1 Eylül 2019 Pazar

16. bölüm `Sen De Kimsin?`




Genç kadın arabadan inip karşıya geçti. Geldiği binaya baktı kısa süreliğine.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi...
İsmi bile insanın içini ürpertiyordu. Üzerindeki montun kollarını çekerek binaya giriş yaptı. Onu gören görevli gülümseyerek selam verince aynı karşılığı vermişti kadın. Dudakları kıvrılmıştı o an sadece. Dolu gözleri ve donmuş yüzü uzak durmuşlardı dudaklarındaki o kıvrıktan. Yavaş adımlarla dört aydır yolunu aşındırdığı ezbere bildiği odaya doğru giderken biri seslenmişti arkasından.
“Azra hanım” ismini duyunca arkasına döndü usulca. Kendisine doğru gelen yeni doktor Merve hanımı bekledi sabırla. Merve hanım yanına varınca
“Bir şey mi oldu Merve hanım?” diye sordu merakla. Merve hanım gülümseyerek ona bahçe kapısını işaret etti.
“Bahçede şimdi. Dilerseniz oraya gidelim”
“Gidelim”
Karnı yüzünden adımları yavaşlamıştı ama Merve hanım sabırla ona uymuş birlikte bahçeye çıkmışlardı. Bahçeye çıkıp birkaç metre yürüdükten sonra onu görmüştü. Ağaçların arasında yerleştirilmiş bankta oturuyordu. Aralık ayının kemik sızlatan soğuğunda hangi akla hizmet dışarı çıkmıştı bu adam? Üzerinde bir tek kazakla hem de.
“Bu soğukta neden dışarıda bu adam?” daha çok kendine sormuş gibiydi ama Merve hanım yanıtlamaktan alıkoyamamıştı kendini.
“Az önce öfke nöbeti geçirdi.”
Azra bedenini kadına doğru döndürdü. Duyduğu şeyler ilgisini çekmişti.
“Şurada oturalım Azra hanım. Ayakta daha fazla kalmayın.” Taşıdığı iki candan dolayı normalden büyük olan karnına bakmıştı doktor kadın. İtiraz etmedi ona. Yakındaki bir banka oturdular.
“Az önce öfke nöbeti geçirdi de ne demek? Birine zarar verdi mi? Ya da kendine?”
“Öncelikle sakin olun. Kendine zarar vermedi fakat bu ay hastanelik olacak kadar darp ettiği hasta bakıcısı sayısı üçe çıktı.”
“Hasta bakıcısı nasıl şimdi?”
“Hastanede ve durumu kafi. Şikayetçi olmayacak.”
“Çok geçmiş olsun. Tüm hastane ve bakım harcamalarını üstleneceğimizi iletin kendisine.”
“Kerem bey halleti o işi merak etmeyin.”
Kadın rahat bir nefes almıştı.
“Yanına gidebilir miyim?”
“Evet. Şu an aldığı sakinleştiricilerin etkisinde zaten”
“Onlar uyutmuyor muydu?”
Merve hanım güldü.
“Yaşadığı duygusal travma  yüzünden hayatının büyük bir kısmını hafızasından silen bir adamdan bahsediyoruz Azra hanım. Sakinleştiriciler onda uyku yapmaz sadece uyuşturur.”
Dissosyatif Amnezi
Şiddetli fiziksel veya ruhsal acılara karşı vücudun savunma mekanizması: Ağrı inhibisyonu ve hafıza kaybı. Fiziksel veya ruhsal bir travma ile ortaya çıkan ani ve çok yüksek düzeyde bir stres, beynin öğrenme ve hafıza ile ilgili bölgelerini etkileyerek o an gelişen korkunç olayı öğrenmesini ve bu olayın daha sonra hatırlanmasını engelleyebilir.
Bu şok ve hafıza kaybı süresi stresin derecesine bağlı olarak geçici bir uyuşukluktan başlayıp; birkaç güne, hatta daha uzun sürelere kadar değişebilir.Beynimiz, hipokampus ve neokorteks denilen bölgelerinde, anlık yaşanan olayları eğer önemli ise- öğrenilmiş bilgilere dönüştürür ve bu bilgiler kalıcı hafızayı oluşturur. Hafif düzeyli heyecan ve stres, beyinde öğrenmeyi arttırıcı etki yapar. Ancak yoğun ve uzun süreli stresin öğrenme ve hafıza üzerinde olumsuz etkileri vardır. 
Hafıza kayıpları küçük çocuklarda ve daha önce benzer deneyimlere maruz kalmış kişilerde daha ileri derecede ortaya çıkar. Çocuklar, beyin gelişiminin henüz tamamlanmadığı yıllarda yaşadıkları deneyimleri ileriki yaşlarında hatırlayamaz. Ancak acı veren bu deneyimler hatırlanmasa ve ifade edilemese de beynin amygdaloid çekirdekler gibi bazı bölgelerinde kaydedildiği için, ileri yaşlarda ruhsal olarak bazı olumsuz izlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır.Istırap veren pek çok koşulun tehdidi altında bulunan canlılar için, beynin analjezik (ağrı giderici) ve amnezik (hafıza kaybı) sistemlerinin bu değişik fonksiyonları bazen acil durumlarda canlının acıyı algılamasını azaltan, hatta hayatta kalabilmeyi (survival) sağlayan mükemmel bir sistemi oluşturur.
(Alıntı.)
“Anladım. Ben gideyim”
Kadın oturduğu banktan kalkarak adama doğru yürüdü. Yanına oturduğunda zahmet edip kim olduğuna bile bakmadı.
“Merhaba Rahşan” dedi titrek sesle. Onu böyle görmek her seferinde ağlamasına neden oluyordu. Şimdi kendini tutmalıydı. Çünkü onun ağladığını görmesini istemiyordu.
Rahşan kafasını yanında oturan kadına çevirdi. Boş gözlerle izlediği mor menekşelerden hemen çekmişti hazellerini.
“Merhaba -” diyerek sustu ve düşünerek kadına baktı. “Azra`ydı değil mi?”
“Sen de kimsin?” demişti dört ay önce komadan uyandığında kocası.
Hislerini yeni kabullenmiş kadın o an neye uğradığını şaşırmış acıyla kıvranmıştı.
“Dissosyatif Amnezi” demişti Melek uzun uzun muayenelerin ardından. “Sınırlı bir zaman dilimindeki olaylarla ilgili bellek kaybı. İnsanlar bazen üzücü bir olayla karşılaştıklarında yaşadıkları şok nedeni ile, bir çeşit şuur kaybına uğrarlar. Mehlika hanımın anlattıklarına bakılırsa Rahşan yıllar önce tam da bugün çok yakın birini kaybettiği için delirmenin eşiğine gelmiş. Uzun yıllar psikolojik ve aile desteği alarak iyileşmiş ama o travma hep beyninin bir köşesindeymiş. Bugün yaşadığı kaza o gün yaşadıklarını tetiklemiş ve beyni yoğun strese dayanamayarak kendini koruma altına almış. Yani Azra`cım şu an ne seni ne de beraber kaza geçirdiği Sevgi hanımı hatırlıyor.”
“Tedavisi var mı?”
“Özellikle dissoyatif amnezi için kanıta dayalı tedaviler bulunmamakla birlikte, hipnoz ve ilaç destekli soru cevap oturumları gibi tekniklerler bazı kişilerin anılarının geri gelmesine yardımcı olabilir. Dissosyatif amnezisi olan insanlar yavaş yavaş veya aniden kayıp anılarını hatırlayabilir. Yani demem o ki, Rahşan için sabırlı olacağız ve yaşadığı travma ile yüzleşmesini sağlayacağız.”
Melek yaşadığı acıyı gözlerinde gördüğü kadının elini tuttu. Kulağına eğilerek
“Söz veriyorum Azra. Rahşan seni hatırlayacak. Bu yıllarca sürse bile.”
“O beni hatırlamak zorunda Melek. Şu an onun sevgisine her şeyden daha çok ihtiyacım var.”
Melek o iç ısıtan gülümsemesi ile kadının elini sıktı.
“Hatırlayacak. Ama sabırlı olman lazım güzelim”
“Sabırlı olmaktan başka çaremiz var mı?”fısıldamıştı kendi kendine.
Genç kadın boğazındaki kocaman düğümü yutmakta zorlansa da
“Evet. Adım Azra” dedi.
Adam kadına dikkatle baktı.
"Neden devamlı buradasın? Bu halinle üstelik."
Adamın bakışları karnına kayınca içindeki kıpırtıyı yok sayamadı. İki buçuk ay uzaktan izlediği adamın karşısına bir buçuk ay önce çıkmıştı. O kadar hasretti ki ilgisine. Hatırlamasa bile bebeklerine bakması heyecanlandırmıştı kadını.
"Sevdiğim biri burada. Onu görmeye geliyorum."
Seni görmeye geliyorum. O kadar özledim ki. O kadar seviyorum ki. Anlatsam şaşar kalırsın Hazel Gözlüm.
Anladığını belli etmek için kafasını salladı adam.
"Peki sen neden buradasın?" diye sorunca kocasının yüzünde peydah olan acıyı boğazını yaka yaka yudumlamıştı. Zaten neden burada olduğunu bilen mantığı onu azarlarken aralarına çöreklenen sessizlikten anlamıştı cevap vermeyeceğini. Fakat Rahşan yine şaşırtmıştı onu.
"Benim yüzümden öldü. On sekiz yaşındaydı daha. Yaşayacağı çok şey varken gözlerimin önünde canına kıydı. Hepsi benim yüzümden." acının, pişmanlığın ve öfkenin harmanlandığı sesi kadının tenini çizmiş, kalbini kanatmıştı. Hemen şimdi ona sarılmak acısına ortak olmak istiyordu. Dişlerini sıkarak tırnaklarını avucuna batırdı. Rahşan  alayla arkada bekleyen hemşireye baktı. " Beni, iyileştirmek için burada tutuyorlar ama uyguladıkları tedavi yönteminin hiçbir boka yaradığı yok"
Ağzı bozuk bir Rahşan.
Yeni haberdi.
Ve kadın bunu sevmişti.
"Üzüldüm" dedi adamın kazadan kalma yara izine bakarak. Kaşının üzerindeki dikiş izi nedense adama ayrı bir hava katıyordu. O lanet kazada kemiklerinin çoğu kırılmıştı. Özellikle köprücük kemiği. Daha yeni iyileşmişti biliyordu. Üç ay 8 bandajıyla gezmiş, buna ayrı delirmişti kocası.
"Bende" bakışları soğuyan demir gibi hemen yakınlığını yitirip uzaklara dalarken kadın karnında hissettiği tekme ile kıkırdayarak aralarındaki sessizliği bozmuştu. Biranda nerede ve kimin yanında olduğunu unutarak hep yaptığı şeyi yaparak bebekleri ile konuşmaya kaptırmıştı kendini.
"Sakin olun bakayım. Kavga etmeyin içeride. Anlamıyorum ki neyi paylaşamıyorsunuz. Aaa ama oğlum kız kardeşini rahat bırak. Ay tamam tamam tekme atma. Demedim bir şey. Hadi biraz sakin olun bakalım."
Konuşurken duyduğu kıkırtı susmasına neden olmuştu. Şaşkınlıkla eli karnında kocasında tutuklu kalırken, Rahşan hiçbir şey olmamış gibi kadının karnına bakıyordu ilgiyle.
"Sen.. gülüyorsun."diye fısıldamıştı gayri ihtiyari. Onu duymayan adam tüm ilgisini bebeklere vermişti.
"Sözünü dinliyorlar mı peki?"diye sorunca Azra karnına sert bir tekme daha yedi. Tekmenin atıldığı yeri okşayarak kafasını kaldırdı ve adama baktı.
"Dinlediklerini pek sanmıyorum. Birine kızınca diğeri de hemen savunmaya geçiyor. Şuan olduğu gibi. "
Rahşan mor menekşelerine hazellerini akıtarak baktıktan sonra kadının karnına doğru eğildi.
"Selam ufaklıklar. İçeride neler yapıyorsunuz bakalım? Anneniz hiç mutlu değil haberiniz olsun." Kendi de dediği gibi ufaklıkları uyarırken eli gayri ihtiyari kadının karnına gitmişti. Tam değdirecekken durarak kadından onay almak için bakışlarını ona doğru kaldırmıştı. Azra kalbi dört nala koşuyor gibi hızlıca atarken onay adına sadece kafasını sallamıştı. Çünkü o an ağzını açsaydı aptal aşık kalbi dışarı fırlayacak diye korkmuştu.
Adamın sıcak avucu giydiği kazağın üzerinden bile tenini yakmış, içindeki hasreti bir nebze de olsa dindirmişti.
Sevdiği adamın dokunuşlarını özlemişti.
"Babanız çok şanslı sizin gibi güzel evlatları olduğu için. Biraz sakinleşin ve annenizi üzmeyin tamam mı?" 
Babaları sensin diye bağırmak geçti içinden. Ama sustu. Konuşması gereken yerde susması kadının canını yakmıştı. Bir avuç közü yutmuş gibi, ne yutabiliyordu, ne ağzını açıp yere dökebiliyordu. 
Biraz daha sabır dedi iç sesi. Biraz daha sabırlı olması gerekiyordu. Sabrının sonunda kazanacağı sevgi dolu bir adam vardı çünkü.
"Durdular mı?" diye soran adama yaşlı gözlerle evet anlamında kafasını sallamıştı.
Genç adam içindeki kıpırtıya anlam verememişti o an. Başka bir adamın bebekleri için bu kadar heyecanlanmamalıydı. Ama elinde değildi. Avucunun içini minik ayağıyla dürten bebek kalbini ısıtmış, yarısı karanlığa gömülmüş zihninde bazı renklerin parlamasına neden olmuştu.
“Ağlama Azra. Bebeklerini üzme.” dedi içindeki karmaşayı öteleyerek. Uzanarak kadının yanaklarını sildi. Sesindeki şefkat o kadar yoğundu ki, Azra yaşlı gözlerine rağmen tebessüm etti. Ellerini adamın ellerinin üzerine koyarak çekilmesini engelledi.
“Bana sarılırsan ağlamam” dediğinde adamın gözlerindeki tereddütü gördü. Neden tereddüt ettiğini biliyordu elbette.
“Kocan-” daha fazla konuşmasına izin vermeden adama daha da yaklaşarak kollarını beline doladı. Başını göğsüne yaslayarak uzun zamandır hasret kaldığı kokuyu içine çekti. Ciğerleri anında yangın yerine dönüşmüştü. Kokuyu her içine çektiğinde burnunun direğini sızlatan yaşları göz pınarlarında tutmakta zorlanıyordu. Adam kolunu omuzuna atıp onu göğsüne bastırınca gülümsemişti. Onun merhametli kalbine bir kere daha aşık olmuştu. Yanağını yaslayıp usulca atan kalbi dinlediği sırada adamın göğsü inip kalkmıştı. Genç kadın şaşkınlıkla geri çekilerek yüzüne bakmıştı. Adamın yüzünde bir saniye durup kaybolan tebessümü hafızasının baş köşesine kazıdı dikkatle. Kadının kendisinden ayrıldığını gören adam kolunu omuzundan çekti.   
“Küçükken bir kıza aşıktım. Ben sekiz o ise beş yaşındaydı.” dediğinde Azra iç geçirdi. O kız kendisiydi. “Bir gün onun küçük elini kavrayarak babasının karşısına çıkardım ve biz evleneceğiz dedim. Yüzünü ve adını hatırlamıyorum ama.” kendisine inanamıyormuş gibi kafasınl salladı adam.
“Peki evlendin mi onunla?” dilini tutamamıştı sonunda. Sormuştu. Sorusunu duyan adam kafasını kadına çevirdi.
“Burada” işaret parmağını şakağına vurdu sertçe. “kocaman bir kara delik var sanki. En önemli hatıralarımı yutmuş gibi. Hayatımdaki en önemli kişilerden birini unutmuşum gibi hissediyorum Azra. Ve bu bazen öfkeden kudurmama sebep oluyor.”
“Hatırlayacaksın Rahşan. Ben inanıyorum.”
“Doktorlar da öyle umut ediyor”
“Rahşan” diyen kadın konuşmalarını yarıda kesmişti. Rahşan ona seslenen hemşireye baktı. Orta yaşlı sevimli bir kadındı.
“Şeyda”
“Odana dönmemiz lazım.” diyen Şeyda kadının kocasının daha fazla yanında durma umudunu söndürmüştü. Yüzü düşerken bakışlarını kocasına yönlendirdi.
“Benim maalesef gitmem lazım Azra. Sonra görüşürüz” diyerek elini uzattı. Azra hemen elini tutarak karşılık verdi.
“Görüşürüz” dedi sesindeki üzüntüye engel olamadan. Rahşan kafasını sallayıp elini çekerek ayağa kalktı ve hemşireye doğru yürüdü. Yanına vardığında hemşirenin yanağından makas alarak oyuncu tavırla
“Sen benden hoşlanıyor musun Şeyda?” diye sordu. Şeyda genç kız gibi kıkırdadı.
“Onu da nereden çıkardın?”
“Sürekli peşimdesin çünkü. Bensiz kalamıyormuşsun gibi hissediyorum.”
Şeyda kahkaha atarken Azra insani tepki veren hemşireyi gıptayla izleyen kocasına bakıyordu. Kendisinin de dediği gibi çok yakında o kara delikten kurtulacaktı. Onların gidişini izlerken kadının bir eli karnında bir eli reçine kolyesinin yanına iliştirdiği alyanstaydı.
Kocasının alyansı.
Kaza günü eşyalarını ona verdiklerinde yüzüğünü hemen almış, üzerindeki kanı yıkamış kolyesini çıkartarak ipine geçirmişti. O gün aklına gelince bedeninden geçen ürpertiye engel olamamıştı. Kerem`e bakarak “Başınız sağ olsun” diyen doktorun önünden geçerek yanlarına gelen Kerem`i yıllarca beklemiş gibi sabırsızlıkla karşılamıştı. Rahşan hala yaşıyordu ve ameliyattaydı. Ölen aynı ameliyathanenin diğer odasında ameliyat olan başka hastaydı. Bedenini boş çuval gibi sandalyeye bırakıp kocası için sevinirken karşısında feryat eden insanlar için üzülmüştü. Onlar bir can kaybetmişlerdi. Sevdiklerini kaybetmişlerdi.
“Azra Hanım” diyen Merve hanıma döndü bakışları. Tam karşısındaydı ama o daldığı düşünceler yüzünden kadını görmemişti.
“Buyurun Merve hanım. Bir şey mi oldu?”
“Sizinle odamda görüşmek istiyorum. Benimle gelir misiniz?”
“Tabii ki”
Merve`nin odasına geldiklerinde bir şey içip içmeyeceğini sordu önce. Genç kadın bir bardak su istedikten sonra doktora baktı. Kendisiyle ne konuşacağını merak etmişti.
“Cuma günü Rahşan beyi taburcu ediyoruz”diyen doktor sana dünyayı veriyorum deseydi asla bu kadar sevinmezdi. Kendini zor bela zapt ederek hafif heyecanla baktı ona.
“Bugün Salı. Yani üç gün sonra çıkıyor mu?” mutluluktan kanatlanan kalbinin üzerine koydu elini.
“Evet. Ve az önce sizi izlerken bir şeyi fark ettim Azra hanım” diyerek gülümseyen kadın merakını cezb etmişti.
“Neyi fark ettiniz?” kaşlarını çatmıştı. Onları mı izlemişti tüm konuşmaları boyunca.
“Sizi hatırlamayan adamı kendinize yeniden aşık ediyorsunuz”
Bu kadının dudaklarından ne güzel kelimeler dökülüyordu bugün. İçi içine sığmadı Azra`nın. Merve karşısındaki kadının saklamaya çalıştığı fakat onun mesleği gereği kitap gibi okuduğu gözlerinden taşan mutluluk ve heyecan tüm yüzünü kaplamıştı. “Şimdi tüm yakınlarına da söyleyeceğim gibi onu eski hayatına adapte etmemiz lazım. Sizin evli olduğunuz gerçeği hariç her şey aynı kalacak. Yaşadığınız evde eğer eskiden yaşıyorduysa buradan çıkınca orada yaşasın. Tabi o evdeki evliliğinize dair tüm anıları yok etmeniz lazım.” kadının yüzü düşse de hemen toparladı. Şimdi üzülme zamanı değildi. Sevdiği adam için savaşma zamanıydı. Ve Azra Altay girdiği savaştan asla mağlup ayrılmazdı. “Bundan sonra onunla kendi doktoru Melek hanım ilgilenecek. Kendisi az önce arayıp söyledi.”
Merve hanım ayağa kalkınca o da kalkmıştı. Kendisine uzatılan eli hemen sıkan kadın gülümsemişti.
“Her şey için teşekkür ederim Merve hanım.”
“Rica ederim Azra hanım. Görevimiz.”
Merve ile vedalaştıktan sonra hastaneden çıkıp arabasına doğru yürümeye hazırlanan kadın çalan telefonu ile adımlarını yavaşlatmıştı. Çantasından telefonu bulup ekranına baktığında gülümsedi.
Mehlika Anne arıyor...
“Efendim annem” diyerek yanıtladı kayınvalidesini. Telefonun diğer ucunda yaşlı kadının gülümsediğini biliyordu.
“Annen kurban olsun size.”
“Öyle deme annem. Sen neden aramıştın ki beni? Kötü bir şey yok inşallah” son dört aydır hayatları tepe taklak olduğu için her gelen telefona felaket gibi bakıyordu.
“Kötü bir şey yok şükür kızım. Biz Mira ile annesinin mezarını ziyarete gidiyoruz. Sen de Mahir babanın ve annenin mezarını ziyaret etmek ister misin diye soracaktım.”
Annesini ziyaret etmeyeli uzun zaman olmuştu. O kadar özlemişti ki onu.
“İstiyorum elbette”
“İyi. O zaman Kerem seni alacak olduğun yerden. Oğlumu ziyaret ettiğini söyledi.”
“Evet anne. Cuma günü taburcu edecekler Rahşan`ı” der demez kadının şükür etmelerini Allah`a binlerce kere teşekkür etmesini dinledi Azra. “Anne orada mısın?” diye seslenince nihayet yanıt alabilmişti.
“Buradayım kızım. Çok şükür oğlum o yerden kurtuldu. Yakında her şeyi hatırlayıp eski Rahşan olacak. Buna eminim kızım. Sen hiç üzme kendini.”
“İnşallah anne. Ben Kerem`i bekliyorum o zaman.”
******
Genç kadın kayınpederinin mezarının başına geldiğinde derin nefes aldı. Mahir Altay oğlu kaza geçirdikten bir ay sonra kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti. Mira, Mehlika hanım Kerem ve kendisi kayınpederi için fatiha okuduktan sonra Sevgi`nin mezarının başına geldiler. Dört ayda ilk defa geliyordu mezarına. Mira ağlayarak getirdiği çiçekleri annesinin mezarına koyarken genç kadının bakışları beyaz mezar taşının üzerinde yazılan isme takıldı.
Sevgim Saygıner
“Rahşan`ın isimleri tam söyleme takıntısı var.” dedi yanında duran Kerem.
Ne yani bir senedir bu takıntı yüzünden mi acı çekmişti?
“Onu tanımamanın bir cezası daha. Bir senedir o her Sevgim dediğinde isminin yanına iyelik eki kullanıyor sandım. Ona kızdım, kırıldım. En önemlisi de artık beni sevmediğini düşündüm.”
Karnındaki tekmeleri hisseden kadın avucunu tekmenin atıldığı yere bastırdı. Bebekleri ona güç veriyordu. Onlar olmasaydı bunca acıya nasıl dayanırdı bilmiyordu. Kerem kendini suçlayan kadına bakarak elini omuzuna koydu.
“Kendini suçlamayı bırak. En büyük suç o aptal kuzenimin. Sen onu uyardığında takıntısından bahsetmeliydi sana.”
“Bu hikayede iki taraf da suçlu Kerem. Azı çoğu yok bu işin.”
“Azra abla” yaşlı gözlerle kendisine bakan küçük kıza sarıldı genç kadın. Annesi öldükten sonra yetiştirme yurduna verilen kızı elinden geldiğince sık sık ziyaret ediyordu. Her seferinde Rahşan`a ne kadar öfkeli olsa da kendisine büyük bir sevgiyle yaklaşan kızın oradaki mutsuzluğunu görüyordu. Mira yurtta kalmak istemiyordu. Küçük kız kaza yaptığı için kocasına kızgındı. Annemi benden o aldı diye ağlamıştı cenazede.
"Azra abla oraya gitmek istemiyorum. Beni yanına al. Ne olur bırakma beni." dedi hıçkırarak kadının beline yanlamasına sarılırken. Büyüyen karnı yüzünden yandan sarılmıştı beline. Kızın yalvarışları kadının anne kalbini acıyla sarmıştı. Örgülü saçlarını okşarken yanaklarından süzülen yaşladı sildi diğer eliyle. Şimdi alamazdı ki onu yanına. Daha kendisi nerede yaşayacaktı bilmiyordu. Sevdiği adamdan uzakta, hamile haliyle durumu muallaktaydı.
"Mira`cım ben..." cümlesini bitiremeden Mira geri çekilerek yaşlı gözlerle baktı yüzüne.
"Lütfen Azra Abla. Her dediğini yaparım. Hiç üzmem seni. Çocuklarına da gözüm gibi bakarım. Yalvarırım bırakma beni."
Kadın yutkunarak kızın yüzünü avuçladı.
"Mira`m güzelim. Sana söz veriyorum. Alacağım seni oradan tamam mı? sadece biraz daha dayan."der demez yaşlı kahveler mutlulukla parlamıştı.
"Gerçekten alacak mısın?" sesinde o kadar güzel bir tını vardı ki, bunun için bile onu yanına alacaktı. Yanaklarını okşadı.
"Evet bebeğim alacağım."diyerek gülümsedi.
"Anne sözü mü?"
"Anne sözü kızım. Anne sözü."
Mira gülerek elini kadının karnına koydu.
“Merhaba minik fasulyelerim. Çok yakında ablanız olacağım ve size çok iyi bakacağım. Azra ablamı üzmeyin tamam mı? Ona iyi bakın.” eğilerek kadının karnını öptü. Mehlika hanım ağlayarak kafasını çevirirken Kerem dişlerini sıkmıştı. Biraz daha konuştuktan sonra Kerem Mira`yı yetiştirme yurduna götürürken Mehlika hanım da onlarla gitmişti. Genç kadın annesiyle yalnız kalmış, annesine içini dökmüş bolca ağlamıştı.
Bir saat sonra arabadan indiğinde Kerem de inmişti onunla beraber. Apartmanın önünde durarak binaya baktı kadın. Buraya ilk gelişini hatırladı. Binaya girdiğinde sanki onun için kazılmış mezara girmişti. Yüzünde idam mahkumunun ifadesi kalbinde hasret kaldığı adamın aşkı.
Feleğin oyunu işte.
Şimdi bir zamanlar mezar dediği eve girmek için can atıyordu. 
“Evdeki eşyalarını topladın mı Azra?” diye sordu apartmanı izleyen kadına. Azra adama döndü. O evdeki varlığını yok etmek zor gelse de yapmıştı.
“Evet. Hazırladığım bavulları alacağım sadece.”
“Sen burada bekleyeceksin ben getireceğim o bavulları. Bin arabaya şimdi.” Diyerek apartmana doğru hareket eden adamın kolunu tutarak durdurdu. Kerem kaşlarını çatarak kadına baktı. Neden durdurmuştu ki onu?
“Cuma günü çıkacak Kerem. İki gün daha evimde kalmak istiyorum. Sonra planımızı aynen uygularız.”
Kerem yumuşayan yüz ifadesi ile kafasını salladı ve elini kadının elinin üzerine koydu.
"İki gün sonra ben seni gelir alırım. Bu halinle uğraşma. "
"Tamam"
"Nerede kalacaksın peki?" diye sorduğunda kadın bakmıştı sadece. Nereye gideceğini bilmiyordu ki.
"Bilmiyorum ki. Sonrasını hiç düşünmedim. Belki yasemine giderim." Onun düşünmesine gerek yoktu. Kerem her şeyi düşünmüştü. Küçük detayları bile atlamamıştı.
"Yasemin mi?" adamın aklına kızıl ateş gibi düşmüştü kadın. Ne yapıyordu acaba? Aramalarına da cevap vermiyordu ki. Görmeye gittiğinde yüzünü göstermemesinden bahsetmek bile istemiyordu.
"Gerçi onunda kendince dertleri var. Birde ben yük olmayayım kıza." Son dört aydır Rahşan ve şirketi ile o kadar meşguldü ki, yanında gün be gün solan kuzeni ile oturup adam akıllı konuşamamıştı bile. O yüzden kendine kızgındı. O sır küpü kuzeni de anlatmıyordu ki bir şey. Her sorduğunda işleri yüzünden yorgun olduğunu söylüyordu.
"Ne derdi var ki? Önemli bir şey mi oldu?"
"Yasemini en son ne zaman gördün Kerem? Yada şöyle sorayım onu en son ne zaman aradın?"
Kerem mahçup ifade ile saçlarını kaşıdı.
"Oldu biraz. Bu aralar Rahşan olayından dolayı pek vaktim olmadı. Biliyorsun."
Bu konuyu araştımayı aklının bir köşesine not etti kadın.
"Neyse nerede kalacağıma daha sonra karar veririm."
 “İstediğin gibi olsun Karlar Kraliçesi. Ben gideyim o zaman. Yeğenlerime iyi bak”
“Bakarım merak etme amcaları.”
Kerem arabaya binip gittikten sonra kadın evine gitmek için apartmana girdi.
******
Genç adam camın önünde durarak üç saat önce Azra ile birlikte oturduğu bankı izliyordu. Odasına çıktıktan sonra tüm gün bir şeyler hatırlaması için beynini zorlamış ama bir sonuç alamayarak sinirle komodinin üzerinde duran sürahiyi duvara fırlatmış paramparça olmasına neden olmuştu. Sesi duyarak gelen Merve hanım onunla konuşarak sakinleştirmişti.
“Avucumda.” elini kaldırarak avucunu ovdu. “O miniğin tabanı ile dürttüğü yerin verdiği his hala avucumda Merve.”
Merve kendisine arkasını dönen adamı izledi. Rahşan şu an görmüyordu ama doktoru gülümsüyordu.
“Sen Azra`ya karşı bir şey mi hissediyorsun Rahşan?”
İzlediği camdan uzaklaşarak doktorunun karşısındaki koltuğa oturdu. Dirseklerini dizlerine dayayarak kafasını avuçlarının arasına aldı.
“Bilmiyorum Merve. Onu ilk gördüğüm gün hiçbir tepki vermemiştim. Hastanedeydi. Yanımdaydı. Ama ben kim olduğunu bilmiyordum. Yada hatırlamıyordum.” Yarısı karanlığa gömülmüş zihnini taşıyan kafasına vurdu sertçe. İlk vuruştan sonra Merve ikinciyi engellemişti adamın elini tutarak. “Bu lanet beyin birini unuttu ama kimi? İşte bunu bilmiyorum. Ve bilmemek beni deli ediyor.”
“İçten içe o kişinin Azra olmasını istiyorsun.”
Rahşan anında kafasını kaldırarak kadına baktı. Tek kelime etmedi. Zaten Merve de adamın bakışlarından yanıtını almıştı.
“Ve o kişinin Azra olmaması durumunda ne yapacağını bilmiyorsun.”
“O evli Merve. Benim ondan bir şey istemeye hakkım yok.”
“O evli değil Rahşan. Kocası onu bırakıp gitti.”
“Buraya neden geliyor peki? Kim için geliyor?” adamın sorularından çok sesindeki umut güldürmüştü Merve`yi.
“Kocası burada tedavi oluyordu. Ama o senin gibi güçlü değildi Rahşan. Sinir krizlerinin birinde kendini yaralamış ve hayatını kaybetmişti. Ama Azra onun ölümüne alışamadı ve her gün buraya gelmeye başladı. O gelişlerin birinde de seninle tanıştı.”
Uydurulan hikayeyi o kadar gerçekçi anlatmıştı ki, kendi bile inanacaktı neredeyse. Kafasını salladı. 
"Ona çok benziyor."
"Canana mı?
Sesli cevap yerine kafasını salladı adam. Daha sonra aklına gelen şeyle hüzünlü bir gülümseme kondu dudaklarına.
"Ağladığı belli olmasın diye saçlarına saklanıyor.  Burnu çok çabuk kızarıyor. Aynı  onun gibi.  Gözlerindeki acıyı gördüm bir gelişinde. Bir yerlerden tanıyorum o acıyı."
"O zaman tezimi değiştiriyorum. Ondan hoşlanmadın. Canan'ı anımsattığı için ilgini çekti diyebilir miyiz?"
"Bilmiyorum. Ne hissettiğimi bilmiyorum Merve. Zamana ihtiyacım var."
“Seni hislerinle baş başa bırakayım. Dinlen biraz. Zaten üç gün sonra kurtuluyorsun buradan”
“İşime ve evime kavuşacağım nihayet.”
“Senin adına sevindim. İyi geceler Rahşan”
“İyi geceler Merve”
Merve gittikten sonra adam sarsak adımlarla yatağa doğru yürüdü ve örtüs açılmış yatağa yattı. Aklında kadının karnını okşadığı ve bebeklerden birinin avucunu dürttüğü an vardı.

Cuma günü...
Genç adam huzursuz uykusundan uyandıktan sonra birkaç gündür yaptığı gibi pencerenin önüne gelerek Azra ile birlikte oturdukları bankı izlemek istedi. Pencereye yaklaştıktan sonra bakışları hemen o bankı buldu. Bank görüş alanına girer girmez hem sevinmiş hem kaşlarını çatmıştı. Duygu karmaşasına alışık olan bünyesi hiç tepki vermemişti. Fakat kalbi hızını bir iki tık arttırmış adamın üzerinde sadece yün kazakla odadan çıkmasına neden olmuştu.
“Azra?” demişti banka yaklaştığında. Azra onu görür görmez ayağa kalkmıştı hemen. Rahşan`ın bakışları anında kadının mükemmel fiziğini bulmuştu. Üzerinde dizinin üstünde biten el işi örme yün elbise deri ceket vardı. Saçlarını her zamankinin aksine bu sefer at kuyruğu toplamıştı. 
Üç gündür görmediği kadını özlememişti değil mi?
Hayır elbette.
Peki özlemediyse neden bakışlarını ondan özellikle karnından çekemiyordu?
“Nasılsın?” diye sordu kadın. Sevdiği adamı gören gözleri kalbini heyecandan durma noktasına getirmişti. Uzun zamandır onun yatağında kokusuyla uyumasına rağmen deli gibi özlüyordu. Rahşan ona cevap vermeden elini tutarak beraberinde binaya soktu. Dışarının soğuğundan sonra içerinin sıcağı kadını titretmişti. Yarım saattir o bankta oturuyordu. Haliyle üşümüştü. Kendisini rahat ve geniş bir koltuğa oturtan adama baktı.
“Bekle beni burada.” diyerek onu koltukta yalnız bıraktı. Arkasından merakla bakan kadın onun nereye gittiğini anlamaya çalışıyordu. O an karnındaki tekmeler dikkatini dağıtmış gülümseyerek karnına dokunmasına sebep olmuştu.
“Kavga edip durmayın siz de. Babanızın nereye gittiğini anlamaya çalışıyorum burada.” 
Bir kaç dakika sonra elinde büyük bir kupa ile geri dönen kocasının gelişine sevinmişti. Rahşan kadının yanına oturarak kupayı ona uzattı.
“Ne bu?”
“Sıcak çikolata. Şeyda`dan aldım.”
“Neden aldın ki?” bu kadın bugün saf tarafından mı kalkmıştı. Çünkü ilk bakışta saf birine asla benzemiyordu.
“Senin yani sizin için aldım. İç de için ısınsın.”
Kadın gülümseyerek kupayı dudaklarına götürüken kocasına teşekkür etmişti. O çikolatayı içerken adamın bakışları karnında dolaşıyor içinde heyecan patlamasına neden oluyordu.   
“Bugün uslular her halde” diyen adamın karnına dokunmamak için sıktığı yumruğuna baktı. Kupayı sehpaya bırakarak yumruk yaptığı elini avucuna aldı ve açılmasını sağladı. Sonra o elini karnına koyarak gözlerinin içine baktı.
“Neden onlara sormuyorsun bunu?”
Rahşan bunu bekliyormuş gibi karnına doğru hafif eğildi.
“Hey minikler annenizi üzmüyorsunuz değil mi?” diye sordu yatıştırıcı sesiyle. Bebekler aynı anda sözleşmiş gibi tekme atınca kadın bu fırsatı kaçırmayarak adamın diğer elini de alarak karnına koydu.
“İkisi de tekme attı.” adamın şaşkın haline güldü.
“Evet. Sana tepki verdiler.”
Babalarını selamlıyormuş gibi tepki vermişlerdi minikleri.
“Bu çok güzel bir his. Keşke babaları da tatsaydı bu hisleri.”
Kadının gülen yüzünün solduğunu fark eden adam bin pişman olmuştu.
Dilini eşşek arısı soksun Rahşan.
“Hatırlattığım için üzgünüm Azra. Onun öldüğünü dün öğrendim Merve`den” dediğinde genç kadın planın işleve girdiğini anlamıştı. Buna sevinmişti işte. Çünkü sevdiği adama kavuşmaya bir adım daha yaklaşmıştı.
“Alışmaya çalışıyorum Rahşan. Sen beni üzmedin merak etme.” Elini sıktı adamın. Rahşan o an anlamıştı hala ellerinin onun karnında olduğunu. Hemen çekti ellerini.    
Azra üzülse de ses etmemişti.
“Saçların” dedi Rahşan konuyu hızla değiştirerek. Azra adama merakla baktı.
“Bozulmuş mu?” kadının tatlı telaşı hoşuna gitmişti.
“Hayır. Seni hep salık saçla gördüğüm için bu sefer toplaman şaşırttı beni.”
“Yakışmamış mı?” ne diyordu bu kadın. Ona her şeyin yakıştığını bilmiyor muydu? Elini kaldırarak saçlarına dokundu. Saçına taktığı lastik tokayı çekerek çıkardı.
“Her halin güzel ama saçlarını açık haliyle daha çok beğeniyorum Azra.”
Genç kadın rahat nefes alarak gülümsedi ve açılmış saçlarına çeki düzen verdi. Sevdiği adamın onu hala beğenmesi hoşuna gitmişti. 
“Rahşan bey” diyen Merve`nin asistanı Nilay`a baktı adam. “Gitme zamanınız geldi. Aileniz sizi bekliyor” diyerek ileride onlara gülümseyerek bakan annesi ve kuzenini gösterdi. Kafasını salladı.
“Buradan kurtuluyorsun demek” bilmiyormuş gibi yapmak en iyisiydi.
“Evet. Sen buraya gelmeye devam mı edeceksin?”
“Hayır. Aslında bugün buraya veda etmeye geldim. Kocamı rahat bırakmanın zamanı gelmiş artık.”
“Ağlama” yaşları kurulamak için avuç içlerini yanaklarına bastırdı adam. “Mutlu ol Azra. Hayat çok kısa. Bu lanet hayatımı bir süre çekilebilir kıldığın için teşekkürler.” Dedikten sonra ayağa kalktı ve kadından uzaklaşarak onu bekleyen ailesine doğru yürümeye başladı. Genç kadın arkasından bakmamak için bakışlarını ellerine dikti. Çünkü onun gidişini izlerse engelleyeceğinden korktu. Bir süre öyle kalarak parmağındaki yüzükle oynarken öksürük sesiyle başını kaldırdı.
"Gitmiştin."
Yüzü aydınlandı kadının.
Omuz silkti adam.
"Gidemedim"
"Neden" diye sordu fakat adam cevap vermeden elindeki kağıdı ona uzattı.
"Bu kuzenimin numarası. İsmi Kerem. Onun sayesinde bana ulaşabilirsin. Eğer istersen tabii. Ve unutmadan ağlama ağrtık." Genç adam kadını öylece bırakıp gidememişti. Kendi telefonu olmasına rağmen karanlığın zihninin ne kadarına hükmettiğini bilmediği için kendine güvenmiyordu. O yüzden kadına Kerem`in numarasını vermeyi seçmişti.
“Görüşürüz” dedi kadın umutla.
“Görüşürüz Azra. Kendine iyi bak. ”
******
Hastaneden çıkan adam arabaya binerken kuzenin kendisine baktığını fark etti.
“Ne oldu?” diye sordu dayanamayarak.
“Kimdi o kadın?”
“Bir arkadaş” diyerek geçiştirdi onu Rahşan. Ona şimdi bir şeyler söylemek istemiyordu. Yalnız kalınca konuşacaktı. Şimdilik arkasına yaslanarak kalbi kırılgan narin kadını ve karnında taşıdığı o iki mucizeyi düşünmek istiyordu. Eve geldiğinde annesinin onca ısrarına rağmen yalnız kalmak istemişti. Annesini eve götürdükten sonra ona uğraması için kuzenini tembihledikten sonra kuruyan boğazını ıslatmak için buz dolabını açmıştı. Fakat dolaptaki içecekler onu kesmemişti. Ve hatırladığı kadarıyla evde alkollü hiçbir şey yoktu. Eskiden içki içmediğini çok şükür ki hatırlıyordu. Dolabın kapağını kapatarak mutfaktan çıktı.
“Bakalım anahtarların yerini doğru hatırlıyor muyum” diyerek portmantoya doğru yürüdü ve büyük kaseye baktı. “Buradalar.” Evin ve arabasının anahtarını alarak montunu giyindi. ayakkabılarını da ayaklarına geçirdikten sonra hazırdı. Evden çıkarak asansöre bindi ve zemin katın numarasını tuşladı. Asansör kata geldiğini bildiren ses çıkardığında açılan kapıdan çıktı ve arabasını aramaya başladı. Az ilerideydi. Anahtarla uzaktan kilitleri açtı ve yaklaştığında hemen bindi. Arabayı çalıştırıp otopartan çıktıktan sonra bir kaç metre iledireki süper marketin önüden geçti. Yürüme mesafesinde de olsa o markette içki satmıyorlardı. Hatırlıyordu.  O yüzden üç mahalle ilerideki markete sürerek önünde durdu ve arabayı çalışırken bırakıp içeri girdi. İstediği sert viskiyi bulup aldıktan sonra kasaya doğru gideceği sırada ismini duyunca durmak zorunda kalmıştı.
“Rahşan?” arkasına döndüğünde kendisine emin olmak ister gibi bakan kadını gördü. 
“Çiğdem?” aynı karşılığı vermişti adam. Kadın onu tanıyınca gülümseyerek yanına geldi ve kollarını boynuna dolayarak sıkıca sarıldı. Rahşan kadının sadece hafifçe sırtına dokunmuştu kendisine sarılırken. Geri çekildiğinde kadın onu baştan aşağı incelemeye başladı.
“Bir an sen misin diye şüphe ettim. Değişmişsin.” Sesindeki mutluluğu hissetti adam. Keşke o da böyle basit şeylerle mutlu olabilseydi.
“Değişmedim Çiğdem. Eski benim işte” dedi soğuk sesle. Çiğdem kafasını salladı yanlara doğru.
“Kazayı duydum Rahşan. Kazadan sonra değişmişsin. Gözlerin mesela sımsıcak bakardı ama şimdi buz gibi. Eskiden gülümserdin. İnsanın içi ısınırdı ama yüzünde mimik oynamıyor. İnsanın içi üşüyor sen böyle bakınca.” Aynı üniversitede farklı fakültelerde okumuşlardı fakat arkadaş grupları aynı olduğu için hep birliktelerdi. O zamanlar Rahşan böyle değildi. Girdiği her ortama neşe getiriyordu.
“Son iki buçuk senemi hatırlamıyorum Çiğdem” sert sesini duyduğunda kadın ürpermişti. Ürperse de gülümsemeyi başarmıştı.
“Hatırlayacağına eminim. Numaran hala aynı mı?” diye sordu farklı konuya geçiş yaparak.
“Evet.”adam eve gidip elindeki viskiyi bitirmek istiyordu. Eski arkadaş muhabbetini çekecek havada değildi.
“Tamam. Ben bu marketler zincirinin buradaki Bölge Yöneticisiyim. Buralara geldiğinde ara da görüşelim canım”
“Buralarda oturmuyorum ben Çiğdem. Sadece bunun için geldim bu markete”diyerek elindeki viski şişesini gösterdi kadına. “Hoşça kal Çiğdem. Arabayı çalışır vaziyette bıraktım dışarıda.”bu kibarca beni rahat bırak demekti.
Kadın el mahkum vedalaşmıştı onunla. Elbette yaşadığı yeri biliyordu. Sadece sohbet etmek istemişti. 
“Görüşürüz Rahşan”
Genç adam kafasını sallayarak kasaya doğru yürüdü ve aldığı içkinin parasını ödedi. Makretten çıkarak arabasına bindi ve evine doğru sürdü.
Kapıyı açıp içeri girdikten sonra üzerini değişmiş ev normal ısıya ulaştığı için eşofman altının üstüne sadece tişört giymişti. Viskisini alarak kış balkonuna çıkmış sallanan koltuklardan birine oturmuştu. Bardağa koymadan direkt şişeyi kafasına diken adam cebinden çıkardığı siyah lastik tokayı burnuna götürdü. Çilek kokuyordu.
Hastanedeyken kadının dalgınlığından faydalanarak tokayı kotunun cebine atmıştı. Belki hırsızlık yapmıştı ama yanında ondan bir şey taşımak istemişti. Bir hatıra. Bir iz.
Gözlerini kapatak kafasını geri atan adam çilek kokulu kadını düşünmeden edemiyordu. Acaba neredeydi şimdi? Bebekleri yine kavga ediyorlar mıydı karnında? Onları sakinleştirmek için yine o tatlı sesiyle konuşuyor muydu? Aniden doğrularak şişeyi tekrar kafasına dikti. Büyük bir yudum alarak kehribar renkli sıvıyı yakması için midesine gönderdi.
“İçki içecek kadar mı büyük derdin kardeşim?” sesini duyduğunda şişeyi koltuğun yanına koydu ve yanına geçerek diğer sallanan koltukta oturan kuzenine baktı. tek kelime etmeden şişeyi ona uzattı. Kerem şişeyi alarak kafasına dikti. Rahşan şişeyi geri aldığında yarılanmış viskiye baktı.
“Senin derdin benimkinden de büyük galiba. Rana yine ne yaptı?”
“Oğlumu zehirliyor kaltak. Yusuf annemle yeniden evlen diye tepemde iki aydır”
“Bu sefer büyük oynuyor Rana hanım.”
“Onun o büyük oyununa sokacağım az kaldı. Merak etme sen. Sen şimdi onu bırak da beni neden çağırdığını söyle.”
 “Hastanede konuştuğum kadın” dedi avucunu açarak tokaya baktı. “Onun hakkında her şeyi bilmek istiyorum abi” dedi adam beyazları kızarmış hazellerini kuzenine dikerek. Kerem kurduğu planın tıkırında olmasının keyfiyle arkasına yaslandı.
“Numarası var mı sende?
“Hayır ama ona senin numaranı verdim”
“Kendi numaranı niye vermedin?”
“Kendime ne kadar güvenmem gerektiğini bilmiyorum daha”
“Hım. Demek bana kendinden çok güveniyorsun. İlginç”
“Aradı mı seni bugün?” dedi adamın tespitini es geçerek.
“Aramadı ama arayacak.”
“Nereden biliyorsun?”
“Kağıdı aldıktan sonra sana nasıl baktığını gördüm”
“Nasıl bakıyordu?” kuzeninin merakı adamı içten içe güldürmüştü.
“Sana abayı-” cümlesini tamamlamasına çalan telefonu engel olmuştu. Cebinden çıkardığı telefonun ekranına baktığında ağzından çıkan küfüre engel olamamıştı.
“Ne istiyorsun Rana?” diye sordu sert sesle. “Geliyorum” diyerek ayaklanan kuzenine baktı Rahşan.
“Nereye?”
“Yusuf baba diye ağlıyor. Bakma öyle bu sefer doğru söylüyor. Sesini duydum paşamın.” Elini kuzeninin omuzuna koydu. “O kadın beni ararsa hakkında her şeyi öğreneceğim kardeşim. Sen hiç merak etme.” 
 “Sana güveniyorum abi”
“Numaramı vermenden belli zaten” muzip bakışlarını kuzenine dikip göz kırptı.
******
Günler geçiyor Rahşan yeni hayatına daha iyi adapte oluyordu. Tedavileri devam ediyordu elbette ama pek işe yaramıyordu. O karanlık hala zihnindeydi. Melek yeni doğum yapmasına rağmen onunla uğraşmaktan hiç şikayetçi değildi.
“Kerem bey geldi mi Simay?” dedi adam sekreterinin önüne bıraktığı evrakları imzalarken. 
“Evet efendim. Sizi bekliyor odasında.”
“Bitti mi?” evrakları gösterdi sabırsızlıkla. Simay gülümseyerek
“Evet” dedi. Rahşan onu neredeyse düşürecek kadar hızla koltuğundan kalkarak kapıya doğru yürüdü. Patronunun arkasından kafasını sallayarak gülen kadın masaya dağılmış evrakları toplayarak çıktı odadan. Şirkette her kes büyük patronun hafıza olayını bildiği için kimse Azra hakkında tek kelime etmiyordu. Kerem o gelmeden tüm şirketi toplayarak durumu anlatmış, hata yapanı şirketten kovacağını kesin dille belirtmişti.
Genç adam baş mimarının odasına girdiğinde Kerem telefon görüşmesi yapıyordu. Onun gelişini fark edince eliyle koltuğu işaret etti. Görüşmesi bittikten sonra onun karşısına geçti.
“Aradı mı?” diye sordu. Gözlerini devirdi Kerem. Bir haftadır kendisini her gördüğünde aynı soruyu soruyor adamı çığırından çıkarıyordu.
“Aradı.” Dediğinde adamın yüzündeki heyecan görülmeye değerdi. “Ben de yerini ve kim olduğunu  buldum.” Arkasına yaslanarak cebinden çıkardığı kağıt parçasını havada salladı. Rahşan tek hamlede aldı kağıt parçasını onun elinden. Hemen okumaya başladı.
“Azra Cevher 0544***2523”
“Azra Cevher. Üniversitede tanıştığı kocasıyla ailesinin itirazlarına rağmen evlendiği için babası onu evlatlıktan reddetmiş. Kocasının ailesi de onu istemeyince birlikte yaşamışlar ama kocası Ferhat” Allah`ım sen beni affet. `Hepsi kardeşim için. Yoksa ben asla yalan söylemem biliyorsun.` diye yalvardı içinden. “Babasının mühadeleleri sonucunda hiç bir yerde iş bulamayınca bunalıma girmiş. Azra çok uğraşmış onun için. Hem çalışmış hem tedavi olması için uğraşmış. Ama en sonun adam onu boğmaya kalkınca”
“Boğmak mı?” adamın yerinde dikleşen adama baktı Kerem. Gittikçe gerildiğini hissediyordu.
“Evet. O gün hamile olduğunu öğrenmiş ve ona haber vermiş. Ama Ferhat onu ihanetle suçlamış, öldürmeye kalkmıştı.”
“Azra mı ihanet etmiş demiş? Buna gülerim işte.”
“Devam etmeme izin ver kuzen. ”
“Devam et.”
“O günden sonra komşuların yardımı ile onu hastaneye yatırmış. Gerisini biliyorsun zaten anlatmama gerek yok.”
“Şimdi nerede?”
“Yaşadığı evin kirasını ödeyemediği için ev sahibi kapının önüne koydu onu. Buraya yakın bir yerde bir parkta. Bavulları ile öylece bir bankta oturuyor.”
“Bana masal anlatacağına hemen nerede olduğunu söyleseydin ulan. Kadın kim bilir ne halde şimdi.”diyerek ayağa kalkıp hışımla kapıya doğru yürüdü. Kerem arkasına yaslanarak saymaya başladı.
“Bir, iki, üç” dört diyeceği sırada kapı açılarak sertçe kapandı. Yere basan öfkeli adımların sahibi onun önünde durdu.
“Bana tam adresi ver.” Burnundan soluyordu.
Gözlerini açarak kuzenine baktı. Hazelleri çakmak çakmaktı. Kerem eğilerek sehpaya bıraktığı diğer kağıt parçasını aldı ve kuzenine uzattı. Rahşan hızla o notu alarak odadan çıktı.
Genç adam arabanın kontağını kapatarak aşağı indi. Parka girerek etrafa bakınmaya başladı.
Oradaydı. Birkaç bavulun sarmaladığı bankta oturuyordu. Elini karnına koymuş bebeklerini hissetmek ister gibi okşuyordu. Yüzündeki panik miydi onun?
Adımlarını hızlandırarak ona doğru yürüdü.
“Rahşan!” kendisini fark eder etmez telaşla ayağa kalktı.
“Ne oldu Azra?” diyerek kadının yanına vardığında Azra elini kavrayarak karnına koydu.
“Bebeklerim kıpırdamıyor Rahşan. Onlara bir şey oldu.”



4 yorum: