Genç kadını tatlı
uykusundan evde kopan büyük gürültü koparmıştı. Yataktan telaşla kalksa da
kocaman karnı ve hala uykulu olması yüzünden odadan çıkması biraz zaman
almıştı. Kapıyı açar açmaz yanından geçen bilgisayardan korunmak için ellerini
kulaklarına kapatarak duvarın dibine çöktü.
“AZRA!” diye bağırdı
korkunç derecede öfkeli ve kalın bir ses. Ellerini kulaklarından çekerek yarı
karanlıkta sesin geldiği yönü bulmaya çalıştı.
“Rahşan” sesinde korku
vardı. Neredeydi bu adam? Bu evin hali neydi böyle?
“Odana dön. Sana zarar
vermek istemiyorum”
“Hayır dönmeyeceğim.
Sen neredesin?”
Adama karşı gelmesi
öfkeyle bağırıp duvara kocaman bir şey daha fırlatmasına neden olmuştu. Azra
çığlık atarak kulaklarını kapattı.
“LANET OLSUN KADIN.
SANA ODANA GERİ DÖN DEDİM! ZARAR GÖRMENİ İSTEMİYORUM”
“Tamam” bu sefer
öfkeli Rahşan`la inatlaşmayacaktı. Üç canlı olmasa belki ona yaklaşmaya
çalışırdı fakat düşünmesi gereken iki can vardı. Sürünerek kapıya yaklaştı ve
açarak içeri girdi. İçeri girer girmez ayağa kalkarak derin derin nefesler
almaya başladı. Serin kanlı oluşunun avantajlarını kullanarak hemen kendine
gelmişti. Komodinin üzerine bıraktığı telefonu aldı. Kerem`in ismini kaydırarak
çalmasını bekledi. O Kerem`in çağrıyı cevaplamasını beklerken salonda aniden
kopan büyük gürültü çığlık atarak elini kalbinin üzerine koymasına neden
olmuştu.
“Azra?” o sırada
cevaplayan Kerem kadının çığlığı ile telaşlanmıştı.
“Kerem hemen buraya
gel. Rahşan kriz geçiriyor”
“Hemen geliyorum.”
“Melek`i de ara.
Elimdeki telefonda numarası yok. Ezbere de bilmiyorum.”
“Tamam”
Telefonu kapatıp
yatağa oturdu. Sevdiği adam orada acı çekiyordu o ise eli kolu bağlı burada
oturuyordu. Ona yardım edememek kadını deli ediyordu. Kırk beş dakika sonra Kapı
açıldığında kuzenini zapt etmeye çalışan Kerem`in sesini duydu. Rahat nefes
alarak yataktan kalktı ve kapıyı açtı. Adım attığı yere dikkat ederek odadan
çıktı. Ev aydınlanmıştı. Yerde kollarını tutarak zapt eden Kerem ve Tahir`i
onların başında elindeki iğneyi kocasının koluna saplayan Melek`i gördü. Rahşan
gözleri kapanırken kendisine bakarak gülümsemişti.
“Çiy tanesi.”
Kendinden geçmeden
önce yarım yamalak bir şeyler söylemişti fakat kadın anlamamıştı.
“Uyudu mu?” diye sordu
kocasına yaklaşarak. Etrafa baktığında elini ağzına kapattı.
“Evet” dedi Melek
kayınbiraderinin alnına düşen saçlarını geri iterken.
“King Kong`u yatağına
taşıyalım Kerem.”
Kafasını yanlara
sallayan adam kuzeninin kolundan tuttu.
“Evi tam da King Kong
gibi dağıtmış ulan.”
Adamlar kocasını
odasına taşırken arkasından baktı dolu gözlerle.
“Onu bu hale sokan ne
Melek?”
“Böyle krizlerin tek
sebebi Canan.”
Genç kadın sehpaya
oturdu dikkat ederek.
“Onun intiharıdan yıllar geçmesine rağmen hala
kendini suçluyor.”
“Ah Canan. Kardeşine
öyle bir kötülük yaptın ki. Sen acıların pençesinden kurtuldun ama kardeşini
diri diri ateşe attın. Hala yanıyor.” dedi genç kadın yanaklarını kurularken. Dört
ay önce Mehlika hanım ona Canan`ı anlatmış Sevgi`ye olan bağlılığını anlamasını
sağlamıştı. Sevgi de Rahşan`ın ablası Canan gibi pankreas kanseriydi. Onun da acılara
dayanamayarak kendini öldüreceğini düşündüğü için hep onun yanındaydı. Rahşan o
gün ablası gözünün önünde intihar ettiği için bir daha tam anlamıyla
iyileşemedi. O ölümün üzerine çöktürdüğü karabasan bir gölge gibi hep peşinde
oldu. Onu asla rahat bırakmadı.
Genç kadın
duyduklarını hazmedebilmek için uzun zaman harcamıştı. Kocası neler çekmişti
öyle. Oysa bir zamanlar kendi derdinin en büyük olduğunu düşünür kahrolurdu.
Fakat Rahşan dertlerin en büyüğü ile büyümüştü.
“Uyuyan prensi
yatağına yatırdık.” diyen kocasına baktı Melek.
“Güzel. Şimdi buraları
temzilememde bana yardım edin beyler.”
Dağılmış evi gösterek
Melek`e bezgin bakış attı her iki adam. Bakışların farkında olan Melek ellerini
çırptı.
“Haydi beyler, iş
başına”
İş bölgüsünde kenarda
kalan kadın kendini gereksiz hissetmişti.
“Ben de yardım
edeceğim” diyen kadına üç kişi de öyle bakmışlardı ki, yerine sinmesine neden
olmuştu. “Tamam sustum” ellerini teslim olur gibi kaldırdı ve ayağa kalkarak
odasına doğru yürüdü. Üzerine sabahlığını geçirip odadan çıktı ve banyoya
girdi. Hamilelikten dolayı baskı gören mesanesini boşaltıp banyodan çıktığında
erkeklerin salonda kırılan ne varsa dışarı taşıyorlardı.
Bir saat sonra salondan
çok eşya gitmişti fakat her yer tertemiz olmuştu.
“Ellerinize sağlık”
diyerek sağlam koltuğa oturdu kadın.
“Teşekkür ederiz”
Melek hepsinin yerine teşekkür etmişti.
“Burada kalman
tehlikeli Azra”
Melek`e gülümsediği
sırada Kerem`den duyduğu kelimeler kaşlarını çatarak ona bakmasına neden
olmuştu.
“Hayır!” kesin dille
reddetmişti onu.
“Bak canım. Rahşan
birkaç haftadır kriz geçirmediği için senin onun yanına yerleşmen için plan
yaptık. Fakat bugün yanıldığımızı anladık. Kerem`in de dediği gibi burada kalman
artık senin ve bebeklerin için çok tehlikeli.” diyen Melek`e şaşkınlıkla baktı
kadın.
“Hadi bunlar erkek.
Onları anlarım da. Ya sen Melek? Sen nasıl böyle bir şey söylersin bana? Benden
ne istediğinin farkında mısın?” diye sordu inanamayan sesle.
“Canım bak-” elini
kaldırarak susturdu onu.
“Biliyorum istediğiniz
şey benim iyiliğim için. Ben, ben o adamı çok yalnız bıraktım Melek.” Kocasının
odasını işaret etmişti titreyen eliyle. “Bana, sevgime ihtiyacı olduğu
zamanlarda ben yoktum yanında. Bu sefer onu asla yalnız bırakmayacağım! Anladın
mı? Asla! Ölsek de birlikte öleceğiz” acıyla iç geçirdi kadın. Onunla ölmek
değil doya doya yaşamak istiyordu.
“Az önce evden kaç
tane haşat olmuş eşya çıkardık haberin var mı senin?”
“Tahmin edebiliyorum
Kerem. Benim iyiliğimi de istediğinizi biliyorum. Ama beni kaçırmak istediğiniz
o adam zarar görmiyeyim diye odama geri dönmemi emretti bana. Ben de itiraz
etmeden uydum. Çünkü diretseydim daha fazla sinirlenir bana zarar verirdi.
Biliyorum.”
Tahir karısının yanına
giderek beline sarıldı ve bedenini kendine yasladı.
“Azra`nın yerinde sen
olsan beni bırakıp gider miydin Meleğim?” Melek hızla ona sarıldı. Öyle sıkı
sarılmıştı ki, sanki kaybedecekti az sonra.
“Asla!” dedi kesin
dille. Tahir gülümseyerek kadının şakağını öptü.
“O zaman Azra`dan
böyle bir şey isteme. Bırak da kardeşimin yanında kalsın. Ona iyi gelecektir
bak görürsün.”
Genç kadın
kayınbiraderine gülümserken Melek kocasına gözlerinden akan aşkla bakıyordu. Kadın
içini tatlı bir kıskançlığın sardığını hissetti. Onlara imrenmişti.
“Bir gün siz de böyle
olacaksınız Karlar Kraliçesi.” elini omuzuna koyarak sıkan
Kerem dikkatini
çekmişti.
“İnşallah” diye
fısıldamıştı elinde olmadan. Ağzından çıkan kelimeden sonra kafasını
Kerem`e
çevirince kendisine gülümseyerek baktığını gördü.
“Karlar Kraliçesinin
kalbi buzdan şatosundan kurtulmuş.”
“Kuzeninin yaktığı
ateşe dayanamadı Kerem.”
Kerem kadının omuzunu
tekrar sıkarak hafifçe vurdu.
******
Herkes gittikten sonra yalnız kalan kadın
derin nefes aldı. Kapıyı kilitledikten sonra koridorda yavaş yavaş yürüdü ve
kocasının uyuduğu odanın önünde durdu. Elini kapı kulbuna götürüp birkaç dakika
öylece durdu. İçeri girip girmemek arasında kalmıştı. Sonunda onu görme isteği
ağır basarak kapıyı açmasını sağlamıştı. Odaya girerek kapıyı ardından kapattı
ve karanlık odada yönünü bulmaya çalıştı. Elini duvara dokundurarak elektrik
anahtarını buldu ve ışığı zayıf ayağa getirdi. Melek giderken kocasına
sakinleştiricinin normal dozunun iki katını enjekte ettiğini ve sabaha kadar
deliksiz uyuyacağını söylemişti. Böyle yapmasının sebebi normal doz
sakinleştiricinin Rahşan`ı sadece bir iki saatlik uyuşturduğunu ve uyutmadığını
söylemişti. Çünkü kocasının sinirleri sakinleştiricinin etkisine giremeyecek
kadar yıpranmıştı.
Kapıdan uzaklaşıp
kocasının uyuduğu yatağa yaklaştı. Derin uykudaydı adam. Yanına oturarak elini
uzattı ve dağılmış saçlarını okşadı.
“Keşke içindeki acıyı
söküp alabilsem hazel gözlüm.” Saçlarını okşayan eli hafif morarmış yanağına
gitti. Zorlukla da olsa adama doğru eğilerek yanağını öptü.
Öperken gözlerinden
akan damla adamın yanağını ıslatmıştı. Geri çekildiğinde o yaşları silmişti. Daha
fazla odada duramak istemeyerek çıktı ve odasına girdi. Saçlarını toplayarak
yatağına girdi. Yorgun düşmüş bünyesi uykuya teslim olurken zihninde sevdiği
adamı asla bırakmayacağı düşüncesi dolaşıyordu.
Ertesi sabah rahatsız
uykusundan uyandığında saat 9`du. Yataktan kalkarak banyoya girdi ve
ihtiyaçlarını giderdi. Çıktıktan sonra odasına dönerek üzerine beyaz tişört ve
hamile tulumu giyindi. Saçlarını dağınık topuz yaparak odadan çıktı. Odasından
çıktıktan sonra baktığı ilk yer kocasının odasıydı. Oraya doğru yürüyüp
kapısını yavaşça açtı ve içeri süzüldü.
Hala uyuyordu.
Kapıyı kapatıp odadan
çıktı ve eşyalarının yarısı gitmiş salona girdi. Etrafa üzgün gözlerle bakıp
mutfağa doğru ilerledi. Kahvaltılık bir şeyler hazırlayıp masayı donattı ve
yemek için oturdu. Dudaklarını yalayarak iştahla masayı süzerken kapı çalmıştı.
Aşk yaşadığı masayı bırakıp kalkmak kadını zorlamıştı. Kapıya gidip açtığında
karşısında gördüğü kişiler sevinçle gülümsemesine neden olmuştu.
“Hoş geldiniz”
“Hoş bulduk”
Kadın gelen
misafirlerin en küçüğüne yaklaşarak babasının kucağından aldı. İşaret
parmağının tersi ile yanağını severek mis gibi kokusunu içine çekti.
“En çok sen hoş geldin
Şifa`m” dedi bebeği hala severken.
“Ha biz pek hoş gelmedik yani öyle mi?”
“Aşk olsun Melek. Ben
öyle mi dedim?” diye sordu hala bebeği severken. Yüzüne bile bakmamıştı. Tahir
karısının kulağına eğildi.
“Yavrum” öyle bir ses
tonuyla söylemişti ki o kelimeyi, kadının dizlerinin bağı çözülmüş, bedeni
titremişti. Kafasını hızla kocasına çeviren kadın siyah gözlerinin yandığını
gördü.
“Yapma Tahir`im”
sesindeki çaresizliği soluyan adam gülümsemişti. Onu böyle olmadık yerlerde
çıldırtmayı seviyordu. Zaten tutkulu olan karısı şimdi yerinde duramayacak hale
gelmişti. Bu iyiydi. Çünkü eve gidince kızını hemen yatıracak olan karısı
resmen üzerine atlayacaktı. Şimdiden sabırsızlanmıştı.
Birkaç dakika sonra
Şifa`dan kopmayı başaran Azra nihayet misafirperver ev sahibi gibi davranarak
misafirlerini gerektiği gibi karşılamıştı. Onları hazır kahvaltı sofrasına
davet etmiş, çaylarını koymuş koyu bir sohbete dalmışlardı. Kahvaltıdan sonra
Şifa`yı emziren Melek ve sofrayı toplayan Azra`yı muftakta bırakarak oradan
çıktı ve kardeşinin odasına girdi.
Uyuyordu.
Yüzünde acılı bir
ifade vardı. Belli ki, kabus görüyor fakat uyanamıyordu.
“Ulan Melek. Ne gerek vardı
bu kadar sakinleştiriciye? Fil uyutuyorsun sanki.”
Söylenerek kardeşini
görebilecek yere karşıdaki koltuğa oturdu. Dirseğini koltuğun kolçağına
yaslayarak elini çenesine dayadı ve kardeşini izlemeye başladı. Onu izlerken
aklına üşüşen yakın geçmiş, düşüncelere dalmasını sağlamıştı. Dört ay önce
babası öldüğünde içindekileri ona kusamadığı için deliren adam Mehlika hanıma
gitmiş babasına sorması gereken hesabı ona sormuştu.
“Baba dediğim kişi beni asla sevmedi Mehlika hanım. Çünkü ben evlilik dışı
ilişkiden doğan bir piçtim. Babam bunu yüzüme vurmaktan asla çekinmedi. Annemi hep
dövdü. Ona karşı geldiğimde beni de dövdü.” Demişti öfkeyle. “Kocanız annemi
hamile bıraktıktan sonra annemin söylemiş olmasına rağmen onu bırakıp gitmiş.
Ayakkabısına bulaşan bir pislik gibi tiksinerek çimenlere silip gitmiş. O gün
evlilik dışı hamile olduğunu öğrenen dedem, annemi arkadaşının kısır oğlu ile
evleneceğini söylemiş. Tabi öncesinde annemi bir güzel hırpalamış. Bana zarar
gelmemesi için pek dövememiş. Çünkü ben onları borç batağından kurtaracak altın
bilettim. Babam kısır olmasının suçu sanki annemdeymiş gibi geçen her gün ondan
nefret etmiş ve kötü davranmaya başlamış. Kamil Ağaoğlu dışarıda kibar, nazik
bir adam olarak bilinirken evde tam bir zalimdi. Ben on beş yaşıma kadar onun
zulmüne dayandım fakat zavallı annem dayanamadı. Dokuz yaşımdayken kalp
krizinden kaybettim onu. Siz şimdi bana kalkmış kocasınızın benden haberinin
olmadığını mı söylüyorsunuz? Yapmayın Allah aşkına. Küçük Yusuf bile inanmaz
buna.” demişti alayla.
Mehlika hanım yalan yanlış bilgilerle doldurulmuş adama bakmıştı acıyarak.
Yıllarca intikam denen zehir zemberek duygunun esareti altında yaşamıştı.
“Bak oğlum. Annen sana ne anlattı bilmiyorum ama ben sana doğruları
söylüyorum. Mahir o zamanlar benimle kavga etmiş ve arkadaşına gitmiş içmişti.
O sırada evde olan arkadaşının kardeşi yani annen ona yaklaşmış. Zaten onu
seviyormuş ama benim yüzümden yaklaşamamış. Ayrıldığımızı duyunca fırsat
bilmiş. Affet oğlum ama söylemem lazım. Mahir ile birlikte olmuş. Ve sana
hamile kalmış. İnan bana babanın yani Mahir`in senden hiç haberi olmadı. Annen
sadece onu durdurmaya çalıştı başka ülkeye gitmek istediğinde. Ama durduramadı.
Mahir Almanya`ya gitti o yıl. Onun gittiği ay anlamış annen hamile olduğunu.
Sonrası da senin anlattığın gibi olmuş zaten. Annen Mahir`e ulaşamadığı için mecbur
evlenmiş Kamil Ağaoğlu ile.”
“Bunları nereden biliyorsunuz?” diye sormuştu. Çünkü Mehlika hanım yalan
söylüyormuş gibi görünmüyordu. Konuştuklarında da çok emindi.
“Annenin arkadaşı Fatma anlattı.”
Mehlika hanım sıkı araştırma yapmış, sonunda Fatma`ya ulaşmıştı. Onunla
konuşmuş bu bilgileri elde etmişti.
Fatma teyzesi ona neden anlatmamıştı ki bunları? Sinirle sıkmıştı
dişlerini. Ölmüş kadına hesap da soramazdı şimdi. Fakat Fatma`nın kızı ona
annesinin mektubunu ulaştırınca Mehlika hanıma inanmıştı. Mektupta Fatma
annesinin zoruyla yemin ederek sustuğunu, o yüzden bunca sene onun intikam
ateşiyle yanmasına neden olmuştu. Mektubun geri kalanı özürden ibaretti. Affetmişti
adam Fatma`yı.
O gün Tahir Ağaoğlu içinde yıllarca
boşu boşuna büyütüp beslediği inkitam ateşini söndürmüş, küllerini havaya
savurmuştu.
Artık kardeşini kabullenmişti. Zaten Rahşan da
onun kim olduğunu biliyordu. Şifa doğmadan birkaç saat önce uyuduğunu düşünüp
onun yanında fütursuzca konuşup sırlarını açığa çıkarmışlardı. Zaten Rahşan
gözlerini açarak duyduklarını onlara söylediğinde Melek`in doğum sancısı
başlamış konuşmaları yarım kalmıştı.
Doğumdan sonra Tahir
kardeşinin yanına gitse de Rahşan psikolojisi fazlasıyla bozuk zamanlarda
olduğu için onu kovmuş, çok ağır konuşmuştu. O günden beri karşısına çıkmamıştı
kardeşinin. Şimdi gelmişti ama nasıl tepki vereceğini kestiremiyordu. Bu sefer
de sert tepki verirse onu kazanmak için çaba sarf edecekti.
Pes etmeyecekti.
Onu kazanacaktı.
Kendini
affetdirecekti.
Kardeşini bir süre daha
izledikten sonra ayağa kalktı ve salona geri döndü. O kadar sakinleştiriciden
sonra adam yakın zamanda uyanacak gibi değildi. Salona girdiğinde Şifa ile
oynayan karısı ve yengesini gördü. Azra Rahşan ile olan durumunu öğrendiğinde
sıkı bir hesap sormuş sonra karısı Melek ve onun taşıdığı diğer melek için
affetmişti kendisini.
Azra da kendisi gibi
dişliydi. Asla pes etmeyen yapısı vardı. Bunu dün de görmüştü.
Sevdiği adam
için kendi canını bile hiçe saymıştı. Takdir edilesi kadındı doğrusu.
Kardeşinin de kendisi
gibi şanslı olmasına sevinmişti. İkisinin de muazzam kadını vardı çünkü.
Yanlarına gittiğinde
Melek ona aşkla bakmış adamın içini eritmişti. Azra onun gelişini fark bile
etmemişti. Şifa`yla oynamaya o kadar dalmıştı ki. Gülümsedi adam.
Tahir karısının yanına
oturup kolunu omuzuna attı ve narin bedenini kendine çekti.
“Meleğim” derinden
gelen bariton sesi kadını titretmişti.
“Tahir`im” dedi kadın
akışkan çikolata gibi sesiyle. Adam hınzırca sırıttı.
“Bana böyle bakmaya
devam edersen evdeki boş odaya götürüceğim seni.”
Melek adamın göğsüne
vurdu omuzuyla.
“Oturuyoruz burada.
Neden odaya gidelim ki?” anlamazdıktan gelmişti. Tahir Azra`ya kısa bir bakış
attı. Dünyadan soyutlanmış kızını seviyordu. Onun bakmadığına emin olduktan
sonra elini karısının eteğinin altına soktu. Gözleri irileşen Melek adamın
elini itmeye çalışsa da başarılı olamadı. Tahir kulağına eğildi karısının.
“Anlamazlıktan gelme
yavrum. O odaya gitme düşüncesi bile sırılsıklam olmana yetti bile. Bilmiyor
muyum sanıyorsun?” Melek inlememek için dudaklarını birbirine bastırırken
duyduğu sesle şok olmuştu.
“Doktorumla
cilveleşmeyi kes abi” odadaki her üç yetişkin de kafasını sese çevirmişti. Tahir
abi hitabı için sevinirken diğer kadınlar onun uyandığı için mutlu olmuşlardı.
“Şu an çalışma saatleri
içinde değiliz. Şimdi o senin yengen benim de karım kardeşim.” diyerek karısına
daha sıkı sarıldı. Rahşan gözlerini devirerek koltuğa attı kendini. Saçlarını
karıştırarak şakaklarını ovdu. Suratı ifadesiz olduğu için genç kadın onun
nasıl olduğunu anlayamamıştı. Kucağında minik bebekle ona bakarken kocası onu
hissetmiş gibi bakışlarını ona çevirdi.
“İyi misin Azra?”diye
sordu. Sesinde suratından farklı olarak ilgi vardı. Biraz da suçluluk.
Üzülmüştü genç kadın.
“İyiyim ben merak etme
Rahşan. Sen nasılsın?”
“Üzerinde filler
tepinmiş gibi” gözlerini kısarak Melek`e baktı. Sakinleştiricinin dozunu
arttırmıştı. Bunu biliyordu. Çünkü uyumuştu tüm gece ve sabah.
“Uyuman lazımdı
Rahşan. Çok kötüydün.” diye açıklama yaptı yengesi.
“Kabus mu gördün?” bu sefer soru ağabeyinden
gelmişti. Ona uzun zamandı kızgındı fakat uyandığında aklına ilk gelenlerden
olmuş, hayatın kin tutmak için çok kısa olduğunu hatırlamıştı. Olan olmuştu
zaten. Hiçbir şeyi geri getiremezdi. O yüzden affetmeyi seçmişti.
“Evet” ağabeyini
yanıtlayan adam elini yanağındaki morluğa götürdü. Hafifçe dokunarak parmağını
oraya bastırdı. Ağrıyınca yüzünü buruşturdu. “Bana hanginiz vurdu?” tek kaşını
kaldırarak baktı ağabeyine. Ağabeyi
“Ben” dedi ona
bakarak. Azra elini ağzına götürdü. Onu zapt etmek için vurmuşlar mıydı yani?
“Ona vurdun mu?”sorusu
havada kalırken, Rahşan
“Sana karşılık
vermedim değil mi?” diye sordu.
"Aksine vurunca hoşuna
gitti.” dedikten sonra kafasını yanlara sallamıştı. İki kadın da elinde olmadan
kıkırdamıştı. Rahşan gözlerini kısarak baktığı ağabeyinden bakışlarını alarak
kulağına çalınan muazzam sesin sahibine çevirdi. O kadar güzeldi ki
kıkırdarken. Aniden karanlığında patlayan ışık gözlerini kapatmasına neden
olmuştu. Bir araba yuvarlanıyordu yoldan aşağı. Öyle hızla yuvarlanıyordu ki,
adam bir an nefessiz kaldığını hissetmiş elini boğazına götürmüştü.
“Rahşan” diyerek
telaşlanan kadının elini omuzunda hissetmişti. gözlerini açarak kafasını ona
çeviren adam gülümsemeye çalıştı. Araba yuvarlanırken içinde gülümseyen bir
kadın vardı.
Hiç hatırlamadığı.
Kimdi o kadın?
Yine o lanet
karanlığın bir oyunu muydu?
“İyiyim Azra” dedi
sakin sesle. Yanıtı ile kadının yüzünde peydah olan müthiş rahatlamayı izlerken
keyiflenmişti.
“Tamam diyerek” geri
çekilen kadın sırtını koltuk yastığına yaslamıştı. Son zamanlar hamileliği
yüzünden beli ağrıyordu. Belli etmese de şu an çok kötü ağrı vardı belinde. Yatmak
istiyordu. Fakat misafirlere ayıp olur diye bu lanet acıya katlanıyordu.
“Azra”
“Efendim Melek” bakışlarını
sevdiği adamdan çekip eltisine yöneltti kadın. Melek kucağında mızmızlanan
kızını gösterdi ona.
“Bana bir oda gösterir
misin?” diye sorunca Azra kocasına baktı. Kendi evleri olsa da
Rahşan bunu
bilmiryordu ve o şimdilik bu evde yabancıydı.
“Odaları biliyorsun
Azra. Yengemi birine götür. Yeğenim acıkmış”
“Tamam”
Kadınlar odaya
geçerken yalnız kalan kardeşler bir birilerine baktı. Tahir konuşmanın tam
zamanı olduğunu düşünüp boğazını temizledi.
“Özür dilerim
kardeşim”
“Yalan yanlış şeylere
inandığın için sana kızgındım abi ama geçti. Annem bana her şeyi anlattı. Özür
dilemene gerek yok benden.”
Tahir ona `Benim
yüzümden acı çektin. Babanın iflas etmesine neden olmasaydım seni sevmeyen bir
kadınla evlenmez, mutsuz olmazdın.` diyemedi.
Hatırlamıyordu çünkü.
“Sen yine de affet
beni kardeşim”
“İçin rahat edecekse
ettim abi. Tasalanma artık.”
Tahir mutlulukla
gülümsedi. İçinde tuttuğu ağır sır aniden gırtlağına yapışınca nefessiz kalarak
gülümsemesini yüzünde tutmakta zorlanmıştı.
O sır ki, sevdiği
kişilerin özellikle aşık olduğu kadının hayatını etkileyecek güçteydi.
******
“Tamam Yiğit. Sen bana
evrakları Kasım ile ulaştır, imzalayayım.” Genç kadın telefonu kapatıp
kucağındaki leblebi kasesinden kavrulmuş nohut aldı. Nohutu çiğnerken aklına
aradan geçen iki hafta gelmişti. Rahşan ile araları iyiydi. Gittikçe alışıyordu
kendisine. Kriz de geçirmemişti. En çok buna şükrediyordu. Rahşan ile hayat
güzeldi ama onun arkasından iş çevirmek, gözlerine baka baka yalan söylemek
artık kadının vicdanını sızlatmaya başlamıştı. Ona kendisini kimsesiz diye
tanıtmıştı ama evden şirket yönetiyordu. Sağolsun Yiğit vekaleten şirketin
başına geçmişti. Bir tek en büyük hissedar olduğu için imza yetkisi ondaydı.
Çok önemli toplantılara da sesli ve görüntülü telefon görüşmeleri ile
katılıyordu. Hamile olduğunu bildikleri için kimse Azra Hanım neden yok diye
sorgulamıyordu.
Artık minik mucizeleri
vardı hayatında. Kendini onlarla teselli edip babalarının yanındalar diyerek
sakinleştiriyordu.
Ağzındakini yuttuktan
sonra nefesini dışarı bıkkınlıkla üfledi. Çalan telefonuna bakan kadın ekranda
beliren isim ile gülümsedi. Onu özlemişti. Hemen cevaplamıştı çağrıyı.
“Baba” demişti
özlemle. Onu iki haftadır görmüyordu. Kerem plan gereği kimseyle
görüştürmüyordu kendisini. Bazen buna kızsa da hak veriyordu. O ne yapıyorduysa
kuzeninin iyiliği için yapıyordu. Biliyordu.
“Güzel kızım nasılsın?
Torunlarım nasıl?”
Azra babasının
sesindeki özlemi daha ilerisi; hasreti sezince ağlama isteğini zorla bastırdı.
“İyiyiz baba. Sen nasılsın?
Bedriye teyze nasıl?” gözleri dolmuş, sesi titremişti.
Babasına sarılmayı o
kadar özlemişti ki. Burnunun diğeri sızlamıştı.
“İyi o da kızım.
Yanımda. Selamı var sana” babasının da sesi titremişti. Alt dudağını ısırdı.
“Aleyküm selam.
Kendine dikkat ediyor musun baba? ”
“Ediyorum kızım. Ben
etmesem bile Bedriye teyzen tepemde. İçin rahat olsun.”
“Hım. Sesinizde biraz
sitem sezdim Selim bey.”diyerek babasına takıldı.
“Kebaplarıma hasret
kaldım kızım.” dediğinde genç kadın kahkaha atmıştı. Babası küçük çocuk gibi
şikayet ediyordu.
Onunla konuşmak Azra`ya o kadar iyi gelmişti ki, kendini çok
iyi hissetmişti. Biraz daha babasıyla ve Bedriye teyzesiyle konuştuktan sonra
telefonu kapatmış odasına götürerek saklamıştı. Salona geri geldiğinde boş
leblebi kasesini alarak mutfağa götürdü. Kaseyi yıkadıktan sonra yerine koydu.
Ellerini kurulayıp ocaktaki nohutlu pilavı kontrol etti. Suyunu çekmesine az
kalmıştı. kenarda tiftiklediği tavuk göğsünü tezgaha koyarak beklemeye başladı.
Beş dakika sonra pilav suyunu çektikten sonra ocağın altını kapatarak pilavı
dinlenmeye bıraktı. Ardından pilavı tencerede kenara çekerek tiftiklenmiş tavuk
göğsünü yanına koydu. Tavuk pilavın yanında ısınacaktı. Tencerenin kapağını
kapattıktan sonra bakışları duvardaki saate takıldı.
Saat 19:00`dı.
Kocasının gelmesine az
kalmıştı. Eli kulağındaydı. Heyecanla etrafa bakarak mutfağı kontrol etti. Dağınıklık
yoktu. Zaten bu sabah temizlik şirketi elemanları evi dip bucak güzelce
temizlemişlerdi. Genç kadın da yemek yaparken temizlik hastası kocasını deli
etmeyecek kadar ortalığı dağıtmış sonra hemen temizlemişti.
Kapı çaldığında derin
nefes alarak mutfaktan çıktı. koridorda pormantonun aynasına bakarak kendini
kontrol etti. İçinden yemek kokmaması için dua ederken kapıyı açtı. Sevdiği adam
sağ elini kapı pervazına dayamış sol eliyle kravatını gevşetiyordu. Saçları
dağılmıştı. Onları düzeltmek isteğiyle tutuştu biranda.
“Hoş geldin” dedi
fazla heyecanlı görünmemeye çalışarak. İçeri giren Rahşan yorgun gülümseme
sundu kadına.
“Hoş bulduk”
ayakkabılarını çıkararak paltosunu omuzlarından sıyırdı. Portmantoya astı. “Ev
çok güzel kokuyor Azra. Yemek mi yaptın?” diye sorarak Azra`ya döndü.
“Evet. Tavuklu nohutlu
sokak pilavı yaptım. Sever misin?” kadının kendi sesi kulaklarına çalındığında
heyecanlı olduğunu duymuştu. Kendi kendine gülmek istedi. Bir zamanlar karşısındaki
adam, onun için yemek yapmak bir yana ölse su vermeyecek kadar bir hiçti
gözünde.
Şimdiyse tırnağına
zarar gelse canı yanacak kadar değerliydi.
Pişmanlık göğsünü
kavlayarak canını yakmıştı. Yumruklarını sıktı. Tırnakları hilal şeklini
avucuna nakş ederken hissettiği sızı içini rahatlatmıştı. Vicdan sızısının
keskin acısının yanında hiçbir şeydi avucundaki acı.
Rahşan karşısındaki
kadının içindeki kanlı vicdan muharebesinden habersiz parlayan gözlerini ona
dikti.
“Yanında biber turşusu
da var deme.”
“Salatalık turşusu
bile var”
Rahşan tebessüm ederek
iki büyük adımda yanına vardı ve kadının yanağını okşadı elinin tersiyle.
“Bu evden dışarı
çıktığımda üzerime çullanan karanlığım şu eşikten içeri adımımı attığım anda cehhenem
ateşi görmüş şeytan gibi çığlık atarak benden uzaklaşıyor Azra. Sen bu eve
doğmuş bir güneşsin.” dedi akıllara zarar etkili bir ses tonuyla.
“Bence güneş sensin
Rahşan. Ben ise geceleri senin ardından doğan ay. Senin ışığın olmasa ben asla
görünmem” demek istedi ama diyemedi. Onun yerine
“Haydi üstünü değiş de
gel. Yemek yiyelim. Acıktık biz” dedi karnını okşayarak. Bu güzel anı
bozduğunun farkındaydı ama mecburdu. Yoksa kemiksiz dili, içindeki aşkı haykıracaktı.
Rahşan gülümseyerek kadının karnına baktı.
“Üstümü değişip
geliyorum. Minik canavarları aç bırakmak istemem doğrusu” diyerek odasına doğru
yürüdü. Odasında üzerini değişip banyoya girdi ve kısa bir duş alarak mutfağa
girdi. İçeri girdiğinde kadın sofrayı kuruyordu.
“Beni bekleseydin
keşke. Yardım ederdim Azra”
Sesini duyan kadın ona
dönerek gülümsedi. Rahşan o her gülümsediğinde içinde bir yerlerde oluşan küçük
kıpırtıyı hissediyordu. Hafızası yerinde olsaydı tam sevilmelik bir kadındı
Azra. Tabi bir de evli olup hamile olmasaydı. İç geçirdi çaktırmadan.
“Bitti zaten. Sen geç
otur ben pilavı sevris edeyim” Rahşan kafasını sallayıp masaya geçti. Azra
pilavı kasenin içine koyarak tabağa çevirip yanına da turşuları koydu. İlk önce
kocasının önüne koyup kendisi içinde aynı tabağı hazırladı. Masaya
geçtiklerinde afiyetle yemeye başladılar yemeklerini.
“Azra sen gerçek bir
aşçısın. Ellerine sağlık. Pilav çok güzel olmuş.”
Kocasının bayıla
bayıla yediği yemek için iltifat etmesi hoşuna gitmişti kadının.
“Teşekkür ederim”
kendi yaptı diye demiyordu ama pilav gerçekten de lezzetliydi. Yemekten sonra
Rahşan`ın demlediği çayı içerken kadın
"Bu gece benimle yatar mısın?" diye
soruverdi aniden. Rahşan elindeki bardağı tabağına bırakıp kadına baktı
merakla.
"Anlamadım?"
Azra sorduğu sorunun farklı yöne
çekilebilirliğini hatırlayınca utanarak bakışlarını kaçırdı kocasından.
"Canavarlar kaç gecedir beni uyutmuyorlar.
Sürekli hareket halindeler. Bu beni çok yoruyor. " dedi gözleri dolu dolu.
Ağladı ağlayacaktı. Neden böyle olmuştu hiç anlamamıştı.
Hamilelik hormonları yüzünden diye düşündü.
"Tamam." dedi adam kadının bu değişken
hallerini keyifle seyrederken.
"Üstelik belim de çok ağrıyor. Onlarla uyuyasıya
kadar konuşsan? Biliyorsun senin sesinle sakinleşiyorlar. Ama istemezsen de -"
dinlemeden kendi kendine konuşması adamı eğlendiriyordu. Tamam demişti az önce.
Duymamıştı.
"Azra. Tamam dedim."
"İstemedim var- . Ne tamam mı?" dolu gözleri
şaşkınlıkla baktı Rahşan`a.
"Kaç gecedir uyuyamadığının farkındayım. İşe
yarayacaksa tamam. Yaramazlarla sohbet etmeyi ben de özledim."
"Teşekkür ederim."
"Önemli değil. Haydi siz benim yatağa geçin.
Orası daha büyük. Rahat edersiniz. Ben de şu ortalığı toplayayım
geliyorum."
Kadın anında sevinçle parlamıştı. Onu mutlu etmek bu
kadar kolaydı işte.
"Ben yapsaydım."
"Azra!"
"Üf aman tamam ellemedim. Düzen manyağı
seni."
Nazlanarak odasına giden kadının arkasından kafasını
sallayarak baktı.
******
Azra dizinin üstüne kadar inen pijamasını giyerken
sanki seksi bir gecelik giyiyormuşcasına heyecanlıydı. Aylar önce bebeğine
hamile kaldığı sevişmesini gerçekleştirdiği gecedeki gibi heyecanlıydı hem de.
Aklına üşüşen o görüntüleri düşünmekten kaçınsa da görüntüler inadına geri
geliyor kadını ateşler içinde bırakıyordu. Özellikle kocasının erkekliğini
okşayarak tepeden kendisini izlediği görüntü.
Saçlarını hırsla
toplarken resmen yoluyordu. “Lanet olsun! Çıksanıza aklımdan.” dedi sıkılı
dişlerinin arasından. Sakinleşmek adına odasından çıkıp banyoya girdi ve yüzüne
soğuk su çarptı. kafasını kaldırıp aynadaki aksine baktığında oradaki kadının
gözlerindeki tutku kendisini ürkütmüştü.
Kendisini hatırlamayan
kocasını istiyordu. Kafasını salladı. Derin nefes alarak banyodan çıktı.
Mutfaktan sesler geliyordu hala. Demek Rahşan odasına gitmemişti. Ayaklarını
sürüyerek onun odasının önüne geldi ve kapıyı açarak içeri girdi. İçeri girer
girmez yüzüne vuran o koku ciğerlerini bayram yerine çevirmişti. Fazla
düşünmeden yatağa doğru yürüdü ve örtüyü çekerek güzelce katladı ve kocasının
yaptığı gibi koltuğun üzerine koydu. Yorganı kaldırarak yatağın sağ tarafına
geçti. Sol tarafta Rahşan`ın uyuduğunu biliyordu çünkü. Sırtını yastıklara
yaslayarak rahatlmaya çalışsa da hareket eden bebekleri yüzünden rahat
olamıyordu.
“Minik fasulyelerim
benim. Annelerinin güzelleri. Rahat dursanıza iki dakika. Anneniz iki haftadır
beli yüzünden acı çekiyor. Biraz dinlensin. İçeride saklambaç mı oynuyorsunuz
ne?” sitem ederken Rahşan`ın içeri girdiğini ve dediklerini duyduğunu fark
etmemişti.
“Belin iki haftadır mı
ağrıyor?” kendini tutamamıştı. Azra ufak çığlık atarak ona baktı. Korkmuştu.
“Seni korkuttum” dedi sıkıntıyla.
“Biraz”
“Kusura bakma”
Üzgün olduğunu
bildirip dolaba yaklaştı ve kapağını açtı. Giyeceği pijama altını ve siyah
atletini alarak kapıya doğru yürüdü.
“Önemli değil. Geliyor
musun?”
“Üzerimi değişip
geliyorum.”dedi. Odadan çıkmıştı hemen ardından. Azra karnına dokundu.
“Babanız bu gece
uyuyamayacak” diyerek kıkırdadı. Çünkü Rahşan üzerinde iç çamaşırı hariç her
şeyini çıkartıp uyurdu. Şimdi o var diye giyinik yatacaktı yatağa. Gecesi hayli
sıkıntılı geçecekti emindi. Rahşan odaya geldiğinde önce ışığı kıstı. Ardından
yatağa geçti. Sırtını yatak başına yaslayarak kendisini izleyen kadına baktı.
“Neden bana belinin
ağrıdığını daha önce söylemedin?”
“Sana yeterince yük
oluyorum zaten Rahşan. Bir de belim ağrıyor deyip daha da yük olmak istemedim.
Hem iki haftadır ara ara ağrıyor. Sürekli değil.”
“Saçmalama Azra. Bana
yük falan olduğun yok. Aksine bu evde yaşayarak beni mutlu ediyorsun”
“Beni evine aldığın
için tekrar teşekkür ederim. Bu soğuk kışta bu halimle nerede kalırdım
bilmiyorum.” dese de içi sızlamıştı. Ona yalan söylemek gün geçtikçe daha fazla
canını yakıyordu. Rahşan onun elini avucuna aldı ve dudaklarına götürerek öptü.
“Minik canavarlarla
konuşmanın zamanı geldi.”
“Sesini duyar duymaz
duruldular bile”
Gülümsedi adam.
“İyi. Çünkü onlara güzel bir
hikaye anlatacağım. Bu hikaye iki kardeşin hikayesi.” Azra derin nefes alarak
sevdiği adamın anlatacaklarını dinlemek için kendini hazırladı. “Bir gün bir
kız çocuğunu hastaneye götürdüler. Kızın hastalığı çok ağırdı. Onun tek yaşam
şansı beş yaşındaki küçük erkek kardeşinden alınacak kandı. Kardeşi aynı
hastalığı mucizevi bir şekilde yenmiş ve kanında o hastalığı yok eden bir
bağışıklık oluşmuştu. Doktor beş yaşındaki çocuğa anlattı ve ablasına kan verip
veremeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı sonra derin bir nefes aldı
ve eğer kurtulacaksa kanımı veririm dedi. Kan nakli ilerlerken ablasının
gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk
gelmeye başlamıştı. Ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu. Gülümsemesi de
yok oldu. Titreyen bir sesle sordu doktora; doktor bey ben hemen mi öleceğim?”
genç adam kafasını sallayarak hikayesini bitirdi. “Küçük çocuk doktoru yanlış
anlamıştı. Vücudundaki tüm kanı ablasına vererek öleceğini sanmıştı. Siz de bir
birinizi böyle sevin küçük meleklerim. Kız kardeşin için gerekirse canını bile
vereceksin minik şovalye. Çünkü kız kardeşler anne gibi severler. Çünkü kız
kardeşler kardeşlerini uğruna ölecek kadar severler. Ablam yaşasaydı keşke.
Onun için tüm kanımdan vargeçerdim.”son kelimelerini söyleyip sustuğunda
burnunu çeken kadın dikkatini çekmişti. Kafasını kaldırıp baktığında yaşlarla
bezenmiş mor menekşelerle kendisine bakan kadını gördü. Ağlayarak elini uzattı
ve adamın sakallı yanağını okşadı.
“Bu hikayeyi nereden
duydun?”diye sordu. Rahşan avucuna bastırdığı yanağını hareket ettirdi.
“Youtube`da video
çıkmıştı karşıma. Dikkatimi çekmişti ve izlemiştim. Hikaye çok etkilemişti
beni.”
“Canavarlar uyudu”
dedi gülümseyerek. Ağlayarak gülümsemek garibine gitse de yadırgamamıştı. Kafasını
salladı adam.
“İsim düşündün mü?”
“Cihan ve Canan”
tepkisini bekledi kadın.
Canan ismini duyan
adamın bakışları hızla kadını bulurken, içinde uluyan acıyı görmüştü Azra. O
acı ki hiç susmayan yanardağ gibi adamın içini dağlıyordu. Göz bebekleri
titremiş, dudaklarını bir birine bastırmıştı. Uzun süren sessizlik ortamı
avucunun içine alıp un ufak ederken kadın düşündüğü isimleri hemen söylediği
için pişman olmaya başlamıştı.
“Hiç kusura bakma
Cihan. Benim prensesim şimdiden Canan.” Demişti elini kadının karnına koyarak.
Rahatlayarak gülümsedi kadın. İsmini duyduğu an Canan`ı herkesten ayrı
tutacağını biliyordu zaten.
“Azra?”
“Efendim” daldığı
düşüncelerinden kurtulup kocasına odaklandı.
“Neden Cihan ve
Canan?”
Derin nefes aldı.
Beklediği soru gelmişti. Cevabı da hazırdı.
“Eşimin ablasının ismi
Canan. Genç yaşında kanserden ölmüş. Eşim onu çok seviyordu. Ve ölümünden sonra
asla tam olarak iyi olmadı.” Söylediklerinin hepsi gerçekti. Bu sefer yalan
yoktu.
“Allah taksiratını
affetsin.”sesi boğuk çıkmıştı. Kendi ablasını düşündüğü aşikardı.
“Amin”
“Bu kadar yeter.
Prensesle, Şovalye uyuduğuna göre şimdi de anneleriyle ilgilenmemiz lazım.”
“Ne yapacaksın?” diye
sorunca yataktan çıkan Rahşan ona bekle
ve gör bakışı atarak odadan çıktı. Azra deli gibi merak içinde kocasını
beklerken az kalsın hiç adeti olmayan şeyi yapıp tırnaklarını yiyecekti.
Birkaç dakika sonra
geri geldiğinde elinde sıcak su torbası vardı. Yatağa yaklaşarak oturdu.
“Arkanı dön”
“Neden?”
Gözlerini devirdi
adam. Bir kere de sorgulamadan yapsaydı ya dediğini.
“Dön göreceksin Azra.”
Kadın bu sefer itiraz
etmeden arkasını döndü. Beline konan sıcak su torbası ile irkilse de tenine
yayılan sıcaklık rahatlamasını sağlamıştı.
“Nereden öğrendin
bunu?” diye sordu mayışmış sesle.
“Sekreterim Simay`ı
arayıp bilgi aldım”
“Evli mi?”
“Evet. İki tane de
çocuğu var”
“Hım. İyi”
Kadının anlamsız
karşılığını sıcak suyun mayıştırıcı etkisine veren adam bir şey söylememişti.
Yarım saat sonra
kendini iyi hisseden kadın. Torbayı çektirmişti belinden. Hem kendini iyi
hissetmiş hem de uykusu gelmişti. Rahşan torbayı mutfağa götürdükten sonra geri
geldiğinde kadının yarı uykulu halde bulmuştu. Yanına yatınca Azra ona dönmüş
gözlerini açmadan
“İyi geceler Rahşan.
Her şey için teşekkür ederim.”diye mırıldanmıştı.
İçindeki isteği
engelleyemeyen adam bir şey söylemek yerine kadına doğru eğilmiş dudağının
kenarına yakıcı öpücüğünü kondurmuştu.

Ah rahşan ah bu hatirlasan
YanıtlaSilAz kaldı
Sil