Genç kadın geç saatlere kadar uykusuz kaldığı için ertesi sabah geç uyanmıştı. Başı ağrıyordu. O yüzden kendine az şekerli sert kahve yapmış mutfak koltuğuna oturarak o kahveyi yudumluyordu. Başka kadının omuzuna başını koyan kocası aklına geldikçe siniri katlanıyordu. Bugün de şansına(!) pazardı. İşe gidemiyordu yani. Öfke ile kupayı sıkarken duyduğu sesle şaşırmıştı. Şaşkınlığını hemen saklayarak dümdüz ifade ile baktı ona.
“Günaydın”
Günaydın mı? Metresinin koynundan çıkıp ona gelmiş, bir de yüzsüz yüzsüz günaydın diyordu. Gün aymış mıydı ki? Hiç sanmıyordu.
“Metresinden zaman bulup evinin yolunu hatırladın. Hayret.”
Rahşan yavaşça şakaklarını ovdu. Bu kadının dili neden hep zehir saçıyordu? Sevgi onun metresi değildi. Bir kere hata yapmıştı o. Öpücük bile sayılmayan öpücük yaşamıştı Sevgi ile. Hemen pişman olsa da arkadaş olarak devam etmeye çalışıyorlardı. Şimdilik iyiydi ama zamanın ileride nelerin getireceğini bilemezdi.
Sevgi onu metres diye yaftalayan kadına saygı duyuyordu. Kaç kere boşanmak istemişti ama her seferinde geçen sene imzaladığı o sözleşme engeline takılıyordu. O gün mutluluktan sözleşmedeki küçük yazıları gözden kaçırmıştı ama o sözleşmenin feshi için Selim beye gittiğinde adam o küçük yazıları büyüterek gözüne sokmuştu. Sözleşme gereği eğer o boşanmak isterse babasının borcu faizi ile birlikte bir kaç gün içinde ödenmeliydi. O borcu bir şekilde öderdi ama babasının itibarını zedeleyemezdi. Çünkü o borcun ödenmesi için kesin tarih vardı sözleşmede. O tarihi bir gün geçerse tüm medya yaşananları öğrenecekti. “Manşetleri şimdiden görebiliyorum oğlum” demişti sakin sesle. “MAHİR ALTAY BİRİCİK OĞLUNU BORCU İÇİN SATTI. Mahir böyle haberleri kaldırmaz Rahşan. Boşanma işini sen bir daha düşün bence.” aklına geldikçe deliriyordu.
O gün öfkeden kudurmuş Sevgi tarafından sakinleştirilmişti.
“Azra lütfen. Bak çok yorgunum. Başlamayalım yine.” diyerek kendine su koydu. Tek dikişte içip hafif topallayarak çıktı mutfaktan. Odasına girerken karısına açıklama yapmadığını fark etti. Arkasına dönüp açıklama için odadan çıkmak isterken küçük bir şeytan kulağına fısıldayarak ona engel oldu. Genç adam o şeytanı dinleyerek kapıyı kapattı ve üzerini değişerek yatağına yattı. Ezilmiş bacağını dikkatlice yatağa koymuştu. Bacağında kırık falan yoktu ama kocaman bir morluk vardı. Morluğu unutarak tavana bakmaya başladı.
“Biraz da sen kudur bakalım Azra hanım” dedi uykuya dalmadan önce. Bilerek açıklama yapmamıştı karısına. Kendisine çantada keklik gibi bakmasını istememiş zampara koca damgası yemeyi göze almıştı. Kalbini yakan tek kadına sadakati sonsuzdu ama değersiz olmak canını sıkıyordu artık. İlaçların etkisiyle hemen uykuya dalmış içindeki yaraları şimdilik hissetmez olmuştu.
Azra mutfaktan çıkan kocasının arkasından baktı bir süre. Az önce metresi olduğunu yüzüne vurduğu halde onu cevapsız bırakmıştı. Ya cevap verecek kadar önemsenmiyordu veya Sevgi onun gerçekten metresiydi. Nedensizce o an önemsenmemeyi tercih etmişti. Sevgi`nin onun kocasına dokunduğu, sevdiği düşüncesi kanını kaynatmış, öfkeyle oflamasına sebep olmuştu.
“Gıcık Rahşan. Ne olurdu sanki bana açıklama yapsaydın?” bir sene sonra neden onu önemsemeye başlamıştı ki? Neden Oğuz aklına gelince sanki çok eski bir arkadaşı hatırlar gibi çarpıyordu kalbi? Neredeydi o özlem? Acı? Yoksa beş senedir yana yakıla özlediği adamı unutmuş muydu? Hayır unutmamıştı. Sadece acısı dinmişti artık. Acıya doymuş kalbi mutluluk için çırpınıyordu.
Düşünmeyi kesip ayağa kalktı. Geç kalkmıştı. Kahvaltı için geç kalmıştı. O yüzden bu eve geldiğinden beri ilk defa ocak başına geçmeye karar verdi. Yemek yapmayı biliyordu elbette. Oğuz ile nişanlıyken ona güzel yemekler yapmak için aşçılık kursuna gitmiş mutfak sırlarına vakıf olmuştu. Kime niyet kime kısmetti bu işler.
Genç kadın ocağın üstünde pişmiş olan yemeklerine gururla baktı. Yemek yaparken baş ağrısını tamamen unutmuş aklını kısa süre de olsa boşaltmıştı. Son kez yemeklerini kontrol etti. Saate baktığında öğlen üçü gösteriyordu. Kocası olacak o adam uzun zamandır uyuyordu. Rahşan uyanır beraber yemek yerler diye ağzına lokma koymamıştı bu saate kadar ve açlıktan ölüyordu. Biraz gürültü çıkararak hızlıca sofrayı kurdu. Ama Rahşan'dan hala ses yoktu. Oflayarak odasına doğru gitti. Kapıyı bir kaç kez tıklatıp ses gelmeyince içeri girdi.
Odası bir erkeğe göre çok düzenliydi. Çünkü Rahşan Altay düzen ve temizlik hastasıydı. Odasında hiç bir şey yamuk ya da yerlerde olamaz, giysileri her zaman katlanmış ve ütülü olurdu. Evin temizliğini elbette kendisi yapmıyordu. Anlaştığı temizlik şirketinin elemanları yapıyorlardı ve tam da onun istediği gibi pırıl pırıl oluyordu ev. Aklına ilk evlendikleri zaman gelince buruk bir gülümseme sardı dudaklarını. Azra kocası ne kadar düzen hastasıysa o kadar düzensizlik hastasıydı. Evde asimetrik dizilen hiç bir şeye tahammülü yoktu. Düzenli bir masada asla istediği bir şeyi bulamıyordu. Odasını temizlerken illa bir yerde yamuk bir şey bırakıyordu. Mesela masasında bir kalem ya da kağıt parçası olmaz zorundaydı. Odasındaki düzensizlik diğer odalara etki etmiyordu. Banyo mesela asla düzensiz olamazdı. Çıldırırdı.
Evliliklerinin ilk aylarında Rahşan`ı Yıldırma Operasyonu içindeyken mutfak dolaplarında özenle yerleştirilmiş tabak çanakların yerini değiştirmiş kocasının vereceği tepkiyi beklemişti. Rahşan o gün dolaplarda aradığı şeyin yerinin değiştiğini görünce ona dönmüş sadece bakmıştı. Ama kadın o gözlerdeki zorla zapt edilen canavarı görmüştü birkaç saniyelik de olsa. Ama kocası hemen toparlanmış tatlı dille ona mutfaktaki düzeni anlatmıştı.
Şimdi fark ediyordu o günleri özlediğini. Rahşan`ın onun için hazırladığı tatlı, aşk dolu sürprizlerini, yaptığı yemekleri. Aldığı küçük hediyeleri. Hediye diyince aklına gelen o lanet gün çarptı zihninin duvarlarına. Kendini adamın kalbinde adım adım nasıl karanlığa ittiğini hatırladı nefesi ciğerlerini dağlarken.
O gün önce mezarlığa gitmiş sonra da Yasemin`e uğramıştı. Onun yaptığı muhteşem küçük keklerden yiyip kahve içerken kaç saat geçtiğinden habersizdi. Eve geldiğinde akşam 10`du. Koridora adım attığında ayakkabısının altında ezilen kırmızı gül yaprakları dikkatini çekmişti. Bu gülleri kim buraya serpmişti? Ayakkabılarını çıkartıp gül yapraklarından yapılan küçük patikayı takip etmiş en sonunda mükemmel bir masaya ulaşmıştı. Masada ise daha mükemmel bir şey vardı.
Kocası…
Güzel giyinmiş adam, beklemekten yorulsa da kendisine gülümsemiş `ilk ayımız kutlu olsun Azra` demişti. Peki o ne yapmıştı?
Yaptığı şeyi hatırladığında tenini saran ürpertiye engel olamadı kadın.
Önce kocasına boş boş bakmış sonra onun özenle (aşkla) hazırladığı masanın örtüsünü kavramış kendine doğru çekmişti. Masanın üzerindeki her şey cilalı parkelerle buluşurken kırılan sadece tabaklar değildi. Kocasının sevgi dolu kalbi paramparça olurken çıkardığı ses daha sağır ediciydi. `Benim kalbim çürümüş çiçeklerle kaplı mezarlık Rahşan. Aptal aşkınla onu diriltemezsin. Vazgeç artık bu rezilliklerden.` demiş ve odasına gitmişti.
O güzel kalbin parçalanma sesini hala duyması normal değildi. Ellerini kulaklarına bastırarak gözlerini kapattı. O ses acı veriyordu artık. O ses paslı hançer gibi kalbini deliyor canını yakıyordu. O ses o kalbin artık kendisine ait olmadığını bağırıyordu avaz avaz.
Kafasını yanlara sallayıp ellerini kulaklarından çekti. Derin nefesler alarak kendine gelmeye çalıştı. İçine çektiği koku sakinleşmesine sebep olurken o kokunun kaynağına sabitledi bakışlarını. Ezik bacağını yastığın üstüne koyarak sırtüstü yatmış kolunu gözlerine siper ederek uyuyordu. Menekşe gözleri uzun süre dolandı adamın üzerinde. Sanki yıllardır görmüyordu. Ona baktıkça içine akan ılık bir şeye anlama veremedi. O ılık şey midesine akarak tatlı bir kıpırtıya sebep olmuştu. Ve o an hiç bir zaman hissetmediği bir şeyi hissetmişti kadın. O kıpırtının kaynağı adamın odaya yaydığı havaydı. Tatlı ve ağızda eriyen beyaz çikolata gibi. Bedeninin her hücresi tehlikeyi sezmiş gibi çığlık çığlığa ordan kaçmasını isterken Azra inatla kalmayı seçti. Uzun zamandan beri ilk defa yemek yapmıştı ve o kadar yemeğin ziyan olmasını istemiyordu. Ya da o adamın yemesini istediği için duygularına kılıf uydurmaya çalışıyordu.
Her neyse…
Etrafını saran havayı yok sayarak kocasına seslendi birkaç kere. Adam kış uykusuna yatmış gibi kıpırdamadı bile. Genç kadın çaresizlikle oflayarak yatağa yaklaştı. Dizini yatağa koyarak adama yaklaştırdı bedenini. Koluna dokunarak hafifçe sarstı. Yine uyanmayınca sinirle ofladı.
“Uyansana be adam. Kış uykusuna mı yattın?” daha sert sarsmaya başladı.
“Kocalar böyle uyandırılmaz Azra hanım” uyku mahmuru sesini duyunca irkildi kadın. Damağını çekerek adamın omuzuna vurdu.
“Korkuttun beni. Kaç kere seslendim uyanmadın. Uyanmayınca da sarsmak zorunda kaldım. Ne yapayım?”
Rahşan dirseklerine abanarak oturur pozisyona geçti. Ayağını kavrayarak yataktan sarkıttı. Sağlam ayağını da onun yanına getirince kalkmak için hamle yaptı. Azra hemen ayağa kalkarak ona yardım etmek istedi. Elini uzatarak tutmasını bekledi. Yardımını kabul edip etmeyeceğini bilmediği için nefesini tutmuş bekleyiş içerisine girmişti. Rahşan önce ona sonra kendisine doğru uzatılan ele baktı. Birkaç saniye düşünür gibi yapınca elini tutmayacağını anlamıştı Azra. Ona kırılmamıştı ama üzülmüştü. Çünkü bir sene önce o da kendisine böyle elini uzatmış tutmasını beklemişti ama kadın hırsla o eli itmiş üstüne üstlük gönlünü de kırmıştı. Şimdi o eli tutmamaya hakkı vardı. Farkında olmasa da yüzü düşen kadın elini geri çekmek isteyince ılık bir el tarafından çekilmişti. O an bu hamleyi beklemediği için boş bulunmuş adamın üzerine devrilmişti. Rahşan hızlı refleks ile belini kavrayarak bedenini üzerinde sabitledi. Gözleri iri iri açılmış kadın kocasına baktı. Ellerini sert göğsüne koyarak uzaklaşmak istedi.
“Beni neden uyandırıyordun?” adam onun çabasını gözardı ederek sormuştu. Azra etrafını saran tatlı hisse direnemedi. Yine o tatlı kıpırtı sarmıştı midesini. Bedenini tatlı tatlı uyuşturan.
“Yemek yapmıştım.” dedi kısık sesle. Sesini bulması bile büyük bir işti. Adamın kaşları saç dibine kadar kalktı. Şaşırmıştı.
O ise şaşırdığına şaşırmadı.
“Benim için mi?”
“Hıhı. Senin için”
Bakışlarını kaçırdı. Utanmıştı. Adamın bedeninden yayılan sıcaklık aklına olmadık görüntüler düşürüyordu. Kocası o an dudağını ısırınca bakışları hemen oraya kaymıştı. Nefesi teklemiş kalbi hızlanmıştı. Üzerinden aylar geçmesine rağmen o dudakların tadı aklındaydı. Üstelik öpüşmeleri çok kısa sürmüştü. Ne zaman hafızasına kazınmıştı o tat? Hiç bir fikri yoktu.
Rahşan dudaklarına alev alev yanan menekşeleri ile bakan kadının hafif hafif eğildiğini fark ettiğinde kucağında karısı ile birlikte doğruldu. Dudaklarından uzaklaştığında kadının yüzündeki hayal kırıklığı tanıdık gelmişti. Kalbi kasılmış, vicdanı sızlamıştı.
“Haydi yemek yiyelim” dediğinde Azra hemen toparlanarak kucağından kalktı. Elini uzatarak onun da kalkmasına yardım etti. Rahşan banyoya giderken Azra yemekleri ısıtmaya koyuldu. Biraz sonra içeri giren kocasına baktı tabakları masadan alırken. Uzun boyu, zarif bedenini saran sert kasları ve en çok hoşuna giden kahverengi saçları fazlasıyla dikkat çekiciydi.
Hayır, hayır dikkat çekici değil tamamıyla dikkat dağıtıcıydı.
Adam iri yarı değildi ama kaslıydı. Fiziki güç gerektiren işi ve haftada iki üç kere spor salonu ziyaretleri adamın bedeni formda tutuyordu. Genç kadın zaten Hulk gibi adamları değil Pedro Soltz gibi normal kilodaki kaslı erkekleri beğeniyordu.
Rahşan sandaylesini çekip otururken Azra kendine gelerek yemekleri tabaklara servis etmeye başladı. Yemeklerini sessizce yedikten sonra salona geçen adam çalan telefonunu cevaplarken genç kadın masayı siliyordu. Yemekten sonra Rahşan kendisine masayı toplamasına yardım etmişti. Dünden beri adamın hareketlerini dikkatle inceler olmuştu. Bir işi yaparken o kadar zarifti ki insan ondan gözlerini alamıyordu.
Mutfak temizlendikten sonra salona geçtiğinde kocasının hala telefonla konuştuğunu gördü. Tamirle ilgili konu olduğu için pek dikkat etmedi. Televizyonu açarak kanalları dolaşmaya başladı. Kocası yanına geçtiğinde midesindeki o his geri dönmüştü. Yüzüne yayılan gülümsemeyi gizlemek için kafasını yana çevirdi. Kadının hislerinden habersiz adam ağrıyan bacağını sehpaya koydu. Kafasını çevirip karısına baktı sonra. Gülümsüyordu. Bakışlarını ondan çekip televizyona baktı. Reklamlara mı gülüyordu bu kadın? Anlamamıştı.
“Ne izliyorsun?” diye sordu onun git gelli hallerine kafa yormayı keserek. Azra onun sesini duyunca irkilmişti. Ona dönmeden önce derin nefes alarak elindeki kumandayı sıktı. Adamın odaya yaydığı enerji içini titretiyordu kadının. Aralarında sadece küçük bir çocuğun sığacağı kadar mesafe vardı ve bu yakınlık kadının aklını karıştırıyordu.
“Hiç. Bir şey bulamadım.”
Rahşan kafasını sallayarak elini ona uzattı. Kendine uzatılan ele şaşkınlıkla bakan kadının haline kaşlarını kaldıran adam hafif uzanarak elindeki kumandayı aldı. Yabancı film kanallarını dolaşmaya başladı. Orada bir şey bulamayınca TV`den internete bağlandı. Kendisini dikkatle ve bakışlarındaki anlamadığı duygularla izleyen kadına baktı.
“Film izleyelim mi?” diye sordu. Azra kendine gelerek omuz silkti.
“Fark etmez” dedi alelade sesle. İçinde fırtına kopuyordu ama dışında yaprak kıpırdamıyordu. Oysa onunla film izleyeceği için oldukça heyecanlanmıştı. İlk kez birlikte bir paylaşım yapacaklardı. Cevabı duyan kocası kafasını sallayarak film ismini girdi televizyonda. Azra bakışlarını yakışıklı kocasından ayrılıp ekrana baktığında gülümsedi.
“The Expendables?” kaşlarını kaldırarak adama baktı. Bu sefer omuz silkme sırası Rahşan`daydı. Kumandayı ekranda oynamaya başlayan filme doğrulttu. Zamanlaması tam yerindeydi. Çünkü ekranda istediği oyuncu çıkmıştı.
“Jason Statham hayranı olduğunu biliyorum Azra”
“Nereden biliyorsun?” söylememişti ki. Bir iki saniye içinde hızlıca hatıralarını karıştırıp kocası ile doğru dürüst sohbet ettiği bir an aradı ama bulamadı. Eline geçen koca bir hiçlik avucunu yakmıştı.
“Verdiğin tepkilerden biliyorum.” dudağının sağ kenarı yukarı doğru kıvrıldı. Kadının anında kalbi sıkıştı.“Jason`ı gördüğünde önce yüzüne el feneri tutulmuş küçük tavşan gibi kalakalıyorsun sonra hayranlıkla iç geçiriyorsun” dediğinde daha fazla dinlemek istemedi.
“Ben seni tanımıyorum” diye mırıldandı. Bakışlarını adamdan çekerek televizyon ekranına baktı.
“Görmediğin insanı tanıyamazsın Azra” der demez kafasını tekrar kocasına çevirdi. Kendisine bakmıyordu. Etrafa bir şey arar gibi bakınıyordu. Şimdilik bu konu kapansa iyiydi. Çünkü verecek bir cevabı yoktu. Onu gerçekten de tanımıyordu.
“Ne arıyorsun?” diye sordu dayanamayıp.
“İlaçlarımı”
“Getireyim”
Ayağa kalkarak ilaçları koyduğu şifonyerin çekmecesini çekti. İlaçların olduğu poşeti alarak kocasına yaklaştı. Poşeti açarak morluklar için olan merhemi aldı. Kocasının yanına geçerek tüpün kapağını açtı.
“Azra?”
“Efendim”
“Ne yapıyorsun?” adam bariz bir şaşkınlıkla bir ona bir elindeki merheme bakıyordu. Omuz silkip sanki bunu her zaman yapıyormuş gibi adama bacağını işaret etti çenesiyle.
“Merhemi ben süreceğim. Bacağını aç”
“Gerek yok. Ben kendim sürerim” merheme uzanacağı sırada kadın geri çekti elini. Derin nefes aldı adam.
“Biliyorum bu merhemi yarana met-” kelimeyi tamamlamadan yarıda kesti. Çünkü kocası kendine fazlasıyla delici bir bakış atmıştı. “o kadının sürmesini isterdin ama şu an yanında bir tek ben varım Rahşan”
Gülmek için titreyen dudaklarını birbirine bastırdı adam. Mutlu gülüş değildi bu. Uzun zamandır oynamadığı oyuncağının başka çocuğa gideceği için telaşlanan küçük kız gibi davranan kadın için üzülmüştü. Beş senedir tuttuğu yas kalbini o kadar köreltmişti ki, yanındaki adamın hala kendisine deli gibi aşık olduğunu fark edemiyordu.
Fakat aşk her şeyin çözümü değildi. Kırılan kalbini tamir edemiyordu mesela o aşk. Yine de aşık ve kırgın kalbi dayanamayarak kadına istediğini yapmasına izin verdi.
“Hazır mısın?” diye sordu muzip sesle. Sorusunu anlamayan kadın kaşlarını çattı. Ne demekti bu şimdi? Neye hazır olacaktı ki? Şaka yapıyordu kesin. O daha çok yaptıklarını yüzüne vurmayıp hala onun istediklerini yapan adama şaşırmıştı. Kalbindeki iyilik ve o kalbin güzelliği kadının yüzüne tokat gibi çarpmıştı.
Ama kabul etmese de bu hoşuna gitmişti.
“Hazırım” dedi kararlı sesle. Rahşan bunu sen istedin bakışı ile ayağını sehpadan indirdi ve ayağa kalktı. İki baş parmağını eşofmanın lastiğine geçirip aşağı çekeceği sırada kadından gelen ciyaklama ile durdu.
“Ne yapıyorsun?”
Karısına baktığında kafasını çevirmiş başka yöne bakıyordu. Gülümsedi.
“Morluk yukarıdan başlıyor Azra. Yapamayacaksan ver ben süreyim” gözleri kapalı bir halde adama döndü.
“Hayır. Ben yapacağım.”
Gülümsemesi genişledi. Gözleri açık olsaydı adamın yanaklarında açılan çukurları görebilirdi. Ne büyük kayıptı.
“Gözlerin kapalıyken mi? Yapabileceğini hiç sanmıyorum. Ver o merhemi bana”
İnat etmişti bir kere. O merhemi kendi sürecekti. Hem neden utanıyordu ki? Rahşan onun kocasıydı. Bir sene önce daha mahrem yerlerini görmüştü. Görmekle kalmamış hissettmişti. Baldırını bacağını görse ne olacaktı. Bir anda o geceyi hatırlayınca suratına yumruk yemiş gibi oldu. Hissettiği acının geçmesini beklerken gözlerini açtı. Gözlerinin önündeki bacakta çok kötü bir morluk vardı. Dudaklarını bir birine bastırarak merhemi eline sıktı. Biraz yukarıdaki baksıra bakmamaya çalıştı.
“Otur” diye emir verdi adama. Rahşan eşofmanı dizine kadar indirerek oturdu. Azra morluklara merhem sürerken yüzünü buruşturmuştu. Adam tepkilerini izlerken kadını fazlasıyla şirin bulmuştu. Dikkatle morluğa bakması, arada yüzüne gelen saç telini üflemesi, canı acır diye dudaklarını ısırıp kendisine kaçamak bakış atması seyirlik bir manzaraydı doğrusu.
Azra kocasının kaslı bacağına dokunurken içinde ateşlenmeye hazırlanan kıvılcımla başa çıkmaya çalıştı. Kafasını kaldırıp ona baktığında adamın gözlerini kapatıp geri yattığını gördü. Hiç mi etkilenmemişti dokunuşlarından. Nedensizce üzülmüştü. Fakat bilmediği bir şey vardı. Rahşan ondan fazlasıyle etkilendiği, aklını başka yöne vermek için düşüncelerinin yönünü değiştirmeye çalıştığıydı.
Merhem sürme işi bitince doktorun yazdığı kas gevşetici ilacı suyla beraber verdi kocasına. İlaç da içildikten sonra filme geri döndüler. Film başlayalı yarım saat olmadan kafasını kocasına bakmak için çeviren kadın onun uyuduğunu gördü. Oturdukları koltuk geniş ve rahattı. Yan yana iki kişiyi bile alırdı. Merhem sürdükten sonra onun koltuğa rahat yatması için diğer tekli koltuğa geçmişti. Rahşan film izlerken sırtını koltuk yastığına yaslamış rahat etmişti. Fakat içtiği kas gevşeticinin etkisi ile film bitmeden uyuya kalmıştı. Azra ayağa kalkarak adamın yanında oturdu. Uyurken fazla sakin ve tatlı görünen adamı izlemeye başladı. Elini kaldırarak alnına düşmüş saçlarını kenara çekti. Yüzünün kusursuz yapısı ve uzun kirpikleri vardı. Kirpikleri bir kadını kıskandıracak kadar uzun ve sıktı. Gözleri kapalı olduğu için kirpiklerinin gölgesi göz altlarına düşmüştü. İç çekerek parmaklarının dış yüzeyi ile yanağını okşadı. Rahşan kıpırdanarak kafasını yana çevirdi.
“İnsan elindekinin kıymetini kaybedince anlıyor diyorlar. Ben sahiden seni kaybettim mi Rahşan?” diye fısıldadı uyuyan adama. Üzgün bakışlarını adamın yakışıklı yüzünde dolaştırdı. Onu kaybettiğini biliyordu. Göğsünün ortasında kaynayan acı kendisini seven adamı kaybettiniğini bağırıyordu acımasızca. “Çok pişmanım.” dilinden dökülen kelimeler kaskatı kesilmesine neden olmuştu. Ağzından çıkana kadar pişman olduğunu bile bilmiyordu. Göğsünden vurulmuş gibi irkilince elini adamın göğsüne koydu. Rahşan refleks olarak elini kadının elinin üstüne koyunca ılık teni boğazındaki düğümü çözmüştü. Uzun zamandır yorgun düşmüş zihni onu uykunun kollarına itti sertçe. Bedenini adamın yanına iliştirdi yavaşça. Kafasını omuzuna koydu usulca. Gözlerini kapatıp rahatlayacağı sırada adam dönerek kolunu omuzuna doladı ve onu göğsüne çekti. Genç kadın gülümsereyek yanağını adamın kalbinin üzerine koydu. Usul usul aldığı nefesi dinlerken kalp atışları ninni gibi kadını uykuya teslim ediyordu.
Bir zamanlar tek çizik bile bulunmayan, şimdi yara bere içinde olan kalp…
Kendi eseri…
Gece odaya hakim olduğunda gözlerini açtı genç adam. Önce nerede olduğunu kavramasa da öğlen karısı ile film izlediklerini hatırladı. Sonra kadının nerede olduğunu merak ederek etrafa bakmak isterken göğsünde hissettiği tatlı ağırlık dikkatini çekti. Çilek kokusu burnuna dolunca iç geçirdi. Kadın hep çilek kokulu vücut losyonu kullanıyordu. Yanağına dokunan saçlarından yayılan aynı kokuyu duyumsamak için hafif eğildi ve kokladı. Her ne kadar ondan uzak durmak istese de olmuyordu. Kalbi bozuk pilak gibi hep aynı kadına götürüyordu adamı. Ne çok hayalini kurmuştu şimdi oldukları durumun.
Azra onu hissetmiş gibi kıpırdanıp yanağını göğsüne sürterek beline sıkıca sarıldı. Oldukları durum adamı güldürürken mesaj sesi öten telefon dikkatini çekmişti. Yan tarafına koyduğu telefonu kolaylıkla alarak ekran kilidini açtı. Gelen mesaja tıklayarak açtı.
Rahşan bey rahatsız ettiğim için özür dilerim. Rana hanım az önce beni aradı. Biliyorsunuz ben bir süredir Bursa`dayım. Kerem bey de evde değil şu an. Yusuf huysuzlandı ve ağlıyor. Rana hanım sakinleştiremiyor onu. İşiniz yoksa ve bu mesajı görürseniz oraya gider misiniz? Paşam sizi görürse belki susar.
Pelin`in mesajı ile yavaşça kadını göğsünden uzaklaştırarak yastığa koydu. Zorlukla da olsa kalkarak odasına gitti ve polar bir battaniye bularak karısının üzerine örttü. Yanağına yapışan saçlarını çekerek saçlarını okşadı kendini tutamayarak. Sonra yaptığı şeyden pişman bir halde kalkarak salondan çıktı. Pişman olmuştu çünkü kalbinin bu temasla bile olmadık hayallere kapılacağını biliyordu.
Olamazdı. Olmamalıydı.
Telefonunu ve arabasının anahtarını alarak evden çıktı. Doğrudan Kerem`in evine sürdü. Yolda Kerem`in yardımcısı Güliz`i arayarak birazdan orada olacağını söyleyip, Yusuf`un durumunu sordu. Rana annesiydi fakat oğlunu hiç tanımıyordu. Kafasını yanlara salladı sinirle. Tüm evlilikleri boyunca kadının zamanı alış veriş merkezlerinde, güzellik ve Spa salonlarında geçiyordu. Pelin bile Yusuf`u daha iyi tanıyordu.
Genç kadın hissettiği boşluk yüzünden sıkıntıyla açtı gözlerini. Koltukta yalnızdı. Hava kararmıştı. Yattığı yerde doğrularak etrafa bakındı. Ayağa kalkarak evi dolaşmaya gerek yoktu. Havada hissettiği soğukluk evde yalnız olduğunu fısıldıyordu kulağına. Polar battaniyeyi bedenine sardı. Etrafa bakınarak dolan gözlerinden yaşların süzülmemesi için dudağını ısırdı.
Gitmişti. Yalnız bırakmıştı onu. Yine o kadına mı gitmişti? Birlikte uyudukları, ilk kez yakınlaşdıkları gecenin ardından sessizce çekip gitmişti.
“Ama bunu hak ettin sen Azra” diye söylenirken uyuduğu yastığı yere fırlattı. Kafasını uyuduğu koltuk başından tam çevirecekken köşeye sıkışmış kağıdı fark etti. Elleri heyecandan titrerken eğilerek kağıdı aldı. Katlanmış kağıdı açaraken kalbi hızla çarpıyordu.
Yusuf huysuzlanmış.
Kerem abi evde yok.
Oraya gidiyorum.
Okuduğu o üç cümle, sekiz kelime kadının gergin bedenini rahatlatmıştı. O kadına gitmemişti. Tuttuğu nefesi bıraktı. Sonra aklına gelen şeyle koltuktan fırladı. Odasına giderek üstünü değişti. Saçlarını tarayarak topladı. Telefonunu ve arabasının anahtarını aldı. Heyecanla dış kapıyı açarken Kerem`in adresini bilmediği gerçeği buzlu su gibi kafasından aşağı dökülmüştü. Olduğu yerde kala kalırken düşünmeye başladı. Sonra aklına gelen ilk isimi aramaya karar verince telefonun ekran kilidini açtı. İstediği numarayı kaydırarak kulağına götürdü.
“İyi akşamlar Mehlika teyze, bu saatte rahatsız ediyorum sizi. Kerem`in adresini soracaktım ben. Tamam. Buraya yakınmış. Teşekkür ederim Mehlika teyze. Mahir amcaya selamlar.”
Telefonu kapatarak evden çıktı. Arabasına binip evin adresini navigasyon cihazına girdi. Yarım saat kadar sonra Kerem Altay`ın evinin önündeydi. Arabadan inip kapıları kilitledikten sonra bahçe kapısını geçerek evin önüne geldi. Dış kapıyı çalarak açılmasını bekledi. Kapıyı açan yardımcı kendisini tanımadığı için merakla bakmıştı.
“İyi akşamlar efendim. Buyurun?”
“İyi akşamlar ben Azra, Rahşan`ın eşiyim” der demez kadının yüzü gülmüştü. Hemen kapıdan yana çekilerek ona geçmesi için alan yaratmıştı.
“Hoş geldiniz Azra hanım. İçeriye buyurun lütfen”
“Hoş bulduk.”
Genç kadın gülümseyerek içeri geçti. Uzun holden geçerek içeriden sesler gelen salona girdi. Yardımcı kadın kapıyı açarak onu içeri davet etmişti. Kapıdan girer girmez etrafını saran iç gıdıklayıcı o muhteşem enerji kadını gülümsetmişti. O enerjinin kaynağı az ileride küçük bir çocukla oynuyordu. Derken kendisini ilk fark eden küçük, esmer, fazlasıyla yakışıklı ve tatlı bir çocuk olmuştu.
“Raşaan amca bak güzel bir kız geldi bize” diyerek kendisini gösterdi minik yemelik işaret parmağıyla. Rahşan kafasını kaldırıp ona bakınca şaşırdığını bariz bir şekilde görmüştü. Yusuf onun kucağından inerek Azra`ya doğru koşmaya başladı. Önüne geldiğinde eliyle işaret edip kadının ona doğru eğilmesini sağladı. Kendisine doğru eğilen kadını görünce fırsatı kaçırmayan Yusuf onun yanağını öptü. Azra gülerek Yusuf`u kucakladı ve ayağa kalktı. Küçük Yusuf ona hayranlıkla bakıyordu. O kadar tatlıydı ki kadının içine sokası geldi onu.
“Merhaba küçük bey. Ben Azra. Siz kimsiniz?” diye sordu tatlı sesle. Yusuf`un yanakları anında kızarmıştı.
“Ben Yusuf” deyivermişti hemen. Genç kadın çocuğun saçlarını okşadı sevgiyle.
“Peki Yusuf bey. İzniniz olursa sizi öpebilir miyim?”
Yusuf hemen atılmıştı.
“Tabi ki. Sonra ben de öpcem ama”
Azra kıkırdayarak tatlı yanakların tadına baktı. Sonra Yusuf öptü onu yanaklarından. Bir tur daha karşılıklı yanaklardan öpüldükten sonra tam bir birilerine sarılacakken Yusuf elinden alınmıştı kadının. Boş kollarına şaşkınlıkla bakıp kafasını kaldırdı. Yusuf amcasının kollarında debeleniyordu kendisine gelmek için.
“Yaa Raşaan amca bıraksana aşkıma gideceğim ben.” Rahşan gayet ciddi tavırla alnını Yusuf`un alnına yaslayarak gözlerinin içine baktı.
“Karımdan uzak dur küçük” dediğinde kadının kalbi hızlanmış, midesine o tatlı his çöreklenmiş, boğazı gıdıklanmıştı. Ne de güzel söylemişti.
Karım...
Onun karısı olmak...
Ruhu mutlulukla iç çekmişti.
Yusuf geri çekildi. Şaşkınlıkla bir ona bir de genç kadına baktı.
“Azra sen Raşaan amcamın gelini misin?” diye sordu hayal kırıklığı ile. Azra bir iki adımda yanlarına vardı. Küçük çocuğun yanaklarını okşadı sevgiyle. Bugün sanki kabustan uyanmıştı ve yakınındaki güzellikleri yeni yeni fark ediyordu. Mesela Yusuf başlı başına cennetti. Ama o şimdi tanışıyordu kendisiyle. Yusuf bu yakınlığı fırsat bilerek kollarını kadının boynuna doladı.
“Azra aşkım, amcamla boşansana”
“Neden boşanayım amcandan?”
Rahşan tek kaşını kaldırırken, Yusuf omuz silkti.
“Benimle evlenmek için.”
Azra kahkaha atarak çocuğu kocasından aldı ve sıkıca sarılarak yüzünü gözünü öpücüklere boğdu. Yusuf ise halinden gayet memnun şekilde çığlık atarak gülüyordu.
Ortam neşeye boğulurken orada tek keyifsiz kişi Rahşan`dı. Bu durum kadını o kadar mutlu etmişti ki, ayrı bir neşelenmişti.
Günümüz....
Azra geçirdiği huzursuz gecenin ardından bir karış suratla kalktı yataktan.
Kırgındı. En önemlisiyse kızgındı. Kızgın olduğu kişi kocası değil kendisiydi. Çünkü tam bir aptal gibi davranarak güzel seven adamı kendisinden uzaklaştırmıştı. Saçlarını sinirle karıştırarak banyoya girdi. İhtiyaçlarını giderip elini yüzünü yıkadıktan sonra banyodan çıktı. Üzerini değişip mutfağa girdi. Saate baktığında daha dokuz olduğunu gördü. Bakışlarını camdan dışarı çevirerek iç çekti.
“Umarım benim koynumdan çıkıp o kadının koynuna girecek kadar düşmedin Rahşan” dediğinde sesi titriyordu. Dün gecenin anıları zihnine dolduğunda ellerini adamın dudaklarının bolca oyalandığı boynuna götürdü. Onu sevişi, dokunuşu aklına geldikçe tırnaklarını boynuna geçirdi hafifçe. Hamile kalıp kalmayacağını bilmiyordu. Ama içten içe bir kere daha denemelerini istemiyor değildi. Hamile kalmazsa kalana dek sevişecekleri demekti ki, bu o kadar da kötü değildi artık kadın için.
Üç ay önce Yusuf ile tanıştıklarında Rahşan`dan çok iyi bir baba olacağını anlamıştı. O gün o kadar güzeldi ki. Hatırlayınca gülümsedi. Karım deyişi, onu kıskanması hepsi çok güzeldi. Tabii Rahşan onu kıskandığını kabul etmemişti ama genç kadın biliyordu. Yani artık biliyordu. Çünkü Rahşan her telefona baktığında, evden olur olmaz zamanda çıktığında damarlarında hissettiği yakıcı şeyin kıskançlık olduğunu kabul etmişti. Geçen üç ay diğer aylardan biraz iyiydi. Karı koca artık sohbet ediyor, evde bulunduklarında birlikte yemek yiyorlardı. Evdeki iki yabancı artık iki ev arkadaşıydı.
Düşüncelerinden arınarak kendisine kahvaltı hazırlamaya başladı. Pek iştahı yoktu ama işe gideceği için enerjiye ihtiyacı vardı. Bugün bir hayli yoğun olacaktı. Yapacağı üç önemli toplantısı ve gezeceği iki tane fabrika vardı.
Harika.
Aklını meşgul etmek için fazlasıyla işi bulunuyordu. Kahvaltısını yaptıktan sonra bulaşıkları makineye dizdi. Çalıştırarak mutfaktan çıktı. Odasına giyinmek için geçeceği sırada kapının açıldığını duydu. Omuzunun üstünden oraya baktığında kapıyı kapatıp içeri giren kocasını gördü. Onu görmezden gelerek odasına girebilirdi eğer ki suratının halini fark etmeseydi. Acı çekiyormuş gibiydi. Ayakları ondan bağımsız hareket ederek bedenini portmantonun önüne götürdü. Kendisini fark eden kocası anahtarı askıya astı. Karısına attığı ani bakışın ardından yanından geçmek için hareketlendi. Fakat kolunda hissettiği sıcaklık durmasını sağlamıştı. Bakışları önce kolundaki ele sonra elin sahibine kaydı.
“Kötü bir şey mi oldu?” diye sordu yüzünü tararken kadın. Kafasını sallayarak kolunu karısından kurtardı.
“Bir şeyim yok Azra. Sadece yorgunum.”
Tamam der gibi kafasını salladı kadın. Ellerini kavuşturarak ona dokunmaktan kaçındı. Adama dokunmak için deli gibi istek yayılmıştı içine. Dumanlı istek mantığını işgal etmeden ellerini kontrol etmeliydi.
“Uyu o zaman. Fazlasıyla bitkin gözüküyorsun çünkü”
“Çok önemli toplantım var Azra. Yoksa uğramazdım” sesi acı çekiyormuş gibi çıkmıştı. “Duş alıp, üzerimi değişip çıkacağım” dedi ve odasına gitti. Arkasından bakakalan kadın öfkenin bedenine yayıldığını hissetti. Sabah aklına gelen şey başına gelmişti. Onun koynundan çıkıp o kadının koynuna girmişti. Öfkeli bir nefes koyverdi.
“Artık seninle konuşmanın ve haddini bildirmenin zamanı geldi Sevgi hanım” diyerek odasına girdi. Bir ara onunla konuşmaya zaman ayıracak kocasından uzak durmasını isteyecekti.
Hayır istemeyecekti. Ona emredecekti!
Rahşan odasına girerek kapıyı kapattı. Sırtını kapıya yaslayarak gözlerini yumdu. Dün lanet olasıca gece fazlasıyla yorucuydu. Sevgi`nin acı dolu inlemelerini, Mira`nın ağlamasını dinlemek kalbini parçalara ayırmıştı tüm gece. Çok önemli toplantısı olduğunu bilen Sevgi`nin ısrarları ile hastaneden eve gelmişti sabah. Sabaha karşı ağrı kesicilerin etkisi ile uyuyan Sevgi`yi kızı ile bırakmak içine sinmemişti ama gitmek zorundaydı. Doktorların surat ifadesini hatırlayınca o anda hissettiği gerilim geri dönmüştü. Kadını tetkik ederken resmen kararmış ve üzgün ifadesi vardı her iki doktorun. Acilen biyopsi, ultrason muayenesi ve testler isteyince çok ciddi şeylerin olduğunu anlamıştı.
Karı koca hazırlanıp evden çıkarken birlikte asansöre bindiler. Hiç konuşmadan aşağı indiklerinde apartmandan çıkarak başka yönlere yürüyüp arabalarına bindiler. Kendisini bekleyen şoföre şirkete gitmeden önce gitmek istediği diğer adresi söyledi. Arkasına yaslanarak yakışıklı kocasının arabayı ustalıkla otoparktan çıkarışını izledi. Yorgun ve bitkin olması bile yakışıklılığına etki etmemişti. Hala yürek hoplatacak kadar yakışıklıydı ve bu kadının sinirine dokunuyordu. Elindeki telefonu sıkarak yola baktı. Bir süre önce o adam kendisini seviyordu ama şimdi başka kadına aitti. Kendisini yalnız bırakıp gidecek kadar seviyordu onu. Kafasını sallayarak onları aklından çıkarmayı denedi. Fakat istediği yere gelene kadar aklında dönen görüntülerle delirmek üzereydi. Neyse ki şoför geldiklerini söylemiş arabasının kapısını açmak için dışarı çıkmıştı. Kapısı açılırken çantasındaki şalı alarak başına örttü. Ezbere bildiği patikalarda yürürken istediği kişinin önünde durdu. Eğilerek şoförün getirdiği suyu mezarda açan çiçekleri suladı. Mezarın kenarına oturarak ellerine baktı.
“Merhaba Oğuz” dedi sevgilim kelimesi ağzından çıkmamıştı. O kelimeyi beyaz taşın üstünde ismi yazan adama uzun zamandır söylemediğini fark etmişti. Bazı şeyler değişiyordu hayatında. “Biliyorum uzun zamandır sana uğramıyordum. Hem işlerim çoktu hem” derin nefes aldı. “bazı şeyleri düşünmem gerekiyordu. İlk önce seni azat ettiğimi söylemek istiyorum. Artık özgürsün canım. Sen öldüğünde kendimi kaybetmiştim. Uzun zaman benliğim benden uzak kalmıştı. Etrafıma öyle kalın koza örmüştüm ki kimse bana ulaşamıyordu. Gözüm senin kaybınla öyle dönmüştü ki, beni seven çok kişiyi üzmüştüm. Özellikle beni deli gibi seven bir adamı.” gözlerine dolan yaşları kafasını yukarı kaldırarak engellemeye çalıştı. “Ona o kadar kötü davrandım ki, sonunda başardım Oğuz. Benden uzaklaştı. Sevgisi bitti. Beni kutalayabilirsin” istihza ile güldü. Oğuz şu an konuşabilseydi, ona aferin Azra aferin güzelim derdi sinirle. “Pişmanım Oğuz. Onun bana olan büyük aşkını kaybettikten sonra anladım kıymetini. Aslında onun tarafından sevilmenin nasıl güzel, akılalmaz, olağanüstü bir şey olduğunu. Ama onu geri kazanacağım Oğuz. İnan bana kazanacağım. Bunun için o kadınla savaşmak zorunda kalsam bile yapacağım” sesindeki kararlılık kendini iyi hissettirmişti. Rahşan Altay`ı geri alacaktı. Kalbini kazanacak kendini ona affettirecekti. Ve sonra birlikte çok mutlu olacaklardı.
Oğuz`a veda ettikten sonra şirkete gelmiş nefes almadan toplatılara girmiş kendini fazlasıyla meşgul etmişti.
Üç hafta sonra...
“Azra? Çıksana kızım. Meraktan ortadan ikiye ayrılacağım şurada.” dedi Yasemin sabırsızca. Banyo kapısına neredeyse yapışmıştı. Alnını hafif hafif kapıya vuruyordu. Neredeyse kapıyla bütünleşecekti. Derken kapı aniden açılınca genç kadın savrularak kapıyı açan kuzeninin kollarına yapıştı. Yapışmasaydı yere kapaklanacaktı. Azra kuzenine sarılarak onu düşmekten kurtardı. Yasemin hemen doğrularak sabırsızca baktı kuzeninin yüzüne. “Eee?” diye sorunca Azra yüzüne üzgün bakış attı. Yasemin`in omuzları düşerken ofladı. Sonra hemen kendine gelerek kuzenini teselli edecek kelimeleri söylemek için ağzını açtı. Fakat Azra ondan önce davranmıştı.
“Hamileyim.” diye fısıldayarak gülümsemişti. Yasemin afallayarak baktı ona. Sonra kendine gelerek kuzenine sıkıca sarıldı.
“Allah`ım teyze oluyorum” diye çığlık atınca genç kadın yüzünü buruşturdu. Kulak zarları delinmişti az kalsın. Birlikte oldukları gecenin üzerinden üç hafta geçmişti ve son günlerde aşırı yorgun oluyor, bazı yiyecekleri görünce kendini lavaboya zor yetiştiriyordu. Ve bunun gibi birkaç belirtiyi fark eden Yasemin aczaneye giderek bir sürü test almış kuzenini banyoya sokmuştu.
“Yavaş Tombiş.”diye uyarsa da kim takardı onu. Yasemin onu döndürerek sıkıca sarıldı tekrar. Kollarında debelenmeye başlayınca Yasemin onu daha da sıktı.
“Rahat dur kızım. Seviniyoruz şurada.”
Azra gülümseyerek kuzeninin kollarından kurtuldu. Mutlu olmak istemiyordu. Mutlu olursa tüm kalkanlarını indirecekti ve küçük bir acıda yerle bir olacaktı. Eli istemsizce karnına gitti. Ne düşüneceğini bilemez şekilde banyonun önünde dikilirken Yasemin bir şeyler söylüyordu. Sonunda kendine gelip ona kulak verdiğinde gülmüştü. Yasemin tam bir neşe kaynağıydı.
“Valla enişteye helal olsun”
“Neden?”
“Hedefi tek atışta tutturdu çünkü. Ben bir sene uğraşırsınız sanmıştım. Açıkçası bunu istemiştim. Çünkü bir birinize daha yakın olacaktınız ve bu aranızda bir şeyleri yeniden ateşleyecekti” imalı lafları kadının gözlerini devirmesine neden olmuştu.
“Unuttuysan hatırlatayım Tombişim. Rahşan Sevgi`yi seviyor” kelimeler dilini sıcak süt gibi yakarken irkilmemek için kendini zor tutmuştu. Yasemin elini havada salladı.
“Rahşan ve Sevgi diye bir şey yok Azra”
Rabbim yine başlıyordu. Aylardır Yasemin ne kadar aksini iddia etse de Azra buna inanmıyordu. Rahşan ve Sevgi sevgiliydi vesselam. Aksine onu kimse inandıramazdı.
Biraz daha mutluluklarını paylaştıktan sonra Yasemin tanıdığı bir jinekoloğu aradı. Öğlene randevu aldı. Daha sonra sıkıca sarılma işine geri dönerek genç kadını bunaltmaya devam etti.
Genç kadın Yasemin`den `kurtulduktan` sonra şirkete geldi. Öğlen Yasemin`in randevu aldığı jinekoloğa giderek kan tahlili yaptırdı. Tahlil pozitif çıkınca artık resmen hamileydi. Jinekolog Ayten hanım ultrason resmini ona verdiğinde heyecandan titremişti. Bebeğinin ilk resmiydi bu.
Odasına girip koltuğuna geçerken bakışları yüksek topuklu stilettolarına takıldı. En kısa zamanda giyim tarzını değişmeli rahat şeyler giymeliydi. Aklına rahminde taşıdığı can gelince eli onu hissetmek ister gibi karnına gitti.
Fakat dokunamadan çalan telefonu elini yarı yolda bırakmıştı. Karnına dokunmaktan vazgeçip çantasından telefonunu aldı. Ekrana baktığında beklediği telefonun geldiğini anlamıştı.
Derin nefes alarak gelen çağrıyı cevapladı.
“Merhaba Yiğit. Teşekkür ederim. Tamam bekliyorum” diyerek biraz daha konuştu arkadaşıyla. Telefonu kapattıktan sonra gelen mesajı açtı ve numaraya baktı. Numaraya dokunarak aradı. Birkaç çalıştan sonra telefona nihayet cevap verilmişti.
“Efendim” dedi zayıf bir ses. Kaşlarını çattı genç kadın. Yiğit doğru numarayı mı vermişti. Aylar önce telefonda kendisi ile konuşan ses böyle değildi. O ses daha canlıydı.
“Merhaba ben Azra Altay”
“Azra hanım?” karşı taraftaki kişiyi fazlasıyla şaşırtmıştı.
“Benim. Sevgi hanım sizinle görüşmek istiyorum. Öğlen müsait misiniz?” diye sordu nazikçe. Sevgi`nin cevap vermesi biraz uzun sürmüştü. Öyle ki telefonu kulağından çekerek aramanın devam edip etmediğini kontrol etmek zorunda kalmıştı. Nihayet kadının sesi duyulduğunda rahatlamıştı.
“Tabii ki müsaitim. Nereye geleyim?”
“Buluşacağımız kafenin adresini size mesaj atarım”
“Tamam. Bekliyor olacağım”
“Sevgi hanım?”
“Efendim”
“Sizinle neden buluşmak istediğimi sormadınız.”
“Bizim konuşacağımız tek konu var Azra hanım.”
Rahşan Altay...
“Anladım. Birkaç saat sonra görüşürüz o zaman.”
Telefonu kapatıp camdan dışarıyı izledi görmeyen gözlerle. Sevgi`de hiç metres tipi yoktu. Gerçi metreslerin özel bir dış görünüşü yoktu ve o bir kadına bakınca metres olduğunu anlayamazdı. Kafasını sallayarak düşüncelerinden uzaklaştı. Daha fazla düşünmek retinalarını yakabilirdi ve o akıl sağlığını korumak için işlerine geri döndü.
Öğle vakti kafeye girdiğinde cam kenarında oturan kadını fark etti. Onu bir kere ve gece vakti görmüştü. Çok güzel kadındı Sevgi. Uzun kahverengi saçları aynı renk gözleri ve düzgün fiziği vardı. Fakat şu an kendisine el sallayan kadının o kadınla alakası yoktu. Teni bembeyazdı ve zayıflamıştı. Derin nefes alarak onun oturduğu masaya doğru yürüdü. Masaya yaklaştığında Sevgi kalkarak elini ona uzattı. Genç kadın hiç tereddüt etmeden elini sıktı onun. Sonra sandalyesini çekerek Sevgi`nin karşısına oturdu.
“Nasılsınız Azra hanım?” diye sordu Sevgi. Genç kadın onun yüzünü yakından görünce irkilmişti. Gözleri sararmış ve çukura düşmüştü. Hala güzeldi fakat o güzellik solmak üzereydi. Nesi olduğunu soracak kadar yakın olmadıkları için sorularını yutmak zorunda kalmıştı.
“İyiyim siz nasılsınız?” diye sorunca yorgun gülümseme belirdi Sevgi`nin yüzünde.
“İyiyim Azra hanım. Fazla zamanım yok bu arada. Gitmem gereken çok önemli görüşmem daha var.” kocamla mı buluşacaksın diye sormak geldi içinden bir anda. Kafasını sallayarak konuya girmeye karar verdi kadın. Bu onun işine gelirdi açıkcası.
“Kaç yaşındasın sen?” bir anda siz`li biz`li hitaptan sen`li hitaba geçmişti. Umursamadı.
“Otuz beş” kadının tereddütsüz cevabı ilginçti. Dersini çalışıp gelmiş öğrenciler gibi kendinden emindi kadın.
“Demek otuz beş. Rahşan kaç yaşında peki?” diye sorunca gülümsedi Sevgi. Azra öfkelendiğini hissediyordu artık. Bu ne rahatlıktı canım.
“Yirmi dokuz ve benden altı yaş küçük.”
“Kendine saygını bu kadar mı yitirdin sen?” masaya vurdu dikkat çekmemeye çalışarak. “Bir de öğretmen olacaksın. Evli bir adamın metresi olacak kadar mı gözün döndü? Öğrencilerinin yüzüne nasıl bakıyorsun Allah aşkına? Kesin seni” eliyle onu işaret etti. “örnek alıyorlar. İçini bilseler asla böyle bir şey yapmazlar.”
“Ben Rahşan`ın metresi değilim!” sinirlenmişti. İşte bu güzeldi.
“Neyin peki? Sevgilin mi? Aa dur koynuna girdiğin yatak arkadaşın mı yoksa? Eminim seni becerirken beni düşünüyor.” içi gitmişti bunu söylerken ama canını yakmak için şarttı bu. Yandığı kadar yakacaktı çünkü.
“Azra lütfen” acı çekiyormuş gibi bir hali vardı. Rengi solmuş, zor nefes almaya başlamıştı. Ar damarı hala sağlamdı demek. Çatlamamıştı. Bu iyiydi.
“Kızını da mı görmedi gözün? Onun diğer odada uyuduğunu bile bile nasıl yattın kocamla? Yoksa otel odası falan mı tutuyorsunuz o iş için?”
“Biz-” diyerek başlatacağı cümlenin kurulmasına izin vermedi genç kadın. Ateş saçan menekşelerini karşısındaki sebebini bilmediği bir çöküşün içinde olan kadının üzerinde dolaştırdı.
“Kocamı senden geri alacağım Sevgi. O benim ve her zaman da bana ait olacak!" dedi genç kadın kararlı sesle. Sevgi gülümseyerek elini kadının elinin üstüne koydu. Sanki az önce sinirlenen o değildi.
"Onu bana sen verdin Azra. Unuttun mu? Sana deli gibi aşıkken kendi ellerinle altın tepside sundun bana." sesinde iğne ucu kadar da olsun kinaye yoktu. Samimiydi. Ve en önemlisi de haklıydı. Rahşan Altay'ı kendi elleriyle başka bir kadına vermişti.
"Verdim şimdi de geri istiyorum!" dedi umursamaz olmaya çalışarak. Bu kadının karşısında ağlamayacaktı. Zaten hamilelik hormonları onu iyice ağlak kadın yapmıştı. Sevgi bir şey demeden ayağa kalktı ve çantasını aldı. Genç kadının yanından geçerken kulağına eğilerek
"Rahmetli Babam derdi ki, solan bir çiçek bile toprağa kendinden bir parça bırakmıştır. Sadece ona iyi bakarsan yeniden çiçek yaparsın. Kocanı sana ben geri vermeyeceğim Azra. Onu sen geri kazanacaksın. O yüzden artık kalbini dinleme zamanı. Dinle ve kocanı geri al." dedi ve doğrularak kafeyi terk etti.
Azra oturduğu yerde kalarak Sevgi`nin son dediklerini bir ses kaydı gibi başa sarıp sarıp dinledi. Kocasını elde etmek istiyorsa kalbini dinlemeliydi. Hani bir zamanlar ömrünün sonuna kadar ölmüş nişanlısına ait olacak kalbini. Kalbi değil mantığı iddia etmişti bunu. Hissediyordu. Artık pusların ardından sesi gelen kalbini dinleme zamanıydı. Hayat ona ne sürpriz yapacaktı bilmiyordu ama denemek istiyordu. Ayrıca başa çıkması gereken vizdan sızısı vardı, kağıt kesiğinden bile çok acıtan.
Kocasına yaptıkları aklına geldikçe ruhunun nasıl pişmanlıkla iç çektiğini hissediyordu. Elleriyle yüzünü sıvazlayarak bakışlarını camdan dışarı çevirdi. Karşı kaldırımdaki iş yerlerine bakarken gözüne ilişen anne ve bebek ürünleri mağazası heyecanlanmasına neden olmuştu. Eli karnına giderken gülümsüyordu. Rahşan`ın nasıl tepki vereceğini bilmiyordu fakat umurunda değildi. Bu bebeği istiyordu. Sözleşme için değil onu gerçekten istediği için. İç geçirerek ayağa kalktı. Kafeden çıkarken niyeti arabasına binmekti fakat ayakları onu az önce gördüğü mağazaya götürdü. Mağazaya adım atar atmaz üzerindeki iş kıyafetlerine uyan düz tabanlı şık bir ayakkabı almıştı. Hemen ayağına geçirmiş rahat bir nefes almıştı. Daha sonra reyonları dolaşmış yanına gelen satış elemanından ürünler hakkında bilgiler almıştı. Ne çok şey vardı annelerin bebeklerini rahat büyütmeleri için. Dinledikçe şaşırmış gördükçe büyülenmişti. Satış elemanı ile dört beş yaş çocuklar için yapılmış bölümün önünden geçerken durmuş Yusuf`u tarif ederek onun için hoşuna giden her şeyi almıştı. Kocasının yeğeni için dünyaları almıştı fakat kendi karnında büyüyen can için tek bir şey bile almamıştı. Niyeti o alış verişi kocasıyla yapmaktı. Bunu düşünürken gülümsemişti. Eğer ki kendini affetirebilirse onunla alış verişe çıkacaktı. Bebekleri için gerekli olan her şeyi birlikte seçeceklerdi.
Genç kadın eve vardığında elindeki torbaları odasına bıraktı. Üzerini değişerek rahat bir şeyler giyindi ve saçlarını toplayarak hemen yemek yapmaya koyuldu. Yolda gelirken burnuna yaprak sarmasının kokusu gelmiş sanki biri gözünün önünde yemiş ona vermemişti. Ağzının sulanmasını engellemeyerek yutkundu ve eve gelince hemen sarmanın iç harcını hazırladı. Harç hazır olduktan sonra üzüm yapraklarına sararak pişmeye bıraktı. Yemeği pişmesi için ocağa bırakıp mutfaktan çıkmak isterken kapının açıldığını duydu. Derin iç geçirerek mutfak kapısından uzaklaşıp hole doğru yürüdü. Kapıya varmadan karşısına çıkan adamı tanımakta zorlanmıştı bir an. Çünkü karşısında yirmi sekiz değil elli sekiz yaşında bir adam duruyordu sanki. Çökmüştü. Etrafını saran enerji umutsuzluk yayıyordu. İrkilmişti kadın.
“Bir şey mi diyeceksin Azra?” dedi adam kalın ve boş sesiyle.
“Rahşan ben” diyerek sustu. Çünkü önündeki adam düştü düşecekti. Omuzlarında tonlarca yük varmış gibiydi sanki. İçi ezildi.
“Azra lütfen.” dedi bezgin sesle.
O an Azra mantığını devredışı bıraktığı için ağzından çıkan kelimeleri kalbi kontrol ediyordu ve zamanlaması berbattı.
“Hamileyim Rahşan” dedi nefesini tutarak. Sesini duyan kocası ayakkabılarını çıkarıp ona baktı görmeyen gözlerle. Bunu hissetmişti çünkü Rahşan ona değil boşluğa bakıyor gibiydi. Yanından geçerken önünde bir saniye duraksadı ve ilk darbeyi indirdi kadının kozasından çıkmış kırılgan kalbine.
“İyi” dedi soğuk sesle. Adam yanından geçerken sesi kadının ürpermiş tenini zımparalayıp geçmişti

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder