10 Eylül 2019 Salı

17. bölüm`Bundan sonra benimlesin`


                                       
     
“Bebeklerim kıpırdamıyor Rahşan. Onlara bir şey oldu.” gözleri dolu dolu yüzüne bakan kadının yüzünü avuçladı.

“Onlara bir şey olmayacak. Sana söz veriyorum Azra”

“Onlara bir şey olmasına izin verme lütfen.”

“Şu bavulları arabaya taşıdıktan sonra hemen hastaneye gidiyoruz.”

“Tamam”

Rahşan önce Azra`yı arabaya bindirdi. Sonra elini çabuk tutarak bavulları arabaya taşıdı ve kendi de binerek en yakın hastaneye sürdü. Hastaneye vardıklarında delirmiş gibi ortalığı bir birine katmıştı. Doktor nihayet muayenesini bitirip kendisini heyecanla bekleyen çiftin yanına geldiğinde genç adam hemen ayağa kalkmıştı.

“Tekrar merhaba.”

“Merhaba” dedi kadın telaşla. Korkusu ve endişesi yüzünden okunuyordu.

“Bebeklerin bir şeyi yok değil mi?” adamın sabırsız halleri doktoru gülümsetmişti.

“Hepsini konuşacağız beyefendi. Biraz sabırlı olalım lütfen.” Dedikten sonra kadına döndü. “Bu ilk hamileliğiniz diye tahmin ediyorum Azra hanım”

“Evet” karnını bebeklerini korumak ister gibi sarmıştı. “Kıpırdamayınca delirdim. Onlara bir şey olursa ben yaşayamam” dediğinde adamın elini sıkması içini ısıtmıştı kadının.

“Bebeklerinizin bir problemi yok Azra hanım. Şu an minikleriniz uyku periyodundalar. Az sonra uyanırlar.”

“Bu bilgileri saçma sorgulamanızdan önce verseydiniz de rahatlasaydık doktor hanım” adamın asabi halleri doktorun üzerinde hiçbir etki uyandırmadı. Alışıktı böyle sabırsız babalara.

“Rahşan!” diyerek onu uyaran kadına gülümsedi doktor.

“Babamız annemizden biraz daha sabırsız galiba. Merak etmeyin Rahşan bey. Bebekleriniz çok sağlıklı.”

 Baba kelimesini duyan adam şaşırırken genç kadının kalbi mutlulukla takla atmıştı. 

Rahşan tek kelime etmemişti. Demek ki o da içten içe mucizelerinin babası olmak istiyordu.

Evet bu minikleri babasıydı o. Onları tüm kötülüklerden, kötü niyetli insanlardan koruyacak olan kahraman o`ydu.

“Ne zaman çıkabiliriz peki buradan?”

“Bir saat kadar sonra taburcu olacaksınız. Kendinize dikkat edin. Geçmiş olsun.”

Doktor gittikten sonra adam kadının yanına oturdu. Hala baba kelimesinin etkisindeydi. Duyuncaya kadar bilmiyordu fakat ne kadar çok istiyormuş baba olmayı.

“Onlarla konuşmak istiyorum Azra” dedi karnına bakarak. Gülümsedi kadın. bekletmeden kocasının elini kavrayarak karnına koydu. Rahşan konuşmadan önce boğazını temizledi. Ciddi yüz ifadesiyle kadının karnına doğru eğildi. Avuçlarını karnına koyarak hafifçe okşadı.

Beni affet kızım 
Gözümün önünde büyüdün göremedim 
Beni affet kızım 
Nasıl sevdim seni gösteremedim 

Beni mahvet kızım 
Bir lafın yeter buna, sana söylemedim 
Hadi vazgeç kızım 
Benim gözümde hiç büyüyemedin. 

Diğer dizelere geçeceği sırada kadından duyduğu hıçkırıkla sustu genç adam. Kafasını kaldırdığında yanaklarından çenesine süzülen yaşlarla kendisine bakan kadına yaklaştı. Yanaklarını avuçlayarak yaşlarını sildi. Dudaklarını alnına bastırarak öylece kaldı.

“Sesin güzel değil” dedi kadın burnunu çekerek. Adam şarkıya başladığında dişlerini sıkmış ağlamamak için çok direnmişti. Sesi pek yüksek desibelli değildi ama yanıktı. Bebeklerine ninni söylerse hemen uyurlardı anlamıştı. O yanık sesiyle öyle içten söylemişti ki kadın gözyaşlarını tutamamıştı. Hele söylediği şarkı. Kızından özür dilemesi. Haberi yokken hem de.

“Ağlama artık” sesi boğuk çıkmış kadının hormonlarını depreştirmişti. Hele tenine dokunan o dudakları. Yangın sebebilerdi resmen. “Ağlaman en az kafamın içindeki karanlık kadar deli ediyor beni”
“Ağlamıyorum ben” dediğinde adam geri çekilerek  kadının yüzüne baktı.
“Ağlama zaten. Bebeklerin üzülüyor sonra”
“Ayy Rahşan” kadın aniden heyecanla çığlık atarak adamın elini karnına koydu. Adam endişeyle ona bakarken kadın mutlulukla gülümsedi. “Uyandılar. Allah`ım sana çok şükür. Onları bana bağışladın.” Dua ederek yanaklarını sildi. Ellerini kavrayan adama gülümsedi.
“Kötü sesim uykularından etti desene minikleri” diyerek şaka yaptı.
“Azra Hanım”diyen ses döndü ikisi de. “Taburcu olabilirsiniz artık” dedi içeri giren hemşire. Genç adam hemen ayağa kalktı. 
“Ben taburcu işlemlerini halledeyim” duyduğu kelimelerle paniğe kapıldı kadın. Rahşan dışarı çıkar çıkmaz hemen telefonuna sarılan kadın durumu anlattı ona. Kerem halledeceğini söyleyerek kapatmıştı telefonu. Tam rahatlamasa da Kerem`e güveniyordu. Dediği gibi halledecekti.
Genç adam ödemeyi hallederken arayan kuzeni ile konuşarak önüne konulan evrakları okumadan imzalamıştı. Telefonu kapattığında işlem bitmişti.
Genç adam odaya döndüğünde kadını dolu gözlerle etrafı izlediğini gördü. Telaşla yanına gitti. Kadın yanına oturan adama baktığında kırptığı gözlerinden süzülen yaşlara baktı adam kaşlarını çatarak.
"Bebeklere bir şey mi oldu?" diye sorduğunda kadın kafasını yanlara salladı. Rahşan çenesini tutarak kendisine bakmaya zorladı. Yaşlar menekşelerini çiy taneleri gibi sarmalamıştı. Adam içinde menekşelere karşı karşıkonulamaz bir ilginin başkaldırdığını hissetti.   

"Hadi söyle bana neden ağlıyorsun?"
Azra çenesini adamın elinden kurtardı. Bakışlarını camdan dışarıya çevirdi. Rolünü iyi oynamalıydı. Derin nefes aldı.
“Yok bir şey. Buradan gitmek istiyorum.” Dedi sadece. Rahşan aldığı cevapla tatmin olmamıştı. Bu iki ayda kadın hakkında öğrendiği tek şey vardıysa o da onun boş yere ağlamayacağıydı.
“Azra!” sesi ikazını daha sert yaparak biraz yüksek çıkmıştı. Kafasını yavaş hareketlerle ona çevirdi. “Yalan söylemeyi yakıştıramadım sana” dedi hayal kırıklığı ile. Genç kadın hafif vicdan sızısı hissetse de hemen o sızıyı bastırmıştı. Yaptığı her şey sevdiği adam içindi.
"Buradan çıkınca nereye gideceğimi bilmiyorum."nihayet ağzındaki baklayı çıkarmıştı. Rahşan kaşlarını çatarak kadına baktı.
"Kimsen yok mu?"soruyu duyduğunda kadın karnına dokundu.
"Kimsemiz yok." dedi. Genç adam kafasını sallayarak yataktan kalktı ve pencerenin önüde durdu. Ellerini cebine koyarak karın geleceğini haber veren gri bulutlara dikti bakışlarını. Bir iki dakika sonra kadına bakmadan
“Bundan böyle benimlesin Azra” dedi. Kadın içinden sevinç kahkahaları atsa da dışından bir aysberg kadar tepkisiz kalarak adama kaşlarını çattı.
“Benimlesin derken?” diye sorunca adam ona döndürdü bedenini. Kadın geldiklerinden beri ilk kez adamı incelemeye başladı. Siyah takım elbisesi, siyah gömleği ve ceketinin içine giydiği yeleği ile göz kamaştırıyordu.  
“Benim evimde kalacaksın bundan böyle.”
Yataktan kalktı kadın. Üzerine çeki düzen verdi öfkeliymiş gibi.
“Seninle hiçbir yere gelmiyorum Rahşan. Bizim için yaptıklarına minnetarım. Beni aldığın yere bırak lütfen.”
“Bu soğukta üç canlı halinle nereye gideceksin merak ettim.  Çünkü az önce gidecek yerim yok dedin.”
Biraz daha itiraz et Hazel Gözlüm. Seni delirtmeyi seviyorum.
“Nereye gideceğim seni ilgilendirmez. Bulurum ben bir yer. ” ters cevabı delirtmişti adamı. Tam da kadının istediği gibi. Ona doğru bir iki adım atarak dirseğini kavradı. Sarı hazelleri ateşe verilmiş gibi yanıyordu. Kadın bir kere daha aşık oldu adama.
"Ne demek olmaz Azra? Gidecek başka yerin  mi var?" diye sordu kısık sesli bağırışla.
"Bana bağırma."
Ne yaptığını fark eden adam öfkesine lanet ederek kadının dirseğini bıraktı. Elini saçlarından geçirerek çekiştirdi. Nöbet geçirmek istemiyordu. Geçirirse kadına zarar verecekti.
"Sen de insanı delirtme. Bende kalacaksın!"
"Kalmayacağım!" burnunun dikine gidecekti. Adamın sabrının son demlerini görmek istiyordu.
"Son kararın mı?" diye sordu tek kaşını kaldırarak.
"Evet."
Küskün bir şekilde kollarını göğsünde bağlayıp başını çevirdi kadın. 
"Peki sen bilirsin. Gidiyorum ben."
Adam arkasına bakmadan kapıya doğru yürüdü. Ve odadan çıktı.
Kadın içi gittiği halde adamı durdurmadı.
Adam umut ettiği halde orada durmadı.
Azra arkasından şaşkınlıkla baktığı adamın gidişinden sonra biraz kırgınlıkla çıktı odadan. Hastane bahçesine indiğinde bankların birine oturdu. Kerem`i arayarak konuştuktan sonra kapattı telefonu. Kerem ona kocasının gitmediğinin garantisini verirken kadın inanmamıştı. İnanmamıştı çünkü adam gerçekten de çıkıp gitmişti. Ve hala ortada yoktu.
“Kalmaya yeri böyle bankta oturarak mı bulacaksın?” sesini duyunca kafasını kaldırarak adama baktı. Takım elbisesinin üzerine kahverengi kaşmir bir palto giyinmişti. Kadın neden bu detaya dikkat etmişti hiçbir fikri yoktu.
"Gitmemişsin" dedi dikkatini önemli detaya vererek. Kerem haklı çıkmıştı. İçinden güldü.
"Eşyaların bendeydi. Bırakıp gideceğim."
Hevesi kursağında kalan kadının gözleri doldu tekrar.  
"İyi bırak ve git." sesi hiç istemediği kadar küskün çıkmıştı.
Aralık ayının soğuk havasını içine çeken adam ellerini ceplerine koyarak kadının başında beklemeye başladı. İki aydır sadece naif tarafını gören adam kadının inatçı tarafı ile tanışıyordu ve itiraf etmeliydi ki çok eğleniyordu. Zihnindeki kara delik bile şu an onun için önemli değildi.
Genç kadın put gibi başında bekleyen adama doğru kaldırdı kafasını. Duruşu sabitti ama yüzünde belli belirsiz tebessüm vardı. Gördüğü tebessüm kadının içindeki hırçın Azra`yı kamçılıyordu.
"Hadi ne duruyorsun gitsene başımdan."diye tersledi onu. Adam omuz silkerek kadının yanına ilişti.
"Seni almadan şurdan şuraya gitmiyorum. Gerekirse burada sabahlarız birlikte." Kollarını göğsünde bağlayarak kafasını geri attı ve gözlerini kapattı. Kadın göğsünde bağladığı kolunu dürttü.
"Ya sen manyak mısın? Gitsene başımdan"
"Hayır."
Tenezzül edip gözlerini açmamıştı bile.
Kadın işi inada bindirip susunca aralarındaki son diyaloğun üzerinden iki saat geçmiş ve kadın acıkmaya başlamıştı.
"Rahşan acıktım." Dediyse de adam tepki vermemişti. Oflayarak onu kolundan dürttü tekrar. "Rahşan sana diyorum biz acıktık." Yine ses yoktu.  "Uyansana be adam . Sözde bana yardıma geldin. Ne uyudun be.” Karnında tepinerek yüzen bebeklerini sakinleştirmek için karnını ovdu. “Sizde durun bakayım durduğunuz yerde. Tamam bende acıktım. Ama adam uyanmıyor ki." Bebeklerini azarlayıp kafasını adama çevirdiğinde kendisini gülerek izleyen adamla karşılaştı. Kadın bakışlarını o gülüşten zorlukla çekerek yanaklarındaki gamzelere takıldı. Az kalsın düşecekti. Düşüpte kalacaktı o çukurlarda.
Ne güzel söylemiş Diljin Kovexi
Sen gülünce
Bir menekşe yüzüyor suyun en ince kıvrımlarında
Ve Tanrı yeni bir lisan aramaya çıkıyor…
Sevdiği adamın gülümsemesi kışın ortasında yaz sıcağındaymış gibi çiçek açmasına neden olmuştu.
"Gidelim mi artık?" diye sorduğunda kadın dili lal olmuş gibi sadece kafasını sallayabilmişti.
Rahşan önce kadının açlık sorununu halletmek için onu lezzetli yemekler yapan aile restoranına götürdü ve Azra büyük iştahla yemeklere deyim yerindeyse saldırmıştı. Tüm yemek boyunca adam eğlenmiş kadın surat assa da yemek yemekten geri kalmamıştı. Nihayet karnı doyduğunda hesabı ödeyen adamın arkasından gitmişti. Rahşan ona arabaya binmesi için yardım ederek sürücü koltuğuna geçti. Kontağ çevirip arabayı çalıştırdıktan sonra kadına yandan bakış attı.
“Düşündüm de sen haklıydın Azra.” dedi dudaklarını bir birine bastırarak. Azra anlamayan bakışlarını adama dikti.
“Hangi konuda?”
“Benle gelmek istemem konusunda. Belki de bu kadar ısrar etmemliydim. Bu gidişle iki aya iflas bayrağını çekeceğim. Neden kendime acımadım ki?” kafasını sallayarak kadının tepkisini bekledi. Azra ise hala bir şey anlamamış adama aval aval bakıyordu. Anlamaması beş saniye süren kadın anlayacağını anladığında arabanın kapısını açmaya yeltendi. Yeltendi çünkü Rahşan önceden kapıları kilitlemişti. Arabadan ineceğini biliyordu.
Azra arabadan inemeyeceğini birkaç kere kapı kolunu çekiştirdikten sonra anlamış hırsla adama dönerek mor alevler dans eden menekşelerini adama ateş etmek ister gibi dikerek
“Sen... sen çok kaba, pinti ve pis bir adamsın.” diye bağırdı. “Az önce restoranda ödediğin birkaç yüz liranın lafını mı ediyorsun bana?” hamilelik onu bayağı duygusal ve her şeye cevap veren biri yapmıştı. Çünkü eski Azra olsa sadece adama bakar ve arabanın kapısını açmasını emrederdi. Rahşan kadına doğru eğilerek gözlerinin içine baktı. Şu an o kadar eğleniyordu ki, tarif edemezdi.
“Azra” Rahşan elini ona dokundurmak için kaldırmıştı.  Azra elini kaldırarak onu durdurdu.
“Dokunma bana. Aç şu lanet kapıyı ineceğim ben. Seninle hiçbir yere gelmiyorum.”
“Azra?”
“Ne var? Azra, Azra ismimi mi ezberliyorsun?” kadın amacını tamamen unutmuş adamdan uzaklaşmaya çalışıyordu.
“Çok tatlısın” dedi gülümseyerek. Bugün ne çok gülümsemişti. Hepsi bu şirin mi şirin hamile kadın yüzündendi. Zihnini saran karanlık bugün ona hükmedememişti. Bu iyiydi.
“Sensin tatlı. Çekil üstümden” diye çemkirdi kadın onu itmeye çalışarak. Çünkü adam ona bayağı yaklaşmıştı. Kendine hakim olamamaktan korktu. Çünkü kendine hakim olamazsa çok yakınlarında duran dudaklara saldırabilirdi.
“Azra” kocasının sesi onu türlü türlü fantezi dünyasından çekip çıkardı. Düşündükleri yüzünden ona patladı Azra.
“Ne var pinti herif?” Rahşan ağzından çıkan kıkırtıya engel olamamıştı. Kadın anında kurşun gibi bakışlarını adama saplamıştı. “Şaka yaptım” dedi sakin sesle.
“Şaka mı?”
“Hı hı” hı hı derken o kadar sevimliydi ki, Azra onu öpme isteğini zorla bastırdı.
 “Çok komik ama nedense ben gülmüyorum.” bakışlarını adamdan çekerek camdan dışarı çevirdi. Kollarını göğsünde toplayarak omuzlarını küskünce kaldırdı.
“Azra?” diye sordu ona bakmadan. 
“Ne var?”
“Baksana bi”
“Bakmıyorum. Sana küstük biz.”
“Lütfen bebeğim” der demez kadın becerebildiği kadar hızla bedenini adama doğru döndürdü. Rahşan ise fısrattan istifade kadının öfkeden kızarmış yanağını öptü.
“Ne yaptın sen?” gözleri irice açılmış genç kadın elini yanağına götürdü. Adam keyifle yerine geçerek arabayı hareket ettirdi.
“Yemekten sonra tatlı yememiştim. Ağzım tatlandı.” dedi kadına en çekici gülümsemesi eşliğinde göz kırparak.
Aptal kalbi hızını arttırarak duracak noktaya gelmişti. `İlk kez öpmüyor seni aptal kendine gel`dese de hala şaşkındı. Elini yanağından zorla çekerek bakışlarını adamdan alıp yola çevirdi.
Eve geldiklerinde önce kadının inmesine yardım etmiş ardından bavulları taşıyarak asansöre koymuş birlikte evinin olduğu kata çıkmışlardı. Asansörün istedikleri kata geldiğini bildiren sesini duyunca bavulları dışarı taşıdı ve cebinden anahtarı çıkartarak kapıyı açtı. İçeri geçmesi için kadına öncelik tanıyarak ardından bavulları hole taşıdı.
“Evime hoş geldin” dedi anahtarlarını kaseye koyarken. Ayakkabılarını çıkardı ve kadına baktı. “Neden öyle duruyorsun? Girsene içeri”kadın alt dudağını dişleyerek ayaklarına baktı. Sonra eğilmeye çalışarak ayağındaki botların ipine ulaşmaya çalıştı. Birkaç denemeden sonra başarısız olunca gözünün önüne gelen siyah tutamları bezginle üfledi.
Niye bu salak botları giymişti ki? Tabi ya Yasemin giydirmişti botları. Onları giyerken aklı neredeydi acaba?
Ellerini karnına koyarak tavana baktığı sırada sağ ayağındaki botun ipleri çözüldü. Kafasını aşağı eğip neler olduğuna baktığında gözlerine inanamamıştı. Hızla ayağını çekmeye çalışınca adam bırakmamıştı.
“Yapma Rahşan. Ben hallederim. Kalk önümden.”
“Cennet anaların ayağının altındadır diyorlar Azra. Cennetin önünde eğilmek beni eksiltmez, aksine yüceltir.”
Genç kadın adamın saçlarını okşamak için çıldırıyordu. Uzun zamandır onlara dokunmuyor, yumuşaklığını hissetmiyordu. Ne yakıcı bir hasretti yüreğini dağlayıp geçen.
“İşte oldu. Haydi geç içeriye.”
“Teşekkür ederim.” Ayağa kalkan adamın yanağına öpücük kondurmuş bakışlarını kaçırmıştı.
“Bir şey değil.” demişti adam ona bakıp kaşlarını kaldırarak. Karanlık zihni sakladığı kişiyi yakın zamanda ortaya çıkarsa iyi ederdi çünkü büyük bir hızla başkasının kadınına doğru çekiliyordu.  
Genç kadına zaten bildiği evi tanıtan adam en son kalacağı eski odasına getirdi onu.
“Burada kalacaksın Azra. Bavulları buraya taşıyacağım. Bugün çok yoruldun. Yarın yerleşirsin.”
“Tamam”
“Ben çıkayım sen rahat bir şeyler giy de gel salona.” diyerek odayı terk etti.
Kadın adamın getirdiği bavullarından birinden çiçek desenli hamile elbisesi alarak  giyindi. Saçlarını tarayıp at kuyruğu toplayacakken adamın `Her halin güzel ama saçlarını açık haliyle daha çok beğeniyorum Azra.` dediğini hatırladı. Derin nefes alıp toplamaktan vazgeçerek gece siyahı saçlarını omuzlarından aşağı serbest bıraktı. Odadan çıktığında kocasının salonda olduğunu açık televizyon sesinden anlamıştı. Yavaş adımlarla oraya doğru yürüdü  ve içeri girdi.
“Biraz daha geç gelseydin odanı basacaktım” dedi adam yarı şaka yarı ciddiyetle. Kadın gülümseyerek tekli geniş koltuğa oturdu.
“İyiyim ben merak etme Rahşan”dediğinde kafasını salladı adam. Elindeki kumandayı sehpaya bırakarak cebinden anahtar çıkardı ve kadına uzattı.
“Al”
“Neyin anahtarı bu?”
“Evin yedek anahtarı. Sende kalsın. Artık burada yaşıyorsun Azra. Evin anahtarı sende de olmalı.”
“Bir iş bulup çalışana kadar burada kalacağım. Sonra da kendime ev tutacağım. Sana daha yük olmak istemiyorum.” anahtarı alarak avucunda sıktı. Adam ona kendi anahtarını vermişti.
“Saçmalama Azra. Bu halinle mi çalışmak istiyorsun?” diye sordu karnını işaret ederek. Sesi fazla mı sinirli çıkmıştı onun?
Güldü içinden. Onu delirtmeyi yine başarmıştı.
Ah Rahşan Altay. Sinirlenince öyle öpülesi oluyorsun ki.
“Bebeklerime bakmak için çalışmak zorundayım.” dedi adamın tepkisini ölçerek. Gittikçe sinirleniyordu çünkü.
“Ben çalışır üçünüze de bakarım. Konu kapanmıştır”
“Neyim olarak bakacaksın bize?”
“Arkadaşın olarak”
“Biz arkadaş mıyız?”
“Değil miyiz?”
Adamdan başka bir kelime çıkmayacağını anladığında üzüntü ile koltuğa geri yaslandı. Rahşan oturduğu koltuktan kalkarak kadının önünde diz çöktü ve ellerini tuttu. Kadın iç geçirerek birleşmiş ellerine baktı. Rahşan onun dikkatini çekmek için elini hafif sıkmıştı. Kadın bu hareketle kendini değerli hissetmişti.
“Bak Azra. Seninle açık konuşacağım. Belki bu konuşmadan sonra benimle kalmak istemeyeceksin ama sana yalan söylemek istemiyorum. Biliyorsun benim bu lanet beynimin yarısına karanlık çökmüş. Son iki buçuk senemi hatırlamıyorum. O iki buçuk senede neler olmuş bilmiyorum. Belki ben de evliyim. Hatta çocuklarım var. Tedavi gereği karşıma çıkmıyorlar. Bu lanet karanlık” şakağına vurdu sertçe “kimi yutmuş? Kimi? Lanet olsun uzun zamandır onu hatırlamaya çalışıyorum ama olmuyor. O yüzden seninle aramızdaki ilişki arkadaşlık sınırında olacaktır. Sadece arkadaş olacağız. Başka hiçbir şey değil” bu biraz acıtmıştı.  
Yere çökerek sırtını koltuğa yasladı. Alnını dizlerine yaslayarak sustu.
Gözleri dolmuştu kadının. Hatırlamasa da kendisine saygı duyuyordu. Bu sefer aralarındaki kişi Sevgi değil kendisiydi.
“Bir süre ev arkadaşı olalım Azra. Zamana bırakalım.”
“Olur”
Rahşan kendine gelerek ayağa kalktı ve kadına baktı hafif tebessümle.
“Anahtar işini hall ettiğimize göre. Şimdi de sıra karnındaki küçük canavarları beslemekte. Canının ne çektiğini söylemen yeterli.” diyen adama baktı kadın alıngan yüz ifadesiyle. Arabadaki şakasını unutmamıştı daha.
Rahşan neyin geleceğini bilerek bekledi.
“İflas etmeyesin sonra?” iğneli laflarını içinde tutamamıştı. Ne demek istediğini anlayan adam kafasını geri atarak kahkaha atmıştı. Kadın kalbi heyecandan boğazına kadar gelirken onu hayranlıkla izledi. Çünkü evlendikten sonra ilk kez onu kahkaha atarken görmüştü. O kadar güzeldi ki. Adamı bunca zaman üzdüğüne üzüldü.
“Etmem merak etme” dedi adam kahkahası kıkırdamalara dönüşürken. Umursamaz tavırla omuz silkti kadın. Madem kaşınıyordu kaşıyacaktı o da zevkle.
“Büyük boy pizza istiyorum.” dediğinde adam telefonuna davranmıştı bile. “Dur daha kola sipariş etmedim.”
Kaşlarını çatarak kadının yüzüne baktı.
“Hayır hanımefendi. Taze sıkılmış meyve suyu içeceksin. Kola mola yok sana. Miinik canavarlara zarar vermene müsaade edemem.”
Otoriter sesi ve bebeklerini düşünmesi kadının hoşuna gitmişti. O yüzden bu seferlik sesini çıkarmadı.
“Tatlı olarak ne istiyorsun peki? Sufle sipariş edeyim mi pizzanın yanına?” diye sorunca intikam alma isteği ile aldıracağı şeyi düşününce büyük bir iştaha dönüşmüştü. O şeyi yemezse delirebilirdi.
“Hayır sufle istemiyorum.” dedi kati dille.
“Ne istiyorsun?”
“Çikolata şelalesine bulanmış çilek yemek istiyorum. ” 
Azra kocasının düşünceli bir şekilde kafasını kaşımasını izledi zevkle.
“Çilek kolay da çikolata şelalesini nereden bulacağım ben?” kendi kendine konuşurken kadın müdahele etti.
“Elektronik eşya satan tüm mağazalarda var çikolata şelalesi. Orada bulacaksın”
“Bakacağım”
Pizzayı sipariş ettikten sonra telefonunu, cüzdanını arabanın anahtarını aldı. anahtarla cüzdanı cebine attıktan sonra kendisini izleyen kadına uzattı elini.
“Telefonunu ver Azra” diye açıkladı durumu. Azra sehpaya bıraktığı telefonu alarak kocasına uzattı. Rahşan telefonun ekran kilidini açarak numarasını rehbere kaydetti.
“Telefonuna numaramı kaydettim. Bir şey olursa hemen ara beni.” dedi telefonu ona geri verirken.
“Tamam. Ararım.”
Kocası kafasını sallayıp evden çıktıktan sonra rahatlayarak geri yaslandı kadın. Elindeki telefonu kaldırarak baktı.
“İyi ki seni dinlemişim Kerem.” diyerek telefonu sehpaya bıraktı. Sabah Kerem onu arayarak ikinci el eski bir telefon ve farklı bir hat almasını istemişti. Çünkü kendi telefonunu kullansaydı sıkıntı olurdu.
******
“Azra” dedi adam sehpanın üzerine konulmuş peçetelerden birini alarak.
“Hım” kadın yediği çikolatalı çilek ile aşk yaşıyordu. Yüzüne bakmadan  hım`laması sadece gülümsetmişti adamı. Bir şey daha söylemeden kadına yaklaştı ve dudağının kenarına bulaşmış çikolata kalıntısını sildi. Azra dudağının kenarı silinirken şaşkınlıkla bakmıştı adama.
“İşte oldu. Yemek, özellikle tatlı yerken dünyayı unutuyorsun” kirli peçeteyi avucunda ezerek sehpaya attı. Azra gülümseyerek elindeki çileği kocasına uzattı.
“Yer misin?” diye sordu. Rahşan kafasını sallayarak kadının elindeki çileği onun ağzına doğru yönlendirdi.
“Çilek sevmem ben Azra. Çikolatayı da öyle. Sen ye afiyet olsun.”
Azra alt dudağını sarkıtarak baktı adama. Çilek sevmemesine üzülmüştü. Çünkü kendisi çileğe bayılıyordu.
“Bir tane yesen?” diretti yemesi için.
“İlaç içtim az önce. İstesem de yiyemem. Birazdan uyuyacağım zaten. Lanet ilaç uyku yapıyor.” şakaklarını ovarak kafasını geri attı.
“Buraları ben temizlerim. Uyu sen.”
“Sen git uyu Azra. Ben hallederim.”
Rahşan kalkarak sehpayı toplamaya başlayınca genç kadın arkasından gözlerini devirdi.
“Sakın siz de babanız gibi temizlik hastası olmayın minik fasulyelerim. Anneniz gibi umursamaz olun” diye tembihledi bebeklerini. Kocası sehpayı toplarken o odasına giderek saten şortlu geceliğini giyerek üzerine sabahlığını geçirdi. Odadan çıkıp banyoya girdi ve ihtiyaçlarını giderdi. Elini yüzünü uykusu çabuk gelsin diye ılık suyla yıkadı. Banyodan çıktığında ev yine pırıl pırıldı.
“Uyumaya mı gidiyorsun?” adamın sorusu ile odasının önünde durdu. arkasına dönerek kendisine bakan adama kafasını salladı.
“Evet. Sen de zaten ilaç içtin. Uykun var.”
 “Var.” sesindeki memnuniyetsizliği hemen sezmişti. Uyumak istemiyordu anlaşılan.
“Film izleyelim mi?” diye sordu aniden. Madem sevdiği adam uyumak istemiyordu o da uyumayacaktı. Adam yavaş adımlarla ona yaklaştı ve elini kaldırarak yanağına koydu. Yanağını tembelce okşayarak gülümsedi.
`Arkadaşlar böyle yapmazlar` demek istedi kadın. Ama sustu. Belli ki kocasının kafası karışıktı. Bir şeyler söyleyip de daha fazla karıştırmak istemiyordu.
“Benim için tatlı uykundan olma Azra. Git uyu. Er yada geç bu lanet karanlıkla yüzleşmem lazım. Ne kadar erken o kadar çok uyku.”
Genç kadın adamın yanağındaki eli yüzünden mayışmış bir şekilde küçük kedi yavrusu gibi mırıldandı.
“O lanet karanlıkla iyi yüzleşmeler Rahşan” alayla gülümseyerek kafasını salladı adam.
“Size de tatlı rüyalar Azra”
Genç adam odasına giden kadının arkasından bakarak saçlarını karıştırdı. Derin nefes alarak odasına girdi ve sadece iç çamaşırı ile kalana kadar soyundu. Pijama ya da pijama altıyla uyumayı sevmiyordu. Uyurken üzerinde bir tek baksırı olmak zorundaydı. Yoksa uyuyamıyordu.
Yatağa girerek yorganı üzerine çekti. Yüz üstü yatarak yastığı kucakladı ve zihnini ele geçirmek için sabırsızlanan uykuya teslim oldu.
Karanlığın hüküm sürdüğü saatler başlamıştı artık.
Küçük çocuk ablasının kendisine seslenmesiyle okuduğu masal kitabını kenara koyarak bahçeye çıktı. Ablası hastalığı yüzünden uzun zamandı evdeydi. Onu bahçede görünce çok mutlu olmuştu. Yanına koşarak beline sarıldı. Genç kız acıyla inlese de kardeşinin ona sarılmasına izin verdi.
“Nasılsın abla?” diye sordu geri çekildiğinde. Bazı geceler onun acıyla inlediğini duyuyordu. O inledikçe çocuk yastığına sarılarak ağlıyordu. Bu dünyada en çok sevdiği kişinin acı çekmesine dayanamıyordu.
“İyiyim aslanım” dedi Canan kardeşinin saçlarını okşayarak. Sesi hırıltılı ve zayıf çıkmıştı. Aldırmadı çocuk. Ablası bahçeye çıkmıştı ya mutluydu. Çünkü bir hafta önce `bahçeye çıkarsam bil ki iyiyim Rahşan`ım` demişti ona. İyi olacaktı ablası. Buna inanıyordu. Dişlerini göstererek güldü.  
“İyileştin değil mi abla? Bana söz verdiğin salıncağı yapacaksın.” gözlerindeki parıltı ve ümit genç kızın içini burkmuştu. İyileşmemişti o. Asla da iyileşmeyecekti. Çünkü kanser denen illete yakalanmıştı.
Pankreas kanseri.
Ölüyordu. Hem de süratle. Zavallı bedeni ölüm yaklaştıkça ağrıları artıyor geceleri onu uykusuz bırakıyordu.  Allah`tan ölüm dilenecek kadar çoktu acıları.
“Yapacağım canım. Git bana kalın bir halat getir.”
“Oley” sevinçle bağırarak garaja koşan kardeşinin arkasından baktı Canan. Rahşan beş dakika sonra elinde halatla geri geldiğinde nefes nefeseydi. “Al abla. Getirdim.”halatı verdi gülümseyerek. Canan eğilerek kardeşine sarıldı. Yanaklarını defalarca öptü. Saçlarını derin derin kokladı.
“Seni seviyorum kardeşim.”
“Ben de seni seviyorum abla.”
“Annemi, babamı sakın üzme tamam mı? Uslu ve başarılı bir çocuk ol. Ailemiz seninle iftihar etsin.”
“Söz veriyorum abla. Hadi salıncağı yapalım.” dedi hevesle.
“Tamam canımın içi.”
Kardeşinin kokusunu tekrar içine çekerek halatı aldı ve ağaca yaklaştı. Bahçedeki en sağlam ve iri gövdeli ağaca yaklaşarak Rahşan`ın da yardımı ile merdivenle çıktı ve halatı ağacın dalına bağladı. Bağlarken gözü aşağı kaymış kadeşinin mutlu bir gülümseme ile onu izlediğini görmüştü. Derin nefes alarak halatın boşta kalan tarafını halka haline getirip boğazına geçirdi. Halatın boğazını sıkıca sardığına emin olunca tekrar aşağı baktı. Kardeşinin yüzünde artık mutlu gülümseme değil korku karışık endişe vardı.
“Abla ne yapıyorsun?” diye sordu korkuyla.
“Seni çok seviyorum aslanım. Beni affet. Bu lanet acılara dayanamıyorum artık. Sakın bana verdiğin sözleri unutma!”
Rahşan hızla merdivene çıkmaya başlayınca ayaklarını merdivenin basamaklarından çekerek bedenini boşluğa bıraktı. Rahşan hızla çıktığı merdivenlerden ablasının ağaçtan sallanan bedenine ulaşsa da çok geçti.
“Ablaaa. Abla gitme ne olur? Bırakma beni” ağlayarak ablasının bacaklarına sarılmış canını azraile teslim eden kıza yalvarıyordu. O yalvarırken çırpınarak boğulan Canan cansız bedenini kardeşinin kollarının arasına bırakmıştı.

******

Genç kadını tatlı uykusundan evde kopan büyük gürültü koparmıştı. Yataktan telaşla kalksa da kocaman karnı ve hala uykulu olması yüzünden odadan çıkması biraz zaman almıştı. Kapıyı açar açmaz yanından geçen bilgisayardan korunmak için ellerini kulaklarına kapatarak duvarın dibine çöktü.
“AZRA!” diye bağırdı korkunç derecede öfkeli ve kalın bir ses. Ellerini kulaklarından çekerek yarı karanlıkta sesin geldiği yönü bulmaya çalıştı.
“Rahşan” sesinde korku vardı. Neredeydi bu adam? Bu evin hali neydi böyle?

1 yorum: