Genç kadın aynadaki aksine bakarak derin nefes aldı. Üzerinde fazla
dikkat çekmeyen sıradan gecelik ile bile fazlasıyla seksi görünüyordu. Kendini
izlemeyi kesip topladığı cesaret bir balon gibi sönmeden odasını terk etti. Yan
odanın kapısını çaldı bir kere. Evde olduğunu biliyordu. Çünkü bir saat önce
kapının açılma sesini duymuştu. Saat gecenin bir buçuğu olmasına rağmen
uyumadığını da biliyordu. İçeriden `gel` sesini duyunca yavaşça kapıyı açtı.
Odaya girdi ve kapıyı ardından kapattı.
“Bir şey mi oldu Azra?” sesini duyduğu yöne baktığında onun pijama
altını giydiğini gördü. Dudaklarını kemirerek bakışlarını kaçırdı. Duş alıyor
olabileceği ihtimalini düşünmediği için kendine kızdı. “Hasta mısın?” ses şimdi
daha yakından geliyordu. Sadece ses değil mis gibi duş jeli kokusu da
yakındaydı. Bedeni anında tepki vererek geri çekildi. Kafasını iki yana
sallayarak
“Hayır hasta değilim Rahşan. Konuşmamız lazım” dedi. Genç adam ıslak
saçlarını düzelterek camın önünde duran tekli koltuğa oturmasını işaret etti.
Genç kadın onu dinleyerek temkinli adımlarla yürüdü ve koltuğa oturdu. Diğer
koltuğa da adam geçerek kendisine baktı dikkatle. Odaya geldikten beri
dikkatini çeken tek şey adamın gözlerinden başka bir yerine bakmamasıydı.
Gergin bedeni daha da gerginleşti.
“Seni dinliyorum” adamın sabırsız sesi hemen konuya geçmesini
söylüyordu. Sırtını dikleştirerek gerçek Azra`ya dönüştü. Güçlü ve hakim kadın.
“Mehlika teyze gelmişti bugün”
“Bir şey mi olmuş?”
“Hayır. Bizi merak etmiş. Misafirliğe gelmişti”
“Seni gecenin bu saatinde odama getiren sorun ne peki?” diye soran adama baktı kadın.
Söyleyeceklerinden sonra tepkisini merak ederek hemen çıkardı ağzındaki
baklayı.
“Torun istiyorlar” dedi tek nefeste. Adamın tepkisi sanki kendisinden
imkansız bir şey istenmiş gibiydi. Parmaklarını siyah saçlarına geçirerek
karısına yandan bakış attı.
“Sen ne dedin?”
“Daha erken, bebek düşünmüyoruz şimdilik, dedim” aferin der gibi
kafasını salladı kocası. İçi burkuldu sebepsizce. Sebebi vardı da şimdi
düşünmek istemiyordu.
“İyi demişsin” dediğinde yerinde kıpırdandı kadın. Onun tedirgin hali
Rahşan`ın dikkatinden kaçmadı tabi.
“Mehlika teyze benim kısır olduğumu düşünüyor. Ona göre bebek için
bir sene evlilik çok uzun bir süre. Şimdiye kadar bebeğin doğması lazımdı” dedi
umursamazca. Rahşan`ın duygusuz kıkırtısı bakışlarını ona çevirmesini sağladı.
Mehlika hanım böyle bir şeyi direkt söylecek kadar gaddar biri değildi. Sadece
bir problemleri olup olmadığını sormuştu nazikçe.
“Ah be güzel annem. Bir bilsen gerçekleri” diye hayıflandı düz bir
sesle. “Hamile mi kalmak istiyorsun sen?” direkt sordu karısına adam.
“Evet” duyduğu yanıtla kafasını salladı. Geldiğinden beri ilk kez
kadının bedenine baktı. Düşünceli tavırla yeni yeşermeye başlayan sakallarını
kaşıdı onu izlerken. Genç kadın kocasının ne cevap vereceğini beklerken aklına
bin türlü şey getirdi. Ve o şeylerin hiç biri iyi sonla bitmiyordu.
“Yumurtlama dönemin ne zaman?” diye sordu nihayet. Tuttuğu nefesi
dışarı üfledi Azra. Hemen `hayır` cevabını alacağını düşündüğü için şaşırmıştı
açıkcası.
“Yarın” adamın bakışlarının dokunduğu teninin her santimi
karıncalanıyordu.
“Burada mı olsun? Yoksa senin odanda mı?”adamın sesi yapacağı şeyden
hiç hoşnut değilmiş gibi geliyordu. Azra buraya gelebilmek için bir haftadır
cesaret topluyordu. Eğer şimdi kendi odasına giderse vazgeçebilirdi.
“Burada” dedi. Nede olsa bir sene önce ilk gecelerini de bu odadaki
yatakta yaşamışlardı. Rahşan ayağa kalkarak elini karısına uzattı. Azra
terlemiş avucunu kocasının büyük eline bıraktı. Sıcak tenine dokunduğu an
bedeni ihtiyaçla kasıldı. Onunla bir kere sevişmişti. Ama tenleri sanki
yıllardır bir birini tanıyormuş gibi hiç yabancılık çekmemişlerdi. Kadının
bedeni aniden sert bedenle çarpışınca kalbi heyecanla teklemişti. Ellerini ateş
gibi yanan esmer tene bastırdı kadın. Rahşan gözlerinin içine bakarak eğildi ve
dudaklarına uzandı. Gözleri anında kapanan kadın heyecan ve içini saran
kavurucu sıcağın etkisiyle eriyerek adamın ayaklarının dibine akacağından
korktu biran. Bir iki saniye bekledi ama dudaklarını o beklediği yumuşak
dudaklar ısıtmadı. Gözlerini hızla açarak kendisini izleyen hazel rengi gözlere
baktı.
“Pardon yasağı deliyordum az kalsın” dediğinde içi acıdı kadının. Şu
an böyle ezilmiş, yarıda bırakılmış hissetmesinin tek suçlusu vardı.
O da kendisiydi...
Rahşan eğilerek dudaklarını onun boynuna değdirdi. Az önce yerini
acıya bırakan heyecan hızlıca geri geldiğinde yaptıklarını daha sonra düşünmeye
karar verdi. Adam boynunu istila ederken ellerini geceliğinin eteğine götürdü.
Yukarı doğru çektiğinde kollarını kaldırarak ona yardımcı oldu. Gecelik yeri
boyladığında Rahşan karısının kalçalarını kavrayarak kucağına aldı. Bacaklarını
beline dolayan kadın göğüs uçlarını ısıtan tene bastırdı kendini. Sırtı yatakla
buluştuğunda adam bıraktı onu. Azıcık uzaklaşarak altındakileri çıkardı. Azra
buğulu gözlerle süzdü kocasının bedenini. Onu beklemeden iç çamaşırını çıkardı.
Rahşan onu izlerken dikilmiş erkekliğini kavradı ve sıvazlamaya başladı. Baş
parmağı ile erkekliğinin ucundaki sıvıyı yayarak kafasını geri attı.
Erkekliğinin başını okşayarak elini aşağı yukarı hareket ettiriyordu.
Karşısındaki görüntü o kadar erotikti ki, genç kadın bilinçsizce kadınlığını
okşarken bulmuştu kendini.
“Rahşan” diye inledi sabırsızca. Rahşan kapattığı gözlerini açarak
yanan göz bebekleri ile izledi dolgun hatlara sahip bir zamanlar çok sevdiği
kadına. Ağır adımlarla yatağa yaklaştı ve karısını daha fazla bekletmeden
yatağa çıktı. Araladığı bacaklarının arasına yerleşerek kendini ıslak ve
istekli derinliklere itti. İkisi de aynı anda inledi. Rahşan devinimlere
başlayarak durmadan hareket etti. Alnını karısının omzuna yaslayarak hızlandı.
Genç kadın içindeki tutkuyu dışarı vurmamak için çok dirense de inlemelerini
bastıramıyor adeta çığlık çığlığa kalçalarını hareket ettirerek kocasını
karşılıyordu. Ona sarılmamak için ise çarşafları sıkarak kırış kırış ediyordu.
“Ah!” genç kadın inleyerek orgazm olurken kocası da onu takip ederek
oluk oluk aktı içine. Sarsıntıları bittikten sonra Rahşan çıktı karısının
içinden. Yanına yuvarlanarak sırt üstü yattı. Bakışlarını tavana dikerek
kendisine bir kere bile bakmadı. Tamam bu kararı alırken her şeye hazırlıklıydı
ama yaşayınca acıtacağına bizzat şahit olmuştu. Bir zamanlar o gözler üzerinden
hiç ayrılmıyordu. Kendisi için atan kalbi kendi elleriyle parçalamış ayağının
altına alıp ezmişti. Odayı aniden dolduran zil sesi kadını düşüncelerinden
kopartarak kocasına dikkat kesilmesini
sağlamıştı. Rahşan çalan telefonunu komodinin üstünden alarak ekrana baktı.
Yüzünde oluşan tebessümden kimin aradığını anlamıştı. Ciğerlerine dolan hava
içini yakarak dışarı çıkmıştı.
“Sevgi`m” dedi suçluluk barındıran sesle. Kendisi ile birlikte olarak
sevgilisine ihanet etmişti kocası.
Sevgi...
Kocasının tüm hamlelerini boşa çıkartarak kendinden soğuttuğu
zamanlarda karşısına çıkan sevgi dolu kadın. Daha fazla orada kalamazdı.
Sırtını yataktan kopartarak ayağa kalktı. Önce iç çamaşırını giydi daha sonra
geceliğini alarak başından geçirdi. Üzerindeki meraklı bakışları hissediyordu
ama dönüp bakmadı. Bakarsa göz pınarlarını zorlayan yaşların akmalarına izin
verecekti çünkü.
Odadan çıkarak evdeki tek banyoya attı kendini. Üzerindekileri
çıkartarak suyu ayarladı ve altına girdi. Ilık su saçlarını ıslatırken göz
yaşları da yanaklarını ıslatıyordu. Kocası ona yasaktı artık. Kalbinde başka
kadın vardı. Az önce yaşanan tutku dolu anlar da çok yanlıştı. Kafasını
dikleştirerek yaşlarını sildi ve derin nefes aldı.
“Kendine gel kızım. Sen Azra Ateşdağlısın. Selim Ateşdağlının kızı.
Ağlayamazsın sen. Hele bir erkek için hiç ağlayamazsın” diye çemkirdi kendine.
Azra Altay...
Diye düzeltti içindeki ses. Evet o içeride sevgilisi ile konuşan
adamın soyadını taşıyordu. Suyun altında teni ürperdi.
Genç kadın nihayet duşunu alıp bornozunu giyindi. Saçlarını havluya
sardıktan sonra banyodan dışarı çıktı. Kapıyı kapatıp arkasını döndüğünde
üzerini giyinmiş gitmeye hazırlanan kocası ile yüz yüze geldi. Kaşlarını
çatarak gecenin bir vaktinde fazlasıyla yakışıklı olan kocasına baktı. Üzerinde
kot pantolon ve V yaka siyah tişört vardı. Saçlarını parmaklarını kullanarak
şekillendirmişti ve harika görünüyordu.
“Gidiyor musun?” diye sordu cevabı bildiği halde. Rahşan evet
anlamında kafasını salladı ayakkabılarını giyerken.
“Sevgi`nin bana ihtiyacı var” dedi yumuşak sesle. İçini garip bir his
doldurdu kadının. Kıskançlık ile acının arasında sıkışıp kalmıştı. Sinirle
dişlerini sıktı.
“Anladım” en iyi cevap buydu. Rahşan ayağa kalkarak karısına baktı.
Askıdan anahtarını alarak cebine attı. Geç gelecekti demek.
“Böyle uyuma üzerini giyin Azra. Hasta olursun.” Kendini düşünmese
olmuyor muydu? Hep böyleydi. Önce sinirden delirtiyor ardından bir tatlı kelime
ile kadını sersemletiyordu.
Belki kaba biri olsaydı evlilik sözleşmesini umursamadan ondan
ayrılabilirdi ama kahretsin ki Rahşan Altay her kızın hayalini kurduğu bir koca
modeliydi. Kocası gittikten sonra çıktığı kapıya uzun bir süre baktı kadın.
Daha sonra banyoda kendi kendine verdiği telkinler geldi aklına. Umursamaz tavrını
takınarak kalbinde yeşermeye yüz tutmuş küçük bir tomurcuğu görmezden geldi. Ne
zamana kadar böyle devam edecekti bilmiyordu.
Gittiği yere kadar...
Üzerini giyinip saçlarını kuruttuktan sonra at kuyruğu topladı.
Uyurken saçlarının açık olmasını hiç sevmiyordu. Işıkları kapatıp yatağa yattı.
Gözlerini karanlık tavana dikti. Zaman ne çabuk geçmişti öyle. Oysa bir buçuk
sene önce başlamıştı her şey.
Bir buçuk sene
önce.....
“Abi telefonun çalıyor” dedi Cenk masanın üstüne bıraktığı cep
telefonunu işaret ederek. Genç adam elindeki işine odaklanarak
“Gökhan!” diye bağırdı. Duvara büyük titizlikle duvar kağıdı
yapıştıran Gökhan kafasını kaldırarak patronuna baktı.
“Efendim abi”
“Telefonum çalıyor. Kimmiş bir bak aslanım” dedi genç adam yıldız
motifli kumaşın kenarlarını çerçevesine yerleştirirken. Gökhan ellerini silerek
masada kendini paralayan telefonu aldı. Ekrana baktı.
“Mahir bey arıyor abi” babası onu iş saatinde aramazdı. Çok önemli
bir şey yoksa tabi.
“Aç. Ona işim olduğunu ve bitince arayacağımı söyle ”
“Tamam” diyerek telefonu açtı Gökhan “Efendim Mahir bey. Evet işi var
şu an” Gökhan kafasını kaldırarak kendisine baktı. Babası ne işi olduğunu
sormuştu anlaşılan. “Gergi tavan yapıyor. Tamam efendim söylerim” diyerek
kapattı telefonu.
“Ne dedi?”
“İşini bitirir bitirmez hemen arasın dedi. Çok acilmiş” dediğinde
kafasını sallayarak işine odaklandı. İşi bittiğinde ise aşağı indi. Kafasını
kaldırıp küçük müşterisinin siparişine baktı. Gülümseyerek gece yatağında
tavanı izleyerek uykuya dalacak yedi yaşındaki Mina`yı düşündü. Ailesi
özellikle onu istemişti. Çocukları sevdiği için teklifi kabul etmişti genç
adam. Kendisinin inşaat şirketi vardı ama o sadece şirketi yönetmiyor arada
böyle ustaları ile birlikte ev tamirlerine gidiyordu. Fazlasıyla becerikli ve
titiz olduğu için tüm İstanbul`un zenginleri onun için sıraya girmişlerdi. O
ise kafasına yatan evleri tamir ediyor içindeki işe yarama tutkusunu tatmin
ediyordu.
Altay İnşaat sadece binalar yapmıyor
tamir, dekor ve dizayn hizmetleri de veriyordu. Şirket o kadar büyük değildi çünkü yeni
açılmıştı. Ama çok şükür çalışanlarına ekmek verecek kadar iyiydi işleri. Gün
geçtikçe artan değeri de göz ardı edilemezdi tabi. Genç adam derin nefes alarak
banyoya girdi ve ellerini yıkadı.
Yıkadığı ellerini kuruladıktan sonra çocuk odasına girdi ve masadaki
telefonunu aldı. En son aramalara girerek babasını ismini kaydırdı. Telefonu
kulağına götürdükten sonra acaba önemli olan işin ne olduğunu düşünmeye
başladı. Bir kaç çalıştan sonra babasının sesini duydu telefonun diğer ucunda.
“Oğlum”
“Baba. Bir şey mi oldu? Sesin kötü geliyor”
“Eve gelmen lazım oğlum. Konuşmamız gerek” kaşlarını çattı genç adam.
Babasının garip sesi kafasını karıştırmıştı. Bir şey mi olmuştu acaba?
“Bir şey mi oldu baba?”
“Oldu oğlum. Hemen eve gel. Konuşacağız. Telefonda anlatılacak durum
değil bu.”
“Hemen geliyorum”
Telefonu kapatarak çalışanlarına gideceğini söyledi ve üzerini
değişerek çıktı evden. Arabasını çalıştırıp yola koyulurken aklında babasının
kendisine ne söyleyeceği vardı. Bir buçuk saat sonra eve vardığında arabadan
inerek sabırsızca kapıyı tıklattı. Bir kaç yıl önce taşınmıştı buradan. Dört
yıldır kendine ait evinde yaşıyordu.
Kapıyı açan evin çalışanı Nevin hanıma selam vererek içeri geçti.
“Hoş geldiniz Rahşan bey”
“Hoş bulduk Nevin hanım. Babam evde mi?”
“Evet efendim. Çalışma odasında sizi bekliyor”
“Teşekkür ederim”
Genç adam adımlarının babasının çalışma odasına yönlendirip kapısının
önünde durdu. Kapıya iki kez vurarak bekledi. Babasının gel dediğini duyduğunda
hemen açtı ve içeri geçti. Babası onu görünce mahçup bir gülümseme ile ayağa
kalktı ve yanına geldi. Elini uzatarak oğlu ile tokalaştı. Rahşan onunla
tokalaşırken yüzündeki gülümsemeye takılı kalmıştı. İçinde bulunduğu durum
gittikçe garipleşiyordu. Babası neden kendisine öyle gülümsemişti ki? Neyse ki
birazdan öğrenecekti. Babası elini çektikten sonra masanın karşısındaki koltuğu
işaret etti eliyle. Rahşan oturduktan sonra kendisi de karşısına geçti.
“Baba” kendisine seslenen oğluna baktı adam. Derin nefes aldı.
Konuşmaya başladı. Oğlunun tepkisinin ne olacağını bilmediği için biraz
tedirgindi.
“Biliyorsun ben birkaç ay önce tekstil işine girmiştim oğlum”
dediğinde oğlu kafasını salladı. Uzatmanın anlamı yoktu. Ciğerlerinde tuttuğu
havayı dışarı üfleyerek tek nefeste söyledi söyleyeceklerini “O işi batırdım
oğlum” der demez Rahşan`ın kaşları çatıldı.
“Batırdım derken?”
“Başaramadım ve batırdım oğlum. Bu iş için aldığım borç ise
katlanarak arttı üstelik”
Rahşan ayağa kalkarak odanın içinde turlamaya başladı. Sinirden
burnundan soluyordu.
“Ben sana demiştim demek istemiyorum ama ben sana demiştim baba.
Bizim bildiğimiz tek alan inşaat. Tekstil mekstil bize göre değil. Borcun ne
kadar oldu?”
“On milyon”
“Yok artık.” Oğlundan daha büyük tepki bekliyordu açıkcası. İçi
rahatlamıştı.
“Üzgünüm oğlum. Çok üzgünüm.” Dedi bir faydası olmasa da.
“Bende o kadar para yok baba. Fazla paramı neye harcadığımı
biliyorsun.” Zaten ondan para istemeyecekti ki. Daha büyük bir şey isteyecekti.
Mesela kendisini
Mahir bey kafasını salladı. Koca yürekli oğlu her yıl atran parasını
ev almaya ve tamir ettirmeye imkanı olmayan aileler için harcıyordu. Ona rağmen
dört sene içinde yeterince büyümüştü şirketi. Kendisinden bağımsız hem de. O
ise tekstil işine gireceğim diye her şeyini kaybetmişti. Daha doğrusu oğlundan
isteyeceği şeyi kabul etmezse her şeyini kaybedecekti.
“O parayı ödemenin başka bir yolu daha var oğlum.”
Rahşan şaşırarak olduğu yerde durdu. Bir kaç saniye bekledikten sonra
babasının karşısına geçti.
“Nasıl bir yol o? Yoksa beni mi vereceksin o borç karşılığında? ”
dedi şakayla. Bazı kitaplar ve filmlerde vardı öyle kurgu. Babasının borcunu
ödemek için istemediği adamın kölesi olan kızlardı onlar. Şu anki durumun tek
farkı kendisinin erkek olmasıydı. Aklına gelen bu saçma düşünceye güldü
içinden. Düşünmeyi keserek babasına odaklandı. Mahir bey boynundaki kravatı
gevşeterek kararmış yüz ifadesini saklamak için kafasını eğdi. Oğlu tam üstüne
basmıştı çünkü. Birkaç saniye sonra cesaret toplayarak oğluna baktı.
“Selim bey senin kızıyla evlenmen karşılığında borçlarımı sileceğini
söyledi”
Rahşan babasına doğru eğildi.
“Dediklerini tekrarlar mısın baba?” diye sordu sakin sesle. Yanlış
duymuştu kesin. Az önce dalga geçtiği duruma düşmemişti o.
“Lütfen oğlum. Zaten çok zor benim için. Yapma.” utancından yere
girmek üzereydi Mahir bey.
“Demek doğru duydum. Sen benim borç karşılığında o adamın kızı ile
evlenmemi istiyorsun”
“Hayır oğlum istemiyorum. Selim
beyin teklifini iletiyorum sadece. Ben de ilk duyduğumda itiraz ettim
ama o sana bir sormamı istedi. Yoksa ben tüm varlığımdan vazgeçmeye hazırdım”
dişlerini sıktı genç adam. Babasını böyle çaresiz görmeye alışık değildi. O dağ
gibi adam şimdi küçülmüş kendisinin insafına kalmıştı. Gençliğinden beri tuğla
tuğla inşa ettiği şirketinden vazgeçerse uzun yaşayamayacağını biliyordu.
“Oğlum” diyen annesine döndü adam. Ne zaman gelmişti odaya?
“Anne”
“Seninle konuşabilir miyiz?” dedi kocasına bakarak. Mahir bey
kafasını salladı sadece. Yine dert deryasına batarak çıkmaza giren durumunu
düşünmeye başladı.
“Tabi annem” diyerek kapıdan çıkan annesini takip etti. Birlikte genç
adamın eski odasına girdiler. Mehlika hanım yatağa oturarak yatağa vurdu
oğlunun da oturması için. Rahşan annesinin gösterdiği yere oturduğunda annesi
konuşmaya başladı. Onun ne diyeceğini merak ediyordu. Mehlika hanım tek
dayanağının yanağını okşadı sevgiyle.
“Canım oğlum. Uyumuyor musun sen geceleri?” diye sordu gözünün
altındaki hafif mor halkaları okşayarak. Rahşan annesinin elini avuçlarına
alarak öptü.
“Bu aralar işlerim yoğun oluyor güzel annem” dedi tatlı sesi ile. Bir
haftadır büyük bir proje için çalışıyorlardı. Geceleri evine geç geliyor
uyumadan çalşıyor sabaha karşı daldığı bir iki saatlik uyku ile ayakta
kalıyordu.
“Kendine dikkat et oğlum. Hiç bir şey senden kıymetli değil”
“Sen bana bir şey mi söyleyecektin annem?”
Konuyu değişen adam sabırsızdı. Mehlika hanım gülümsedi.
“Selim amcanı hatırlıyor musun oğlum?”
“Selim amca?” bir iki dakika düşündü hatırlamak için.
“Muğla`daki komşumuz Selim amca mı sorduğun?” Selim amca da nereden
çıkmıştı şimdi?
“Evet o. Peki kızını hatırlıyor musun? Azra`yı” gülümsedi adam. Tabi
o burnu havada cadıyı hatırlıyordu.
“Hatırlıyorum tabi o cadıyı”
“Hani küçükken elini tutarak bize getimiş baba ben Azra ile
evleneceğim demiştin”
Gülerek kafasını salladı Rahşan. Küçükken çok saçmalamıştı. Bu da
onlardan biriydi kesin.
“Babanın borçlu olduğu kişi Selim Ateşdağlı işte o Selim amcan oğlum”
kaşları şaşkınlıkla kalktı adamın. Ne yani babası memur maaşı ile geçinen Selim
amcasına mı borçlanmıştı? İnanılır gibi değildi. O adam nasıl bu kadar zengin
olmuştu? Gerçi babası ona hep `Sende ticaretçi zekası var Selim. Bırak şu
memurluğu ticarete atıl` derdi. Demek babasını dinlemişti. Dinlemekle kalmamış
bir de adamı kendisine borçlandırmıştı.
“Lisedeyken Azra`dan hoşlandığını biliyorum oğlum” hoşlanmaktan daha
fazlası vardı ama bu bilgiyi kendisine sakladı. Kalbinin en derinine küllenmeye
bırakılmış bir hatıraydı Azra Ateşdağlı. Fazlası değil.
“O eskide kaldı anne. Büyüdük biz. Kim bilir şimdi nerede o”
“Evde şimdi. Ruh gibi yaşıyor beş senedir.”
“Sebep?” şaşırmıştı.
“Nişanlısını feci bir kazada kaybetti. Onunla beraber mezara girdi
sanki. Onun toprağa verildiği günden bu yana bazı ihtiyaçları dışında kimseyle
iletişim kurmadı. Ağlamadı. Gülmedi. Arada sırada konuşuyor.”
“Benden ona bakıcılık yapmamı mı istiyorsunuz annem?” sinirlenmeye
başlıyordu artık. O kız zaten küçükken de soğuk nevaleydi. Değişen bir şey
yoktu yani. Mehlika hanım elini oğlunun elinin üstüne koyarak sevgiyle
sıktı.
“Onu güldürebilen ve konuşturan tek kişiydin sen Rahşan`ım” annesi
karşı konulamaz tatlılıktaki ses tonunu kullanmıştı. Hipnotize olmuş gibi her
istediğini yaptığı ses tonunu. “Baban şirketini kaybederse ölür oğlum” sesi son
söyledikleri ila beraber acılı tonda çıkmıştı.
“Deme öyle annem” bir an babasının olmadığını düşündü. Ve acı
kalbinin tam ortasına büyük hançerini soktu anında. Genç adamın en zayıf
noktası, bam teliydi ebeveynleri. Elbet bir gün dünyadan göç edeceklerdi ama bu
kendi yüzünden olsun istemiyordu. Derin nefes alarak “Kabul ediyorum” dedi.
******
“Sen ne dediğinin farkında mısın baba? Evleniyorsun da ne demek?”
diyerek ilk defa bu kadar uzun bir cümle kurmuştu son beş seneden sonra. Selim
bey gülümseyerek salonda deli gibi volta atan kızına baktı. Kızının hayata
döndürmeye kararlıydı ve vazgeçmeyecekti. Gerekirse zorle evlendirecekti onu.
“Azra`m güzel kızım. Evleneceğin kişi yabancı biri değil ki? Mahir
amcanın oğlu”
“Mahir amca?” bir an çıkaramamıştı genç kadın. Gözlerini kısarak
hatırlamaya çalıştı. Son zamanlar kendini unutmaya o kadar odaklıydı ki eskiye
dair çok az şeyi hatırlıyordu. Taze tutmaya çalıştığı anılar beş yıl öncesine
ait bir buçuk sene süren mutluluğun can yakıcı anılarıydı.
“Muğla`daki komşumuz. Hani oğlu da vardı Rahşan. Hatırladın mı?”
nihayet hatırlamıştı genç kadın.
“Onunla mı evlendirmek istiyorsun beni baba?” diye sordu hayretler
içinde. Nereden gelmişti ki aklına o çocuk? Ya da adam mı demeliydi? Kendisinden
üç yaş büyüktü Rahşan. Yirmi sekiz yaşında olmalıydı şimdi.
“Evet. Küçükken seninle evleneceğini söyleyip duruyordu.”
“O sekiz ben beş yaşındaydım baba. Ciddiye alacağınız yaşlarda
değildik yani. Ayrıca evliliğin ne olduğunu bile bilmiyorduk biz”
“Şimdi büyüdünüz ve evlenmenizi istiyorum”
Azra acıyla gözlerini kapattı. Evlenmek kelimesi beş sene önce
gelinliği ile sevdiği adamın kendisini almasını beklerken önüne gelen tabutunu
görünce ebediyen çıkmıştı onun lugatından. Nasıl evlenirdi ki? Oğuz`un
izlerinin saçlarından, dudaklarından, teninden silinmesine nasıl izin
verebilirdi ki? Kalbi hala Oğuz diye atarken başka bir eli nasıl tutardı ki?
Tutamazdı....
“Yapma baba” dedi içindeki acıyı sesine yansıtarak. Şu an annesine o
kadar ihtiyacı vardı ki. Keşke yaşasaydı. Ruhsar hanım yaşasaydı kızının
arkasında duracaktı biliyordu. Selim bey ayağa kalkarak kızının yanına geldi.
Derin düşüncelere dalarak yine olduğu yerde kalan kadına dokundu nazikçe. Azra
irkilerek kendine geldiğinde ona gülümsedi. Saçlarını okşadı sevgiyle. Azra
Selim beyin bu hayatta kalma sebebiydi ve sevdiği karısından kalan tek
emanetti. Ona gözü bebeği gibi bakacağına söz vermişti. Onun mutlu olmasını
istemekle çok şey mi istiyordu?
“Rahşan iyi çocuktur kızım. Seni üzmez” Azra şiddetle kafasını iki
yana salladı.
“İstemiyorum baba” Selim bey üzgün ifade ile başını eğdi.
“Oğuz senin mutlu olmanı isterdi kızım” kızını en zayıf yerinden
vurmaya karar verdi. Hala kanayan yarası vardı ve o yarayı sarmanın zamanı
gelmiş de geçiyordu bile. Duyduğu isimle titrek nefes aldı genç kadın. Güzel
kalbi vardı Oğuz`un. Zaten kazada o yüzden olmuştu. Yola çıkan küçük kedi
yavrusuna çarpmamak için direksiyonu kırmış son anda fark ettiği büyük bir
ağaca çarpmıştı. Emniyet kemeri takılı olduğu için arabadan çıkamamış yanarak
ölmüştü. Kalbi zihnine sızan anıyla göğsünde sızladı. Daha geçen gün rüyasına
giren nişanlısı mutlu ol demişti. İçinde olduğu matem havasını savuşturması
lazımdı ama kendine engel olamıyordu. Hala seviyordu onu çünkü.
“İsterdi” dedi uzun bir aradan
sonra. Selim bey tam bir şey diyecekti ki kapı çalındı.
“Gelebilir miyim kızım?” içeri giren kişiyi görür görmez genç kadın
ayağa kalktı.
“Gülay anne” diyerek kadına sarıldı. Gülay hanım fazlasıyla
zayıflamış kadının bedenini sardı sevgiyle. Rahmetli oğlunun aşık olduğu tek
kadındı Azra.
“Hoş geldiniz Gülay hanım”
“Hoş bulduk Selim bey”
Gülay hanım adamın gözlerindeki minneti gördüğünde gülümsedi.
“Kızım seninle konuşabilir miyiz?”
“Ben çıkayım. Siz rahat rahat konuşun” diyerek Selim bey onları
yalnız bıraktı. Selim bey çıktıktan sonra Gülay hanım gülümseyerek kadına
baktı.
“Ne içmek istersiniz Gülay anne?” diyerek ikramda bulunmak istedi
genç kadın. Gülay hanım çantasını açarak içini karıştırmaya başladı.
“Teşekkür ederim kızım hiç bir şey istemiyorum. İstediğim tek şey
şunu izlemen” çantasından çıkardığı cd yi kadına gösterdi. Gözleri hüzünlü ve
dalgalıydı. Bu cd`yi yıllar önce oğlunun eşyalarının arasında bulmuştu ama
gelinine vermemişti.
Verememişti.
Zaten yıkılmış kadını bir de o
görüntü ile paramparça edemezdi. Fakat dün Selim bey ondan kızını ikna etmesini
isteyince o cd`nin artık gün yüzüne çıkmasının zamanı geldiğini anlamıştı. Azra
artık Oğuz`u bırakmalı ve mutlu olmalıydı. Oğuz da bunu isterdi yaşasaydı.
Azra merak ederek Gülay hanıma yaklaştı ve cd`yi aldı. Üzerinde hiç
bir yazısı olmayan cd`yi inceledi bir iki saniye. Sonra merakına yenilerek bilgisayara
doğru yürüdü. Kapağını açarak başlat tuşuna dokundu. Bilgisayara cd`yi
yerleştirerek açılmasını bekledi. Ekranda biranda sevdiği adamın yüzü belirince
çalışma masasına tutundu. Titreyen bacaklarını dik tutmak için üstün çaba
sarfetti. En son o yüz kömür gibiydi. Acı kalbini ezerek göğsünde katliama
sebep olmuştu. Zorlukla yutkundu.
“Merhaba” dedikten sonra gülümsedi. Eline aldığı telefonuna bakarak
dudaklarını büktü. “İyi geceler demeliyim sanırım. Neyse bunun o kadar da önemi
yok şu an” dudaklarını hüzünlü tebessüm sardı kadının. Oğuz ciddi bir konuya
girmeden önce saçmalardı hep. “Gecenin üçünde neden bu videoyu çektiğimi
bilmiyorum inan bana güzelim. Tutmayan uykumdan kalkıp aniden gelen isteğimi
gerçekleştiriyorum şu an. Sanırım düğün öncesi bir tek gelinler heyecanlı
olmuyor” diyerek kıkırdadı genç adam. Azra hasretle ekrana dokundu. Aniden
ciddileşen yüz ifadesi ile söyleyeceklerine dikkat kesildi “Azra`m, güzelim”
derin nefes aldı devam etmeden önce “Biliyorum diyeceklerim sana saçma gelecek
ama söylemezsem de içim rahat etmeyecek. Belki bu videoyu birlikte izler
güleriz belki de sen yalnız izlersin.” hıçkırdı kadın “ Bilemeyiz. Rabbim`in
bizim için uygun gördüğü kaderi asla bilemeyiz. Bildiğim tek şey bana bir şey
olursa senin mahvolacağındır. Nereden biliyorsun diye sorma. Çünkü kendimden
biliyorum. Sana bir şey olsaydı ben de yaşamazdım. Şimdi güzelim sana demek
istediğim tek şey hayatını yaşa. Hayattaki tek yakının Selim amcayı üzme. Beni
üzme.” Dolu dolu gözlerle baktı ekrana Oğuz. “Ölürsem sakın benim için yıllarca
yas tutma. Senin bebekleri ne kadar çok sevdiğini biliyorum Azra`m. Evlen
güzelim. Hayatını yaşa ve beni mutlu et. Çünkü sen üzülürsen ben mezarımda asla
rahat etmem. Seni çok seviyorum. Ölsem de seveceğim” Genç kadın omuzunda
hissettiği sıcak ele yasladı ıslak yanağını. Gülay hanım güven verircesine
omuzunu sıktı kadının. Saçlarını okşadı sevgiyle.
“Babanı dinle kızım. Evlen o adamla. Mutlu ol. Oğlum da mutlu olmanı
istiyor” sesi pürüzlü çıkmıştı. Video açıldığından beri ağlıyordu demek.
Kendisi gibi. Bir şey demeden ayağa kalktı ve kadına sarıldı. Gülay hanımın
kokusunu ciğerine çekince daha da içli ağlamaya başladı. Oğuz`un kokusuydu bu.
Annesi de oğlu gibi kokuyordu.
“Sadece Oğuz için” diye geçirdi içinden. O mutlu olursa belki beş
senedir durmadan kanayan yarası kabuk bağlardı. Canının acısı dururdu en
azından.
******
Azra aynanın karşısında uzun zamandır siyah renkten başka bir renkte
olan elbisesine bakıyordu. Elbise belden aşağı bollaşan ve dizlerinin üstünde
biten mor renk elbiseydi. Siyaha en yakın renklerden biriydi koyu mor.
Saçlarını at kuyruğu toplamış yüzüne gram makyaj yapmamıştı. Kendini kimseye
beğendirmek gibi bir derdi yoktu sonuçta. Aşağı inerken misafirlerin geldiğini
anlamıştı. Ses gelen yöne; geniş hole doğru yürüdü. Babasının yanında durarak
Mahir amcasıyla Mehlika teyzesini karşıladı yüzüne yerleştirdiği gülümseme ile.
Uzun zamandan beri ilk kez gülümsüyordu ve yadırgamadığını umuyordu. İnsanların
önünde elektrik çarpmış gibi durmak istemiyordu çünkü.
Mehlika hanım gülümseyerek samimi bir şekilde genç kadına sarıldı.
“Nasılsın kızım?”
“İyiyim Mehlika teyze siz nasılsınız?”
“İyiyim kızım çok şükür” sesi anne şefkati barındırıyordu. Kadının
içi ezildi o an. Anne özlemi ile tutuştu kalbi. Mehlika hanım kadını kendinden
azıcık uzaklaştırarak baştan aşağı süzdü. “Büyümüş güzelleşmişsin kızım” dedi.
“Teşekkür ederim Mehlika teyze” aldığı iltifatla yanaklarının
kızarmasına engel olamamıştı.
Mahir beyle de selamlaştıktan sonra istemsizce kapıya baktı. Mahir
bey gülümseyerek “Rahşan geç kalacağını söyledi kızım” dedi. Kendini belli
etmenin verdiği utançla yanakları kızaran kadını daha fazla utandırmamak için
hal hatır sorarak yemek salonuna geçtiler. Yemekler yendikten sonra kahveler
dağıtılırken kapı çaldı. Azra kahvesinden bir yudum alırken kapıya bakmadı
bile.
“İyi akşamlar Selim amca” sese doğru da dönmedi. Aklında kurduğu
planı evirip çevirirken düşüncelere dalmıştı.
Bir kaç dakika sonra Rahşan ile bahçede yalnız kaldığında ona doğru
dürüst bakmadı bile. İlgilenmiyordu çünkü. Onun gözleri de kalbi de Oğuz`a
aitti. Ama Rahşan`ın kendisini dikkatle izlediğinin farkındaydı. Derin nefes
alarak bakışlarını bahçe ışıklarına dikti.
“Benimle evlenmek istiyorsun musun Rahşan abi” dedi. Çünkü yıllar
önce Rahşan kendisine ilan-ı aşk ederken de ona böyle seslenmiş adama haddini
bildirmişti.
“Evet” ciğerine çektiği soluk sinirli çıkmıştı dudaklarının
arasından. Abi kelimesine bozulmuştu anlaşılan. “Bana abi demeyi kesersen
sevinirim Azra”
“Ben başkasına aşığım”
“Allah rahmet eylesin”
“Hep onu seveceğim ben. Asla vazgeçmeyeceğim”
“İstediğimde çok inatçı olabiliyorum Azra.”
“Biz Oğuz`la birlikte olduk. Bakire değilim ben” dediğinde Rahşan
kaşlarını kaldırarak ona baktı. O da kafasını çevirerek kahverengiye çalan
hazel gözlere sabitledi gözlerini.
“Bakire değilsin demek” diyen adama umutla baktı.
Lütfen vazgeç. Evlenme benimle. Yaralarıyla baş başa bırak zavallı
bedenimi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder