Genç adam içindeki öfkeye ket vurarak kendini
toparladı. Az önceki soğuk maskesini yüzüne yeniden takarak şirkete girdi ve
kendisine selam veren kişileri kısa bir baş selamı ile selamladı. Asansöre
binerek yönetim katının numarasını tuşladı. Asansör yerinden koparak yukarı
doğru sıçrarken hala kendine gelmeye çalışıyordu. Öfkeliydi. Çünkü babası
olacak o piç kurusuna bir şey olursa Meleği onu asla affetmeyecekti. Karısının
güzel yüzündeki hayal kırıklığını görmemek için o adamı affetmeye bile
hazırdı. Asansör durduğunda her zamanki
ulaşılmaz haline bürünerek asasörden çıktı ve kendisini gören Berna`ya doğru
yürüdü.
“Hoş geldiniz Tahir bey. Azra hanım sizi
toplantı salonunda bekliyor.”
“Hoş buldum Berna hanım” diyerek önden yürüyen
kadını takip etti. Bir kaç metre ilerideki büyük toplantı salonun çift kanatlı
kapısını açarak adamın geçmesini bekleyen kadına önden geçmesi eliyle işaret
etti. Berna yakışıklı adama gülümseyerek içeri girdi. Ardından giren Tahir
toplantı salonuna şöyle bir göz attı. Klasik bir odaydı. Sunum yapmak için
gerilmiş bir ekran, uzun masa ve etrafına dizilmiş siyah renk rahat
sandalyeler. Odanın rengi genellikle beyazdı.
Bakışları salonda dolaşırken görüş alanına
fazlasıyla güzel bir kadın girmişti. Omuzlarından az aşağı inen simsiyah ipeksi
saçları, düzgün fiziği ve o mor menekşe renk gözleri. Kalbine hükmeden
çikolatalar olmasa bu gözler anında çarpmıştı adamı.
Kısaca Azra Altay çok güzel kadındı.
Aptal kardeşi Rahşan ne kadar şanslı adam
olduğunu ya bilmiyordu ya da umursamıyordu.
Azra kendisine doğru gelen adama baktı. Bu
adam Rahşan`a o kadar çok benziyordu ki, genç kadın şaşırmıştı. Adam kocasına
benziyordu fakat bir kaç fark vardı. Tahir Ağaoğlu fazlasıyla heybetli ve yağız
dedikleri türden esmer bir adamdı. Etrafına yaydığı tehlike ve güven bir birine
zıt ikili olsa da adamda çok normalmiş gibi duruyordu. Sanki adam dostlarına güven düşmanlarına
tehlike vaat ediyordu. Güzel şekil
verilmiş kırçıllı saçları ve üzerinde el işi olduğu belli olan takım elbisesi
vardı.
“Hoş geldiniz Tahir bey.” diyerek elini
uzatırken adamın eşi benzeri olmayan kara elmas gibi ışıldayan, tehlikeli
pırıltılara ev sahipliği yapan göz bebeklerinde takılı kalmıştı. Daha önce bu kadar
siyah göz görmemişti. Zaten siyah renk gözler pek rastlanır bir renk değildi.
Dünyadaki az insanın gözleri siyah renkti ve şans eseri bu adam da o az
insanların arasındaydı.
“Hoş buldum Azra Hanım” elini sıktığında az
önce alıcı gözle incelediği kadın onda koruma mekanizmasını harekete
geçirmişti. Tıpkı kız kardeşi Gökçe`ye karşı hissettiği şeyleri hissetmişti.
Kardeşini
kötü adamlardan koruma mekanizması diyordu buna genç
adam. Artık emindi ki, her ikisi bekar bile olsalardı bir birileri için yalnızca
ağabey kardeş olurlardı.
Azra adamın elinde adamın tenini hissedince
ağlama isteğiyle dolup taşmıştı. Adam ona herkesin veremeyeceği şeyi; güveni
vermişti bir iki saniyede. Tek kelime etmeden sadece dokunuşuyla vermişti hem de. O an hep hissettiği bir ağabey
hasreti üzerine çullanmış kadının yorgun bedenini altında ezmişti. Onun bir
ağabeyi olsaydı hiç bir erkek özellikle kocası onu üzemezdi. Ağabeyi onları
yaşadıklarına pişman ederdi. Buna emindi.
“Buyurun oturun” diyerek ona karşısındaki
sandalyeyi gösterirken kendine gelmeye çalışıyordu. Tahir kadının gösterdiği
yere geçerken dikkatli bakışları kadının üzerindeydi.
Bekliyordu.
Sanki bir şey olacaktı ve o olacak her neyse
onu engellemek için tetikte bekliyordu. Azra adamın dikkatli bakışlarından azıcık
rahatsız olsa da belli etmedi. O an midesinde yaşanan güçlü dalgalanma başka
bir şey düşünmesine izin vermemişti zaten. Bir kaç kere burnundan derin
nefesler alarak dalgalanmayı engellemek istese de başarılı olamamıştı. Boğazına
kadar çıkan safra
“Çok özür dilerim Tahir bey” diyerek elini
ağzına kapatmasına ve direkt lavaboya doğru hızla yürümesine neden olmuştu.
Ardından endişeyle ayağa kalkarak gittiği yöne bakan adam neler olduğunu
anlamaya çalışıyordu.
Lavaboda midesindekileri boşaltarak rahatlayan
kadın elini yüzünü yıkayıp kendine çeki düzen verdi. Dışarı çıktığında misafiri
yerinde değil lavabonun önünde bekliyordu kendisini. Onu görünce dudaklarına
ilişen mahçup gülümsemeyi sundu.
“İyi misin?” diye sordu adam. Siz`li biz`li
konuşmayı es geçmişti. İri yarı görünüşüne rağmen kadına sevimli görünmüştü
adam.
“İyiyim teşekkür ederim. Sizi de beklettim.
Ben-” dilinin ucuna gelen hamileyim lafını zorlukla yuttu kadın. “galiba midemi
üşüttüm.” Diyerek masaya doğru yürüdü.
“Hamileyken olur böyle şeyler. Sorun değil.”
duyduğu kelimeler ile attığı adım donarak yerinde kalmasını sağlamıştı. Nereden
anlamıştı ki hamile olduğunu? Üstelik bir erkekti o. Kadın bile değildi.
Anlaması imkansızdı. O bebeklerin babası bile anlamamıştı bugüne kadar.
“Nereden anladınız?” yine o güven duygusu
devreye girmişti. Daha o düşünmeden kelimeler dudaklarından süzülüp ortaya
saçılmıştı. Toplamak için de çok geçti. Adam bilmiş gülümseme ile kadına
oturması için bir sandalye çekti. Genç kadın itiraz etmeden o sandalyeye oturdu.
“Eşi hamile bir adam olarak durumunu anlamam
zor olmadı Azra.” dedi kendi de karşısına geçip otururken. Genç kadının bakışları anında adamın sol
elinin yüzük parmağına inmişti. Gümüş alyans ona göz kırparken eli istemsizce
boynundan hiç çıkarmadığı Reçine Kolyeye gitti. Kendisine evli olduğunu
hissettiren parmağındaki kocaman tek taşla, alyansı değil o kolyeydi.
“Tekrar özür dilerim Tahir bey. Artık
toplantıya başlayalım mı?” diye sordu sormasın ama çalan telefonu Tahir`in bir
şey söylemesine engel olmuştu. Adama gülümseyerek masada bıraktığı telefonunu
aldı ve ekrana baktı.
Rahşan arıyor....
Arayan kişi derin nefes almasına sebep olurken
`Sakın açma` diyen mantığına inat
yeşil ikonu kaydırdı. Telefonu kulağına götürürken Tahir ayağa kalkarak ona
özel alan yaratmış kadının ona minnetle bakmasına sebep olmuştu. Büyük odanın
sonuna giderek cam duvardan şehir manzarasını izlemeye başlayan adam Azra`nın hamileliğini
neden daha önce bilmediğini düşünüyordu. Çünkü uzun zamandır Altay ailesini
takip ediyordu ve haklarında yediklerinden içtiklerine her şeyi biliyordu.
Azra kendisini duymayacak kadar uzağa giden
adama bakıp dikkatini gelen seslere vermişti. O sesler kulaklarından girip
kalbini parça pinçik ederken mantığını dinlemediği için bin pişman olmuştu.
Yanlışlıkla aramıştı onu adam. Ama öyle bir zamanda aramıştı ki.
“Saçlarım dökülmüş Rahşan. Nerem güzel benim?”
diyen Sevgi`nin sesinde biraz üzüntü, çokça mutluluk vardı. Sabahtan beri
kendisinden fersah fersah uzaklara kaçan mutluluk bu kadının yanındaydı. Sebebi
de parmağında yüzüğünü, karnında bebeklerini taşıdığı adamdı. “Hım. Sana kel
kadınlara bayıldığımı söyledim mi hiç?” diyerek kadının kıkırdamasına neden
olan bu sefer kocasıydı. Yüreğine daha fazla zarar vermeden hemen kapatmıştı
telefonu. Elini canhıraş boğazına götürüken ciğerlerine giden havanın yetmeyeceğini
anlayan kadın yanaklarından süzülen yaşları silerek oturduğu sandalyeden kalkıp
toplantı salonunun büyük terasa çıkan sürgülü kapısını kaydırarak açtı ve
acıyla yanan bedenini dışarı attı. Dışından sadece hava almak için görünen
kadının içindeki mutsuzlukla zehirlenmiş havadan can çekişen kalbini kimse
göremezdi. Yıkılan umutlarının damarlarını keserek bağrını kan revan içinde
bıraktığını da kimse göremezdi.
“Canını sıkan bir telefon muydu?” arkadan
duyduğu kalın erkeksi sesle irkilen kadın zaten kuru olan yanaklarını kuruladı
tekrar. Ona doğru dönerek gülümsemeye çalışsa da Tahir`in kuzguni gözlerinden
bir şey kaçmamıştı. Kadın ağzını açıp bir şeyler gevelemek isterken dönen başı
kendisine muhalefet olmuştu.
Tahir ani refleksle kadının kolunu kavrayarak
ilerideki koltuğa oturması için nazikçe çekiştirdi. Göğsünde ağırlaşmış yorgun
yüreğinin verdiği yükle adama itiraz etmeden bedenini çekiştirdiği yere
oturtmasına izin verdi. Baş dönmesi geçtiğinde adama baktı.
“Ağladın” dedi kendisi de kadının yanına otururken.
Bakışlarını kaçırdı kadın.
“Önemli değil” daha yeni tanıdığı adama
derdini anlatacak değildi. Her ne kadar güven verse de yapmak istemiyordu.
Zaten konuşmalarına da adamın çalan telefonu engel olmuştu. Genç kadın
konuşmaktan kurtulduğu için derin nefes aldı. Ceketinin iç cebinden çıkardığı
telefonun ekranına bakan adamın yüzü öyle bir aydınlanmıştı ki, tepelerindeki
güneşi bile gölgede bırakmıştı. Tahir bekletmeden telefonu cevaplamıştı.
“Meleğim” demişti iç ısıtan kadifemsi sesiyle.
“Toplantıya gireceğim birazdan” diyerek kadına baktı. Kendisinden rahatsız
olduğunu düşündüğü için Azra koltuktan kalkmak için hareketlendi. Fakat daha
kalkamadan kolunu saran sert parmaklara baktı tek kaşını kaldırarak. `Gitme`
dedi dudaklarını oynatarak. Genç kadın omuz silkerek geri oturdu. Özel alan
istemiyorsa o da o alanı işgal edecekti.
Aslında adamın maksadı başkaydı. Bunu elbette bilmiyordu. “Tekme mi
attı?” diye sordu heyecanla. “Peki sen niye ağlıyorsun? Bebeğimiz ilk tekmesini
atmış işte. Anladım. Hamilelik hormonları” adamın tatlı tatlı gözlerini
devirmesini izleyen kadın aniden bastıran kalp ağrısıyla baş etmeye çalıştı. O
hiçbir zaman kocasını arayıp böyle şeyler söyleyemeyecekti. Bebekleri ilk
tekmelerini attı diye ağlamayacak, şımarıklıklar yapamayacaktı. “Tamam Meleğim.
Gelirken kutlamak için senin çok sevdiğin frambuazlı pastadan alacağım.” Tahir
karşısındaki kadının dolan gözlerine ve titreyen çenesini fark edince içinden
kardeşi olacak o aptalı bir güzel benzeteceğine dair yemin etti. Birkaç kelime
de konuştuktan sonra telefonu kapatan adam ceketinin cebine attıktan sonra
kadının titrememesi birleştirdiği ellerine baktı.
“Ağlama!” dedi sakin sesle. Sesi sakindi ama
öyle bir tehdit barındırıyordu ki, genç kadın az önce hamile karısıyla konuşan
tatlı aşık adamı hayal ettiğine inanacaktı neredeyse.
“Ağlamıyorum” diyen kadın gözlerini kırpınca
yanaklarına süzülen yaşlara küfretti. Tahir cebinden mendilini çıkararak kadına
uzatınca Azra almış yanaklarını kurulamıştı.
“Teşekkür ederim” dedi mendili avucunda
sıkarken.
"Önemli değil. Hamile bir
kadının üzülmemesi gerektiğini herkes bilir. Kadınlar bu dönemde biraz ımm
şey.. "
Tahirin bu haline gülümsemeden edemedi ve yarım kalan cümlesini tamamladı
Tahirin bu haline gülümsemeden edemedi ve yarım kalan cümlesini tamamladı
"Hassas olurlar."
"Evet. Özellikle çok
ağlarsınız. Çok çok" Kafasını muzipçe kaşıyan adama güvenle baktı.
"Eşiniz"
"Melek"
"Melek hanım çok mu ağlar?"
diye sorunca sıkkınlıkla derin bir nefes verdi Tahir.
"Neden bilmiyorum ama
evet. Daha bu sabah evde ekmek kalmadığı için 1 saat ağladı."
Genç kadın kıkırtısını bastıramadı. Az önceki kasvetli
havasından eser kalmamıştı.
"Kendimi güçlü sanırdım
ama bu iki mucize hayatıma dahil olduğu günden beri bende devamlı ağlar
oldum."
Geçenlerde tırnağı kırıldı
diye dakikalarca ağladığı aklına gelince gözlerini devirme isteğini zorlukla
bastırdı.
"İkiz demek.
Tebrik ederim. Eşin çok şanslı."
"Bilmiyor
ki." ağzının içinde gevelediği kelimelerden sonra akan göz yaşlarını
durduramadı. Tahir uzanarak kadının elini tuttu.
“Sen böyle ağladıkça o
kocan olacak gereksizin boynunu kırma isteği ile dolup taşıyorum. Ağlamak
yerine anlat. Anlat ki rahatlayasın.”
Az önce adamın verdiği
mendille yaşlarını silen kadın kızarmış burnunu çekti. Anlatmak istiyordu. Az
önce duyduğu kelimeler ucu zehirli neşter gibi kalbine batarken acısını
azaltmak istiyordu.
“Eşimin yakın bir
arkadaşı ölümcül hasta. Sürekli onunla ilgileniyor ve” derin nefes aldı. “ben
galiba onları kıskanıyorum. Hamilelikten her halde.” dedi. Tanımadığı bir adama
kocasını kötüleyemezdi. Canını her ne kadar yakarsa yaksın yapamazdı.
Tahir genç kadının arkadaş dediği kişinin kim olduğunu
elbette biliyordu. Anlat dediğinde ne anlatacağını da merak etmişti aslında.
Nedense o an Azra`nın kocasını kötülemeyeceğini hissetmişti ve yanılmamıştı.
Azra gibi yüce gönüllü, güçlü, eşine asla leke getirmeyen bir kadını üzdüğü
için aptal kardeşine bir kez daha kızmıştı.
Genç kadın köşesinden
kıyısından da olsa anlattığı için bir nebze de olsa rahatlamıştı. O yüzden bu
konunun daha fazla uzamaması için toplantıyı hatırlatarak toplantıya geçmiş ve
çok iyi bir sunum sayesinde Evrenler Holding ile anlaşmayı sağlamıştı.
Azra Altay bir kere
daha başarmıştı.
Bir saat sonra Tahir
Ağaoğlu ile vedalaşıp işlerine döndüğünde toplantı zamanı gözardı ettiği acılar
kalbini ayaklarının altına alarak ezmeye başladılar. Şirkette daha fazla
dayanamayacağını anlayan kadın diğer toplantıları Yiğit`e devretti. Odasında
toplarlanıp çıkarken onu kapıda yakalayan Berna Tahir`in telefonunu toplantı
odasının terasında koltukta unuttuğunu söylemiş ve ne yapması gerektiğini
sormuştu. Genç kadın düşünmeden telefonu ondan almış çantasına atmıştı.
Berna`ya adamın ofisini arayarak telefonun onda olduğunu söylemesini istedi.
Şirketten çıktıktan
sonra eve uğrayarak üzerini değişmiş rahat bir şeyler giymiş babasını ziyatere
gitmişti. Önceden haber vermeyerek sürpriz yapmak istemişti. Yolda durarak
babasının çok sevdiği Antep baklavası almış ama kokusuna dayanamayarak kutunun
yarıya kadarını yol boyu tek tek yemişti. Evin önünde durduğunda kutuyu fark
etmiş kendi kendine gülmüştü.
“Eee karnında iki tane
minik canavar taşırsan sonu bu olur Azra hanım” diyerek karnını sevgiyle
okşamıştı. Kapıyı çalmaktan vazgeçerek anahtarla açmış eve girmişti fakat
yüzüne vuran sessizlik rüzgarını garipsemişti. Evdekiler neredeydi? Babası,
Bedriye teyzesi diğer yardımcıları Sevda. Habersiz gelmekle kötü mü etmişti
acaba? Kaşlarını çatarak baklava kutusunu masaya bıraktı ve ilk önce babasının
odasına gitmeye karar verdi. Adımlarını ikinci kata doğru yönlendirerek
merdivenleri çıktı ve babasının odasının önünde durdu. Derin nefes alarak
içinden açma diye bağıran sese kulak
tıkayarak kapı kulbunu indirdi. Kapıyı açtığında içindeki o sesin ne kadar
haklı olduğunu fark etti.
“Bedriye abla?”
diyerek şaşkınlığını gizlemeyen kadın bakışlarını kadının üzerindeki sabahlıkta
dolaştırdı. Akşam saatinde, babasının odasından neden bu sabahlıkta çıkıyordu
bu kadın?
“Kızım?” babasının
sesini duyan adam hızla kapıya vardığında şaşkınlıktan ve utançtan donup kalmış
Bedriye`yi kenara çekti. Neyse ki babası giyinikti.
Çok şükür.
“Şaka mı bu?” diye
sordu ilk şoku altattığında.
“Azra kızım bak biz-”
diye utançla inleyen kadını eliyle susturdu.
“Babamla konuşuyorum
Bedriye abla. Sen odana gidip üzerini giyin. Odan hala aynıysa tabii.” kinaye
ile ekmeleyi unutmadı elbette. Bedriye utançla inleyip kadının yanından
geçerken yaşlı gözlerle babasına bakmıştı. O gittikten sonra babasına bakan
kadın açıklama bekliyordu. Nitekim o açıklama gecikmemişti.
“Bedriye`yi uzun
zamandır seviyorum kızım. Ondan bana bir şans vermesini istedim yıllarca. Senin
ne tepki vereceğini bilemediği için benden uzak durdu hep. Biz bir birimizi
aynı evin içinde uzaktan sevdik.”
“Ben senin adına
sadece mutlu olurdum baba. Uzun zamandır yalnızsın. Sevmek ve mutlu olmak senin
de hakkın. Ama neden bana söylemeyip de
böyle gizli kapaklı iş çevirdiniz arkamdan? Bu şekilde öğrenmem iyi mi oldu?”
diye sorunca güldü babası.
“Yıllardır ettiğim
evlilik teklifini dün ilk kez kabul etti kızım. O kadar mutlu oldum ki, aklıma
kimse gelmedi. Sana elbette söyleyecektim. Böyle öğrenmeni asla istemezdim.
Yaşadığın bu durum için özür dilerim.”
“Bence benden değil
aşağıda utançtan kendini yiyip bitiren nişanlından özür dile baba. Çok üzgündü
giderken.”
“Hayret” dedi babası
şaşkınlıkla.
“Neden şaşırdın baba?”
“Senin bu durumu bu
kadar sakin karşılayacağını tahmin etmemiştim kızım. Ona şaşırdım.”
Buruk bir gülümseme
ile baktı babasına. Gidip adamın elli beş yaşına rağmen formda olan bedenine
doladı kollarını. Babasını özlemişti. Birkaç haftadır onu görmüyordu.
“Büyüdüm baba. Hepsi
bu. Artık o şımarık bencil Azra yok.”
Kızını sıkıca sarıp
saçlarını öptü adam.
“Aşk insanı büyütür
kızım. Sen anlayamazsın ama bir bakmışsın seni kollarına almış acılarıyla
beslemiş ve büyütmüş.”
“Seni seviyorum baba”
dedi ağlamaklı sesle.
“Seni seviyorum
kızım.”
“En çok sevdiğin ben
miyim artık emin değilim Selim bey” dedi şımarıkça. Selim bey kızını geri
çekerek yanaklarını avuçladı.
“Sana olan sevgimi
kimseyle kıyaslama kızım. Sen benim gönlümün sultanı, annenin bana en güzel
emantisin” eğilerek kızının alnını öptü.
“Hadi hadi aşağı in de
cici annemi salona getir. Onu da tebrik edeyim.” diyerek işi dalgaya vurdu.
Yoksa ağlayacaktı. Selim bey kızının burnunun ucuna işaret parmağı ile fiske
vurdu.
“Huylu huyundan
vazgeçmiyor bakıyorum. ”
“Asla vazgeçmem”
diyerek nazlandı babasının göğsünde. Şimdi ne çok isterdi babasına dede
olacağını müjdelemeyi. Kesin havalara uçardı. Şimdilik hissettiği sevginin
tadını çıkarakacaktı.
Bir saatlik uğraşın
ardından Bedriye`yi odasından çıkarmış sıkıca sarılıp tebrik etmişti. Sonra
güzel yemekler yaparak birlikte yemişlerdi. Gecenin geç saatlerinde evden
ayrıldığında babasının ısrarlarına rağmen orada kalmamıştı. Boş yolda orta
hızla giderken radyoyu açtı. Spor haberlerini
geçerek bir müzik kanalı buldu. Hoş bir müzik açarak yola devam etti. Sitenin
otoparkına arabasını park ettikten sonra indi ve asansöre doğru giderek
gelmesini bekledi. Beklerken de telefonunu çantasından çıkartarak kilidini açtı
ve ekranına baktı.
30 arama, 2 mesaj.
Otuz aramanın yirmi
beşi kocasındandı. İki mesajdan biri banka kredi şartları tanıtımı diğeri ise
yine kocasındandı.
Sana ihtiyacım var.
Yazmıştı. Güldü kadın. Nesine ihtiyacı vardı onun?
Sevgi`sinin yanında gayet mutluydu.
Düşünmemeye çalıştı. O anki duyguları yaşamak istemiyordu artık. Asansör
geldiğinde aceleyle binerek oldukları katı girdi. Asansör o katta durduğunda
inerek kapının önünde durdu. Derin nefes alarak eve girdi.
Uzun zamandır yalnız
olduğu eve.
Eve adımını atar atmaz
Rahşan`ın neler hissettiğini anlamıştı. Uzun zaman yalnız kalmıştı o da.
Kendisine karşı haksızlık yapıyordu evet ama onun bu durumda olması
sebeplerinden biri ve en önemlisi kendisiydi.
“Bu boş eve her
girdiğinde neler hissettiğini anlıyorum artık Rahşan.”diye mırıldanarak odasına
doğru yürüdü. Ona yaşattıklarının cezası
bitmek üzereydi az kalmıştı.
Cezası bittikten sonra
kocaman bir AZRA ALTAY devri başlayacaktı.
Düşüncelerini zihninin
ücra köşesine iteleyerek odasına girdi ve üzerindekilerden kurtularak sadece
sabahlığını giyindi. Banyoya girerek ılık bir duş alıp rahatlamıştı. Banyodan
sonra dolaptan aldığı mor havluyla kurulanarak sabahlığını giydi tekrar.
Saçlarını da kuruttuktan sonra aynanın önünde topladı. Kremlerini odasında
süreceği için yavaş adımlarla banyo kapısına gitti ve elini kapı kulbuna
götürdü. Tam indireceği sırada kapı çalınmıştı. Bu hamleyi beklemediği için
irkilerek bir adım geri gitti.
“Azra” dedi kalbine
mutluluk mantığına acı veren ses.
“Ne istiyorsun?” dedi
duygusuz bir sesle. Duygularını belli etmediği için sevinmişti.
“Açar mısın kapıyı?”
“Seni görmek
istemiyorum Rahşan. Mümkünse bu gece nereden geldiysen oraya geri dön.” dedi
hala duygusuzluğunu koruyarak.
“Şu an sana sarılmaya
öyle ihtiyacım var ki.” dedi. sesi öyle bir muhtaçtı ki, kadının içi
sızlamıştı. Ama kanmayacaktı bu sefer. İstediğini elde edip o kadını mutlu
etmeye gitmesini seyretmeyecekti.
“Git dedim Rahşan!
Benim sana ihtiyacım yok.” dili
öyle dese de kalbi o kelimelerin altında eziliyordu. Bedeni hissettiği ağırlığa
dayanamayarak kapının yanındaki duvarın dibine çöktü.
“Seni yanlışlıkla aradım bugün” biliyordu
zaten. Bilerek arayıp nispet yapacak bir adam değildi o. “Duydukların için
üzgünüm ama onu son günlerinde belki de son saatlerinde mutlu etmek istedim
sadece.” onun da yere çökerek sırtını kapıya yasladığını duydu.
“Sizi öyle gördüğümde beni önce yaraladın
sonra öldürdün Rahşan. Senin ne yapıp yapmadığın umurumda değil artık. Şu an
sadece gitmeni istiyorum. Beni yalnız bırak!” bacaklarını kendine çekerek
kollarını etrafına doladı. Çenesini dizlerine yaslayarak dolu gözlerini
kırpmıştı. Yanaklarından süzülerek dizlerine misafir olan yaşlarını silmeye
tenezzül etmedi bu sefer.
“Saatler sonra sebep olduğum ölümün yıldönümü.
Aç şu kapıyı da sana sarılayım.”
Kaşlarını çattı kadın. Hangi ölümün
yıldönümüydü yarın? Ve Rahşan neden sebep olduğum ölüm demişti o ölüm için?
Soruları çoktu fakat diline vurduğu kilidi çözmedi kadın. Sormadı.
“Yıllardır gitmediğim mezarına gitmemi engelle
Azra. Oraya gidipde o ismi mezar taşlarının üzerinde görürsem Allah`ın günah
buyurduğu şeyi yapacağım. İntihar edeceğim. Aç şu lanet kapıyı da bana engel ol
lütfen.”
İntihar kelimesini duyar duymaz eli istemsizce
karnına giden kadın yerinde dikleşti. Yapmazdı değil mi? Kendisini ve
bebeklerini bu dünyada yalnız bırakamazdı. Onsuz bir dünyada yaşamak çok zor olurdu kadın
için. Onun olmadığı düşüncesi içini kavursa da diline vuran zehirli kelimelere
engel olamamıştı.
“Git teselliyi Sevgin`de ara Rahşan. Sen
bendeki kredini çoktan tükettin. Yüzünü dahi görmek istemiyorum.”
Çok istiyordu. Kendisine aşkla bakan
hazellerini, gülünce yanaklarında oluşan gamzelerini, ağzından çıkan aşk
sözlerini dinlemeyi çok istiyordu.
Ama yapmadı. Açmadı kapıyı. Gururunu önüne
koyarak elinin kapı kulbuna gitmesini engelledi. Havaya kaldırdığı elini yumruk
yaparak dizini koydu. Derin nefes alarak kapıya çevirdi yaşlı gözlerini.
“Defol Rahşan. Daha önce bu günü nasıl
geçiriyorduysan öyle geçir. Aa dur bu sefer pek sevgili Sevgin var değil mi?
Git de onu al koynuna. Kapa gözlerini. O kişi her kimse aklına bile gelmeyecek.
Bu zamana kadar evli olduğun aklına gelmediği gibi” dilinden damlayan zehir
kapının altından sızarak adamın avuçlarına bulaştı. Rahşan irkilerek geri
çekilirken karısını ne kadar kırdığını anlamıştı. Anlamıştı anlamasına ama geç
kalmıştı işte. Derin nefes alarak yüzünü kapıya döndü ve alnını kapının düz
yüzeyine dayadı.
“Her yılın bugünü sızana kadar içiyor,
Kerem`in beni eve getirip yatırmasıyla sabaha korkunç baş ağrısı ile gözlerimi
açıyordum. Bazen de yasak dövüşlere katılarak kendimi ölesiye dövdürüyordum
Azra. Ama şimdi sen varsın hayatımda. Bugünü sana sarılarak sıcaklığında
geçirmek istiyordum. Geçen seneyi de birlikte geçirmiştik hatırlıyor musun?”
diye sorunca kadın hafızasını karıştırsa da hatırlamamıştı. Geçen sene birlikte
bir şey yapmıyorlardı ki. Neyden bahsediyordu bu adam?
“Hatırlamıyorum” dedi garip bir sesle.
Ağladığı için sesi püzürlü çıkmıştı.
Gülümsedi adam.
“Hatırlamazsın tabii. Çünkü sana görünmeden
seninle birlikteydim Azra. O gün sabah evden çıktın. Önce biraz yürüyüş yaptın.
Sonra Yasemin ile buluştun. Birlikte bir kafeye giderek kahvaltı yaptınız.
Onunla konuşurken o kadar mutlu o kadar kaygısızdın ki, seni izlerken bile
ister istemez mutlu olmuştum. Kahvaltı yaptıktan sonra birlikte sinemaya
gittiniz. Bir komedi filmine. Şimdi ne olduğunu tam hatırlamıyorum. Tam
arkandaydım Azra. Seni izlemekten filme odaklanamamıştım çünkü. Attığın
kahkahalar o kadar güzeldi ki, sesin bir müzik gibi kalbimin en güzel köşesine
kazınmıştı. İlk kez duymuştum kahkahanı. Bana verdiğin hüznü düşünerek o an
yüzüm düşmüştü ama hemen kendime gelmiştim. Çünkü kalbimde sen vardın. Orada
hüzne yer yoktu. Yasemin`le biraz daha
dolaştıktan sonra alış veriş yapmıştın. En son eve geldiğinde yorgundun ve duş
alıp uyumuştun. Uykun çok ağır karıcığım.” Gülümsediğini hissetmişti kadın. İstemsizce
kendisinin de yüzünde tebessüm can bulmuştu. “Sen uyuyunca da ben yanına
kıvrılmıştım. O gün ilk kez birlikte uyumuştuk. O kadar güzeldi ki. Günün hangi
gün olduğunu unutturmuştun bana bebeğim. ”
O günü nihayet hatırlamıştı. Yasemin`in
ısrarlarına dayanamayarak dışarı çıkmış ilk kez kalbini karartan mutsuzluktan
kurtulmuş eski Azra olmuştu.
“O gün biri arka koltukta saçlarımı
koklamıştı. O sendin” dedi bedeninden geçen ürpertiyi gözardı ederek. O gün
saçlarının koklandığını hissetmişti sonra saçmaladığını düşünmüş o fikri
kendinden hemen uzaklaştırmıştı.
“Kokuna deli oluyorum bebeğim. Sevmediğim
meyve olan çileği bana sevdiren koku senin kokun.”
Azra kapıya doğru dönerek kocası gibi alnını
kapıya dayadı.
“Git lütfen.”
“Azra?”
“Şimdi bu kapıyı açıp sana sarılırsam sabah
yatağımda yalnız uyanacağım. Çünkü sen erkenden yine o kadına gideceksin
Rahşan. Yoruldum artık. Anlıyor musun yo-rul-dum” son kelimeyi hecelerken
alnını hafifçe kapıya vuruyordu.
“Keşke sana gitmeyeceğim diye söz
verebilseydim. Ama veremem. Çünkü gideceğim Azra.”
Kadın boğazına kadar çıkan hıçkırığın dışarı
fırlamasına engel olamamıştı.
“Git artık.”yanaklarından yaşlarını sessizce
akıtan kadın kapıya vurdu. Rahşan ona dokunuyormuş gibi kapıya dokundurdu
parmak uçlarını. Şu an ona öyle ihtiyacı vardı ki. Yaptığı hatalar ona engel
olmasaydı kapıyı kırar onu hemen kendine çekerdi.
“Hoşçakal o zaman. Yarın başıma neler gelecek
bilmiyorum ama hakkımı sana helal ediyorum. İnanmıyorsun ama ben bir tek seni
seviyorum Azra. Ölsem bile seveceğim. Bunu sakın unutma.” ölüm kelimesini
duyunca alt dudağını ısırarak kafasını yanlara salladı. Ölüm yoktu. Ölmeyecekti
o. Oğuz gibi hayatın ortasında savunmasız bırakmayacaktı kendisini. Bebekleri
olacaktı çünkü. Birlikte büyüteceklerdi minik mucizelerini. O an gözünün önünde
canlanan küçük çocuklar ve onlarla kahkaha atarak oyunlar oynayan babaları,
kadının nefes nefese kalmasına neden olmuş kapıyı hızlıca açmasını sağlamıştı.
Açtığı kapının ardında kocasını bulmayı beklerken kocaman boşluk sırıtıyordu
kendisine doğru. Yüzündeki gülümseme solarken kolları tonlarca ağırlıktaymış
gibi yanına düşmüştü.
Gitmişti.
O hayal kurarken gitmişti hem de.
******
Genç adam camdan,
yağan yaz yağmurunu izleyen kadına yaklaştı. Kollarını ona sararak çenesini tepesine yasladı. Kadın daldığı için adamın
sarılmasına irkilerek tepki vermişti. Göğsünün altına dolanan kolları açmaya
çalışarak
“Kerem, Yusuf içeride. Bizi
görebilir” dedi. Kerem kollarını sıkılaştırarak kadının küçük bedenini kendine
bastırdı.
“Odada uyuyor Ateş Parçası.
Rahat ol”
Yasemin rahatlamak yerine
sinirlenerek adamın kollarında çırpındı.
“Rahat dur yavrum”
“Bırak beni Kerem. Çocuk
uyanıp bizi böyle görebilir”
Kerem gözlerini devirerek
kadını kollarında döndürüp yüzüne doğru eğildi. Yasemin adam ona doğru
eğilirken odaklanabildiği tek yere; dudaklarına kitlendi. Daha önce rüyasında
onunla öpüşmüştü. Hatta onunla öpüştüğü rüyaları o kadar çok görmüştü ki, artık
adamın tadını biliyordu.
Naneli şeker tadı…
“Bahçeye çıkalım.” dedi
kararan mavilerini kadının güzel kahvelerine sabitleyerek. Konuşurken
dudaklarına baktığını görmek hoşuna gitmişti. Yasemin kendine gelerek
bakışlarını adamın gözlerine çıkardı. Daha neden diye soramadan adam elini
tutarak onu kapıya yönlendirmişti bile. İtiraz etmeden adamın peşinden giden
kadın heyecanlıydı. Bir iki dakika sonra kapıdan dışarı çıktıklarında yağmur
damlasını yanağında hissetmişti.
“Kerem?”
Kerem sıcak avucunu kadının
yanağına koyarak baş parmağı ile çıkık elmacık kemiğini okşadı.
“İçeride yağan yağmuru izleyen yirmi sekiz yaşındaki
bir kadını değil, erkenden büyümek zorunda kalan küçük kız çocuğunu gördüm Ateş
Parçası” genç kadının dolan gözlerinden yanaklarına akan yaşlar yağan yağmur
damlalarına karışmıştı. Yağmur şiddetini artırdığı için çok kısa bir süre sonra
sırılsıklam olacaklardı. Bunu bilseler de hiçbiri eve girmek istemiyordu.
“Kerem” dedi başka ne
diyeceğini bilemeden. Zira ağzından çıkacak başka bir kelime beraberinde
hıçkırıklarını serbest bırakacaktı. Kerem ona yaklaşarak alnını öptü. O an
kadının kalbi erise de ses etmemişti.
“Konuşma Ateş Parçam. Sadece
içindeki o küçük kızı serbest bırak. Bırak ki, yağmurun tadını doyasıya
çıkarsın” dedi derinden gelen boğuk sesile. Genç kadın bu sihirli sözcükleri
bekleyen, yıllardır içinde hapis kalmış küçük kızın zincirlerini gevşeterek
azıcık serbest olmasını sağladı. Zincirleri kırmamıştı. Çünkü karşısındaki
adama daha tam teslim olamıyordu. Kerem
gözlerindeki titreşimi görünce kadının pürüzsüz tenini okşadı. “Haydi yavrum”
diye teşvik etmesi işe yaramıştı.
Yasemin belli belirsiz
kafasını sallayıp ondan uzaklaştı ve yüzünü kaldırarak yağmur damlalarını
mutlulukla karşıladı. Kollarını açarak etrafında dönerken ıslanan saçları ve
kıyafetleri ona rahatsızlık değil inanılmaz keyif veriyordu. Islandıkça
gülüyor, kollarını açarak etrafında dönüyordu.
Kerem karşısındaki manzarayı
içi sızlayarak izliyordu. Gülümseyerek etrafında dönen kadının ağzından taşan
kahkahaları duyunca az önceki sızı yerini çok başka duygulara bırakmıştı. Yasemin
dönerken az ilerideki su birikintisine girince duraksadı. Kafasını kaldırarak
kendisini izleyen adama baktı muzip bakışlarla. O bakışlardan ne yapacağını
anlayan adam
“Yapma” dedi pekte ciddi
olmayan sesle. Yasemin küçük çocuk gibi omuz silkerek su birikintisinde
zıplamaya başladı. Kahkahaları bahçede yankılanırken Yusuf çoktan aklından çıkmıştı. Genç adam
karşısındaki saf mutluluk dolu sahneyi aklına kazırken damarlarını yakan kor
ateş isteğe daha fazla direnemedi. Bir iki büyük adımda kadının yanına vararak
onu durdurdu ve az önceki neşesi elinden alınmış küçük kızınki gibi büzülen
dudaklara kapandı.
Geri çekildiğinde alnını
kadının alnına yasladı adam. Hala nefes nefese yaşadığı şoku atlatamayan genç
kadın ağzının içinde dolanan naneli
şekerin tadını çıkarıyordu. Gerçekten de adamın tadı rüyalarındaki gibiydi.
Titrek bir nefes çekti içine. Onu gerçekte öpmenin tadı rüyalarındakinden bin
kat daha iyiydi.
“Seni öpmenin bağımlılık
yaratacağını tahmin ediyordum ama daha ilk seferden olacağını tahmin etmemiştim
Ateş Parçası” nefesi yüzünde dolaşıyor kadının uzun zamandır üzerine duvarlar
ördüğü kalbini titretiyordu.
“Yaseminii, baba” diyerek ikisine seslenen Yusuf
aralarındaki tutku yüklü havayı dağıtsa da Kerem`in kadını henüz bırakmaya
niyeti yoktu.
“Kerem” diye sızlanan kadının yanaklarını
öperek dudaklarına geldi. Fakat öpemeden Yasemin onu ittirdi.
“Ne yapıyorsun?” diyerek isyan eden adam
bakışlarını yeni tattığı dudaklardan çekmekte zorlanıyordu.
“Yusuf uyandı. Bizi böyle görmeden içeri
girelim”
“Sen gir eve. Benim biraz daha bu yağmurda
kalıp içimdeki ateşi söndürmesini beklemem lazım” diyerek kadını bıraktı.
Yasemin tek kelime etmeden ondan uzaklaşmaya çalışırken kolundan çekilerek
dudaklarına sert bir öpücük kondurulmuştu. Yediği öpücük darbesinden sağ
kurtulan kadın tökezlemeden eve girmeyi başardığı için kendini kutlamıştı.
İçeri allak bullak halde giren kadının arkasından bakan adam gülümseyerek kollarını
açtı ve yüzünü semaya kaldırıp, yere düşerek toprağa can veren yağmur
damlalarının üzerine yağmasına izin verdi.
Diline vurduğu kilit çözülmese de kalbi an
itibariyle bazı gerçekleri kabullenmişti. Yağmurun tadını biraz daha çıkartan
adam eve girdiğinde Yasemin`in Yusuf`u
çoktan uyuttuğunu fark etti. Kendi de duş almış üzerine pijamalarını
giymiş saçlarını topluyordu. Kendisini görünce
“Kerem sırılsıklam olmuşsun. Hastalanacaksın.
Hemen duş al da sana sıcak çay koyayım.” anne gibi isteklerini sıralayarak
banyoyu göstermişti. Alt dudağını ısırarak kendisine bakan adam oğlu olmaktan
çok çok uzaktı ama onun hasta olmasını hiç istemiyordu. Neyseki Kerem onu
ikiletmeden banyoya girerek duşunu almış çıktığında burada kaldığında giydiği
eşofman altı ile tişörtünü giymişti. Islak saçlarına eliyle şekil vererek
mutfağa girdiğinde kadının bardaklara çay koyduğunu gördü. Geniş mutfak
masasına geçerek onu izlemeye başladı.
“Sen duştayken Rahşan arıyordu.” dedi önüne
çay koyarken. Önüne konulan çaydan bir yudum alarak kadına baktı.
“Cevap verdin mi?” diye sorsa da cevap
vermediğini biliyordu. Yasemin de kendine çay koyarak masaya geçince telefonunu
adama uzattı. Cevabını almıştı. Hiç şaşırmamıştı. Telefonu kadından alarak
ekranına baktığından gözünde çarpan tarih kaskatı kesilmesine neden
olmuştu.
“Bugün 22 Ağustos mu?” diye sordu tarihi çok
net görmesine rağmen.
“Evet”
“Bugün 22 Ağustos`sa yarın 23 Ağustos” bu
sefer kendi kendine konuşan adam kadının dikkatini çekmişti.
“23 Ağustos önemli bir gün mü Kerem?”
“Ha siktir” diyerek saçlarını çekiştirdi
hırsla. “Nasıl unuturum lan ben bu günü?” hızla telefonun ekran kilidini açarak
son aramalardaki numarayı kaydırdı. Açmasını beklediği her bip sesinde kalbi
çoktan katlanarak gümbürtüyle atmaya başlamıştı. “Sakın kendine bir şey yapma
Rahşan” dediğinde Yasemin elini tuttu.
“Kerem beni korkutuyorsun. Ne oluyor? Rahşan
neden kendine bir şey yapacak? Azra ile kavga mı ettiler yine?”
“Hayır
Azra ile alakası yok bu sefer. Rahşan küçükken sebep olduğunu düşündüğü
ölümün travmasını yaşadı yıllarca. Yarın o ölümün yıldönümü. Kendine bir şey
yapar diye korkuyorum. Bak hala açmıyor şerefsiz.” Telefonu masaya fırlatan
adam bıraktığı hızla masadan tekrar aldı ve yeniden aramaya başladı.
“Kimin ölümü Kerem? Çatlatmasana insanı.”
“Canan`ın” diyerek bu sefer cevaplanan
telefona odaklandı Kerem. Kadın Canan`ın kim olduğunu düşünürken Kerem`in ne
kadar endişelendiğini fark etmişti. Rahşan`ın kendisine bir şey yapacağından
öyle korkuyordu ki.
Lanet olsun! Bu Canan da kimdi? Azra`nın ondan
haberi var mıydı? Muhtemelen yoktu.
“Lan puşt. Kadın olsaydım dokuz doğururdum
burada. Neredesin sen? Ver telefonu ona... Sevgi? Senin yanında olduğuna emin
olmalıydım. Hayır önemli bir şey değil. Tamam. Yarın evine gidiyorsun demek.
İyi geceler.” Diyerek telefonu kapattığında kadının hiç duymadığı bir küfür
sıralamıştı kuzeninin şanına.
******
Genç kadın huzursuz geçirdiği gecenin ardından
uyandığı günün hiç aymadığını fark etmişti. Sanki güneş sarı ışıkları yerine
gri ışıklarını yer yüzüne sürüyordu. Yataktan çıkıp banyoya girdiğinde aynadaki
ağlamaktan gözleri şişmiş kadını tanımakta zorlanmıştı.
Azra Altay bir zamanlar hor gördüğü adam için
ağlamıştı dün gece.
Ne garip...
Banyodaki işlerini halledip çıktıktan sonra
kahvaltısını yaparak üzerini giyinmiş saçlarını da toplayarak çıkmıştı evden.
Nedense canı bugün makyaj yapmak istememişti.
Şirkete geldiğinde saat biraz geç olmuştu.
Hemen işe koyulan kadın dün gece kocasının vedasını birkaç saatlik de olsa
unutmuştu. İşlerinden kurtulup öğlen yemeğine çıkmak için hazırlanırken Berna
içeri girdi.
“Azra Hanım. Sizin görüşmek isteyen biri var”
dedi. Genç kadın çantasını alarak sekreterine baktı.
“Öğleden sonra gelmesini söylemedin mi?” sesi
beklediğinden sert çıkmıştı. Berna hafif irkilerek elindeki İpad`i sıktı. Bugün
her zamankinden sertti patronu. Sebebini anlamasa da merak etmişti. Çünkü Azra
hanım asla kimseye sebepsizce sert
davranacak biri değildi.
“Gelen hanımefendi Tahir beyin eşi Melek
Ağaoğlu.”
“Tamam geliyorum şimdi. Onunla dışarıda
buluşacağım.”
“Hemen iletiyorum efendim.”
Azra odasından çıktığında kendisine doğru
gelen minyon, kahverengi saçlı, kahverengi gözlü, çok güzel ve hamile bir
kadını fark etti. Tahir beyin aşık olmakta haklı olduğunu düşündü. Çünkü
Melek`in yüzünde dış görünüşünü gölgede bırakacak kadar sıcacık bir gülümseme
vardı. İnsanı ister istemez etkisi altına alan bir gülümseme. Bulaşıcı bir
gülümsemeydi en önemlisi. Kadın bir anda pamuk şekeri gibi yumuşacık olmuş
kadına gülümsemeye başlamıştı.
“Hoş geldiniz Melek hanım.”elini uzattı
kadına. Melek hemen o eli sıkarak karşılık verdi.
“Hoş bulduk Azra hanım”
O bilmese de eltisi ile tanışmak kendisini
heyecanlandırmıştı. Bu tanışmayı o kadar uzun zamandır istiyordu ki, eşinin
başının etini yemişti günlerce. Dün arayıp posta koyduğunda Tahir telefonunu `unutmuştu` şirkette. Yanından
ayırmadığı telefonunu bir anda unutması elbette mümkün değildi.
Bilerek yapmıştı.
“Yemeğe çıkıyordum. Vaktiniz varsa bana eşlik
eder misiniz?” diye soran kadının teklifini ellerini çırparak kabul etmemek
için kendini tutmakta zorlanmıştı.
“Çok mutlu olurum.”
“Güzel. O zaman birlikte aşağı inelim.”
Birlikte şirketin yakınlarındaki güzel
yemekler yapan bir restorana girdiler. İki hamile kadın büyük bir iştahla yemek
sipariş ederken tanışıp kaynaşmışlardı. Yemekler geldikten sonra Melek tatlı
kişiliğinin yanında psikolog kimliğini de kullanarak kadını konuşturmayı
başarmıştı. Fazla bir şey anlatmasa da en azından hamileliğini iki üç kişi
hariş kimsenin bilmediğini öğrenmişti. En önemlisi de babanın bilmediğiydi.
Azra anlatmasa da Rahşan ile aralarındaki problemin hamilelik hormonlarından
kaynaklanmadığını anlamıştı. Problem başka bir kadındı. Emindi artık.
“Cinsiyeti belli mi miniğin?” diye sordu
konuyu değiştirerek. Melek daha fazla ısrar etmedi. Kadına uyarak gülümsedi ve
elini belirginleşmiş karnına koydu.
“Altı aylık oldu miniğimiz teyzesi. Ve o bir
prenses.”
“Çok mutlu oldum. Mucizelerimden birinin kız
olmasını çok istiyorum. İsim düşündünüz mü?”
“Şifa” dedi derin nefes alarak Melek. Kızının
varlığı babasının intikam için yanan kalbine şifaydı. O yüzden ismini Şifa
koymak istiyordu.
“Çok güzel isim. Annene babana yakışır bir
prenses ol Şifa.” diyerek gülümsedi.
“Merhaba hanımlar” yanlarına yaklaşan adama
çevirdiler kafalarını.
“Tahir`im” diyerek heyecanlanan kadının sesi
titrerken Azra karşısındaki aşka imrenerek baktı. Üzerine siyah kot ve tişört
giyen adam bu haliyle de fazlasıyla dikkat çekici olduğu için restorandaki
birkaç kadının dikkatini çekmişti bile. O bakışların farkında bile olmayan adam
eğilerek karısının saçlarını öptü.
“Meleğim” ses tonundaki aşkı anımsadı kadın.
Bir zamanlar Rahşan da kendisine her seslendiğinde o aşkı solurdu öfkeyle.
Keşke diye
titredi kalbi.
Mantığı keskin bıçakla kesmişti keşkelerin
gideceği düşünceleri.
Tahir Melek`in yanına geçtikten sonra elini
uzattı.
“Telefonum bebeğim” dediğinde iki kadın da bir
birine baktı. Azra çantasındaki telefonu çıkardı. Adama uzatırken iki kadın da
gülüyordu.
“Biz onu tamamen unuttuk sevgilim.”
Tahir telefonu cebine atarken yarım ağız
gülümsedi.
“Belli oluyor. Yarım saattir sizi izliyorum
dünyayı unutmuştunuz konuşurken.” Ayağa kalktı. “Size iyi günler hanımlar.”
Yanlarından uzaklaşmak için hamle yaptığında Azra`nın göğsünü tutarak
inlemesiyle yerinde kaldı.
“Azra? Canım? Bir şey mi oldu?” endişelenen
Melek`i sakinleştirmek istese de göğsündeki acı daha da şiddetlenerek sırtını
kör bir hançer gibi delip geçmişti. Konuşmak için ağzını açtığında sözcükler
yerine acı dolu inleme çıkmıştı dudaklarının arasından.
“Tahir onu hastaneye götürelim hemen. Ben
hesabı hallediyorum şimdi.”
Tahir kafasını sallayarak kadını kucağına
aldığı gibi restorandan çıktı. Otoparka girerek arabaya yetişene kadar Melek de
gelmişti. Koca karnına rağmen paytak adımları hızlıydı. Melek arka koltuğa
oturarak kocasının eltisini yanına uzatıp kafasını dizine düzgünce
yerleştirmesini izledi. Adam her zamanki gibi hızlı ve dikkatliydi. Biliyordu
zamanı ve yeri değildi ama ona tekrar aşık olmuştu. Kocaman yürekli bir adamdı
onun Tahir`i. Adam kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçerek yavaşça çıktı
otoparktan. Ana yola çıkıncaya kadar normal hızla ilerleyen adam yolda hız
limitini zorlayarak en yakın hasteneye yetiştirmişti bilinci kapanmak üzere
olan kadını. Hastaneye geldiklerinde hemen müdahele edilen kadının kalp spazmı
geçirdiğini haber verdi doktorlar.
“Sebebi ne peki doktor bey?” diye soran
Melek`e baktı doktor.
“Stress hanımefendi. Hasta yoğun stress
yaşamış yakın günlerde.”
“Senin ebeni çok yakında ziyaret edeceğim
Rahşan. Bekle sen.” diye fısıldayan adamı bir tek karısı duymuştu. Ona
kaşlarını çatarak doktora baktı tekrar.
“Bebeklere bir şey olmadı değil mi?”
“Hayır. Değerleri normal gösteriyor. Biz şimdi
Azra hanıma kardiyoversiyon ugluyacağız.”
“O ne?”
“Kardiyiversiyon, kalp ritmini geri kazanmak
için kalbe zamanlanmış bir elektrik akımı verilmesini içerir.”
“Onu ne zaman görebiliriz doktor?” diye soran
adam karısının belini tutarak oturmasını sağladı. Çok fazla ayakta kalmıştı
çünkü.
“İşlem bitsin size haber vereceğiz.”
“Bekliyoruz”
Doktor yanlarından uzaklaştıktan sonra
karısının yanına oturdu adam. Melek üzgün gözlerle kocasına bakarken adam onu
kendine çekerek alnını öptü.
“Üzülme meleğim Azra iyi olacak” diyerek
saçlarını sevdi.
“İnşallah sevgilim.”
Melek sevdiği adamın sevgi dolu dokunuşlarının
tadını gözlerini kapatarak çıkardı.
“Telefon çalıyor Tahir” diyerek adamdan
uzaklaşıp yanındaki sandalyeye bıraktığı Azra`nın çantasına doğru uzattı elini.
Telefonu çıkarıp ekrana baktı. “Kerem diye biri arıyor. Bu kuzenin olan Kerem
mi?”
“Evet o olmalı. Ayrıca onlar benim hiçbir
şeyim değil. Gördüğün her Altay için akraba sıfatı eklemekten vazgeç meleğim.”
“Sen kabul etmesen de onlar senin ailen ve
akrabaların Tahir. Ve bu Kerem dördüncü kez arıyor. Çok mu önemli? Açsan mı?”
telefonu uzattı kocasına.
“Yengesinin telefonunu neden bir erkeğin
açtığını düşünmesin. Sen aç ve durumu izah et”
“Tamam” diyerek bir kere daha çalan telefonu
açtı. “Alo. Hayır Azra değil arkadaşı. Şimdi, nasıl desem o hastanede. Hemen
endişelenmeyin iyi o. Kalp spazmı geçirdi ve doktorlar iyi olduğunu söyledi.
Siz ne için aramıştınız? NE?” karısı bir anda ayağa kalkınca adam da kalkmıştı.
“Ne demek kaza geçirdi?” hafif yalpalayınca kocasına tutunmuştu Melek. “Hangi
hastanedesiniz? Tamam biliyorum ben orayı. Azra kendine gelince uygun dille
söylerim ben ona.” Telefonu kapatınca kolları taşlaşmış gibi yanına düştü.
“Ne oldu Meleğim? Kaza geçiren kim?” diye
sorunca Melek hırsla baktı kocasına.
“Adamlarını ara Tahir. O arabayı
bozmadıklarını teyit ettir. Hemen!” dedi öfke saçan kahveleriyle kendisine
bakarak. Kocası bakışlarını kaçırınca çenesini kavradı gözlerine bakmak için.
“Planı iptal etmedin mi?”
“Geç kaldım Meleğim. Adamlar çoktan bozmuştu
arabayı”
“Senin yüzünden öldü o” gözleri dolarak hayal
kırıklığı ile kendisine bakarken adamın canı kalbi sökülüyormuş gibi acımıştı.
Otuz dört yıllık hayatında çok acı görmüştü ama sevdiği kadının gözlerinden
yüzüne bulaşmış hayal kırıklığının verdiği acının yanında onlar küçük sızı gibi
kalıyordu.
“Mahir Altay mı ölen?” onun arabasını
bozdurmuştu çünkü. Melek öfke ile adamı ittirdi.
“Sen günahsız birinin ölümüne sebep oldun
Tahir. Seni asla affetmeyeceğim”
“Pişman olacağın şeyler söyleme Meleğim.”
“Pişman olup azap çekmeyi ne kadar çok
istiyorum bilemezsin canım kocacığım”
Melek canım
kocacığım hitabını sadece alay ettiğinde kullanırdı ki, Tahir onun
kendisine inanmadığını anlamıştı. İnanılmamak az önce söylediklerinden bile
daha derin yaralamıştı kendisini.
“Azra`ya ne zaman söylemeyi düşünüyorsun?”
diye sordu az önceki yaralarını göz ardı ederek.
“Mühadelesi bittikten sonra biraz dinlensin
söyleyeceğim”
Cevap olarak kafasını sallayan adam cebindeki
telefonu çıkartarak karısının yanından uzaklaştı. Az önce gelen telefonda Melek
kimin öldüğünü kimin yaralandığını söylememişti. Acil öğrenmeye ihtiyacı vardı.
Mahir Altay mı ölmüştü? Yoksa karısı mı? Saçlarını çekiştirerek aradığı kişinin
açmasını bekledi.
******
“Gidiyor muyuz Rahşan?” diye sordu kadın
yerinde doğrularak. Uzun zamandır bu hastane ortamında olduğu için bıkmıştı.
Zaten ölecekti. Bari kendi evinde kendi yatağında ölsündü.
“İşlemleri hallettim. Yarım saate çıkarız.
Babamdan minibüsünü isteyeceğim. Onda daha rahat edersin diye.”
“Yürüyerek bile gidebilirim. Yeter ki evime
gideyim. Kızıma sarılayım doya doya” derin nefes alarak bugünkü tarihi unutmaya
çalışan adam hemşireyi çağırarak Sevgi`nin hazırlanmasına yardım etmesini
istedi. Onlar hazırlanırken babasını arayarak minibüsünü istemiş şoförle
getirilmesini sağlamıştı. Tekerlekli sandalyede odasından çıkarılan Sevgi`yi
hemşireden teslim alan adam onunla birlikte asansöre bindi. Aşağı inerken
asansör duvarlarından izlediği kadının yüzü gülüyordu. Zaten uzun zamandır onun
gülümsemesi ve mutlu olması için çabalamıyor muydu?
Canan için yapamadıklarını onun için
yapıyordu. Aklına gelen kadınla göğsünün ortasına sert bir darbe yemiş gibi
nefes almakta zorlanmıştı. Sırtını asansörün duvarına yaslayarak gözlerini
kapattı. Lanet acı geçecek gibi değildi. Gerçi yıllardır geçmiyordu o ayrı.
“İyi misin Rahşan? Bir yerin mi ağrıyor?”
kadının sorusu ile gözlerini açarak kendini toplarlamaya çalıştı.
“Hayır Sevgim. İyiyim ben merak etme”
Değilim Sevgim. Hiç iyi değilim. Canım
yanıyor. Çok yanıyor hem de.
Bugünün acısı üstüne de hayranı olduğu çilek
kokusunu içine çekemediği için delirecek gibiydi. Dün gece git dedikten sonra
gitmişti ikiletmeden. Ona nasıl acı çektirdiğini dün gece anlamıştı. Sevgi`nin
üzerine fazla düşerek kendini değersiz hissetmesine neden olmuştu. Yaptığı
hiçbir şeyi bilerek yapmamıştı ki o.
Hata yapmış mıydı?
Evet.
Hem de en büyüğünü yapmıştı.
Sevgi`yi öpmemeliydi biliyordu. Gerçi tam
öpüşme bile sayılmıyordu yaptığı. Yine de hatalıydı. Bir anlık duygu boşluğuydu
o hatanın sebebi. Karısının başka bir adamla ilişkisinin olduğunu yazıyordu o
gün tüm magazin siteleri. Elbette inanmamıştı o görüntülere. Onun kırıldığı
nokta Azra`nın kendisini yok saymasıydı.
Ben evliyim diyebilirdi. Saçmalamayın
diyebilirdi.
Peki sevdiği kadın ne yaptı?
Hiçbir şey...
O gün nasıl olduğunu anlamadığı öpüşme gibi
bir şey yaşanmıştı Sevgi ile aralarında. Ateşe dokunmuş gibi geri çekilince
öyle utanmıştı ki, hemen evi terk etmişti. Günlerce gelememişti evine. Yüzüne
bakamamıştı. Mira hastalanmasaydı uzun süre gitmeyecekti ama çocuklara
özellikle de kız çocuklarına zaafı vardı. Hele bir de hasta olunca ayrı
ilgileniyordu onunla. Mira o gün ikisi ile aynı yatakta uyumak istemişti. Onu
kıramayan genç adam ortada Mira olmakla yanına yatmıştı Sevgi`yle birlikte.
Sabah uyandığında Mira yoktu ama Sevgi vardı kollarında. Kadını uyandırmaktan
kaçınarak yavaşça çıkmıştı yataktan. Tam odadan çıkacakken az önce kaçtığı
kadının sesi ile durmuştu eli kapı kulbunda.
“Benden
kaçmanı istemiyorum Rahşan.”döndü ona doğru.
“Sana
yanlış yaptım Sevgim. Bir özür bile dilemeden günlerce kaçtım senden.” Sevgi
yanına oturması için yatağa vurdu. Adam sakin adımlarla gelerek oturdu yanına.
“Bazen hayatımızda
öyle anlar olur ki, büyük bir boşluğa düşeriz. Sebepsizce, saçma şeyler
yaparız. Senin beni öpmen de öyle bir şeydi canım.”adamın elini avuçlarının
arasına aldı. “Bundan sonra aramız eskisi gibi olmayacak biliyorum. Ama ben
senin Mira`dan uzaklaşmanı istemiyorum. Gittiği yere kadar devam edelim
Rahşan.”
O günden sonra ne sevgili oldular ne arkadaş.
Bu durum dayanılmaz bir hal aldığında bir daha görüşmeme kararı aldılar ama gel
gör ki felek onlarla aynı fikirde değildi. O hafta Sevgi`nin hastalığı çıkmıştı
ortaya. Rahşan da kendini onun yanında olmaya borçlu hissetmişti.
Canan`dan dolayı.
Her an yanında olmuş, öleceğini duyduğunda da
hepten yıkılmıştı.
“Rahşan” diyerek kendisine seslenen kadın
düştüğü hatıra girdabından çekip çıkarmıştı onu. Kendine geldiğinde zemin kata
indiklerini anlamıştı. “Geldik. Sen iyi olduğundan emin misin?” diye sordu
bileğini kavrayarak. Elini kadının kemikli elinin üzerine koydu.
“İyiyim merak etme sadece Azra`yı düşünüyorum”
dediğinde Sevgi`nin yorum yapmayacağını biliyordu. Hatamı düşünüyorum
diyemezdi. Sen benim hatamsın diyemedi.
Diyemezdi.
Uzun zamandır aynı hatayı yaparak kadınını
kırıyorsun aptal dedi içinden bir ses. Ona hak verdi.
Asansörden indiklerinde arabanın yanında
onları bekleyen sağlık görevlileri Sevgi`yi arabaya bindirmek için
bekliyorlardı. Sevgi arabay bindikten sonra şoför koltuğuna geçen adam arabayı
çalıştırmak için kontağı çevirdi. Fakat kaç kere çevirdiyse araba çalışmadı.
“Hay senin motoruna” diyerek direksiyona vurdu
adam. Telefonunu çıkartarak Kerem`i aradı.
“Ne oldu?” arkada endişeyle kendisini izleyen kadına
çevirdi kafasını.
“Babamın gönderdiği araba çalışmıyor.
Başkasını isteyeceğim. Alo abi, babamın minibüsünde arıza var. Bana şirketten
lüks bir minibüs gönderir misin? Tamam bekliyoruz.”
Genç adam koltukta geri yaslanarak gözlerini
kapattı. Sevgi adamı rahatsız etmemek için sesini çıkarmadan beklemeye başladı.
Kapalı gözlerinin ardında beliren suret kalbini çarptırırken telefonuna düşen
bildirim dikkatini çekmişti. Olduğu pozisyonda kıpırdamadan telefonuna baktı.
uzun zaman önce yüklediği bir uygulamadan günün kitap alıntısı gelmişti. Ve o
alıntı şu anki durumuna öyle uygundu ki, iç geçirdi.
(Mutlu Ölüm)
Git diyorsun da
Olmuyor git demekle, her şeye rağmen gidemiyor
insan.
Ben de sana “sev” diyorum mesela sevebiliyor
musun?
Cemal Süreya
Alıntı o kadar hoşuna gitmişti ki,
kopyalayarak rehberine girdi ve karısının ismini buldu.
Ay Yüzlüm
diye kaydetmişti onu. Azra onun için güneş değild ay`dı. Gecesini aydınlatan,
kalbini huzurla dolduran.
Mesaj bölümüne geçerek mesajı yazdı ve gönder
kısmına tıkladı.
“Dün gece son kez duydum sesini bebeğim. Belki
bir daha asla görmeyeceksin yüzümü. Belki dün gece yaşananlar bir vedaydı.”
diye fısıldadı telefonun galerisine girerek kadının fotoğraflarından birini
okşarken.
“Azra seni seviyor Rahşan.”
Adamın yüzünde buruk bir gülümseme belirdi.
“Geç kaldı desene Sevgim.”
“Neden geç kaldı? Bence hala şansınız var.”
“Ona duyduğum o muhteşem aşk kirli artık. Bu
pis ellerimle dokundum ona.” Ellerini kaldırıp baktı. “Kirlettim. Canını
yaktım. Ağlattım.” yanağından süzülen tek damlayı sildi aceleyle.
“Neden benim yanımdasın o zaman? Madem karına
ihanet ettiğini düşünüyorsun, neden bana bu kadar iyi davranıyorsun? Beni
bırakıp gitsene yanına. Böyle yaparak beni de üzüyorsun. Sana olan hislerimi
biliyorsun Rahşan. İki kadına da haksızlık etmiyor musun?”
Etmez mi? Ediyordu elbette. Biri kalbinde
diğeri vicdanındaydı. Hiçbirini bırakıp gidemiyordu ki. Gidebilse çoktan
giderdi elbette.
“Keşke yapabilsem. Ama yapamıyorum.”
Sevgi`nin konuşmasına sıra gelemeden arabanın
camına vuruldu. İkisi de dikkatini o yöne verince Kerem elindeki anahtarı
onlara doğru sallıyordu. Adam hızla kapıyı açıp indiğinde anahtarı aldı. Cebine
atarak Kerem`in de yardımı ile Sevgi`yi diğer arabaya bindirdi. Arka tarafına
geçince gördüğü yatakla gülümsedi adam.
“Abi vur dedik öldürdün resmen.”
Kerem adamın omuzuna vurdu. Bugün de sağ
kalmıştı. Bulutları istiyorum dese onu da yapacak durumdaydı. Her yıl 23
Ağustos`ta yaşadığı stress onu birkaç yıl daha yaşlandırıyordu sanki.
“Kardeşime feda olsun. Yolda dikkatli ol
kardeşim. Lütfen.” içinde hala endişe taşıyordu. Sebebini bilmese de.
“Tamam abi. Yarın şirkette görüşürüz.”
Arabaya binip otoparktan çıkıncaya kadar
arkasından baktı Kerem. Kuzeni gözden kaybolduktan sonra Çekiciyi arayarak
arızalı arabayı almaları talimatını verdi. Kendisi de taksi çevirerek şirkete
geri döndü.
Yola çıkar çıkmaz aldığı ilaçların etkisiyle
uyuyan Sevgi`ye baktı dikiz aynasından. Birkaç saniye baktıktan sonra yola
çevirdi gözlerini. Tam o sırada yolcu koltuğuna bıraktığı telefonu çalmıştı.
Kafasını çevirip baktığında Sevgi yani
Mira arıyordu. Gülümseyerek eğildi ve telefonu aldı. Sürücü koltuğuna
döndüğünde birkaç metre ileride Tehlikeli Eğimi geç fark etmiş, vites
küçültmekte gecikmişti. Araba şarampole yuvarlanırken arkasına dönerek çığlık
bile atmadan kendisine bakan kadına baktı.
Gülümsüyordu. Tıpkı yıllar önce gözünün önünde
kendini asan kadın gibi. Kurtuldum diyordu, teşekkür ederim diyordu o gözler.
Çarparak yuvarlanan araba kadını adama doğru savurmuştu. Emniyet kemeri bağlı
olduğu için yerinden kıpırdayamayan adam kendine doğru yuvarlanan kadının elini
tuttu. Son yaptığı şey olmuştu bu.
Araba büyük bir gürültü ile düştüğü yerde
metal yığınına dönüşürken kazayı gören kişiler Ambulans ve İtfaiyeyi arıyordu.
İtfaiye araçta sıkışıp kalmış kişilerden ilk önce kadını sonra erkeği
çıkarmıştı. Ambulans görevlileri her ikisinin yaşam belirtilerini yoklamaya
koyulmuştu anında.
“Kadın eks.” dedi görevlilerden erkek olanı.
“Erkek yaşıyor fakat nabzı zayıf. Kalbi her an
durabilir. Hemen hastaneye yetiştirmemiz lazım.” dedi bu sefer kadın görevli.
“Kimliklerini ne yapacağız Dilara?”
“Aramak için zamanımız yok Ekrem. Zaten
polisler birazdan burada olur. Hastaneye geldiklerinde onlardan alırız
bilgileri.”
Acele ile sedyeye yatırıp ambulansa aldıkları
adamın ardından diğer ambulansa genç kadının siyah torbaya alınmış naaşı
yerleştiriliyordu.
******
Genç kadın gözlerini açtığında sırtını delip
geçerek ciğerlerini nefessiz bırakan acıyı hissetmeyince derin nefes aldı.
“Uyandın” diyen kadına doğru baktı.
gülümsüyordu fakat o gülümseme gözlerine kadar ulaşamıyordu. Yüzü de
beyazlamıştı. Konuşurken bakışlarını asla kaçırmayan kadın iki dakikadır yüzüne
bakmıyordu. Bir şeyler oluyordu.
“Bir şey oldu Melek” dedi pürüzlü sesiyle.
“Menekşem” diyen diğer ses döndü bu sefer.
Yasemin de buradaydı. Lanet olsun bir şeyler dönüyordu. Ama ne?
“Azra sana bir şey söyleyeceğim fakat sakin
olman lazım. Bebeklerin için”
“Bana ne söyleyeceksin Tahir?”
“Sen güçlü bir kadınsın biliyo-”
“Bana beni anlatma adam. Sadede gel. Babama mı
bir şey oldu?” yattığı yerde doğrularak ayaklarını yatağın kenarından salladı.
Aniden kalkınca başı dönmüştü ama hemen kendini toparladı. Onu tutmak için
kuzenini elini kaldırarak engellemişti. Ayakları yere sağlam basınca Tahir`e
baktı. Belli ki, kızlar sözcü olarak onu seçmişlerdi.
Durum o kadar vahimdi demek.
Tahir bu kadar güçlü olduğu için yengesiyle
gurur duymuştu elinde olmadan.
“Seni dinliyorum Tahir” dedi darbeye hazır
olduğunu göstererek. Az sonra çok kötü darbe yiyecekti anlamıştı.
“Rahşan kaza yapmış Azra” dediğinde hafif
sendelemişti. İmdadına yetişen Melek hemen koluna girmişti. Tahir devam etti.
“Yanında Sevgi de vardı. O ölmüş.”
Mira diye çırpındı kalbi. Bir çocuk daha
annesiz kalmıştı. Adalet çarkına tükürdüğüm dünya bir anneyi daha aldı
kızından. Dolmuş gözlerini kapattığında yanaklarından süzülen yaşları silmedi.
“Rahşan?”
Tahir kara gözlerini kendisine öfkeyle bakan
karısına çevirdi.
“Yaşıyor ama durumu çok ciddi. Şarampoldan
yuvarlandıkları için çok fazla kemik kırığı var.”
“Beni ona götürün” dedi.
Hastane çıkış işlemlerini halledip birlikte
arabaya bindiklerinde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Bir buçuk saat sonra
Rahşan`ın kaldırıldığı hastaneye geldiklerinde kadının gözüne ilk çarpan
Mehlika hanım olmuştu. Hızla ona doğru yürüdü. Kadın sandalyede oturmuş
sessizce ağlıyordu. Önünde diz çökerek ellerini tuttu. Yaşlı kadın daldığı için
yaşadığı temasla irkilmişti. Kafasını kaldırıp kendisine yaşlı gözlerle bakan
gelinini görünce ayağa kalktı. O kalkınca Azra da kalkmıştı.
“Kızım” dedi fakat devam edemedi. Azra
titreyen bedenini kollarının arasına aldı.
“Allah oğlunu bize bağışlayacak anne” dedi
daha sıkı sarılarak.
“Ah kızım. Bana anne dedin.” Daha bir şiddetle
ağlamaya başladı Mehlika hanım. “Bu anı o kadar uzun zamandır bekliyordum ki.
Onu şu an söylemen kanayan yarama merhem oldu sanki.”
Genç kadın yaşlı gözlerle gülümseyip kadından
ayrıldı ve birlikte sandalyeye oturdular. Anne kelimesi ağzından nasıl çıkmıştı
bilmiyordu fakat doğru gelmişti söylemek.
Genç kadın ne zamandır elinde sıktığı telefonu
çevirince ekrandaki mesajı fark etmişti. Kalbi sancı içinde burulmuştu hemen.
Ekran kilidini açarak mesaja tıkladı.
Git diyorsun
da
Olmuyor git demekle, her şeye rağmen gidemiyor
insan.
Ben de sana “sev” diyorum mesela sevebiliyor musun?
“Çok seviyorum hem de.”
Uzun zamandır kalbine ağırlık yapan itirafı
ettiği için mutlu olurken az ötede duyduğu kelimeler dünyasını başına yıkmıştı.
Belki yanlış duymuşum diyerek kafasını kaldırıp baktığında başından bandanasını
çıkaran doktorun karşısında elinde karton kahve bardağı ile kalakalan Kerem
vardı. Yanlış duymuşsa bile artık yanlış görmüyordu. Doktor Kerem`e
“Başınız sağolsun” demişti orada bulunan
herkesin yaşam enerjisini vampir gibi emerken.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder