1 Eylül 2019 Pazar

6. bölüm Kalp Krizi


                                   
Duydukları ile yerinde dikleşen kadın zehir zemberek dilini tutamamıştı.
“İnan bana çok isterdim öyle bir şey yapmayı ama babam sağolsun sözleşme imzalatarak beni buraya hapsetti.” kinaye ile söylediği kelimeler eskiden olsa acıtırdı ama dün aldığı öldürücü darbeden sonra bu yaptığı sadece sıyrık kadar etkiliydi. Canı bile yanmamıştı. Tek kelime etmeden eline dikkat ederek ayağa kalktı genç adam. Kalbindeki sızı omuzlarını düşürmüştü. Sanki gitmemesi için ikna etmeye çalışıyor, daha fazla savaşması için  yalvarıyordu. Çok isterdi ama yapamazdı. Bitmiş, tükenmişti. Odasına girerek telefonuna baktı. Gökhan aramıştı. Onu geri arayarak iyi olduğunu söyledikten sonra telefonu kapatmış ve yorgun bedenini yatağa atmıştı. Gözlerini kapatarak uykuya teslim olurken düşündüğü tek şey bundan sonra nasıl bir hayat yaşayacağıydı. 
Kocasının gidişinin ardından bakan Azra izlediği diziye döndü. Adamın pes etmesi iyiydi. En azından kendini sevdirmeye çalışmayacaktı. Zaten onun sevgisine ihtiyacı yoktu. Omuz silkti. Ekrana odaklanacağı sırada çalan telefonu dikkatini çekmişti. Telefonu sehpadan alarak ekrana baktı. Arayan yardımcıları Bedriye`ydi. Bekletmeden kadını cevaplarken içindeki sıkıntıya anlam verememişti.
“Bedriye abla?” hattın diğer ucundan hıçkırık sesi gelince ayağa fırladı.
“Azra hanım, Selim bey-” lafını bitimeden ağlamaya başlamıştı. Sabrı tükenen kadın
“Babama bir şey mi oldu?” diye sordu korkuyla. Bedriye ağlamayı keserek yutkundu.
“Selim beyi hastaneye kaldırdık. Durumu çok ciddi. Ameliyatta şu an” der demez düşecek gibi olan kadın koltuk başına tutundu. Yer yüzünde kalan bir avuç yakınlarından biriydi babası. Onu da kaybedemezdi. 
“Hangi hastanedesiniz?” diye sordu boğulur gibi. Yaşlar gözlerine birikmiş, boğazına büyük bir yumru oturmuştu, nefes almasını zorlaştıran.
“Özel İtalyan Hastanesindeyiz” hastanenin ismini duyar duymaz telefonu kapattı kadın. Koşarak odasına girdi ve üzerine giyecek kıyafetler çıkardı. Kıyafetleri giydikten sonra saçlarını taramadan at kuyruğu topladı. Taksi durağını arayıp acil taksi istedi. Odadan çıktıktan sonra portmantoya bıraktığı sırt çantasını alarak telefonu içine attı. Evin anahtarını  aldığından emin olduktan sonra ayakkabılarını ayağına geçirdi. Kapıyı açıp dışarı çıkarken bir adım ötesinde uyuyan kocası aklına bile gelmemişti. Asansörü çağırırken görüşünü bulanıklaştıran yaşları siliyordu hiç kurumayacağını bildiği halde. Asansör geldiğinde bindi ve zemin katın numarasını tuşladı. Aşağı indiğinde kapı önünde bekleyen taksiye bindi. yol boyu babası ile yaşadığı güzel anılar aklına gelirken son beş senedir onu ihmal ettiği gerçeği canını yakıyordu. Ya yetişemezse? Ya babasına bir şey olursa? Onu kaybederse toparlanamazdı. Boğazından kaçan hıçkırık elini ağzına kapatmasına neden olmuştu. Kafasını şiddetle yana salladı. Olmayacaktı. Selim Ateşdağlı onu bırakmazdı.
“Hayır. Babam beni yalnız bırakmaz. Benim koca çınarım beni asla bu dünyada tek başıma bırakıp gitmez” fısıldadı kendi kendine. Taksi şoförü kendisine peçete uzatınca aldı.
“Teşekkür ederim” dedi çatallı sesiyle. Gözlerini silerken arabanın durduğunu fark etti. 
“Bir şey değil” dedi taksici. “Geldik bu arada”
Azra ücreti ödeyip indi arabadan. Koşarak hastaneye girdiğinde kendisini karşılayan babasının yıllardır korumalığını yapan İlker`in peşine takıldı. Birlikte ameliyathanenin önüne geldiklerinde kalbi sıkıştı kadının. Duvardan destek alırken yavaşşa yere çöktü. Şu an Oğuz`a o kadar ihtiyacı vardı ki. Onun tesellisine ve şefkatli kollarına. Titrek nefes alarak kollarını kendine sardı.
“Kızım”
Bedriye`nin sesini duyar duymaz ayağa kalktı ve kadına sarıldı. Bedriye ona sarılarak teselli ederken gözlerini sımsıkı kapatmıştı.
“Yasemin kızıma da haber verdim. Gelecek birazdan” genç kadın kuzeninin geleceğini duyunca sakinleşmişti.
Yarım saat sonra ameliyathanenin önü kalabalıklaşmıştı. Yasemin kuzenine sarıldığında Azra az önce kuruyan göz yaşlarını tekrar yanaklarında hissetmişti.
“Selim amca iyi olacak menekşem. Seni yalnız bırakmaz o. Asla.”
“İnşallah Tombişim.”
Yasemin kuzeninden ayrıldıktan sonra etrafa bakındı.
“Rahşan nerede? Geldiğimden beri yok ortada.”
Bakışlarını Azra`ya çevirdi. Kaçıran bakışları gördüğü an gözlerini kıstı.
“Sakın ona haber vermediğini söyleme Azra!”
“Vermedim. Aklımdan çıktı.”
“Aferin! Aynı evdesiniz ve sen ona haber vermeyi unutuyorsun öyle mi?”
“Bana pes ettiğini söyledi” omuz silkti umursamazca. Yasemin onu kenara çekerek oturmasını sağladı. Kendine döndürüp keskin bakış atınca genç kadın oflayarak anlatmaya başladı. Kısık sesle fazla detaya girmeden anlattı dünden beri olanları. Anlattıkça gözleri dolan Yasemin her zamanki gibi genç adama üzülmüştü. Sevilmemenin ne olduğunu en iyi o biliyordu. Sürekli kendini isbat etmeye çalışmaktan bir süre sonra vazgeçmişti. Tıpkı Rahşan gibi.
“Azra?” her iki kadın ses doğru döndü. Azra kocasını karşısında görünce şaşırmıştı. Ayağa kalkarak adamın karşısına geçti.
“Rahşan. Sen nereden duydun?”
“Yusuf kafasını yarmış. Kerem abi beni aradı hastaneye gidelim diye. Ben de sana haber vermek için odanın kapısını çaldım ama cevap vermedin. Ben de uyuduğunu düşünüp rahatsız etmek istemedim” dediğinde küçük bir utanç sızdı içine. Kendisi haber vermeden giderken kocası onu düşünmüştü.  “Hastaneye geldiğimizde bankta oturup ağlayan Bedriye ablayı görmesem senin yatağında uyuduğunu düşünecektim. Neden-” kollarının arasına sığınan kadın cümlesini yarıda kesmişti. Karısı beline sıkıca sarılıp ağlarken içindeki tüm kırgınlığı bir kenara bırakıp sarılışına karşılık verdi.
“Babam-” diyerek hıçkırdı kadın. “kalp krizi geçirdi. Ameliyatta şimdi.” Rahşan kadının saçlarını okşadı sevgiyle.
“Selim amca hayattaki tek yakınını yalnız bırakmaz. İyi olacak Azra”
Azra kollarında olduğu adamın verdiği huzuru, şefkati soludu derin derin. Az önce Oğuz`un olmasının istediği yerde şimdi o vardı. Ne gariptir ki istediği şeyi ona ezip geçtiği adam vermişti.  
Genç kadın ileride sarılmış, bir birilerinde teselli arayan karı kocaya baktı. Dolu dolu gözlerini onlardan çekerek başka yöne baktı. Babası gibi sevdiği eniştesi içeride ölümle savaşıyordu. O ise hiç bir şey yapamıyordu. 
"Dost sarılmasına ihtiyacın varmış gibi duruyorsun" yakından gelen baskın erkek sesi irkilmesine neden olmuştu. Kafasını kaldırıp sesin sahibine baktı. Mavi gözleri dalgalı deniz gibiydi. Hafif hırçın, çokca huzurlu. Bir an o denize atlamak istedi. Derinliğindeki incileri görmek ve onları kendine saklamak için delice istek duymuştu. 
Kerem kadının suskunluğunu işaret olarak algılayıp kollarını açtı. Yasemin karşısındaki güçlü kollara baktı. Her tür kötülükten koruyacakmış gibi duran adama daha fazla direnemedi. İçindeki babasına muhtaç küçük kız onu hızla o kollara itti. Küçükken babası başka kadının kollarına koşarken küçük Yasemin onun ayaklarına kapanır gitmemesi için yalvarırdı. Babası ise onu bacağına yapışmış pis bir şeymiş gibi iterek çıkardı kapıdan.
Genç kadın anılarından kurtulup sarıldığı bedenin ona verdiği; uzun zamandır hayatından çıkardığı şeyi, güveni geri vermişti. Bu güzel kokan adam ona garip bir şekilde güven vermişti.
“Doktor geldi” diyen ses kulaklarına ilişince hızla ayrıldılar. Ameliyata giren doktor onlara doğru yürüdü.  Uzun zamandır ameliyatta olduğu için ter içinde kalmıştı adam. Onu gören herkes karşısına geldi.
“Babam nasıl doktor bey?”
Doktor bonesini çıkartıp önce genç kadına sonra diğerlerine baktı.
“Öncelikle şunu söyliyeyim ki hastanın durumu hala ciddi. Bu gece kritik bir gece. Her hangi bir komplikasyon oluşmazsa hastamız yarın uyanacaktır. Gelelim ameliyat sebebine. Selim bey yüksek tansiyon hastası. Ve o hastalık aort anevrizmasına (aort yırtılması) sebep olmuş.  Hasta buraya getirildiğinde şiddetli göğüs ağrıları çekiyordu. Kalp krizi tanısıyla getirmişlerdi fakat muayenede aort yırtılması teşhisi konuldu Selim beye. Yırtılmış damarlar yapay damarlarla değiştirdik. Şimdilik her şey yolunda. Geçmiş olsun.”
Genç kadın geç kalmaları karşılığında neler olabileceğini öğrendiğinde dengesini kaybetmişti. Kendisini tutan güvenli kollar olmasa düşecekti.
“Babamı ne zaman görebilirim?”  sordu güç bela.
“Yarın sabah görebilirsiniz. İyi akşamlar. Tekrar geçmiş olsun” diyerek yanlarından uzaklaşan doktorun arkasından baktılar.
Azra yaşlı gözlerle gülümseyerek kocasına sarıldı tekrar.
“Yaşıyor” dedi ağlamaklı sesle. Rahşan saçlarını öptü.
“Yaşıyor tabii. Selim Ateşdağlı o çünkü”
Azra kocasından ayrılıp kuzenine sarılırken Kerem Rahşan`a baktı. Genç adam o bakışlarda gurur görmüştü. Şaşırmıştı elbette. Yanına gitti.
“Bana neden öyle bakıyorsun abi?”
Kerem gülümsedi. Az ilerideki kızıl saçlı kadının gönlüne kızıl ateş düşürdüğünden habersiz gülümsedi hemde.
“Oğlumun senin gibi amcası olduğu için gurur duydum kardeşim”
Onun ne dediğini anlamıştı adam. Onca yaptıklarına rağmen karısına destek olduğu için gurur duymuştu onunla kuzeni. Bilerek yapmamıştı. İçinden gelmişti. Övülmekten hoşlanmadığı için
“Yusuf`um nasıl abi?” diye sordu konuyu değiştirerek. Gayesini anlayan Kerem bilmiş bir bakış attı ona.
“Odada. Uyuyor. Bu gece müşahede altında tutacaklar”
“Nasıl yardı kafasını kerata? Pelin neredeydi ki?” küçük dostunun canının yanması ciğerini dağlıyordu genç adamın.
“Üçümüz birlikteydik o anda. Bakma öyle. Ben projelerimle ilginelirken onlar oynuyorlardı. Daha doğrusu Yusuf koltukta zıplıyor Pelin ise düşecek diye endişeleniyordu.”
“Sonra?”
“Sonrası işte dadısını dinlemeyen Yusuf efendi koltuktan düşerek kafasını sehpanın köşesine vurdu.” Umursamaz olmaya çalışsa da genç adam anlamıştı kuzeninin nasıl endişelendiğini. O yüzden panikle kendisini arayarak birlikte hastaneye gidelim demişti. İyi ki de demişti. Gelmeseydi olanlardan haberi olmayacaktı. Karısı onu yok saymıştı resmen. Kalbinden kopan küçük parçayı umursamadı. Zaten kalbi hep kırılıyor kan revan içinde canını acıtmaya çalışıyordu.
“Yusuf nasıl şimdi?” diye soran kadına döndüler.
“Ben odadan çıkarken uyuyordu. Görmek ister misin?” sorusu ile kadının gözleri parlarken kuzeni etrafa bakınıyordu. Anlaşılan onlarla gitmeyecekti.
“Ben bir Azra`ya bakayım” diyerek az ileride Bedriye ile konuşan kadına doğru yürüdü.
Rahşan yanlarından ayrılıp karısına doğru giderken arkasından baktı Kerem. Şu an oğlu için ne kadar üzülüyorsa kuzeni için de o kadar üzülüyordu. Kendine gelip kadına döndü.
“Gidelim mi?” diye sordu cevap alamadığı kadına. Yasemin kafasını salladı hevesle.
“Gidelim” diyerek önden yürüyen adamı takip etti.
Birlikte asansöre bindiler. Genç kadın küçük bir yerde böyle bir adamla yalnız kalınca garip hissetmişti. Adamın etrafına yaydığı enerji göz kamaştırıcıydı. Onu hep takım elbiseyle gördüğü için üzerindeki siyah tişört ve kot pantolonu garipsemişti. Fakat çok yakıştığını kabul etmeliydi.
Göz ucuyla az önde duran adama baktı. Asansörün aynalı duvarından adamın çoktan kendisini izlediğini fark etti. Adamın mavilerindeki derinlik karanlık kuyu gibi onu içine çekiyor garip bir şekilde boğulma isteği uyandırıyordu.
Daha birkaç dakika önce adamın kollarındaydı. O bedenden yayılan sıcaklık tenini ısıtmış egzotik kokusu içini hoş etmişti. Hele tişörtün kol kısmından görünen kanatın uç kısımları yok mu? Sanki hiç mükemmel değilmiş gibi gitmiş bir de dövme yaptırmıştı adam.
Hissettikleri yüzünden kendine kızdı o an. Daha yeni tanıdığı ve evli biri için böyle şeyler hissetmemeliydi. Yanlıştı. Yumruklarını sıkarak tırnaklarını avucuna sapladı. Dikkatini acıya vermiş zihnine üşüşen akla hayale sığmaz şeyleri düşünmemeye çalışıyordu.
“Geldik” diyen adamın canlı sesi düşüncelerinden çekip çıkarmıştı kadını. Birlikte asansörden inip koridorda yürüdüler. Birkaç odanın önünden geçtikten sonra sondaki odanın önünde durdular. Kerem kapıyı açarak onun önden geçmesini bekledi. Yasemin içeri girdikten sonra arkasından içeri giren adama odaklanamadı. Çünkü Yusuf tatlı mızmızlanmaları ile hemşire ablasını deli ediyordu. Gülümseyerek çocuğun kendisini fark etmesini bekledi.
“Pelin abla sen at ol ben kooboy. Birlikte kötü adamları kasabamızdan kovalım. Haydi” diye çığlık atıp, yumruğunu sıkarak havaya kaldırdı. 
“Ama Yusuf`cum başın uf olmuş senin. Baban kovboy oyunu oynadığımızı görürse çok kızar”
Yusuf Pelin`in mızıkçılığına omuz silkerek kollarını göğsünde topladı. Kafası sargılı haliyle bile çok tatlıydı. İçindeki çocuğun yanaklarını sıkma isteğini bastırarak kendini göstermek adına hafifçe öksürdü. Yusuf somurtuk suratını ona çevirdi.
“Yaseminii” dedi gülümseyerek. Yusuf gelişine sevinirken Pelin bakışlarını arkasında bir yere sabitledi. Görmese de kime baktığını biliyordu. Sırtına yayılan sıcaklıktan anlıyordu tam arkasında olduğunu.
“Nasılsın paşam?” diyerek sargılı kafasına baktı. İçi sızlarken ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Yusuf onun sorusunu es geçerek dudaklarını büzdü.
“Yaseminii oyun onalım” dedi tatlı sesle. Yasemin bam telinden yakalanmıştı. Bir çocuğa asla hayır diyemiyordu o. Gülümseyerek kafasını salladı.
“Ama uyku zamanın geldi Yusuf`cum” diyen Pelin`e döndü genç kadın.
“Pelin” diyerek kafasını salladı Kerem. Pelin adamın sakin sesini duyunca ürperdi.  Uyarısını dinleyerek geri çekildi ve diğer yatağa geçti. Yasemin karşısındaki sorgusuz sualsiz teslimiyetten anlamıştı Pelin denen kadının Yusuf`un dadısı olduğunu.
“Merhaba ben Yasemin”
“Merhaba ben de Pelin”
“Memnun oldum”
“Ben de Yasemin hanım”
Kerem Pelin`in yanına oturunca tanışma bitmişti. Pelin karşısındaki kadını unutup yanındaki adama odaklandı. Yasemin bakışlarını onlardan çekip etrafa baktı. Kenarda küçük kare şeklindeki kutuyu fark ettiğinde gülümsedi. Adımlarını oraya yönelterek kutuyu aldı ve etrafa bakındı tekrar. Yatağın ayak ucunda hasta dosyasının yanına duran kalemi gördü ve hızla aldı.
“Ne yapıyorsun?” diye iyice meraklanan Yusuf`a hınzır bakış attı.
“Göreceksin” diyerek kutuya bir şeyler yazmaya başladı. Kutunun dört yanına da yazdıktan sonra çocuğa baktı. “Hazır mısın?” diye sordu. Yusuf sevinerek ellerini çırptı.
“Eveet” diye şakıdı çocuksu mutlulukla.
“Ne o?”
“Küçük paşayla taklit oyunu oynayacağız Kerem bey”
“Evet baba taklit oynayacağız”
“Peki”
Kerem garip bir mutlulukla onları izlemeye başladı.
Yasemin kutuyu havaya kaldırdı.
“Bu kutunun dört yanına hayvan isimler yazdım. Şimdi kutuyu çevirip zar gibi yatağa atacağım ve hangi hayvan ismi gelirse onu taklit edip hakkında sorduğum sorulara cevap vereceksin Yusuf`cuk. Tamam mı?”
“Tamam Yaseminii”
Yasemin gülümseyerek kutuyu fırlattı. Kutu durduğunda aldı ve ilk hayvanı söyledi.
“Maymun”
“Maymun mu?”
“Hıhı. Maymun gibi ses çıkar bakalım” dedi öğretmen kimliğine bürünerek.
Yusuf maymun gibi oturarak “Aauu” diyerek ellerini çırpınca yan taraftan kıkırdama sesi ilişti kulağına. Genç kadın o yöne bakınca dupduru mavilerle karşılaştı. Oğlunun maymun hali hoşuna gitmiş Kerem gülümsüyordu. Kafasını hızla Yusuf`a çeviren kadın yutkundu. Odadaki iki kadının da içini ısıtan kıkırtı Yusuf`a ulaşmamıştı bile. Maymun gibi ses çıkarıyor gülüyordu.
“Tamam Yusuf. Şimdi söyle bakalım maymunlar ne yer?”
“Muuz”
“Aferin. Peki nerede yaşarlar biliyor musun?”
“Alfika`da” gülmemek için dudaklarını ısıran kadın alkış tuttu çocuğa.       
 “Sana kocaman aferin küçük adam. Nereden biliyorsun maymunların ülkesini?” diye sorunca Yusuf babasının yanında oturan kadın baktı.
“Pelin abla öğretmişti Yaseminii”
“Çocuklara böyle şeyler öğreterek kattığınız değer paha biçilemez Pelin hanım. Teşekkür ederim”
Yanakları kızaran kadın teşekkürü kabul etti. Yasemin yeniden oyuna dönüp ikinci hayvanı bulmak için kutuyu fırlattı. Bu sefer taklit etme sırası Yasemin`deydi. Kutu durduğunda çıkan hayvan kartaldı. Yasemin yataktan kalkarak kartal gibi kollarını açtı. Kartal gibi havada süzüyormuş gibi yapıp kahkaha atarken yan yatakta oturan adamı nasıl etkilediğinden habersizdi. Çocuksu halleri, o var diye kendini kasmaması hoşuna gitmişti Kerem`in.
Yasemin`in tek gayesi oğlunu eğlendirmekti ve oğlu şu an deli gibi eğleniyordu. Kartal –Yasemin - yatağın etrafında dolanıyormuş gibi yaparak kendinden tarafa geldiğinde kapı aniden açılmıştı. Yasemin Yusuf`un üzerine eğilip avını yakalıyormuş gibi tutmak için hamle yaptığı sırada kapı aniden ardına kadar açılmış içeri atmaca gibi giren kadın genç kadını ittirerek küçük çocuğa sarılmıştı. Böyle bir hamleyi beklemeyen kadın sendeleyerek yere kapaklanacakken Kerem atik hareketle belinden yakalayarak kendine çekti. Yasemin düşmemek için adamın boynuna sarılınca aralarında hiç mesafe kalmamıştı. Kahverengi ile mavi bir birine karışarak renk cümbüşü yaratırken ertaf anında silinmişti. Mavi gözlerindeki siyah hare büyürken kadın bakışlarını onlardan çekmeye zorlanmıştı. 
“İyi misin?” diye sordu Kerem kendine geldiğinde.
“İyiyim” sesi kısık çıksa da adam onu duymuştu. Nerede olduklarını hatırlayınca panikle uzaklaştı adamdan.
“Anne” diyen Yusuf içine pişmanlık tohumu ekerken az önceki büyü hızla bozulmuştu. Adamın evli olduğu gerçeği göğsüne zehirli hançerini saplarken nefes alamamıştı. Rana eski kocasının kollarındaki kadını süzdü bir süre. Sarılırken öyle kapılmışlardı ki bir birilerine içi anında kıskançlık zehriyle dolmuştu. Kirli ruhunu ele geçirmiş kibir o kadının büyük tehlike arz ettiğini bağırıyordu. İçindeki fesatlığın aksine yüzüne ve sesine masum görünüm ekledi. O hep başarılıydı öyle konularda. Kerem`i de böyle kandırmamış mıydı zaten?
“Aşkım neden arayıp haber vermiyorsun oğlumuzun düşüp kafasını yardığını?” diye sordu kederli ses tonuyla. O kadar güzel oynamıştı ki küçük oğlu ve Yasemin hemen kanmıştı onun bu masum haline.
Yasemin kafasını kaldırıp az ötedeki adama baktı dolu dolu gözlerle. Kerem kendisine hayal kırıklığı ile bakan kadına kaşlarını çatarak kafasını iki yana salladı. Gitme demek istiyordu. Kalmayacağını bile bile.
“Ben gideyim izninizle. Görüşürüz Yusuf” diyerek kaçar gibi çıktı odadan. Rana kadının arkasından zafer dolu gülümseme ile bakarken onu izleyen Pelin hayretler içindeydi. Bu kadın şeytanın yer yüzündeki vekiliydi kesin. Yanındaki adamın nasıl gerildiğini ve devleştiğini hissediyordu. Çünkü yan tarafında az sonra kopacak fırtınanın sessizliği vardı.
“Sen benle gelsene bi Rana” dedi adam sıkılı dişlerinin arasından. Fırtınanın ilk esintisini hissetmiş ürpermişti. “Pelin Yusuf`un istediği oyunu oynayın. Başına dikkat etmek kaydıyla tabii” dedi bakışlarını az önce küçük tiyatro ile oskarlık oyun sergileyen kadından ayırmadan. Rana nazlanarak genç adama baktı ve önden yürüyerek dışarı çıktı.
Kerem odadan çıkar çıkmaz kapıda kendisini bekleyen kadının koluna yapıştı. Sırtını duvara çarparak üzerine eğildi. Canı acısada yüzündeki gülümsemeyi bozmadı. Bakışlarını adamın gözlerine sabitledi.
“Ne yapmaya çalışıyorsun Rana?”
“Ne yapmaya çalışıyorum ki aşk-” sorusunu bitiremeden kulağının dibinde yumruk patladı. Bakmasa da duvarda göçük oluştuğunu biliyordu.
“Kes şu maskaralığı. Bana aşkım” yüzünü buruşturdu tiksinti ile “deme.”
“O kadın kim Kerem? Benim oğlumla ne işi var?”
“Onun kimliği seni alakadar etmez Rana”
Daha kendisi bile yeni tanıyordu kadını. O bile tam olarak kim olduğunu bilmiyordu.
“Ayrıca oğlum oğlum diyip durma. Sen ondan imtina ettin mahkemede”
“Evet imtina ettim ve şimdi geri istiyorum”
“Çocuk oyuncağı mı lan bu? Ver sonra al”
Kerem konuşurken Rana asansör bekleyen kadını fark etti. Aniden düşüyormuş gibi yapınca Kerem refleks olarak kadını belinden yakaladı. Rana kadının gözlerinin içine bakarak adamın boynuna sarıldı. Genç adam boynuna dolanan kolları hızla çözerken yakaladığı belini bıraktı. Geri itip yüzüne bakarken gördüğü sinsi sırıtış ve bakıtığı yer dikkatini çekmişti. Arkasına döndüğünde gördüğü kadın derin soluk almasına neden olmuştu. Gittikçe batıyordu. Boğulmasına ramak kalmıştı.
Kadının kolunu sıkarak duvara çarptı hırsla.
“Sakın beni sınama Rana. Elindeki son görüşme gününü de alırım.”
“Yapamazsın!”
“Denemek ister misin?” sesi öyle tehdirkardı ki yutkunmak zorunda kalmıştı. Az önce asansöre binen kadının olduğu yere baktı.
“O kadın asla benim oğlumun annesi olamayacak Kerem. Ben yaşarken izin vermem.”
Burun kemerini sıkarak kapıyı işaret etti.
“Gir içeri sana ihtiyacı olan oğlunla vakit geçir Rana. Fitne fesatlarını bu gecelik bir kenara bırak Allah aşkına” dedi bezgince.
******
Yasemin sarılan çifte bakmamak için kafasını çevirdiğinde çağırdığı asansörün geldiğini gördü. Açılan kapıdan hemen içeri girip onları görmekten kurtulmuştu. Aslında yeni tanıştığı adam için üzülmemişti. Üzüldüğü tek kişi Yusuf`du. Yusuf`un da aynı kaderi yaşamasını istemiyordu. Kerem evliydi. Ondan uzak durmalıydı. Daha da ileri gitmeden uzak durmalıydı o adamdan. Babası gibi sevgisiz değildi Kerem ama karısını aldatıyordu. Zihnine dolan geçmiş anılar ağlamasına neden olurken Kardiyoloji bölümüne geldi. Asansörün kapısı açılınca görüş alanına giren kuzeni koltukta yalnız oturuyordu. Yanına giderken Rahşan`ın nerede olduğunu merak ediyordu. Yine kavga mı etmişlerdi?
Az önceki hayal kırıklığını zihninin en ücra köşesine süpürüp kuzeninin yanına oturdu. Gözleri kapalı bir şekilde kafasını durava yaslayan kadına baktı.
“Neden yalnızsın menekşem? Rahşan nerede?” diye sorarak etrafa bakındı. Genç adam görünürde yoktu. Endişelenmeye başlıyordu.
Azra gözlerini açarak genç kadına baktı.
“Kahve almaya gitti”
“Aranızın düzelmesine çok sevindim.” dedi umutla. Genç kadın kaşlarını çatarak kuzenine baktıktan sonra gözlerini devirdi.
“Aramız mı düzeldi? Güldürme beni Tombiş” sesindeki kinaye Yasemin`i afallatmıştı.
Elinde karton kahve bardağı iler onlara doğru gelen genç adam da duyduklarından sonra karısının ne demek istediğini anlamamıştı. Azra`nın söyleyeceklerine dikkat kesildi. Az sonra ağzından çıkacak kelimeler adama ya devam ettirecekti ya da tamam dedirtecekti.
“Az önce sarıldınız ya. Ben de sandım ki aranızdaki buzlar eridi artık.” Yasemin kafasını kaldırıp Rahşanı gördü kendilerine bakarken. Dönüp kuzenini uyaracakken adamın bakışlarındaki ihtiyacı gördü. Duymaya ihtiyacı vardı. Anlamıştı genç kadın. Az sonra kuzeninin ağzından çıkacak kelimeler kocasının karar vermesine yardımcı olacaktı. İçinden güzel şeyler söylesin diye dua ederken kabul olmayacağını haykırıyordu kalbi.
“Bizim aramızda buzlar yok, uçurumlar var. İstesek de aşamayacağımız uçurumlar. Sarılmamıza gelince adam o an duygusal boşluğuma denk geldi o kadar. Bir değeri yok yani. Bin tane Rahşan toplasan bir tane Oğuz etmez Yasmin. Benim kalbim hep ölmüş nişanlıma ait olacak!” dedi soğuk sesle.
Ve Yasemin hazel gözlerdeki aşkın karanlık köşeye nasıl çekildiğini kendi gözleriyle görmüştü. Rahşan Altay an itibariyle Azra Altay için çabalamayı tamamen bırakmıştı.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder