin nefesler almaya başladı. Aklı neredeydi ki ona aşık olurken? Nasıl kanmıştı ki masumculuk oyunlarına? Rana ve masumiyet. Gülesi geldi. Rana şeytanın yer yüzündeki gölgesiydi o kadar. O masum falan olamazdı.
Azıcık sakinleşince mutfağa girdi. Maviler kadını arayıp bulduğunda önündeki çorba ile oynadığını gördü.
"Ne o beğenmedin mi?" diye sorunca genç kadın omuz silkti. Kendisine karşı tavrını o an çözemese de ses etmedi adam. Onu bırakıp gitmek istemiyordu ama oğlu huysuzlanmıştı. Gitmek zorundaydı.
"Rana aradı. Yusuf huysuzlanmış."
"Git! " dedi genç kadın yüzüne bakmadan.  Bakışlarını çorbadan ayırmamıştı. Az önce duyduğu o kelime onu sekiz yaşına döndürmüş babasını kendisinden ayıran kadını hatırlatmıştı. İçindeki küçük Yasemin uzun zamandır saklandığı yerden çıkarak hıçkırdı kadının göğsünün tam ortasında.
Kerem kadının ani değişimini anlamamıştı.
"Yasemin" dedi ona doğru yürüyerek. Ona bakmayan gözlerini görmek için çenesini kavramak istedi fakat o an kadın hırsla kalktı masadan. Kaşlarını çattı adam.
"Kerem git ve bir daha da buraya gelme."  titrek çıkan sesine gözlerinden akan bir iki damla yaş eşlik etmişti.
"Neden ağlıyorsun?"  kollarını kavrayarak kendine çekti onu. Yasemin göğsüne vurarak uzaklaştı ondan. Yanaklarını silerek öfke ile baktı mavi gözlere.
"Dokunma bana! Ailenin yanına git Kerem."
"O kadın benim ailem değil."
"Ben de değilim Kerem. Ben senin ne alien ne de metresinim"
"Duydun."
"Evet duydum ve gitmeni istiyorum Kerem. Her hangi bir açıklamanı duymak istemiyorum. Beni yalnız bırak lütfen. Çık hayatımdan!" sonuna doğru sesi yükselen kadına bakarak kafasını salladı Kerem.
“Gidiyorum” der demez içindeki sızıyı göz ardı eden kadın kafasını salladı. “Şimdilik” bakışları hemen adamı buldu. Ne diyordu bu adam? Kerem ona yaklaşarak oksijen alanını kendi kokusuyla işgal etti. Bu hoşuna gitmemişti. Hem de hiç. Parmaklarını çenesinde hissettiğinde titredi. Kerem onu gözlerine bakmaya zorlamıştı. İtiraz etmedi. Ne de olsa son kez bakıyordu o gözlere. Sebepsizce içi ezildi. “Şunu unutma ateş parçası. Ben baban değilim. Asla da olmayacağım. Ne yaparsan yap hep çıkacağın tüm yollar bende son bulacak.” eğilerek hala heykel gibi duran kadının yanağını öptü.
Ve gitti…
Ardından paramparça olmuş bir kadın bırakarak gitti…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder