“Bebeklerim
kıpırdamıyor Rahşan. Onlara bir şey oldu.” gözleri dolu dolu yüzüne bakan
kadının yüzünü avuçladı.
“Onlara bir şey
olmayacak. Sana söz veriyorum Azra”
“Onlara bir şey
olmasına izin verme lütfen.”
“Şu bavulları arabaya
taşıdıktan sonra hemen hastaneye gidiyoruz.”
“Tamam”
Rahşan önce Azra`yı
arabaya bindirdi. Sonra elini çabuk tutarak bavulları arabaya taşıdı ve kendi
de binerek en yakın hastaneye sürdü. Hastaneye vardıklarında delirmiş gibi
ortalığı bir birine katmıştı. Doktor nihayet muayenesini bitirip kendisini
heyecanla bekleyen çiftin yanına geldiğinde genç adam hemen ayağa kalkmıştı.
“Tekrar merhaba.”
“Merhaba” dedi kadın
telaşla. Korkusu ve endişesi yüzünden okunuyordu.
“Bebeklerin bir şeyi
yok değil mi?” adamın sabırsız halleri doktoru gülümsetmişti.
“Hepsini konuşacağız
beyefendi. Biraz sabırlı olalım lütfen.” Dedikten sonra kadına döndü. “Bu ilk
hamileliğiniz diye tahmin ediyorum Azra hanım”
“Evet” karnını
bebeklerini korumak ister gibi sarmıştı. “Kıpırdamayınca delirdim. Onlara bir
şey olursa ben yaşayamam” dediğinde adamın elini sıkması içini ısıtmıştı
kadının.
“Bebeklerinizin bir
problemi yok Azra hanım. Şu an minikleriniz uyku periyodundalar. Az sonra
uyanırlar.”
“Bu bilgileri saçma
sorgulamanızdan önce verseydiniz de rahatlasaydık doktor hanım” adamın asabi
halleri doktorun üzerinde hiçbir etki uyandırmadı. Alışıktı böyle sabırsız
babalara.
“Rahşan!” diyerek onu
uyaran kadına gülümsedi doktor.
“Babamız annemizden
biraz daha sabırsız galiba. Merak etmeyin Rahşan bey. Bebekleriniz çok
sağlıklı.”
Baba
kelimesini duyan adam şaşırırken genç kadının kalbi mutlulukla takla atmıştı.
Rahşan
tek kelime etmemişti. Demek ki o da içten içe mucizelerinin babası olmak
istiyordu.
Evet bu minikleri
babasıydı o. Onları tüm kötülüklerden, kötü niyetli insanlardan koruyacak olan
kahraman o`ydu.
“Ne zaman çıkabiliriz
peki buradan?”
“Bir saat kadar sonra
taburcu olacaksınız. Kendinize dikkat edin. Geçmiş olsun.”
Doktor gittikten sonra
adam kadının yanına oturdu. Hala baba
kelimesinin etkisindeydi. Duyuncaya kadar bilmiyordu fakat ne kadar çok
istiyormuş baba olmayı.
“Onlarla konuşmak
istiyorum Azra” dedi karnına bakarak. Gülümsedi kadın. bekletmeden kocasının
elini kavrayarak karnına koydu. Rahşan konuşmadan önce boğazını temizledi.
Ciddi yüz ifadesiyle kadının karnına doğru eğildi. Avuçlarını karnına koyarak
hafifçe okşadı.
Beni affet kızım
Gözümün önünde büyüdün göremedim
Beni affet kızım
Nasıl sevdim seni gösteremedim
Beni mahvet kızım
Bir lafın yeter buna, sana söylemedim
Hadi vazgeç kızım
Benim gözümde hiç büyüyemedin.
Gözümün önünde büyüdün göremedim
Beni affet kızım
Nasıl sevdim seni gösteremedim
Beni mahvet kızım
Bir lafın yeter buna, sana söylemedim
Hadi vazgeç kızım
Benim gözümde hiç büyüyemedin.
Diğer dizelere
geçeceği sırada kadından duyduğu hıçkırıkla sustu genç adam. Kafasını
kaldırdığında yanaklarından çenesine süzülen yaşlarla kendisine bakan kadına
yaklaştı. Yanaklarını avuçlayarak yaşlarını sildi. Dudaklarını alnına
bastırarak öylece kaldı.
“Sesin güzel değil”
dedi kadın burnunu çekerek. Adam şarkıya başladığında dişlerini sıkmış
ağlamamak için çok direnmişti. Sesi pek yüksek desibelli değildi ama yanıktı.
Bebeklerine ninni söylerse hemen uyurlardı anlamıştı. O yanık sesiyle öyle
içten söylemişti ki kadın gözyaşlarını tutamamıştı. Hele söylediği şarkı.
Kızından özür dilemesi. Haberi yokken hem de.
“Ağlama artık” sesi
boğuk çıkmış kadının hormonlarını depreştirmişti. Hele tenine dokunan o
dudakları. Yangın sebebilerdi resmen. “Ağlaman en az kafamın içindeki karanlık
kadar deli ediyor beni”
“Ağlamıyorum ben”
dediğinde adam geri çekilerek kadının
yüzüne baktı.
“Ağlama zaten.
Bebeklerin üzülüyor sonra”
“Ayy Rahşan” kadın
aniden heyecanla çığlık atarak adamın elini karnına koydu. Adam endişeyle ona
bakarken kadın mutlulukla gülümsedi. “Uyandılar. Allah`ım sana çok şükür.
Onları bana bağışladın.” Dua ederek yanaklarını sildi. Ellerini kavrayan adama
gülümsedi.
“Kötü sesim
uykularından etti desene minikleri” diyerek şaka yaptı.
“Azra Hanım”diyen ses
döndü ikisi de. “Taburcu olabilirsiniz artık” dedi içeri giren hemşire. Genç
adam hemen ayağa kalktı.
“Ben taburcu
işlemlerini halledeyim” duyduğu kelimelerle paniğe kapıldı kadın. Rahşan dışarı
çıkar çıkmaz hemen telefonuna sarılan kadın durumu anlattı ona. Kerem
halledeceğini söyleyerek kapatmıştı telefonu. Tam rahatlamasa da Kerem`e
güveniyordu. Dediği gibi halledecekti.
Genç adam ödemeyi hallederken
arayan kuzeni ile konuşarak önüne konulan evrakları okumadan imzalamıştı.
Telefonu kapattığında işlem bitmişti.
Genç adam odaya
döndüğünde kadını dolu gözlerle etrafı izlediğini gördü. Telaşla yanına gitti.
Kadın yanına oturan adama baktığında kırptığı gözlerinden süzülen yaşlara baktı
adam kaşlarını çatarak.
"Bebeklere bir
şey mi oldu?" diye sorduğunda kadın kafasını yanlara salladı. Rahşan
çenesini tutarak kendisine bakmaya zorladı. Yaşlar menekşelerini çiy taneleri
gibi sarmalamıştı. Adam içinde menekşelere karşı karşıkonulamaz bir ilginin
başkaldırdığını hissetti.
"Hadi söyle bana neden ağlıyorsun?"
"Hadi söyle bana neden ağlıyorsun?"
Azra çenesini adamın
elinden kurtardı. Bakışlarını camdan dışarıya çevirdi. Rolünü iyi oynamalıydı.
Derin nefes aldı.
“Yok bir şey. Buradan
gitmek istiyorum.” Dedi sadece. Rahşan aldığı cevapla tatmin olmamıştı. Bu iki
ayda kadın hakkında öğrendiği tek şey vardıysa o da onun boş yere ağlamayacağıydı.
“Azra!” sesi ikazını
daha sert yaparak biraz yüksek çıkmıştı. Kafasını yavaş hareketlerle ona
çevirdi. “Yalan söylemeyi yakıştıramadım sana” dedi hayal kırıklığı ile. Genç
kadın hafif vicdan sızısı hissetse de hemen o sızıyı bastırmıştı. Yaptığı her
şey sevdiği adam içindi.
"Buradan çıkınca
nereye gideceğimi bilmiyorum."nihayet ağzındaki baklayı çıkarmıştı. Rahşan
kaşlarını çatarak kadına baktı.
"Kimsen yok
mu?"soruyu duyduğunda kadın karnına dokundu.
"Kimsemiz
yok." dedi. Genç adam kafasını sallayarak yataktan kalktı ve pencerenin
önüde durdu. Ellerini cebine koyarak karın geleceğini haber veren gri bulutlara
dikti bakışlarını. Bir iki dakika sonra kadına bakmadan
“Bundan böyle
benimlesin Azra” dedi. Kadın içinden sevinç kahkahaları atsa da dışından bir
aysberg kadar tepkisiz kalarak adama kaşlarını çattı.
“Benimlesin derken?”
diye sorunca adam ona döndürdü bedenini. Kadın geldiklerinden beri ilk kez adamı
incelemeye başladı. Siyah takım elbisesi, siyah gömleği ve ceketinin içine
giydiği yeleği ile göz kamaştırıyordu.
“Benim evimde
kalacaksın bundan böyle.”
Yataktan kalktı kadın.
Üzerine çeki düzen verdi öfkeliymiş gibi.
“Seninle hiçbir yere
gelmiyorum Rahşan. Bizim için yaptıklarına minnetarım. Beni aldığın yere bırak
lütfen.”
“Bu soğukta üç canlı
halinle nereye gideceksin merak ettim.
Çünkü az önce gidecek yerim yok dedin.”
Biraz daha itiraz et
Hazel Gözlüm. Seni delirtmeyi seviyorum.
“Nereye gideceğim seni
ilgilendirmez. Bulurum ben bir yer. ” ters cevabı delirtmişti adamı. Tam da
kadının istediği gibi. Ona doğru bir iki adım atarak dirseğini kavradı. Sarı
hazelleri ateşe verilmiş gibi yanıyordu. Kadın bir kere daha aşık oldu adama.
"Ne demek olmaz
Azra? Gidecek başka yerin mi var?" diye sordu kısık sesli bağırışla.
"Bana
bağırma."
Ne yaptığını fark eden
adam öfkesine lanet ederek kadının dirseğini bıraktı. Elini saçlarından
geçirerek çekiştirdi. Nöbet geçirmek istemiyordu. Geçirirse kadına zarar
verecekti.
"Sen de insanı delirtme.
Bende kalacaksın!"
"Kalmayacağım!"
burnunun dikine gidecekti. Adamın sabrının son demlerini görmek istiyordu.
"Son kararın mı?"
diye sordu tek kaşını kaldırarak.
"Evet."
Küskün bir şekilde kollarını göğsünde
bağlayıp başını çevirdi kadın.
"Peki sen bilirsin. Gidiyorum
ben."
Adam arkasına bakmadan kapıya
doğru yürüdü. Ve odadan çıktı.
Kadın içi gittiği halde adamı
durdurmadı.
Adam umut ettiği halde orada
durmadı.
Azra arkasından şaşkınlıkla
baktığı adamın gidişinden sonra biraz kırgınlıkla çıktı odadan. Hastane
bahçesine indiğinde bankların birine oturdu. Kerem`i arayarak konuştuktan sonra
kapattı telefonu. Kerem ona kocasının gitmediğinin garantisini verirken kadın
inanmamıştı. İnanmamıştı çünkü adam gerçekten de çıkıp gitmişti. Ve hala ortada
yoktu.
“Kalmaya yeri böyle bankta
oturarak mı bulacaksın?” sesini duyunca kafasını kaldırarak adama baktı. Takım
elbisesinin üzerine kahverengi kaşmir bir palto giyinmişti. Kadın neden bu
detaya dikkat etmişti hiçbir fikri yoktu.
"Gitmemişsin" dedi
dikkatini önemli detaya vererek. Kerem haklı çıkmıştı. İçinden güldü.
"Eşyaların bendeydi.
Bırakıp gideceğim."
Hevesi kursağında kalan
kadının gözleri doldu tekrar.
"İyi bırak ve git."
sesi hiç istemediği kadar küskün çıkmıştı.
Aralık ayının soğuk havasını
içine çeken adam ellerini ceplerine koyarak kadının başında beklemeye başladı.
İki aydır sadece naif tarafını gören adam kadının inatçı tarafı ile tanışıyordu
ve itiraf etmeliydi ki çok eğleniyordu. Zihnindeki kara delik bile şu an onun
için önemli değildi.
Genç kadın put gibi başında
bekleyen adama doğru kaldırdı kafasını. Duruşu sabitti ama yüzünde belli
belirsiz tebessüm vardı. Gördüğü tebessüm kadının içindeki hırçın Azra`yı
kamçılıyordu.
"Hadi ne duruyorsun
gitsene başımdan."diye tersledi onu. Adam omuz silkerek kadının yanına
ilişti.
"Seni almadan şurdan
şuraya gitmiyorum. Gerekirse burada sabahlarız birlikte." Kollarını
göğsünde bağlayarak kafasını geri attı ve gözlerini kapattı. Kadın göğsünde
bağladığı kolunu dürttü.
"Ya sen manyak
mısın? Gitsene başımdan"
"Hayır."
Tenezzül edip
gözlerini açmamıştı bile.
Kadın işi inada
bindirip susunca aralarındaki son diyaloğun üzerinden iki saat geçmiş ve kadın
acıkmaya başlamıştı.
"Rahşan acıktım."
Dediyse de adam tepki vermemişti. Oflayarak onu kolundan dürttü tekrar. "Rahşan
sana diyorum biz acıktık." Yine ses yoktu. "Uyansana be adam .
Sözde bana yardıma geldin. Ne uyudun be.” Karnında tepinerek yüzen bebeklerini
sakinleştirmek için karnını ovdu. “Sizde durun bakayım durduğunuz yerde.
Tamam bende acıktım. Ama adam uyanmıyor ki." Bebeklerini azarlayıp
kafasını adama çevirdiğinde kendisini gülerek izleyen adamla karşılaştı. Kadın
bakışlarını o gülüşten zorlukla çekerek yanaklarındaki gamzelere takıldı. Az
kalsın düşecekti. Düşüpte kalacaktı o çukurlarda.
Ne güzel söylemiş Diljin
Kovexi
Sen gülünce
Bir menekşe yüzüyor suyun en ince kıvrımlarında
Ve Tanrı yeni bir lisan aramaya çıkıyor…
Sevdiği adamın gülümsemesi
kışın ortasında yaz sıcağındaymış gibi çiçek açmasına neden olmuştu.
"Gidelim mi artık?" diye sorduğunda kadın dili lal olmuş gibi sadece
kafasını sallayabilmişti.
Rahşan önce kadının
açlık sorununu halletmek için onu lezzetli yemekler yapan aile restoranına
götürdü ve Azra büyük iştahla yemeklere deyim yerindeyse saldırmıştı. Tüm yemek
boyunca adam eğlenmiş kadın surat assa da yemek yemekten geri kalmamıştı. Nihayet
karnı doyduğunda hesabı ödeyen adamın arkasından gitmişti. Rahşan ona arabaya
binmesi için yardım ederek sürücü koltuğuna geçti. Kontağ çevirip arabayı
çalıştırdıktan sonra kadına yandan bakış attı.
“Düşündüm de sen
haklıydın Azra.” dedi dudaklarını bir birine bastırarak. Azra anlamayan
bakışlarını adama dikti.
“Hangi konuda?”
“Benle gelmek istemem
konusunda. Belki de bu kadar ısrar etmemliydim. Bu gidişle iki aya iflas
bayrağını çekeceğim. Neden kendime acımadım ki?” kafasını sallayarak kadının
tepkisini bekledi. Azra ise hala bir şey anlamamış adama aval aval bakıyordu.
Anlamaması beş saniye süren kadın anlayacağını anladığında arabanın kapısını
açmaya yeltendi. Yeltendi çünkü Rahşan önceden kapıları kilitlemişti. Arabadan
ineceğini biliyordu.
Azra arabadan
inemeyeceğini birkaç kere kapı kolunu çekiştirdikten sonra anlamış hırsla adama
dönerek mor alevler dans eden menekşelerini adama ateş etmek ister gibi dikerek
“Sen... sen çok kaba,
pinti ve pis bir adamsın.” diye bağırdı. “Az önce restoranda ödediğin birkaç
yüz liranın lafını mı ediyorsun bana?” hamilelik onu bayağı duygusal ve her
şeye cevap veren biri yapmıştı. Çünkü eski Azra olsa sadece adama bakar ve
arabanın kapısını açmasını emrederdi. Rahşan kadına doğru eğilerek gözlerinin
içine baktı. Şu an o kadar eğleniyordu ki, tarif edemezdi.
“Azra” Rahşan elini
ona dokundurmak için kaldırmıştı. Azra
elini kaldırarak onu durdurdu.
“Dokunma bana. Aç şu
lanet kapıyı ineceğim ben. Seninle hiçbir yere gelmiyorum.”
“Azra?”
“Ne var? Azra, Azra
ismimi mi ezberliyorsun?” kadın amacını tamamen unutmuş adamdan uzaklaşmaya
çalışıyordu.
“Çok tatlısın” dedi
gülümseyerek. Bugün ne çok gülümsemişti. Hepsi bu şirin mi şirin hamile kadın
yüzündendi. Zihnini saran karanlık bugün ona hükmedememişti. Bu iyiydi.
“Sensin tatlı. Çekil
üstümden” diye çemkirdi kadın onu itmeye çalışarak. Çünkü adam ona bayağı
yaklaşmıştı. Kendine hakim olamamaktan korktu. Çünkü kendine hakim olamazsa çok
yakınlarında duran dudaklara saldırabilirdi.
“Azra” kocasının sesi
onu türlü türlü fantezi dünyasından çekip çıkardı. Düşündükleri yüzünden ona
patladı Azra.
“Ne var pinti herif?” Rahşan
ağzından çıkan kıkırtıya engel olamamıştı. Kadın anında kurşun gibi bakışlarını
adama saplamıştı. “Şaka yaptım” dedi sakin sesle.
“Şaka mı?”
“Hı hı” hı hı derken o
kadar sevimliydi ki, Azra onu öpme isteğini zorla bastırdı.
“Çok komik ama nedense ben gülmüyorum.”
bakışlarını adamdan çekerek camdan dışarı çevirdi. Kollarını göğsünde
toplayarak omuzlarını küskünce kaldırdı.
“Azra?” diye sordu ona
bakmadan.
“Ne var?”
“Baksana bi”
“Bakmıyorum. Sana
küstük biz.”
“Lütfen bebeğim” der
demez kadın becerebildiği kadar hızla bedenini adama doğru döndürdü. Rahşan ise
fısrattan istifade kadının öfkeden kızarmış yanağını öptü.
“Ne yaptın sen?”
gözleri irice açılmış genç kadın elini yanağına götürdü. Adam keyifle yerine
geçerek arabayı hareket ettirdi.
“Yemekten sonra tatlı
yememiştim. Ağzım tatlandı.” dedi kadına en çekici gülümsemesi eşliğinde göz
kırparak.
Aptal kalbi hızını
arttırarak duracak noktaya gelmişti. `İlk
kez öpmüyor seni aptal kendine gel`dese de hala şaşkındı. Elini yanağından
zorla çekerek bakışlarını adamdan alıp yola çevirdi.
Eve geldiklerinde önce
kadının inmesine yardım etmiş ardından bavulları taşıyarak asansöre koymuş
birlikte evinin olduğu kata çıkmışlardı. Asansörün istedikleri kata geldiğini
bildiren sesini duyunca bavulları dışarı taşıdı ve cebinden anahtarı çıkartarak
kapıyı açtı. İçeri geçmesi için kadına öncelik tanıyarak ardından bavulları
hole taşıdı.
“Evime hoş geldin”
dedi anahtarlarını kaseye koyarken. Ayakkabılarını çıkardı ve kadına baktı.
“Neden öyle duruyorsun? Girsene içeri”kadın alt dudağını dişleyerek ayaklarına
baktı. Sonra eğilmeye çalışarak ayağındaki botların ipine ulaşmaya çalıştı. Birkaç
denemeden sonra başarısız olunca gözünün önüne gelen siyah tutamları bezginle
üfledi.
Niye bu salak botları
giymişti ki? Tabi ya Yasemin giydirmişti botları. Onları giyerken aklı
neredeydi acaba?
Ellerini karnına
koyarak tavana baktığı sırada sağ ayağındaki botun ipleri çözüldü. Kafasını
aşağı eğip neler olduğuna baktığında gözlerine inanamamıştı. Hızla ayağını
çekmeye çalışınca adam bırakmamıştı.
“Yapma Rahşan. Ben
hallederim. Kalk önümden.”
“Cennet anaların
ayağının altındadır diyorlar Azra. Cennetin önünde eğilmek beni eksiltmez,
aksine yüceltir.”
Genç kadın adamın
saçlarını okşamak için çıldırıyordu. Uzun zamandır onlara dokunmuyor,
yumuşaklığını hissetmiyordu. Ne yakıcı bir hasretti yüreğini dağlayıp geçen.
“İşte oldu. Haydi geç
içeriye.”
“Teşekkür ederim.”
Ayağa kalkan adamın yanağına öpücük kondurmuş bakışlarını kaçırmıştı.
“Bir şey değil.” demişti
adam ona bakıp kaşlarını kaldırarak. Karanlık zihni sakladığı kişiyi yakın
zamanda ortaya çıkarsa iyi ederdi çünkü büyük bir hızla başkasının kadınına
doğru çekiliyordu.
Genç kadına zaten
bildiği evi tanıtan adam en son kalacağı eski odasına getirdi onu.
“Burada kalacaksın
Azra. Bavulları buraya taşıyacağım. Bugün çok yoruldun. Yarın yerleşirsin.”
“Tamam”
“Ben çıkayım sen rahat
bir şeyler giy de gel salona.” diyerek odayı terk etti.
Kadın adamın getirdiği
bavullarından birinden çiçek desenli hamile elbisesi alarak giyindi. Saçlarını tarayıp at kuyruğu
toplayacakken adamın `Her halin güzel ama
saçlarını açık haliyle daha çok beğeniyorum Azra.` dediğini hatırladı. Derin
nefes alıp toplamaktan vazgeçerek gece siyahı saçlarını omuzlarından aşağı
serbest bıraktı. Odadan çıktığında kocasının salonda olduğunu açık televizyon
sesinden anlamıştı. Yavaş adımlarla oraya doğru yürüdü ve içeri girdi.
“Biraz daha geç
gelseydin odanı basacaktım” dedi adam yarı şaka yarı ciddiyetle. Kadın
gülümseyerek tekli geniş koltuğa oturdu.
“İyiyim ben merak etme
Rahşan”dediğinde kafasını salladı adam. Elindeki kumandayı sehpaya bırakarak
cebinden anahtar çıkardı ve kadına uzattı.
“Al”
“Neyin anahtarı bu?”
“Evin yedek anahtarı.
Sende kalsın. Artık burada yaşıyorsun Azra. Evin anahtarı sende de olmalı.”
“Bir iş bulup çalışana
kadar burada kalacağım. Sonra da kendime ev tutacağım. Sana daha yük olmak
istemiyorum.” anahtarı alarak avucunda sıktı. Adam ona kendi anahtarını
vermişti.
“Saçmalama Azra. Bu
halinle mi çalışmak istiyorsun?” diye sordu karnını işaret ederek. Sesi fazla
mı sinirli çıkmıştı onun?
Güldü içinden. Onu
delirtmeyi yine başarmıştı.
Ah Rahşan Altay.
Sinirlenince öyle öpülesi oluyorsun ki.
“Bebeklerime bakmak
için çalışmak zorundayım.” dedi adamın tepkisini ölçerek. Gittikçe
sinirleniyordu çünkü.
“Ben çalışır üçünüze
de bakarım. Konu kapanmıştır”
“Neyim olarak
bakacaksın bize?”
“Arkadaşın olarak”
“Biz arkadaş mıyız?”
“Değil miyiz?”
Adamdan başka bir
kelime çıkmayacağını anladığında üzüntü ile koltuğa geri yaslandı. Rahşan
oturduğu koltuktan kalkarak kadının önünde diz çöktü ve ellerini tuttu. Kadın
iç geçirerek birleşmiş ellerine baktı. Rahşan onun dikkatini çekmek için elini
hafif sıkmıştı. Kadın bu hareketle kendini değerli hissetmişti.
“Bak Azra. Seninle
açık konuşacağım. Belki bu konuşmadan sonra benimle kalmak istemeyeceksin ama
sana yalan söylemek istemiyorum. Biliyorsun benim bu lanet beynimin yarısına
karanlık çökmüş. Son iki buçuk senemi hatırlamıyorum. O iki buçuk senede neler
olmuş bilmiyorum. Belki ben de evliyim. Hatta çocuklarım var. Tedavi gereği
karşıma çıkmıyorlar. Bu lanet karanlık” şakağına vurdu sertçe “kimi yutmuş?
Kimi? Lanet olsun uzun zamandır onu hatırlamaya çalışıyorum ama olmuyor. O
yüzden seninle aramızdaki ilişki arkadaşlık sınırında olacaktır. Sadece arkadaş
olacağız. Başka hiçbir şey değil” bu biraz acıtmıştı.
Yere çökerek sırtını
koltuğa yasladı. Alnını dizlerine yaslayarak sustu.
Gözleri dolmuştu
kadının. Hatırlamasa da kendisine saygı duyuyordu. Bu sefer aralarındaki kişi
Sevgi değil kendisiydi.
“Bir süre ev arkadaşı
olalım Azra. Zamana bırakalım.”
“Olur”
Rahşan kendine gelerek
ayağa kalktı ve kadına baktı hafif tebessümle.
“Anahtar işini hall
ettiğimize göre. Şimdi de sıra karnındaki küçük canavarları beslemekte. Canının
ne çektiğini söylemen yeterli.” diyen adama baktı kadın alıngan yüz ifadesiyle.
Arabadaki şakasını unutmamıştı daha.
Rahşan neyin
geleceğini bilerek bekledi.
“İflas etmeyesin
sonra?” iğneli laflarını içinde tutamamıştı. Ne demek istediğini anlayan adam
kafasını geri atarak kahkaha atmıştı. Kadın kalbi heyecandan boğazına kadar
gelirken onu hayranlıkla izledi. Çünkü evlendikten sonra ilk kez onu kahkaha
atarken görmüştü. O kadar güzeldi ki. Adamı bunca zaman üzdüğüne üzüldü.
“Etmem merak etme”
dedi adam kahkahası kıkırdamalara dönüşürken. Umursamaz tavırla omuz silkti
kadın. Madem kaşınıyordu kaşıyacaktı o da zevkle.
“Büyük boy pizza
istiyorum.” dediğinde adam telefonuna davranmıştı bile. “Dur daha kola sipariş
etmedim.”
Kaşlarını çatarak
kadının yüzüne baktı.
“Hayır hanımefendi.
Taze sıkılmış meyve suyu içeceksin. Kola mola yok sana. Miinik canavarlara
zarar vermene müsaade edemem.”
Otoriter sesi ve
bebeklerini düşünmesi kadının hoşuna gitmişti. O yüzden bu seferlik sesini
çıkarmadı.
“Tatlı olarak ne
istiyorsun peki? Sufle sipariş edeyim mi pizzanın yanına?” diye sorunca intikam
alma isteği ile aldıracağı şeyi düşününce büyük bir iştaha dönüşmüştü. O şeyi
yemezse delirebilirdi.
“Hayır sufle
istemiyorum.” dedi kati dille.
“Ne istiyorsun?”
“Çikolata şelalesine
bulanmış çilek yemek istiyorum. ”
Azra kocasının
düşünceli bir şekilde kafasını kaşımasını izledi zevkle.
“Çilek kolay da
çikolata şelalesini nereden bulacağım ben?” kendi kendine konuşurken kadın
müdahele etti.
“Elektronik eşya satan
tüm mağazalarda var çikolata şelalesi. Orada bulacaksın”
“Bakacağım”
Pizzayı sipariş
ettikten sonra telefonunu, cüzdanını arabanın anahtarını aldı. anahtarla
cüzdanı cebine attıktan sonra kendisini izleyen kadına uzattı elini.
“Telefonunu ver Azra”
diye açıkladı durumu. Azra sehpaya bıraktığı telefonu alarak kocasına uzattı. Rahşan
telefonun ekran kilidini açarak numarasını rehbere kaydetti.
“Telefonuna numaramı
kaydettim. Bir şey olursa hemen ara beni.” dedi telefonu ona geri verirken.
“Tamam. Ararım.”
Kocası kafasını
sallayıp evden çıktıktan sonra rahatlayarak geri yaslandı kadın. Elindeki
telefonu kaldırarak baktı.
“İyi ki seni
dinlemişim Kerem.” diyerek telefonu sehpaya bıraktı. Sabah Kerem onu arayarak
ikinci el eski bir telefon ve farklı bir hat almasını istemişti. Çünkü kendi
telefonunu kullansaydı sıkıntı olurdu.
******
“Azra” dedi adam
sehpanın üzerine konulmuş peçetelerden birini alarak.
“Hım” kadın yediği
çikolatalı çilek ile aşk yaşıyordu. Yüzüne bakmadan hım`laması sadece gülümsetmişti adamı. Bir şey
daha söylemeden kadına yaklaştı ve dudağının kenarına bulaşmış çikolata
kalıntısını sildi. Azra dudağının kenarı silinirken şaşkınlıkla bakmıştı adama.
“İşte oldu. Yemek,
özellikle tatlı yerken dünyayı unutuyorsun” kirli peçeteyi avucunda ezerek
sehpaya attı. Azra gülümseyerek elindeki çileği kocasına uzattı.
“Yer misin?” diye
sordu. Rahşan kafasını sallayarak kadının elindeki çileği onun ağzına doğru
yönlendirdi.
“Çilek sevmem ben
Azra. Çikolatayı da öyle. Sen ye afiyet olsun.”
Azra alt dudağını
sarkıtarak baktı adama. Çilek sevmemesine üzülmüştü. Çünkü kendisi çileğe
bayılıyordu.
“Bir tane yesen?”
diretti yemesi için.
“İlaç içtim az önce.
İstesem de yiyemem. Birazdan uyuyacağım zaten. Lanet ilaç uyku yapıyor.” şakaklarını
ovarak kafasını geri attı.
“Buraları ben
temizlerim. Uyu sen.”
“Sen git uyu Azra. Ben
hallederim.”
Rahşan kalkarak
sehpayı toplamaya başlayınca genç kadın arkasından gözlerini devirdi.
“Sakın siz de babanız
gibi temizlik hastası olmayın minik fasulyelerim. Anneniz gibi umursamaz olun”
diye tembihledi bebeklerini. Kocası sehpayı toplarken o odasına giderek saten
şortlu geceliğini giyerek üzerine sabahlığını geçirdi. Odadan çıkıp banyoya
girdi ve ihtiyaçlarını giderdi. Elini yüzünü uykusu çabuk gelsin diye ılık
suyla yıkadı. Banyodan çıktığında ev yine pırıl pırıldı.
“Uyumaya mı
gidiyorsun?” adamın sorusu ile odasının önünde durdu. arkasına dönerek
kendisine bakan adama kafasını salladı.
“Evet. Sen de zaten
ilaç içtin. Uykun var.”
“Var.” sesindeki memnuniyetsizliği hemen
sezmişti. Uyumak istemiyordu anlaşılan.
“Film izleyelim mi?”
diye sordu aniden. Madem sevdiği adam uyumak istemiyordu o da uyumayacaktı. Adam
yavaş adımlarla ona yaklaştı ve elini kaldırarak yanağına koydu. Yanağını
tembelce okşayarak gülümsedi.
`Arkadaşlar böyle yapmazlar` demek istedi kadın. Ama sustu. Belli ki kocasının kafası karışıktı. Bir
şeyler söyleyip de daha fazla karıştırmak istemiyordu.
“Benim için tatlı
uykundan olma Azra. Git uyu. Er yada geç bu lanet karanlıkla yüzleşmem lazım.
Ne kadar erken o kadar çok uyku.”
Genç kadın adamın yanağındaki
eli yüzünden mayışmış bir şekilde küçük kedi yavrusu gibi mırıldandı.
“O lanet karanlıkla
iyi yüzleşmeler Rahşan” alayla gülümseyerek kafasını salladı adam.
“Size de tatlı rüyalar
Azra”
Genç adam odasına
giden kadının arkasından bakarak saçlarını karıştırdı. Derin nefes alarak
odasına girdi ve sadece iç çamaşırı ile kalana kadar soyundu. Pijama ya da
pijama altıyla uyumayı sevmiyordu. Uyurken üzerinde bir tek baksırı olmak
zorundaydı. Yoksa uyuyamıyordu.
Yatağa girerek yorganı
üzerine çekti. Yüz üstü yatarak yastığı kucakladı ve zihnini ele geçirmek için
sabırsızlanan uykuya teslim oldu.
Karanlığın hüküm
sürdüğü saatler başlamıştı artık.
Küçük çocuk ablasının kendisine seslenmesiyle okuduğu masal kitabını kenara
koyarak bahçeye çıktı. Ablası hastalığı yüzünden uzun zamandı evdeydi. Onu
bahçede görünce çok mutlu olmuştu. Yanına koşarak beline sarıldı. Genç kız
acıyla inlese de kardeşinin ona sarılmasına izin verdi.
“Nasılsın abla?” diye sordu geri çekildiğinde. Bazı geceler onun acıyla
inlediğini duyuyordu. O inledikçe çocuk yastığına sarılarak ağlıyordu. Bu
dünyada en çok sevdiği kişinin acı çekmesine dayanamıyordu.
“İyiyim aslanım” dedi Canan kardeşinin saçlarını okşayarak. Sesi hırıltılı
ve zayıf çıkmıştı. Aldırmadı çocuk. Ablası bahçeye çıkmıştı ya mutluydu. Çünkü
bir hafta önce `bahçeye çıkarsam bil ki iyiyim Rahşan`ım` demişti ona. İyi
olacaktı ablası. Buna inanıyordu. Dişlerini göstererek güldü.
“İyileştin değil mi abla? Bana söz verdiğin salıncağı yapacaksın.”
gözlerindeki parıltı ve ümit genç kızın içini burkmuştu. İyileşmemişti o. Asla
da iyileşmeyecekti. Çünkü kanser denen illete yakalanmıştı.
Pankreas kanseri.
Ölüyordu. Hem de süratle. Zavallı bedeni ölüm yaklaştıkça ağrıları artıyor
geceleri onu uykusuz bırakıyordu. Allah`tan
ölüm dilenecek kadar çoktu acıları.
“Yapacağım canım. Git bana kalın bir halat getir.”
“Oley” sevinçle bağırarak garaja koşan kardeşinin arkasından baktı Canan.
Rahşan beş dakika sonra elinde halatla geri geldiğinde nefes nefeseydi. “Al
abla. Getirdim.”halatı verdi gülümseyerek. Canan eğilerek kardeşine sarıldı.
Yanaklarını defalarca öptü. Saçlarını derin derin kokladı.
“Seni seviyorum kardeşim.”
“Ben de seni seviyorum abla.”
“Annemi, babamı sakın üzme tamam mı? Uslu ve başarılı bir çocuk ol. Ailemiz
seninle iftihar etsin.”
“Söz veriyorum abla. Hadi salıncağı yapalım.” dedi hevesle.
“Tamam canımın içi.”
Kardeşinin kokusunu tekrar içine çekerek halatı aldı ve ağaca yaklaştı.
Bahçedeki en sağlam ve iri gövdeli ağaca yaklaşarak Rahşan`ın da yardımı ile
merdivenle çıktı ve halatı ağacın dalına bağladı. Bağlarken gözü aşağı kaymış
kadeşinin mutlu bir gülümseme ile onu izlediğini görmüştü. Derin nefes alarak
halatın boşta kalan tarafını halka haline getirip boğazına geçirdi. Halatın
boğazını sıkıca sardığına emin olunca tekrar aşağı baktı. Kardeşinin yüzünde artık
mutlu gülümseme değil korku karışık endişe vardı.
“Abla ne yapıyorsun?” diye sordu korkuyla.
“Seni çok seviyorum aslanım. Beni affet. Bu lanet acılara dayanamıyorum
artık. Sakın bana verdiğin sözleri unutma!”
Rahşan hızla merdivene çıkmaya başlayınca ayaklarını merdivenin
basamaklarından çekerek bedenini boşluğa bıraktı. Rahşan hızla çıktığı
merdivenlerden ablasının ağaçtan sallanan bedenine ulaşsa da çok geçti.
“Ablaaa. Abla gitme ne olur? Bırakma beni” ağlayarak ablasının bacaklarına
sarılmış canını azraile teslim eden kıza yalvarıyordu. O yalvarırken çırpınarak
boğulan Canan cansız bedenini kardeşinin kollarının arasına bırakmıştı.
******
Genç kadını tatlı
uykusundan evde kopan büyük gürültü koparmıştı. Yataktan telaşla kalksa da
kocaman karnı ve hala uykulu olması yüzünden odadan çıkması biraz zaman
almıştı. Kapıyı açar açmaz yanından geçen bilgisayardan korunmak için ellerini kulaklarına
kapatarak duvarın dibine çöktü.
“AZRA!” diye bağırdı
korkunç derecede öfkeli ve kalın bir ses. Ellerini kulaklarından çekerek yarı
karanlıkta sesin geldiği yönü bulmaya çalıştı.
“Rahşan” sesinde korku vardı. Neredeydi bu adam? Bu
evin hali neydi böyle?


💕💕💕💕🔥🔥
YanıtlaSil