1 Eylül 2019 Pazar

15. bölüm `Ay Yüzlüm`



Genç adam içindeki öfkeye ket vurarak kendini toparladı. Az önceki soğuk maskesini yüzüne yeniden takarak şirkete girdi ve kendisine selam veren kişileri kısa bir baş selamı ile selamladı. Asansöre binerek yönetim katının numarasını tuşladı. Asansör yerinden koparak yukarı doğru sıçrarken hala kendine gelmeye çalışıyordu. Öfkeliydi. Çünkü babası olacak o piç kurusuna bir şey olursa Meleği onu asla affetmeyecekti. Karısının güzel yüzündeki hayal kırıklığını görmemek için o adamı affetmeye bile hazırdı.  Asansör durduğunda her zamanki ulaşılmaz haline bürünerek asasörden çıktı ve kendisini gören Berna`ya doğru yürüdü.
“Hoş geldiniz Tahir bey. Azra hanım sizi toplantı salonunda bekliyor.”
“Hoş buldum Berna hanım” diyerek önden yürüyen kadını takip etti. Bir kaç metre ilerideki büyük toplantı salonun çift kanatlı kapısını açarak adamın geçmesini bekleyen kadına önden geçmesi eliyle işaret etti. Berna yakışıklı adama gülümseyerek içeri girdi. Ardından giren Tahir toplantı salonuna şöyle bir göz attı. Klasik bir odaydı. Sunum yapmak için gerilmiş bir ekran, uzun masa ve etrafına dizilmiş siyah renk rahat sandalyeler. Odanın rengi genellikle beyazdı.
Bakışları salonda dolaşırken görüş alanına fazlasıyla güzel bir kadın girmişti. Omuzlarından az aşağı inen simsiyah ipeksi saçları, düzgün fiziği ve o mor menekşe renk gözleri. Kalbine hükmeden çikolatalar olmasa bu gözler anında çarpmıştı adamı.
Kısaca Azra Altay çok güzel kadındı.
Aptal kardeşi Rahşan ne kadar şanslı adam olduğunu ya bilmiyordu ya da umursamıyordu.
Azra kendisine doğru gelen adama baktı. Bu adam Rahşan`a o kadar çok benziyordu ki, genç kadın şaşırmıştı. Adam kocasına benziyordu fakat bir kaç fark vardı. Tahir Ağaoğlu fazlasıyla heybetli ve yağız dedikleri türden esmer bir adamdı. Etrafına yaydığı tehlike ve güven bir birine zıt ikili olsa da adamda çok normalmiş gibi duruyordu.  Sanki adam dostlarına güven düşmanlarına tehlike vaat ediyordu.  Güzel şekil verilmiş kırçıllı saçları ve üzerinde el işi olduğu belli olan takım elbisesi vardı. 
“Hoş geldiniz Tahir bey.” diyerek elini uzatırken adamın eşi benzeri olmayan kara elmas gibi ışıldayan, tehlikeli pırıltılara ev sahipliği yapan göz bebeklerinde takılı kalmıştı. Daha önce bu kadar siyah göz görmemişti. Zaten siyah renk gözler pek rastlanır bir renk değildi. Dünyadaki az insanın gözleri siyah renkti ve şans eseri bu adam da o az insanların arasındaydı.
“Hoş buldum Azra Hanım” elini sıktığında az önce alıcı gözle incelediği kadın onda koruma mekanizmasını harekete geçirmişti. Tıpkı kız kardeşi Gökçe`ye karşı hissettiği şeyleri hissetmişti.
Kardeşini kötü adamlardan koruma mekanizması diyordu buna genç adam. Artık emindi ki, her ikisi bekar bile olsalardı bir birileri için yalnızca ağabey kardeş olurlardı.
Azra adamın elinde adamın tenini hissedince ağlama isteğiyle dolup taşmıştı. Adam ona herkesin veremeyeceği şeyi; güveni vermişti bir iki saniyede. Tek kelime etmeden sadece dokunuşuyla vermişti  hem de. O an hep hissettiği bir ağabey hasreti üzerine çullanmış kadının yorgun bedenini altında ezmişti. Onun bir ağabeyi olsaydı hiç bir erkek özellikle kocası onu üzemezdi. Ağabeyi onları yaşadıklarına pişman ederdi. Buna emindi.
“Buyurun oturun” diyerek ona karşısındaki sandalyeyi gösterirken kendine gelmeye çalışıyordu. Tahir kadının gösterdiği yere geçerken dikkatli bakışları kadının üzerindeydi.
Bekliyordu.
Sanki bir şey olacaktı ve o olacak her neyse onu engellemek için tetikte bekliyordu. Azra adamın dikkatli bakışlarından azıcık rahatsız olsa da belli etmedi. O an midesinde yaşanan güçlü dalgalanma başka bir şey düşünmesine izin vermemişti zaten. Bir kaç kere burnundan derin nefesler alarak dalgalanmayı engellemek istese de başarılı olamamıştı. Boğazına kadar çıkan safra
“Çok özür dilerim Tahir bey” diyerek elini ağzına kapatmasına ve direkt lavaboya doğru hızla yürümesine neden olmuştu. Ardından endişeyle ayağa kalkarak gittiği yöne bakan adam neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Lavaboda midesindekileri boşaltarak rahatlayan kadın elini yüzünü yıkayıp kendine çeki düzen verdi. Dışarı çıktığında misafiri yerinde değil lavabonun önünde bekliyordu kendisini. Onu görünce dudaklarına ilişen mahçup gülümsemeyi sundu.
“İyi misin?” diye sordu adam. Siz`li biz`li konuşmayı es geçmişti. İri yarı görünüşüne rağmen kadına sevimli görünmüştü adam.
“İyiyim teşekkür ederim. Sizi de beklettim. Ben-” dilinin ucuna gelen hamileyim lafını zorlukla yuttu kadın. “galiba midemi üşüttüm.” Diyerek masaya doğru yürüdü.
“Hamileyken olur böyle şeyler. Sorun değil.” duyduğu kelimeler ile attığı adım donarak yerinde kalmasını sağlamıştı. Nereden anlamıştı ki hamile olduğunu? Üstelik bir erkekti o. Kadın bile değildi. Anlaması imkansızdı. O bebeklerin babası bile anlamamıştı bugüne kadar.
“Nereden anladınız?” yine o güven duygusu devreye girmişti. Daha o düşünmeden kelimeler dudaklarından süzülüp ortaya saçılmıştı. Toplamak için de çok geçti. Adam bilmiş gülümseme ile kadına oturması için bir sandalye çekti. Genç kadın itiraz etmeden o sandalyeye oturdu.
“Eşi hamile bir adam olarak durumunu anlamam zor olmadı Azra.” dedi kendi de karşısına geçip otururken.  Genç kadının bakışları anında adamın sol elinin yüzük parmağına inmişti. Gümüş alyans ona göz kırparken eli istemsizce boynundan hiç çıkarmadığı Reçine Kolyeye gitti. Kendisine evli olduğunu hissettiren parmağındaki kocaman tek taşla, alyansı değil o kolyeydi.
“Tekrar özür dilerim Tahir bey. Artık toplantıya başlayalım mı?” diye sordu sormasın ama çalan telefonu Tahir`in bir şey söylemesine engel olmuştu. Adama gülümseyerek masada bıraktığı telefonunu aldı ve ekrana baktı.
Rahşan arıyor....
Arayan kişi derin nefes almasına sebep olurken `Sakın açma` diyen mantığına inat yeşil ikonu kaydırdı. Telefonu kulağına götürürken Tahir ayağa kalkarak ona özel alan yaratmış kadının ona minnetle bakmasına sebep olmuştu. Büyük odanın sonuna giderek cam duvardan şehir manzarasını izlemeye başlayan adam Azra`nın hamileliğini neden daha önce bilmediğini düşünüyordu. Çünkü uzun zamandır Altay ailesini takip ediyordu ve haklarında yediklerinden içtiklerine her şeyi biliyordu.
Azra kendisini duymayacak kadar uzağa giden adama bakıp dikkatini gelen seslere vermişti. O sesler kulaklarından girip kalbini parça pinçik ederken mantığını dinlemediği için bin pişman olmuştu. Yanlışlıkla aramıştı onu adam. Ama öyle bir zamanda aramıştı ki.
“Saçlarım dökülmüş Rahşan. Nerem güzel benim?” diyen Sevgi`nin sesinde biraz üzüntü, çokça mutluluk vardı. Sabahtan beri kendisinden fersah fersah uzaklara kaçan mutluluk bu kadının yanındaydı. Sebebi de parmağında yüzüğünü, karnında bebeklerini taşıdığı adamdı. “Hım. Sana kel kadınlara bayıldığımı söyledim mi hiç?” diyerek kadının kıkırdamasına neden olan bu sefer kocasıydı. Yüreğine daha fazla zarar vermeden hemen kapatmıştı telefonu. Elini canhıraş boğazına götürüken ciğerlerine giden havanın yetmeyeceğini anlayan kadın yanaklarından süzülen yaşları silerek oturduğu sandalyeden kalkıp toplantı salonunun büyük terasa çıkan sürgülü kapısını kaydırarak açtı ve acıyla yanan bedenini dışarı attı. Dışından sadece hava almak için görünen kadının içindeki mutsuzlukla zehirlenmiş havadan can çekişen kalbini kimse göremezdi. Yıkılan umutlarının damarlarını keserek bağrını kan revan içinde bıraktığını da kimse göremezdi.
“Canını sıkan bir telefon muydu?” arkadan duyduğu kalın erkeksi sesle irkilen kadın zaten kuru olan yanaklarını kuruladı tekrar. Ona doğru dönerek gülümsemeye çalışsa da Tahir`in kuzguni gözlerinden bir şey kaçmamıştı. Kadın ağzını açıp bir şeyler gevelemek isterken dönen başı kendisine muhalefet olmuştu. 
Tahir ani refleksle kadının kolunu kavrayarak ilerideki koltuğa oturması için nazikçe çekiştirdi. Göğsünde ağırlaşmış yorgun yüreğinin verdiği yükle adama itiraz etmeden bedenini çekiştirdiği yere oturtmasına izin verdi. Baş dönmesi geçtiğinde adama baktı.
“Ağladın” dedi kendisi de kadının yanına otururken. Bakışlarını kaçırdı kadın.
“Önemli değil” daha yeni tanıdığı adama derdini anlatacak değildi. Her ne kadar güven verse de yapmak istemiyordu. Zaten konuşmalarına da adamın çalan telefonu engel olmuştu. Genç kadın konuşmaktan kurtulduğu için derin nefes aldı. Ceketinin iç cebinden çıkardığı telefonun ekranına bakan adamın yüzü öyle bir aydınlanmıştı ki, tepelerindeki güneşi bile gölgede bırakmıştı. Tahir bekletmeden telefonu cevaplamıştı.
“Meleğim” demişti iç ısıtan kadifemsi sesiyle. “Toplantıya gireceğim birazdan” diyerek kadına baktı. Kendisinden rahatsız olduğunu düşündüğü için Azra koltuktan kalkmak için hareketlendi. Fakat daha kalkamadan kolunu saran sert parmaklara baktı tek kaşını kaldırarak. `Gitme` dedi dudaklarını oynatarak. Genç kadın omuz silkerek geri oturdu. Özel alan istemiyorsa o da o alanı işgal edecekti.  Aslında adamın maksadı başkaydı. Bunu elbette bilmiyordu. “Tekme mi attı?” diye sordu heyecanla. “Peki sen niye ağlıyorsun? Bebeğimiz ilk tekmesini atmış işte. Anladım. Hamilelik hormonları” adamın tatlı tatlı gözlerini devirmesini izleyen kadın aniden bastıran kalp ağrısıyla baş etmeye çalıştı. O hiçbir zaman kocasını arayıp böyle şeyler söyleyemeyecekti. Bebekleri ilk tekmelerini attı diye ağlamayacak, şımarıklıklar yapamayacaktı. “Tamam Meleğim. Gelirken kutlamak için senin çok sevdiğin frambuazlı pastadan alacağım.” Tahir karşısındaki kadının dolan gözlerine ve titreyen çenesini fark edince içinden kardeşi olacak o aptalı bir güzel benzeteceğine dair yemin etti. Birkaç kelime de konuştuktan sonra telefonu kapatan adam ceketinin cebine attıktan sonra kadının titrememesi birleştirdiği ellerine baktı.
“Ağlama!” dedi sakin sesle. Sesi sakindi ama öyle bir tehdit barındırıyordu ki, genç kadın az önce hamile karısıyla konuşan tatlı aşık adamı hayal ettiğine inanacaktı neredeyse.
“Ağlamıyorum” diyen kadın gözlerini kırpınca yanaklarına süzülen yaşlara küfretti. Tahir cebinden mendilini çıkararak kadına uzatınca Azra almış yanaklarını kurulamıştı.
“Teşekkür ederim” dedi mendili avucunda sıkarken.
"Önemli değil. Hamile bir kadının üzülmemesi gerektiğini herkes bilir. Kadınlar bu dönemde biraz ımm şey.. "
Tahirin bu haline gülümsemeden edemedi ve yarım kalan cümlesini tamamladı 
"Hassas olurlar."
"Evet. Özellikle çok ağlarsınız. Çok çok" Kafasını muzipçe kaşıyan adama güvenle baktı.
"Eşiniz"
"Melek"
"Melek hanım çok mu ağlar?" diye sorunca sıkkınlıkla derin bir nefes verdi Tahir.
"Neden bilmiyorum ama evet. Daha bu sabah evde  ekmek kalmadığı için 1 saat ağladı." 
Genç kadın kıkırtısını bastıramadı. Az önceki kasvetli havasından eser kalmamıştı.
"Kendimi güçlü sanırdım ama bu iki mucize hayatıma dahil olduğu günden beri bende devamlı ağlar oldum."
Geçenlerde tırnağı kırıldı diye dakikalarca ağladığı aklına gelince gözlerini devirme isteğini zorlukla bastırdı.
"İkiz demek. Tebrik ederim. Eşin çok şanslı."
"Bilmiyor ki." ağzının içinde gevelediği kelimelerden sonra akan göz yaşlarını durduramadı. Tahir uzanarak kadının elini tuttu.
“Sen böyle ağladıkça o kocan olacak gereksizin boynunu kırma isteği ile dolup taşıyorum. Ağlamak yerine anlat. Anlat ki rahatlayasın.”
Az önce adamın verdiği mendille yaşlarını silen kadın kızarmış burnunu çekti. Anlatmak istiyordu. Az önce duyduğu kelimeler ucu zehirli neşter gibi kalbine batarken acısını azaltmak istiyordu.
“Eşimin yakın bir arkadaşı ölümcül hasta. Sürekli onunla ilgileniyor ve” derin nefes aldı. “ben galiba onları kıskanıyorum. Hamilelikten her halde.” dedi. Tanımadığı bir adama kocasını kötüleyemezdi. Canını her ne kadar yakarsa yaksın yapamazdı.
Tahir genç kadının arkadaş dediği kişinin kim olduğunu elbette biliyordu. Anlat dediğinde ne anlatacağını da merak etmişti aslında. Nedense o an Azra`nın kocasını kötülemeyeceğini hissetmişti ve yanılmamıştı. Azra gibi yüce gönüllü, güçlü, eşine asla leke getirmeyen bir kadını üzdüğü için aptal kardeşine bir kez daha kızmıştı.
Genç kadın köşesinden kıyısından da olsa anlattığı için bir nebze de olsa rahatlamıştı. O yüzden bu konunun daha fazla uzamaması için toplantıyı hatırlatarak toplantıya geçmiş ve çok iyi bir sunum sayesinde Evrenler Holding ile anlaşmayı sağlamıştı.
Azra Altay bir kere daha başarmıştı.
Bir saat sonra Tahir Ağaoğlu ile vedalaşıp işlerine döndüğünde toplantı zamanı gözardı ettiği acılar kalbini ayaklarının altına alarak ezmeye başladılar. Şirkette daha fazla dayanamayacağını anlayan kadın diğer toplantıları Yiğit`e devretti. Odasında toplarlanıp çıkarken onu kapıda yakalayan Berna Tahir`in telefonunu toplantı odasının terasında koltukta unuttuğunu söylemiş ve ne yapması gerektiğini sormuştu. Genç kadın düşünmeden telefonu ondan almış çantasına atmıştı. Berna`ya adamın ofisini arayarak telefonun onda olduğunu söylemesini istedi.
Şirketten çıktıktan sonra eve uğrayarak üzerini değişmiş rahat bir şeyler giymiş babasını ziyatere gitmişti. Önceden haber vermeyerek sürpriz yapmak istemişti. Yolda durarak babasının çok sevdiği Antep baklavası almış ama kokusuna dayanamayarak kutunun yarıya kadarını yol boyu tek tek yemişti. Evin önünde durduğunda kutuyu fark etmiş kendi kendine gülmüştü.
“Eee karnında iki tane minik canavar taşırsan sonu bu olur Azra hanım” diyerek karnını sevgiyle okşamıştı. Kapıyı çalmaktan vazgeçerek anahtarla açmış eve girmişti fakat yüzüne vuran sessizlik rüzgarını garipsemişti. Evdekiler neredeydi? Babası, Bedriye teyzesi diğer yardımcıları Sevda. Habersiz gelmekle kötü mü etmişti acaba? Kaşlarını çatarak baklava kutusunu masaya bıraktı ve ilk önce babasının odasına gitmeye karar verdi. Adımlarını ikinci kata doğru yönlendirerek merdivenleri çıktı ve babasının odasının önünde durdu. Derin nefes alarak içinden açma diye bağıran sese kulak tıkayarak kapı kulbunu indirdi. Kapıyı açtığında içindeki o sesin ne kadar haklı olduğunu fark etti.
“Bedriye abla?” diyerek şaşkınlığını gizlemeyen kadın bakışlarını kadının üzerindeki sabahlıkta dolaştırdı. Akşam saatinde, babasının odasından neden bu sabahlıkta çıkıyordu bu kadın?
“Kızım?” babasının sesini duyan adam hızla kapıya vardığında şaşkınlıktan ve utançtan donup kalmış Bedriye`yi kenara çekti. Neyse ki babası giyinikti.
Çok şükür.
“Şaka mı bu?” diye sordu ilk şoku altattığında.
“Azra kızım bak biz-” diye utançla inleyen kadını eliyle susturdu.
“Babamla konuşuyorum Bedriye abla. Sen odana gidip üzerini giyin. Odan hala aynıysa tabii.” kinaye ile ekmeleyi unutmadı elbette. Bedriye utançla inleyip kadının yanından geçerken yaşlı gözlerle babasına bakmıştı. O gittikten sonra babasına bakan kadın açıklama bekliyordu. Nitekim o açıklama gecikmemişti.
“Bedriye`yi uzun zamandır seviyorum kızım. Ondan bana bir şans vermesini istedim yıllarca. Senin ne tepki vereceğini bilemediği için benden uzak durdu hep. Biz bir birimizi aynı evin içinde uzaktan sevdik.”
“Ben senin adına sadece mutlu olurdum baba. Uzun zamandır yalnızsın. Sevmek ve mutlu olmak senin de hakkın. Ama  neden bana söylemeyip de böyle gizli kapaklı iş çevirdiniz arkamdan? Bu şekilde öğrenmem iyi mi oldu?” diye sorunca güldü babası.
“Yıllardır ettiğim evlilik teklifini dün ilk kez kabul etti kızım. O kadar mutlu oldum ki, aklıma kimse gelmedi. Sana elbette söyleyecektim. Böyle öğrenmeni asla istemezdim. Yaşadığın bu durum için özür dilerim.”
“Bence benden değil aşağıda utançtan kendini yiyip bitiren nişanlından özür dile baba. Çok üzgündü giderken.”
“Hayret” dedi babası şaşkınlıkla.
“Neden şaşırdın baba?”
“Senin bu durumu bu kadar sakin karşılayacağını tahmin etmemiştim kızım. Ona şaşırdım.” 
Buruk bir gülümseme ile baktı babasına. Gidip adamın elli beş yaşına rağmen formda olan bedenine doladı kollarını. Babasını özlemişti. Birkaç haftadır onu görmüyordu.
“Büyüdüm baba. Hepsi bu. Artık o şımarık bencil Azra yok.”
Kızını sıkıca sarıp saçlarını öptü adam.
“Aşk insanı büyütür kızım. Sen anlayamazsın ama bir bakmışsın seni kollarına almış acılarıyla beslemiş ve büyütmüş.”
“Seni seviyorum baba” dedi ağlamaklı sesle.
“Seni seviyorum kızım.”
“En çok sevdiğin ben miyim artık emin değilim Selim bey” dedi şımarıkça. Selim bey kızını geri çekerek yanaklarını avuçladı. 
“Sana olan sevgimi kimseyle kıyaslama kızım. Sen benim gönlümün sultanı, annenin bana en güzel emantisin”  eğilerek kızının alnını öptü.
“Hadi hadi aşağı in de cici annemi salona getir. Onu da tebrik edeyim.” diyerek işi dalgaya vurdu. Yoksa ağlayacaktı. Selim bey kızının burnunun ucuna işaret parmağı ile fiske vurdu.
“Huylu huyundan vazgeçmiyor bakıyorum. ”
“Asla vazgeçmem” diyerek nazlandı babasının göğsünde. Şimdi ne çok isterdi babasına dede olacağını müjdelemeyi. Kesin havalara uçardı. Şimdilik hissettiği sevginin tadını çıkarakacaktı.
Bir saatlik uğraşın ardından Bedriye`yi odasından çıkarmış sıkıca sarılıp tebrik etmişti. Sonra güzel yemekler yaparak birlikte yemişlerdi. Gecenin geç saatlerinde evden ayrıldığında babasının ısrarlarına rağmen orada kalmamıştı. Boş yolda orta hızla giderken radyoyu açtı.  Spor haberlerini geçerek bir müzik kanalı buldu. Hoş bir müzik açarak yola devam etti. Sitenin otoparkına arabasını park ettikten sonra indi ve asansöre doğru giderek gelmesini bekledi. Beklerken de telefonunu çantasından çıkartarak kilidini açtı ve ekranına baktı.
30 arama, 2 mesaj.
Otuz aramanın yirmi beşi kocasındandı. İki mesajdan biri banka kredi şartları tanıtımı diğeri ise yine kocasındandı.
Sana ihtiyacım var.
Yazmıştı.  Güldü kadın. Nesine ihtiyacı vardı onun? Sevgi`sinin yanında gayet mutluydu.  Düşünmemeye çalıştı. O anki duyguları yaşamak istemiyordu artık. Asansör geldiğinde aceleyle binerek oldukları katı girdi. Asansör o katta durduğunda inerek kapının önünde durdu. Derin nefes alarak eve girdi.
Uzun zamandır yalnız olduğu eve.
Eve adımını atar atmaz Rahşan`ın neler hissettiğini anlamıştı. Uzun zaman yalnız kalmıştı o da. Kendisine karşı haksızlık yapıyordu evet ama onun bu durumda olması sebeplerinden biri ve en önemlisi kendisiydi.
“Bu boş eve her girdiğinde neler hissettiğini anlıyorum artık Rahşan.”diye mırıldanarak odasına doğru yürüdü.  Ona yaşattıklarının cezası bitmek üzereydi az kalmıştı.
Cezası bittikten sonra kocaman bir AZRA ALTAY devri başlayacaktı.
Düşüncelerini zihninin ücra köşesine iteleyerek odasına girdi ve üzerindekilerden kurtularak sadece sabahlığını giyindi. Banyoya girerek ılık bir duş alıp rahatlamıştı. Banyodan sonra dolaptan aldığı mor havluyla kurulanarak sabahlığını giydi tekrar. Saçlarını da kuruttuktan sonra aynanın önünde topladı. Kremlerini odasında süreceği için yavaş adımlarla banyo kapısına gitti ve elini kapı kulbuna götürdü. Tam indireceği sırada kapı çalınmıştı. Bu hamleyi beklemediği için irkilerek bir adım geri gitti.
“Azra” dedi kalbine mutluluk mantığına acı veren ses.
“Ne istiyorsun?” dedi duygusuz bir sesle. Duygularını belli etmediği için sevinmişti.
“Açar mısın kapıyı?”
“Seni görmek istemiyorum Rahşan. Mümkünse bu gece nereden geldiysen oraya geri dön.” dedi hala duygusuzluğunu koruyarak.
“Şu an sana sarılmaya öyle ihtiyacım var ki.” dedi. sesi öyle bir muhtaçtı ki, kadının içi sızlamıştı. Ama kanmayacaktı bu sefer. İstediğini elde edip o kadını mutlu etmeye gitmesini seyretmeyecekti.
“Git dedim Rahşan! Benim sana ihtiyacım yok.”  dili öyle dese de kalbi o kelimelerin altında eziliyordu. Bedeni hissettiği ağırlığa dayanamayarak kapının yanındaki duvarın dibine çöktü.
“Seni yanlışlıkla aradım bugün” biliyordu zaten. Bilerek arayıp nispet yapacak bir adam değildi o. “Duydukların için üzgünüm ama onu son günlerinde belki de son saatlerinde mutlu etmek istedim sadece.” onun da yere çökerek sırtını kapıya yasladığını duydu.
“Sizi öyle gördüğümde beni önce yaraladın sonra öldürdün Rahşan. Senin ne yapıp yapmadığın umurumda değil artık. Şu an sadece gitmeni istiyorum. Beni yalnız bırak!” bacaklarını kendine çekerek kollarını etrafına doladı. Çenesini dizlerine yaslayarak dolu gözlerini kırpmıştı. Yanaklarından süzülerek dizlerine misafir olan yaşlarını silmeye tenezzül etmedi bu sefer.  
“Saatler sonra sebep olduğum ölümün yıldönümü. Aç şu kapıyı da sana sarılayım.”
Kaşlarını çattı kadın. Hangi ölümün yıldönümüydü yarın? Ve Rahşan neden sebep olduğum ölüm demişti o ölüm için? Soruları çoktu fakat diline vurduğu kilidi çözmedi kadın. Sormadı.
“Yıllardır gitmediğim mezarına gitmemi engelle Azra. Oraya gidipde o ismi mezar taşlarının üzerinde görürsem Allah`ın günah buyurduğu şeyi yapacağım. İntihar edeceğim. Aç şu lanet kapıyı da bana engel ol lütfen.”
İntihar kelimesini duyar duymaz eli istemsizce karnına giden kadın yerinde dikleşti. Yapmazdı değil mi? Kendisini ve bebeklerini bu dünyada yalnız bırakamazdı.  Onsuz bir dünyada yaşamak çok zor olurdu kadın için. Onun olmadığı düşüncesi içini kavursa da diline vuran zehirli kelimelere engel olamamıştı.
“Git teselliyi Sevgin`de ara Rahşan. Sen bendeki kredini çoktan tükettin. Yüzünü dahi görmek istemiyorum.”
Çok istiyordu. Kendisine aşkla bakan hazellerini, gülünce yanaklarında oluşan gamzelerini, ağzından çıkan aşk sözlerini dinlemeyi çok istiyordu.
Ama yapmadı. Açmadı kapıyı. Gururunu önüne koyarak elinin kapı kulbuna gitmesini engelledi. Havaya kaldırdığı elini yumruk yaparak dizini koydu. Derin nefes alarak kapıya çevirdi yaşlı gözlerini.
“Defol Rahşan. Daha önce bu günü nasıl geçiriyorduysan öyle geçir. Aa dur bu sefer pek sevgili Sevgin var değil mi? Git de onu al koynuna. Kapa gözlerini. O kişi her kimse aklına bile gelmeyecek. Bu zamana kadar evli olduğun aklına gelmediği gibi” dilinden damlayan zehir kapının altından sızarak adamın avuçlarına bulaştı. Rahşan irkilerek geri çekilirken karısını ne kadar kırdığını anlamıştı. Anlamıştı anlamasına ama geç kalmıştı işte. Derin nefes alarak yüzünü kapıya döndü ve alnını kapının düz yüzeyine dayadı.
“Her yılın bugünü sızana kadar içiyor, Kerem`in beni eve getirip yatırmasıyla sabaha korkunç baş ağrısı ile gözlerimi açıyordum. Bazen de yasak dövüşlere katılarak kendimi ölesiye dövdürüyordum Azra. Ama şimdi sen varsın hayatımda. Bugünü sana sarılarak sıcaklığında geçirmek istiyordum. Geçen seneyi de birlikte geçirmiştik hatırlıyor musun?” diye sorunca kadın hafızasını karıştırsa da hatırlamamıştı. Geçen sene birlikte bir şey yapmıyorlardı ki. Neyden bahsediyordu bu adam?
“Hatırlamıyorum” dedi garip bir sesle. Ağladığı için sesi püzürlü çıkmıştı.
Gülümsedi adam.
“Hatırlamazsın tabii. Çünkü sana görünmeden seninle birlikteydim Azra. O gün sabah evden çıktın. Önce biraz yürüyüş yaptın. Sonra Yasemin ile buluştun. Birlikte bir kafeye giderek kahvaltı yaptınız. Onunla konuşurken o kadar mutlu o kadar kaygısızdın ki, seni izlerken bile ister istemez mutlu olmuştum. Kahvaltı yaptıktan sonra birlikte sinemaya gittiniz. Bir komedi filmine. Şimdi ne olduğunu tam hatırlamıyorum. Tam arkandaydım Azra. Seni izlemekten filme odaklanamamıştım çünkü. Attığın kahkahalar o kadar güzeldi ki, sesin bir müzik gibi kalbimin en güzel köşesine kazınmıştı. İlk kez duymuştum kahkahanı. Bana verdiğin hüznü düşünerek o an yüzüm düşmüştü ama hemen kendime gelmiştim. Çünkü kalbimde sen vardın. Orada hüzne yer yoktu.  Yasemin`le biraz daha dolaştıktan sonra alış veriş yapmıştın. En son eve geldiğinde yorgundun ve duş alıp uyumuştun. Uykun çok ağır karıcığım.” Gülümsediğini hissetmişti kadın. İstemsizce kendisinin de yüzünde tebessüm can bulmuştu. “Sen uyuyunca da ben yanına kıvrılmıştım. O gün ilk kez birlikte uyumuştuk. O kadar güzeldi ki. Günün hangi gün olduğunu unutturmuştun bana bebeğim. ”
O günü nihayet hatırlamıştı. Yasemin`in ısrarlarına dayanamayarak dışarı çıkmış ilk kez kalbini karartan mutsuzluktan kurtulmuş eski Azra olmuştu.
“O gün biri arka koltukta saçlarımı koklamıştı. O sendin” dedi bedeninden geçen ürpertiyi gözardı ederek. O gün saçlarının koklandığını hissetmişti sonra saçmaladığını düşünmüş o fikri kendinden hemen uzaklaştırmıştı.
“Kokuna deli oluyorum bebeğim. Sevmediğim meyve olan çileği bana sevdiren koku senin kokun.”
Azra kapıya doğru dönerek kocası gibi alnını kapıya dayadı.
“Git lütfen.”
“Azra?”
“Şimdi bu kapıyı açıp sana sarılırsam sabah yatağımda yalnız uyanacağım. Çünkü sen erkenden yine o kadına gideceksin Rahşan. Yoruldum artık. Anlıyor musun yo-rul-dum” son kelimeyi hecelerken alnını hafifçe kapıya vuruyordu.
“Keşke sana gitmeyeceğim diye söz verebilseydim. Ama veremem. Çünkü gideceğim Azra.”
Kadın boğazına kadar çıkan hıçkırığın dışarı fırlamasına engel olamamıştı.
“Git artık.”yanaklarından yaşlarını sessizce akıtan kadın kapıya vurdu. Rahşan ona dokunuyormuş gibi kapıya dokundurdu parmak uçlarını. Şu an ona öyle ihtiyacı vardı ki. Yaptığı hatalar ona engel olmasaydı kapıyı kırar onu hemen kendine çekerdi.
“Hoşçakal o zaman. Yarın başıma neler gelecek bilmiyorum ama hakkımı sana helal ediyorum. İnanmıyorsun ama ben bir tek seni seviyorum Azra. Ölsem bile seveceğim. Bunu sakın unutma.” ölüm kelimesini duyunca alt dudağını ısırarak kafasını yanlara salladı. Ölüm yoktu. Ölmeyecekti o. Oğuz gibi hayatın ortasında savunmasız bırakmayacaktı kendisini. Bebekleri olacaktı çünkü. Birlikte büyüteceklerdi minik mucizelerini. O an gözünün önünde canlanan küçük çocuklar ve onlarla kahkaha atarak oyunlar oynayan babaları, kadının nefes nefese kalmasına neden olmuş kapıyı hızlıca açmasını sağlamıştı. Açtığı kapının ardında kocasını bulmayı beklerken kocaman boşluk sırıtıyordu kendisine doğru. Yüzündeki gülümseme solarken kolları tonlarca ağırlıktaymış gibi yanına düşmüştü.
Gitmişti.
O hayal kurarken gitmişti hem de.    
******
Genç adam camdan, yağan yaz yağmurunu izleyen kadına yaklaştı. Kollarını ona sararak çenesini tepesine yasladı. Kadın daldığı için adamın sarılmasına irkilerek tepki vermişti. Göğsünün altına dolanan kolları açmaya çalışarak
“Kerem, Yusuf içeride. Bizi görebilir” dedi. Kerem kollarını sıkılaştırarak kadının küçük bedenini kendine bastırdı.
“Odada uyuyor Ateş Parçası. Rahat ol”
Yasemin rahatlamak yerine sinirlenerek adamın kollarında çırpındı.
“Rahat dur yavrum”
“Bırak beni Kerem. Çocuk uyanıp bizi böyle görebilir”
Kerem gözlerini devirerek kadını kollarında döndürüp yüzüne doğru eğildi. Yasemin adam ona doğru eğilirken odaklanabildiği tek yere; dudaklarına kitlendi. Daha önce rüyasında onunla öpüşmüştü. Hatta onunla öpüştüğü rüyaları o kadar çok görmüştü ki, artık adamın tadını biliyordu.
Naneli şeker tadı…
“Bahçeye çıkalım.” dedi kararan mavilerini kadının güzel kahvelerine sabitleyerek. Konuşurken dudaklarına baktığını görmek hoşuna gitmişti. Yasemin kendine gelerek bakışlarını adamın gözlerine çıkardı. Daha neden diye soramadan adam elini tutarak onu kapıya yönlendirmişti bile. İtiraz etmeden adamın peşinden giden kadın heyecanlıydı. Bir iki dakika sonra kapıdan dışarı çıktıklarında yağmur damlasını yanağında hissetmişti.
“Kerem?”
Kerem sıcak avucunu kadının yanağına koyarak baş parmağı ile çıkık elmacık kemiğini okşadı.
“İçeride  yağan yağmuru izleyen yirmi sekiz yaşındaki bir kadını değil, erkenden büyümek zorunda kalan küçük kız çocuğunu gördüm Ateş Parçası” genç kadının dolan gözlerinden yanaklarına akan yaşlar yağan yağmur damlalarına karışmıştı. Yağmur şiddetini artırdığı için çok kısa bir süre sonra sırılsıklam olacaklardı. Bunu bilseler de hiçbiri eve girmek istemiyordu.
“Kerem” dedi başka ne diyeceğini bilemeden. Zira ağzından çıkacak başka bir kelime beraberinde hıçkırıklarını serbest bırakacaktı. Kerem ona yaklaşarak alnını öptü. O an kadının kalbi erise de ses etmemişti. 
“Konuşma Ateş Parçam. Sadece içindeki o küçük kızı serbest bırak. Bırak ki, yağmurun tadını doyasıya çıkarsın” dedi derinden gelen boğuk sesile. Genç kadın bu sihirli sözcükleri bekleyen, yıllardır içinde hapis kalmış küçük kızın zincirlerini gevşeterek azıcık serbest olmasını sağladı. Zincirleri kırmamıştı. Çünkü karşısındaki adama daha tam teslim olamıyordu.  Kerem gözlerindeki titreşimi görünce kadının pürüzsüz tenini okşadı. “Haydi yavrum” diye teşvik etmesi işe yaramıştı.
Yasemin belli belirsiz kafasını sallayıp ondan uzaklaştı ve yüzünü kaldırarak yağmur damlalarını mutlulukla karşıladı. Kollarını açarak etrafında dönerken ıslanan saçları ve kıyafetleri ona rahatsızlık değil inanılmaz keyif veriyordu. Islandıkça gülüyor, kollarını açarak etrafında dönüyordu.
Kerem karşısındaki manzarayı içi sızlayarak izliyordu. Gülümseyerek etrafında dönen kadının ağzından taşan kahkahaları duyunca az önceki sızı yerini çok başka duygulara bırakmıştı. Yasemin dönerken az ilerideki su birikintisine girince duraksadı. Kafasını kaldırarak kendisini izleyen adama baktı muzip bakışlarla. O bakışlardan ne yapacağını anlayan adam
“Yapma” dedi pekte ciddi olmayan sesle. Yasemin küçük çocuk gibi omuz silkerek su birikintisinde zıplamaya başladı. Kahkahaları bahçede yankılanırken Yusuf  çoktan aklından çıkmıştı. Genç adam karşısındaki saf mutluluk dolu sahneyi aklına kazırken damarlarını yakan kor ateş isteğe daha fazla direnemedi. Bir iki büyük adımda kadının yanına vararak onu durdurdu ve az önceki neşesi elinden alınmış küçük kızınki gibi büzülen dudaklara kapandı.
Geri çekildiğinde alnını kadının alnına yasladı adam. Hala nefes nefese yaşadığı şoku atlatamayan genç kadın  ağzının içinde dolanan naneli şekerin tadını çıkarıyordu. Gerçekten de adamın tadı rüyalarındaki gibiydi. Titrek bir nefes çekti içine. Onu gerçekte öpmenin tadı rüyalarındakinden bin kat daha iyiydi. 
“Seni öpmenin bağımlılık yaratacağını tahmin ediyordum ama daha ilk seferden olacağını tahmin etmemiştim Ateş Parçası” nefesi yüzünde dolaşıyor kadının uzun zamandır üzerine duvarlar ördüğü kalbini titretiyordu.
“Yaseminii, baba” diyerek ikisine seslenen Yusuf aralarındaki tutku yüklü havayı dağıtsa da Kerem`in kadını henüz bırakmaya niyeti yoktu.
“Kerem” diye sızlanan kadının yanaklarını öperek dudaklarına geldi. Fakat öpemeden Yasemin onu ittirdi.
“Ne yapıyorsun?” diyerek isyan eden adam bakışlarını yeni tattığı dudaklardan çekmekte zorlanıyordu.
“Yusuf uyandı. Bizi böyle görmeden içeri girelim”
“Sen gir eve. Benim biraz daha bu yağmurda kalıp içimdeki ateşi söndürmesini beklemem lazım” diyerek kadını bıraktı. Yasemin tek kelime etmeden ondan uzaklaşmaya çalışırken kolundan çekilerek dudaklarına sert bir öpücük kondurulmuştu. Yediği öpücük darbesinden sağ kurtulan kadın tökezlemeden eve girmeyi başardığı için kendini kutlamıştı. İçeri allak bullak halde giren kadının arkasından bakan adam gülümseyerek kollarını açtı ve yüzünü semaya kaldırıp, yere düşerek toprağa can veren yağmur damlalarının üzerine yağmasına izin verdi. 
Diline vurduğu kilit çözülmese de kalbi an itibariyle bazı gerçekleri kabullenmişti. Yağmurun tadını biraz daha çıkartan adam eve girdiğinde Yasemin`in Yusuf`u  çoktan uyuttuğunu fark etti. Kendi de duş almış üzerine pijamalarını giymiş saçlarını topluyordu. Kendisini görünce
“Kerem sırılsıklam olmuşsun. Hastalanacaksın. Hemen duş al da sana sıcak çay koyayım.” anne gibi isteklerini sıralayarak banyoyu göstermişti. Alt dudağını ısırarak kendisine bakan adam oğlu olmaktan çok çok uzaktı ama onun hasta olmasını hiç istemiyordu. Neyseki Kerem onu ikiletmeden banyoya girerek duşunu almış çıktığında burada kaldığında giydiği eşofman altı ile tişörtünü giymişti. Islak saçlarına eliyle şekil vererek mutfağa girdiğinde kadının bardaklara çay koyduğunu gördü. Geniş mutfak masasına geçerek onu izlemeye başladı.
“Sen duştayken Rahşan arıyordu.” dedi önüne çay koyarken. Önüne konulan çaydan bir yudum alarak  kadına baktı.
“Cevap verdin mi?” diye sorsa da cevap vermediğini biliyordu. Yasemin de kendine çay koyarak masaya geçince telefonunu adama uzattı. Cevabını almıştı. Hiç şaşırmamıştı. Telefonu kadından alarak ekranına baktığından gözünde çarpan tarih kaskatı kesilmesine neden olmuştu. 
“Bugün 22 Ağustos mu?” diye sordu tarihi çok net görmesine rağmen.
“Evet”
“Bugün 22 Ağustos`sa yarın 23 Ağustos” bu sefer kendi kendine konuşan adam kadının dikkatini çekmişti.
“23 Ağustos önemli bir gün mü Kerem?”
“Ha siktir” diyerek saçlarını çekiştirdi hırsla. “Nasıl unuturum lan ben bu günü?” hızla telefonun ekran kilidini açarak son aramalardaki numarayı kaydırdı. Açmasını beklediği her bip sesinde kalbi çoktan katlanarak gümbürtüyle atmaya başlamıştı. “Sakın kendine bir şey yapma Rahşan” dediğinde Yasemin elini tuttu.
“Kerem beni korkutuyorsun. Ne oluyor? Rahşan neden kendine bir şey yapacak? Azra ile kavga mı ettiler yine?”
“Hayır  Azra ile alakası yok bu sefer. Rahşan küçükken sebep olduğunu düşündüğü ölümün travmasını yaşadı yıllarca. Yarın o ölümün yıldönümü. Kendine bir şey yapar diye korkuyorum. Bak hala açmıyor şerefsiz.” Telefonu masaya fırlatan adam bıraktığı hızla masadan tekrar aldı ve yeniden aramaya başladı.
“Kimin ölümü Kerem? Çatlatmasana insanı.”
“Canan`ın” diyerek bu sefer cevaplanan telefona odaklandı Kerem. Kadın Canan`ın kim olduğunu düşünürken Kerem`in ne kadar endişelendiğini fark etmişti. Rahşan`ın kendisine bir şey yapacağından öyle korkuyordu ki.
Lanet olsun! Bu Canan da kimdi? Azra`nın ondan haberi var mıydı? Muhtemelen yoktu.
“Lan puşt. Kadın olsaydım dokuz doğururdum burada. Neredesin sen? Ver telefonu ona... Sevgi? Senin yanında olduğuna emin olmalıydım. Hayır önemli bir şey değil. Tamam. Yarın evine gidiyorsun demek. İyi geceler.” Diyerek telefonu kapattığında kadının hiç duymadığı bir küfür sıralamıştı kuzeninin şanına.
******
Genç kadın huzursuz geçirdiği gecenin ardından uyandığı günün hiç aymadığını fark etmişti. Sanki güneş sarı ışıkları yerine gri ışıklarını yer yüzüne sürüyordu. Yataktan çıkıp banyoya girdiğinde aynadaki ağlamaktan gözleri şişmiş kadını tanımakta zorlanmıştı.
Azra Altay bir zamanlar hor gördüğü adam için ağlamıştı dün gece.
Ne garip...
Banyodaki işlerini halledip çıktıktan sonra kahvaltısını yaparak üzerini giyinmiş saçlarını da toplayarak çıkmıştı evden. Nedense canı bugün makyaj yapmak istememişti.
Şirkete geldiğinde saat biraz geç olmuştu. Hemen işe koyulan kadın dün gece kocasının vedasını birkaç saatlik de olsa unutmuştu. İşlerinden kurtulup öğlen yemeğine çıkmak için hazırlanırken Berna içeri girdi.
“Azra Hanım. Sizin görüşmek isteyen biri var” dedi. Genç kadın çantasını alarak sekreterine baktı.
“Öğleden sonra gelmesini söylemedin mi?” sesi beklediğinden sert çıkmıştı. Berna hafif irkilerek elindeki İpad`i sıktı. Bugün her zamankinden sertti patronu. Sebebini anlamasa da merak etmişti. Çünkü Azra hanım asla  kimseye sebepsizce sert davranacak biri değildi.
“Gelen hanımefendi Tahir beyin eşi Melek Ağaoğlu.”
“Tamam geliyorum şimdi. Onunla dışarıda buluşacağım.”
“Hemen iletiyorum efendim.”
Azra odasından çıktığında kendisine doğru gelen minyon, kahverengi saçlı, kahverengi gözlü, çok güzel ve hamile bir kadını fark etti. Tahir beyin aşık olmakta haklı olduğunu düşündü. Çünkü Melek`in yüzünde dış görünüşünü gölgede bırakacak kadar sıcacık bir gülümseme vardı. İnsanı ister istemez etkisi altına alan bir gülümseme. Bulaşıcı bir gülümsemeydi en önemlisi. Kadın bir anda pamuk şekeri gibi yumuşacık olmuş kadına gülümsemeye başlamıştı.
“Hoş geldiniz Melek hanım.”elini uzattı kadına. Melek hemen o eli sıkarak karşılık verdi.
“Hoş bulduk Azra hanım”
O bilmese de eltisi ile tanışmak kendisini heyecanlandırmıştı. Bu tanışmayı o kadar uzun zamandır istiyordu ki, eşinin başının etini yemişti günlerce. Dün arayıp posta koyduğunda Tahir telefonunu `unutmuştu` şirkette. Yanından ayırmadığı telefonunu bir anda unutması elbette mümkün değildi.
Bilerek yapmıştı.
“Yemeğe çıkıyordum. Vaktiniz varsa bana eşlik eder misiniz?” diye soran kadının teklifini ellerini çırparak kabul etmemek için kendini tutmakta zorlanmıştı.
“Çok mutlu olurum.”
“Güzel. O zaman birlikte aşağı inelim.”
Birlikte şirketin yakınlarındaki güzel yemekler yapan bir restorana girdiler. İki hamile kadın büyük bir iştahla yemek sipariş ederken tanışıp kaynaşmışlardı. Yemekler geldikten sonra Melek tatlı kişiliğinin yanında psikolog kimliğini de kullanarak kadını konuşturmayı başarmıştı. Fazla bir şey anlatmasa da en azından hamileliğini iki üç kişi hariş kimsenin bilmediğini öğrenmişti. En önemlisi de babanın bilmediğiydi. Azra anlatmasa da Rahşan ile aralarındaki problemin hamilelik hormonlarından kaynaklanmadığını anlamıştı. Problem başka bir kadındı. Emindi artık.
“Cinsiyeti belli mi miniğin?” diye sordu konuyu değiştirerek. Melek daha fazla ısrar etmedi. Kadına uyarak gülümsedi ve elini belirginleşmiş karnına koydu.
“Altı aylık oldu miniğimiz teyzesi. Ve o bir prenses.”
“Çok mutlu oldum. Mucizelerimden birinin kız olmasını çok istiyorum. İsim düşündünüz mü?”
“Şifa” dedi derin nefes alarak Melek. Kızının varlığı babasının intikam için yanan kalbine şifaydı. O yüzden ismini Şifa koymak istiyordu.
“Çok güzel isim. Annene babana yakışır bir prenses ol Şifa.” diyerek gülümsedi.
“Merhaba hanımlar” yanlarına yaklaşan adama çevirdiler kafalarını.
“Tahir`im” diyerek heyecanlanan kadının sesi titrerken Azra karşısındaki aşka imrenerek baktı. Üzerine siyah kot ve tişört giyen adam bu haliyle de fazlasıyla dikkat çekici olduğu için restorandaki birkaç kadının dikkatini çekmişti bile. O bakışların farkında bile olmayan adam eğilerek karısının saçlarını öptü.
“Meleğim” ses tonundaki aşkı anımsadı kadın. Bir zamanlar Rahşan da kendisine her seslendiğinde o aşkı solurdu öfkeyle.
Keşke diye titredi kalbi.
Mantığı keskin bıçakla kesmişti keşkelerin gideceği düşünceleri. 
Tahir Melek`in yanına geçtikten sonra elini uzattı.
“Telefonum bebeğim” dediğinde iki kadın da bir birine baktı. Azra çantasındaki telefonu çıkardı. Adama uzatırken iki kadın da gülüyordu.
“Biz onu tamamen unuttuk sevgilim.”
Tahir telefonu cebine atarken yarım ağız gülümsedi.
“Belli oluyor. Yarım saattir sizi izliyorum dünyayı unutmuştunuz konuşurken.” Ayağa kalktı. “Size iyi günler hanımlar.” Yanlarından uzaklaşmak için hamle yaptığında Azra`nın göğsünü tutarak inlemesiyle yerinde kaldı.
“Azra? Canım? Bir şey mi oldu?” endişelenen Melek`i sakinleştirmek istese de göğsündeki acı daha da şiddetlenerek sırtını kör bir hançer gibi delip geçmişti. Konuşmak için ağzını açtığında sözcükler yerine acı dolu inleme çıkmıştı dudaklarının arasından.
“Tahir onu hastaneye götürelim hemen. Ben hesabı hallediyorum şimdi.”
Tahir kafasını sallayarak kadını kucağına aldığı gibi restorandan çıktı. Otoparka girerek arabaya yetişene kadar Melek de gelmişti. Koca karnına rağmen paytak adımları hızlıydı. Melek arka koltuğa oturarak kocasının eltisini yanına uzatıp kafasını dizine düzgünce yerleştirmesini izledi. Adam her zamanki gibi hızlı ve dikkatliydi. Biliyordu zamanı ve yeri değildi ama ona tekrar aşık olmuştu. Kocaman yürekli bir adamdı onun Tahir`i. Adam kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçerek yavaşça çıktı otoparktan. Ana yola çıkıncaya kadar normal hızla ilerleyen adam yolda hız limitini zorlayarak en yakın hasteneye yetiştirmişti bilinci kapanmak üzere olan kadını. Hastaneye geldiklerinde hemen müdahele edilen kadının kalp spazmı geçirdiğini haber verdi doktorlar.
“Sebebi ne peki doktor bey?” diye soran Melek`e baktı doktor.
“Stress hanımefendi. Hasta yoğun stress yaşamış yakın günlerde.”
“Senin ebeni çok yakında ziyaret edeceğim Rahşan. Bekle sen.” diye fısıldayan adamı bir tek karısı duymuştu. Ona kaşlarını çatarak doktora baktı tekrar.
“Bebeklere bir şey olmadı değil mi?”
“Hayır. Değerleri normal gösteriyor. Biz şimdi Azra hanıma kardiyoversiyon ugluyacağız.”
“O ne?”
“Kardiyiversiyon, kalp ritmini geri kazanmak için kalbe zamanlanmış bir elektrik akımı verilmesini içerir.”
“Onu ne zaman görebiliriz doktor?” diye soran adam karısının belini tutarak oturmasını sağladı. Çok fazla ayakta kalmıştı çünkü.
“İşlem bitsin size haber vereceğiz.”
“Bekliyoruz”
Doktor yanlarından uzaklaştıktan sonra karısının yanına oturdu adam. Melek üzgün gözlerle kocasına bakarken adam onu kendine çekerek alnını öptü.
“Üzülme meleğim Azra iyi olacak” diyerek saçlarını sevdi.
“İnşallah sevgilim.”
Melek sevdiği adamın sevgi dolu dokunuşlarının tadını gözlerini kapatarak çıkardı.
“Telefon çalıyor Tahir” diyerek adamdan uzaklaşıp yanındaki sandalyeye bıraktığı Azra`nın çantasına doğru uzattı elini. Telefonu çıkarıp ekrana baktı. “Kerem diye biri arıyor. Bu kuzenin olan Kerem mi?”
“Evet o olmalı. Ayrıca onlar benim hiçbir şeyim değil. Gördüğün her Altay için akraba sıfatı eklemekten vazgeç meleğim.”
“Sen kabul etmesen de onlar senin ailen ve akrabaların Tahir. Ve bu Kerem dördüncü kez arıyor. Çok mu önemli? Açsan mı?” telefonu uzattı kocasına.
“Yengesinin telefonunu neden bir erkeğin açtığını düşünmesin. Sen aç ve durumu izah et”
“Tamam” diyerek bir kere daha çalan telefonu açtı. “Alo. Hayır Azra değil arkadaşı. Şimdi, nasıl desem o hastanede. Hemen endişelenmeyin iyi o. Kalp spazmı geçirdi ve doktorlar iyi olduğunu söyledi. Siz ne için aramıştınız? NE?” karısı bir anda ayağa kalkınca adam da kalkmıştı. “Ne demek kaza geçirdi?” hafif yalpalayınca kocasına tutunmuştu Melek. “Hangi hastanedesiniz? Tamam biliyorum ben orayı. Azra kendine gelince uygun dille söylerim ben ona.” Telefonu kapatınca kolları taşlaşmış gibi yanına düştü.
“Ne oldu Meleğim? Kaza geçiren kim?” diye sorunca Melek hırsla baktı kocasına.
“Adamlarını ara Tahir. O arabayı bozmadıklarını teyit ettir. Hemen!” dedi öfke saçan kahveleriyle kendisine bakarak. Kocası bakışlarını kaçırınca çenesini kavradı gözlerine bakmak için.
“Planı iptal etmedin mi?”
“Geç kaldım Meleğim. Adamlar çoktan bozmuştu arabayı”
“Senin yüzünden öldü o” gözleri dolarak hayal kırıklığı ile kendisine bakarken adamın canı kalbi sökülüyormuş gibi acımıştı. Otuz dört yıllık hayatında çok acı görmüştü ama sevdiği kadının gözlerinden yüzüne bulaşmış hayal kırıklığının verdiği acının yanında onlar küçük sızı gibi kalıyordu.
“Mahir Altay mı ölen?” onun arabasını bozdurmuştu çünkü. Melek öfke ile adamı ittirdi.
“Sen günahsız birinin ölümüne sebep oldun Tahir. Seni asla affetmeyeceğim” 
“Pişman olacağın şeyler söyleme Meleğim.”
“Pişman olup azap çekmeyi ne kadar çok istiyorum bilemezsin canım kocacığım”
Melek canım kocacığım hitabını sadece alay ettiğinde kullanırdı ki, Tahir onun kendisine inanmadığını anlamıştı. İnanılmamak az önce söylediklerinden bile daha derin yaralamıştı kendisini.
“Azra`ya ne zaman söylemeyi düşünüyorsun?” diye sordu az önceki yaralarını göz ardı ederek.
“Mühadelesi bittikten sonra biraz dinlensin söyleyeceğim”
Cevap olarak kafasını sallayan adam cebindeki telefonu çıkartarak karısının yanından uzaklaştı. Az önce gelen telefonda Melek kimin öldüğünü kimin yaralandığını söylememişti. Acil öğrenmeye ihtiyacı vardı. Mahir Altay mı ölmüştü? Yoksa karısı mı? Saçlarını çekiştirerek aradığı kişinin açmasını bekledi.
******
“Gidiyor muyuz Rahşan?” diye sordu kadın yerinde doğrularak. Uzun zamandır bu hastane ortamında olduğu için bıkmıştı. Zaten ölecekti. Bari kendi evinde kendi yatağında ölsündü.
“İşlemleri hallettim. Yarım saate çıkarız. Babamdan minibüsünü isteyeceğim. Onda daha rahat edersin diye.”
“Yürüyerek bile gidebilirim. Yeter ki evime gideyim. Kızıma sarılayım doya doya” derin nefes alarak bugünkü tarihi unutmaya çalışan adam hemşireyi çağırarak Sevgi`nin hazırlanmasına yardım etmesini istedi. Onlar hazırlanırken babasını arayarak minibüsünü istemiş şoförle getirilmesini sağlamıştı. Tekerlekli sandalyede odasından çıkarılan Sevgi`yi hemşireden teslim alan adam onunla birlikte asansöre bindi. Aşağı inerken asansör duvarlarından izlediği kadının yüzü gülüyordu. Zaten uzun zamandır onun gülümsemesi ve mutlu olması için çabalamıyor muydu?
Canan için yapamadıklarını onun için yapıyordu. Aklına gelen kadınla göğsünün ortasına sert bir darbe yemiş gibi nefes almakta zorlanmıştı. Sırtını asansörün duvarına yaslayarak gözlerini kapattı. Lanet acı geçecek gibi değildi. Gerçi yıllardır geçmiyordu o ayrı.
“İyi misin Rahşan? Bir yerin mi ağrıyor?” kadının sorusu ile gözlerini açarak kendini toplarlamaya çalıştı.
“Hayır Sevgim. İyiyim ben merak etme”
Değilim Sevgim. Hiç iyi değilim. Canım yanıyor. Çok yanıyor hem de.
Bugünün acısı üstüne de hayranı olduğu çilek kokusunu içine çekemediği için delirecek gibiydi. Dün gece git dedikten sonra gitmişti ikiletmeden. Ona nasıl acı çektirdiğini dün gece anlamıştı. Sevgi`nin üzerine fazla düşerek kendini değersiz hissetmesine neden olmuştu. Yaptığı hiçbir şeyi bilerek yapmamıştı ki o.
Hata yapmış mıydı?
Evet.
Hem de en büyüğünü yapmıştı.
Sevgi`yi öpmemeliydi biliyordu. Gerçi tam öpüşme bile sayılmıyordu yaptığı. Yine de hatalıydı. Bir anlık duygu boşluğuydu o hatanın sebebi. Karısının başka bir adamla ilişkisinin olduğunu yazıyordu o gün tüm magazin siteleri. Elbette inanmamıştı o görüntülere. Onun kırıldığı nokta Azra`nın kendisini yok saymasıydı.
Ben evliyim diyebilirdi. Saçmalamayın diyebilirdi.
Peki sevdiği kadın ne yaptı?
Hiçbir şey...
O gün nasıl olduğunu anlamadığı öpüşme gibi bir şey yaşanmıştı Sevgi ile aralarında. Ateşe dokunmuş gibi geri çekilince öyle utanmıştı ki, hemen evi terk etmişti. Günlerce gelememişti evine. Yüzüne bakamamıştı. Mira hastalanmasaydı uzun süre gitmeyecekti ama çocuklara özellikle de kız çocuklarına zaafı vardı. Hele bir de hasta olunca ayrı ilgileniyordu onunla. Mira o gün ikisi ile aynı yatakta uyumak istemişti. Onu kıramayan genç adam ortada Mira olmakla yanına yatmıştı Sevgi`yle birlikte. Sabah uyandığında Mira yoktu ama Sevgi vardı kollarında. Kadını uyandırmaktan kaçınarak yavaşça çıkmıştı yataktan. Tam odadan çıkacakken az önce kaçtığı kadının sesi ile durmuştu eli kapı kulbunda.
“Benden kaçmanı istemiyorum Rahşan.”döndü ona doğru.
“Sana yanlış yaptım Sevgim. Bir özür bile dilemeden günlerce kaçtım senden.” Sevgi yanına oturması için yatağa vurdu. Adam sakin adımlarla gelerek oturdu yanına.
“Bazen hayatımızda öyle anlar olur ki, büyük bir boşluğa düşeriz. Sebepsizce, saçma şeyler yaparız. Senin beni öpmen de öyle bir şeydi canım.”adamın elini avuçlarının arasına aldı. “Bundan sonra aramız eskisi gibi olmayacak biliyorum. Ama ben senin Mira`dan uzaklaşmanı istemiyorum. Gittiği yere kadar devam edelim Rahşan.”
O günden sonra ne sevgili oldular ne arkadaş. Bu durum dayanılmaz bir hal aldığında bir daha görüşmeme kararı aldılar ama gel gör ki felek onlarla aynı fikirde değildi. O hafta Sevgi`nin hastalığı çıkmıştı ortaya. Rahşan da kendini onun yanında olmaya borçlu hissetmişti.
Canan`dan dolayı.
Her an yanında olmuş, öleceğini duyduğunda da hepten yıkılmıştı.
“Rahşan” diyerek kendisine seslenen kadın düştüğü hatıra girdabından çekip çıkarmıştı onu. Kendine geldiğinde zemin kata indiklerini anlamıştı. “Geldik. Sen iyi olduğundan emin misin?” diye sordu bileğini kavrayarak. Elini kadının kemikli elinin üzerine koydu.
“İyiyim merak etme sadece Azra`yı düşünüyorum” dediğinde Sevgi`nin yorum yapmayacağını biliyordu. Hatamı düşünüyorum diyemezdi. Sen benim hatamsın diyemedi.
Diyemezdi.
Uzun zamandır aynı hatayı yaparak kadınını kırıyorsun aptal dedi içinden bir ses. Ona hak verdi.
Asansörden indiklerinde arabanın yanında onları bekleyen sağlık görevlileri Sevgi`yi arabaya bindirmek için bekliyorlardı. Sevgi arabay bindikten sonra şoför koltuğuna geçen adam arabayı çalıştırmak için kontağı çevirdi. Fakat kaç kere çevirdiyse araba çalışmadı.
“Hay senin motoruna” diyerek direksiyona vurdu adam. Telefonunu çıkartarak Kerem`i aradı.
“Ne oldu?” arkada endişeyle kendisini izleyen kadına çevirdi kafasını.
“Babamın gönderdiği araba çalışmıyor. Başkasını isteyeceğim. Alo abi, babamın minibüsünde arıza var. Bana şirketten lüks bir minibüs gönderir misin? Tamam bekliyoruz.”
Genç adam koltukta geri yaslanarak gözlerini kapattı. Sevgi adamı rahatsız etmemek için sesini çıkarmadan beklemeye başladı. Kapalı gözlerinin ardında beliren suret kalbini çarptırırken telefonuna düşen bildirim dikkatini çekmişti. Olduğu pozisyonda kıpırdamadan telefonuna baktı. uzun zaman önce yüklediği bir uygulamadan günün kitap alıntısı gelmişti. Ve o alıntı şu anki durumuna öyle uygundu ki, iç geçirdi.
(Mutlu Ölüm)
Git diyorsun da
Olmuyor git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan.
Ben de sana “sev” diyorum mesela sevebiliyor musun?
Cemal Süreya
Alıntı o kadar hoşuna gitmişti ki, kopyalayarak rehberine girdi ve karısının ismini buldu.
Ay Yüzlüm diye kaydetmişti onu. Azra onun için güneş değild ay`dı. Gecesini aydınlatan, kalbini huzurla dolduran.
Mesaj bölümüne geçerek mesajı yazdı ve gönder kısmına tıkladı.
“Dün gece son kez duydum sesini bebeğim. Belki bir daha asla görmeyeceksin yüzümü. Belki dün gece yaşananlar bir vedaydı.” diye fısıldadı telefonun galerisine girerek kadının fotoğraflarından birini okşarken.
“Azra seni seviyor Rahşan.”
Adamın yüzünde buruk bir gülümseme belirdi.
“Geç kaldı desene Sevgim.”
“Neden geç kaldı? Bence hala şansınız var.”
“Ona duyduğum o muhteşem aşk kirli artık. Bu pis ellerimle dokundum ona.” Ellerini kaldırıp baktı. “Kirlettim. Canını yaktım. Ağlattım.” yanağından süzülen tek damlayı sildi aceleyle.
“Neden benim yanımdasın o zaman? Madem karına ihanet ettiğini düşünüyorsun, neden bana bu kadar iyi davranıyorsun? Beni bırakıp gitsene yanına. Böyle yaparak beni de üzüyorsun. Sana olan hislerimi biliyorsun Rahşan. İki kadına da haksızlık etmiyor musun?”
Etmez mi? Ediyordu elbette. Biri kalbinde diğeri vicdanındaydı. Hiçbirini bırakıp gidemiyordu ki. Gidebilse çoktan giderdi elbette.
“Keşke yapabilsem. Ama yapamıyorum.”
Sevgi`nin konuşmasına sıra gelemeden arabanın camına vuruldu. İkisi de dikkatini o yöne verince Kerem elindeki anahtarı onlara doğru sallıyordu. Adam hızla kapıyı açıp indiğinde anahtarı aldı. Cebine atarak Kerem`in de yardımı ile Sevgi`yi diğer arabaya bindirdi. Arka tarafına geçince gördüğü yatakla gülümsedi adam.
“Abi vur dedik öldürdün resmen.”
Kerem adamın omuzuna vurdu. Bugün de sağ kalmıştı. Bulutları istiyorum dese onu da yapacak durumdaydı. Her yıl 23 Ağustos`ta yaşadığı stress onu birkaç yıl daha yaşlandırıyordu sanki.
“Kardeşime feda olsun. Yolda dikkatli ol kardeşim. Lütfen.” içinde hala endişe taşıyordu. Sebebini bilmese de.
“Tamam abi. Yarın şirkette görüşürüz.”
Arabaya binip otoparktan çıkıncaya kadar arkasından baktı Kerem. Kuzeni gözden kaybolduktan sonra Çekiciyi arayarak arızalı arabayı almaları talimatını verdi. Kendisi de taksi çevirerek şirkete geri döndü.
Yola çıkar çıkmaz aldığı ilaçların etkisiyle uyuyan Sevgi`ye baktı dikiz aynasından. Birkaç saniye baktıktan sonra yola çevirdi gözlerini. Tam o sırada yolcu koltuğuna bıraktığı telefonu çalmıştı. Kafasını çevirip baktığında  Sevgi yani Mira arıyordu. Gülümseyerek eğildi ve telefonu aldı. Sürücü koltuğuna döndüğünde birkaç metre ileride Tehlikeli Eğimi geç fark etmiş, vites küçültmekte gecikmişti. Araba şarampole yuvarlanırken arkasına dönerek çığlık bile atmadan kendisine bakan kadına baktı.
Gülümsüyordu. Tıpkı yıllar önce gözünün önünde kendini asan kadın gibi. Kurtuldum diyordu, teşekkür ederim diyordu o gözler. Çarparak yuvarlanan araba kadını adama doğru savurmuştu. Emniyet kemeri bağlı olduğu için yerinden kıpırdayamayan adam kendine doğru yuvarlanan kadının elini tuttu. Son yaptığı şey olmuştu bu.
Araba büyük bir gürültü ile düştüğü yerde metal yığınına dönüşürken kazayı gören kişiler Ambulans ve İtfaiyeyi arıyordu. İtfaiye araçta sıkışıp kalmış kişilerden ilk önce kadını sonra erkeği çıkarmıştı. Ambulans görevlileri her ikisinin yaşam belirtilerini yoklamaya koyulmuştu anında.
“Kadın eks.” dedi görevlilerden erkek olanı.
“Erkek yaşıyor fakat nabzı zayıf. Kalbi her an durabilir. Hemen hastaneye yetiştirmemiz lazım.” dedi bu sefer kadın görevli.
“Kimliklerini ne yapacağız Dilara?”
“Aramak için zamanımız yok Ekrem. Zaten polisler birazdan burada olur. Hastaneye geldiklerinde onlardan alırız bilgileri.”
Acele ile sedyeye yatırıp ambulansa aldıkları adamın ardından diğer ambulansa genç kadının siyah torbaya alınmış naaşı yerleştiriliyordu.
******
Genç kadın gözlerini açtığında sırtını delip geçerek ciğerlerini nefessiz bırakan acıyı hissetmeyince derin nefes aldı.
“Uyandın” diyen kadına doğru baktı. gülümsüyordu fakat o gülümseme gözlerine kadar ulaşamıyordu. Yüzü de beyazlamıştı. Konuşurken bakışlarını asla kaçırmayan kadın iki dakikadır yüzüne bakmıyordu. Bir şeyler oluyordu.
“Bir şey oldu Melek” dedi pürüzlü sesiyle.
“Menekşem” diyen diğer ses döndü bu sefer. Yasemin de buradaydı. Lanet olsun bir şeyler dönüyordu. Ama ne?
“Azra sana bir şey söyleyeceğim fakat sakin olman lazım. Bebeklerin için”
“Bana ne söyleyeceksin Tahir?”
“Sen güçlü bir kadınsın biliyo-”
“Bana beni anlatma adam. Sadede gel. Babama mı bir şey oldu?” yattığı yerde doğrularak ayaklarını yatağın kenarından salladı. Aniden kalkınca başı dönmüştü ama hemen kendini toparladı. Onu tutmak için kuzenini elini kaldırarak engellemişti. Ayakları yere sağlam basınca Tahir`e baktı. Belli ki, kızlar sözcü olarak onu seçmişlerdi.
Durum o kadar vahimdi demek.
Tahir bu kadar güçlü olduğu için yengesiyle gurur duymuştu elinde olmadan.
“Seni dinliyorum Tahir” dedi darbeye hazır olduğunu göstererek. Az sonra çok kötü darbe yiyecekti anlamıştı.
“Rahşan kaza yapmış Azra” dediğinde hafif sendelemişti. İmdadına yetişen Melek hemen koluna girmişti. Tahir devam etti. “Yanında Sevgi de vardı. O ölmüş.”
Mira diye çırpındı kalbi. Bir çocuk daha annesiz kalmıştı. Adalet çarkına tükürdüğüm dünya bir anneyi daha aldı kızından. Dolmuş gözlerini kapattığında yanaklarından süzülen yaşları silmedi.
“Rahşan?”
Tahir kara gözlerini kendisine öfkeyle bakan karısına çevirdi.
“Yaşıyor ama durumu çok ciddi. Şarampoldan yuvarlandıkları için çok fazla kemik kırığı var.”
“Beni ona götürün” dedi.
Hastane çıkış işlemlerini halledip birlikte arabaya bindiklerinde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Bir buçuk saat sonra Rahşan`ın kaldırıldığı hastaneye geldiklerinde kadının gözüne ilk çarpan Mehlika hanım olmuştu. Hızla ona doğru yürüdü. Kadın sandalyede oturmuş sessizce ağlıyordu. Önünde diz çökerek ellerini tuttu. Yaşlı kadın daldığı için yaşadığı temasla irkilmişti. Kafasını kaldırıp kendisine yaşlı gözlerle bakan gelinini görünce ayağa kalktı. O kalkınca Azra da kalkmıştı.
“Kızım” dedi fakat devam edemedi. Azra titreyen bedenini kollarının arasına aldı.
“Allah oğlunu bize bağışlayacak anne” dedi daha sıkı sarılarak.
“Ah kızım. Bana anne dedin.” Daha bir şiddetle ağlamaya başladı Mehlika hanım. “Bu anı o kadar uzun zamandır bekliyordum ki. Onu şu an söylemen kanayan yarama merhem oldu sanki.”  
Genç kadın yaşlı gözlerle gülümseyip kadından ayrıldı ve birlikte sandalyeye oturdular. Anne kelimesi ağzından nasıl çıkmıştı bilmiyordu fakat doğru gelmişti söylemek.
Genç kadın ne zamandır elinde sıktığı telefonu çevirince ekrandaki mesajı fark etmişti. Kalbi sancı içinde burulmuştu hemen. Ekran kilidini açarak mesaja tıkladı. 
 Git diyorsun da
Olmuyor git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan.
Ben de sana “sev” diyorum mesela sevebiliyor musun?
“Çok seviyorum hem de.”
Uzun zamandır kalbine ağırlık yapan itirafı ettiği için mutlu olurken az ötede duyduğu kelimeler dünyasını başına yıkmıştı. Belki yanlış duymuşum diyerek kafasını kaldırıp baktığında başından bandanasını çıkaran doktorun karşısında elinde karton kahve bardağı ile kalakalan Kerem vardı. Yanlış duymuşsa bile artık yanlış görmüyordu. Doktor Kerem`e
“Başınız sağolsun” demişti orada bulunan herkesin yaşam enerjisini vampir gibi emerken.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder