11 Eylül 2019 Çarşamba

18. bölüm `Zarar Görmeni İstemiyorum!`





Genç kadını tatlı uykusundan evde kopan büyük gürültü koparmıştı. Yataktan telaşla kalksa da kocaman karnı ve hala uykulu olması yüzünden odadan çıkması biraz zaman almıştı. Kapıyı açar açmaz yanından geçen bilgisayardan korunmak için ellerini kulaklarına kapatarak duvarın dibine çöktü.

“AZRA!” diye bağırdı korkunç derecede öfkeli ve kalın bir ses. Ellerini kulaklarından çekerek yarı karanlıkta sesin geldiği yönü bulmaya çalıştı.

“Rahşan” sesinde korku vardı. Neredeydi bu adam? Bu evin hali neydi böyle?

“Odana dön. Sana zarar vermek istemiyorum”

“Hayır dönmeyeceğim. Sen neredesin?”
Adama karşı gelmesi öfkeyle bağırıp duvara kocaman bir şey daha fırlatmasına neden olmuştu. Azra çığlık atarak kulaklarını kapattı.

“LANET OLSUN KADIN. SANA ODANA GERİ DÖN DEDİM! ZARAR GÖRMENİ İSTEMİYORUM”

“Tamam” bu sefer öfkeli Rahşan`la inatlaşmayacaktı. Üç canlı olmasa belki ona yaklaşmaya çalışırdı fakat düşünmesi gereken iki can vardı. Sürünerek kapıya yaklaştı ve açarak içeri girdi. İçeri girer girmez ayağa kalkarak derin derin nefesler almaya başladı. Serin kanlı oluşunun avantajlarını kullanarak hemen kendine gelmişti. Komodinin üzerine bıraktığı telefonu aldı. Kerem`in ismini kaydırarak çalmasını bekledi. O Kerem`in çağrıyı cevaplamasını beklerken salonda aniden kopan büyük gürültü çığlık atarak elini kalbinin üzerine koymasına neden olmuştu.

“Azra?” o sırada cevaplayan Kerem kadının çığlığı ile telaşlanmıştı.

“Kerem hemen buraya gel. Rahşan kriz geçiriyor”

“Hemen geliyorum.”

“Melek`i de ara. Elimdeki telefonda numarası yok. Ezbere de bilmiyorum.”

“Tamam”

Telefonu kapatıp yatağa oturdu. Sevdiği adam orada acı çekiyordu o ise eli kolu bağlı burada oturuyordu. Ona yardım edememek kadını deli ediyordu. Kırk beş dakika sonra Kapı açıldığında kuzenini zapt etmeye çalışan Kerem`in sesini duydu. Rahat nefes alarak yataktan kalktı ve kapıyı açtı. Adım attığı yere dikkat ederek odadan çıktı. Ev aydınlanmıştı. Yerde kollarını tutarak zapt eden Kerem ve Tahir`i onların başında elindeki iğneyi kocasının koluna saplayan Melek`i gördü. Rahşan gözleri kapanırken kendisine bakarak gülümsemişti.

“Çiy  tanesi.”

Kendinden geçmeden önce yarım yamalak bir şeyler söylemişti fakat kadın anlamamıştı.

“Uyudu mu?” diye sordu kocasına yaklaşarak. Etrafa baktığında elini ağzına kapattı.

“Evet” dedi Melek kayınbiraderinin alnına düşen saçlarını geri iterken.

“King Kong`u yatağına taşıyalım Kerem.”

Kafasını yanlara sallayan adam kuzeninin kolundan tuttu.

“Evi tam da King Kong gibi dağıtmış ulan.”  

Adamlar kocasını odasına taşırken arkasından baktı dolu gözlerle.

“Onu bu hale sokan ne Melek?”

“Böyle krizlerin tek sebebi Canan.”

Genç kadın sehpaya oturdu dikkat ederek.

“Onun intiharıdan yıllar geçmesine rağmen hala kendini suçluyor.”

“Ah Canan. Kardeşine öyle bir kötülük yaptın ki. Sen acıların pençesinden kurtuldun ama kardeşini diri diri ateşe attın. Hala yanıyor.” dedi genç kadın yanaklarını kurularken. Dört ay önce Mehlika hanım ona Canan`ı anlatmış Sevgi`ye olan bağlılığını anlamasını sağlamıştı. Sevgi de Rahşan`ın ablası Canan gibi pankreas kanseriydi. Onun da acılara dayanamayarak kendini öldüreceğini düşündüğü için hep onun yanındaydı. Rahşan o gün ablası gözünün önünde intihar ettiği için bir daha tam anlamıyla iyileşemedi. O ölümün üzerine çöktürdüğü karabasan bir gölge gibi hep peşinde oldu. Onu asla rahat bırakmadı.

Genç kadın duyduklarını hazmedebilmek için uzun zaman harcamıştı. Kocası neler çekmişti öyle. Oysa bir zamanlar kendi derdinin en büyük olduğunu düşünür kahrolurdu. Fakat Rahşan dertlerin en büyüğü ile büyümüştü.

“Uyuyan prensi yatağına yatırdık.” diyen kocasına baktı Melek.

“Güzel. Şimdi buraları temzilememde bana yardım edin beyler.”

Dağılmış evi gösterek Melek`e bezgin bakış attı her iki adam. Bakışların farkında olan Melek ellerini çırptı.

“Haydi beyler, iş başına”

İş bölgüsünde kenarda kalan kadın kendini gereksiz hissetmişti.

“Ben de yardım edeceğim” diyen kadına üç kişi de öyle bakmışlardı ki, yerine sinmesine neden olmuştu. “Tamam sustum” ellerini teslim olur gibi kaldırdı ve ayağa kalkarak odasına doğru yürüdü. Üzerine sabahlığını geçirip odadan çıktı ve banyoya girdi. Hamilelikten dolayı baskı gören mesanesini boşaltıp banyodan çıktığında erkeklerin salonda kırılan ne varsa dışarı taşıyorlardı.

Bir saat sonra salondan çok eşya gitmişti fakat her yer tertemiz olmuştu.

“Ellerinize sağlık” diyerek sağlam koltuğa oturdu kadın.

“Teşekkür ederiz” Melek hepsinin yerine teşekkür etmişti.

“Burada kalman tehlikeli Azra”  
Melek`e gülümsediği sırada Kerem`den duyduğu kelimeler kaşlarını çatarak ona bakmasına neden olmuştu. 

“Hayır!” kesin dille reddetmişti onu.

“Bak canım. Rahşan birkaç haftadır kriz geçirmediği için senin onun yanına yerleşmen için plan yaptık. Fakat bugün yanıldığımızı anladık. Kerem`in de dediği gibi burada kalman artık senin ve bebeklerin için çok tehlikeli.” diyen Melek`e şaşkınlıkla baktı kadın.

“Hadi bunlar erkek. Onları anlarım da. Ya sen Melek? Sen nasıl böyle bir şey söylersin bana? Benden ne istediğinin farkında mısın?” diye sordu inanamayan sesle.

“Canım bak-” elini kaldırarak susturdu onu.

“Biliyorum istediğiniz şey benim iyiliğim için. Ben, ben o adamı çok yalnız bıraktım Melek.” Kocasının odasını işaret etmişti titreyen eliyle. “Bana, sevgime ihtiyacı olduğu zamanlarda ben yoktum yanında. Bu sefer onu asla yalnız bırakmayacağım! Anladın mı? Asla! Ölsek de birlikte öleceğiz” acıyla iç geçirdi kadın. Onunla ölmek değil doya doya yaşamak istiyordu. 

“Az önce evden kaç tane haşat olmuş eşya çıkardık haberin var mı senin?”

“Tahmin edebiliyorum Kerem. Benim iyiliğimi de istediğinizi biliyorum. Ama beni kaçırmak istediğiniz o adam zarar görmiyeyim diye odama geri dönmemi emretti bana. Ben de itiraz etmeden uydum. Çünkü diretseydim daha fazla sinirlenir bana zarar verirdi. Biliyorum.”

Tahir karısının yanına giderek beline sarıldı ve bedenini kendine yasladı.

“Azra`nın yerinde sen olsan beni bırakıp gider miydin Meleğim?” Melek hızla ona sarıldı. Öyle sıkı sarılmıştı ki, sanki kaybedecekti az sonra.

“Asla!” dedi kesin dille. Tahir gülümseyerek kadının şakağını öptü.

“O zaman Azra`dan böyle bir şey isteme. Bırak da kardeşimin yanında kalsın. Ona iyi gelecektir bak görürsün.”

Genç kadın kayınbiraderine gülümserken Melek kocasına gözlerinden akan aşkla bakıyordu. Kadın içini tatlı bir kıskançlığın sardığını hissetti. Onlara imrenmişti.

“Bir gün siz de böyle olacaksınız Karlar Kraliçesi.” elini omuzuna koyarak sıkan 

Kerem dikkatini çekmişti.

“İnşallah” diye fısıldamıştı elinde olmadan. Ağzından çıkan kelimeden sonra kafasını 

Kerem`e çevirince kendisine gülümseyerek baktığını gördü.

“Karlar Kraliçesinin kalbi buzdan şatosundan kurtulmuş.”

“Kuzeninin yaktığı ateşe dayanamadı Kerem.”

Kerem kadının omuzunu tekrar sıkarak hafifçe vurdu.

******

Herkes gittikten sonra yalnız kalan kadın derin nefes aldı. Kapıyı kilitledikten sonra koridorda yavaş yavaş yürüdü ve kocasının uyuduğu odanın önünde durdu. Elini kapı kulbuna götürüp birkaç dakika öylece durdu. İçeri girip girmemek arasında kalmıştı. Sonunda onu görme isteği ağır basarak kapıyı açmasını sağlamıştı. Odaya girerek kapıyı ardından kapattı ve karanlık odada yönünü bulmaya çalıştı. Elini duvara dokundurarak elektrik anahtarını buldu ve ışığı zayıf ayağa getirdi. Melek giderken kocasına sakinleştiricinin normal dozunun iki katını enjekte ettiğini ve sabaha kadar deliksiz uyuyacağını söylemişti. Böyle yapmasının sebebi normal doz sakinleştiricinin Rahşan`ı sadece bir iki saatlik uyuşturduğunu ve uyutmadığını söylemişti. Çünkü kocasının sinirleri sakinleştiricinin etkisine giremeyecek kadar yıpranmıştı.  
Kapıdan uzaklaşıp kocasının uyuduğu yatağa yaklaştı. Derin uykudaydı adam. Yanına oturarak elini uzattı ve dağılmış saçlarını okşadı.

“Keşke içindeki acıyı söküp alabilsem hazel gözlüm.” Saçlarını okşayan eli hafif morarmış yanağına gitti. Zorlukla da olsa adama doğru eğilerek yanağını öptü. 

Öperken gözlerinden akan damla adamın yanağını ıslatmıştı. Geri çekildiğinde o yaşları silmişti. Daha fazla odada duramak istemeyerek çıktı ve odasına girdi. Saçlarını toplayarak yatağına girdi. Yorgun düşmüş bünyesi uykuya teslim olurken zihninde sevdiği adamı asla bırakmayacağı düşüncesi dolaşıyordu.

Ertesi sabah rahatsız uykusundan uyandığında saat 9`du. Yataktan kalkarak banyoya girdi ve ihtiyaçlarını giderdi. Çıktıktan sonra odasına dönerek üzerine beyaz tişört ve hamile tulumu giyindi. Saçlarını dağınık topuz yaparak odadan çıktı. Odasından çıktıktan sonra baktığı ilk yer kocasının odasıydı. Oraya doğru yürüyüp kapısını yavaşça açtı ve içeri süzüldü.

Hala uyuyordu.

Kapıyı kapatıp odadan çıktı ve eşyalarının yarısı gitmiş salona girdi. Etrafa üzgün gözlerle bakıp mutfağa doğru ilerledi. Kahvaltılık bir şeyler hazırlayıp masayı donattı ve yemek için oturdu. Dudaklarını yalayarak iştahla masayı süzerken kapı çalmıştı. 

Aşk yaşadığı masayı bırakıp kalkmak kadını zorlamıştı. Kapıya gidip açtığında karşısında gördüğü kişiler sevinçle gülümsemesine neden olmuştu.

“Hoş geldiniz”

“Hoş bulduk”

Kadın gelen misafirlerin en küçüğüne yaklaşarak babasının kucağından aldı. İşaret parmağının tersi ile yanağını severek mis gibi kokusunu içine çekti.

“En çok sen hoş geldin Şifa`m” dedi bebeği hala severken.     

 “Ha biz pek hoş gelmedik yani öyle mi?”

“Aşk olsun Melek. Ben öyle mi dedim?” diye sordu hala bebeği severken. Yüzüne bile bakmamıştı. Tahir karısının kulağına eğildi.

“Yavrum” öyle bir ses tonuyla söylemişti ki o kelimeyi, kadının dizlerinin bağı çözülmüş, bedeni titremişti. Kafasını hızla kocasına çeviren kadın siyah gözlerinin yandığını gördü.

“Yapma Tahir`im” sesindeki çaresizliği soluyan adam gülümsemişti. Onu böyle olmadık yerlerde çıldırtmayı seviyordu. Zaten tutkulu olan karısı şimdi yerinde duramayacak hale gelmişti. Bu iyiydi. Çünkü eve gidince kızını hemen yatıracak olan karısı resmen üzerine atlayacaktı. Şimdiden sabırsızlanmıştı.

Birkaç dakika sonra Şifa`dan kopmayı başaran Azra nihayet misafirperver ev sahibi gibi davranarak misafirlerini gerektiği gibi karşılamıştı. Onları hazır kahvaltı sofrasına davet etmiş, çaylarını koymuş koyu bir sohbete dalmışlardı. Kahvaltıdan sonra Şifa`yı emziren Melek ve sofrayı toplayan Azra`yı muftakta bırakarak oradan çıktı ve kardeşinin odasına girdi.

Uyuyordu.

Yüzünde acılı bir ifade vardı. Belli ki, kabus görüyor fakat uyanamıyordu.

“Ulan Melek. Ne gerek vardı bu kadar sakinleştiriciye? Fil uyutuyorsun sanki.”
Söylenerek kardeşini görebilecek yere karşıdaki koltuğa oturdu. Dirseğini koltuğun kolçağına yaslayarak elini çenesine dayadı ve kardeşini izlemeye başladı. Onu izlerken aklına üşüşen yakın geçmiş, düşüncelere dalmasını sağlamıştı. Dört ay önce babası öldüğünde içindekileri ona kusamadığı için deliren adam Mehlika hanıma gitmiş babasına sorması gereken hesabı ona sormuştu.

“Baba dediğim kişi beni asla sevmedi Mehlika hanım. Çünkü ben evlilik dışı ilişkiden doğan bir piçtim. Babam bunu yüzüme vurmaktan asla çekinmedi. Annemi hep dövdü. Ona karşı geldiğimde beni de dövdü.” Demişti öfkeyle. “Kocanız annemi hamile bıraktıktan sonra annemin söylemiş olmasına rağmen onu bırakıp gitmiş. Ayakkabısına bulaşan bir pislik gibi tiksinerek çimenlere silip gitmiş. O gün evlilik dışı hamile olduğunu öğrenen dedem, annemi arkadaşının kısır oğlu ile evleneceğini söylemiş. Tabi öncesinde annemi bir güzel hırpalamış. Bana zarar gelmemesi için pek dövememiş. Çünkü ben onları borç batağından kurtaracak altın bilettim. Babam kısır olmasının suçu sanki annemdeymiş gibi geçen her gün ondan nefret etmiş ve kötü davranmaya başlamış. Kamil Ağaoğlu dışarıda kibar, nazik bir adam olarak bilinirken evde tam bir zalimdi. Ben on beş yaşıma kadar onun zulmüne dayandım fakat zavallı annem dayanamadı. Dokuz yaşımdayken kalp krizinden kaybettim onu. Siz şimdi bana kalkmış kocasınızın benden haberinin olmadığını mı söylüyorsunuz? Yapmayın Allah aşkına. Küçük Yusuf bile inanmaz buna.” demişti alayla.
Mehlika hanım yalan yanlış bilgilerle doldurulmuş adama bakmıştı acıyarak. Yıllarca intikam denen zehir zemberek duygunun esareti altında yaşamıştı.

“Bak oğlum. Annen sana ne anlattı bilmiyorum ama ben sana doğruları söylüyorum. Mahir o zamanlar benimle kavga etmiş ve arkadaşına gitmiş içmişti. O sırada evde olan arkadaşının kardeşi yani annen ona yaklaşmış. Zaten onu seviyormuş ama benim yüzümden yaklaşamamış. Ayrıldığımızı duyunca fırsat bilmiş. Affet oğlum ama söylemem lazım. Mahir ile birlikte olmuş. Ve sana hamile kalmış. İnan bana babanın yani Mahir`in senden hiç haberi olmadı. Annen sadece onu durdurmaya çalıştı başka ülkeye gitmek istediğinde. Ama durduramadı. Mahir Almanya`ya gitti o yıl. Onun gittiği ay anlamış annen hamile olduğunu. Sonrası da senin anlattığın gibi olmuş zaten. Annen Mahir`e ulaşamadığı için mecbur evlenmiş Kamil Ağaoğlu ile.”

“Bunları nereden biliyorsunuz?” diye sormuştu. Çünkü Mehlika hanım yalan söylüyormuş gibi görünmüyordu. Konuştuklarında da çok emindi.

“Annenin arkadaşı Fatma anlattı.”

Mehlika hanım sıkı araştırma yapmış, sonunda Fatma`ya ulaşmıştı. Onunla konuşmuş bu bilgileri elde etmişti.   

Fatma teyzesi ona neden anlatmamıştı ki bunları? Sinirle sıkmıştı dişlerini. Ölmüş kadına hesap da soramazdı şimdi. Fakat Fatma`nın kızı ona annesinin mektubunu ulaştırınca Mehlika hanıma inanmıştı. Mektupta Fatma annesinin zoruyla yemin ederek sustuğunu, o yüzden bunca sene onun intikam ateşiyle yanmasına neden olmuştu. Mektubun geri kalanı özürden ibaretti. Affetmişti adam Fatma`yı.
O  gün Tahir Ağaoğlu içinde yıllarca boşu boşuna büyütüp beslediği inkitam ateşini söndürmüş, küllerini havaya savurmuştu.  

 Artık kardeşini kabullenmişti. Zaten Rahşan da onun kim olduğunu biliyordu. Şifa doğmadan birkaç saat önce uyuduğunu düşünüp onun yanında fütursuzca konuşup sırlarını açığa çıkarmışlardı. Zaten Rahşan gözlerini açarak duyduklarını onlara söylediğinde Melek`in doğum sancısı başlamış konuşmaları yarım kalmıştı.

Doğumdan sonra Tahir kardeşinin yanına gitse de Rahşan psikolojisi fazlasıyla bozuk zamanlarda olduğu için onu kovmuş, çok ağır konuşmuştu. O günden beri karşısına çıkmamıştı kardeşinin. Şimdi gelmişti ama nasıl tepki vereceğini kestiremiyordu. Bu sefer de sert tepki verirse onu kazanmak için çaba sarf edecekti.

Pes etmeyecekti.

Onu kazanacaktı.

Kendini affetdirecekti.

Kardeşini bir süre daha izledikten sonra ayağa kalktı ve salona geri döndü. O kadar sakinleştiriciden sonra adam yakın zamanda uyanacak gibi değildi. Salona girdiğinde Şifa ile oynayan karısı ve yengesini gördü. Azra Rahşan ile olan durumunu öğrendiğinde sıkı bir hesap sormuş sonra karısı Melek ve onun taşıdığı diğer melek için affetmişti kendisini.    

Azra da kendisi gibi dişliydi. Asla pes etmeyen yapısı vardı. Bunu dün de görmüştü. 

Sevdiği adam için kendi canını bile hiçe saymıştı. Takdir edilesi kadındı doğrusu.
Kardeşinin de kendisi gibi şanslı olmasına sevinmişti. İkisinin de muazzam kadını vardı çünkü.

Yanlarına gittiğinde Melek ona aşkla bakmış adamın içini eritmişti. Azra onun gelişini fark bile etmemişti. Şifa`yla oynamaya o kadar dalmıştı ki. Gülümsedi adam.
Tahir karısının yanına oturup kolunu omuzuna attı ve narin bedenini kendine çekti.

“Meleğim” derinden gelen bariton sesi kadını titretmişti.

“Tahir`im” dedi kadın akışkan çikolata gibi sesiyle. Adam hınzırca sırıttı.

“Bana böyle bakmaya devam edersen evdeki boş odaya götürüceğim seni.”
Melek adamın göğsüne vurdu omuzuyla.

“Oturuyoruz burada. Neden odaya gidelim ki?” anlamazdıktan gelmişti. Tahir Azra`ya kısa bir bakış attı. Dünyadan soyutlanmış kızını seviyordu. Onun bakmadığına emin olduktan sonra elini karısının eteğinin altına soktu. Gözleri irileşen Melek adamın elini itmeye çalışsa da başarılı olamadı. Tahir kulağına eğildi karısının.

“Anlamazlıktan gelme yavrum. O odaya gitme düşüncesi bile sırılsıklam olmana yetti bile. Bilmiyor muyum sanıyorsun?” Melek inlememek için dudaklarını birbirine bastırırken duyduğu sesle şok olmuştu.

“Doktorumla cilveleşmeyi kes abi” odadaki her üç yetişkin de kafasını sese çevirmişti. Tahir abi hitabı için sevinirken diğer kadınlar onun uyandığı için mutlu olmuşlardı.

“Şu an çalışma saatleri içinde değiliz. Şimdi o senin yengen benim de karım kardeşim.” diyerek karısına daha sıkı sarıldı. Rahşan gözlerini devirerek koltuğa attı kendini. Saçlarını karıştırarak şakaklarını ovdu. Suratı ifadesiz olduğu için genç kadın onun nasıl olduğunu anlayamamıştı. Kucağında minik bebekle ona bakarken kocası onu hissetmiş gibi bakışlarını ona çevirdi.

“İyi misin Azra?”diye sordu. Sesinde suratından farklı olarak ilgi vardı. Biraz da suçluluk. Üzülmüştü genç kadın.

“İyiyim ben merak etme Rahşan. Sen nasılsın?”

“Üzerinde filler tepinmiş gibi” gözlerini kısarak Melek`e baktı. Sakinleştiricinin dozunu arttırmıştı. Bunu biliyordu. Çünkü uyumuştu tüm gece ve sabah.

“Uyuman lazımdı Rahşan. Çok kötüydün.” diye açıklama yaptı yengesi.

 “Kabus mu gördün?” bu sefer soru ağabeyinden gelmişti. Ona uzun zamandı kızgındı fakat uyandığında aklına ilk gelenlerden olmuş, hayatın kin tutmak için çok kısa olduğunu hatırlamıştı. Olan olmuştu zaten. Hiçbir şeyi geri getiremezdi. O yüzden affetmeyi seçmişti.

“Evet” ağabeyini yanıtlayan adam elini yanağındaki morluğa götürdü. Hafifçe dokunarak parmağını oraya bastırdı. Ağrıyınca yüzünü buruşturdu. “Bana hanginiz vurdu?” tek kaşını kaldırarak baktı ağabeyine. Ağabeyi

“Ben” dedi ona bakarak. Azra elini ağzına götürdü. Onu zapt etmek için vurmuşlar mıydı yani?

“Ona vurdun mu?”sorusu havada kalırken, Rahşan

“Sana karşılık vermedim değil mi?” diye sordu.

"Aksine vurunca hoşuna gitti.” dedikten sonra kafasını yanlara sallamıştı. İki kadın da elinde olmadan kıkırdamıştı. Rahşan gözlerini kısarak baktığı ağabeyinden bakışlarını alarak kulağına çalınan muazzam sesin sahibine çevirdi. O kadar güzeldi ki kıkırdarken. Aniden karanlığında patlayan ışık gözlerini kapatmasına neden olmuştu. Bir araba yuvarlanıyordu yoldan aşağı. Öyle hızla yuvarlanıyordu ki, adam bir an nefessiz kaldığını hissetmiş elini boğazına götürmüştü.

“Rahşan” diyerek telaşlanan kadının elini omuzunda hissetmişti. gözlerini açarak kafasını ona çeviren adam gülümsemeye çalıştı. Araba yuvarlanırken içinde gülümseyen bir kadın vardı.

Hiç hatırlamadığı.

Kimdi o kadın?

Yine o lanet karanlığın bir oyunu muydu?

“İyiyim Azra” dedi sakin sesle. Yanıtı ile kadının yüzünde peydah olan müthiş rahatlamayı izlerken keyiflenmişti.

“Tamam diyerek” geri çekilen kadın sırtını koltuk yastığına yaslamıştı. Son zamanlar hamileliği yüzünden beli ağrıyordu. Belli etmese de şu an çok kötü ağrı vardı belinde. Yatmak istiyordu. Fakat misafirlere ayıp olur diye bu lanet acıya katlanıyordu.         

“Azra”

“Efendim Melek” bakışlarını sevdiği adamdan çekip eltisine yöneltti kadın. Melek kucağında mızmızlanan kızını gösterdi ona.

“Bana bir oda gösterir misin?” diye sorunca Azra kocasına baktı. Kendi evleri olsa da 

Rahşan bunu bilmiryordu ve o şimdilik bu evde yabancıydı.

“Odaları biliyorsun Azra. Yengemi birine götür. Yeğenim acıkmış”

“Tamam”

Kadınlar odaya geçerken yalnız kalan kardeşler bir birilerine baktı. Tahir konuşmanın tam zamanı olduğunu düşünüp boğazını temizledi.

“Özür dilerim kardeşim”

“Yalan yanlış şeylere inandığın için sana kızgındım abi ama geçti. Annem bana her şeyi anlattı. Özür dilemene gerek yok benden.”

Tahir ona `Benim yüzümden acı çektin. Babanın iflas etmesine neden olmasaydım seni sevmeyen bir kadınla evlenmez, mutsuz olmazdın.` diyemedi.

Hatırlamıyordu çünkü.

“Sen yine de affet beni kardeşim”

“İçin rahat edecekse ettim abi. Tasalanma artık.”

Tahir mutlulukla gülümsedi. İçinde tuttuğu ağır sır aniden gırtlağına yapışınca nefessiz kalarak gülümsemesini yüzünde tutmakta zorlanmıştı.

O sır ki, sevdiği kişilerin özellikle aşık olduğu kadının hayatını etkileyecek güçteydi.

******

“Tamam Yiğit. Sen bana evrakları Kasım ile ulaştır, imzalayayım.” Genç kadın telefonu kapatıp kucağındaki leblebi kasesinden kavrulmuş nohut aldı. Nohutu çiğnerken aklına aradan geçen iki hafta gelmişti. Rahşan ile araları iyiydi. Gittikçe alışıyordu kendisine. Kriz de geçirmemişti. En çok buna şükrediyordu. Rahşan ile hayat güzeldi ama onun arkasından iş çevirmek, gözlerine baka baka yalan söylemek artık kadının vicdanını sızlatmaya başlamıştı. Ona kendisini kimsesiz diye tanıtmıştı ama evden şirket yönetiyordu. Sağolsun Yiğit vekaleten şirketin başına geçmişti. Bir tek en büyük hissedar olduğu için imza yetkisi ondaydı. Çok önemli toplantılara da sesli ve görüntülü telefon görüşmeleri ile katılıyordu. Hamile olduğunu bildikleri için kimse Azra Hanım neden yok diye sorgulamıyordu.

Artık minik mucizeleri vardı hayatında. Kendini onlarla teselli edip babalarının yanındalar diyerek sakinleştiriyordu. 

Ağzındakini yuttuktan sonra nefesini dışarı bıkkınlıkla üfledi. Çalan telefonuna bakan kadın ekranda beliren isim ile gülümsedi. Onu özlemişti. Hemen cevaplamıştı çağrıyı.

“Baba” demişti özlemle. Onu iki haftadır görmüyordu. Kerem plan gereği kimseyle görüştürmüyordu kendisini. Bazen buna kızsa da hak veriyordu. O ne yapıyorduysa kuzeninin iyiliği için yapıyordu.  Biliyordu.

“Güzel kızım nasılsın? Torunlarım nasıl?”

Azra babasının sesindeki özlemi daha ilerisi; hasreti sezince ağlama isteğini zorla bastırdı.

“İyiyiz baba. Sen nasılsın? Bedriye teyze nasıl?” gözleri dolmuş, sesi titremişti. 

Babasına sarılmayı o kadar özlemişti ki. Burnunun diğeri sızlamıştı.

“İyi o da kızım. Yanımda. Selamı var sana” babasının da sesi titremişti. Alt dudağını ısırdı.

“Aleyküm selam. Kendine dikkat ediyor musun baba? ”

“Ediyorum kızım. Ben etmesem bile Bedriye teyzen tepemde. İçin rahat olsun.”

“Hım. Sesinizde biraz sitem sezdim Selim bey.”diyerek babasına takıldı.

“Kebaplarıma hasret kaldım kızım.” dediğinde genç kadın kahkaha atmıştı. Babası küçük çocuk gibi şikayet ediyordu. 

Onunla konuşmak Azra`ya o kadar iyi gelmişti ki, kendini çok iyi hissetmişti. Biraz daha babasıyla ve Bedriye teyzesiyle konuştuktan sonra telefonu kapatmış odasına götürerek saklamıştı. Salona geri geldiğinde boş leblebi kasesini alarak mutfağa götürdü. Kaseyi yıkadıktan sonra yerine koydu. Ellerini kurulayıp ocaktaki nohutlu pilavı kontrol etti. Suyunu çekmesine az kalmıştı. kenarda tiftiklediği tavuk göğsünü tezgaha koyarak beklemeye başladı. Beş dakika sonra pilav suyunu çektikten sonra ocağın altını kapatarak pilavı dinlenmeye bıraktı. Ardından pilavı tencerede kenara çekerek tiftiklenmiş tavuk göğsünü yanına koydu. Tavuk pilavın yanında ısınacaktı. Tencerenin kapağını kapattıktan sonra bakışları duvardaki saate takıldı.

Saat 19:00`dı.

Kocasının gelmesine az kalmıştı. Eli kulağındaydı. Heyecanla etrafa bakarak mutfağı kontrol etti. Dağınıklık yoktu. Zaten bu sabah temizlik şirketi elemanları evi dip bucak güzelce temizlemişlerdi. Genç kadın da yemek yaparken temizlik hastası kocasını deli etmeyecek kadar ortalığı dağıtmış sonra hemen temizlemişti.
Kapı çaldığında derin nefes alarak mutfaktan çıktı. koridorda pormantonun aynasına bakarak kendini kontrol etti. İçinden yemek kokmaması için dua ederken kapıyı açtı. Sevdiği adam sağ elini kapı pervazına dayamış sol eliyle kravatını gevşetiyordu. Saçları dağılmıştı. Onları düzeltmek isteğiyle tutuştu biranda.

“Hoş geldin” dedi fazla heyecanlı görünmemeye çalışarak. İçeri giren Rahşan yorgun gülümseme sundu kadına.

“Hoş bulduk” ayakkabılarını çıkararak paltosunu omuzlarından sıyırdı. Portmantoya astı. “Ev çok güzel kokuyor Azra. Yemek mi yaptın?” diye sorarak Azra`ya döndü.

“Evet. Tavuklu nohutlu sokak pilavı yaptım. Sever misin?” kadının kendi sesi kulaklarına çalındığında heyecanlı olduğunu duymuştu. Kendi kendine gülmek istedi. Bir zamanlar karşısındaki adam, onun için yemek yapmak bir yana ölse su vermeyecek kadar bir hiçti gözünde.

Şimdiyse tırnağına zarar gelse canı yanacak kadar değerliydi.

Pişmanlık göğsünü kavlayarak canını yakmıştı. Yumruklarını sıktı. Tırnakları hilal şeklini avucuna nakş ederken hissettiği sızı içini rahatlatmıştı. Vicdan sızısının keskin acısının yanında hiçbir şeydi avucundaki acı.
Rahşan karşısındaki kadının içindeki kanlı vicdan muharebesinden habersiz parlayan gözlerini ona dikti.

“Yanında biber turşusu da var deme.”

“Salatalık turşusu bile var”

Rahşan tebessüm ederek iki büyük adımda yanına vardı ve kadının yanağını okşadı elinin tersiyle.

“Bu evden dışarı çıktığımda üzerime çullanan karanlığım şu eşikten içeri adımımı attığım anda cehhenem ateşi görmüş şeytan gibi çığlık atarak benden uzaklaşıyor Azra. Sen bu eve doğmuş bir güneşsin.” dedi akıllara zarar etkili bir ses tonuyla.

“Bence güneş sensin Rahşan. Ben ise geceleri senin ardından doğan ay. Senin ışığın olmasa ben asla görünmem” demek istedi ama diyemedi. Onun yerine

“Haydi üstünü değiş de gel. Yemek yiyelim. Acıktık biz” dedi karnını okşayarak. Bu güzel anı bozduğunun farkındaydı ama mecburdu. Yoksa kemiksiz dili, içindeki aşkı haykıracaktı. Rahşan gülümseyerek kadının karnına baktı.

“Üstümü değişip geliyorum. Minik canavarları aç bırakmak istemem doğrusu” diyerek odasına doğru yürüdü. Odasında üzerini değişip banyoya girdi ve kısa bir duş alarak mutfağa girdi. İçeri girdiğinde kadın sofrayı kuruyordu.

“Beni bekleseydin keşke. Yardım ederdim Azra”
Sesini duyan kadın ona dönerek gülümsedi. Rahşan o her gülümsediğinde içinde bir yerlerde oluşan küçük kıpırtıyı hissediyordu. Hafızası yerinde olsaydı tam sevilmelik bir kadındı Azra. Tabi bir de evli olup hamile olmasaydı. İç geçirdi çaktırmadan.

“Bitti zaten. Sen geç otur ben pilavı sevris edeyim” Rahşan kafasını sallayıp masaya geçti. Azra pilavı kasenin içine koyarak tabağa çevirip yanına da turşuları koydu. İlk önce kocasının önüne koyup kendisi içinde aynı tabağı hazırladı. Masaya geçtiklerinde afiyetle yemeye başladılar yemeklerini.

“Azra sen gerçek bir aşçısın. Ellerine sağlık. Pilav çok güzel olmuş.”
Kocasının bayıla bayıla yediği yemek için iltifat etmesi hoşuna gitmişti kadının. 

“Teşekkür ederim” kendi yaptı diye demiyordu ama pilav gerçekten de lezzetliydi. Yemekten sonra Rahşan`ın demlediği çayı içerken kadın

"Bu gece benimle yatar mısın?" diye soruverdi aniden. Rahşan elindeki bardağı tabağına bırakıp kadına baktı merakla.

"Anlamadım?"

Azra sorduğu sorunun farklı yöne çekilebilirliğini hatırlayınca utanarak bakışlarını kaçırdı kocasından.

"Canavarlar kaç gecedir beni uyutmuyorlar. Sürekli hareket halindeler. Bu beni çok yoruyor. " dedi gözleri dolu dolu. Ağladı ağlayacaktı. Neden böyle olmuştu hiç anlamamıştı.

Hamilelik hormonları yüzünden diye düşündü.

"Tamam." dedi adam kadının bu değişken hallerini keyifle seyrederken.

"Üstelik belim de çok ağrıyor. Onlarla uyuyasıya kadar konuşsan? Biliyorsun senin sesinle sakinleşiyorlar. Ama istemezsen de -" dinlemeden kendi kendine konuşması adamı eğlendiriyordu. Tamam demişti az önce. Duymamıştı.

"Azra. Tamam dedim."

"İstemedim var- . Ne tamam mı?" dolu gözleri şaşkınlıkla baktı Rahşan`a.

"Kaç gecedir uyuyamadığının farkındayım. İşe yarayacaksa tamam. Yaramazlarla sohbet etmeyi ben de özledim."

"Teşekkür ederim."

"Önemli değil. Haydi siz benim yatağa geçin. Orası daha büyük. Rahat edersiniz. Ben de şu ortalığı toplayayım geliyorum."

Kadın anında sevinçle parlamıştı. Onu mutlu etmek bu kadar kolaydı işte.

"Ben yapsaydım."

"Azra!"

"Üf aman tamam ellemedim. Düzen manyağı seni."
Nazlanarak odasına giden kadının arkasından kafasını sallayarak baktı.

******

Azra  dizinin üstüne kadar inen pijamasını giyerken sanki seksi bir gecelik giyiyormuşcasına heyecanlıydı. Aylar önce bebeğine hamile kaldığı sevişmesini gerçekleştirdiği gecedeki gibi heyecanlıydı hem de. Aklına üşüşen o görüntüleri düşünmekten kaçınsa da görüntüler inadına geri geliyor kadını ateşler içinde bırakıyordu. Özellikle kocasının erkekliğini okşayarak tepeden kendisini izlediği görüntü.

Saçlarını hırsla toplarken resmen yoluyordu. “Lanet olsun! Çıksanıza aklımdan.” dedi sıkılı dişlerinin arasından. Sakinleşmek adına odasından çıkıp banyoya girdi ve yüzüne soğuk su çarptı. kafasını kaldırıp aynadaki aksine baktığında oradaki kadının gözlerindeki tutku kendisini ürkütmüştü.

Kendisini hatırlamayan kocasını istiyordu. Kafasını salladı. Derin nefes alarak banyodan çıktı. Mutfaktan sesler geliyordu hala. Demek Rahşan odasına gitmemişti. Ayaklarını sürüyerek onun odasının önüne geldi ve kapıyı açarak içeri girdi. İçeri girer girmez yüzüne vuran o koku ciğerlerini bayram yerine çevirmişti. Fazla düşünmeden yatağa doğru yürüdü ve örtüyü çekerek güzelce katladı ve kocasının yaptığı gibi koltuğun üzerine koydu. Yorganı kaldırarak yatağın sağ tarafına geçti. Sol tarafta Rahşan`ın uyuduğunu biliyordu çünkü. Sırtını yastıklara yaslayarak rahatlmaya çalışsa da hareket eden bebekleri yüzünden rahat olamıyordu.

“Minik fasulyelerim benim. Annelerinin güzelleri. Rahat dursanıza iki dakika. Anneniz iki haftadır beli yüzünden acı çekiyor. Biraz dinlensin. İçeride saklambaç mı oynuyorsunuz ne?” sitem ederken Rahşan`ın içeri girdiğini ve dediklerini duyduğunu fark etmemişti.

“Belin iki haftadır mı ağrıyor?” kendini tutamamıştı. Azra ufak çığlık atarak ona baktı. Korkmuştu. “Seni korkuttum” dedi sıkıntıyla.

“Biraz”

“Kusura bakma” 

Üzgün olduğunu bildirip dolaba yaklaştı ve kapağını açtı. Giyeceği pijama altını ve siyah atletini alarak kapıya doğru yürüdü.

“Önemli değil. Geliyor musun?”

“Üzerimi değişip geliyorum.”dedi. Odadan çıkmıştı hemen ardından. Azra karnına dokundu.

“Babanız bu gece uyuyamayacak” diyerek kıkırdadı. Çünkü Rahşan üzerinde iç çamaşırı hariç her şeyini çıkartıp uyurdu. Şimdi o var diye giyinik yatacaktı yatağa. Gecesi hayli sıkıntılı geçecekti emindi. Rahşan odaya geldiğinde önce ışığı kıstı. Ardından yatağa geçti. Sırtını yatak başına yaslayarak kendisini izleyen kadına baktı.

“Neden bana belinin ağrıdığını daha önce söylemedin?”

“Sana yeterince yük oluyorum zaten Rahşan. Bir de belim ağrıyor deyip daha da yük olmak istemedim. Hem iki haftadır ara ara ağrıyor. Sürekli değil.”

“Saçmalama Azra. Bana yük falan olduğun yok. Aksine bu evde yaşayarak beni mutlu ediyorsun”

“Beni evine aldığın için tekrar teşekkür ederim. Bu soğuk kışta bu halimle nerede kalırdım bilmiyorum.” dese de içi sızlamıştı. Ona yalan söylemek gün geçtikçe daha fazla canını yakıyordu. Rahşan onun elini avucuna aldı ve dudaklarına götürerek öptü.

“Minik canavarlarla konuşmanın zamanı geldi.”

“Sesini duyar duymaz duruldular bile”

Gülümsedi adam.

İyi. Çünkü onlara güzel bir hikaye anlatacağım. Bu hikaye iki kardeşin hikayesi.” Azra derin nefes alarak sevdiği adamın anlatacaklarını dinlemek için kendini hazırladı. “Bir gün bir kız çocuğunu hastaneye götürdüler. Kızın hastalığı çok ağırdı. Onun tek yaşam şansı beş yaşındaki küçük erkek kardeşinden alınacak kandı. Kardeşi aynı hastalığı mucizevi bir şekilde yenmiş ve kanında o hastalığı yok eden bir bağışıklık oluşmuştu. Doktor beş yaşındaki çocuğa anlattı ve ablasına kan verip veremeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı sonra derin bir nefes aldı ve eğer kurtulacaksa kanımı veririm dedi. Kan nakli ilerlerken ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı. Ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu. Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle sordu doktora; doktor bey ben hemen mi öleceğim?” genç adam kafasını sallayarak hikayesini bitirdi. “Küçük çocuk doktoru yanlış anlamıştı. Vücudundaki tüm kanı ablasına vererek öleceğini sanmıştı. Siz de bir birinizi böyle sevin küçük meleklerim. Kız kardeşin için gerekirse canını bile vereceksin minik şovalye. Çünkü kız kardeşler anne gibi severler. Çünkü kız kardeşler kardeşlerini uğruna ölecek kadar severler. Ablam yaşasaydı keşke. Onun için tüm kanımdan vargeçerdim.”son kelimelerini söyleyip sustuğunda burnunu çeken kadın dikkatini çekmişti. Kafasını kaldırıp baktığında yaşlarla bezenmiş mor menekşelerle kendisine bakan kadını gördü. Ağlayarak elini uzattı ve adamın sakallı yanağını okşadı.

“Bu hikayeyi nereden duydun?”diye sordu. Rahşan avucuna bastırdığı yanağını hareket ettirdi.

“Youtube`da video çıkmıştı karşıma. Dikkatimi çekmişti ve izlemiştim. Hikaye çok etkilemişti beni.”

“Canavarlar uyudu” dedi gülümseyerek. Ağlayarak gülümsemek garibine gitse de yadırgamamıştı. Kafasını salladı adam.

“İsim düşündün mü?”

“Cihan ve Canan” tepkisini bekledi kadın.

Canan ismini duyan adamın bakışları hızla kadını bulurken, içinde uluyan acıyı görmüştü Azra. O acı ki hiç susmayan yanardağ gibi adamın içini dağlıyordu. Göz bebekleri titremiş, dudaklarını bir birine bastırmıştı. Uzun süren sessizlik ortamı avucunun içine alıp un ufak ederken kadın düşündüğü isimleri hemen söylediği için pişman olmaya başlamıştı. 

“Hiç kusura bakma Cihan. Benim prensesim şimdiden Canan.” Demişti elini kadının karnına koyarak. Rahatlayarak gülümsedi kadın. İsmini duyduğu an Canan`ı herkesten ayrı tutacağını biliyordu zaten. 

“Azra?”

“Efendim” daldığı düşüncelerinden kurtulup kocasına odaklandı.

“Neden Cihan ve Canan?”

Derin nefes aldı. Beklediği soru gelmişti. Cevabı da hazırdı.

“Eşimin ablasının ismi Canan. Genç yaşında kanserden ölmüş. Eşim onu çok seviyordu. Ve ölümünden sonra asla tam olarak iyi olmadı.” Söylediklerinin hepsi gerçekti. Bu sefer yalan yoktu.

“Allah taksiratını affetsin.”sesi boğuk çıkmıştı. Kendi ablasını düşündüğü aşikardı.

“Amin”

“Bu kadar yeter. Prensesle, Şovalye uyuduğuna göre şimdi de anneleriyle ilgilenmemiz lazım.”

“Ne yapacaksın?” diye sorunca yataktan çıkan Rahşan ona bekle ve gör bakışı atarak odadan çıktı. Azra deli gibi merak içinde kocasını beklerken az kalsın hiç adeti olmayan şeyi yapıp tırnaklarını yiyecekti.

Birkaç dakika sonra geri geldiğinde elinde sıcak su torbası vardı. Yatağa yaklaşarak oturdu.

“Arkanı dön”

“Neden?”

Gözlerini devirdi adam. Bir kere de sorgulamadan yapsaydı ya dediğini.

“Dön göreceksin Azra.”

Kadın bu sefer itiraz etmeden arkasını döndü. Beline konan sıcak su torbası ile irkilse de tenine yayılan sıcaklık rahatlamasını sağlamıştı.

“Nereden öğrendin bunu?” diye sordu mayışmış sesle.

“Sekreterim Simay`ı arayıp bilgi aldım”

“Evli mi?”

“Evet. İki tane de çocuğu var”

“Hım. İyi”

Kadının anlamsız karşılığını sıcak suyun mayıştırıcı etkisine veren adam bir şey söylememişti.

Yarım saat sonra kendini iyi hisseden kadın. Torbayı çektirmişti belinden. Hem kendini iyi hissetmiş hem de uykusu gelmişti. Rahşan torbayı mutfağa götürdükten sonra geri geldiğinde kadının yarı uykulu halde bulmuştu. Yanına yatınca Azra ona dönmüş gözlerini açmadan

“İyi geceler Rahşan. Her şey için teşekkür ederim.”diye mırıldanmıştı. 
İçindeki isteği engelleyemeyen adam bir şey söylemek yerine kadına doğru eğilmiş dudağının kenarına yakıcı öpücüğünü kondurmuştu.

2 yorum: