Genç
kadın kapıdan çekilerek sırtını duvara yasladı. Kalbindeki acının geçmesi için
derin derin nefesler almaya başladı.
“Bana güç ver Ya Rabbi`m. Bebeklerim için
dayanma gücü ver.” dilindeki tek duası buydu.
Ne yaparsa yapsın hissettiği acı geçmiyordu.
Burada durdukça da geçmeyecekti. Titreyen elleri çantasına giderken
gözlerindeki yaşları durduramıyordu. Çantasında aradığı lanet telefonu
bulduğunda ekran kilidini açtı ve buradan kendisini götürmesini istediği
kişinin numarasını kaydırdı. Konuşmak için uzaklaşarak asansöre doğru yürüdü.
Asansör çağırırken istediği kişi telefonu cevaplamıştı.
“Azra?” yutkunarak kendine gelmeye çalıştı. O
sırada çağırdığı asansör de gelmişti. Hemen bindi.
“Kerem gel beni buradan al” dedi ağlamamak
için alt dudağını ısırırken.
“Olduğun yeri söyle”
“Sevgi`nin olduğu hastanedeyim”
“Geliyorum” cevabını duyduktan sonra bir şey
söylemeden kapattı telefonu. Asansör zemin kata indikten sonra hastaneden çıktı
ve banklardan birine oturdu. Kerem gelene dek sakinleşmeliydi.
“Bana değer verdiğini sanmıştım Rahşan.
Uyarılarımı dikkate aldığını sanmıştım. En önemlisi beni sevdiğini sanmıştım.”
yanaklarını silerek duruşunu dikleştirdi. Bu sondu. Onun için ağlamayacaktı
artık.
Ne kadar orada oturduğunu bilmiyordu fakat
duyduğu sesle kendine gelmiş uzun zamandır baktığı nokatan çekmişti
bakışlarını.
“Azra? Burada ne işin var?” kafasını kaldırıp
hissiz bakışlarını zihninde katlettiği kişiye baktı.
“Sana ne?” ayağa kalkarak yanından uzaklaştı.
Rahşan sinirle sakallı yüzünü sıvazladı. Bu kadın onun ölümü olacaktı.
Kendisinden gittikçe uzaklaşan kadına birkaç büyük adımda yetişti ve kolunu
kavrayarak kendine döndürdü. Azra hızla adamın elinden kurtuldu. Az önce o
eller başka kadına dokunuyordu.
“Çek elini üzerimden.” Genç adam gördüğü
muamele karşısında şaşırmıştı. Sabah fazlasıyla mutlu ayrılmışlardı evden.
Neydi bu şimdi?
“Hemşire senin geldiğini söyledi. Sevgi-”
derin nefes alarak devam etti. İyelik eki eklemediği için rahatsızlık
duyuyormuş gibi bir ifadesi vardı. “Sevgimin oda numarasını sormuşsun ama
gelmedin oraya.” dayanamamış eklemişti sonunda.
Genç kadın ona doğru dönerek yakışıklı yüzüne
baktı alayla.
“Geldim odaya merak etme.”
“İçeri girmedin”
“Geldim ve göreceğimi gördüm kocacığım” son kelimeyi öyle bir
tiksintiyle söyledi ki, Rahşan yüzünü buruşturdu.
“Neyi gördün?” adam gittikçe sinirlenmeye
başlıyordu. Sesinden anlamıştı. Umurunda değildi. Adamın Sevgi`nin saçlarına
dokunduğu eline vurdu.
“Bu elinle o kadının saçlarını nasıl
okşadığını” elinden sonra dudaklarına vurdu hırsla. Adamın gözleri şokla irice
açıldı. “Bu dudaklarınla helalimsin der gibi alnını nasıl öptüğünü.”
Parmaklarını toplayarak elini yumruk haline getirdi. O yumruğu adamın göğsüne
indirdi sertçe. “Dün gece beni uyuttuğun bu göğsünde o kadını nasıl uyuttuğunu
gördüm. Yeter mi?”
“Saçları dökülüyor Azra. Teselli etmek
istedim.” özrü kabahatinden bile büyüktü. Kadın duygusuz bir kahkaha attı.
“Yanına yatarak mı? Allah aşkına be adam. Sen
EVLİSİN! Başka kadınların yanında işin olmamalı. Beni sevdiğini söyleyen adam
kendine metres tutmaz. Gerçi metres durumunda olan benim ama neyse.”
Gitmek için arkasını döndüğünde onları izleyen
Kerem`i gördü. Ona doğru yürürken kocasının sesini duydu. Yüzünde beliren alay
dolu gülümsemeye engel olamadı.
“Ne saçmalıyorsun sen?”
“Saçmalayan sensin Rahşan ben değil.”
Kerem`e doğru yürürken yine kocası tarafından
durduruldu. Gözlerini devirerek ona döndü. Rahşan bir kuzenine bir de karısına
baktı.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Kolunu tekrar
ondan kurtaran kadın bir adım öteye gitti.
“Senin olmadığın her hangi bir yere”
“Konuşmamız bitmedi Azra. Bir yere gidemezsin.”
Kıkırdadı kadın.
“Benim için bu konuşma çoktan bitti” diyerek
kendisini hayranlıkla izleyen bir çift mavi gözlere baktı. “Götür beni
buradan.” Kerem kafasını sallayarak yana çekildi. Rahşan dişlerini sıkarak
kuzenine baksa da Kerem`in gözleri Azra`nın üzerindeydi.
“Sevgim konusunu konuşacağız Azra. Sana
açıkmamam gereken şeyler var.”
“Şu an seni dinlemek istemiyorum Rahşan. Tek
isteğim buradan ve senden gitmek.”
Kadının onu dinlemeye niyeti yoktu.
Kulaklarını adamın diyeceklerine kapatarak arabaya doğru yürümeye başladı.
Kerem uzaktan kumanda ile kapıyı açarak kadının arabaya binmesini izledi. Azra
arabaya biner binmez dönerek kuzeninin yakasına yapıştı. Rahşan karısına
baktığı için kuzeninin ellerinin arasında boş çuval gibi sallanmış fakat bunu
umursamamıştı.
“Ulan dua et amcamın oğlusun. Sana
küfredemiyorum. Yoksa sana öyle küfürler ederdim ki, tüylerin diken diken
olurdu.”
“Et abi et. İçinden hangi küfrü etmek
geçiyorsa et.” dedi hala karısına bakarken.
“Lan pezevenk, karının gözünün önünde
Sevgi`ciğinle cilveşelirsen boynunu kırarım demedim mi?”
Rahşan bakışlarını kadından çekerek kuzenine
baktı. Mavi gözleri öfkeden yanıyordu.
“Onunla cilveleşmiyordum. Bunu sen de
biliyorsun. Sevgim ölüyor. Yurtdışından o yüzden apar topar getirdiler.”
“Sevgi senin sevgilin mi? Arkadaşın mı? Bir
karar ver artık. Ona da karına da yazık. Yıpranıyorlar. Ve tüm bu yaşananların
suçlusu sensin.”
“Beni önemsemiyor sandım abi. Gözünde bir
hiçim diye düşünüyordum.”diyen adam kuzenini sinir krizinin eşiğine kadar
itmişti. Dişlerini sıkarak yumruğunu sıktı ve kardeşi gibi sevdiği adamın
yüzüne indirdi. Rahşan beklemediği darbenin etkisiyle yere düşerken Kerem
eğilerek adamın yakasına yapıştı.
“O kadının içindeki aşkı ben bile görüyorum
ulan. Sen nasıl görmezsin?”
Rahşan ayağa kalkarak dudağının kenarını
sildi. Elinin tersine bulaşan kan umurunda değildi.
“Azra`nın içinde bana karşı aşk yok. O
sadece-” cümlesini yarıda bırakarak az ötede arabanın içinde kendilerini
izleyen kadına baktı.
Gözleri dolu doluydu. Yüzünde öyle bir ifade
vardı ki, sanki canı yanıyormuş gibi bakıyordu kendisine. Fakat adamın
kendisini izlediğini fark edince hemen yüzünü çevirse de çok geçti. Elmas gibi
parlayan mor menekşeleri görmüştü bir kere.
“O sadece ne lan?” yakasına yapışan adam dikkatini
dağıtmıştı. Kafasını çevirip kuzenine bakan genç adam
“Onu yalnız bırakma abi.” diyebilmişti.
“Şu an çok hassas. Başka zaman konuşursun
onunla kardeşim” hala kıyamıyordu akılsız kuzenine.
Kerem onu bırakıp arabaya doğru giderken adam
sadece arkalarından bakıyordu. Arabaya binip çalıştırıncaya ve hastanenin
önünden çekilinceye kadar orada öylece beklemişti.
Genç kadın arabaya binip kontağı çeviren adama
baktı.
“Ağlama. Çok yakmadım canını” diyerek takıldı
kadına. Azra kafasını çevirerek kendilerini izleyen adama baktı göz ucuyla.
“Ellerine sağlık. Canının yanması umurumda
değil”
“Tabii tabii umurunda değil. Başka bir şey
için ağlıyorsun sen”
“Yoluna bak Kerem. Kaza yapacaksın”
“Yapmam merak etme. Yeğenime bir şey olmasına
izin vermem” diyerek kadının karnına kısa bir bakış attı. Aklına mucizeleri
gelen kadın yüzünde eşsiz bir tebessümle elini karnına götürdü.
“Yeğenin değil yeğenlerin Kerem. İkinci
mucizem de geliyor.” Kerem kadına kısa bakış atarak yarım ağız gülümsedi.
“Senin gibi güçlü kadından anca böyle bir şey
beklerdim Azra. Tebrik ederim”
“Teşekkür ederim”diyerek gülümsedi adama.
Kerem`den böyle güzel kelimeler duymak hoşuna gitmişti açıkcası.
“Nereye gidiyoruz şimdi?”
Genç kadın akıp giden yola bakarak iç geçirdi.
Şu an olmak istediği tek yer annesinin dizleriydi. Tek isteği annesinin dizine yatarak saçlarını
okşatmak ve saçlarını okşayan o merhametli ellerin yaralarını sarmasıydı.
“Beni kimsenin olmadığı, huzurun hüküm sürdüğü
bir yere götür.” dedi adama bakmadan. Zaten Kerem de bir şey dememiş sadece
arabayı sürmüştü. Bir buçuk saat sonra araba durduğunda gördüğü manzara
karşısında derin bir nefes almıştı genç kadın. Daha arabadan inmeden içine
huzur dolmuştu.
“İn de için huzurla dolsun Karlar Kraliçesi”
diyen adamı dinleyerek arabanın kapısını açtı. Ayakları o an yere basar basmaz
ter temiz havayı alel acele ciğerlerine çekmişti. Genç kadını böyle huşu içinde
gören adam gülümseyerek arabanın etrafında dolanarak kadının yanına vardı. Bir
süre onun gözlerini kapatarak huzuru, dinginliği için çekmesini izledi. Daha
sonra
“Gel” diyerek elini kadına uzattı. Azra
gözlerini açarak kendisine doğru uzatılan ele baktı. Narin parmaklarını adamın
güçlü avucuna bırakırken kocası ile hiç el ele tutuşmadığı gerçeğinin acısıyla
baş etmeye çalışıyordu.
Birlikte küçük taşlardan yapılan patika yoldan
geçerek deyim yerindeyse yer yüzündeki cennete ulaştılar. Etrafta ruhunu
okşayan kuş sesleri ve az ileriden gelen akar su sesi vardı. Yavaş yavaş yürüyerek kenarına vardıkları
dereye hayranlıkla iç geçirerek baktı. Güneşin ışıklarını üzerine birer
pırlanta gibi serptiği, yeşillikler içindeki enfes görüntü kadının aklını
başından almıştı.
“Burası neresi Kerem?” diye sordu ruhunu
seslerin sihrine teslim ederek.
“Sapanca Maşukiye köyü. Diğer adıyla huzurun
hüküm sürdüğü yer. Bu dere de Ayğır deresi.”
Genç kadının yüzünde dereyi bile gölgede
bırakacak iç ısıtan gülümseme can buldu. Burayı çok sevmişti. Dönüp Kerem`e
baktığında kendisini izlediğini fark etti.
“Beni huzurun hüküm sürdüğü yere götür dedim.
Sen cennetin ta kendisine getirmişsin beni. Teşekkü ederim.”
“Burası bazen hayattan bezdiğimde kaçıp da
kendimi dinlediğim saklı cennetim. Gel şöyle oturalım Karlar Kraliçesi” büyük
bir taş parçasını göstererek oturması için yardım etti. Azra bakışlarını
etrafta dolandırıp zihninin bir köşesinde güzel anılar biriktirirken ruhu
mutluluk depoluyordu.
“Bana neden Karlar Kraliçesi diyorsun?” diye
sordu yanında tertemiz çimlerin üzerinde gözleri kapalı halde uzanan adama.
Kerem soruyu duyunca gözlerini açmadan cevaplamıştı kadını.
“Çünkü kalbinin buz parçasına dönüştüğünü düşünüyordum” dedikten sonra gözlerini açarak
oturur pozisyona geçti. Azra oturduğu taşta ona doğru dönerek beklemeye
başladı. “Kalbin öyle katıydı ki, seni seven kalbi defalarca kırdın Azra.”
“Kırdım ve bedelini fazlasıyla ödüyorum Kerem”
dedi bakışlarını akan suya çevirerek. Aklına saatler önce gördüğü sahne gelince
midesi burulmuştu.
“Azra”
“Efendim” dedi adama tekrar dönerek. Kendisine
bakıyordu dikkatle.
“Sen benim kardeşimi kırmadın Azra. Yıktın
geçtin.”
Haklıydı. Yıkmıştı. Fakat yıktığı kadar da
yıkılıyordu kocası tarafından.
“Fakat o dangalak bu aralar seni hak etmediğin
kadar üzüyor. Belki inanmıyorsun ama o seni çok seviyor.”
Alayla güldü kadın.
“Seviyor demek. Onun sevgisi bana dokunana
kadardı Kerem. Elde ettikten sonra değerim kalmadı gözünde.” dedi sesinin
titremesine engel olamadan. Kerem kadının önünde oturarak ellerini tuttu.
Azra`nın bakışları hızla karşısındaki mavileri buldu.
“Aynı evde yaşadığın, sevdiğin kişiden her
Allah`ın günü değersiz olduğunu duyarsan, hissedersen bir süre sonra buna
inanmaya başlarsın Azra. Rahşan senin onu sevmediğine ve asla sevmeyeceğine
çoktan inanmış durumda. Ve bunu sen istedin zamanında.”
“Ben onu-” diyerek sustu. O an gerçek
yanıbaşında akan derenin soğuk suyu gibi başından aşağı dökülmüş etrafını saran
o duyguda boğmuştu.
Onu seviyordu.
Lanet olsun SEVİYORDU.
Asla sevmem dediği hatta bir zamanlar nefret
ettiği adamı seviyordu.
“Uzun zamandır buz tutmuş kalbin, aşkın harlı
ateşine dayanamadı Karlar Kraliçesi.”
“Hayır” kafasını şiddetle yanlara salladı.
Ellerini adamın elinden çekerek ayağa kalktı. Derenin kenarına doğru yürüyerek
derin derin nefesler almaya başladı. Kalbi ona isyan eder gibi şişerek göğsüne
dar gelmeye başlamıştı.
“Kabul et ve kalbini özgür bırak Azra”
arkasında duruyordu. Bunu sırtına yayılan sıcaklıktan anlamıştı.
“Edemem Kerem. Edersem onu affederim. Şans
veririm. Ben bunları yapmak istemiyorum.” Kerem gülümseyerek omuzlarını tuttu
onun. Onu anlıyordu. Bazı kişiler aşkı zor kabullenirdi. O yüzden şimdilik
üstüne gitmeyecekti.
“Yeğenlerim acıkmadı mı Azra? Amcaları kurt
gibi acıktı da” dediğinde kadın gülümseyerek ona doğru döndü. Yemek kelimesini
duyar duymaz midesi tepki göstermişti.
“Bakalım amcaları yeğenlerine ne ikram edecek”
diyerek karnını okşadı. Konuyu değiştirdiği için adama minnettardı.
“Annelerinin canı ne çekiyorsa onu ikram
edeceğim.”kadına elini uzatarak ona geri dönmeleri için yardım etti. Yürüyerek
etrafı hayranlıkla seyr ederken Kerem`in müdavimi olduğu şirin bir lokantanın
bahçesine girdiler. Lokantaya gidene kadar ayaklarının altını görmeyen kadın
bir kaç kere düşme tehlikesini Kerem`in onu tutması sayesinde atlatmıştı.
Lokantaya girer girmez onları fark eden lokanta sahibesi söhbet ettiği müşterilerden
izin alarak yanlarına geldi. Kerem gülümseyerek kadının elini öperken kadın
“Seni yaramaz. Neredesin bunca zamandır?” diye
sitem ediyordu. Genç kadın kaşını kaldırarak karşısındaki manzarayı izlerken ne
düşüneceğini bilemiyordu. Kerem onun yanında başka bir kadınla alelade flört
edecek kadar aklını kaçırmamıştı her halde. Kadının elini bırakıp yüzüne bakan
Kerem
“İşlerim var Meryem abla.” dedi. Meryem hanım
flörtöz tavrından kurtulup ciddileşti. Azra`ya dönerek elini uzattı.
“Hoş geldiniz ben Meryem bu işletmenin
sahibesiyim”
Azra kadının elini sıkarak gülümsedi. Daha
doğrusu gülümsemeye çalıştı. Çünkü yarım saat önceki gerçek hala aklını ve
kalbini karıştırıyordu.
“Azra Altay” dedi gururla. Bir kaç ay önce
soyadından gurur duyacağını söyleselerdi gülmezdi bile. Şimdi o soyadı gururla
taşıyordu.
Hayat ne garipti.
Meryem hanımla biraz sohbet ettikten sonra
masalardan birine geçtiler. Siparişlerini verip yemeklerini yedikten sonra
hesabı ödeyerek kalkmış yürüyerek arabaya ulaşmışlardı. Şehre dönerken o
muhteşem yerde bedeninden uzaklaşan sıkıntıları geri dönmüştü. Kerem sıkıntıyle
iç çeken kadına baktı.
“O dangalakla konuşmalısın Azra. Serin akılla
ne yapacağınızı düşünmelisiniz.”
“Bilmediğim ne anlatacak ki bana o? Beni
sevdiğini söyleyip yine dokunacak mı bedenime?” sona doğru boğazına tırmanan
hıçkırığı zor zapt etmişti.
“Bu ilişkide ikinizde farklı hatalar yaptınız.
Bir birinizi kırdınız. Bence bir kere de olsun oturup konuşmalısınız.”
“Ben onu kırmanın bedelini ödüyorum evet. Hani
derler ya yaşattığını yaşamadan asla
ölmeyeceksin diye benimki o hesap işte.” Gözlerine dolan yaşları saklamak
için bakışlarını yola çevirdi. “Ama bu kadar ağır olmamalıydı. Ben onu başka
adamla aldatmadım. Kocamın gözlerinin içine baka baka o adamın isiminin sonunda
iyelik eki kullanmadım. Onu evde yalnız bırakıp hemen o adamın yanına gitmedim.
Yapmadım Kerem. Yapmam da.”
“Yapmazsın” diyerek onu onayladı adam.
Yapmazdı biliyordu. Ölmüş bir adama sadık kalan kadın yaşayan birine asla
ihanet etmezdi.
“Keşke
bana benim ona davrandığım gibi davransaydı ve ödeşseydik.”
“Sevgi olmasaydı siz hala aynı durumda
olacaktınız Azra. Bunu kabul et ilk önce.” diyen adama baktı hırsla. Kerem onun
bakışlarını farke ettiği an arabayı sağa çekti. Konu ciddileşmişti.
“Sen nasıl-” diyecekken elini kaldırarak onu
susturdu adam. Bedenini kadına döndürerek gözlerinin içine baktı.
“Sakın dediklerimi kıskançlık olarak algılama.
Seni kendine Sevgi getirdi dememin sebebi gönlünün çoktan Rahşan`a kaymasıydı.
Sevgi sadece bir titreşim. Derin uykuya dalmış, karanlığa saklanmış aşkını
uyandıran bir titreşim. Kabul et Azra. Et ve kurtul.”
Genç kadın kafasını salladı. Hayır kabul
etmeyecekti. Etmek istemiyordu.
“Kerem beni şirkete götür.”
“Konu kapandı demek. Peki. Seni şirkete
götürüyorum.”
“Teşekkür ederim.”
Şirkete geldiklerinde araba durdu. Genç kadın
adama dönerek
“Bugün için teşekkür ederim Kerem.” dedi.
“Rica ederim Azra. Kendine ve yeğenlerime
dikkat et” diyerek kadının karnına bakıp gülümsedi. Azra elini karnına koyarak
“Dikkat edeceğim. Sen de benim kıymetlimi
üzmemeye dikkat et. O narin kalpli biri asla seni üzecek bir şey demez. Üzülse
bile içine atar ama ben öyle değilim Kerem. Onu üzersen seni doğduğuna pişman
ederim. İnan bana ederim” sesi de yüzü kadar ciddiydi. Kerem zaten yapacağını
biliyordu.
“Onu üzeceğime kendi kafama sıkarım daha iyi
Karlar Kraliçesi. Sen zahmet etme.”
Genç kadın yaşlı kadın edasıyla adamın eline
vurdu hafifçe. İşte böyle der gibi.
“Ben diyeceğimi dedim. Bundan sonrası senin
bileceğin iş.” diyerek arabadan indi.
Genç adam arabadan inip şirkete doğru yürüyen kadının arkasından baktı.
“Allah`ım sen benim kuzenimi karısının
gazabından koru” dedi gülerek. Arabayı çalıştırıp şirketin önünden ayrılıken
bile gülüyordu adam.
Genç kadın odasına girdiğinde sekreteri Berna
da ardından geldi. Onun masasına geçip bilgisayarını açmasını bekledi.
“Azra Hanım” diyerek dikkatini çekmiş en
sonunda. Azra kafasını kaldırıp Berna`ya baktı. Tek kaşını kaldırarak devam
etmesini beklediğini gösterdi. “Bir saat sonra Evrenler Holdingin CEO`su Tahir
Ağaoğlu ile görüşmeniz var. ” dedi. Genç kadın onu tamamen unutmuştu. Uzun
zamandır Tahir beyle bir toplantı istiyordu ve tam da gününde o toplantıyı
unutmuştu.
Harika!
Hepsi o dengesiz kocası yüzündendi.
“Görüşecek misiniz? Yoksa toplantıyı iptal mi
edeyim?” diye sordu Berna cevap beklerken.
“Hayır iptal falan yok. Adamı zor yakaladık
zaten.”
“Tamam. Peki bir şey ister misiniz? Çay?
Kahve?”
“Bana maden suyu getir Berna”
“Hemen geliyor efendim” diyerek çıktı odadan
Berna.
Berna çıktıktan sonra çantasını alarak içinde
telefonunu aradı. Telefonu bulmadan önce eline geçen ince bir şeyi aldı ve
çantadan çıkardı. Bir banka kartı. Kartın tersini çevirip baktı.
Rahşan Altay
Aklına bu kartı verdiği gün gelince gülümsedi.
Kocası
mutfağa girdiğinde genç kadın market torbalarındaki erzakları dolaba
yerleştiriyordu. Bedenini one doğru döndürüp
“İyi
akşamlar” dedi işini bitirip boş poşetleri katlarken.
“İyi
akşamlar. Alış veriş mi yaptın?” diye sordu poşetleri işaret ederek.
“Evet.
Bazı yiyecekler bitmişti bende iş dönüşü eksikleri aldım.” dedi ve adamı
dikkatlice izlemeye başladı.
Sinirliydi.
Peki
neden?
Rahşan
aldığı cevapla burun kemerini sıkarak kendini firenlemeye çalıştı. Bir elin
belinde diğer eli burun kemerinde arkası dönük şekilde camdan dışarıyı izleyen
kocasına baktı kadın.
“Rahşan?
Ne oldu?” diye sorunca adam ona döndü yavaşça. Gözlerine baktığında
sakinleşmişti. Az önceki gibi sinirli değildi. Rahşan bir şey demeden
sandalyeyi çekti ve kadını oturması için davet etti. Azra hemen itaat etmiş
adamın çektiği sandalyeye oturmuştu. Kadın onun konuşmasını beklerken adam kol
düğmelerini çıkararak cebine attı. Açtığı kollarını kıvırıp dirseklerinin az
aşağısında bıraktı. Üstten üç düğmesini açıp, saçlarını karıştırarak kadının
tam karşısındaki sandalyenin tepesine tutundu.
Genç kadın
sessizce iç geçirerek adamın baştan çıkarıcı görüntüsünü zihnine kazıdı.
“Bir
konuya açıklık getirelim Azra. Bu ev ikimizin. Biliyorsun. İkimiz de kendi
paramızı kazanıyoruz. Sen benden daha fazla kazanıyor olabilirsin” der demez
kadın kafasını salladı. Adamın derdi onun daha fazla kazanması olamazdı değil
mi? Çünkü ikisi de eşit kazanıyorlardı fakat Rahşan artan parasını iyilikler
için harcıyordu. Kendisi de iyilikler yapıyordu ama konu şu an o değildi. “Ama
bu dolap benim paramla alınmış yiyeceklerle dolacak. Çünkü bu evin erkeği
benim. Ailemi geçindirmek benim boynumun borcu. Ha sen evimize para harcayamaz
mısın? Elbette harcayabilirsin. Mobilyaları yenileyebilir, istediğin gibi
dekore ettirebilirsin. Ama burası benim alanım Azra. Evimizin ekmeğini almak
bana düşer.” diyerek cebinden çıkardığı cüzdanını açtı ve içinden bir kart
çıkartıp masaya bıraktı. “Bu benim şahsi hesabıma bağlı banka kartı. Mutfak ve
evde bir eksik olduğunda o eksiklikleri ya bana söyle ya da bu karttan çektiğin
para ile al.”
Karta
baktı kadın bir süre. Düşündü. Tarttı. Kendini kocasının yerine koydu. O Rahşan
olsaydı ne tepki verirdi diye hayal etti ve aynı bu tepkiyi vereceğine karar
verdi. Çünkü her ne kadar özgür bir kadın olursan ol, eğer evliysen o evi
geçindirme vazifesi erkeğindi. O evin ekmeği erkeğin kazandığı para ile
alınmalıydı.
“Peki” diyerek
karta uzandı ve o kartı masadan aldı. Rahşan savaşmadan kazandığı zaferle
şaşkına dönmüştü. Azra ayağa kalktı ve adama yaklaştı. “Aç mısın? Sevdiğin
yemekten yaptım.” Diyerek adamın tepkisini bekledi. Yeni bir şaşkınlık dalgası
adamın yüzüne vururken kadın gülmemek için yanağının iç kısmını ısırdı.
“Benim
sevdiğim yemek ne?” tek kaşını kaldırarak sordu adam. Kadın kendini sözlüye
kalkmış öğrenci gibi hissetti bir an.
“Muğla`mıza
özgü Çökertme kebabı ve Keşkek yaptım.”
Rahşan
yutkunarak kolunu kadının beline dolayarak kendine çekti. Azra beklemediği
hamle ile hafif çığlık atarak adamın omuzlarına tutundu. Eğilerek çilek kokan
boynunu öpen adam içini gıdıklamış az önceki gerginliği unutturmuştu.
“Seni bana
yazan Rabbim`e bin kere şükürler olsun kadın”
Kartı cüzdanına koyarak telefonu aldı ve
masaya bıraktı. O akşam o kadar güzel geçmişti ki, saatler önce yaşadığı
şeyleri o zamanki adamın yaşattığına inanası gelmiyordu kadının.
Bazı
adamlar incitmeden sevemiyor Azra
dedi içinden bir ses. Haklıydı. Rahşan sadece
kırmıyor paramparça ederek seviyordu.
“Ah be adam. Ben seninle ne yapacağım?”
diyerek iç çekti. Kapı açılıp Berna içeri elinde tepsiyle girince
düşüncelerinden kurtulmuştu. Sekreterinin getirdiği maden suyunu içen kadın
görüşme için hazırladığı sunuma son kez göz atmaya karar verdi. Toplantı zamanı
geldiğinde üzerine çeki düzen vererek odasından çıktı ve toplantı salonuna
geçti.
Genç adam uzun zamandır beklettiği ve
uğurlarını izlediği şirketin önünde durarak binaya şöyle bir göz attı.
“Sen Meleğime dua et Mahir Altay” diyerek
dişlerini sıktı adam. O sırada çalan telefonu zihninde canlanan çığlıkları
bastırmıştı. Sakin hareketlerle cebinden çıkardığı telefonun ekranına baktı.
Arayan kişi kalbini titretip yüzüne tebessüm canlandırırken bekletmeden çağrıyı
cevaplamıştı.
“Tahir`im” kadife ses ruhunu okşamıştı adamın.
“Meleğim, bir şey mi oldu?” diye sordu neden
aradığını bilse de.
“İntikam denen illetin kalbini köretlmesine
izin verme Tahir`im. Yengenin ve kardeşinin bir suçu yok. Bana kalsa babanın
yani Mahir beyin de bir suçu yok ama neyse” Mahir ismini duyunca telefonu
çatırdatacak kadar sertçe sıktı. Az önce bastırdığı çığlık şimdi beyninin her
zerresindeydi. Canını keskin bir neşter gibi yakıyordu. O çığlıkları bastırmak
için boşta olan eliyle gecenin karanlığından bir ton çalmış saçlarını
çekiştirdi.
“Rahşan ve Azra için bir şey diyemem ama o
şerefsizin boynunda annemin vebali var. O piç kurusu yaşıyorsa bu senin
sayende. Unutma.”
“Girdiği tekstil işinde onu batırarak ölümün
eşiğine getirdin zaten. İçin soğumadı mı Tahir`im?”
İstihza ile güldü adam.
“Ama ölmedi. Annem acıyla inleyerek öldü fakat
o pezevenk oğlunu para karşılığında Selim Ateşdağlı`ya sattı. Tıpkı annemi
karnında bir bebekle ortada bıraktığı gibi.”
Kalın sesindeki öfke ateşi telefonun diğer
ucundan bile Melek`in tüylerini diken diken etmişti.
“Söz ver Tahir. Onlara zarar vermeyeceğine
dair söz ver.” Sesindeki o tınıyı duyunca dişlerini sıktı adam. El mahkum söz
verecekti. Başka yolu yoktu.
“Söz Meleğim söz”
“Canına yandığım adam” diyerek yine adamı
aptal aşığa çevirmişti genç kadın.
“Yoluna kurban olduğum kadın”
Telefonu kapattığında az önceki aşk dolu
bulutlar dağılmış yerini gerçekleri acı biçimde yüzüne vuran sert rüzgara
bırakmıştı. Telefonu cebine atmadan ezbere bildiği numarayı aradı. İki çalışta
cevaplanmıştı.
“Korkut”
“Buyur abi”
“Az önceki plan iptal. Arabayı sağlam bırakıp
çıkın oradan”dediğinde diğer tarafta sessizlik oldu. Saniyeler geçtikçe adamın
sabırsızlığı artıyordu.
“Abi biz o işi çoktan hallettik. Fren kablosu
kesildi ve biz çıktık oradan.”
Telefonu kapatıp cebine atarken “Ben böyle
işin evveliyatını sikeyim” küfrünü sıralamıştı. Az önce kadınına verdiği sözü
tutamamıştı.
Felaket çok yakındı. Hissediyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder