1 Eylül 2019 Pazar

14. bölüm `Götür beni buradan`


              

 Genç kadın kapıdan çekilerek sırtını duvara yasladı. Kalbindeki acının geçmesi için derin derin nefesler almaya başladı.
“Bana güç ver Ya Rabbi`m. Bebeklerim için dayanma gücü ver.” dilindeki tek duası buydu.
Ne yaparsa yapsın hissettiği acı geçmiyordu. Burada durdukça da geçmeyecekti. Titreyen elleri çantasına giderken gözlerindeki yaşları durduramıyordu. Çantasında aradığı lanet telefonu bulduğunda ekran kilidini açtı ve buradan kendisini götürmesini istediği kişinin numarasını kaydırdı. Konuşmak için uzaklaşarak asansöre doğru yürüdü. Asansör çağırırken istediği kişi telefonu cevaplamıştı.
“Azra?” yutkunarak kendine gelmeye çalıştı. O sırada çağırdığı asansör de gelmişti. Hemen bindi.
“Kerem gel beni buradan al” dedi ağlamamak için alt dudağını ısırırken.
“Olduğun yeri söyle”
“Sevgi`nin olduğu hastanedeyim”
“Geliyorum” cevabını duyduktan sonra bir şey söylemeden kapattı telefonu. Asansör zemin kata indikten sonra hastaneden çıktı ve banklardan birine oturdu. Kerem gelene dek sakinleşmeliydi.
“Bana değer verdiğini sanmıştım Rahşan. Uyarılarımı dikkate aldığını sanmıştım. En önemlisi beni sevdiğini sanmıştım.” yanaklarını silerek duruşunu dikleştirdi. Bu sondu. Onun için ağlamayacaktı artık. 
Ne kadar orada oturduğunu bilmiyordu fakat duyduğu sesle kendine gelmiş uzun zamandır baktığı nokatan çekmişti bakışlarını.
“Azra? Burada ne işin var?” kafasını kaldırıp hissiz bakışlarını zihninde katlettiği kişiye baktı.
“Sana ne?” ayağa kalkarak yanından uzaklaştı. Rahşan sinirle sakallı yüzünü sıvazladı. Bu kadın onun ölümü olacaktı. Kendisinden gittikçe uzaklaşan kadına birkaç büyük adımda yetişti ve kolunu kavrayarak kendine döndürdü. Azra hızla adamın elinden kurtuldu. Az önce o eller başka kadına dokunuyordu.
“Çek elini üzerimden.” Genç adam gördüğü muamele karşısında şaşırmıştı. Sabah fazlasıyla mutlu ayrılmışlardı evden. Neydi bu şimdi?
“Hemşire senin geldiğini söyledi. Sevgi-” derin nefes alarak devam etti. İyelik eki eklemediği için rahatsızlık duyuyormuş gibi bir ifadesi vardı. “Sevgimin oda numarasını sormuşsun ama gelmedin oraya.” dayanamamış eklemişti sonunda.
Genç kadın ona doğru dönerek yakışıklı yüzüne baktı alayla.
“Geldim odaya merak etme.”
“İçeri girmedin”
“Geldim ve göreceğimi gördüm kocacığım” son kelimeyi öyle bir tiksintiyle söyledi ki, Rahşan yüzünü buruşturdu.
“Neyi gördün?” adam gittikçe sinirlenmeye başlıyordu. Sesinden anlamıştı. Umurunda değildi. Adamın Sevgi`nin saçlarına dokunduğu eline vurdu.
“Bu elinle o kadının saçlarını nasıl okşadığını” elinden sonra dudaklarına vurdu hırsla. Adamın gözleri şokla irice açıldı. “Bu dudaklarınla helalimsin der gibi alnını nasıl öptüğünü.” Parmaklarını toplayarak elini yumruk haline getirdi. O yumruğu adamın göğsüne indirdi sertçe. “Dün gece beni uyuttuğun bu göğsünde o kadını nasıl uyuttuğunu gördüm. Yeter mi?”
“Saçları dökülüyor Azra. Teselli etmek istedim.” özrü kabahatinden bile büyüktü. Kadın duygusuz bir kahkaha attı.
“Yanına yatarak mı? Allah aşkına be adam. Sen EVLİSİN! Başka kadınların yanında işin olmamalı. Beni sevdiğini söyleyen adam kendine metres tutmaz. Gerçi metres durumunda olan benim ama neyse.”
Gitmek için arkasını döndüğünde onları izleyen Kerem`i gördü. Ona doğru yürürken kocasının sesini duydu. Yüzünde beliren alay dolu gülümsemeye engel olamadı.
“Ne saçmalıyorsun sen?”
“Saçmalayan sensin Rahşan ben değil.”
Kerem`e doğru yürürken yine kocası tarafından durduruldu. Gözlerini devirerek ona döndü. Rahşan bir kuzenine bir de karısına baktı.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Kolunu tekrar ondan kurtaran kadın bir adım öteye gitti.
“Senin olmadığın her hangi bir yere”
“Konuşmamız bitmedi Azra. Bir yere gidemezsin.”
Kıkırdadı kadın.
“Benim için bu konuşma çoktan bitti” diyerek kendisini hayranlıkla izleyen bir çift mavi gözlere baktı. “Götür beni buradan.” Kerem kafasını sallayarak yana çekildi. Rahşan dişlerini sıkarak kuzenine baksa da Kerem`in gözleri Azra`nın üzerindeydi.
“Sevgim konusunu konuşacağız Azra. Sana açıkmamam gereken şeyler var.”
“Şu an seni dinlemek istemiyorum Rahşan. Tek isteğim buradan ve senden gitmek.”
Kadının onu dinlemeye niyeti yoktu. Kulaklarını adamın diyeceklerine kapatarak arabaya doğru yürümeye başladı. Kerem uzaktan kumanda ile kapıyı açarak kadının arabaya binmesini izledi. Azra arabaya biner binmez dönerek kuzeninin yakasına yapıştı. Rahşan karısına baktığı için kuzeninin ellerinin arasında boş çuval gibi sallanmış fakat bunu umursamamıştı.
“Ulan dua et amcamın oğlusun. Sana küfredemiyorum. Yoksa sana öyle küfürler ederdim ki, tüylerin diken diken olurdu.”
“Et abi et. İçinden hangi küfrü etmek geçiyorsa et.” dedi hala karısına bakarken.
“Lan pezevenk, karının gözünün önünde Sevgi`ciğinle cilveşelirsen boynunu kırarım demedim mi?”
Rahşan bakışlarını kadından çekerek kuzenine baktı. Mavi gözleri öfkeden yanıyordu.
“Onunla cilveleşmiyordum. Bunu sen de biliyorsun. Sevgim ölüyor. Yurtdışından o yüzden apar topar getirdiler.”
“Sevgi senin sevgilin mi? Arkadaşın mı? Bir karar ver artık. Ona da karına da yazık. Yıpranıyorlar. Ve tüm bu yaşananların suçlusu sensin.”
“Beni önemsemiyor sandım abi. Gözünde bir hiçim diye düşünüyordum.”diyen adam kuzenini sinir krizinin eşiğine kadar itmişti. Dişlerini sıkarak yumruğunu sıktı ve kardeşi gibi sevdiği adamın yüzüne indirdi. Rahşan beklemediği darbenin etkisiyle yere düşerken Kerem eğilerek adamın yakasına yapıştı.
“O kadının içindeki aşkı ben bile görüyorum ulan. Sen nasıl görmezsin?”
Rahşan ayağa kalkarak dudağının kenarını sildi. Elinin tersine bulaşan kan umurunda değildi.
“Azra`nın içinde bana karşı aşk yok. O sadece-” cümlesini yarıda bırakarak az ötede arabanın içinde kendilerini izleyen kadına baktı.
Gözleri dolu doluydu. Yüzünde öyle bir ifade vardı ki, sanki canı yanıyormuş gibi bakıyordu kendisine. Fakat adamın kendisini izlediğini fark edince hemen yüzünü çevirse de çok geçti. Elmas gibi parlayan mor menekşeleri görmüştü bir kere.
“O sadece ne lan?” yakasına yapışan adam dikkatini dağıtmıştı. Kafasını çevirip kuzenine bakan genç adam
“Onu yalnız bırakma abi.” diyebilmişti.
“Şu an çok hassas. Başka zaman konuşursun onunla kardeşim” hala kıyamıyordu akılsız kuzenine.
Kerem onu bırakıp arabaya doğru giderken adam sadece arkalarından bakıyordu. Arabaya binip çalıştırıncaya ve hastanenin önünden çekilinceye kadar orada öylece beklemişti.
Genç kadın arabaya binip kontağı çeviren adama baktı.
“Ağlama. Çok yakmadım canını” diyerek takıldı kadına. Azra kafasını çevirerek kendilerini izleyen adama baktı göz ucuyla.
“Ellerine sağlık. Canının yanması umurumda değil”
“Tabii tabii umurunda değil. Başka bir şey için ağlıyorsun sen”
“Yoluna bak Kerem. Kaza yapacaksın”
“Yapmam merak etme. Yeğenime bir şey olmasına izin vermem” diyerek kadının karnına kısa bir bakış attı. Aklına mucizeleri gelen kadın yüzünde eşsiz bir tebessümle elini karnına götürdü.
“Yeğenin değil yeğenlerin Kerem. İkinci mucizem de geliyor.” Kerem kadına kısa bakış atarak yarım ağız gülümsedi.
“Senin gibi güçlü kadından anca böyle bir şey beklerdim Azra. Tebrik ederim”
“Teşekkür ederim”diyerek gülümsedi adama. Kerem`den böyle güzel kelimeler duymak hoşuna gitmişti açıkcası.
“Nereye gidiyoruz şimdi?”
Genç kadın akıp giden yola bakarak iç geçirdi. Şu an olmak istediği tek yer annesinin dizleriydi.  Tek isteği annesinin dizine yatarak saçlarını okşatmak ve saçlarını okşayan o merhametli ellerin yaralarını sarmasıydı.
“Beni kimsenin olmadığı, huzurun hüküm sürdüğü bir yere götür.” dedi adama bakmadan. Zaten Kerem de bir şey dememiş sadece arabayı sürmüştü. Bir buçuk saat sonra araba durduğunda gördüğü manzara karşısında derin bir nefes almıştı genç kadın. Daha arabadan inmeden içine huzur dolmuştu.
“İn de için huzurla dolsun Karlar Kraliçesi” diyen adamı dinleyerek arabanın kapısını açtı. Ayakları o an yere basar basmaz ter temiz havayı alel acele ciğerlerine çekmişti. Genç kadını böyle huşu içinde gören adam gülümseyerek arabanın etrafında dolanarak kadının yanına vardı. Bir süre onun gözlerini kapatarak huzuru, dinginliği için çekmesini izledi. Daha sonra
“Gel” diyerek elini kadına uzattı. Azra gözlerini açarak kendisine doğru uzatılan ele baktı. Narin parmaklarını adamın güçlü avucuna bırakırken kocası ile hiç el ele tutuşmadığı gerçeğinin acısıyla baş etmeye çalışıyordu.
Birlikte küçük taşlardan yapılan patika yoldan geçerek deyim yerindeyse yer yüzündeki cennete ulaştılar. Etrafta ruhunu okşayan kuş sesleri ve az ileriden gelen akar su sesi vardı.  Yavaş yavaş yürüyerek kenarına vardıkları dereye hayranlıkla iç geçirerek baktı. Güneşin ışıklarını üzerine birer pırlanta gibi serptiği, yeşillikler içindeki enfes görüntü kadının aklını başından almıştı.
“Burası neresi Kerem?” diye sordu ruhunu seslerin sihrine teslim ederek.
“Sapanca Maşukiye köyü. Diğer adıyla huzurun hüküm sürdüğü yer. Bu dere de Ayğır deresi.”
Genç kadının yüzünde dereyi bile gölgede bırakacak iç ısıtan gülümseme can buldu. Burayı çok sevmişti. Dönüp Kerem`e baktığında kendisini izlediğini fark etti.
“Beni huzurun hüküm sürdüğü yere götür dedim. Sen cennetin ta kendisine getirmişsin beni. Teşekkü ederim.”
“Burası bazen hayattan bezdiğimde kaçıp da kendimi dinlediğim saklı cennetim. Gel şöyle oturalım Karlar Kraliçesi” büyük bir taş parçasını göstererek oturması için yardım etti. Azra bakışlarını etrafta dolandırıp zihninin bir köşesinde güzel anılar biriktirirken ruhu mutluluk depoluyordu.
“Bana neden Karlar Kraliçesi diyorsun?” diye sordu yanında tertemiz çimlerin üzerinde gözleri kapalı halde uzanan adama. Kerem soruyu duyunca gözlerini açmadan cevaplamıştı kadını.
“Çünkü kalbinin buz parçasına dönüştüğünü  düşünüyordum” dedikten sonra gözlerini açarak oturur pozisyona geçti. Azra oturduğu taşta ona doğru dönerek beklemeye başladı. “Kalbin öyle katıydı ki, seni seven kalbi defalarca kırdın Azra.”
“Kırdım ve bedelini fazlasıyla ödüyorum Kerem” dedi bakışlarını akan suya çevirerek. Aklına saatler önce gördüğü sahne gelince midesi burulmuştu.
“Azra”
“Efendim” dedi adama tekrar dönerek. Kendisine bakıyordu dikkatle.
“Sen benim kardeşimi kırmadın Azra. Yıktın geçtin.”
Haklıydı. Yıkmıştı. Fakat yıktığı kadar da yıkılıyordu kocası tarafından.
“Fakat o dangalak bu aralar seni hak etmediğin kadar üzüyor. Belki inanmıyorsun ama o seni çok seviyor.”
Alayla güldü kadın.
“Seviyor demek. Onun sevgisi bana dokunana kadardı Kerem. Elde ettikten sonra değerim kalmadı gözünde.” dedi sesinin titremesine engel olamadan. Kerem kadının önünde oturarak ellerini tuttu. Azra`nın bakışları hızla karşısındaki mavileri buldu.
“Aynı evde yaşadığın, sevdiğin kişiden her Allah`ın günü değersiz olduğunu duyarsan, hissedersen bir süre sonra buna inanmaya başlarsın Azra. Rahşan senin onu sevmediğine ve asla sevmeyeceğine çoktan inanmış durumda. Ve bunu sen istedin zamanında.”
“Ben onu-” diyerek sustu. O an gerçek yanıbaşında akan derenin soğuk suyu gibi başından aşağı dökülmüş etrafını saran o duyguda boğmuştu.
Onu seviyordu.
Lanet olsun SEVİYORDU.
Asla sevmem dediği hatta bir zamanlar nefret ettiği adamı seviyordu.
“Uzun zamandır buz tutmuş kalbin, aşkın harlı ateşine dayanamadı Karlar Kraliçesi.”
“Hayır” kafasını şiddetle yanlara salladı. Ellerini adamın elinden çekerek ayağa kalktı. Derenin kenarına doğru yürüyerek derin derin nefesler almaya başladı. Kalbi ona isyan eder gibi şişerek göğsüne dar gelmeye başlamıştı. 
“Kabul et ve kalbini özgür bırak Azra” arkasında duruyordu. Bunu sırtına yayılan sıcaklıktan anlamıştı.
“Edemem Kerem. Edersem onu affederim. Şans veririm. Ben bunları yapmak istemiyorum.” Kerem gülümseyerek omuzlarını tuttu onun. Onu anlıyordu. Bazı kişiler aşkı zor kabullenirdi. O yüzden şimdilik üstüne gitmeyecekti.
“Yeğenlerim acıkmadı mı Azra? Amcaları kurt gibi acıktı da” dediğinde kadın gülümseyerek ona doğru döndü. Yemek kelimesini duyar duymaz midesi tepki göstermişti.
“Bakalım amcaları yeğenlerine ne ikram edecek” diyerek karnını okşadı. Konuyu değiştirdiği için adama minnettardı.
“Annelerinin canı ne çekiyorsa onu ikram edeceğim.”kadına elini uzatarak ona geri dönmeleri için yardım etti. Yürüyerek etrafı hayranlıkla seyr ederken Kerem`in müdavimi olduğu şirin bir lokantanın bahçesine girdiler. Lokantaya gidene kadar ayaklarının altını görmeyen kadın bir kaç kere düşme tehlikesini Kerem`in onu tutması sayesinde atlatmıştı. Lokantaya girer girmez onları fark eden lokanta sahibesi söhbet ettiği müşterilerden izin alarak yanlarına geldi. Kerem gülümseyerek kadının elini öperken kadın
“Seni yaramaz. Neredesin bunca zamandır?” diye sitem ediyordu. Genç kadın kaşını kaldırarak karşısındaki manzarayı izlerken ne düşüneceğini bilemiyordu. Kerem onun yanında başka bir kadınla alelade flört edecek kadar aklını kaçırmamıştı her halde. Kadının elini bırakıp yüzüne bakan Kerem
“İşlerim var Meryem abla.” dedi. Meryem hanım flörtöz tavrından kurtulup ciddileşti. Azra`ya dönerek elini uzattı.
“Hoş geldiniz ben Meryem bu işletmenin sahibesiyim”
Azra kadının elini sıkarak gülümsedi. Daha doğrusu gülümsemeye çalıştı. Çünkü yarım saat önceki gerçek hala aklını ve kalbini karıştırıyordu.
“Azra Altay” dedi gururla. Bir kaç ay önce soyadından gurur duyacağını söyleselerdi gülmezdi bile. Şimdi o soyadı gururla taşıyordu.
Hayat ne garipti.
Meryem hanımla biraz sohbet ettikten sonra masalardan birine geçtiler. Siparişlerini verip yemeklerini yedikten sonra hesabı ödeyerek kalkmış yürüyerek arabaya ulaşmışlardı. Şehre dönerken o muhteşem yerde bedeninden uzaklaşan sıkıntıları geri dönmüştü. Kerem sıkıntıyle iç çeken kadına baktı.
“O dangalakla konuşmalısın Azra. Serin akılla ne yapacağınızı düşünmelisiniz.”
“Bilmediğim ne anlatacak ki bana o? Beni sevdiğini söyleyip yine dokunacak mı bedenime?” sona doğru boğazına tırmanan hıçkırığı zor zapt etmişti.
“Bu ilişkide ikinizde farklı hatalar yaptınız. Bir birinizi kırdınız. Bence bir kere de olsun oturup konuşmalısınız.”
“Ben onu kırmanın bedelini ödüyorum evet. Hani derler ya yaşattığını yaşamadan asla ölmeyeceksin diye benimki o hesap işte.” Gözlerine dolan yaşları saklamak için bakışlarını yola çevirdi. “Ama bu kadar ağır olmamalıydı. Ben onu başka adamla aldatmadım. Kocamın gözlerinin içine baka baka o adamın isiminin sonunda iyelik eki kullanmadım. Onu evde yalnız bırakıp hemen o adamın yanına gitmedim. Yapmadım Kerem. Yapmam da.”
“Yapmazsın” diyerek onu onayladı adam. Yapmazdı biliyordu. Ölmüş bir adama sadık kalan kadın yaşayan birine asla ihanet etmezdi.
 “Keşke bana benim ona davrandığım gibi davransaydı ve ödeşseydik.”
“Sevgi olmasaydı siz hala aynı durumda olacaktınız Azra. Bunu kabul et ilk önce.” diyen adama baktı hırsla. Kerem onun bakışlarını farke ettiği an arabayı sağa çekti. Konu ciddileşmişti.
“Sen nasıl-” diyecekken elini kaldırarak onu susturdu adam. Bedenini kadına döndürerek gözlerinin içine baktı.
“Sakın dediklerimi kıskançlık olarak algılama. Seni kendine Sevgi getirdi dememin sebebi gönlünün çoktan Rahşan`a kaymasıydı. Sevgi sadece bir titreşim. Derin uykuya dalmış, karanlığa saklanmış aşkını uyandıran bir titreşim. Kabul et Azra. Et ve kurtul.”
Genç kadın kafasını salladı. Hayır kabul etmeyecekti. Etmek istemiyordu.
“Kerem beni şirkete götür.”
“Konu kapandı demek. Peki. Seni şirkete götürüyorum.”
“Teşekkür ederim.”
Şirkete geldiklerinde araba durdu. Genç kadın adama dönerek
“Bugün için teşekkür ederim Kerem.” dedi.
“Rica ederim Azra. Kendine ve yeğenlerime dikkat et” diyerek kadının karnına bakıp gülümsedi. Azra elini karnına koyarak
“Dikkat edeceğim. Sen de benim kıymetlimi üzmemeye dikkat et. O narin kalpli biri asla seni üzecek bir şey demez. Üzülse bile içine atar ama ben öyle değilim Kerem. Onu üzersen seni doğduğuna pişman ederim. İnan bana ederim” sesi de yüzü kadar ciddiydi. Kerem zaten yapacağını biliyordu.
“Onu üzeceğime kendi kafama sıkarım daha iyi Karlar Kraliçesi. Sen zahmet etme.”
Genç kadın yaşlı kadın edasıyla adamın eline vurdu hafifçe. İşte böyle der gibi.
“Ben diyeceğimi dedim. Bundan sonrası senin bileceğin iş.” diyerek arabadan indi.  Genç adam arabadan inip şirkete doğru yürüyen kadının arkasından baktı.
“Allah`ım sen benim kuzenimi karısının gazabından koru” dedi gülerek. Arabayı çalıştırıp şirketin önünden ayrılıken bile gülüyordu adam.
Genç kadın odasına girdiğinde sekreteri Berna da ardından geldi. Onun masasına geçip bilgisayarını açmasını bekledi.
“Azra Hanım” diyerek dikkatini çekmiş en sonunda. Azra kafasını kaldırıp Berna`ya baktı. Tek kaşını kaldırarak devam etmesini beklediğini gösterdi. “Bir saat sonra Evrenler Holdingin CEO`su Tahir Ağaoğlu ile görüşmeniz var. ” dedi. Genç kadın onu tamamen unutmuştu. Uzun zamandır Tahir beyle bir toplantı istiyordu ve tam da gününde o toplantıyı unutmuştu.
Harika!
Hepsi o dengesiz kocası yüzündendi. 
“Görüşecek misiniz? Yoksa toplantıyı iptal mi edeyim?” diye sordu Berna cevap beklerken.
“Hayır iptal falan yok. Adamı zor yakaladık zaten.”
“Tamam. Peki bir şey ister misiniz? Çay? Kahve?”
“Bana maden suyu getir Berna”
“Hemen geliyor efendim” diyerek çıktı odadan Berna. 
Berna çıktıktan sonra çantasını alarak içinde telefonunu aradı. Telefonu bulmadan önce eline geçen ince bir şeyi aldı ve çantadan çıkardı. Bir banka kartı. Kartın tersini çevirip baktı.
Rahşan Altay
Aklına bu kartı verdiği gün gelince gülümsedi.
Kocası mutfağa girdiğinde genç kadın market torbalarındaki erzakları dolaba yerleştiriyordu. Bedenini one doğru döndürüp
“İyi akşamlar” dedi işini bitirip boş poşetleri katlarken.
“İyi akşamlar. Alış veriş mi yaptın?” diye sordu poşetleri işaret ederek.
“Evet. Bazı yiyecekler bitmişti bende iş dönüşü eksikleri aldım.” dedi ve adamı dikkatlice izlemeye başladı.
Sinirliydi.
Peki neden?
Rahşan aldığı cevapla burun kemerini sıkarak kendini firenlemeye çalıştı. Bir elin belinde diğer eli burun kemerinde arkası dönük şekilde camdan dışarıyı izleyen kocasına baktı kadın.
“Rahşan? Ne oldu?” diye sorunca adam ona döndü yavaşça. Gözlerine baktığında sakinleşmişti. Az önceki gibi sinirli değildi. Rahşan bir şey demeden sandalyeyi çekti ve kadını oturması için davet etti. Azra hemen itaat etmiş adamın çektiği sandalyeye oturmuştu. Kadın onun konuşmasını beklerken adam kol düğmelerini çıkararak cebine attı. Açtığı kollarını kıvırıp dirseklerinin az aşağısında bıraktı. Üstten üç düğmesini açıp, saçlarını karıştırarak kadının tam karşısındaki sandalyenin tepesine tutundu.
Genç kadın sessizce iç geçirerek adamın baştan çıkarıcı görüntüsünü zihnine kazıdı. 
“Bir konuya açıklık getirelim Azra. Bu ev ikimizin. Biliyorsun. İkimiz de kendi paramızı kazanıyoruz. Sen benden daha fazla kazanıyor olabilirsin” der demez kadın kafasını salladı. Adamın derdi onun daha fazla kazanması olamazdı değil mi? Çünkü ikisi de eşit kazanıyorlardı fakat Rahşan artan parasını iyilikler için harcıyordu. Kendisi de iyilikler yapıyordu ama konu şu an o değildi. “Ama bu dolap benim paramla alınmış yiyeceklerle dolacak. Çünkü bu evin erkeği benim. Ailemi geçindirmek benim boynumun borcu. Ha sen evimize para harcayamaz mısın? Elbette harcayabilirsin. Mobilyaları yenileyebilir, istediğin gibi dekore ettirebilirsin. Ama burası benim alanım Azra. Evimizin ekmeğini almak bana düşer.” diyerek cebinden çıkardığı cüzdanını açtı ve içinden bir kart çıkartıp masaya bıraktı. “Bu benim şahsi hesabıma bağlı banka kartı. Mutfak ve evde bir eksik olduğunda o eksiklikleri ya bana söyle ya da bu karttan çektiğin para ile al.”
Karta baktı kadın bir süre. Düşündü. Tarttı. Kendini kocasının yerine koydu. O Rahşan olsaydı ne tepki verirdi diye hayal etti ve aynı bu tepkiyi vereceğine karar verdi. Çünkü her ne kadar özgür bir kadın olursan ol, eğer evliysen o evi geçindirme vazifesi erkeğindi. O evin ekmeği erkeğin kazandığı para ile alınmalıydı.
“Peki” diyerek karta uzandı ve o kartı masadan aldı. Rahşan savaşmadan kazandığı zaferle şaşkına dönmüştü. Azra ayağa kalktı ve adama yaklaştı. “Aç mısın? Sevdiğin yemekten yaptım.” Diyerek adamın tepkisini bekledi. Yeni bir şaşkınlık dalgası adamın yüzüne vururken kadın gülmemek için yanağının iç kısmını ısırdı.
“Benim sevdiğim yemek ne?” tek kaşını kaldırarak sordu adam. Kadın kendini sözlüye kalkmış öğrenci gibi hissetti bir an.
“Muğla`mıza özgü Çökertme kebabı ve Keşkek yaptım.”
Rahşan yutkunarak kolunu kadının beline dolayarak kendine çekti. Azra beklemediği hamle ile hafif çığlık atarak adamın omuzlarına tutundu. Eğilerek çilek kokan boynunu öpen adam içini gıdıklamış az önceki gerginliği unutturmuştu.
“Seni bana yazan Rabbim`e bin kere şükürler olsun kadın”
Kartı cüzdanına koyarak telefonu aldı ve masaya bıraktı. O akşam o kadar güzel geçmişti ki, saatler önce yaşadığı şeyleri o zamanki adamın yaşattığına inanası gelmiyordu kadının.
Bazı adamlar incitmeden sevemiyor Azra
dedi içinden bir ses. Haklıydı. Rahşan sadece kırmıyor paramparça ederek seviyordu.
“Ah be adam. Ben seninle ne yapacağım?” diyerek iç çekti. Kapı açılıp Berna içeri elinde tepsiyle girince düşüncelerinden kurtulmuştu. Sekreterinin getirdiği maden suyunu içen kadın görüşme için hazırladığı sunuma son kez göz atmaya karar verdi. Toplantı zamanı geldiğinde üzerine çeki düzen vererek odasından çıktı ve toplantı salonuna geçti.
Genç adam uzun zamandır beklettiği ve uğurlarını izlediği şirketin önünde durarak binaya şöyle bir göz attı.
“Sen Meleğime dua et Mahir Altay” diyerek dişlerini sıktı adam. O sırada çalan telefonu zihninde canlanan çığlıkları bastırmıştı. Sakin hareketlerle cebinden çıkardığı telefonun ekranına baktı. Arayan kişi kalbini titretip yüzüne tebessüm canlandırırken bekletmeden çağrıyı cevaplamıştı.
“Tahir`im” kadife ses ruhunu okşamıştı adamın.
“Meleğim, bir şey mi oldu?” diye sordu neden aradığını bilse de.
“İntikam denen illetin kalbini köretlmesine izin verme Tahir`im. Yengenin ve kardeşinin bir suçu yok. Bana kalsa babanın yani Mahir beyin de bir suçu yok ama neyse” Mahir ismini duyunca telefonu çatırdatacak kadar sertçe sıktı. Az önce bastırdığı çığlık şimdi beyninin her zerresindeydi. Canını keskin bir neşter gibi yakıyordu. O çığlıkları bastırmak için boşta olan eliyle gecenin karanlığından bir ton çalmış saçlarını çekiştirdi.
“Rahşan ve Azra için bir şey diyemem ama o şerefsizin boynunda annemin vebali var. O piç kurusu yaşıyorsa bu senin sayende. Unutma.”
“Girdiği tekstil işinde onu batırarak ölümün eşiğine getirdin zaten. İçin soğumadı mı Tahir`im?”
İstihza ile güldü adam.
“Ama ölmedi. Annem acıyla inleyerek öldü fakat o pezevenk oğlunu para karşılığında Selim Ateşdağlı`ya sattı. Tıpkı annemi karnında bir bebekle ortada bıraktığı gibi.”
Kalın sesindeki öfke ateşi telefonun diğer ucundan bile Melek`in tüylerini diken diken etmişti.
“Söz ver Tahir. Onlara zarar vermeyeceğine dair söz ver.” Sesindeki o tınıyı duyunca dişlerini sıktı adam. El mahkum söz verecekti. Başka yolu yoktu.
“Söz Meleğim söz”
“Canına yandığım adam” diyerek yine adamı aptal aşığa çevirmişti genç kadın.
“Yoluna kurban olduğum kadın”
Telefonu kapattığında az önceki aşk dolu bulutlar dağılmış yerini gerçekleri acı biçimde yüzüne vuran sert rüzgara bırakmıştı. Telefonu cebine atmadan ezbere bildiği numarayı aradı. İki çalışta cevaplanmıştı.
“Korkut”
“Buyur abi”
“Az önceki plan iptal. Arabayı sağlam bırakıp çıkın oradan”dediğinde diğer tarafta sessizlik oldu. Saniyeler geçtikçe adamın sabırsızlığı artıyordu.
“Abi biz o işi çoktan hallettik. Fren kablosu kesildi ve biz çıktık oradan.”
Telefonu kapatıp cebine atarken “Ben böyle işin evveliyatını sikeyim” küfrünü sıralamıştı. Az önce kadınına verdiği sözü tutamamıştı.
Felaket çok yakındı. Hissediyordu.

   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder